SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza Samsun Aks, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben şeyhimden destur almadan konuşmuyorum biliyorsun.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam af buyurun. Mehmet Talu Hocamızın Ahir zaman alametleri yazıları devam ediyor Hocam. İkinci bölümünü köşesinde kaleme almış, Milli Gazetede bugün yine. Kıyamet öncesinde Ahir zamanda yaşanacak olan büyük fitne ve belaları tarif eden hadislerden örnekler vermiş Hocam inşaAllah. Okuyabilirim, eğer uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Oku bir kısmını, oku.
ALTUĞ BERKER: Şöyle diyor; “‘Bütün insanlar uykudadırlar, öldükleri zaman uyanırlar’ buyrulmuştur. Ölmeden önce uyanmaya çalışalım, üzerinde yaşadığımız dünya bir fitneler meydanıdır. Son derece aldatıcı ve oyalayıcıdır. Bu dünyadaki gençlikler, güzellikler, servetler, lüksler, mallar, mülkler, riyasetler, ikballer, makamlar, mevkiler, halkın alkışları, övgüler, aferinler hep birer seraptır. Bugün vardır, yarın yoktur, dünya kimseye yar olmaz. Müslüman o kimsedir ki, dünya için dünyada kalacağı müddet nispetinde, ahiret için ahirette kalacağı müddet nispetinde çalışır. Dünya tuzaklarına düşmeyelim, yolumuzu dünya çıkmazlarında kaybetmeyelim. Ebu Hureyre (r.a)’dan rivayet edildiğini ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki; ‘Karanlık gecenin parçaları gibi olan fitnelerden önce hayırlı ameller işlemede acele edin. O fitne geldi mi kişi, mümin olarak sabaha erer ve kafir olarak akşama girer. Mümin olarak akşama erer de kafir olarak sabaha ulaşır. Dinini, basit bir dünya menfaatine satacaktır.’” diye anlatmış.
ADNAN OKTAR:Hocamız çok güzel anlatmış. Onu yarın bir inceleyelim. Şimdi tabii detaylara giremiyoruz. Ama girişi çok şahane yapmış Hocamız, bu anlatım mükemmel yani dünyanın geçiciliğini çok güzel anlatmış. Bir kısmı zaten hadis-i şerifler, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mübarek dilinden, muhteşem açıklamalar. O açıklamaları belki sonra film haline getiririz, oradan anlatırız. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Şevket Eygi Hocamızın yazısı bugün, Muhyiddin Arabi ile ilgiliydi. “Geçmişte olduğu gibi bugün de bu mübarek insan hakkında ileri geri konuşuluyor.” demiş. “Onun hakkında şunlar bilinmelidir.” demiş Hocam, bazı maddeler saymış uygun görürseniz. Şöyle diyor; “Ulema’nın, fukahanın, sülehanın büyük çoğunluğu onu övmüş ve büyüklüğünü tasdik etmiştir. Onun aleyhinde bulunanlar, küçük bir azınlıktır. Müslümanların çoğu ona ‘Şeyh-i Ekber, En büyük Şeyh demişlerdir. İbn-i Arabi’nin bazı eserlerini, avam hocasız okuması caiz değildir, çünkü bunlarda herkesin anlayıp idrak edemeyeceği, sırlar, incelikler vardır. Bursalı İsmail Hakkı Hazretleri, ‘Şeyh-i Ekber-i Hatemu’l Evliya’ olarak vasıflandırmaktadır. Tasavvuf, tarikat, evliya düşmanlarının veya inkarcılarının, İbn-i Arabi hakkındaki iddialarının hepsine ulema ve fukaha tarafından cevap verilmiş ve suçlamalar çürütülmüştür. Ulemanın, fukahanın, sülehanın çoğunluğunun ‘Velidir, büyük bir Müslümandır’ dediği bir Zat’a ‘Kafirdir’ diyenlerin, ‘mümini tekfir edenin, kendisi kafir olur’ kuralını düşünmeleri gerekir. Şeyh-i Ekber İbn-i Arabi Hazretleri, bir İslam büyüğüdür, veli bir Zattır. Allah sırrını tasdik eylesin.” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyor tabi. Muhyiddin Arabi Hazretleri, çok muhterem, derin, çok kıymetli bir alim. Kimin ne dediği hiç önemli değil. Hocamız gerçi anlatmış ama alayı bir araya gelse, hiç bir şey ifade etmez.
ALTUĞ BERKER:Hocam Ukrayna Gezisi vardı, Sayın Başbakanın, onunla ilgili bir şey göstermek istiyorum. Sizin kaç seneden beri söylediğiniz; “Vizesiz gidilecek 56. ülke Ukrayna” diye haber vardı hocam. Siz uzun yıllardan beri, üç-dört yıldır “sınırlar açılsın, vizeler kalksın, gürül gürül ticaret yapalım. Bağrımıza basalım onları, bir sevinç olsun, bayram olsun, bereket, bolluk böyle her yeri sarsın” diyorsunuz. Ukrayna’dan bahsediyorsunuz, 2009’da. “Ukrayna bizim kardeşimizdir, hepsini içine alacağız. Türk İslam Birliği demek; şefkat merhamet, sevgi demektir.”
ADNAN OKTAR:Tabii Ukrayna bir kere en başta Türk İslam Birliği’nin içerisinde olacak ülkelerden bir tanesi. Güzel insanlar. Rusya, Ruslar güzel insanlar, inşaAllah. Türk İslam Birliği bir küçük topluluk tarafından bile istenmiş olsa, hemen neticelenecek. Bütün dünyanın desteklediği bir güzellik inşaAllah. Bütün dünya destekliyor, Amerika da istiyor, Rusya da istiyor, hepsi ister. Yani Amerika tamam yani anormal yönleri vardır ama böyle hayati bir güzelliği de reddetmez. Çünkü onların milli menfaatine de çok uygun. Her yönden mükemmel bir sistem, kimse böyle bir imkanı kaçırmak istemez. Karmakarışık anarşi ve terörün hakim olduğu bir dünya mı? Adaplı, edepli, sevgi dolu, şefkatli, dengeli, tutarlı, güvenliğin tam olduğu bir dünya mı? Tabii ki, eğer bir insan deli değilse, güzel olanı isteyecektir.
ALTUĞ BERKER:Sayın Macar Cumhurbaşkanının bir sözü vardı Hocam, dün hatırlatmıştık. “İyi ki bizi 150 yıl Osmanlı yönetti.” demişti dün. Siz de Hocam, 2008 yılından daha önce de söylüyorsunuz. “Dünyanın yeni bir Osmanlı’ya, modern bir Osmanlı’ya ihtiyacı, insanın suya ihtiyacı gibidir” dediniz. Çok anlatıyorsunuz Hocam, “bunun sonucunda huzur ve istikrar olacağı için, bereket ve bolluk rivayetlerin açıklamasıyla yani yağmur gibi olacak, müthiş bir ferahlık olacaktır. Çağımız, Osmanlı çağıdır. Türklük çağıdır, Türk İslam Birliği çağıdır. İslam’ın sosyal adaletinin, güzel ahlakının hakim olma çağıdır. Bunların hepsi önümüzdeki 15 yıl içerisinde göreceğiz inşaAllah” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Mustafa Sungur Ağabeyin anlattığı bir hatıra; Bediüzzaman’ın çok sevdiği, sürekli yanında bulunan, değerli Mustafa Sungur Ağabeyimizi herkes tanır. “Bir gün Eskişehir’de, Yıldız Oteli’nin üst katında, Hazreti Üstad’ın odasında hizmetteydik. Bir kuşluk vaktiydi. 5 adet jet uçağı, otelin üstünden şiddetli ses çıkarak geçtiler, pencereler de açık idi. Hazreti Üstad gülümseyerek ‘inşaAllah, bunlar bir zaman İslamiyet’e büyük hizmet edecekler’ dedi ve ilaveten ‘Sungur Askeriye’de bir ruh var, o ruh benimle dosttur. Biliyorum, ya o bir kişidir veya cemaattir, sağdır veya ölüdür, velidir veya kutubtur, bilmiyorum fakat bir ruh var ki benimle dosttur’ diye beyanda bulundular. Bakın çok anlamlı bir ifade; “o ruh benimle dosttur. Biliyorum, ya o bir kişidir veya cemaattir, sağdır veya ölüdür, velidir veya kutuptur bilmiyorum.” Zaten hepsini açıklamış, bilmediği bir şey söylemez Üstad. Ne demek istediği anlaşılıyor. Anlayan anlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Arda Uskan gazeteci yine sizden bahsetmiş. “Maymundan mı geldik?” yazısında sizi zikrediyor bir de kendisi de biraz şöyle diyor; “şakayla karışık ama aynaya bakınca evde” diyor “herhalde maymundan geldik diye düşünüyorum” diyor.
