SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Aksu TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipaş TV, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet biz de mürşidimizden destur alacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, af buyrun, inşaAllah. Dünyadaki Müslüman nüfusu ile ilgili bir araştırma vardı Hocam Sabah Gazetesi’nde. Yapılan araştırmaya göre; dünyadaki Müslüman nüfusu gelecek 20 yılda yüzde 35 artacakmış inşaAllah. 2030 yılında Müslümanlar dünya nüfusunun yüzde 26,4’ünü oluşturacaklarmış. Şu an bu oran yüzde 23.4’müş. Amerika’da Müslüman nüfus 2,5 kat artacakmış. Dünyada en çok Müslüman Endonezya, Pakistan ve Hindistan’da yaşıyormuş. Türkiye sekizinci sıradaymış Müslüman nüfus açısından.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet bu konuda bilgilendik, başka ne vardı Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Sabah Gazetesi’nden Şeref Oğuz, Yeni Gerçek Dergisi. “Doğu’nun yükselişi” başlıklı bir yazı yazmış. Yazısında; “Türkiye’nin değil, tüm dünyanın ekseni Batı’dan Doğu’ya kayıyor. Bu gerçeği kavrayanlar yarına uyum sağlayacaklar. Dinazorlaşan şirket, kurum ve kafalar ise, ne olduğunu anlayamadan tarihe gömülecekler. Bu kriz dünyaya düşen bir meteora benziyor.” demiş. Ekonomik krizin 2014’e kadar süreceğini ilk siz söylemiştiniz Hocam, inşaAllah. Daha sonra Dünya Bankası yetkilileri, sair ekonomistler 2014’ü zikrettiler sizden sonra.
ADNAN OKTAR: Ne diyorsun, yorumla biraz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Allah’ın izniyle Türk-İslam Birliği’nin getireceği bereket ve bolluk, şu anda hafif hafif anlaşılmaya başlanmış gibi geliyor bana, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Hafif hafif mi? Herkes koro halinde söylüyor, anlatıyor. Toptan, konuşmayan yok. Ama şöyle; bir kısmı Türk-İslam Birliği geliyor, diyor. Bir kısmı da diyor ki; Türk-İslam Birliği gelmiyor. Gelmiyorsa niye heyecanlanıyorsun? Niye gece-gündüz gündem yapıyorsun? İki konunun çok üzerinde duruyorlar, biri Mehdiyet, biri de Türk-İslam Birliği. Koro halinde bir güruh; Mehdi (a.s.) gelmeyecek, Türk-İslam Birliği olmayacak, diyor. Bir kısmı da diyor ki; Türk-İslam Birliği oluyor, Mehdi (a.s.) da gelecek. Her ikisi de Mehdiyet’ten kaynaklanıyor, her iki düşünce de. Çünkü gelmeyecek denmesi de, gelişi çabuklaştıran bir sistemdir. Mehdi (a.s.) gelmeyecek dedin mi, Mehdiyet müthiş gündeme gelir. Türk-İslam Birliği olmayacak dedin mi, inadına olur. Öyle bir sistem vardır, Allah öyle bir sistem yaratmıştır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: inşaAllah Hocam. Bugün Hürriyet Gazetesi’de Hadi Uluengin; kendisi gibi liberal olan gazetecilere, AK Parti’yi destekledikleri için çok fazla sayıda eleştiri geldiğini yazmış. Bu eleştirilere karşı bir liberal olarak ilkesel bir anlayışı olduğunu, AK Parti’nin bütün hata ve zaaflarına karşın, en çok bu partinin ülkeyi demokratikleştirme ve özgürleştirme çabasının bulunduğunu, bu nedenle söz konusu çaba devam ettiği sürece, AK Parti’yi destekleyeceğini söylemiş. Ayrıca, ulusalcı kesimin; Türkiye İran’a dönecek, gibi komik, vehim yada demogojilerden etkilenmediğini, AK Parti evrensel demokrasiye yaklaştığı sürece onu destekleyeceğini, uzaklaştığı ölçüde de eleştireceğini yazmış.
ADNAN OKTAR: İşin doğrusu, AK Parti samimi yaklaşıyor demokrasi konusunda. Hakikaten demokrasiyi savunuyor, belli. Fakat benim en çok AK Parti’nin üzerinde durduğum nokta, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı cesur ve kararlı tavrı. Ben en çok oradan beğeniyorum. Ondan gerisi düşünülür, tartışılır, fakat en hayati nokta odur. Türkiye’nin en önemi konusu odur. Çünkü iddia edilen Ergenekon örgütü ortadan kalktı mı, PKK da ortadan kalkar, diğer terör örgütleri de ortadan kalkar. Hepsi birbirine zincirleme bağlı bir sistem. Türkiye’nin en önemli konusu ne diyorsun, terör diyorlar, PKK deniyor. Halbuki en önemli konu iddia edilen Ergenekon terör örgütü. O ortadan kalktığı zaman terör biteceği için, bütün dikkatin bu terör örgütünün üzerine verilmesi gerekiyor, inşaAllah. 1999’da bize yapılan operasyonda iddia edilen Ergenekon örgütünün çok büyük faaliyeti olmuştu bize yönelik. Çok garip olaylar olmuştu o dönemde, çok hayret verici olaylar olmuştu. Onun dışında da, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün faaliyetleri dışında da dikkat çeken garip olaylar olmuştu. O zamanlar Sadettin Tatan İçişleri Bakanıydı. Televizyona çıktı dedi ki; “bazı vakıf yöneticilerini kendi mekanlarında imha edeceğiz.” Bu bizden bahsediyor, dedim. Bizim çocuklar da vardı, çok acayip bir laf; “kendi mekanında imha.” İmhadan kasıt, herhalde tutuklamayı kastediyor, gözaltına almayı kastediyor. İmhadan kasıt, alnından vurup öldürmek anlamında değildir, şehit etmek anlamında değil. Fakat operasyon oldu; biz akşam telefon aldık bizim arkadaşlardan, bizim eve polis geldi, dediler. İyi, hayırlı uğurlu olsun, dedik. Ceddin Deden, Neslin Baban dedim Allah hayırlı uğurlu etsin dedim. Ne mutlu size, Allah bereketini arttırsın, Allah sevabınızı arttırsın, dedim. Bir telefon daha geldi; Hocam bizim eve de geldiler, dediler. Allah sevabını arttırsın, dedim. Bir yer daha; o zaman genel birşey var anladığım kadarı ile, o zaman buraya da gelirler biraz sonra, dedim. Nitekim kapıya geldiler. Bizim dış kapı görünüyor, bahçe kamerası var, oradan görünüyor, polisler doluştular oraya. Gelmiyorlar, içeri girmiyorlar. Allah Allah ne oluyor, dedik. Her halde bir hazırlık yapıyorlar öyle gelecekler, hani böyle anlı şanlı girmek istiyorlar falan, dedik yine bekledik. Biz artık üstümüzü başımızı giyindik, çıkınlarımızı hazırladık; orada ihtiyacımız olacak şeyleri. Malum gittin mi, uzun süre kalınıyor. Ondan sonra uslu uslu beklemeye başladık. Bir saat geçti, gelen giden yok, bizi unuttular. Sonra içeriye uzaylı gibi kıyafetli adamlar gelmeye başladı. Kafalarında böyle silindir, ön kısmı kurşun geçirmez camdan oluşuyor soba gibi, kafasına soba geçirmiş gibi bir şey, her halde çelikten yapılmış, kurşun geçirmez, ben hiç görmemiştim. Bomba imha uzmanlarının giydiği kıyafetten giymiş, üzerinde de böyle beyaz bir şey, önlük gibi beyaz bir şey, yere kadar iniyor. Altına da zırh var, tam donanımlı. Uzaylılar evi basmış gibi oldu, ilk defa ben böyle polis görüyorum. Ondan sonra birer-ikişer içeri girdiler, ellerinde hiç görmediğimiz silahlar.
ALTUĞ BERKER: Özür dilerim Hocam, sözünüzü kesiyorum. İlk ben karşılamıştım bahçenin ön kısmına çıkıp, üzerimde kırmızı nokta vardı üstümde, ilk çıktığımda öyle gördüm.
