SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Tv ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Buyrun Hocam.
ALTUĞ BERKER: Mesut Yılmaz bir şey söylemiş Hocam, 28 Şubat’la ilgili; “Erbakan dik dursaydı 28 Şubat olmazdı” demiş.
ADNAN OKTAR: Olay mı çıksın? İddia edilen Ergenekon örgütü o devirde çok güçlüydü. Çok çok güçlüydü. Son duruma baktığımızda bunu açıkça da görüyoruz. Erbakan’ın tek başına öyle bir şey yapması biraz zor olurdu. Destek olması gerekiyordu birçok kişinin, kurumun, kuruluşun, basının. Erbakan Hocamıza toptan atağa geçtiler; birçok gazeteci, birçok basın kuruluşu, birçok televizyon. Yalnız bıraktılar. Yalnız bırakınca çok zordur, tek başına bir insan ne yapabilir? Ama tabii bir düşünce olarak söylemiş olabilir.
Ahir zamana girdiğimiz için İslam aleminde her yerde bir kaynama başladı. 2011’de çok büyük olaylar olacak dedik. Hüsnü Mübarek 1981’den bu yana yaklaşık 30 yıldır iktidardaymış. Ne anlama geldiğini herkes anlar bunun. “Şu anda 82 yaşında önümüzdeki seçimlerde çekileceğini ancak yerine oğlunun geçeceğini açıklaması protestoların başlamasının sebeplerinden biri. İktidarın ilk günlerinden bu yana özellikle Müslüman cemaatler üzerine yoğun baskı uyguladı. Müslüman Kardeşler cemaatinin çok sayıda üyesi hala tutuklu. Her iki üç ayda bir 55-60 kişi daha tutuklanıyor. Mısır’da yaşayan Hristiyanlara yönelik saldırıların da büyük kısmının Müslüman cemaatler üzerinde baskıyı arttırmak için derin devlet tarafından yapıldığı biliniyor. Terörle mücadele adı altında işkence çok yaygın uygulanıyor. İslami yayın, kitap, site hazırlamak tamamen baskı altında. Uygulanan yıldırma politikalarından biri de halkı çok fakir yaşama mecbur etmek. Çok fakir olan halkı, çok düşük ücretle devlet dairelerinde çalıştırmak. Halkın büyük çoğunluğunun günlük geliri iki doların altında. Gazze İsrail tarafından yoğun bombardıman altında tutulduğunda dahi Hüsnü Mübarek insani yardım için refah kapısının açılmasına izin vermemişti. Hatta Gazze’ye yardım götüren tünellerin çoğu Mısır tarafından bombalanmıştı. Birkaç gündür devam eden gösterilerde iki binden fazla kişi tutuklandı, çok sayıda kişi öldürüldü.” Şehit olmuşlardır. “Bugün Cuma namazı sonrasında çok geniş çaplı gösteriler yapılmaya başlandı. Bugüne kadar Müslüman Kardeşler protestolara katılmıyor ve destek vermiyordu. Bugün onlar da katılacaklarını açıkladılar. Beş yüz bin kişi katıldı, ayrıca Hristiyanlar da Müslümanların önünde kalkan olacaklarını, protestolarda yer alacaklarını duyurdular. Şu an Mısır internet ve cep telefonu ağlarını kapattığı için Mısır’la iletişim büyük oranda kesildi. Kahire dışındaki kentlerden haber alınamıyor. Göstericiler yatsı namazını sokakta toplu kıldılar, gösterilere ara verip. Son gelen haberlere göre polisin Süveyş bölgesinde denetimi tamamen kaybettiği söyleniyor. Bugüne kadar ordu gösterilerde müdahale etmiyordu. Bugün akşamüstü ordunun müdahale etmeye başladığı haberi geldi. Sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Halk yasağı dinlemeden gösteriler devam ediyor” diyor. Tabii biz bu idealdir, iyi bir şey yapıyorlar demiyoruz. Çünkü çözüm İttihad-ı İslam’dadır. Mısır’da sokağa çıkmak, Sudan’da sokağa çıkmak hiçbir şey değiştirmez. Bilakis Müslümanlar hep mağdur olmuşlardır bu tip olaylarda; ezilmişlerdir, tutuklanmışlardır, acı çekmişlerdir. Halbuki dünya çapında bütün yazarlar, bütün önde gelenler, alimler ittifakla “biz İttihad-ı İslam’ı istiyoruz, Türkiye’nin öncülüğünde Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz” demiş olsalar, sözlü olarak söylemiş olsalar, İttihad-ı İslam’ın oluşması saatler içinde olur. Ne Hüsnü Mübarek dayanabilir, ne şu dayanabilir, ne bu dayanabilir. Kimse bir şey diyemez. Ama bunun oluşması için de tabii Mehdilik’in gündemde olması gerekir. “Biz daha iyi biliyoruz, Peygamber (s.a.v)’den daha iyi biliyoruz, Peygamber (s.a.v)’in söylediği Mehdi (a.s)’a gerek yok, Allah’ın göndereceği Mehdi (a.s)’a gerek yok, İsa (a.s)’ın inişine de gerek yok, rahatça İttihad-ı İslam’ı oluşturacak güçteyiz. Derneklerimiz var, imkanlarımız var, adamlarımız var” derseler, yüz yıldan beri çekilen acı kesintisiz devam eder. Devam ediyor, yine de devam eder. Ne Mısır’da netice alabilirler, ne Sudan’da. Ne Fas, ne Tunus, ne Cezayir, hiçbirinde netice alınmaz. Alınsa da bölgesel alınır. Farz edelim Mısır’ın kurtulduğunu düşünün; bir parça, küçük bir parça. Bütün İslam aleminin kurtulması çok önemlidir, tamamının kurtulması. Bütün Hristiyanların ve Musevilerin de kurtulması çok önemlidir. Onların da Muhammedi olması, Kuran’ın nuruyla şereflenmeleri çok hayati bir konudur. O yüzden bölünmüşlüğün ortadan kalkması, İttihad-ı İslam’ın oluşması için bütün İslam aleminin el ele, ittifakla gayret etmesi gerekir. Bütün yazarların, önde gelenlerin bu güzel müjdeyi yaymaları gerekiyor. Mehdi (a.s)’sız İttihad-ı İslam olmaz, bunu bilecekler.
İttihad-ı İslam olmadığında adam telefonu da keser, suyu da keser, elektriği de keser. Çok rahat netice alınır. Ama Mehdiyet gündemde olursa, İttihad-ı İslam gündemde olursa manevi güçleri kırılır. Mehdiyet’e karşı bir insanın beyninin çalışması mümkün değildir. Allah adamın aklını alır. “Ben Mehdi (a.s)’a karşı mücadele edeceğim” diyen insanın Allah aklını alır, gücü gider. Allah ayağına dolandırır. Ama “ben yapacağım” derse o zaman da kendisinin ayağına dolandırır. “Mehdi (a.s)’a gerek yok, Peygamberimiz (s.a.v)’in dediklerine gerek yok; ben güç sahibiyim, iktidar sahibiyim, benim aklım yeterli” derse, Allah o zaman onun ayağına dolandırır. Mesela Peygamberimiz (s.a.v)’e tabi oldu sahabeler, mutlaka kazandılar. Peygamber (s.a.v)’in sözünü dinlemediklerinde savaş kaybedildi biliyorsunuz. Hz. Musa (a.s)’da da öyle olmuştu. Hz. Musa (a.s)’ın sözünü dinlediklerinde savaşı kazanmışlardır. Sözünü dinlemediklerinde mutlaka kaybetmişlerdir. Allah adamın ayağına dolandırır. Mehdiyet’te de böyledir. Mehdi (a.s) ile nasıl yapacağız derse, bu Allah’a güvenmemek olur, Peygamber (s.a.v)’e güvenmemek olur. Sen tabi oldun da, Mehdiyet’i kabul ettin de Allah sana zafer mi vermedi? Sen tabi olmamışsın ki, daha tabi olmadan mağlubiyeti kabul ediyorsun sen. Sen bir tabi ol bakalım. Allah’a güven, Allah’a teslim ol, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişini Cenab-ı Allah’tan aşkla, şevkle iste; zuhurunu, biz indiği kanaatindeyiz Hz. İsa Mesih (a.s)’ın, zuhurunu iste, Mehdi (a.s)’ın zuhurunu iste, bak bakalım neler oluyor. Kainatın metafizik yapısını o zaman daha açık göreceklerdir. “Biz yaparız, biz ederiz” dedikçe de ızdırap ve acı bitmez. Mesela Mısır’a gitsinler insanlar bir kamuoyu araştırması yapsınlar, nadir insan Mehdi (a.s)’ı beklediğini söyleyecektir. Mehdi (a.s)’ın geleceğini daha önce söylüyorlardı ama son zamanlarda bu azaldı. ‘İnne nezile Reis’ diye sokaklarda bağırıyorlardı, ‘reis inecek’ diye, inşaAllah. ‘La medrese, la tedris, inne nezile Reis’ diye sokaklarda bağırıyorlardı, inim inim inletiyorlardı. Çarpık eğitime gerek yok, çarpık bilgilere gerek yok, Mehdi (a.s) zuhur edecek, o devrin bilgisine göre hareket edelim gibisinden bir üslupları vardı. Şimdi yine aynı üslubu takınmaları gerekiyor. Peygamber (s.a.v)’e güvenmek çok hayatidir. Çünkü Peygamber (s.a.v) nasıl kurtulacağını göstermiş, Müslümanlar bir dehlize girmişler, çıkamıyor. Peygamber (s.a.v) diyor ki mesela; “sağdan gireceksiniz, oradan döneceksiniz, sol tarafa geçeceksiniz, yeniden ilerleyeceksiniz, orada bir kapı göreceksiniz, kapının yanından aşağıya inin, yukarı çıktığınızda kurtuluşa erersiniz” diyor. “Yok” diyor adam, “ben kendim bulurum” diyor. Bir gidiyor kafasını bir duvara çarpıyor; bir gidiyor, başka bir duvara çarpıyor. Gidiyor başka duvara çarpıyor. Bir türlü netice alamaz. O dehlizin içinde boğulur kalır. Aynı Peygamberimiz (s.a.v)’in dediği gibi tarihi tarihine, dakikası dakikasına tam o güzergah üzerinde hareket edilmesi lazım. O zaman tarihin kaderdeki akışına tam uymuş olur insan ve selamet yurduna rahatça çıkar. “Ben iyi biliyorum” diyorlarsa netice alamazlar. Nur talebesi kardeşlerimizin bir kısmı “Mehdi (a.s)’a gerek yok, biz şahs-ı manevi olarak çok güzel netice alırız” dediler. Paramparça oldu Nur talebeleri, birbirleriyle görüşmüyorlar. Birbirleriyle görüşenler var, iyi olanlar var ama paramparça oldukları bir gerçek. Ve güçlerini kaybetmiş oldular, heyecanlarını kaybetmiş oldular, şevklerini kaybetmiş oldular. Küçük bir grup da olsa bu böyle oldu.