ADNAN OKTAR:Bir bakayım resmine. Vesvese ediyor ne alakası var, bir kere gözlüğü çok farklı. Yok yok maymundan falan gelmiş değil, doğrudan insan olarak yaratılmış. Hazreti Adem (a.s)’dan ve Havva’dan geliyor. Bu doğru yani bir anne, bir babadan gelen, bir nesil. Yalnız, o kadar milyonlarca sene geriye gitmiyor benim anladığım insan nesli, Allahualem 200 bin seneyi pek aşmaz. Tahminim o benim. Yani 200 bin sene, hadi 300, 400 bin sene değil ama 200 bin sene bana makul geliyor yani gidişata göre.
ALTUĞ BERKER:Yargıyla ilgili bir haber vardı. “Bir milyon 800 bin dosyayı bekleten yargı iflas etmiştir” diyor Başbakan.
ADNAN OKTAR: Evet, ama bir düzenleme yapacaklar gördüğüm kadarıyla, değil mi? Evet.
Nisa Suresi Şeytandan Allah’a sığınırım, 83.“Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu Peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler,' onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.”
Mesela bir olay oluyor. Bir haber diyorlar ki, adamın kardeşini doktora götürüyorlar. Adam diyor ki; “bu habis bir tümöre benziyor, bakacağız” diyor. Bütün dayısına amcasına hepsine haber uçuruyor. Adam kalp hastası enfarktüs geçiriyor, öbürü komaya giriyor. Bu akıllı bir hareket değil. Ayette ne diyor, Cenab-ı Allah; “Oysa bunu Peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler,' onu bilirlerdi.” Bak onlardan sonuç çıkarabilenler; İşin gerçeğini araştırma gücüne sahip yetkili kişiler. Peygamber, bilginler veya emir sahipleri, “onu bilirlerdi” Yani bu yaygınlaştırılması gereken haber mi? Yoksa kendi içinde bir şekle sokulması gereken bir haber mi? Onun için bir haber olduğunda onu ortalığa yaymak değil, onu uzman olan, onu iyi değerlendirecek birine nakletmek gerekir. O gerekirse ilgili kişilere yayar ve yahut yaymaz. “Artık sen Allah yolunda mücadele et, kendinden başkasıyla yükümlü tutulmayacaksın. Müminleri hazırlayıp-teşvik et.” Hangi müminleri? Ehl-i Sünnet müminleri değil, Şiileri değil, Vahhabileri değil, bütün dünya Müslümanlarını. Bütün dünya Müslümanlarına hitap ediyor Allah burada, Ehl-i Sünnete hitap yok. Şiilere hitap yok. Caferilere hitap yok. Alevilere, Bektaşilere hitap yok, değil mi? Kime hitap? Bütün Müslümanlara, ne diyor Cenab-ı Allah; “Müminleri hazırlayıp-teşvik et.” Bütün dünya Müslümanlarını hazırlayıp teşvik etmek, Mehdiyet’in bir görevidir. Hem hazırlayacak ilmi, kültürel yönden onları mücehhez hale getirecek. Kitaplarla, cd’lerle, filmlerle hazırlayacak ve teşvik edecek. Türk İslam Birliği’ne, İttihad-ı İslam’a, güzelliğe, sevgiye, bilime, sanata, demokrasiye teşvik edecek. “Umulur ki Allah, küfredenlerin ağır-baskılarını geri püskürtür.” Darwinistlerin, materyalistlerin, komünistlerin, faşistlerin ağır baskılarına iddia edilen Ergenekon örgütünün ağır baskılarını geri püskürtür. “Allah, 'kahredici baskısıyla' daha zorlu, acı sonuçlandırmasıyla da daha zorludur” diyor, Allah. Ne görüyoruz şu an? Allah’ın kahredici gücünü görüyoruz. Ayakları kayıyor artık. Dayanmışlardı, kapıyı açtırmak istemiyorlardı. İttiğinde ayakları kayıyor ve kapı sonuna kadar açılıyor. “Kim Resûl’e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur.” Bak; “Kim Resûl’e itaat ederse” Peygambere itaat ederse “gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.” Kim Resul’e itaat ederse; “Bu ayet sık sık Peygamber (s.a.v.)’e itaate çağırmanın, Peygamber (s.a.v.)’de uluhiyet özelliği olmasından değil tam aksine onun bir kul ve İlahi tebliği ileten bir elçi olma özelliğinden kaynaklandığını vurgular. Aynı zamanda ayet Peygamber (s.a.v.)’i sadece tebliğ göreviyle sınırlandırıp, onu teşride bulunamayacağını iddia edenlere, Sünneti sıradan bir konu seviyesine düşürenlere de önemli bir uyarıdır.” Demek ki, neymiş? “Kim Resûl’e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur.” Peygamber (s.a.v.), “Hz. Mehdi (a.s.)’ı müjdeleyin” derse, yok beni ilgilendirmiyor, diyemezsin. “Hz. Mehdi (a.s.)’ı arayın” diyorsa, yok beni ilgilendirmiyor, diyemezsin. “Karda sürünmek durumunda olsanız dahi, sürünerek de olsa gidip, Mehdi (as)’a biat edin” deyince, o beni ilgilendirmez, diyemezsin. Ne diyor Allah; “Kim Resûl’e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur” diyor, Allah.“Kim de yüz çevirirse, Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.” Kendileri bilir diyor, Allah. Bu ayet ne demek biliyor musun? “İntikam alırım” diyor, Allah. Allah’ın intikamı da pek çetin oluyor. Dayanamazlar acısına onu söyleyeyim. “Diğerlerini de sizden ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor” Bak “Diğerlerini de sizden ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor bulacaksınız. (Ama) Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar.” Münafıklar için söylüyor, Allah. “sizden ve kendi kavimlerinden güvende olmayı istiyor” Münafıklar diyorlar ki, “Siz bize dokunmayın bir şey demeyin” diyorlar. “Onlar da bir şey demesinler” Tamam ne istiyorsun? “Güvende olmak istiyoruz. Rahat yaşamak istiyoruz” diyorlar. “Ama” diyor, Allah. “Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar.” Peki Müslümanların aleyhine muhbirlik yapar mısınız? “Hem alasını yaparız” diyor. Fitne çıkarır mısın? “Onu da yaparız” diyor. Küfürle gizli ittifak eder misin? “Onu da yaparız” diyor. Müslümanın kendince bir açığını bulduğunda anında vurur musun? “Vururum” Diyor. Peki bizden ne istiyorsun, diyorsun? “Güven istiyorum” diyor “siz de çok iyi davranın bana” diyor. Peki senin yaptığın kahpelik ne? Sen bütün melanetleri istiyorsun, değil mi? Bu münafık karakterini Kuran’da Allah açıklıyor. Bak, diyor ki; “Fitneye her geri çağrılışlarında içine başaşağı (balıklama) dalarlar.” Her türlü pisliğin içindedirler, diyor. Muhbirlik, iftira, üçkağıtçılık, Müslümanları oyuna getirmek, Müslümanların açığını kollamak. İşte Facebookta, orada burada Müslümanların aleyhine yazılar yazmak, “hepsini yaparız” diyorlar. “Şayet sizden uzak durmaz, barış (şartların)ı size bırakmaz ve ellerini çekmezlerse,” yani pislik yapmaya, iftira atmaya, oyun oynamaya devam ederlerse “artık onları her nerede bulursanız tutun (onları etkisiz hale getirin). İşte size, onların aleyhinde apaçık olan 'destekleyici bir delil' kıldık.” Diyor, Allah. “Onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler.” Ne istiyorsun, diyoruz münafığa? “Kuran’a uyuyorsunuz, güzel. Ama niye Kuran’ı yeterli görüyorsunuz?” diyorlar. Ne yapmamız gerekiyor, diyoruz? “Hurafeler niye çıktı ne güne duruyor, hurafeye uyun” diyor. Başka; “bir de vahiy gelenler var, onlara da uyacaksınız” diyor. “Kuran yetersiz, özetle” diyor. Yok öyle, Allah bize söylüyor “Kuran yeterli” diyor ve “Kuran’dan sorulacaksınız” diyor, “sadece Kuran’dan sorulacaksınız” diyor. Bize sahtekarlık yapmayacak hiçbir münafık. Peygamber (s.a.v.) nasıl tefsir ettiyse Kuran’ı, biz ona göre hareket ederiz. “Onlar, kendilerinin inkara sapmaları gibi