ADNAN OKTAR: Lazerli, lazer kumandalı. Tetiğe bastığın zaman kırmızı ışık neredeyse mermi oradan vuruyor, evet. Sonra sakinleştirmeye çalıştık, acayip gergindiler. Sakin olun hiçbir şey yok, herkes güvende rahat olun, buyrun, dedik. Sonra polisler bir parça sakinleştiler. Ondan sonra bir tanesi geldi; Bahadır nerede, Bahadır nerede diye sormaya başladı. O da niyeyse öyle? Sanki ben Genel Emniyet Müdürü’yüm, ne bileyim ben Bahadır nerede? Beraber arayalım, ne bileyim ben Bahadır nerede? Burada yok, dedim. Hakikaten de yoktu orada. O da herhalde işin usulündendi anladığım kadarı ile. Bir bahçeye çıkardılar, geri getirdiler; tedirgin etmeye çalışır gibi hareketler. Sonra oturduk. Bir süre sonra bahçenin çaka çaka polislerle dolu olduğunu gördük; aşağı bahçenin. Ağaçlara falan doluşmuşlar polis, nereden geldiler onu da görmedik. Bir gün öncesinden polis gelip tatbikat yapmıştı bizim evde. Gelip; aşağıda olay oldu, sizin kameralar o olayı tespit etmiş olabilir, bir bakalım, dediler. Sizin kameraları incelemek istiyoruz, bahçede olan bir olayı tespit ediyor mu sizin kameralar, bahçe kameraları, dediler. Ben; bahçe kamerası var ama; çocuklara da söyledim, fakat öyle kapsamlı değil. Kameralar bir aşağı kapıyı görüyor, bir yukarı kapıyı görüyor o kadar, dedim. Bir de, videoya almıyoruz, dedik. Biz birşey olursa o zaman basıyoruz videoya, yoksa öyle sürekli banda alan bir sistem yok, dedik. Yok inanmıyoruz, bakacağız, dediler. Eve girdiler baktılar, iyi öyle banda falan alınmıyormuş burada, bir olay olursa demek ki burada bir şey olmuyormuş, dediler gittiler. Ertesi gün Bismillah gecenin üçünde dalış, gece üç gibi polisler geldiler. Aşağı bahçede en kuytu noktalara falan doluşmuşlar. Muhtemelen polis gelince benim aşağıdan; polis bir saat kadar bekledi ya orada, benim uyanıklık yapıp, böyle aşağıdan kendimi kurtarmak için gideceğimi düşündüler tahmin ediyorum. Orada da herhalde hoş geldin töreni yapacaklardı herhalde, anladığım kadarıyla. Ama ne türde olacaktı onu bilmiyorum tabii. Anladığım kadarı ile böyle ilginç bir karşılama olacaktı. Ben suçlu değilim ki kaçayım, niye kaçayım? Hiçbir şey yok. Bilakis buyrun, dedik. Yalnız şimdi Tantan niye onu söyledi? “Kendi mekanlarında imha edeceğiz bazı vakıf başkanlarını, yöneticilerini” falan, böyle bir laf etmişti. Sonra emniyete gittik, malum o deprem olayı oldu. Emniyetten günü birlik naklen yayın başladı. İfade veriyorum, ertesi gün basında. O zamanlar Tuncay Özkan’dı; Kanal D’deydi. Biliyorsunuz bu şahıs iddia edilen Ergenekon terör örgütüne üye olmak iddiası ile şu an tutuklu. Zaten Tantan da o zamanlar İçişleri Bakanı ve bizzat yakından ilgileniyordu, fakat Tuncay Özkan’a muntazam bilgi akıyordu, sürekli. Adil Serdar Saçan da o zamanlar İstanbul Emniyet Müdürü’ydü, Organize Suçlar’ın, evet. BAV mensuplarına gözaltında bulundukları süre zarfında işkence yapmak suçu ile yargılanan ve halen İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 216 yıl hapis istemiyle yargılanıyor Adil Serdar Saçan; bizlere işkence yaptığı iddiası ile yargılanması devam ediyor. Adil Serdar Saçan da o konuda bayağı titizdi. Adil Serdar Saçan’ı Tuncay Özkan çok iyi tanıyor, ahbabı, arkadaşı, çok yakın arkadaşı. Adil Serdar Saçan da iddia edilen Ergenekon terör örgütüne üye olmak suçundan o da yargılanıyor biliyorsunuz. Sadettin Tantan da, iddia edilen Ergenekon terör örgütü davasının tutuklu sanıklarından Ümit Sayın ile Adnan Akfırat arasında geçen MSN yazışmalarında; iddia edilen bu yapılanmanın Sadettin Tantan ile temas halinde olduğunu ve her türlü isteğini ona yaptırabileceğini ifade eden cümleler yer alıyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütü dava dosyası, 408. klasör, sayfa 306’da geçiyor. Şimdi çok garip olaylar var. Bunlar tabii zamanla daha ortaya çıkacak, daha dikkat çekecek, daha anlaşılacak. Mesela Emin Şirin, o da bize açılan davada bazı ailelerle işbirliği yapmıştı emniyete gelip. Ümit Sayın da, mason aynı zamanda bu şahıs. Ümit Sayın diyor ki; masonluk belgesi ve mason localarına olan sadakatinin en önemli göstergesinin Harun Yahya; Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı’na karşı yaptığı çalışmalar olduğunu söylüyor. Masonlar oradan anlasınlar benim ne kadar sadık olduğumu, diyor; ateist masonlarla bağlantı halinde. Tabii bunlar ilginç olaylar. Sadettin Tantan’ın da öyle çok yakın tanıdığı ruh ikizi birisi var. Geçenlerde televizyona çıkmıştı, sürekli beraberler. Adnan Oktar; Harun Yahya hakkında konuşmak öyle mümkün değildir. Çok çekiniyorduk, herkes çok çekiniyordu, diyor. Çekiniyorsan o zaman bu kadar olay niye oldu? Ağzınıza geleni söylüyorsunuz. İnternette, televizyonlara çıkıp istediğinizi konuşuyorsunuz. İstediğin gibi komplo yapıyorsun, yaptırtıyorsun. Nasıl konuşmuyorsun? Her şeyi konuşuyorsun, istediğin gibi muhatap oluyorsun. Sanki çekiniyormuş gibi bir üslupla geçen günlerde televizyonlarda konuşuyordu.
ALTUĞ BERKER: Şikayetçi arıyorlardı.
ADNAN OKTAR: Şikayetçi de aradılar gazetelere ilan vererek ve ekipsiniz. Sadettin Tantan, Adil Serdar Saçan, Tuncay Özkan, Emin Şirin; bunlar hep birbirlerini tanıyan adamlar, ekip, inşaAllah. Dolayısıyla böyle garip üsluplar tabii bizim dikkatimizi çekiyor. Bunlar zamanla inşaAllah düzelecek. Daha samimi, daha aklı başında hale gelecekler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün Başbakan da; Ergenekon ile PKK arasında bağlantı olduğunu söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: “Seçim barajı ve PKK-Ergenekon bağlantısı” doğru. PKK Ergenekon, Ergenekon zaten PKK’nın yan bir kuruluşu. İddia edilen Ergenekon örgütünün yan bir kuruluşudur. Birçok sosyalisti, birçok Türk milliyetçisini, bazı askerleri, bazı polisleri iddia edilen Ergenekon örgütü kandırdı ve kendi safına aldı. Bunlar da daha hala kendilerince bir faaliyet yapmak istiyorlar, birşeyler yapmak istiyorlar, böyle uğraşıyorlar. Onun için iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı en kesin tavrı koyan hükümet kimse veyahut parti kimse, o doğru yolda demektir. Diğer partilerin de bu konuda çok titiz olmaları gerekiyor. Titiz olan partiler var ama sayısının artmasını istiyoruz tabii, dua ediyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Mehmet Ali Birand bugün yazısında; sayın Başbakan açık alanda halka konuşma yaptığı zamanlarda ezan sesi duyduğunda susarak ezan bitene kadar beklediğini, ancak neden ezan okunduğunda susulduğunu bir türlü anlıyamadığını yazmış. “Ezan, insanlara namaz vaktinin geldiğini bildiren bir uyarıdır, çağrıdır. Ama insanlar nedenini bilmeden susuyorlar” diyerek bu tavrı kendince mantıksız bulduğunu anlatmış.
ADNAN OKTAR: Onu niye ilgilendiriyor? İnanç olarak, saygı olarak insan susabilir, ne var? Farz değil ama öyle bir inancı olabilir.
ALTUĞ BERKER: Star’da Ardan Zentürk, “Oligarşinin sonu” demiş başlıkta Hocam. Tunus, Cezayir, Mısır, Yemen, Ürdün ve Filisin gibi ülkelerde, 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan, Sovyet destekli Arap milliyetçisi sosyalist nitelikli rejimlerin bir bir sonlarının geleceğini belirtmiş. Bu rejimler soğuk savaş sonrasında İslam’a karşı bir savunma olarak, Amerika ve Avrupa tarafından desteklendi. Ancak Türkiye’deki; özellikle son 10 yıldaki değişim gibi, o ülkelerde de bu diktatörlerin birer birer ortadan kalkacakları yazmış, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu çalkantılar 2011’de güçlenerek devam edecek göreceksiniz, inşaAllah. 2012’de daha ciddi, 2013-2014’lerde dünya artık depreşmeye başlayacak. 2016-2017’lerde yer yerinden oynayacak, inşaAllah. 2021’lerde de Selamun Aleyküm diyeceğiz, konu bitecek Allah’ın izniyle, Türk-İslam Birliği oluşmuş olacak, inşaAllah. Ama şom ağızlar, ağızlarını düzeltecekler. Türk-İslam Birliği olmaz, İttihad-ı İslam olmaz; bu sözleri bırakacaklar. Sırf bu ağızları, yana kaymış ağızlar, ağızlarını düzeltse konu bitecek. Israrla, şeytanın etkisi ile sürekli olmayacak diyorlar. Kardeşim olacak desene sen. Olacak demen duadır senin. Olmayacak demekle olumsuz yönde dua ediyorsun. Olacak demek, olumlu yönde dua etmek demektir, inşaAllah.
SUNUCU: Çocuklara, genç yaştakilere İslam daha nasıl anlatılabilir?