“Selamun Aleyküm Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Cumhuriyet Gazetesinin bir ekinde dinozor tüyünden medet umarak kuşların dinozor tüyünden evrildiği haberi yazıyor. Şu gariplere Yaratılış Atlası’nı hediye olarak gönderir misiniz, inşaAllah? Mehmet Kantaş.” Cumhuriyet Gazetesine gönderdik. Cumhuriyet Gazetesi tabii katıdır. Geleneksel bir bakış içerisindedir. 1940’ların felsefesini ve inancını yaşar. O geleneksel katılığı içerisinde öyle bir atılım yapması çok güçtür. Halktan Cumhuriyet Gazetesine gidilir. Cumhuriyet Gazetesinden halka gidilmez. Halkı aydınlatıp Cumhuriyet Gazetesinin halka uymasını teşvik etmek daha güzel olur. Halkın inançlarına, düşüncelerine, bilimin gelişmesine kanaat getirmesini istemek. Bir kere o dinozor minozor olaylarının hepsini biz açıkladık. Dinozor, kemik yapısı, vücut yapısı son derece mükemmel, simetrik, matematik yönden mükemmel dizayn edilmiş, hiçbir kusuru olmayan mükemmel bir canlıdır. Bir ara geçiş formu değildir. Dolayısıyla ilk dünyaya çıkış tarihi bellidir; dünyadan kayboluş, türün tükenme tarihi de bellidir. O dönemler içinde yaşamıştır ve kusursuz bir havyandır, kusursuz bir canlıdır. Dinozorun o devirde bile bir tane hücresinde, ki trilyonlarca hücresi böyleydi, dinozorun bütün o iri yapısının özellikleri, ne yiyecek, nasıl yapacak, kas yapısı, iskelet yapısı, kemiklerindeki mafsalların konumu, kaç kemikten oluşacak, çene kemiği nasıl olacak; kol kemikleri, bacak kemikleri nasıl olacak, bütün detayları kromozomlarında kodluydu. Bakın trilyonlarca özellik kromozomlarında kodluydu ve vücudunda da trilyonlarca hücre var. Birden başlıyor ve birden türü kayboluyor. Proteinlerin yapısını biliyoruz, kromozom yapısını da biliyoruz. En gelişmiş teknolojiyle bile kromozomun herhangi bir bölümü, bir parçasını bile yapmak mümkün değil. Değil ki tesadüfen. Herhangi bir köşesini bile yapamıyorlar, yapamazlar. O kadar karmaşık, o kadar girifttir. Daha önce de söylemiştim, en az Süleymaniye Kütüphanesindeki kitaplardaki bilgi gibi bilgi, bir kromozomda yüklü ve trilyonlarca kromozom var hayvanın içerisinde. Trilyonlarca Süleymaniye Kütüphanesi hayvanın içerisinde duruyor. Hayvanın haberi bile yok, hayvanın kendinden bile haberi yok. Ama içerisinde muazzam bir teknoloji, muazzam bir akıl hareket halinde. Kromozomların bölünmesini ayarlayan proteinler ayrı, kromozomların birbirine yapışmasını engelleyen proteinler ayrı, adam asılıyor böyle alenen. Ayıran ayrı, bir de asılan var, asılıyor ki yapışmasın diye. Gidip parça kontrolü yapıyor adam, aynısının tıpkısını çıkartıyor, getiriyor monte ediyor teker teker, bir başkası da geliyor böyle fabrika kontrolörü gibi “buradaki parça yanlış” diyor, haber veriyor. O parçayı söküp çıkartıyor protein, adamlar haber veriyor; orijinal, daha düzgün, kaliteli, asıl uygun olanı alıp getirip oraya yerleştiriyorlar. “Tamam mı hepsi, parçaların hepsi tamam mı?” diyor. “Tamam” diyor. “Şimdi bırakın” diyor proteinlere, proteinler şak bırakıyorlar, parçayı birleştiriyorlar. Bir kromozomun içinde binlerce, on binlerce, yüz binlerce olaydan ben bir tanesini anlatıyorum. Bu kadar karmaşık bir sistem var. Cumhuriyet Gazetesi, “tesadüfen çamurdan oldu” diyor. Çamurdan hiçbir şey olmaz, tesadüften hiçbir şey olmaz. “Şu an biz Cumhuriyet Gazetesini oluşturan insanlar, çamurdan tesadüfler sonucunda oluştuk, sonra da gittik Cumhuriyet Gazetesini oluşturduk, şimdi de yazarlık yapıyoruz” diyor. “Bizim atamız çamurdan geliyor” diyor. Çamur canlanmış yazar olmuş, gazete köşesinde yazı yazmaya başlamış, tesadüf sonucu. Cumhuriyet’in anlattığı bu, şeytan da göbeğini tutarak gülüyordur bunların bu haline.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Bugün internette okudum bir haberde Adana Ceyhan’da yapılan bir kazıda Hristiyan alemini sarsacak bir belge bulunduğunu okudum. Serdar Turgut Bey’in anlattığı göre İsa (a.s) hakkında bilinmeyen çok çarpıcı bilgiler olduğunu söylüyor. Devletin bu bilgiyi gizli bir kasada sakladığı ve zamanı geldiğinde devletin bu belgeyi açıklayacağı söyleniyor. Sayın Hocam, bunun ne gibi bir belge olacağından haberiniz var mı? Ben Çorum’dan Ahmet Ölçer, hayırlı akşamlar Hocam.” Sadece benim bildiğim, devletin arşivinde, bir yer, şimdi ismini vermeyeyim de, İncil’in orijinali var. O yüzyılda yazılmış bir İncil var ve Kuran’la aşağı yukarı mutabık. Ama tam Hz. İsa (a.s)’ın devrinde, o günlerde, o zamanda yazılmış İncil’ler de bulunacak. Birçoğu gizli; mağaralara saklamışlar, ummadık yerlere saklamışlar, bazı yapıtların altlarına saklamışlar, büyük yapıtların altlarına saklamışlar, bunlar bulunacak. Ama zaman zaman da bulunuyor; küçük küçük parçacıklar halinde, küçük bölümler halinde. Hepsinde la ilahe İllaAllah görüyoruz. Hiç birinde Hz. İsa (a.s)’ın Allah olduğu yazmıyor, bulunan orijinal belgelerin hiçbirinde. O devre ait, o yüzyıla ait bulunmuş belgelerde, hiçbirinde Hz. İsa (a.s)’ın -haşa- Allah olduğuna dair bir belge yok, hepsinde hep Allah’ın kulu olduğu, Allah’ın Peygamberi olduğu yazıyor. Aslında Vatikan’da da var, bayağı belge var bu konuyla ilgili. Türkiye’de de var, bir yerde, şimdi ismini söylemek yakışık almaz. Orada da var ama daha da bulunacak, inşaAllah. Hz. İsa (a.s)’ın o devirdeki hayatını çok kapsamlı anlatan, bütün detaylarıyla doğru anlatan; göğe alınmasını, Hz. İsa (a.s)’a benzeyen kişinin çarmıha gerildiğini, o kişinin özelliklerini, nasıl ona işkence edildiğini, Hz. İsa (a.s)’ın bir anda nasıl göğe çekildiğini uzun uzun anlatıyor bu kitaplarda ve belgelerde. Ama Serdar Turgut işin doğrusu biraz çocuksu, nereye çeksen oraya gidiyor. Biri bir şey diyor, “aa öyle miymiş”; biri bir şey diyor, “aa öyle miymiş” diyor. Yani sabit oturmuş bir perspektifi, sabit çok derin bakan bir yapısı yok, inşaAllah. Ama tabii diğerlerine göre daha iyi bazı yönlerden, manevi yönden. Çünkü en azından araştırmacı yönü var. Maneviyatı araştırıyor, geçmiş hayatı araştırıyor; Allah’ın varlığını, birliğini araştırıyor. İnanmak için gayret ediyor, o güzel.