sizin de inkara sapmanızı istediler. Böylelikle bir olacaktınız.” Aynı münafıklar kendileri gibi olmasını istiyor insanların. “Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veliler (dostlar) edinmeyin.” “Eğer sizlerle birlikte değilseler, sizlere dost değilseler, onları arkadaş edinmeyin. Koruyup kollamayın, destek de vermeyin” diyor, Cenab-ı Allah. “Ey iman edenler, Allah yolunda adım attığınız zaman” İslam’ı yaymaya karar verdiğiniz vakit, tebliğe karar verdiğiniz vakit, “gerekli araştırmayı yapın” Gidin kütüphanede mi araştırma yapıyorsunuz, yurt dışında araştırma yapın her türlü dokümanı, bilgiyi, filmi izleyin. “ve size selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak: "Sen mü'min değilsin" demeyin.” Sen kafirsin sen mürtetsin, iftira atmayın millete diyor, Cenab-ı Allah. Hüküm vermeyin, diyor. “Asıl çok ganimet, Allah Katındadır, bundan önce siz de böyle idiniz;” Siz de küfür içindeydiniz sizin de hatalarınız vardı, diyor Allah, vazgeçtiniz, diyor. Önünüze geleni kafirlikle fasıklıkla itham etmeyeceğiz. “Allah size lütufta bulundu. Öyleyse iyice açıklık kazandırın.” Netlik kazandırın diyor, Allah. “Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. Allah'a ve Resulü’ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah'a düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir.” Allah yolunda hicret, Hz. Mehdi (a.s.) zamanında nasıl yapıyor, Müslüman? Şimdi annesi diyor ki; “İslam’ı, dini biz hurafe olarak görüyoruz. Dini anlatmanı istemiyoruz” diyorlar. “Ben sana annelik hakkımı helal etmem. Namaz kılarsan seni evlatlıktan reddederim.” Nur ala nur çok iyi olur, teşekkür ederim. Bir an önce yaparsan çok memnun olurum” diyecek. “Seni bu evde istemiyorum” diyor “eğer Allah’a, dine, İslam’a yönelirsen, Müslümanları dost edinirsen istemiyorum.” “Eyvallah” diyecek “teşekkür ederim, ver elini öpeyim, bana müsaade” diyecek. Ve Müslümanların yanına hicret edecek. Ne diyor, Allah; “Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da.” Bulur diyor Allah.Hiçbir şey olmaz. Ben anamın babamın yanında rahatım, başka yere gidersem rahatım kaçar. Yok kaçsın, seni dinden imandan uzaklaştırıyorsa ona itaat olmaz. Ama Müslümanım, elhamdülillah diyor. Evladım ben İslam ahlakını tam yaşamıyorum ama senin yaşamanla iftihar ediyorum diyor. Adam gitmiş mesela şarap içmiş meyhanede “gel beni al” diyor. Tamam senin dinine bir şey demiyor ama, sana karışmıyor; alırsın omzuna babanı meyhaneden evine getirirsin. Uzatırsın yatağına “bir emrin var mı, babacığım?” dersin. Usul budur. Ama dinine imanına laf söylediğinde, o artık senin annen baban değildir, bitti. Hiçbir bağlantın kalmaz. Müslümanların yanına hicret edeceksin. “Melekler kendi nefislerine zulmedenlerin hayatına son verecekleri zaman derler ki: "Nerede idiniz?" diyorlar. Artık perde elips şekilde perde kalkmış açılmış, net görüntü oluşmuş. Melekler soruyorlar; şeytandan Allah’a sığınırım “"Nerede idiniz?" Onlar: "Biz, yeryüzünde zayıf bırakılmışlar (müstaz'aflar) idik" derler.” “Anam, babam baskı yapıyordu” diyor. “Bana namazı kıldırtmadılar. Oruç tutacaktım, tutturmadılar. İslami eserler okuyordum, okutturmadılar. Kuran’ı alıp elimden yırttılar haşa “zayıf bırakılmıştık” diyorlar. Melekler de diyor ki:"Hicret etmeniz için Allah'ın arzı geniş değil miydi?" Dünya geniş değil miydi, bir sınır mı, vardı, o evde durmaya mecbur muydunuz diyorlar. Niye Müslümanların yanına gitmediniz diyorlar. “İşte onların barınma yeri cehennemdir. Ne kötü yataktır o?” diyor, Allah. Cevap yok tabii. “Mallarınız” diyor, Allah. “Oğullarınız, kardeşleriniz yarım kalmasından korktuğunuz ticaret, evleriniz, aşiretiniz. Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda mücadele etmekten, tebliğden dini yaymaktan daha hoş geliyorsa size” diyor “bekleye durun” diyor, Allah. Beklediğinde, günü geldiğinde Selamun Aleykum diye gelirler. Bir daha da anana babana dönemezsin. “ay keşke yapmasaydım” diyor. Peki süre verilmedi mi, sana? Verildi. Bir sınır var mıydı? Yok. Peki niye bunu yapıyorsun?
ALTUĞ BERKER:Uygun görürseniz namaz resimleri var, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yeni gelen Tapınak Şövalyesi arkadaşlar. Sünnete uygun gittiler hepsi abdest aldılar, camide soğuk havada, tam kafalarını mesh ederek. Ayaklarını yıkayıp, kollarını yıkadılar. Elini yüzünü yıkadılar. Tam tadili erkanla da güzelce namazlarını kıldılar, yeni gelmişler Kendi aralarındaki, konuşmalarında; “Acaba Müslüman olsak, ailelerimiz ne der?” diyorlarmış. “Onların reaksiyonunu nasıl engelleyebiliriz?” diye, kendi aralarında konuşuyorlarmış. Nasıl hoşlanıyorlar Müslümanlıktan anlatamam. Namazdan nasıl hoşlanıyorlar anlatamam, maşaAllah. Hepsinin Kuran’ları var, okuyorlar böyle aşkla şevkle. Namazdan acayip zevk alıyorlar, maşaAllah. Hepsi yüksek görevlerden gelen arkadaşlar. Misafirimdi yeni gittiler. “Hocam” diyorlar “dünya çapında emrindeyiz, bütün Tapınak Şövalyeleri emrindeyiz. Söyleyin ne istiyorsanız yapalım” diyorlar. “İstanbul’da bizim aradığımız İstanbul’da” diyorlar. “Bizim bin küsur senelik, binlerce yıllık geleneğimizde, gelecek olacak bir olaydan bahsediliyordu. Biz onu İstanbul’da gördük” dediler. “Bizim bazı bildiklerimiz var. İstanbul’da ilgili kişiyi gördük” dediler. “İlgili yeri bulduk, ilgili insanları bulduk, ilgili alametleri bulduk. Tapınakçı geleneğimizin bize bildirdiği bütün bilgileri bulduk” dediler. “Bir olağanüstülük var. Bir olağanüstü çağdayız. Olağanüstü olaylarla karşılaştık. Her seferinde olağanüstü olaylarla karşılaşıyoruz. Sürekli işaret alıyoruz. Aradığımız yer, aradığımız zaman burada” dediler. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Bugün kuş evleri ile ilgili bir haber vardı, Hocam. Sizin daha evvel anlattığınız bir konuydu. “Kuşlar da ev sahibi oldu” diyor. İlköğretim okulu 101 tane kuş evi yaparak, değişik bölgelere asmışlar. Siz daha evvel söylemiştiniz, Hocam; “Kuşlara evler ve restoranlar yapılacak. Osmanlı sanatı ile yapılmış kuş evleri çok güzel olur. Bu tarzda kuş evleri olması lazım. Bal kabağından kuş evi olmaz, güzel yapacaklar inşaAllah. Zaman zaman da bunu hatırlatalım” demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, ne olacak güzel çıtadan yapılmış, temiz güzel bir şey, arada sırada da yıkanması lazım onların, temiz bakım yapılması lazım. Öyle kirli tutulmaz. Cıvıl cıvıl doluşacak keratalar onun içine böyle, girip çıkacaklar. “Hz. Mehdi (a.s.) eliyle işaret eder kuşları gösterir, ama kuş ölü olarak eline düşer” diyor. Ahir zamanda kuşlara bir şeyler yapacaklar. Hz. Mehdi (a.s.), kuşları işaret ediyor, onların güzelliğini anlatıyor. Bir de bakıyor ölü olarak düşüyor kuşlar. Hadis var. Hz. Mehdi (a.s.), kuşları seven bir insan, ona işaret ediyor ama kuşların topluca öleceklerine ahir zamanda işaret var. Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir.