ADNAN OKTAR: Güzel bir konu. Bir kere insanlar ilk başta, muhatap olacağı insanı sevmesi lazım, itici olmaması lazım İslam’ı anlatacak insanın. Çünkü bakın Kuran’da da diyor ki; “bana itaat edin, size doğru yolu göstereyim.” Ama önce bana itaat edin, diyor. Önce bir bağlantı gerek. Mesela Peygamberimiz (s.a.v.) çocuklara karşı çok şefkatli, sevgi doluydu. Hepsini yolda sever, gençlerle şakalaşır onlarla sohbet eder, bir arada kalır, yani çocuklarla çocuk oluyor, gençlerle genç olur, öyle bir tavrı vardı. Böyle sürekli yasaklayan, sürekli onları köşeye sıkıştıran bir üslup değil, rahatlık huzur veren, böyle neşe veren bir üslup içerisindeydi. Müjde veren bir üslup içerisindeydi. Müslüman olmanın vereceği huzuru, vereceği psikolojik zevki ve bir kere kafasından canlandırmak iyi olur; biraz insanların ruhunda hemen olan şeyler olumlu etki yapar. İnsanlardan ilk başta derin bir iman beklemek biraz zordur. İlk önce onların elde edecekleri maddi menfaatleri ve manevi menfaatleri anlatmak lazım. Müslüman olduğunda onun ruhuna ve bedenine getireceği sağlık ama bunu ispatla anlatmak lazım, demagoji tarzında değil. Bu çok kızdırır, akılsızca, aptalca, böyle hurafevari bir üslup; özellikle zeki olan gençlere, asrımızın gençlerine, üniversitede, kolejdeki öğrencilere böyle Cübbeli tarzı, hurafe tarzı bir anlatım çok kızdırır, şiddetle kendilerini dinden geri çekmelerine sebep olur. Çünkü din buysa haşa asla ve kesinlikle ben yanaşmam, der. Dinin bilimle içiçe olan kısımları ve dinin bilimin ispat ettiği yönleri çok olumlu etki yapar. Çünkü insanlar önce aklına kabul ettirip, sonra kalbine kabul ettiriyorlar, öyle bir yapısı vardır insanın. Önce aklının kabul etmesi için, Kuran’ın bilimle mutabık olan yönlerini abartmadan; abarttın mı yine bozarsın dengeyi; mesela olmayan bir şeyi zorlarsan veya zorlayıcı bir tevil olursa, bu olmaz, net doğru olan, kesin olan kısımları açıkça anlatmak lazım. Ne kadar bol olursa o kadar iyiydir değil, ne kadar etkileyici olursa o kadar iyi olur. Ne kadar doğru olursa o kadar iyi olur, onları anlatmak lazım. Atomun yapısında ve hücrenin yapısında hakikaten insanın aklını durduran çok mükemmel bir sistem var ve çok sanatkarane, çok detaylı; yani bilgisayarın içi nasıl karmaşık ve mükemmel, onun gibi kusursuz, karmaşık ve mükemmel, çok detaylı bir yapı var. Ama bunun anlatılması o kadar kolay değil. Mesela ben daha dünyada bu konuyu mükemmel anlatan bir kimse görmedim. Hücreyi mükemmel anlatan kimseyi görmedim daha. Kromozomun yapısını mükemmel anlatan kimse görmedim daha, çünkü hücrenin bir kısmını anlatabiliyorlar, çok küçük bir bölümünü anlatabiliyorlar. O da her halükarda karmaşık oluyor. Halbuki bir şehrin anlatımı gibi olması gerekiyor. Bir şehir gibi mükemmel, kusursuz ve çok organizedir hücrenin yapısı. Mesela akılcı olarak hücrenin yapısı tam anlatılmış olsa, çok mükemmel bir imanı orta kültürdüki bir genç kafasına tam oturtur ama iyi, samimi anlatılırsa. İman edince de dinin ona ruhen ve bedenen her yönden mutluluk, sevinç, zenginlik ve güç getireceğini göstermek, anlatmak lazım. Çünkü dine girmenin ondan bir şeyler götüreceğini zannediyorlar. Mutluluğunu, sevincini, neşesini, eğlencesini; bir daha müzik dinleyemeceğini, bir daha arkadaşları ile konuşamayacağını, güzel bir şey giyemeyeceğini falan düşünüyor. Bu tehlike, çünkü böyle bir şey yok. İstediği gibi çok şık da giyinir, arkadaşları ile de görüşür, müzik de dinler, sevgi dolu, hatta daha dolu bir hayat, kıyaslanamayacak şekilde dolu bir hayat yaşar ve hakikaten zevk alarak yaşar. İnsanın içi yandıktan sonra müzik çalsa ne olur, çalmasa ne olur. Kıyafeti çok güzel olsa bile, içinde ruhen sıkıldıktan sonra kıyafet onu cendere gibi sıkar, onun bir faydası olmaz. Ne kadar çırpınırsa çırpınsın mutlu olamıyor, ne yaparsa yapsın mutlu olamıyor. Bir de Allah’tan yana pozitif düşünülmesi lazım. Mesela insan nasıl sevdiği birisi olduğunda, helali, sevgilisi olduğunda hep onun lehinde düşünür. Yüzüne baktığında onun güzel yönlerini görmeye çalışır; gözündeki güzelliği, burnundaki güzelliği, bütün vücudundaki güzellikleri, ruhundaki güzellikleri görmeye çalışır, onda negatif, çirkin bir şey aramaz. Hatta mesela kedisinde bile, çiçekte de hep en güzel yönleri arıyor. Tabii bu benzetmeyi anlayabilmemiz için söylüyorum, haşa, Cenab-ı Allah’ta, Cenab-ı Allah sevilirken Allah’a sadece pozitif bakılır, tarafsız Allah’a bakılmaz, bu çok büyük bir hata olur. Çünkü sonunda tarafsız baksa dahi, sonunda olay Allah’ın lehinde biter, Allah’ın dediğinin doğru olduğunu anlarsın. Peki o aradaki, o tereddüt, o ne olacak? Ne kadar sıkıcı, ne kadar yorucu ve Allah’a karşı asla yapılmaması gereken bir tavır olmuş oluyor. Bu bir katılık, böyle dogmatik falan diyorlar ya böyle inanç falan, öyle bir şey değildir bu. İnsan Allah’ın varlığını genel olarak anladıktan sonra tavrını Allah’tan yana koyması, bir ahlak güzelliğidir, sevgi güzelliğidir. Çünkü ne çıkarsa çıksın hep Allah’tan yana olacaktır. Ne fikir çıkarsa çıksın hep Allah’ın lehinde çıkar. Mesela fizikte de öyle. Bazen bilim adamları araştırma yapıyorlar, her olasılığa göre düşündüklerinde problemi çözemiyorlar, her olasılığa göre içinden çıkamıyorlar. Ama Allah’ın varlığı ve mükemmelliğine göre düşünüldüğünde; fizik kanunlarını incelerken, o zaman bir-iki, en fazla üçte buluyorlar, çok kolay netice alıyorlar; mükemmelliğe göre araştırırsa. Ama kaosa göre araştırırsa, karmaşaya göre araştırırsa, haşa Allah yok inancına göre araştırırsa, bir türlü bulamıyorlar, çözemiyorlar. Onun için bakın modern fizikçilerin tamamı Allah’a inanıyorlar. Açın, bakın, inceleyin, hepsi inanırlar Allah’a, özellikle fizikçiler, çünkü başka bir yapıya giremiyorlar, başka bir düşünceye giremiyorlar. Sistemi incelediğinde, maddenin yapısını incelediğinde, kanunlara baktığında, o tek yolun Allah’ın varlığı olduğunu anlıyorlar, başka bir açıklaması olmuyor. Mesela Einstein bizim anlattığımız bu konuyu anlamış fakat anlatamamış bir insandır. Diyoruz ya; madde dışarıda var, biz beynimizde görüyoruz. Zaman bizim beynimizde oluşuyor. Allah bizim kafamızda oluşturuyor, bir algı biçimi diyoruz. Einstein’ın eserlerine bakın, Einstein bunu anlatmaya çalışmıştır; bilimsel dille anlattığı için bir türlü anlatamamıştır, hiç kimse de çözemiyor okuyanlar. Alın bakın, piyasada satılan kitapları var Einstein ile ilgili, okuyup da anlayan varsa bana gelsin. Çok nadirdir, anlayamıyorlar. Halbuki pratik ve kolay anlatım çok önemlidir. Bir gencin, bir çocuğun rahatça kavrayacağı gibi, kolay örneklerle anlatılması lazım. Bir de çok şaşırtıcı bir şey var. Mesela hicri 2. yüzyıl, 3. yüzyıl, 4. yüzyıl, 5. yüzyıl, bunlar hep normal, sakin yüzyıllar. Ama bu hicri 1400, metafizik olayların, dünyada olağanüstü olayların olduğu ve olacağı bir yıl. Allah’ın varlığını anlatma açısından, ispatı açısından bu yüzyıl çok olgun ve kolaydır. Çünkü bu yüzyılda Mehdi (a.s.) var, İsa (a.s.) var, Hızır (a.s.)’ı görme ihtimali var ve ahir zamanın birçok önemli şahsının zuhuru var ve ahir zamanda olacak olayların hepsini tek tek görme imkanı var. Ama mesela 1300 yıl kadar bunları görme imkanı yoktu. 1300 yıllık dönemi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) o kadar ehemmiyetli görmemiştir. 1300 yıla kadar olan hadisler çok azdır ama 1300’den sonraki, 1400 ve 1500 arasındaki olaylarla ilgili bilgiler görülmemiş derecede yoğun, muazzam bir yoğunlukta ve hepsi doğru çıkıyor. Çünkü Allah’ın varlığını ve birliğini ispatta bunlar çok temel ve güçlü delil oluşturmuş oluyor. Peygamber (s.a.v.)’in doğruluğunun net delili olmuş oluyor, çünkü Peygamber (s.a.v.) çok muazzam detay veriyor. Mesela diyor ki; “15 gün arayla iki kere ay ve güneş tutulmaları olacak” diyor. Bu elle tutulur bir şey, bakıyorsun, olmuş. Daha önceki eski tarihlere gidiyoruz, tarihte böyle bir olay yok. Belki çok çok çok gerilere gidersen rastlayabilirsin. Mesela Fırat’ın suyunun kesilmesi tarihte hiç yok. Kabe’de baskın yapılıp, Hac yolunun engellenmesi tarihte hiç yok. Hac’da sel bassa bile mutlaka Hac yapılmış. Hiçbir şekilde Hac’ın yapılmadığı bir zaman olmamış. Ama hicri 1400’de Hac ilk defa, Kabe’nin tarihinde ilk defa engellendi. Kabe’nin on binlerce yıllık tarihi var, ilk defa engellenmiştir. Mesela kuyruklu yıldızın iki kere üst üste çıkması ilk defa oluyor, Lulin kuyruklu yıldızı ile beraber. Daha önce bilim adamları bilmiyorlar, Lulin’in daha önce ne zaman geçtiği bilinmiyor ve bir daha ne zaman geçeceği de bilinmiyor. En az bin yıl sonra diyorlar, en az. Çünkü öyle olsa, bin yıllık tarih içerisinde kaydı olur, kaydı yok. Fakat Peygamberimiz (s.a.v.) biliyor bu kuyruklu yıldızı, bunun hakkında çok detaylı bilgi vermiş. Bunun vahye dayalı olduğu o zaman anlaşılıyor. Çünkü tarihi kaynaklarda böyle bir bilgi yok ama Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor. Bakın iki uçlu, çok parlak, diğer kuyruklu yıldızların tersi istikamette gidecek diyor. Ve öbür kuyruklu yıldızdan sonra çıkacak diyor, bu kuyruklu yıldız çıkmadan önce yağmurlar kesilecek, insanlar yağmurların az yağmasından şikayet edecekler, diyor. Kuyruklu yıldız çıktıktan sonra yağmurlar çoğalacak, ondan sonrada yağmurların çok yağmasından şikayet edecekler, diyor. Aynı dönemde de ekonomik kriz; tabii ekonomik kriz olarak geçmiyor da, hayat pahallılığı artacak veyahut işte Arapça karşılığı ne ise, o oluşacak diyor. Ekonomik krizin karşılığı olan o Arapça kelimeyi söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Aynısıyla oldu. Şimdi iman etmede bu çok güçlü delil oluşturmuş oluyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözlerinin doğru olduğunun elle tutulur, gözle görülür net delilleri olmuş oluyor. Kuran’ın mucizeleri de bu yüzyılda ortaya çıktı, anlaşıldı. Mesela zamanın izafi olduğu bu yüzyılda anlaşıldı. Mekanın sonradan oluştuğu, zaman ve mekanın sonradan oluştuğu yine bu yüzyılda anlaşıldı. İnsanlar eskiden bakıyorlardı, evren sonsuzdan gelmiş, sonsuza gidiyor diyorlardı. Maksistler de öyle düşünüyorlardı daha önce. Madde sonsuzdan gelir, sonsuza gider, diyorlardı. Bir de baktılar ki maddenin başlangıcı var. Başlangıcı olması onları çok