“Aşağıdaki videolarda yer alan bir goril insan gibi yürüyor. Hem de bayağı heybetli bir şekilde uzun süre ayakta durabiliyor. Bu goril şu an 21 yaşında. İngiltere’de Vahşi Yaşam Parkı’nda yaşıyor. Türünün insan gibi yürüyen tek örneği.” Ben de gördüm o herifi, izbandut gibi böyle, bayağı yürüyor iki ayağının üzerinde. Demek ki insana benzeyen insansı maymunlar varmış. Demek ki iki ayağının üzerinde yürümesi insan olmasını gerektirmiyor. İnsan olması için ruh sahibi olması lazım. Ruh sahibi olana biz insan deriz. İki ayağının üzerinde yürümesi, sekiz ayağının üzerinde yürümesi, bununla alakası yok.
“Canım Hocam, özlemle bekledim sizi, nerelerdesiniz? Yollarınızı gözledim, çok özledim” diyor. İşte geldik, inşaAllah.
“Kıymetli Hocam, selam eder, kıymetli ellerinizden öperim. “Sizden öğrenmek istediğim rabıta ile ders veriyor musunuz? Bir mürit sizden feyz, bereket almak için nasıl yapacak. El alacak mıyız? Selamlar, Abdullah. Cevabınızı mail adresime de yazabilirsiniz” diyor. Şimdi ben tarikat şeyhi değilim, arkadaş grubum da tarikat olmadığı için, bu tarz güzel olaylarla bağlantım olmuyor ama güzel, ehl-i tasavvufu severim ben, tasavvuf ehlini. Hepsini çok severim.
“Merhabalar Hocam. Yayınlarınızı beğeniyle takip ediyorum. Evrimi gerçekten savunucularıyla beraber yok etmiş durumdasınız.” EvelAllah, kalanları da toz şeker gibi dağıtıyoruz. “Ayrıca Oktar Babuna veya Doktor Cihat Hocamızın ve diğer hocalarımızın çalışmaları da beni bu yayınlarınızı takip etmeye itiyor. Hocam bir sorum olacak; İsrail-İran savaşı çıkarsa biz kimin yanında yer alacağız? Şu anda saldırma niyetinde olan İsrail, nükleer silaha sahip olan İsrail ve Filistin’i işgal eden İsrail. Hocam bunu cevaplarsanız çok mutlu olacağım. Timur.” Biz kimin yanında olacağız? Mehdi (a.s)’ın yanında olacağız, İsa Mesih (a.s)’ın yanında olacağız. Mehdi (a.s) grubu hizbullahtır, Allah hizbidir, Allah taraftarıdır. Allah taraftarları mutlaka galip olanlardır. Allah ayette söylüyor; “Allah taraftarları galip olanlardır” diyor. Allah Hizbi, yani Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam. Dolayısıyla Türkiye’den izin almadan hiç kimse bölgede savaş mavaş yapamaz. Savaş falan da yok, İran’la savaş olmayacak, yok öyle şey. Savaş konuşmaları olur ama savaş olmaz. Buraya da geldiler Sanhedrin üyeleri, konuştuk. “Hocam, savaş olacak yakında” dediler. Ben de gözlerinin içine bakarak dedim ki; “olmayacak.” Onlar, “olacak” dediler, ben de “olmayacak” dedim. Benim dediğim doğru çıktı ve çıkıyor ve çıkacak, göreceksiniz, inşaAllah. Çünkü şu an öyle bir savaş olmuş olsa, eski savaşlara benzemez, klasik savaşlara benzemez. Taş taş üstünde kalmaz. İran da yerle bir olur, ama bak İsrail de yerle bir olur. Ne İsrail kalır, ne İran kalır, ne de Filistin kalır, haritadan silinirler. Çünkü acayip donanım var iki ülkede de; İran’ın da müthiş silah stoku var, İsrail’in de muazzam silah stoku var. Yağmur gibi birbirlerine yağdıracaklardır. O durumda iki ülke de haritadan silinir. Dolayısıyla böyle bir şeye izin yok. Hızır (a.s)’dan destur almadan kimse savaş yapamaz. Allah Hızır (a.s)’a izin verirse savaş olur. Hızır (a.s) “olmayacak” diyorsa, savaş olmaz, inşaAllah. Olay bu şekildedir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Huzeyfe anlatıyor: "Resulullah (s.a.v) bir gün kalktı; bize kıyamete kadar olacak şeyleri anlattı. Bunları belleyen belledi, unutan unuttu. Bu arkadaşlarım bunu bilirler. Resulullah (s.a.v)'in haber verip de, benim zamanla unuttuğum şeyleri, o şey olduğunda hatırlıyorum. Tıpkı, kişi birisini yokluğunda hatırlamayıp onu gördüğünde tanıması gibi..."” demiş. Tirmizi’deki bir hadis bu, inşaAllah. Müslim’deki bir başka hadiste de Hocam; “Resulullah (s.a.v) bize sabah namazını kıldıktan sonra minbere çıktı. Öğleye kadar hutbe verdi ve indi. Namazı kıldı. Sonra yine minbere çıktı. Güneş batana kadar hutbe verdi. Bize olmuş ve olacak şeyleri anlattı. Onları en iyi bilenimiz en çok ezberleyenimizdir” demiş sahabeler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ahir zamanı Mehdi (a.s)’yi bu kadar detaylı anlatan hiçbir sahabe yok. Özellikle Mehdi (a.s) konusunda, sahabeler acayip seviyor Mehdi (a.s)’ı. İttifakla en fazla hadis sahabelerden o konuda geliyor, Mehdi (a.s) konusunda geliyor. Gece-gündüz hep günden olan bir konudur Peygamberimiz (s.a.v)’in yanında, bütün Peygamberlerin sevdiği bir şahıstır Mehdi (a.s). Özellikle Peygamberimiz (s.a.v)’in çok sevdiği bir kişidir. Sahabelerin çok sevdiği bir kişidir. Peygamberimiz (s.a.v) sürekli övmüştür Mehdi (a.s)’ı. “Ebubekir (r.a) ve Ömer (r.a) ondan üstün olamaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Onlara Resulullah’ın halifesi denilebilir” diyor, “ama o Allah’ın halifesidir” diyor, Mehdi (a.s) için, inşaAllah. “Ve ahkamda masumdur” diyor. Mesela hiçbir imam, şu ana kadar hiçbir imam ahkamda masum değildir. Bir tek Mehdi (a.s)’de vardır bu özellik. Yani hata yaptığı yerde onu düzelten bir melek var. Mutlaka doğru oluyor verdiği hüküm. Mutlaka doğru hareket eder.
Şeyh Hasan Hocamızı, o mübareği, o muhterem insanı, o nur yüzlüyü, o kaliteli insanı, o güzel mürşidi görelim, inşaAllah.