SUNUCU:Haberlerde geçen günlerde vardı, Hocam.
ADNAN OKTAR:Sürekli haberde geçiyor tabii. İlk defa oluyor binlerce kuş düşüyor. “Hz. Mehdi (a.s.), kuşlara elini sevgi ile uzatıyor. Fakat ölü olarak düşerler” diyor, inşaAllah. Deccalin kuşlara saldıracağı hatta balıklara da saldıracağı ahir zamanda, hadislerde var, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Nisa Suresi 139; “Onlar, mü'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler. 'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” Bazı sahtekar hocaları görüyoruz, azılı din düşmanlarını, böyle aşağılık ve pislik olduğu herkes tarafından bilinen, milletin yaka silktiği pislik adamları, bakıyorsun dost edinmiş. Onlarla iç içe. Onların himayesinde. Ayet onlara, bu adamlara dikkat çekiyor. "O, size Kitap’ta "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini" Kuran ayetlerinin inkar edildiğini, "ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz diye indirdi.” Adama bakıyorsun, dinle, kendi ahmak kafasına göre alay ediyor. Öteki ahmak da ağzı açık, onların sırıtmasını seyrediyor, alayını seyrediyor ve onlara ortak oluyor, onlara ortam hazırlıyor, onlara konu sunuyor alay etmeleri için, eğlenmeleri için. Bakın ayet nasıl vurguluyor Cenab-ı Allah; ““Onlar, mü'minleri bırakıp kafirleri dostlar (veliler) edinirler.” Mümine olmadık laf, mürtetlikle itham ediyor müminleri, ama azılı kafirleri dost ediniyor. “Onları veli edinirler” diyor.“'Kuvvet ve onuru (izzeti)' onların yanında mı arıyorlar?” Adamın çevresi var, güçlü bayağı etrafa hakim adam, ondan yana olursa, ona yalakalık yaparsa, etkili olacağını düşünüyor.“Şüphesiz, 'bütün kuvvet ve onur,' Allah'ındır.” Diyor Allah.140; “O, size Kitap’ta: "Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini” Kuran ayetlerini inkar edildiğini, “ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde , onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın”adam, ağız ağıza, burun buruna oturuyor. Bak Allah "oturmayın" diyor. Ne yapacak Müslüman? Kapıyı vurup, çekip gidecek. Adam ne yapıyor? Yalakalık yapıyor. Hokkabazlık yapıyor. Orada şaklabanlık yapıyor. Onları güldürmeye çalışıyor. "yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde toplayacak olandır." "Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz," işte şahs-ı manevidir, bilmem nedir. İşte şöyledir, böyledir, değil mi? "Oyun oynarsanız" diyor, Allah. "Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz," yani tamamen reddederseniz, “beş yüz sene, dört yüz sene sonra gelecek veyahut işte şahs-ı manevidir. Yok geldi geçti, pencereden geldi İsa (a.s.)’ı biz gördük. Namazı kılıp, gitti” gibi. Bakın ne diyor Cenab-ı Allah? "Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz" yahut da "hiç yok" diyor. "Ne Mehdi (a.s.) var. Ne Hz. İsa (a.s.) var. Ne İttihad--ı İslam olacak. Ne Türk-İslam Birliği olacak" diyor. "ya da yüz çevirirseniz şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. "Ey iman edenler, Allah'a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba" kitaba, bak "Ey iman edenler, Allah'a, elçisine, elçisine indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin." Bundan önce indirdiği kitap ne? İncil. Daha önce ne var? Tevrat. "Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkar ederse, şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapıtmıştır." "Hz. İsa (a.s.)'ı bekliyoruz" diyoruz. Diyor ki;"sen Hristiyan mı oldun?" diyor. "O Hristiyanların Peygamberi, sen Hz. İsa (a.s.) gelecek diyorsun" diyor. Bakın, ahmaklığın, cahilliğin şiddetine bak. İslam Peygamberini, Allah'ın ulu’l Azim Peygamberini, "o Hristiyanların Peygamberi" diyor. Ve düşman olmuş. Yani şiddetli akılsızlık ve cehalet onu bu hale getirmiş. Halbuki Hz. İsa (a.s.)'ın inişi çok büyük bir nimettir. Ve ulu’l Azim Peygamberdir. Daha ne istiyorsun? Ne güzel. Çok şey iste ama onu da iste. O nimeti de iste. "Gerçek şu," diyor, bak Allah, "gerçek şu" Şeytandan Allah'a sığınırım. "iman edip sonra inkara sapanlar, sonra yine iman edip sonra inkara sapanlar sonra da inkarları artanlar." İyice kuduruyor. Artık azgınlaşıp, sapıtıyor. "Allah onları bağışlayacak değildir, onları doğru yola da iletecek değildir. Münafıklara müjde ver:" diyor, Allah. "Onlar için gerçekten acıklı bir azap vardır." "Ey münafıklar" diyoruz, "size bir müjde var." Sırıtarak geliyor, sevinerek. "Onlar için gerçekten acıklı bir azap vardır" diyor, Cenab-ı Allah. Müjde bu.
ALTUĞ BERKER:Duyuru yapabilir miyim hocam? Ekrana da yansıtıyorum. Bizim Ahir zaman sohbetleri mailde bir hata varmış. Şu an gecesohbetleri@a9.com.tr'ye gönderebilirler kardeşlerimiz soruları.
ADNAN OKTAR:Gecesohbetleri@a9.com.tr. Evet.
Nisa Suresi,155 Şeytandan Allah'a sığınırım. "Onların kendi sözlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerine karşı inkara sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: "Kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle (onları lanetledik.)" Kimleri lanetliyor Allah Yahudilerden? Bak, "onların kendi sözlerini bozmaları" bir kere kendi sözlerini bozuyorlar. Allah'ın indirdiği sözleri bozuyorlar. "Allah'ın ayetlerine karşı inkara sapmaları," Tevrat'ı değiştiriyorlar. "Peygamberleri haksız yere öldürmeleri" birçok Peygamberi haksız yere öldürdüler. Yahya (a.s)’ı, Zekeriya (a.s.)'ı ve birçok Peygamberi şehit ettiler. “Ve: "Kalplerimiz örtülüdür" demeleri nedeniyle (onları lanetledik.)" Hangilerini? Bunu yapanları. Bütün Yahudileri mi? Değil. Kim yapıyorsa, o. "Hayır; Allah, inkarları dolayısıyla ona (kalplerine) damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar." Demek ki, inananlar var. İnanmayanlar, onlar ayrı. Allah onları ayırıyor. “(Bir de) İnkara sapmaları ve Meryem'in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri,” Meryem annemiz hakkında çok çirkin iftirada bulunmaları. “Ve: "Biz, Allah'ın Resulü Meryem oğlu Mesih İsa'yı gerçekten öldürdük" demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir ceza verdik.) Oysa onu öldürmediler” İsa Mesih’i öldürmediler. “Ve onu asmadılar.” “Ma katalehu” diyor, Allah ayette. “Ama onlara (onun) benzeri gösterildi.” Teşbih edildi, gösterildi. “Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler,” halen de daha hala anlaşmazlık içindeler. “Kesin bir şüphe içindedirler” diyor, Allah. Karar veremiyorlar. “Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur.” Yok, “İsa (a.s.)’ı çarmıha gerdik” diyorlar. “Oydu, benziyordu. İşte öldürdük. Halbuki şüphe içindeler. Allah ne diyor? “Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler” diyor, Allah. “Hayır; Allah onu Kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” Öldürmedi, kendine yükseltti. “Yok, öldürmedi ama öldürdü” diyorlar. Allah, “öldürmediler” diyor. Onlar “öldürmedi ama öldü.” Olur mu bu? Öldüremediler. Allah “tuzaklarını bozdum” diyor. Allah onu kendine yükseltti, yanına aldı. “Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” “Andolsun” diyor, Allah. Yemin ediyor.“Kitap Ehlinden,” yani Hristiyan ve Musevilerden, “ölmeden önce ona” İsa Mesih’e, “inanmayacak kimse yoktur” diyor, Cenab-ı Allah. Nasıl olur bu? Dünya hakimiyeti ile olacak. Hz. İsa Mesih (a.s.) geldiğinde, Hristiyan ve Musevilerden, ona iman etmeyecek kimse kalmayacak, hepsi iman edecek. “Kıyamet günü, o da onların aleyhine şahid olacaktır.” İman etmeyenler olduğunda, onların aleyhinde şahit olur. Ebcedi 2019 tarihini veriyor. Hicri 1440 tarihini veriyor.