sarstı, çünkü başlangıçta maddeyi bir gücün yaratması gerekiyor ve maddeye ilk hareketi bir gücün vermesi gerekiyor. Durduk yere bir madde meydana gelmez, zaman da meydana gelmez. Zaman ve mekan meydana geliyor, bir de maddeye hareket veriliyor, madde hareketleniyor. Şimdi bunu birisinin yapması gerekiyor, bir gücün yapması gerekiyor. Orada zaten materyalist düşünce en büyük darbeyi almış oldu. Ama Darwinizm’de direniyorlardı, Darwinizm’e de son darbeyi biz vurduk. Onun için şu an çırpınış çok yüksek. İddia edilen Ergenekon örgütü ateist, Allah’sız bir sistemi devam ettirmek için şeytanın taraftarlarının oluşturduğu bir örgüttür. İçlerine Müslüman görünen insanları aldılar, milliyetçi bilinen insanları da aldılar, askerlerden aldılar, polislerden aldılar, devlet memurlarından, üst bürokratlardan aldılar. Akıl almaz psikopat, işte domuz bağları ile insanları öldüren gözü dönmüş bir katil sürüsü meydana getirdiler. Dünyanın görülmüş en büyük mafya yapılanmasını oluşturdular. Mesela ben dondum kaldım, PKK’yı bunların oluşturduğu anlaşıldı. Ben PKK’yı müstakil komünist örgüt zannediyordum. Meğerse bu alçaklar tarafından organize edilmiş PKK, bu çok şaşırtıcı. Terör örgütlerini ben bağımsız olarak var zannediyordum, yine bu alçak yapılanma tarafından meydana getirilmiş. Birçok kişiyi da kandırdılar. Garip ve karanlık bir ruh halleri var, psikopat. Böyle kan dökmek isteyen; küçük küçük mafya gruplarının da genellikle desteklediği bir yapı iddia edilen Ergenekon örgütü; yani küçük mafya gruplarının da, ama en büyük mafya yapılanmasıdır. Bu İtalya’daki Gladio’yu falan katlar. Dünyanın en büyük mafya örgütlenmesi. Onun için devlete, hükümete destek bu konuda vatandaşlık borcu ve vatanseverlik borcu. Vatanı bölmeyi, yok etmeyi amaçlayan bir örgüte karşı mücadele vatanseverliktir. Aksi nedir? Vatan hainliği olur. Vatanın bölünmesini bir insan mübah görüyorsa, vatan hainidir. Var gücüyle vatanın bölünmemesi için, birlik ve beraberliği devam ettirmek için gayret edilmesi lazım. O meyanda da biz tabii ki kim kararlı desteklerse; biz derken ben kendi düşüncem olarak söylüyorum, o tarafı desteklerim, o kişiyi desteklerim. Evet bu uzun bir konu, fakat detayları tabii daha da genişletilebilir ama gençlere anlatımda en önemli şeylerden bir tanesi de, biraz onları andırmaktır. Onlar gibi modern olmak, onlar gibi sevgi dolu olmak, onlar gibi neşeli olmak, onların bulunduğu yerlerde bulunmak. Yani bambaşka bir hayat, bambaşka bir düşünce değil de, onu kendi mekanında yetiştirmek, kendi mekanında onu dindar yapmak çok önemli. Kendi ortamında, kendi hayat sahasında. Onu bambaşka bir aleme alıp götürmeye kalkarsan çok sarsılabilir. Mesela yine gülsün, yine eğlensin, yine neşesi olsun, yine kendi arkadaşları ile olsun ama dindar olsun, Allah’tan çok korksun, Allah’ı çok sevsin. O yüzden biz Allah’a çok şükür çok başarılı olduk. Aslında ben gelişmeleri özellikle anlatmıyorum ki, biraz da hani göze geldi derler ya, nazara geldi; kem nazarlardan korumak için söylemiyorum. Avrupa’daki gelişme nefes kesici, nutkum durdu, o kadar şaşırıyorum. Türki devletlerde nutkum durdu, benim hiç düşünmediğim bir hal. Ben bu kadar hızlı gelişeceğini tahmin etmiyordum ve bu kadar samimi dindar olacaklarını da tahmin etmiyordum. Çocuklar müthiş bir aşk ve şevkle gayret ediyorlar, maşaAllah. Hiç görmediğim insanlar, bir tek bir selam göndermemi istiyorlar, o kadar. O kadar da çok seviyorlar, maşaAllah. Hollanda’da, Almanya’da, Norveç’te, Danimarka’da, Azerbaycan’da, Gürcistan’da bile var, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Azerbaycan’da televizyonda çıkmış haber Hocam, göstereyim mi inşaAllah?
VTR: Azerbaycan televizyonunda haberlerde ‘Kuran Bilime Yol Gösterir’ konferansının görüntüleri.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bu daha Azerbaycan’ın bir şehrindeki, bir bölgesinde, ucu bucağı yok. Benim en hayret ettiğim de Kızıl Çin’deki, en olmayacak yer. Beni davet ediyorlar. Her bir parçamızı bir dağa koyarlar Allah esirgesin.
ALTUĞ BERKER: Bir de bir vatandaşımızın, bir kardeşimizin size atfen bir evrim şiiri yazmış Hocam, ‘Evrim dedikleri’ diye.
ADNAN OKTAR:“Evrim dedikleri üç-beş çizim ve hurafe. Darwin’den bu yana alınmadı mesafe. Ellerinde ne bir delil var ne de fosil, kandırdılar hep nesil nesil. Ta ki gelene dek Ehl-i Beyt’ten bir fert, cevabı tokat gibi oldu, çok sert. Evrim karanlığında güneş gibi parladı, Adnani hak yolda yılmadı, yorulmadı. Evrimciler neye uğradığını şaşırdı, Harun Yahya ismini duyunca hepsi birden dağıldı. Hak geldi, batıl bitti, alemi İslam’a Adnan Oktar yetti.” Hüsn-ü zannı için Allah razı olsun ama evrim konusunda hakikaten haklarını avuçlarına koyduk. Benim anlamadığım da böyle koskoca tüylü tüysüz herifler çocuk gibi, inanılır gibi değil, hayret ediyorum. Kardeşim insan bakar, ortaya çıkar, hayatını değiştiren bir şey, bunun bir delili var mı der insan. Eğer samimi inanmak istiyorsan bir tane delil, tek bir tane delil. Arıyorsun, arıyorsun yok, bir tane delil yok. Hiç ara fosil olmadığını görünce, insan bir acaba demez mi? Hayır, bir tane olsa, oradan kafası bulandı diyeceğim, bir veya iki tane. Hiç yok. O zaman nereden çıkarıyorsunuz? Proteinleri soruyoruz, nasıl olur bu proteinler, diyoruz. Hepsi birden ittifakla mucize diyorlar, uzaylılar yapmış olabilir, diyor. Koskoca adamsın, çocuk musun sen? Uzaylıyı kim yarattı? Mesela Dawkins, neşeli neşeli eliyle havayı gösteriyor, uzaylılar gelip yapmıştır, diyor. Uzatacak bir şey yok, belli ki yüce büyük bir güç, üstün bir zeka, sonsuz bir zeka, sonsuz bir akıl, biz ‘Allah’ diyoruz. Sen ne diyorsan artık kendin bilirsin. En azından böyle demesi lazım. Yani sonsuz bir güç, sonsuz bir akıl bunu yapmış, bu sistemi yapmış, yaratmış. Biz Müslüman olarak o yüce güce, o sonsuz güce ‘Allah’ diyoruz. Sen de kendi inancına göre ne diyorsan dersin, o konuda bir şey diyemem, tabii ki normalde Allah demesi lazım. Ama sonsuz bir güç demesi, mantıklı olan budur, inşaAllah. Allah demesi, o inanç meselesi. Mantıklıysa zaten, Kuran’ın hak olduğu belli. Ben kendimi o kadar zorlamıyorum, samimi olarak ben Tevrat’a baktım, İncil’e baktım; Tevrat çok değiştirilmiş, çok çok fazla değiştirilmiş. Mesela Eyüb kıssasına baktım, Eyüb (a.s.)’ın sabrı vardır, orada insan ne bekler? Eyüb (a.s.)’ın Allah’a gösterdiği güzel tavrı, sabrı, Allah’a karşı saygısı, hürmeti; hep Allah’a isyan, baştan sona kadar Allah’a isyanla dolu. Peygamber Allah’a isyan eder mi? Belli ki birisi yazmış, kafasına göre yazmış ve geliştirmiş, ilave yapmışlar. Peygamber’in sözü olacak şeyler değil, çünkü Eyüb (a.s.) adı üzerinde belli, sabrına karşılık Allah tarafından mükafatlandırılmış yüce bir Peygamberdir. Buna rağmen çok dikkatli incelenince, bölüm bölüm Hz. Eyüb (a.s.)’ın gerçek özelliklerinin durduğunu görüyoruz kitapta. İlavelere ne gerek var, niye yaparsınız bunu? Niye insanları sıkıyorsunuz? Mesela bakın İsrail gençliğinin büyük bir bölümü dinsiz, yazık günah değil mi? Bakın gittik evrim teorisinin geçersizliğini anlatmak için, üniversiteler yeri yerinden oynattılar, İsrail üniversiteleri. Vay siz bilime karşı mısınız? Hepsini ele geçirmişler, Darwinist olmuş İsrail üniversiteleri, konuşturmuyorlar. Ancak özel salon tutacaksın, özel çalışma yapacaksın öyle, okullara girmek mümkün değil, kontrolden çıkmış. Dindarları da ezim ezim eziyorlar o gariplerimi. Sinagogların içerisine girip hakaret dolu yazılar yazıyorlar. Mesela Cumartesi yasağı var onlarda, Cumartesi günü hiçbir şey yapamıyorlar. Sinagogun içerisine hakaret dolu pankartlar asıyorlar, dine, mukaddesata yönelik haşa. Onlar da indiremiyorlar, bir gün orada duruyor. Biz olacağız da onlar onları yapacaklar orada öyle mi? Habire böyle şuursuzca Yahudi düşmanlığı var. Bakın Cübbeli geçenlerde çıktı, anlatıyor. Mehdi (a.s.), Tevrat’ın orijinali ile Musevilere tebliğ yapacak diyor. Sen daha önce ne diyordun? Taş, ağaç kışkırtacak, onları gidip öldüreceğiz, diyordun. Şimdi ne diyorsun? Mehdi (a.s.), Tevrat’ın aslıyla onlara tebliğ yapacak, diyorsun. Cübbeli’nin o kunuşmasını dinleyelim.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Yahudilere Tevrat’ın aslı ile hükmedeceğini ve birçok Yahudinin Müslüman olacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Bakın dediklerini unutmuş. Çok eski bu konuşması.
“Bu mesaj iletilsin, yoksa bir daha mesaj atmam.” Ben böyle bir tehdide karşı koyamam, işin doğrusu bu. “Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Adım Özcan Işık, İzmirli’yim. Tüm ailece sizin sohbetlerinizi izliyor ve dinliyoruz. Hocam sizden mutlaka dualarınızı istiyorum, inşaAllah. Hele sizin programın vakti gelse de izlesek diye dört gözle bekliyoruz. Sohbet ettiğimiz kişilere sizlerin o güzel konularınızı ve bizlere sunmuş olduğunuz bilgileri elimizden geldiğince aktarmaya çalışıyoruz. Selan ve dua ile.” Allah sana hidayet versin, güzellik versin, cennette kardeş etsin, içini açsın, ferahlatsın. Bu nimetleri bütün milletimize ve herkese nasip etsin. Mehdi (a.s.)’ı görmeyi, Mehdi (a.s.)’a sarılmayı, İsa Mesih (a.s.)’ı görmeyi, İsa Mesih (a.s.)’a sarılmayı sana ve bütün milletimize nasip etsin, inşaAllah.