-VTR- Şeyh Nazım Kıbrısi Haretleri’nin Vekillerinden Şeyh Hasan Hazretleri Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Muhterem, mübarek Şeyh Nazım Adil El Kıbrısi Hazretleri’nin vekillerinden Şeyh Hasan Efendi’yle kardeşlerimizin Almanya’da yaptığı sohbet. Ne kadar mütevazı, ne kadar alçak gönüllü, sevgi dolu, efendi, klas, modern ve etkileyici bir insan olduğunu görüyorsunuz. MaşaAllah, Şeyh Nazım Hocamızın gül bahçesinin güllerinden. Hocamızın tabii ki elini öpüyoruz, hürmet ediyoruz ama ne kadar mütevazı olduğunu da görüyorsunuz. Bak, ne diyor Hocamız? “Sevgi Allah’tan geliyor, SübhanAllah-u Teala” diyor “Sevgiyi veren Allah’tır, o bizi nasıl seviyorsa bizde onu, Harun Yahya’yı öyle seviyoruz. Asıl ben onun elini öpüyorum. El öpmesi gereken kişi o değil, biziz. Çünkü ilim sahibi olan odur.” Bakın bu, onun yüksek tevazusunu ve ahlakının yüksekliğini gösteriyor bu ifade. “Üstelik ilmini saklamıyor, aynı Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in buyurduğu gibi aktarıyor, bu bir sadakadır” diyor. Sonra şu konuya giriyor, çok önemli bir konu, Hocamızın bu, derinliğini ve nasıl klas bir insan olduğunu gösteriyor. “Bugün anlattığınız çok önemli bir konu, doğrudan şeytana karşı bir savaş.” “Doğrudan” diyor, bakın, “doğrudan şeytana karşı bir savaş.” Darwinizme ve materyalizme karşı mücadele. Birçok cahil insan bunun farkında değil ama gerçekten ilim sahibi, akıllı insanlar Darwinizmin, materyalizmin şeytanın dini olduğunu ve dünyadaki en büyük tehlike olduğunu bilir ve Hocamız da biliyor. “Bugün şeytanın en büyük tuzaklarından biri bu teoriyi, yani evrim teorisini, Darwinizmi insanlar arasında yaymak. Bütün okullarda bütün üniversitelerde çoğu ülkede evrim teorisi yasal ve mecburen okutuluyor.” Darwinist diktatörlüğün emriyle mecburen okutuluyor, bütün dünyada. “Şeytan öyle bir oyun oynamış ki buna inanmazsan cezaevine girersin.” Sıkıysa sen “ben Darwinizme inanmıyorum” de. Anında atarlar okuldan, işinden de olursun. “Olay buraya vardı” diyor. “Ve biri buna karşı kılıcını çekti, bu bir harikadır. Harun Yahya, bilginin kılıcı, ışığın kılıcı. Şeytan kılıcı gördüğünde, kokusunu aldığında ortadan kayboluyor, inşaAllah. Aynı suya atılan tuz gibi, darmadağın oluyorlar” diyor, Darwinistler ve materyalistler. Bak, “aynı suya atılmış tuz gibi,” bu hadislerde de geçiyor. Hocamız onu özellikle onun için belirtmiş. Hz. İsa Mesih (a.s) için de söylüyor Peygamberimiz (s.a.v); “tuzun suda eridiği gibi erir deccal” diyor, “onu gördüğünde.” “Daha kokusunu aldığında” diyor, inşaAllah. Bakın Mesihiyet özelliğinin bizde de tecelli etiğini Hocamız çok güzel belirtiyor, “bilginin kılıcı, ışığın kılıcı” diyor. Allah ondan razı olsun, çok güzel bir iltifatta bulunmuş benim için Hocamız. “Bilginin kılıcı, ışığın kılıcı. Şeytan kılıcı gördüğünde, kokusunu aldığında ortadan kayboluyor” diyor. Darmakeşan oluyor hakikaten, Darwinistler inşaAllah. “Aynı suya atılmış tuz gibi. Bu mücadelesiyle o kadar çok dua aldı ki, o kadar çok insana vesile oldu ki, imanlarını, çocuklarımızı, sapkın düşüncedekileri bu vesileyle kurtardı, imanlarına vesile oldu. Şeytan evrim teorisini yaymayı, insanları imandan uzaklaştırmayı denedi ama Harun Yahya buna karşı çıktı ve bu işi yaptı, elhamdülillah. Biz de ona aynen başarı diliyoruz, destekliyoruz. Bütün kalbimizle çok daha başarılı, çok daha güçlü olmasını, daha çok onurlanmasını istiyoruz. Bir insan Allah hizmetkarı olursa ona çok fazla onur vardır, insanı bu onurlandırır, başka hiçbir şey insanı onurlandırmaz.” Estağfirullah, biz Hocamızın ellerinden öpüyoruz. “Ellerinden öpüyorum ve çok mutlu olduğumuzu iletiyorum. Biliyorsunuz biz Şeyhimiz adına, Şeyh Muhammed Nazım Hakkani adına konuşuyoruz, onun izniyle konuşuyoruz, dolayısıyla biz de Şeyhefendinin selamını iletiyoruz.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Burada kasıt budur. Sizin ona çok değer verdiğinizi ve Şeyhimizin bundan dolayı çok mutlu olduğunu biliyoruz.” Öztürk de “tabii, Şeyhimizi çok seviyoruz” diyor. Hepimiz çok seviyoruz Şeyh Nazım Adil El Kıbrısi Hazretlerini. Şeyh Hasan Hocamız “elhamdülillah” diyor. Öztürk, “o bizim sultanımız, inşaAllah” diyor. Doğru, Şeyh Nazım Hocamız hepimizin sultanı, maşaAllah. “Doğru, elhamdülillah” diyor. Şeyh Hasan Hocamız, “Allah onu korusun, Şeyh Nazım Adil El Kıbrısi Hazretlerini, ailesini, arkadaşlarını korusun ve hepimizi açık şuurla Mehdi (a.s)’ın yoluna iletsin” diyor. Bu insanın medeniliğine bakın, inceliğine bakın, nezaketine bakın, aklının keskinliğine bakın, tehlikeyi kavrama gücüne bakın, deccaliyeti nasıl bütün detaylarıyla gördüğüne ve deccaliyetin ezilmesinden nasıl mutlu olduğuna bakın. Bir de bazı ahmak yobazların deccaliyetten haberi dahi olmayarak, oturup o köşe senin, bu köşe benim sokak sokak gezmesi nerede ve gece gündüz fitne çıkarması nerede ve işi gücü bırakıp bütün gücüyle Müslümanlara saldırması nerede. Değil mi? Bak, ahmak yobaz küfrü karşısına alacağına; Darwinizmi, materyalizmi, iddia edilen Ergenekon örgütünü, kahpe teşekkülleri, kahpe oyunlar oynayan karanlık mihrakları karşısına alacağına, bir avuç Allah yolunda mücadele eden Müslümana, kudurmuş köpek gibi kendi it çakal ordusuyla saldırıyor. Esrarkeşlerle, kadın-kız satıcılarıyla, mafya bozuntularıyla ittifak kurmuş, onlarla cephe oluşturmuş Müslümanlara karşı ve uğraşıyor kendi kafasınca. Bir de buradaki insanın, bu mübarek Şeyh efendinin, Şeyh Nazım Hocamızın talebelerinin olgunluğuna kalitesine, klaslığına bakın, nezaketine bakın, teşhis gücüne bakın, ifade güzelliklerine bakın. Arada dağlar gibi fark var. İşte bir tarafta Mehdi (a.s) ordusu, bir tarafta iblisin ordusu. İşte Mehdi (a.s) ordusu Şeyh Hasan Hocamızın nezaketinde, efendiliğinde, güzelliğinde olur ve içi de coşkun bir insan sevgisiyle dolu olur. İçinde insana karşı nefret olmaz, birleştirici ve bütünleştirici olur. Hocamızı tebrik ediyorum. Allah yolunu açık etsin, Almanya’da muvaffak etsin Cenab-ı Allah, çok önemli oradaki vazifesi. Şeyh Nazım Hocamızı yolda düşündüm de, sırf Almanya böyle; Singapur, Malezya, bütün Asya ülkeleri, her yerde vekilleri var ve muazzam hizmet yapıyor, maşaAllah. Her Allah anıldığında ayağa kalkıyor, Peygamberimiz (s.a.v) anıldığında ayağa kalkıyor o haliyle, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şeyh Hasan Efendi Hazretlerinin Hocam, inşaAllah Avrupa’da bin kişilik sempatizan grubu, Almanya’da beş bin civarında müridi varmış, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sempatizanları da en az beş yüz bin kişidir. Çünkü o has talebeleri, yakın talebeleri öyle. Ama bir de bizim gibi sempatizanları, hayranları var, onların ucu bucağı yok, maşaAllah. Beş yüz binin de üzerindedir, beş milyonun da üzerindedir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şeyh Hasan Dyck, soyadı Dyck’miş, inşaAllah, Hazretlerin. Şeyh Nazım Hazretlerinin Almanya’daki vekili olarak 1979 yılında tanışmışlar Şeyh Nazım Hazretleri’yle. 1992’den bu yana Almanya’daki Hakkani Vakfı’nın yöneticiliğini yapıyor, inşaAllah. Müzik aleti çalıyormuş, çello çalıyormuş. 7 yıl Mekke’de kalmış, Arapça öğrenmiş, inşaAllah Hocam ve Almanya’ya döndükten sonra da Osmanlı Dergahı’nı kurmuş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Elinden, yüzünden nur akıyor. Alman asıllı. Peygamberimiz (s.a.v) diyor; “Avrupa İslam’a hamile” diyor, “bir İslam devleti doğuracak Avrupa” diyor. Allahualem Almanya, ilk başta bir orası. Zaten şu anda bile öyle, bizim Türkler orayı doldurdu. Her yer camilerle, mescidlerle doldu. Bir İslam ülkesi oldu, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sizin Bengali dilindeki kitaplarınızdan örnek gösterebilir miyim Hocam? Bengali dilinde “Derin Düşünmek” kitabınız, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bengali dili, Allah Allah harflere bak sen, acayip güzel, şahane.
ALTUĞ BERKER: “Kavimlerin Helakı” kitabı, Bengali dilinde.