Şimdi, Şeyh Nazım Hocamızın o güzel yüzünü ben bir göreyim yine, inşaAllah. İbrahim Tuncer Hocamızla yaptığı sohbeti yayınlayalım. Böyle küfrün alnı “şak” diye bir parçalansın. Müminlerin de kalbine inşirah ve ferahlık gelsin. Buyrun dinleyelim, inşaAllah.
VTR: Şeyh Nazım El Hakkani Hazretlerinin Sayın Adnan Oktar ile İlgili Sohbetinden (Ocak, 2011)
ADNAN OKTAR:Şeyhimize, kardeşlerimiz topluca sık sık dua etsinler. Sağlığı, sıhhati için, kalbinde inşirah olması için. Ömrünün uzun olması için. Bilhassa Hz. İsa (a.s.) ve Mehdi (a.s.)’ı görmesi için, o devre yetişmesi için. Çok önemli çünkü, çok önemli bir şahsiyet. Mübarek bayağı dinçleşmiş, elhamdülillah. Bu bir harika yani bayağı güzel, maşaAllah. Benim bir de istirhamım böyle münasebetsiz adamları, Allah rızası için Hocamızın yanına yanaştırmasınlar. Belli adamın ne yapacağı. Bir de oturmuş adam diyor ki; “dizim ağrıyor” diyor. Doktor mu Şeyh Nazım Hocamız? Allah’tan korkun. Ne alaka, vaktini alıyorsunuz. Güzel bir şey söylemeye git. Güzel bir sözle git. Fazla da vaktini alma. Bir adabı, edebi vardır yani. “Yok, işte üniversite imtihanına gireceğim.” Git, çalış üniversite imtihanına gireceksen. Yani dünya çapında bir mürşide söylenecek söz mü bunlar? Hidayetin için dua iste, tamam. Ama yani böyle konular için, değil mi? Böyle muhterem bir insana, böyle bir talepte bulunmak yani, değil mi? Yüksek duygularla, yüksek düşünceyle yaklaşılması lazım. Adabı, edebi bilmiyorsan, ne işin var orada, inşaAllah? Allah sevenlerini arttırsın Hocamızın, maşaAllah dünya tatlısı, Hocamız bir tane, maşaAllah. Bize geldiğinde aşağı inmesin, zahmet olmasın diye halı serdirdim açık havaya böyle. Koltuklar koydurdum. “Hocam” dedim, “isterseniz aşağı lütfedin” dedim.” “Yok burada konuşalım” dedi. Şahane sohbeti, acayip güzel. Daha önce de söylemiştim. Mesela bir insanın eksiği, hatası varsa, bir şeyi varsa, o sohbet içerisinde sezdirmeden, ismini söylemeden onu söylüyor. Ama yani görmek lazım illaki. Adabı, edebi mükemmel yaşatan bir insandır. Mükemmel. Tam bir Osmanlı beyefendisidir. Tabii, maşaAllah. Tam halis mürşiddir. Tam, mükemmel mürşiddir. Onun için değerini çok iyi bilmek lazım, inşaAllah. Allah ömrünü uzun etsin Hocamızın. Bizlere bağışlasın, inşaAllah. Allah kalbine inşirah versin. Daha da dinçleştirsin Hocamızı Cenab-ı Allah. İlmini geliştirsin. Düşmanlarına da hidayet versin. Hidayet vermediklerini Allah perişan etsin inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Araf Suresi, 44. ayet "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun” diyor, Cenab-ı Allah. “Allah’ın laneti zalimlerin üzerine olsun.” Evet, “Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi.” Espri yapıyor. Cehennemle ilgili espriler yapıyor. Cennetle ilgili espriler yapıyor haşa Peygamberlerle ilgili espriler yapıyor. “Onlar, dinlerini bir eğlence ve oyun (konusu) edinmişlerdi ve dünya hayatı onları aldatmıştı. Onlar, bu günleriyle karşılaşmayı unuttukları ve Bizim ayetlerimizi 'yok sayarak tanımadıkları' gibi, Biz de bugün onları unutacağız” diyor, Allah. Yalvarıp yakarmasına asla cevap yok, inşaAllah. 56. ayet “Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.” Hayrettir, ebcedi de 1956 yılını veriyor. Net 1956’yı veriyor. Bak “Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.” 56. Ayet, ebcedi de 1956 maşaAllah. 1956 yılını, Bediüzzaman çok önemli görüyor. Risale-i Nur’da da var. “Cereyan-ı münafıkanenin ölümünün başlangıcı, hakkın da doğumudur” diyor. Miladıdır, başlangıcıdır. Yani artık bu tarihten sonra cereyan-ı münafıkane sürekli geriye doğru gidecek. Risale-i Nur’un serbest bırakıldığı tarihtir, 1956. Çok büyük olaylar olmuştur 1956’da, peş peşe olaylar olmuştur. Ama en önemlisi gördüğümüz, Risale-i Nur’un serbest bırakılmasıdır, inşaAllah.
Bediüzzaman Kuran’dan, ayetten ebcedle çıkartıyor. “1956 tarihini verir” diyor. “Cereyan-ı münafıkanenin ölümünün başlangıcıdır artık” diyor. “Bu tarihten sonra” tekrar söylüyorum iyi akıllarında kalsın diye “artık bu tarihten sonra münafık cereyan sürekli geriye doğru gidecek ve ezilecek” diyor. Çünkü bak, 1900 zaten çok önemlidir. Ama elli beş ortada bak, beş, beş, altıya tekâbül ettiğinde, geçtiğinde, bitti. Yani artık yeni bir çağa girmiş oluyor. Bediüzzaman da diyor; “cereyan-ı münafıkanenin artık sürekli ölüme doğru, geriye doğru gideceği tarihdir” diyor. “Deccaliyetin üç istibdat devresi var. Dördüncü devresi artık adileşir, kendini korumaya çalışır” diyor. Şu an bu devirdeyiz. Dördüncü devresindeyiz. Üç devresi bitmiştir. Bediüzzaman’ın devrinde, bir ve ikinci devresiydi. Mehdiyet devrinde de, üç ve dördüncü devresidir. Bir ve ikide bir şey yapamazsın. Bir ve iki devresi, en şiddetli ve en güçlü olduğu dönemdir deccaliyetin. Yani yapılacak hiç bir şey yoktur. Sadece Müslümanların durumunu muhafazaya çalışılır. Ama üç ve dört, deccaliyetin yerle bir edildiği dönemdir. Dört devre-i istibdat “ama son devrinde artık durumu muhafazaya çalışır” diyor. Üçüncü devresi bitmiş, dördüncü devresine girdik. Yani artık durumu muhafazaya çalışıyor deccaliyet. Yani Darwinizm ve materyalizm ve komünist düşünce kendini korumaya çalışıyor şu an. Güya koruyor, gard almış artık kapanmış, sürekli yumruk yiyor kafasına, manevi yumruk yiyor. Vurdukça da çöküyor, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. 63. ayet, Araf Suresi, “Sakınıp rahmete kavuşmanız için” yani helale, harama dikkat edip Allah’ın rahmetine kavuşmanız için “içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığı ile bir zikir (kitap) gelmesine mi şaştınız?” Her bölüm ayrı. Mesela bir ayet 1993’ü veriyor. Biri 2011’i veriyor, hicri 1433 veriyor. Yani miladi 2011 tarihi. 2011’deyiz. Bak, “Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığı ile bir zikir (kitap) gelmesine mi şaştınız?” Tabii bu Peygamberimiz (s.a.v.)’e bakıyor ayet. Ama Ahir zamana, Mehdi (a.s.)’a baktığı da ebcedden çok net anlaşılıyor ve konudan da anlaşılıyor.