“Merhaba. Evrim konusunu Bursa dinliyor, evrimin geçersizliğini. İlk kez sınıfça ortaokulda evrimle karşılaşmıştık. Bir ders önce Din Bilgisi dersimiz vardı, öğretmenimiz Hz. Adem (a.s.) ve yaratılışı anlatmıştı. Hemen bir teneffüs sonrasından Fen Bilgisi öğretmenimiz maymundan olduğumuzu söylemişti. Sınıfça tepki göstediğimizde, bize ‘hen ona inanın, hem de buna’ diye tutarsız bir açıklama yapmış, evrimin bilimsel bir gerçek olduğunu belirtmişti. O gün ortaokul 2. sınıfta bazılarımızın aklı karışmıştı. Sadece körpe beyinlerin nasıl bir süreçten geçtiğini ifade etmek için yazdım. İyi akşamlar. Öner Kıran, Genel Koordinatör.” Bütün Bursa’daki koç yiğitlere Selam. Bütün canım kardeşlerime Selam ve bütün Türkiye’ye Selam. MaşaAllah, hep Evlad-ı Fatihan’dır Bursa, hep Avrupalı’dır, maşaAllah. Çok güzel insanlar. Ama hep böyle Osmanlı, Tokat’ta, Turhal’da, Amasya’da da var, hoş bir havası var. Bizim bütün Anadolu’muz çok şekerdir.
“Selamun Aleyküm Arslan Adnan Hocam. Sizin sohbetlerinizi sürekli netten izliyorum. Sormak istediğim şey; Mehdi (a.s.)’ın fiziksel özellikleri nelerdir? Sonuçta bu çok önemli. Şu an balkabaklı adam başta olmak üzere, bazı kimseler kendine Mehdi (a.s.) deyip, piyasaya çıkıyorlar. Sizin Mehdi (a.s.)’ın fiziksel özelliklerini anlattığınız zamanlar oluyor. Ben sizden bunları detaylı biçimde tekrar insanlar için anlatmanızı istiyorum.” Anlatayım. Saçından başlayalım. Saçları güzeldir diyor Peygamberimiz (s.a.v.), siyah saçları diyor. Kaşları kavisli, alnında bir işaret vardır, iki kaşının arasında bir çukurluk vardı; tek çizgi vardır, çukurluk vardır, diyor. Gözleri; ayn-ül hadra hatırladığım kadarı ile, yeşildir, yeşil gözlüdür, diyor. Burnu için, Arapça’da özel bir kelime vardır, böyle ince başlayıp ortası hafif çıkık ve çekme küçük burun için söyleniyor, öyle küçük bir burnu vardır, diyor. Yüzü parlaktır, yanağında bir ben vardır, diyor. Sakallıdır, sakallarının kenarları incedir; kenarları ince, onun kelimesi özeldir. Cezm edilmiştir, sakalının alt kısmı düzeltilmiştir, kısaltılıp-düzeltilmiştir, diyor. Meczum, meczum kelimesi geçiyor sakalı için. Bir kısım Nur talebesi kardeşlerimiz onu, sakalını tamamen kesmiştir şeklinde anlatıp, Bediüzzaman’a yoruyorlar. Halbuki meczum, düzeltilmiş, yani hiç sakalı yok anlamında değil, inşaAllah. Bir de sakalları yandan incedir, altta da cezm edilmiştir, meczum, diyor. Metruş ayrıdır, tamamen traş edilmiş ayrıdır, metruş demiyor orada. Cezm edilmiş, meczum; düzeltilmiş, tesfiye edilmiş, şekillendirilmiş anlamında. Boyu; orta boyludur. Omuzları, göğsü geniştir karnı geniştir, boydan boya geniş olduğunu anlıyoruz. Uylukları da geniştir, alnı geniş, diyor. Boydan boya geniş yapılı bir insan olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla başının da büyük olduğu anlaşılıyor. Sırtında iki tane benden bahsediyor. Biri Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de olduğu gibi, nübüvvet mührü gibi tam kalp hizasında bir ben. Bir de yaprak biçiminde bir ben, muhtemelen zaman zaman düşen, zaman zaman gelişen bir ben şekli var; liken diyorlar yanlış hatırlamıyorsam, öyle bir ismi var tam bilmiyorum. Bazı insanlarda olur o, vücutta oluşuyor, bazen düşüyor. Vücut onu muhafaza edemiyor bazen düşüyor, muhtemelen öyle bir beni var. Zaman zaman konuşmasında duraksama yaşar diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Dilinde tutukluk olur, sürekli böyle akıcı konuşmanın yanında tutulduğu zamanlar da olur, o zaman sağ elini depretir, diyor. Onun ne anlama geldiğini aşağı yukarı tahmin ediyorum ama şimdi söylersem o biraz acayip olur. Onu daha ilerde söyleyelim. Ayaklarını dışarıya doğru basar, yani şöyle dışarı dışarı basar, diyor. Alnında hafif bir çukurluk vardır, kavis vardır. Birçok insanda bombelidir, onda hafif bir kavis vardır alnında, diyor. Gözleri hafif çekiktir, gözlerinde hafif bir çekiklik var. Kulağı ile şaçının arası parlaktır, şu kısım, şu aradaki boşluk var ya, o kısım parlaktır, diyor. Cildi latiftir, ince ve temiz bir cilde sahiptir, diyor. Cübbeli’nin de bir anlatımı vardı onunla ilgili, izleyelim.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra yeniden birlikte olacağız. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi size değerli alim, değerli büyüğümüz Muhterem Mehmet Talu Hocamız’ın Lalegül FM’de yaptığı ahir zamanla ile ilgili önemli bir konuşma, onu dinleyelim.
VTR: Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın şu anda hayatta ve görev başında olduğunu söylüyor.
ADNAN OKTAR: Muhterem Mahmud Hoca Efendinin yetiştirdiği en değerli talebelerden bir tanesidir, ki bence en mükemmel olan alim Mehmet Talu Hocamız’dır. Fıkıhta deryadır, bu asrın Ömer Nasuhi Bilmen’idir, öyle anlayın ve fetva isteyenler için de çok emin bir kaynaktır. Ne diyor Hocamız? Mehdi (a.s.) hayatta, şu an faaliyette, elan faaliyette, diyor. Sedece hurucunu bekliyoruz, kendini ortaya çıkartmasını bekliyoruz, diyor. Ama şu an hayatta ve faaliyet halinde diyor. Şimdi Mahmud Hocamız’ın görüşünün ne olduğunu ve o mübarek topluluğun görüşünün ne olduğunu asıl emin kaynaktan öğrenmiş olduk. Zaten daha önce de biliyorduk, daha önce de duymuştuk, asıl doğrusu budur. Bir de Mahmud Hocamız’ın cemaatinde güzel bir toparlanma dikkatimi çekti. Muhterem birkaç Hocaefendi ortaya çıktı, onlar bir derleyip toparlamaya başladılar, maşaAllah. Bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı, birilerini ortaya çıkartıp. Cemaatin böyle geleneksel güzel bir yapısı var. Onu sarsmaya çalışan bazıları çıkmıştı, onlar şöyle elinin tersi ile bir kenara alındı ve şu an güzel yolda ilerliyorlar, maşaAllah. Hocamızın bu konuşması çok manidardır. Çok muhterem ve önemli, değerli bir müceddid ve müçtehidtir Hocamız. Ahir zamanla ilgili detay konuşmaları da vardı, onları da yayınlayalım.
VTR: Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri, ahir zamanda olduğumuzu anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Allah’a şükür, elhamdülillah. Böyle mübarek, muhterem bir insanın o güzel, güzide cemaatte bulunması bir süs, bir güzellik. Mahmud Hocamız’ın da yetiştirdiği güzel güllerden bir tanesi Mehmet Talu Hocamız, Allah ömrünü uzun etsin, Allah hayır, bereket versin, inşaAllah. Bir de onun yetiştirdiği talebeler var, ben bir kısmını görmüştüm Mahmud Hocam’ı ziyerete gittiğimde, Hocamız’la da birkeç kere görüştüm. Her biri ayrı bir müceddid alim, şeçkin asrın alimlerinden. 12 kişilik bir ekibi var Hocamız’ın, onla fıkhın kökenlerine iniyorlar. Hangi hadisten kaynaklanmış, hadis kimden raviden gelmiş, nasıl olmuş, en ince detaylarına kadar analiz ediyorlar, araştırıyorlar, ona göre kitapları hazırlıyorlar. Hocamız’ın kitapları genellikle o tarzda oluyor. Şerhler oluyor. Ömer Nusuhi Bilmen Hocamız’ın o güzel eserini de şerh etti, çok güzel açıkladı Hocamız, yani Türkçe’ye çevirdi, anlaşılır hale getirdi. Dolayısıyla gönül huzuru ile güvenerek Hocamız’ın kitaplarını okuyabilir kardeşlerimiz. Verdiği fetvalara da güvenle uyabilirler, inşaAllah. Çok değerli bir insandır. Mahmud Hocamız’a da buradan selam ediyoruz. Allah ömrünü uzun etsin, Allah onu bize bağışlasın, sağlık, sıhhat, afiyet versin, inşaAllah. Gönlünü hoş etsin inşaAllah Cenab-ı Allah. Cennette komşu etsin, inşaAllah.