ADNAN OKTAR: Hiç bilmediğim diller, hiç bilmediğim lehçeler, o kadar çok ki, maşaAllah. Bir de Allah razı olsun yeni kardeşler çıkıyor, arkadaşlar; “sizin kitaplarınızı tercüme edeceğiz” diyor. “Tamam” diyorum, Allah razı olsun. “Telif ücreti de istemiyorum” diyorum. Basın, dağıtın. Bütün kitaplarımı kendi dillerine tercüme ediyorlar, hiç emek de vermiyorum. Gayet güzel basıp, dağıtıp, çok güzel hizmet veriyorlar, maşaAllah. Her yerde böyle, maşaAllah. Kiswahili dili, aklımın ucundan geçmeyen diller, maşaAllah. Güzel de, kaliteli baskı yapıyorlar, iyi oluyor, maşaAllah.
“Hocam, evrim konusunda sizden başka bu konu ile ilgili kim var. Ülkede sadece siz misiniz? Ayrıca bu araştırma sonuçlarına rağmen hala neden evrim savunuluyor? Bir sorum da yurt dışında bu işlerle ilgili kimler var, diğer ülkelerde bu çalışmalar var mı? Teşekkür ederim, Sualp.” Sualp, bu alemin bu konudaki delikanlısı benim, açıkça söyleyeyim. Ve kardeşlerim, inşaAllah. Allah kulunu vesile yapar. Eti, kemiği yaratan Allah’tır. Bizim etimizi, kemiğimizi Allah yaratıyor. Ruhumuz da Allah’a ait. Konuşmamızı da Allah yaratıyor, kitaplarımızı da Allah yaratıyor. İnsan kendi yaptı gibi bir hisse kapılır. Hiçbir şeyi insan yapmaz, hepsini Allah yapar ama beni vesile ediyor, arkadaşlarımı vesile ediyor, bu açık. Peygamber Efendimiz (s.a.v) diyor; “Roma’ya kadar İslam hakim olacak” diyor. Bediüzzaman’ın söylediği de Peygamberimiz (s.a.v)’in sözünün tasdiki. Peygamberimiz (s.a.v)’in sözünün dışında Bediüzzaman başka bir şey söylemiyor ki, hayali kendi düşüncesini söylemiyor. “Avrupa bir İslam ülkesine hamile” derken bunu kastediyor. “Roma’yı,” hatta daha detaylar veriyor Peygamber Efendimiz (s.a.v), “tekbirlerle Hz. Mehdi (a.s) fetheder” diyor, inşaAllah.
İnce sözlükçüler de, geçenlerde bir tanesi densiz bir harekette bulunmuş, ağza yakışmayacak, onlardan ummadığım hakaretamiz bir ifadesi olmuş. Ben de mahkeme kanalı ile o şahsı polise yakalattırdım. Evine baskın yapıldı, bilgisayarını aldılar, karakola götürdüler. Bu biraz tedirgin olmuş. “Hocam, niye böyle oluyor?” gibisinden. Peki, sen niye böyle yapıyorsun kerata? Uyarmadım mı daha önce? Bak böyle tedirgin olursunuz. “Beni böyle şeylere mecbur etmeyin” dedim. “Kanuni müdahaleye beni mecbur etmeyin” dedim. Uyarıyorum başlangıcında, defalarca söyledim; “yakışık almayacak şey yapmayın” dedim. Ben şakadan rahatsız olmuyorum, şakanıza bir şey demiyorum, hoşuma gidiyor, ben de gülüyorum şakalarınıza ama hakarete ne gerek var, çirkin söze ne gerek var? Özellikle haşa Allah’a, Peygamber (s.a.v)’e yönelik, kim olursa olsun yakasını bırakmam, söyleyeyim. Her ne pahasına olursa olsun bırakmam. Kanunla, hukukla yakasını yere değdiririm, inşaAllah.
Leman Mehdizade, “Selam Hocam. Çok yakışıklısınız, siz Allah’ın çok güzel bir tecellisisiniz, sizi çok seviyorum. Sizin için Allah rızası için canımı verebilirim diye düşünüyorum. Neden ekrana bakmıyorsunuz hiç?” Bakayım. “Canım Hocam benim, kadın sahabelerin hayatından bahsederseniz çok seviniriz, inşaAllah Azerbaycan’dan Leman Mehdizade.” Mücadele Suresi’ni göndermiş, şeytandan Allah’a sığınırım, 21. ayet; “Allah, yazmıştır: "Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır.”Allah hizbi daima galip olandır. Kuran’da geçer, hizbulllah, Allah taraftarları. Türkiye’nin tamamı, İslam aleminin tamamı hizbullahtır. Türklük aleminin tamamı hizbullahtır, Allah taraftarlarıdır, inşaAllah. Allah’ı sevenler. Bir de hizbişeytan vardır, şeytan taraftarları. Türk Milleti Osmanlı devrinde hep hizbullah olmuştur, hep Allah taraftarı olmuştur ve küfre hep diz çöktürmüştür.
“Peygamberimiz (s.a.v)’in güzel torunu Hz. Ali (a.s)’ın aslan evladı seyyid Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı, bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhterem Hocam, alemlerin Rabbi olan Allah (c.c) şahit ki sizi çok ama çok seviyoruz. Siz bize Rabbimiz’den güzel bir hediye ve lütf-u İlahisiniz. “ Sizler de bize Allah’ın bir lütfusunuz. “Değerli Hocam, ben din görevlisi olarak görev yapan, eserlerinizden ve sohbetlerinizden istifade etmeye çalışan, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in ahir zaman ile ilgili, Hz. İsa (a.s)’ın, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru ile ilgili hadis-i şeriflerini anlamaya çalışan talebenizim.” Haşa, biz sizin talebeniziz. Din görevlisi hocalarımız alimdir. Biz onlara tabi oluruz, biz talebeyiz. “Sayın Hocam, bizim inancımıza göre her Müslüman dinin temsilcisi ve tebliğcisidir. Ancak imamet makamında olan din görevlilerine, bizlere neler söylemek istersiniz? Sizin bu hak davanızda İslam ahlakını tüm dünyaya hakim kılmak için vermiş olduğunuz bu mücadelede bizler ne şekilde hizmet edebiliriz? Söylediğiniz her şey bundan sonraki hayatımızda bize yol gösterici olacaktır. Muhterem Hocam, Allah sizi ve talebelerinizi Türk İslam Birliği’nin kurulmasına, tüm insanların hidayetine, İttihad-ı İslam’ın kurulmasına ve İslam’ın dünyaya hakim olmasına vesile kılsın, inşaAllah.” Hay maşaAllah. Bak ne güzel dua, ağzından nur akıyor, maşallah. Bizleri de size sadık talebe kılsın, inşaAllah. Hürmet ve muhabbet ile onurlu ellerinizden öper, hayır dualarınızı bekleriz. Sizi Allah için seven talebeniz.” İsim vermiş kardeşimiz ama resmi görevli olduğu için tabii kardeşimin söylemeyelim ismini. Çok güzel. Allah ilmini arttırsın. Cami hocası kardeşlerimiz tabii resmi görevli olduğu için usturuplu konuşmak durumundalar. Ama Mehdi (a.s)’dan bahsedebilirler, İsa Mesih (a.s)’dan bahsedebilirler. Çünkü Ehl-i Sünnet’in iktidadının temel konularından ve inanması vaciptir. Aksini kimse söyleyemez. Anlatabilirler.
Evrimci birisiyle bir çocuğun konuşmasını bir kardeşimiz göndermiş. Evrimci diyor ki; "hücreyi uzaylılar yaptı." Çocuk soruyor: "Uzaylılar nerede?" "Mars’a kaçtı." "Mars nerede?" "Güneş’e girdi." "Güneş nerede?" "Suya düştü." "Su nerede?" "Darwin içti." "Darwin nerede?" "Teori dağına çıktı." "Dağ nerede?" "Yandı, bitti, kül oldu." "Kül nerede?" "Uzaylılar aldı." "Uzaylılar nerede?" "Mars’a kaçtı." "Mars nerede?" "Güneş’e girdi." Çocuk susar. "Güneş ne oldu diye sormuyorsun?" "Ne olduğunu biliyorum." "Doğru, suya düştü demiştim." "Hayır, Güneş senin kafana geçmiş."” İlginç şeyler yazmış kardeşimiz. Yani espri yapmış kendince ama güzel, fena değil, inşaAllah. Fakat şu kısımları doğru; uzaylıları sorduğumuzda, “uzaylıları kim yarattı?” dediğimizde hakikaten köşeye sıkışıyorlar. Şuradaki mantıksızlık, hakikaten vulgarize etmiş kardeşimiz ama aşağı yukarı benziyor.