Mehmet Talu Hocamızın daha önce bizim röportajda yaptığı konuşma vardı aynı mahiyette, şimdi onu da dinleyelim. Mehmet Talu Hocamız çok önemli bir şahsiyet olduğu için özellikle üzerinde duruyorum.
VTR: Mehmet Talu Hocamız ile Sohbet
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Mehmet Talu Hocamızın güzel anlatımı kalplere inşirah veriyor. Çok güzel Lale Gül FM’de de Hocamız müjdeyi verdi, o mübarek cemaatin buna çok ihtiyacı vardı bu müjdeye. Çok çok güzel oldu. “Mehdi (a.s.) şu an hayattadır” dedi. Kimse kim. Her kim olursa olsun, ayağının altını öpeceğim. Söz veriyorum. Ve kölesi olurum. Yeter ki Mehdi (a.s.) çıksın. Yani benim bir hırsım böyle ihtirasım yok. Hırsım İttihad-ı İslam’la ilgili. O konuda deliyim yani, Allah’ın delisiyim. Onda hırsım var. Kim olduğu, her kim olursa olsun, Allah’ın gösterdiğine ben boyun eğici olurum tabii ki. Kim olursa olsun, hangi mümin olursa boyun eğici olur ve iftihar ederim. Ayakkabısının altını öperim yani, inşaAllah.
“Selamun Aleykum, aynı dünyayı aydınlattığı gibi yüzünüzün nuru yüzümüze yansıdı. Güneşin dünyayı aydınlattığı gibi” bayağı bir iltifatlar, maşaAllah, maşaAllah. O sizin nurunuz bize yansıyor ışığı, maşaAllah. Ömer Yılmaz, Allah senden razı olsun.
“Selamun Aleykum Aslan Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu, Selam vermediğim diğer kardeşlerime de “Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu” diyorum “Sizin sohbetinizi sürekli netten izliyorum. Bırakın sahte Mehdileri, onlardan sorun çıkmaz. O kadar önemli bir konu değil. Zaten Mehdi (a.s.), zamanında çıkacaktır. Her halükarda onlarda Mehdiyet’e hizmet ederler. Ama abuk sabuk şeyi de insan bilir. Artık bunun neyini anlatayım? Adam “bana vahiy geldi” diyorsa, ben buna ne ilave anlatayım? Kuran çok açıktır. Allah sahte peygamberleri lanetliyor Kuran’da, açıklıyor ve delice bir hareket olduğu belli. Ben bunun üzerine ilave ne söyleyeyim. Kuran bize yeter. Adam “bize Kuran yetmez” diyorsa bizim onlarla bir işimiz olmaz. Ne konuşacağız artık onunla yani? “Kuran yetmiyor” diyor adam. Böyle konuşuyor adam. Küfre gitmiş olur. Ne konuşayım ben onunla? Selami, sana da selam veriyoruz. Güzel ismin, maşaAllah.
İstanbul’dan Kartal. “Hocam, selamlar” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Akıl hastanesinde size çektirdiklerini öğrenince inanın çok üzüldüm.” Bak, şimdi olmadı. Tam yanlış ifadelerden bir tanesi. Niye üzülüyorsun? Bir kere üzülmek haram. Biz orada bir delikanlılık yapmışız, ne güzel. Şanımıza şan katmışız. “Hocam, iftihar ettim” desene. “Allah delikanlılığınızı artırsın” desene, “yiğitliğinizi artırsın” desene. Eskiden savaşa gidiyordu Müslümanlar, orada bir delikanlılık gösteriyorlardı. Biz de orada delikanlılık gösterttik. “Allah sevabınızı artırsın. Allah gazanı mübarek etsin” denir. “Üzüldüm” denmez. O sözünü geri al. “Gözümden yaşlar geldi” bir tane daha. Sevinçten, Allah sevgisinden gözümüz yaşarır bizim, Allah aşkından. Ama “Hocam, gazanıza gıpta ettim. Sevinçten gözümden yaş geldi” de. Ama o yapanlara düz gitmiş. Söylemeyeyim yani.
Selamun Aleykum muhterem Seyyid Muhammed Adnan Hocam, bugün de ayrı bir şıksınız” MaşaAllah, sizler de şıksınız. Cennette de öyle olacağız, inşaAllah. Cennet kıyafetleriyle beraber gezeceğiz, inşaAllah. “Siyah beyaz giysilerinizle çok şık olmuşsunuz” yeşil gerçi ama neyse. Öyle görünüyor olabilir. “Ayrıca Hocam cildiniz çok güzel” diyor. Allah’ın bir lütfü. Allah Kendinden korkanların cildinde bir güzellik yapacağını Kuran’da belirtiyor. “Derilerin yumuşama vakti gelmedi mi?” diyor Allah. “Hocam, herkese sizi izlemeleri gerektiğini anlatıyoruz.” Çok iyi olur. Çünkü bir kere dinleyen bir daha vazgeçemez, inşaAllah. “Hocam, bir de Erzurum’daki üniversiteler arasında kış olimpiyatları başlıyor. Birçok ülkeden sporcu ülkemize geliyor. Bu konuda neler düşünüyorsunuz? Erzurum’a desteğinizi bekliyoruz canım Hocam.” Erzurum dadaş diyarıdır. Çaka çaka delikanlı doludur bütün Türkiye’miz gibi. Hayır var. Allah bir şey yaratıyorsa onda hayır vardır. “Canım hocam, hizmetleriniz için Allah razı olsun” diyor Erhan Kardeşimiz, Erzurum. Erzurum dediğinde zaten insanın aklına dadaş gelir. Delikanlılık akar oradan, maşaAllah.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hayırlı akşamlar” Hayırlı akşamlar. “Ben Almanya’dan Medine. Sizin hayranınızım. Sizi bu kadar çok sevmeme vesile olan, Sultanım Şeyh Nazım Kıbrısi ve vekili Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’dan Allah razı olsun. Şeyh Ahmet Yasin Hocamızın sohbetlerini takip ediyorum sürekli. Sizden ve Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor Adnan Hocam. Ben gurbet elde nasıl Hz. Mehdi (a.s.)’a askerlik yaparım? Ben de diğerlerinin dediği gibi” Evet, bak böyle hüsn-ü zan olabilir, “inşaAllah” diyebiliriz. “Allah yardımcınız olsun. Allah sizlerden razı olsun. Hayırlı akşamlar.” Şeyh Ahmed Yasin Hocamı bırakma. Sıkı sıkıya sarıl. Çok değerli büyük bir âlimdir. Nur saçılıyor nur, elinden, yüzünden, ağzından. Delikanlı dürüst, mert, Allah’tan başka hiç kimseden korkmayan bir koç yiğit. Bir ahir zaman yiğidi, bir ahir zaman mücahididir. Mehdi (a.s.)’ın askerliği ilim askerliğidir, bilim askerliğidir, sevgi ve dostluk askerliğidir. Eline bakıyoruz sadece nur vardır Mehdi (a.s.) talebelerinin elinde. Silahla, pusatla işleri olmaz.
Mustafa, “Selamun Aleykum muhterem Hocam. Müslüman kadının Müslüman olmayan erkeklerle evlenmesinin hikmeti nedir?” Cahillik etmiş olur. Yani anormal bir harekettir. Müslüman olmayanla ne işi var Müslüman kadının. Allah “mümin erkekler mümin kadınlara, mümin kadınlar mümin erkeklere. Müşrik erkekler müşrik kadınlara, müşrik kadınlar müşrik erkeklere” diye devam ediyor ayet. Yani Müslüman bir kadın akıllı, dindar, Allah’tan korkan bir insandan fıtraten hoşlanır. Zevk alabilir. Dinsizle nasıl beraber olsun mümin kadın. Allah vermesin yani çok acayip bir şey olur.