“Sayın Adnan Hocam. Ağabeyim büyük bir Nurcu ağabeyi ile konuşmuş.” Nur talebesi dese daha iyi. Şimdi Nurcu falan biraz garip oluyor. “Ahir zamandaki Mehdi (a.s.)’ın Said Nursi olabileceğini, ondan sonra gelecek şahsın ise bir küçük Mehdi olacağını, yani kısacası Said Nursi, ahir zamanda gelecek en büyük Mehdi olacakmış. Said Nursi’nin eserleri ile hareket eden küçük Mehdi, ahir zaman Mehdi’si olacakmış, onun talebesi olacakmış. Sikke-i Tasdik-i Gaybi’de bu geçiyormuş ve Said Nursi bunların bilinmesini istememiş. Bilgilendirirseniz sevinirim, iyi yayınlar. Süleyman.” Kardeşim küçük Mehdi, isterlerse en küçük Mehdi desinler fark etmez, yeter ki bir Mehdi beklesinler. Onu beklemiyorlar zaten, sorun bu. Adamlar Mehdi kelimesini duymak istemiyor, hiç istemiyor. Küçük, en küçüğüdür de deseler onu da kabul ederim, onu da kabul etmiyorlar. Adam sistemin böyle gitmesini istiyor, alışmış. Cumartesi, Pazar günleri toplanacaklar, hüpürtederek çay içecekler böyle, uyuyacaklar, işe gidecekler, iş toplantılarında birbirlerine iş paslayacaklar, böyle mutlu yaşayacaklar. İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği, Bediüzzaman’ın vasiyetiymiş, Mehdi (a.s.) çıkacakmış, İsa (a.s.) inecekmiş, adamları pek ilgilendirmiyor. Böyle adamların sayıları az ama önemli noktalarda olduğu için tahribatları da çok büyük oluyor. Dolayısıyla küçük Mehdi demeleri, zaten Mehdi (a.s.)’ı istemediklerinin bir alametidir. İtihad-ı İslam’ı ve Türk-İslam Birliği’ni de istemediklerinin bir alametidir. Bu nasıl küçük Mehdi oluyor ki, bütün dünyaya İslam’ın hakim olmasına vesile oluyor. Bu nasıl küçük bir Mehdi olsun? Sen istediğin kadar küçültmeye çalış, onun değerini takdir edecek olan Allah’tır. Ve arkasından Hz. İsa (a.s.) gibi Ulul Azm bir Peygamber onu imamlığa geçirip, namaz kılıyor ve onun liderliğini istiyor ve diyor ki; ben senin emrindeyim, senin vezirin olmak istiyorum, sana yardımcı olmak istiyorum, diyor. Bu nasıl böyle küçük Mehdi oluyor böyle? Ve bu Mehdi iman hakikatleri anlatmayacak, diyor. Ortaokul çocuğu bile iman hakikati anlatabiliyor. Lise öğrencisi bile iman hakikati anlatıyor da, böyle bir Mehdi, bütün dünyanın tabi olacağı bir imam; Hristiyan alemi de Müslüman olup ona iman edecek, bağlanacak. İman edecek derken, imamlığını kabul edecek ve bu küçük olacak. Niye illa küçültmeye çalışıyorsunuz? Ve niye iman hakikatleri anlatamayacak kadar yeteneksiz olmuş oluyor bu Mehdi? Şeytanın etkisi ile bu hareketleri yapıyorlar. İman hakikatlerini niye anlatamasın? Mesela bakın ben Mehdi (a.s.) öncüsüyüm, Darwinizm’i, materyalizmi mükemmel anlatıyorum, yerle bir ediyorum. Mehdi (a.s.)’ın talebesi bunu yapıyorsa, Mehdi (a.s.) niye yapamasın? İman hakikatleri; bakın 300’ün üzerinde kitap yazdım ben, 300’ün üzerinde. Mehdi (a.s.) öncüsü olan, Mehdi (a.s.)’ın talebesi olan bir insan 300’ün üzerinde kitap yazıyorsa, Mehdi (a.s.) niçin kitap yazamasın? Niye iman hakikatlerini anlatamasın? Niye Darwinizm ve materyalizme karşı mücadele edemesin? Niye bu kadar yeteneksiz olsun? Ve bu kadar yeteneksiz bir insan nasıl bütün dünyanın lideri oluyor? Bu uydurmalara kimse inanmasın, bu bir hastalık. Bediüzzaman’ı sevdiklerinden değil, işin tembellik yanına bakıyorlar onlar. Yesin, içsin, uyusun, yatsın.
ALTUĞ BERKER: Yeni bir kitabınız vardı tanıtabilir miyim Hocam, yeni çıkardığınız, inşaAllah? ‘Münafıklıkla Mücadelenin Önemi’
ADNAN OKTAR: Kalınca değil mi biraz? Diğerlerine göre daha kalın, evet. Konunun ehemniyetine binaen yıldırım gibi hazırladım bu kitabı da, maşaAllah. En fazla 15 gün falan sürdü. Benim sohbetlerimden derleyerek hazırladık, hepsi benim sohbetlerim. İrticalen yaptığımız konuşmalar ama mükemmel, çok çok mükemmel, bayağı güzel. Çok vurucu, çok faydalı bir eser. ‘Münafıklıkla mücadelenin önemi’Evet, kitaplarımı bir gösterin de, şöyle bir münafıkları çatlatalım, dostları da bir sevindirelim şöyle, inşaAllah. Çünkü Müslümanın başarısı münafığı şak diye ortadan ikiye böler. Müslümanın da kalbine inşirah ve ferahlık verir, inşaAllah.
VTR: Harun Yahya kitapları.
ADNAN OKTAR: Ki, elhamdülillah kitapların da bir kısmı. Mesela ufak broşürler var, eserler var, basmadığımız kitaplar var, cep kitapları var, yurt dışında basılan kitaplar var, onları da eklesek çok fazla bir yekün tutuyor. Bir de hazırladıklarım var, baskıya çıkacak olanlar var, basılacak olanlar var. Bu benim kitaplarımda en önemli hususlardan bir tanesi veyahut önemli hususlar şunlar; bir kere kuşku ifadesi hiç yok. Kesin net imana dayalı ve son derece açık. Demagoji yok. Böyle dil ve edebiyat yok, karmaşıklık yok; “şöyle de olabilir, böyle de olabilir ama şöyledir de”; net şu şöyledir, bu da ispatı. Bazı eserlere bakın; “şöyle de diyen vardır, böyle de diyen vardır, şu da olabilir, bu da olabilir”, bir türlü neticeye gitmez. Mesela “şahs-ı manevi de olabilir, şahıs da olabilir”; karmakarışık değil, net. Şahıstır, şu sebepten şöyledir. Mesela atomun yapısı şöyledir, açık delili budur, net açıklamalar. Böyle özellikle yeis ve ümitsizlik yahut romantizim, duygusallık falan eserlerde kesinlikle yok. Okuyanın net kanaat getireceği gibi ferahlatıcı, arı Türkçe ile yazılmış, her konuyu açıklığa kavuşturan, muğlaklık bırakmayan bir üslup var. Şimdi bakın demin söylediğim, onun için özellikle de gösterttim; şimdi bakın, ben Mehdi (a.s.)’ın naçiz bir talebesiyim, cahil bir talebesiyim. Bem 300’ü aşkın kitap hazırlıyorum, yeri göğü birbirine katıyorum, fakat dünyaya hakim olacak Mehdi (a.s.), kitap yazamayacak kadar yeteneksiz olmuş oluyor. İman hakikatleri anlatamayacak kadar yeteneksiz olmuş oluyor. Bir de buna kuş gibi inananlar var. Bir de küçük Mehdi diyerek küçültmeye çalışıyorlar. Siz istediğiniz kadar küçültün, Allah Katı’nda Mehdi (a.s.)’ın ne olduğunu siz ahirette anlayacaksınız, dünyada da anlayacaksınız. Sizin küçültmenizle onlar küçülmezler. Bediüzzaman; Bediüzzaman çok büyük bir insandır. Bediüzzaman da Mehdi (a.s.) çıkınca küçülmez. Bazı akılsızlar da Mehdi (a.s.) çıkınca Bediüzzaman’ın küçüleceğini zannediyorlar. Niye küçülsün Bediüzzaman? Bilakis daha büyür, daha tanınacaktır, bütün dünyada tanınacaktır. Hz. İsa (a.s.) tarafından da çok sevilecektir, Mehdi (a.s.) tarafından da çok sevgi duyulacaktır, saygı duyulacaktır, bütün insanlık Risale-i Nur okuyacaktır ve tanıyacaklardır. Hani böyle ‘kraldan fazla kralcı’ derler ya, öyle bir ruh haliyle, birazda yağcılık ruhuyla ağızlarından ne çıktığını duymayan garip bir üslup içerisine giriyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.)’in tarif ettiği Mehdi (a.s.) bir tanedir. Ama muhtelif Mehdiler vardır ama Mehdi deyince tek bir tane Mehdi vardır. İsa (a.s.) o kişinin arkasında namaz kılıyorsa, dünyaya hakimse o kişi, olağanüstü bir insandır. Bediüzzaman “acip şahıs” diyor. Onun böyle yeteneksiz, kitap yazamayacak kadar gücü olmayan, iman hakikati anlatamayacak kadar gücü olmayan bir insan olarak tanıtılması ve bütün dünyanın da arkasında, onu kendisine imam yapması, bunda mantık var mı? Onun için ağızların çıkanı kulakları işitsin. Bakın Mehmet Talu Hocamız da maşaAllah son noktayı koydu. Mehdi (a.s.) elan şu an hayatta, diyor. Helal olsun Hocamız’a. O mübarek cemaate de selam ediyorum. Mahmud Hocam’ın da ellerinden hürmetle, saygıyla öpüyorum; o değerli insanın. Bakın Mahmud Hocamız’ın açmış bir gülü Mehmet Talu Hocamız. Çok şahane, hiçbir şekilde itiraz edilemeyecek, net şekilde son noktayı koymuştur. Ki Mahmud Hocamız bir şeye karar verdi mi, o zaten öyledir, inşaAllah. Hocamız’ın şöyle boş bir vaktinde, sağlığı, sıhhati, neşesi tam yerinde olduğu; zaten neşesi her zaman yerinde de, Hocamız’ın bir elini öpmeye gidelim. Mahmud Hocamız’ı özledik.
“Selam Hocam. Şimdiye kadarki tüm konuşmalarınızda Hz. İsa (a.s.)’ın öğrencilerinin sayısından bahsederken, 1400 öğrencisi olduğunu sürekli ifade ettiniz.” Hadiste 1400’müydü, sen hatırlıyor musun? Tam 1400’dü herhalde.
ALTUĞ BERKER: Allahualem öyle duymuştum.