“Sayın Muhammed Hocam, Allah’ın bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben internette kullanılan bir alan adı ile ilgili size yazı yazmak istedim, Allah’ı tenzih ederim. Bir internet sitesi kurulmuş, kendilerince faaliyet yürütüyorlar. Sayın Hocam, bu site yetkililerini sohbetinizden öğrendiğim üzere, ben alan adının Allah’a karşı saygıda kusur oluşturduğu uyarısıyla ikaz ettim. Ancak kendileri bu alan adını kullanmakta ısrarlılar. Toplumda yerleşik bazı ifadeler Allah’a ve dine uygun olmayan bir takım kelimeleri taşıyorlar. Bu konuyu tekrar açıklamanızı ve bu site benzeri için nasıl bir yol izlememiz gerektiği konusunda bizlere yol göstermenizi istirham ediyorum. Antalya’dan Ufuk.” Var öyle münasebetsiz insanlar. Fakat aleni hakaret tarzında olursa bu kanunlara göre suçtur. Allah’a, dine, mukaddesata hakaret eden birisi olduğunda kardeşlerimiz bize yazsınlar, hukukçu kardeşlerimiz ilgileniyorlar, dava açıyorlar. İlgili kanun maddelerine göre tecziye ediyorlar. Öyle dağ başında kurt havası olmaz. Kim münasebetsizlik yaparsa kanun ve hukuk ölçüleri içerisinde tepesine bineriz, inşaAllah. Saygısızlık yok. İlmi eleştiri yapabilirler, ilmi konuşma yapabilirler, şaka yapabilirler, bizim bir şey dediğimiz yok. Ama densizlik, saygısızlık, edepsizlik, terbiyesizlik yaparlarsa anında karşılığını görürler, söyleyeyim. Pardonu olmaz onun.
ALTUĞ BERKER: Ahir zamanda Müslümanların parça parça olmasını Hz. Mehdi (a.s)’ın geliş alameti olarak Peygamber Efendimiz (s.a.v) bildiriyor. Sahih-i Müslim’deki bir hadiste şöyle buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v); “Birbirinizle nefsaniyet yarışına düşersiniz, birbirinize haset edersiniz, birbirinizle sırt çevirip ayrılırsınız ve birbirinize düşman olursunuz” diyor. Başka bir hadiste de; “Ümmetin üzerine bir zaman gelir ki fukaha birbirlerini çekemez.” “Birbirlerini kıskanırlar” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet. Bu manada mesela Sebe Suresi’nde, 34. ayet; ”Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri':"Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir.” Mesela şimdi de Mehdi (a.s)’dan bahsediyoruz, adamlar “biz tanımıyoruz Mehdi (a.s)’ı” diyorlar. “İsa Mesih (a.s) inecek” diyoruz, “onu da tanımıyoruz” diyorlar. “Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri',” bazı dindar arkadaşlar var, halk tabiri ile biraz köşeyi dönmüş, palazlanmış, kendine bir holding açmış, iş yerleri falan kurmuş, hani “görmemişin arabası olmuş da havada uçmuş” derler, adam kuduruyor. Pozdan poza, halden hale, şekilden şekle giriyor ve şımarıyor ve şımarınca da akıl almaz tevillerle, akıl almaz inkarlarla ne İttihad-ı İslam’ı istiyor, ne Türk-İslam Birliği’ni istiyor, ne Mehdi (a.s)’ı, ne İsa (a.s)’ı istiyor. Sürekli de bir ayağı hacda, bir ayağı Şam’da, gören de son derece dindar zanneder.
Hacı deyince aklıma geldi. Cübbeli bir konuşma yapmış, yeni bir konuşması var. Yaklaşık “ben Mekke’deydim” diyor. “Yağmur yağıyordu mübarek, her yer yeşillenmiş, Medine’ye yağmur yağmıyor dediler” diyor. Ben de çıktım, dua ettim” diyor, “hemen ertesi gün Medine’ye yağmur yağdı” diyor mübarek. Hava durumunda zaten Medine’ye yağmur yağacağı belli oluyor. İki-üç gün öncesinden bildiriliyor. Yani İstanbul’a yarın yağmur yağıyor denileceği zaman yağmur yağmıyor mu? Genelde yağıyor. Meteoroloji’nin tahminleri tutuyor genelde. Şimdi “ben dua ettim, yağmur yağdı” derse bir insan ne olur? O konuşmasını getireyim, kendini alenen evliya ilan etmiş. Ayetler ona işaret ediyormuş, olaylar ona işaret ediyormuş. Ayetin kendine ne anlamda işaret ettiğinin de farkında değil. Şimdi ben ona şerh edeceğim ayetlerin ne anlama geldiğini, o zaman kafası biraz daha aydınlanacak. Üzerine alarak değil de üzerine almayarak ayetleri düşünüyor. Halbuki üzerine alarak düşünmesi lazım, inşaAllah. Yani yaklaşık tabii bu anlattıklarım, birebir değil de mealen anlatıyorum.
ALTUĞ BERKER: Şimdi okuduğunuz ayetin daha önce İstanbul’a işaret ettiğini söylemiştiniz Hocam, ayet ve sure numarası itibariyle.
ADNAN OKTAR: Evet, Sebe Suresi 34. sure, ayet numarası da 34. “Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın 'refah içinde şımaran önde gelenleri': "Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz" demişlerdir.” Ebcedi de Mehdi (a.s)’ın çıkış tarihini veriyor. O yönden de çok manidar.
“De ki: "Rabbimiz (kıyamet günü) bizi bir arada toplayacak, sonra da hak ile aramızı ayıracaktır. O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını) açandır, (her şeyi hakkıyla) bilendir."” Bak “O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını),”yani şeytanla, şeytan hizbiyle, deccal hizbiyle Mehdiyet’in, “batılın arasınıaçandır, (her şeyi hakkıyla) bilendir.”Ebcedi tam 2010 tarihini veriyor.
“Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.”Şu anda Mehdi (a.s)’ı birçok insan bilmiyor. Hz. İsa (a.s)’ın inişini de birçok insan bilmiyor. Bu ayet Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e bakıyor. Fakat ben işari anlamını söylüyorum. “Onlar: "Eğer doğru sözlü iseniz, bu va'd (ettiğiniz azap) ne zamanmış?" derler.” “Kıyamet ne zaman kopacak” diye soruyorlar. “De ki: "Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki, ondan ne bir an ertelenebilirsiniz, ne de (bir an) öne alınabilirsiniz."” Allah’ın izni ile 2120 gibi Allah Kıyameti koparacak, inşaAllah.
“Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık. Şimdi onlara sor,” Allah tartışmamızı söylüyor bize Kuran’da. Biz de gidip Darwinistlerle, materyalistlerle tartışıyoruz, bak ne diyor Allah? “Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı?”Bak, biz delilleri ortaya koyuyoruz. Bizim delillerimiz kesin. Ama onların delilleri yok. Güçsüz, gücü hiç yok. Çünkü protein diyoruz, “yok diyorlar, tesadüfen olmaz. Mucize olur” diyor. Ara fosil var mı? “O da yok” diyor. “Peki, ne var?” diyoruz, “yokluk var” diyor, “tesadüf var” diyor. Olmaz, sen tesadüfü ilahlaştırmışsın. “Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar” diyor.Gece-gündüz öğüt veriyoruz, anlatıyoruz. Allah “öğüt almıyorlar” diyor. Haklı olduğumuzu bildikleri halde, vicdanları kabul ettikleri halde, aklen de kabul ettikleri halde kabul etmiyorlar, bu bir mucizedir. “Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar” diyor Allah.Üç yüz elli milyon fosil sunuyoruz adamlara, kendilerince çok kötü esprilerle karşılık veriyorlar. Çok uydurma esprilerle. Üç yüz elli milyon adet sana biz delil sunuyoruz, sen bir tane delil sunamıyorsun. Nereye eğleniyorsun sen, değil mi? Enseni aç, ensenle eğlen. Yahut kulağının arkasıyla eğlensin. “De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz). İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir.”Yani böyle “çığlık gibi bir ses duyacaksınız” diyor Allah. “Artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.” “Birden ayağa kalkacaklar, çığlık sesinin üzerine” diyor Allah. “Bütün insanlık dirilecek” diyor. “Derler ki: "Eyvahlar bize; bu, din günüdür."” Yani hiç ummazken dirileceğini, bir de bakıyor, yerden sanki yataktan kalkar gibi kalkıyor. Dümdüz bir arazi üzerinde kıyamet olduğunu ve ahirette dirildiğini anlıyor. Ne diyorlar? “Eyvahlar bize; bu, din günüdür.” “Doğruymuş” diyorlar. “Bu, sizin yalanladığınız (mü'mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür. Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını bir araya getirip toplayın.” Eşleri de sapıtık oluyor, onları da, Allah “onların yanına alın” diyor. Taptıklarını da bir araya getiriyor. Mesela Darwinizmle ilgili ne varsa onların kullandıkları malzemeler, materyalizmle ilgili ne varsa, o ilgili kişiler, hepsi bir araya getiriliyor. “Allah'tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir.” Aynı dünyadaki gibi sorguya çekiliyorlar. Ama çok uzun, yani yıllarca sorguya çekiliyorlar. Her konuyu tek tek açıklamak durumunda kalıyorlar. Mesela her meyve ayrı sorulacak. Her olay, mesela insan parmak mafsalları, gözün yapısı, burnun yapısı, kulağın yapısı. Mesela “kulağa neden tesadüfen dedin?” diye sorulacak. “Kulağın yapısını sen biliyordun, değil mi? Kulaktaki sesi kim duyuyordu?” Açıklayacak tabii, itiraf etmek zorunda kalacak. Göz, dışarıda ışık var mı? Yok, simsiyah bir alem var. Madde saydam. Peki, sen pırıl pırıl aydınlık ve üç boyutlu olarak beyninin içinde görüntüyü görüyor musun? Görüyorsun. “Kim görüyordu o görüntüyü?” dendiğinde, hangi gözle görüyorsun dendiğinde, başını önüne eğecek tabii mecburen. Çünkü ruhun gördüğü belli. Aksini inkar edemeyeceği için. “İnkar ederse dili konuşacak” diyor Cenab-ı Allah, “derisi konuşacak” diyor, yani yalan söylerse, inşaAllah.
“Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen olur”diyor Allah. Öyle evrim, mevrim falan olmuyor. “De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden Allah diriltecek. O, her yaratmayı bilir."” “Her türlü yaratmayı Ben bilirim” diyor Allah. “Her yaratmayı bilir.” İlk defa sizi nasıl yarattıysam ahirette de aynı şekilde yaratacağım diyor Allah. “Melekleri, cinleri nasıl yarattıysam.”
“Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın.”Haramdır. İşte bak, ayet var. “Öyleyse onların sözleri seni üzmesin.” Muhkem ayet. Bu ayete göre haramdır. Yani “seni üzmeyebilir” demiyor Allah. “Üzmesin.” Üzmesin emirdir. Dolayısıyla üzülmek haram olmuş oluyor. Namaz gibi, oruç gibi emir bu. “Elbette, sakladıklarınızı da, açığa vurduklarınızı da biliyoruz.” Mesela gizliyor, kendi kafasında, bilinçaltında gizliyor. Anlaşılmıyor zannediyor. Halbuki kafasından geçeni zaten Allah yaratıyor. Allah bütün detayıyla bilir. “Kendi yaratılışını unutarak Bize bir örnek verdi; dedi ki: "Çürümüş-bozulmuşken, bu kemikleri kim diriltecekmiş? De ki: "Onları, ilk defa yaratıp-inşa eden diriltecek.” “Bir kere yaptım” diyor Allah. “Bir kere nasıl yaptıysam, yine yaparım” diyor. “Ve sürekli yapıyorum” diyor Allah, “sürekli yaratıyorum.” Beynimizin içinde Allah görüntü olarak da yaratıyor, dış alemde de yaratıyor.
Selim kardeşimiz yazmış. Bir vakıf kuruyorlarmış, maşaAllah. Allah yardımcınız olsun. Güzel. O vakfı kurarsanız İslam’a, Kuran’a da çok faydalı hizmetiniz olur. Allah yardımcınız olsun.
İsa Özkan, Bolu’dan yazıyor. “Esselamu Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetüllahi ve Berekatuhu. “Allah’ın nurunun tecellisi değerli Hocam, benim çok merak ettiğim bir konu var. Hocam, her şeyin beynimizde olup bittiğini sizden öğrendik. Bunu tam anlamda kavradığımızda ruhlar alemine geçebilir ve bir anda bulunduğumuz yerden Mekke’de namaz kılmaya gidebilir miyiz Hocam? Lütfen sorumu cevaplayın. Bu ilmi bizlere biraz daha açıklayın. Teşekkür ederim. Sizi çok seven ve özleyen İsa Özkan.” Şimdi insan tabii fena makamına geçerse, yani ruh haline gelirse tayyi mekan, tayyi zaman mümkün tabii. Hızır (a.s)’la bağlantı olabilir. Meleklerle bağlantıya geçebilir. Ama bunu hemen hemen, benim bildiğim, gördüğüm insanlardan herhangi bir insan bunu kaldıramaz, bunun heyecanını. Çok şiddetli etkileneceği için. İnsan zayıf yaratılmıştır. Böyle bir şeye pek tahammül edemez. Çok çok şiddetli ürker. Onun için mutlaka bir yardımcı gerekir. Hatta ayette de var; “beni güzel bir girişle girdir, güzel bir çıkışla çıkart. Beni Katı’ndan bir sultan ile destekle” (İsra Suresi,80) diyor Cenab-ı Allah. Ayet var, Kuran ayeti var. Peygamberimiz (s.a.v)’in hitabı bu, inşaAllah. Fena makamına geçtiğinde insanda çok şiddetli heyecan meydana gelir. Hatta bazen şuur kapanması da olabilir. Çünkü bir nevi baygınlık hali gelir. Ve konuşmaları artık şahsın üçüncü bende olur. Konuşması makul olmaz. Rüyadaki insanın konuşması gibidir konuşması artık. Yani bir nevi kendini kaybeder. Çünkü başka bir boyuta geçmiş oluyor, başka bir yapıya geçmiş oluyor. Dolayısıyla çok ürker. Mürşit olmadan, onun yanında o konuda iyi bilen biri olmadan böyle bir şeye girmek, böyle bir duruma girmek pek uygun olmaz. Ama yakaza haline girenlerde, fena makamına girenlerde bu sistem yaklaşık bu sistemin içinden geçerler. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) de, Peygamberimiz (s.a.v) vahiy geleceği vakit, Peygamberimiz (s.a.v) ruhaniyet kesbediyordu. Yani cismaniyetten çıkıp adeta ruhani bir varlık haline geliyordu. Ruh gibi oluyordu. Sanki bir başka boyuta geçiyordu. Ondan sonra Cibril (a.s) Peygamberimiz (s.a.v)’le bağlantıya geçiyordu. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) Cibril (a.s)’ı görüyordu ama insanlar göremiyorlardı onun gördüğünü. O başka bir boyutta gördüğü için göremiyorlardı. Mesela ayeti uzun uzun anlatıyor Cibril, söylüyor. Peygamberimiz (s.a.v) su gibi ezberine alıyor ama insanlar duymuyorlardı. Sadece sahabeler; “bir arı uğultusu gibi bir uğultu oluyordu” diyorlar. “Ve hepimizin üzerine müthiş bir ağırlık çöküyordu” diyorlar. Hatta Peygamberimiz (s.a.v)’in üzerini tülbentle örtüyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v)’de o basıncın etkisi görülüyordu. Cebrail (a.s) üzerine çöktüğünde Peygamberimiz (s.a.v)’in. Hatta devenin üzerindeyken Cebrail (a.s) geldiğinde, Cibril (a.s) Peygamberimiz (s.a.v)’in üzerine geldiğinde deve dayanamayıp hayvan çöküyordu ayakları ayrılıp hayvan oturuyordu yere. Sahabelerin gözünün önünde oluyordu bu. Ve bir uğultu, tarif edilemeyen bir uğultu. Hani var ya, insanın beyninin içinde bir uğultu olur, onun gibi bir uğultu. Arı vızıltısı gibi bir uğultu. Vahiy bittikten sonra o uğultu kesiliyor. O ağırlık da kalkıyordu. Peygamberimiz (s.a.v)’in tülbendini açıyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v)’in genellikle rengi soluyormuş vahiy geldiğinde. Ondan sonra kendine geliyor, tamamen açılıyor. Sonra su gibi ezberden o mükemmel Kuran ayetlerini hafızlara, oradakilere okumaya başlıyor Peygamberimiz (s.a.v). Onlar da kayda alıyorlar. Yani o kusursuz mükemmellikteki Kuran ayetlerini. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de ilk defa o anda öğreniyor, vahiyle gelen Kuran vahyini, o şekildedir. Yaklaşık bu anlattıklarım tabii, inşaAllah.