ALTUĞ BERKER:Hocam, bugün Yahudi Soykırımını anma yıl dönümü. Koyu bir Darwinist olan Hitler, hem Yahudilerin hem de Katolikleri, Çingeneleri ve başka toplulukları acımasızca katletmişti. Sizin bu konuda “Soykırım Vahşeti” kitabınız ve internet siteniz var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hitler, Peygamber soyu olan Musevileri, ortadan kaldırmak için şeytanın emriyle harekete geçti. Peygamber soyuna karşı hep bir nefret olmuştur. Ehl-i Beyt’e karşı da hem bir nefret olmuştur ehl-i küfürde ve ehl-i dalalette. İllaki o soyu yok etmek istemişlerdir. Allah da ayaklarına dolamıştır. Ama bakın, şimdi burada dikkat edecek bir şey var. Peygamber soyu ama takva olursa, Muhammedi olursa. Yoksa herhangi bir mümin Peygamber soyundan da olsa kâfirse, kıyaslanmayacak şekilde üstündür mümin. Bu çok önemli.
“Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu “Muhammed Adnan Hocam, Allah’a karşı hüsn-ü zanla pozitif düşünmemiz gerektiğini söylediniz. Bu konuyla ilgili birkaç örnek daha verir misiniz?” Gizem soruyor. Gizem Hanım. Gizem Akbaş, İstanbul’dan. Adam mesela diyor ki; “insan maymundan geldi” diyor. “Tesadüfen oldu” diyor. Adam “ben de Allah yarattı zannediyordum” diyor, hâşâ. Ne oluyorsun? Bir aklını başına al. Beyninin içindeki görüntü, sana bunu söylüyor ve sen de orada buna inanıyorsun. Beyninin içindeki görüntüden gelen bir sese inanıyorsun. Beyninin içindeki görüntüyü sana kim yaratıyor? Allah yaratıyor. Senin veyahut bir başkasının bu görüntüyü yaratmaya gücü var mı? Yok. Bu görüntüyü sana kim gösteriyor? Bak, şimdi görüntü oluştu. Bir de onu görmek gerekiyor. Birinin onu görmesi gerekiyor. Gözü olmayan bir gözün, gözü olmayan bir gözün onu görmesi gerekiyor. Kulak olmayan bir kulağın da onu duyması gerekiyor? Sana kim gösteriyor? Kim duyuruyor? Sana görüntüde Darwin’i de anlatırlar, şeytanın her türlü sesini duyarsın sen. Neden hemen Allah’ı bırakıyorsun? Konu bu. Allah’ı bırakmayacak. Daima Allah’tan yana olacak, inşaAllah. Hüsn-ü zanla Allah’a sevgi duyacak. Allah bir an olsun bırakılmaz. Düşün, tefekkür et ama Allah’a sıkı sıkı sarıl. Allah’ın ipine sıkı sıkı sarıl. Allah’a sıkı sıkı sarıl. Allah bir saniye dahi bırakılmaz. Allah’ı bırakırsan Allah da seni bırakır. Allah vermesin. Örneği çok işte, anlayın. Bir tane örnek veriyorum.
Şimdi kimi dinleyelim biliyor musunuz? Benim canım hocalarımdan Seyyid Salih Özcan Hocamızı dinleyelim. Çatır çatır bir çatlatalım şu şahs-ı manevicileri.
-VTR- Seyyid Salih Özcan Hocamız ve Abdullah Yeğin Ağabeyimiz ile sohbet.
ADNAN OKTAR:Şimdi bak bütün ulema Nur talebeleri olsun, Mahmut Hocamızın en güvenilir, en önemli alimi olan, bizim de öyle gördüğümüz, Mehmet Talu Hocamız, Bediüzzaman’ın bütün talebeleri, Şeyh Nazım Hocamız, yani akla gelen bütün Nakşibendi şeyhleri, Kadiri şeyhleri, herkes, bütün ulema, Mehdi (a.s.)’ın geldiğini söylüyor, herkes ittifakla. Yani aksini söyleyen yok. Söyleyen böyle arada sırada çatlak, ince sesler var ama onların zaten kim olduğunu herkes bildiği için, onlara cevap vermeye dahi gerek duymuyorum. Çünkü Peygamber (s.a.v.)’in zaten dedikleri olduğu gibi çıkmış. Yani konu zaten oradan kapanmış. Ama ulemanın izahları çok net. Mesela Mehmet Talu Hocamız benim gördüğüm, İstanbul’daki en büyük alimdir. Yani üstüne yok. Tabii fıkıh konusunda, tasavvuf konusunda, her konuda tam üstattır. Çok net konuşuyor. “Mehdi (a.s.) geldi” diyor, “Şu an hayatta” diyor. “ve vazife başında” diyor. Sadece aleniyet göstertmesi, aleni olarak belli olması ayrı, bir süre sonra olacak o, ama şu an faaliyette alenen” diyor. “ve ben de göreceğim” diyor. “Ben de göreceğim” diyor, bu çok önemli maşaAllah. Böyle Müslümanları pasifize etmeye kalkanların başına, balyoz gibi indi Hocamızın sözü ve o mübarek İsmailağa Cemaatine de nur ve ışık gibi bu güzel yansıma sunulmuş oldu. Ve bu güzel neticenin güzel başlangıcı inşaAllah.
“Muhterem Hocam, biraz evvel sorumu tam soramadım herhalde. Almanya’da Hristiyan Alman erkeklerle evlenen çok sayıda Müslüman hanım var.” Kardeşim şimdi bu nasıl oluyor böyle bir şey? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in fiili uygulamaları ortada, Kuran’ın hükmü açık, Kuran’da Cenab-ı Allah erkeklere hitap ediyor, kadınlara demiyor. Hitap erkeklere. “Ehli Kitap’tan hanımlarla evlenebilirsiniz” diyor. Yani hanımlara mı hitap buradaki hitap? Hanıma böyle hitap olur mu? Tabii ki erkeklere hitap ediyor Cenab-ı Allah. Yani bunu anlamamak için sorunlu olmak lazım. Çok açık bu. Erkekler Hristiyan veya Musevi hanımlarla evlenebiliyorlar. “Kadınlar erkeklerle evlenir” demiyor Kuran. Öyle bir açıklama yok. “Ben evlenirim” diyorsa, adam yani ben yaptım oldu’nun anlamı, çok anormal bir hareket olur. “Ben namaz kılmıyorum” diyor, kılmayabilirsin. “Nikahsız evlendim” diyor, yapabilirsin, yapıyor da olabilirsin. Yahut haşa “Allah’a inanmıyorum” diyor, inanmıyor da olabilirsin. “Ahirette de bana hiçbir şey olmaz” diyor. Onu görürsün işte ahirette, ahirete gittiğinde yani. Acele etme hiç, çok rahat ol. Dana gibi böğürdüğün vakit anlarsın inşaAllah. Olmaz, bu çok açık. Kardeşim böyle konular zaten tartışılmaz. Böyle Cübbeli falan tipler çıkıyor, ilk defa sanki bu konu ortaya çıkmış gibi. Mesela diyor ki “İslam hak dindir” diyor. Zaten herkes biliyor İslam’ın hak din olduğunu. İslam’dan başka din var mı? Allah söylüyor; “Allah Katında din İslam’dır” diyor. Yani senin demenle mi bu netlik kazanıyor? Zaten Kuran bunu çok açık açıklamış. Diyor ki mesela “Müslüman kadın, Hristiyan bir erkekle evlenemez.” İlk defa duyuyormuşuz gibi anlatıyor. Zaten bunu Kuran’da Allah açıklamış. Herkesin bildiği bir husus bu, meşhur olan bir husus yani. 1400 senelik uygulamayla da açık. Kendini böyle bir kahraman gibi göstermeye çalışıyor. Sanki ilk defa biliniyormuş gibi. Meşhur konular bunlar. Zaten biliniyor yani. Ve Kuran’ın açık hükmü. Net, çocuk olsa anlar. Açıkça söylüyor Allah.
Belçika’dan Ramazan kardeşimiz de sohbetlerimi çok beğendiğini söylüyor. MaşaAllah bu yurt dışındaki kardeşlerimiz, özellikle çok titiz takip ediyorlar, Türkiye’de de öyle. Geçenlerde de söyledim ya kardeşimizin, arada sırada bakıyorum, çok hoşuma gidiyor. Belki duymayanlar vardır. Bilgisayarda sistem kurmuşlar. Hangi kasabada yahut nerede seyrediliyorsa ekranda olduğu gibi çıkıyor. Mesela orada bir yuvarlak, bir daire, nokta şeklinde bastığında, kaç kişi izliyorsa hepsi ortaya çıkıyor. Mesela Kastamonu’da şu kasaba, geliyorsun oraya bastığında, şak ortaya çıkıyor. Mesela 3718 farz edelim. Almanya’da da mesela Almanya acayip koyu görünüyor. Türkiye simsiyah, her yer dolu Türkiye’de. Amerika, Çin, her yerde böyle. Bastığında çıkıyor maşaAllah.