ADNAN OKTAR: Bir yerde rastlamıştım 1400 diye, evet. Evet doğru, bak şu hadisi de vermiş, doğru. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemEfendimiz şöyle buyurdu: “Yemin ediyorum ki Meryem oğlu İsa (a.s.), o gün yeryüzünün en hayırlısı. 800 erkek ve 400 kadın kişi ile yanlarına inecektir.” Bizim nerden aklımızda kaldı 1400? Şu 400’den aklımızda kalmış olabilir, 400 kadın kişi diyor ya ve 800 erkek, oradan olmuş olabilir. 1200 oluyor, peki başka bir kaynak daha mı vardı acaba bizim, ikinci bir kaynak daha olabilir mi? Şimdi bu hadis doğru. Ölüm, Kıyamet, Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, 498’inci sayfa. 1200 kişi diyor ama, şimdi biz buradaki hadise itibar ederiz, şu hadis doğru. Öbür dediklerimi esas almasınlar. Resulullah sallallahü aleyhi ve sellemEfendimiz şöyle buyurdu: “Yemin ediyorum ki Meryem oğlu İsa (a.s.), o gün yeryüzünün en hayırlısı. 800 erkek ve 400 kadın kişi ile yanlarına inecektir.” 1200 kişi ediyor, işin doğrusu o. Ama öbür rivayeti ben bir bulmaya çalışayım, yanlış hatırlıyor olabilirim ama doğrusu bu, 1200 kişi, inşaAllah. Evet, Mustafa kardeşe de selamlar. Arslan o arslan, maşaAllah. İyi dikkatin de çok açık Mustafa, maşaAllah. O hadisleri bana bir bulur musunuz, o benim aklımda bir yerden kaldı. Fakat bu net olduğu için bunu kullanmak esas, inşaAllah. Çünkü kaynak da sağlam. ‘Ölüm, Kıyamet, Ahiret’İmam Şarani Hazretleri’nin eseri o tamamdır. İmam Şarani bir şey dedi mi, o bitti, inşaAllah. “Mehmet Emin. Selamun Aleyküm.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam, ben tiryakilerinizden, Londra’dan Mehmet Emin.” Ne kadar çok seviyorlar, maşaAllah. Dün bir karı koca geldi, aman Allah’ım ikisi birden ağlıyor, acayip seviniyorlar. Hayret ettim bu kadar sevmelerine. Geçen günlerde de öyle gelmişlerdi, nasıl coşkuyla ellerimden öpüyorlar, sevgi gösteriyorlar, bir görseniz acayip muhabbet duyuyorlar. Allah demek ki kalplerine öyle derin bir sevgi koymuş, maşaAllah. Allah sevgilerini daha da arttırsın. “Tiryakilerinizden, Londra’dan Mehmet Emin. Yine her akşam olduğu gibi ekrana kilitlendik, doyum olmaz sohbetinizi izliyoruz, Allah razı olsun, maşaAllah. Yine muhteşemsiniz Hocam.” Ama hakikaten benim sohbetlerim de güzel, benim böyle bir ağabeyim olsa dinlerim işin doğrusu. Allah’a çok şükür, tabii Allah tecelli ettiriyor, Allah yaratıyor, biz vesile oluyoruz. “Hocam benim istirhamım, biraz da İslam dünyasından gelişen olaylardan; Tunus, şimdi de Mısır’da üç-dört günden beri yaşananlardan, büyük uyanıştan ki Şeyh Muhammed Nazım El Hakkani El Kıbrısi Efendimiz güzel üslubuyla haftalar önce söylemişti, bu rejimlerin hepsi iki Muharrem arasında gidicidir diye. Duamız bu olayların hepsi inşaAllah İttihad-ı İslam’ın ayak sesleridir. Bahsetseniz herhalde naçizane fikrim dostlar çok sevinir, imanımız güçlenir ve düşmanlar da inşaAllah daha bir korkuya kapılıp çatır çatır çatlar. Allah’ın Selamı üzerinize olsun. Esselamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. Şeyh Nazım Hocamız’ın ismi ne kadar güzel. Bakın, Şeyh Muhammed Nazım El Hakkani El Kıbrısi. Daha da uzun aslında, böyle çok ihtişamlı bir ismi var. Dünya güzeli benim Şeyhim, maşaAllah. Dün resimlerini gösterdik. Bir daha göster benim mübarek Şeyhim’in rasimlerini. Dünya tatlısı Şeyhim’i dünya alem bir görsün. Hocamız’a dua etsinler, dua çok iyi geliyor Hocamız’a, elhamdülillah Allah vesile ediyor, bayağı açılmış. Bir ara rahatsız gibiydi. Bir de iblisleri yanına yanaştırmasınlar Hocamız’ın. O, o kadar candan ve sıcak ki, onun dünyasında öyle pislik adamlar yok. Bir şaka yaptı, hopladı. Acayip yaygara yapıyor. O insan kaç yaşında? 80 küsür yaşında. O sana güveniyor, o candanlıkla, o tatlılığı ile; Cumhurbaşkanı’nın yanında da o şakayı yapıyor o. Cumhurbaşkanı coşkuyla gülüyor, acayip hoşuna gidiyor. Cumhurbaşkanının yanında yapıyor şakayı, şakacı insan. Şakaya böyle karşılık verilir mi? Çok ciddi olarak böyle efendim falan, tabii ki efendin de öyle cevap verilmez, terbiyesizlik yapmayacaksın. O sen neşelenesin, hoşuna gitsin diye sana espri yapıyor. Gelen herkese binbir türlü espri yapıyor neşelensinler diye. Ciddiye alınıp cedir cedir saygıya uygun olmayan şekilde cevap verilir mi, konuşulur mu? Bakalım Şeyhimize.
VTR: Şeyh Muhammed Nazım El Hakkani El Kıbrısi Hazretlerinin resimleri.
ADNAN OKTAR: Kardeşim daha güzel bir şeyh varsa bana söyleyin. Şu gözlere bak, maşaAllah. Bakın bu yaşında çok heybetli maşaAllah. Ve sarığı en güzel kullanan Hoca, daha üzerine yoktur, varsa bana söylesinler. Sarığın tam hakkını veriyor, bakın görüyormusunuz sarığın güzelliğini? Daha güzel sarık saran varsa bana söylesinler. Bakın renkleri de çok güzel, maşaAllah. Bu da mübarek ailesi. 24 saat neşeli, maşaAllah mübarek.
ALTUĞ BERKER: Kucağında sizin kitabınız var Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sarık böyle sarılır. Bazen böyle sarkıtıyor, alıyor arkaya doğru atıyor, aslı odur. Hadiste ne diyor? “Sarığın içinden bir kişi Mehdi (a.s.)’ı müjdeler.” Sarığın içinde olmuş oluyor mu? Oluyor. Sarığın içineden kim müjdeliyor? Mübarek Hocamız, mübarek Nazım Kıbrısi Hazretleri müjdeliyor ve onun güzel talebeleri, Şeyh Ahmed Yasin, değil mi? O kadar dürüst, o kadar efendi ki talebeleri de. Her dergahı cennet bahçesi gibi, her yerde bir neşe var. Çocuklar neşeli, genç kızlar neşeli, bayram yeri gibidir. Ben size bazı çekimlerinden de göstereyim o toplulukları bir aradayken, hep bayram havası olur, acayip neşelidirler. Hayrettir Allah’ın hikmeti, mesela tamam insanın mürşidi olur ama insanda yine de bir ciddiyet, bir durgunluk falan olur. Orada öyle olmuyor, gayrı ihtiyari insanda bir neşe oluyor Allah’ın hikmeti. Hocamız mumbar dolmasını çok sever. Kırmızı acı biber, çıtır çıtır yiyor. Pirzolayı çok seviyor, maşaAllah, yağlı pirzola. Mübarek muhterem bir insan. Aman aman Hocamız’a dua etsinler. Ben bir kere Hz. İsa (a.s.)’a sarıldığını görmem lazım. Hz. İsa (a.s.)’ın Şeyhimiz’in elini öptüğünü de göreceğim, inşaAllah. Mehdi (a.s.)’ın da Şeyhimiz‘in elini öptüğünü göreceğim, inşaAllah Allah’ın izniyle. Dua etsinler, bayağı açılmış, çok iyi olmuş. Şeyh Ahmed Yasin de alabildiğine dürüst ve çok efendi bir vekili, Hocamız’ın manevi halifesi, öyle diyeyim, maşaAllah. Ondan bir parça, alabildiğine dürüst ve tam delikanlı. Bir tek Allah’tan korkuyor, son derece yiğit. Öyle korkak, politik, ortalı gidenlerden değil. Böyle mübarek, muhterem şeyh efendiler çok, mürşidler çok, onlardan bir tanesidir. Ama tarikatlar tabii kalkmıştır. Tarikat olarak değil, bir mürşidlik, bir büyüklük; bir büyüklük derken tabii onlar kendilerini Allah Katı’nda hiç olarak görürler de, sevgi öğretmenliği, kardeşlik öğretmenliği, dostluk öğretmenliği yapıyorlar. Allah’ı sevdiriyorlar, Peygamber (s.a.v.)’i sevdiriyorlar, bizim anladığımız anlamda tarikat faaliyeti yok şu anda zaten. Çünkü Mehdi (a.s.)’da toplanmıştır, görev ona teslim edildi, inşaAllah. Bütün 12 tarikat da Mehdi (a.s.)’da toplanmıştır. Bunu bütün tarikatların uluları, büyükleri, hepsi söylüyor, bana ait bir söz değil, hepsi söylüyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Dün bir hadis okumuştunuz Hocam, “Mehdi (a.s.) kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek, anımda yeşillenip-yaprak verecek.” Mealinde; “Hz. Mehdi (a.s.)’ın elinde kuru bir dal bulunacak. Kuru bir kamış ağacı dediği, o kurumuş bir dal, kurumuş bir asa. Yeşillenmesi de; birçok insan onun vesilesi ile hidayet bulacak, birçok insanın hidayetine vesile olacak anlamında İslam ahlakına kavuşacaklar, Kuran’a kavuşacaklar şeklinde yorumlayabilir” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi tabii, mesela o bana gelen asa yaklaşık 150 yıllık falan bir asa, çok eski. O asa hakikaten yeşillense, dal açsa, o aklın ihtiyarini alır. Onun anlamı şu; o asa vesilesiyle insanların birçoğu hidayet bulacak, hidayetlerine vesile olacak, sevgiye neden olacak. İnsanların yeşillenmesine, kalplerinin açılmasına vesile olacak. O yeşillik biraz da Hızır (a.s.)’ı anlatan bir şey. Hadra, Hıdır; yeşil kökeninden gelir. O kısma girersek olay daha da gelişir, oraya pek o kadar girmeyeceğim. Ama asanın silsilesini Hocamız çok güzel anlatıyor, ezberime alayım, bir daha anlatalım, inşaAllah.
VTR: Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri, Sayın Adnan Oktar’a hediye ettiği asanın silsilesini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Bakın Ahmed Yasin Hocamız çok şahane sarıyor sarığı görüyor musunuz? Bakın sarıyor, buradan sarkıyor, bir elbise gibi onu sarıyor ve arka tarafa devam ediyor. Şimdi baktığımızda sarığın içinde olmuş oluyor mu? Sarık onun bütün vücudunu bir palto gibi kaplıyor, sarığın içinden müjdelemiş oluyor. Tabii ki orda benim görüşüm, çünkü asıl ana kaynak, ana beden Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri. Hocamız ordan bir güzel dal, bir gül dalı. O gül dalında, orada Mehdiyet, öbür daldan Mehdiyet, öbür daldan Mehdiyet ama ana dal, ana gövde şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri. Bu sarığı böyle güzel sarmayı ondan gördü birçok kişi asrımızda, zamanımızda. Renkleri çok nefis seçiyor Hocamız, hep iç açıcı. Kıyafetleri de, çok çok şahanedir renkleri, dikkat edin. Bir güzellik, bir ışık var, maşaAllah. Dolayısıyla hadisin anlamı ortaya çıkmış oldu. Mesela ben 30 yıldan beri o hadisi okurum, anlamadım. Geçen gün akşam açtım, birden farkına vardım, çünkü bakın sarığın içinden bir şahıs. Sarığı sarmış, o kişi de sarığın içinde, müjdeliyor işte, tamam sarığın içinden. Şeyh Nazım Hocamız’ın hadislerde geçmesi son derece makul, çünkü dünya çapında bir insan. Ahir zamanda da zuhur ettiği için, hadis o mübareğe açıkça işaret ediyor, net olarak o, Allahualem o, inşaAllah.