Fakat benim anlattığım bu konuyu bütün kardeşlerimizin çok iyi bilmesi lazım. Bu dünyada insanların bilmesi gereken çok hayati bir sırdır. Bunun bilinmemesi bir insanın insanlığına yakışmaz. Biz maddeyi asıl haliyle hiçbir şekilde göremiyoruz. Bilimsel bir gerçek. Dinsiz de kabul etmek durumunda, dindar da kabul etmek durumunda. Madde dışarıda saydam, herkesin ittifakla söylediği bir şey ve simsiyah karanlıktır dışarısı. Dışarıda ışık yok. Renk, ışık ve cismin böyle kitlevi, saydam olmamasının görüntüsü beyinde oluşuyor. Allah tarafından yaratılıyor. Ve bir kaset gibidir, teybe konmuş bir kaset gibi, bu görüntü sürekli akar. Şu anda da görüntü sürekli akıyor. Hiç kesilmiyor. Ölüm anında da bu görünüşü, elips ekran birden açılıyor, perde. Allah diyor; “o gün perde açılmıştır.” Daha keskin yeni bir görüntü başlıyor o zaman, daha keskin, daha net. İşte orada Azrail (a.s) güzel, çok çok güzel bir insan olarak, heyet olarak geliyorlar. Canını almaya geldiklerinde çok güzel nezaketli, sevgi dolu bir ifadeyle söylüyorlar. Zaten mümin o anda çok istekli olur; o netlikten, o güzellikten, o ferahlıktan dolayı. Ama orada gördükleri insanların o boyutta gördükleri bedenin onunla alakası yoktur. İnsanlar zannediyorlar ki işte; ruhunu orada görürler veyahut bir şey olur, hiçbir şey göremezler. Adam mesela bağırabilir, çırpınabilir, onların hiçbiri için geçerli değildir. Çünkü o yeni başka bir aleme geçmiş oluyor, oradaki bedenle, oradaki beden arasında fark çok büyüktür. O artık üçüncü benden hareket eden bir et-kemik yığını kalmış oluyor. Oradaki bedendeki gelişmelerin hiçbir anlamı olmaz. Asıl olan yeni boyuta geçtiği yerdeki konuşmalarıdır. Bu dediğim gerçek. Mesela herkes şu an televizyon seyrediyor evinde, herkes beyninin içindeki televizyonu seyrediyor, dışarıdaki televizyonu kimse seyretmiyor. Dışarıdaki televizyonda ışık yok ki seyretsinler, renk de yok, ışık da yok. Saydam, koyu, simsiyah karanlık bir cisimdir. Ses de yok. Ses algısını beyin yorumluyor. Elektrik dalgalarını beyin ses olarak yorumluyor, görüntüden oluşan dalgaları da yine beyin görüntü olarak algılıyor.Şimdi bunu tam kavrayanda şiddetli heyecan olur, özellikle dikkati keskin olanlar bir anda madde olmadığını anlar, yani bir nevi madde olmadığını anlar. Beyninde görüntünün oluştuğunu anlar, bu da onları çok çok heyecanlandırır. O tip insanları görürsünüz masaları falan tutmaya kalkar, böyle eşyayı tutar.Kaybolacağından korktuğu için tedirgin olur. Ona karşı da uyarıcı hareketler yapar, o konsantrasyona girmemek için. Ama işin doğrusu, anlayamayan kardeşlerimi tenzih ederim de, bilinç keskinliğinde olur bu. Bilinç fluluğunda olmaz, teknik olarak kavrayabilir ancak kişi. Ama bilinç keskinliğinde direkt yaşamaya başlar. Yaşadığı için de çok şiddetli heyecanlanır. Yok olacağını zanneder bir anda. Doğru mu, o şekilde mi oldu. Nasıl oldu? Nasıldı çok kısa?
SUNUCU 2: Çok farklı bir şey. Bir anda, bazen çok nadir şekilde oluyor ama bir anda böyle bakıyorsun, böyle kendine, bir şaşırma hali falan geliyor.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Yokmuş gibi, boşluktaymış gibi. Ben çünkü diğer kişilerde de çok gördüm, arkadaşlarım da anlatıyordu. Hakikaten bir anda madde olmadığını, beyindeki görüntüyle muhatap olduğunu, beyninin içinde olduğunu anladığında bambaşka bir boyuta giriyor, şekle giriyor. Ben de tedirgin etmemek için espriyle geçiştiriyorum öyle şeyleri ki dikkati yoğunlaşmasın diye. Çünkü öyle şeylerde heyecanlanmaması için ben dikkatini dağıtmaya çalışıyorum kişilerin. Bana da ısrar ediyorlar; “çok dikkatli anlat Hocam, tam kavrayalım” diyorlar. Kardeşim, tamam sen rahat edersin ama başkası tedirgin oluyor. Onun vakti var.Hz.İsa Mesih (a.s) bir gelsin, bakın ben size nasıl anlatıyorum o zaman. Anlatmayı bir görün siz.
SUNUCU 2: Uykudan uyanmış oluyorsun ama hareket edemiyorsun, bir anda titreme geliyor içine, sanki böyle bir şey girmiş gibi oluyor.
ADNAN OKTAR:Ölümden dirildiğin için oluyor, ruh o anda bedene girdiğinden oluyor.
SUNUCU 2: Hareketsiz kalıyorsun, bir anda böyle korku sarıyor içini, sanki felçli gibi hissediyorsun kendini.
ADNAN OKTAR:O ölümden dirilme anına rast geliyor. Ruh bedenimize yeni giriyor o anda, o yüzden şahıs da hakikaten bazen titreme de olur. Bazen de kendini ruh gibi hissediyor, boşluk gibi hissediyor.
SUNUCU 2: Bir anda yatağa düşmüşsün gibi oluyor.
ADNAN OKTAR:Tam o anda uyanıyorsunuz ondan oluyor, ruh bedene girerken uyanıyorsunuz. Kişinin bedenine ruh girerken uyanırsa onu hisseder, onu biraz tedirgin edebilir. Ama hiç kimse tedirgin olmasın, madde görünümü hiçbir zaman için kalkmaz, imtihan ortamı olduğu için bu sertlik hissi ve öbür hisler kalkmaz. O tamamen kalkacak diye korkuyorlar, tedirgin oluyorlar.
SUNUCU 2: Peki Hocam karabasan diye bir şey var mı? Hani böyle uyanık oluyorsun ama sesinçıkmıyor.
ADNAN OKTAR: O ayrı, o yüksek tansiyonda olur.
SUNUCU 2: Yani öyle bir şey yok.
ADNAN OKTAR:Yok, karabasan yok. Cinler bazen milletle uğraşır, o ayrı bir mesele karabasan falan değil. Ama o kadar pek güçleri olmuyor. Allah kontrol altında tutar cinleri. Ama karabasan genellikle tansiyon yüksekliğinden olur. Ölçse mesela çok yüksek çıkacaktır tansiyonu; en az on altı, on yedi, on sekiz, on sekize on, on bir falan. Bir de aklımdayken söyleyeyim, yüksek tansiyona karşı kardeşlerimiz çok dikkatli olsunlar. Tansiyonu mutlaka düşük tutmak gerekir. Hiç umursamıyor, mesela bazen duyuyorum, on altı on yedi falan. Fasulye, leblebi gibi geliyor insana. Çok tehlikelidir, bir çıkarsa bayıltır insanı ve organları yırtabilir. Mesela beyni yırtabilir, kalbi yırtabilir, aortu yırtabilir, tehlikeli olur. Çok tehlikelidir yüksek tansiyon, “bana ne, önemi yok” denmez. Muhakkak düşürmeleri gerekir, elhamdülillah. Elhamdülillah, ben bak çocuklara çok dikkat ediyorum, yiyeceklerimize dikkat ediyoruz, kaç yıldan beri 11’e 7 falandır benim tansiyonum. Ne ilaç kullanırım ne bir şey. Geçen günlerde genel bir muayeneye gittim, “Hocam, damarlarında tek bir tane pürüz göremedim, tertemiz” dedi. “Kolesterol birikmesi falan hiçbir şey yok, pırıl pırıl damarlarınız” dedi. Çok iyi bir doktor var, çok kapsamlı baktı, maşaAllah. Önüne gelen her şeyi yememek önemlidir. Zeytinyağlı yiyecekler yemek, sebze ağırlıklı yemek. Spor da çok faydalı olur. Ya böyle doğal sporlar, ya da spor, yürüme aleti falan. Onu ihmal etmemeleri lazım kardeşlerimizin.
-VTR- Dünya çapında gerçekleştirilen Harun Yahya konferansları
ADNAN OKTAR: Bu konferansların çok küçük bir bölümü. İzleyicilerinçok vaktini almamak için böyle bir çalışma yaptık. Yeri göğü inletiyoruz, evelAllah. Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar faaliyete devam. Bir kısım avanaklar fitne ile uğraşırken, fücurla uğraşırken, Müslümanlarla uğraşırken, biz hakkı dünyaya yaymak için Darwinizmi, materyalisti, deccaliyetizmi tepelemek için var gücümüzle uğraşıyoruz, inşaAllah. Allah, elhamdülillah yardımcımız oluyor, şu anda da dünyanın dört bir yanında faaliyetler devam ediyor yine, konferanslar, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Facebook’ta bir sayfa oluşturulmuş. Allah ve Peygamber (s.a.v)’e -haşa- yoğun olarak hakaret ediyorlar. Sayfayı kapattırmak için sizden yardım istiyorum. Sayfanın linki burada” diyor. Sırf kapattırmak değil, kafalarını köpek kafası gibi ezeceğiz; hukukla, kanunla. Devletin anayasası, devletin kanunları böyle ahlaksızlıklara karşı ilgili tecziye maddelerini ortaya koymuş. Sadece hukuka sıkı sarılmak, hukuka sıkı sarılmak geriye kalıyor. Bu it çakal takımını kendi dertlerine düşüreceğim, inşaAllah. Böyle terbiyesizlik, itlik yapmak neymiş görecekler. Milletin mukaddesatına saldırmak kanunlarımızda men edilmiştir. Aksi tecziye ediliyor, cezası vardır.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00 dan sonra Aba Tv, Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...