“Lütfen okuyun Hocam, ilk defa yazıyorum, çok önemli” Allah Allah böyle olduğunda, mecburen okuyoruz tabii. Bir kısmı da “bir daha seyretmem Hocam” diyor. O zaman iyice “aman” diyoruz yani. “Selamun Aleykum Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Allah sizden razı olsun” cümlemizden. “Altı senedir sizden haberdarım. Mümkün olduğunca sizi takip etmeye çalışıyorum. Bir kitabınızı aldım, web sayfalarınızdan kitaplarınızı okudum, sohbetlerinizi dinliyorum, 26 yaşındayım. İşim ve durumum bakımından çevremde saygın birisiyim. Sizden ricam beş, altı aydır sadece” ah ah uyuşturucu kullanıyormuş. Evet, ismini tabii veremezsin, şak diye yakalarlar seni. Kardeşim ne gerek var? O körpecik vücudunu pis zehirle zehirliyorsun. İman bize zaten neşe veriyor, sevinç veriyor. Bir de neşe verecek bir şey de değil yani. Aklın gidiyor, kafan gidiyor, beynin çöküyor, ruhun çöküyor. Deli olan yapmaz. Ne gerek var? “Ya Allah Bismillah” de, laneti at elinden değil mi, o teşkilatını da at, bitsin konu. Bismillahirrahmanirrahim de, aç Kuran’ı, Allah’a sığın, dua et, kurtulursun. Hiçbir şeyin de kalmaz. Şimdi “Bismillahirrahmanirrahim” de al, hepsini al, çöpün içerisine at. Hatta çöpe de atma. At bir yere, sar, bir yere atarsın. Yak işte, üstüne bir şey dök, kullanılmayacak hale getir. Boya dök üstüne, bir şey dök, al paketi at hepsini, bitsin. “Bismillahirrahmanirrahim” de. Dediğimi de yap, bana da haber ver inşaAllah.
Kardeşim hiç derdine düşmeyin “falanca hoca şu an bir yerde, Mehdi (a.s.) karşıtı konuşmalar yapıyormuş”. Mehdiliği yayar, yayar, yazsın, anlatsın. Mesela diyor ki “Hocam Youtube’da Mehdi (a.s.) aleyhinde, sizin aleyhinizde” ya kardeşim yazsın. Adam merak edecek. Merak edip illaki bakacak. Zaten bize gönderme yapıyor. Geldiğinde, üniversiteyle karşılaşacak. O deryaya girdiğinde, o zaten tamamdır Allah’ın izniyle. Bütün mesele o deryaya gelmesinde.
ALTUĞ BERKER:Mehdi (a.s.) alameti zaten.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s.) alametidir tabii. Onun özelliği orada.
“Es Selamu Aleykum.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam ben Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i rüyamda gördüm ve Peygamberimiz (s.a.v.)’e sarıldım.” MaşaAllah ne güzel. Allah bizlere de nasip etsin. Belli ki bir güzellik. Belli ki İslam’ı, Kuran’ı güzel yaşayacaksın. Belli ki Peygamber (s.a.v.) seni seviyor inşaAllah. İnşaAllah hayır. “Güllerin soyundan gelen efendimiz, sizi çok seviyorum” diyor. MaşaAllah, güzel bir hitap. Seyyidleri böyle anması çok güzel kardeşimizin maşaAllah. Biz de sizleri çok seviyoruz. Allah hidayetini artırsın. Ne güzel rüya görmüşsün. Bak ben yıllardan beri hiç Peygamberimiz (s.a.v.)’i rüyamda görmedim. Bir tek Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’ni gördüm. Anlattım ya otobüse biniyordu, böyle eski bir otobüs. “Hocam” dedim, “size yardımcı olmak istiyorum. Yani sizi yalnız bırakmayacağım.” “Yalnızım” dedi. Yani ona benzer bir şeyler söyledi. Acayip kızdım, çünkü sinirlendim. Oradan hatırlıyorum. Yani hamiyet-i İslamiyem böyle şey oldu. Hemen işim gücüm de vardı rüyamda, hatırlıyorum. Bıraktım. Hemen otobüse Hocamızın peşinden ben de bindim otobüse. Hemen süratle peşinden hemen otobüse bindim. Eski model var ya şu burunlu otobüsler filan öyle bir otobüstü. Eski o kıyafetlerde çok netti yani sarığı, cübbesi falan. Yalnız olduğunu söyledi. O acayip beni öfkelendirdi. Yani hamiyet-i İslamiye’yi hakikaten çok tahrik edecek bir şey, o kadar. Onun dışında ben hiç görmedim Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i. İnşaAllah ben de görürüm. Ama çok şahane. Bir de üstelik sarılmışsın maşaAllah. Ne güzel. Üstüne gül kokusu sinmiştir maşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) daha gelirken 100 metreden, 200 metreden gül kokusu geliyormuş böyle maşaAllah daha gelmeden, biliyorlarmış Peygamberimiz (s.a.v.)’in geldiğini. Mis gibi gül kokusu, hep ömrü boyunca gül kokmuştur. En sevdiği, kendi de bizzat gül yetiştiriyordu maşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah. Bizi yarın 22:00’dan itibaren, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bismillahirrahmanirrahim. Müminun Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım, 115. Cenab-ı Allah diyor ki; “Sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı”, şeytandan Allah’a sığınırım, bakın diyor ki; “"sizi” bütün insanlara sesleniyor Cenab-ı Allah “sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?"” diyor. Bir de bakıyor ayakta. Allah da ne diyor? Bak diyor ki Cenab-ı Allah “sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?” “Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık” diyorlar. “En fazla 24 saat kalmışız” diyorlar “dünyada”. Zaman algısı değiştiği için kavrayamıyor. Mesela 70 yıl kalmış, çocukluğunu, delikanlılığını filan sayma, 14-15 yaşını esas alalım, değil mi? En az 60 sene, 65 sene kalmış. “Ne kadar kaldın?” deyince “en fazla bir gündür” diyor. Samimi kanaati, o kadar zannediyor. Zamanın algısında değişiklik olduğu için. “Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz,"” diyor Cenab-ı Allah. “Kim Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın” hani var ya Darwinistlerin, boş delilsiz konuşuyorlar. Bak diyor ki Allah “geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir ilaha taparsa, artık onun hesabı Rabbinin Katındadır. Şüphesiz inkar edenler kurtuluşa eremezler.” Çünkü mesela hakikaten deliller oluşsa da sapıtsa o yine ona bir bahane olabilir ahirette, bir dereceye kadar. Ama delili yok. Hiçbir delil olmadan sapıtmış ve evrimle olduğuna inanıyor. Bak, Cenab-ı Allah ne diyor? “Allah ile beraber ona ilişkin geçerli kesin bir kanıt (burhan)ı olmaksızın başka bir ilaha taparsa, artık onun hesabı Rabbinin Katındadır. Şüphesiz inkar edenler kurtuluşa eremezler” diyor Cenab-ı Allah. Çünkü öyle dese yine Allah’ı inkar edemez de o zaman diyebilir ki “evrimle yaratıldı” diyebilir. Yani çok deliller olsa diyebilir. Ama Allah’ı yine inkar edemez. Ama böyle bir şey olmadığı halde Allah’ın yaratmasını kabul etmeyip evrimle yaratılmayı kabul ediyorsa o da bir suç. Allah “ol” dedi mi oluyor, bunu bilecek inşaAllah. Evet. Bakın evrim de olsa, evrim dahi olmuş olsaydı yine Allah’ı inkar edemezdi şahıs. Çünkü evrimi yaratan da Allah’tır. Beyninin içersindeki görüntüyü evrim şeklinde yaratabilirdi Allah. Ama öyle yaratmamış. Yaratmadığı halde zorla, inatla “yarattı” dersen ahirette hesabını verirsin inşaAllah.
Evet, www.HarunYahya.Tv den devam inşaAllah.
Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...