“Ömer, merhaba. Bugün bu yazıyı gördüm, paylaşmak istedim, fakat son cümle oldukça saldırgan.” Her tarafı saldırgan olsa kaç yazar. “Oda TV, Bilim Ütopya kitaplığı çok tartışılacak bir kitapla okuyucunun karşısına çıktı.” Kardeşim Darwinistler o kadar biçimsiz sırt üstü yere vuruldu ki, akıllarının ucundan geçmiyordu. Hakikaten biz ortaokuldayken falan; ben hatırlıyorum lisede Darwinizm tepmez devrilmez bir güç görünümündeydi. Bütün dünyayı kaplamıştı, acayip enaniyetli, kendilerinden çok emin, üniversiteler, enstitüler, laboratuvarlar, milyonlarca detay Darwinizmle ilgili. Binlerce kitap, her konu ayrı analiz edilmişti. Dünyayı fethetmişti, bitmişti. Aman Allah’ım, adamları tuttuğumuzla aldık sırt üstü, beyin üstü oturttuk yere. Bunlar ne oldu diye şaşırdılar, yıldızlar çakıştı bunların kafalarında. Şimdi ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. Dünya çapında böyle dev bir deccali bir sistemin, avucumuzun içerisinde böyle leblebi tozu gibi dağılmaları hakikaten çok mucizedir. Hayret yani, oyun oynamışlar bütün dünyayı aldatmışlar koskoca adamlar. Ve en kötü uydurma delillerle ve en kötü uydurma yalanlarla. İşte adamı böyle yaparlar. Allah hiç ummadıkları yerden onları vurdu. Ne cesaret? Bir tane fosil yok, evrim var diye ortaya çıkmışlar. Proteinlerin yapısı ortada. Kardeşim bir kere kromozomun yapısı nefes kesici, hiç açıklaması yok kromozomun. Bir düşünün; Süleymaniye Kütüphanesi var ya, orası kitaplarla dolu değil mi? Ağzına kadar kitap dolu. Her satır düzgün yazılmıştır. O kütüphanedeki o bilgi, bir tane kromozomun içinde dolu. O kitaplardaki satırların düzgünlüğünü düşünün, o dolu. Bu nasıl oldu, diyoruz. Tesadüfen oldu diyorlar, iyi sıhhatte olsunlar. Kafalarını bir tuzlu su ile yıkamaları lazım onu söyleyenler. Şöyle bir temiz hava almak için dışarıya gidip gelmesi gerekiyor kendilerine gelmeleri için. Anlamazdan geliyorlar. Bir kere nefes kesecek ama binlerce, milyonlarca kere nefes kesecek çok büyük bir olay bu. Bir kütüphane, elektron mikroskopta bile zor gürülen, görülmeyen küçücük kromozomun içerisine nasıl yerleşir? Bu nasıl tesadüfen olur? Her satırın düzgün olması gerekiyor ama her satırın. On binlerce, yüz binlerce bilginin jilet gibi düzgün kaydolması gerekiyor. Bunu tesadüf nasıl yapsın? Aklınızı başınıza alın, çocuk mu kandırıyorsunuz siz? Bundan sonra oyun yok, her yerde tepelerine binerim. Deccal bunlarla oyun oynamış, şeytan bunlarla oyun oynamış, alay etmiş, daha hala gurur yapıyorlar. Zaten küçük düşmüşsünüz, mahcup olmuşsunuz. Zaten bitmişsiniz, daha ne oturup, çırpınıyorsunuz. Ne Amerika’sı, ne Rusya’sı, gıkları çıkmıyor şu an, bir ölüm sessizliği var. Hayır kardeşim böyle büyük bir üniversite bunları alt üst etse, yani üç-beş üniversite bir araya gelip falan, bunlara bu kadar koymayacaktı. Acayip ağırlarına gitti. İstanbul’dan bir delikanlı çıkıyor, bunları aldığı gibi koskoca devi beyninin üstüne çakıyor. Daha hala şamata yapıyorlar, insan utanır, ağzına almaya utanır. Diyecekler ki; biz gafletteydik, Allah bizi affetsin boş bulunduk, çocuk gibi inandık, diyecekler. Kardeşim size diyoruz ki, protein nasıl oldu? Uzaylılar yaptı, diyorsunuz. Aklınızı başınıza alın. Kafanızı şöyle bir çeşmenin altına sokun, soğuk su ile yıkayın, kendinize gelin. Şöyle kendinizi tokatlayın. Bakın, uzaylılar yaptı, diyorsunuz. Akılınızı başınıza alın derken, oradaki fevkaladeliğe dikkat edin. Protein tesadüfen olamaz, mucize bu, diyor. En alelade bir protein bile olamaz, diyor. Sen, karmakarışık binlerce proteinden meydana gelmiş bir insandan bahsediyorsun. Ve insanın her hücresinde bir Süleymaniye Kütüphanesi kadar bilgi dolu. Bakın, her hücresinde, her kromozomda, bir tane iki tane değil. Bu nedir biliyor musun? Trilyonlarca Süleymaniye Kütüphanesi insanın içinde var demektir ve bu tesadüfen oldu diyorsun. Şimdi kafanı buz kovasına sokmak gerekir artık, başka çare kalmadı. Hiç NTV’nin falan çırpınmalarına gerek yok, İş Bankası bilmem ne hepsi birden hopladı, ayağa kalktılar. Oturmuş benim kitaba, koskoca Türkiye İş Bankası işi gücü bırakmış, güya cevap hazırlamış. Madem Yaratılış Atlası yaptın, biz de sana al Evrim Atlası yazdık, diye. Aynı büyük bir cesametle kitap yazmışlar. Bir baktık, çizim. Allah Allah, bir yanlışlık var herhalde, dedim. Bir daha açtım, yine çizim. Böyle değildir diye tekrar açıyoruz, yine çizim, yine çizim, yine çizim, baştan-sona kadar çizim. Kardeşim işiniz gücünüz yok mu sizin? O kadar çizimle uğraşacağınıza gidin sokakta kestane satın daha iyi. Aklını başına al, ne yapıyorsun sen? Çocuk mu kandırıyorsun sen? Kandırıcı demeyeyim de. Bakın ne Türkiye İş Bankası bu işle baş edebilir, ne üniversitedeki bu vatandaşlar, ne işte Bilim Ütopya falan, samimi olsunlar, kendilerini toparlasınlar, ellerini-yüzlerini bir yıkasınlar, bir çay içsinle şöyle bir dinlensinler, toplumdan da özür dilesinler. Biz nasıl yaptık böyle komik duruma düştük diye özür dileyecekler, olay bu, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Malezya konferansından resimler var Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Allah Allah, maşaAllah. MaşaAllah dua ediyorlar. Hay maşaAllah, bakın görüyor musunuz genç kızları? MaşaAllah nur gibiler, nur. MaşaAllah şimdi bunların hepsi Mehdi (a.s.) ordusu. Şimdi bunlarla baş edebilirlerse etsinler. Bakın bir tane Mehdi (a.s.) talebesi; bakın ben Mehdi (a.s.) talebesiyim. Mehdi (a.s.)’nin talebesinin talebesi gidiyor, yerle bir edip geliyor. Şimdi sıkıysa bir daha buradaki mübarekleri Darwinist yap. Bakın hepsi topluca dua ediyorlar. Allah’ın rahmeti, bereketi üzerlerine olsun, maşaAllah. Bunlar arslan, arslan, maşaAllah. Nur gibiler, bakın tertemiz, maşaAllah. Aferin, maşaAllah. İşte bu kadar, bizde bu işler bu kadar, biliyorsunuz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir de Konya Enderun Vakfı’nda kütüphaneden resim çekilmiş Hocam, sizin kitaplarınız olduğu gibi inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Her yer böyle olması lazım, her yer. Şimdi diyoruz ki, bilgisayardan indirin diyoruz ama kitap gibisi yoktur ben söyleyeyim, bu açık. Mesela farzedelim benim bir kafem olsa, güzel şık bir kütüphane yaptırırım bir bölümüne, güzel camekanlı, çaka çaka kitapla doldururum içini. Ona bir kere masraf edilecek, bir kere. Allah esirgesin, vefat etse oğluna kalır. O vefat etse, onun oğluna kalır. Çok büyük bir hizmet, her zaman bilgisayar bulunmaz ki. Teknoloji ne gelişti, zar gibi telefonla adam Amerika ile burada gibi konuşuyor, bir de üstelik de resimli. Tam ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinin özellikleri. Allah Mehdiyet için yarattı bu bütün teknoloji ve imkanları. İnterneti de, bu telefon teknolojisini de, hepsi de İslam’ın dünyaya hakim olması için yaratıldı. Kıyamet gerçekten yakın, doğru söylüyorum. Mehdi (a.s.) gerçekten geldi, İsa (a.s.) gerçekten geldi, bu dediklerimin hepsi doğru. Ben niye demagoji yapayım? Darwinizm hakikaten şeytanın dalga geçmesi ve alay etmesi, bütün dünya ile alay ediyor, eğleniyor. Akıl almaz münasebetsiz, akıl almaz mantıksız çok kötü bir teori. Ama en kötüsü, bunun üzerine dünyada daha kötü bir teori yoktur. Ben böyle bir oyuna insanların nasıl geldiğine hergün şaşırıyorum. Bir kere Darwinizm diye bir şey olmuş olsaydı, en başta biz yeri göğü inletir, onu biz savunurduk, gidip Amerika’ya falan onu savundurtmazdık. Allah böyle yarattı derdim ve acayip de ispat ederdim. Yok öyle bir şey. Bakıyoruz 500 bin yıllık, 400 bin yıllk. 5 milyon senelik, 10 milyon senelik, 100 milyon, hatta 450 milyon senelik, 500 milyon senelik fosiller var, bakıyoruz aynısı, tıpkısnın aynısı, değişmemiş. Değişmediyse, değişmemiştir, niye yalan söylemeye gerek duyuluyor? Hayır değişse o kadar mantıklı olurdu ki. Bir şeyin 400 milyon sene içerisinde değişmesi son derece mantıklı bir şey, değişir. Mucize olarak değişmemiş, Allah ispat ediyor. Niye yalan söylensin ki? Değişmediyse, değişmedi dersin. Değişmiş olsa da dersin; Allah böyle yavaş yavaş canlıları geliştirdi, bunu yaptı dersin, bu acayip bir şey değil ki. Allah nasıl çocuğu mesela sperm oluyor, yumurta annenin karnında gelişiyor, önce pek bir şeye benzemiyor ama sonra insan oluyor. Aynı sistem, benzeri derdik; Allah da evrimle bütün canlıları yarattı derdik. Olmayan bir şeyde niye yalan söylensin ki? Yok, olduğu gibi duruyor. Bakın, buyrun işte elimizde, deniz atı. Kaç senelik bu?
ALTUĞ BERKER: 4 milyon yıllık Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte buyrun. Bana bunun üzerinde milim santim değişiklik göstersinler. Nerede burada değişiklik? Bütün milletin gözünün içine baka baka niye yalan söylensin?
ALTUĞ BERKER: Kaplumbağa var 37 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: Bakın buyrun, aynısıyla duruyor.
SUNUCU:“Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 00.30’dan itibaren Ssamsun Aks TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV internet sitesinden devam edeceğiz.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...