SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Aba TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoşgeldiniz. Konuklarım Ecem ve Merve Hanımlar.
ADNAN OKTAR:İkisi de birbirinden hanım. İkisi de birbirinden sevimli ve çok güzel huylular. Şeyhim, Hocam buyurunuz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, af buyurunuz, inşaAllah. Sayın Başbakan Erdoğan’ın dünkü toplantısında, halka hitabında şöyle demiş Hocam: “Millete efendi olmaya değil, hizmetkar olmaya geldik. Vatandaşların gönlünde yer edinmeye geldik” sözünü tekrar etmiş. Ardından da; “bugün de hizmetkarlığın gereğini yaptık” diyerek Ağrı’daki toplam 41 yatırımın açılışını yapmış. Ayrıca dün yaptığı halka sesleniş konuşmasında da şöyle demiş: “Hem halkımızın huzuruna hem de Hakk’ın huzuruna vazifesini yapmış, üzerindeki emanete sahip çıkmış, arkasında silinmez izler bırakmış insanlar olarak çıkmak istiyoruz.” demiş.
ADNAN OKTAR:Evet, Allah daha iyi hale getirsin, inşaAllah. Hayra doğru teşvik etsin Cenab-ı Allah. Allah hidayet versin, İslam’a, Kuran’a, vatana, millete hayırlı, faydalı olmakta devam versin ve daha da güçlendirsin Allah. Tabii diğer partilerimize de aynı şekilde Allah feyz versin, hidayet versin, Allah akıllarını açsın, şevklerini arttırsın, İslam’a, Kuran’a hizmet eden faydalı insanlar olarak daha da güzel hizmetler nasip etsin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Doğan Grubu yazarları; sürekli olarak ülkedeki sorunlara rağmen AK Parti’nin oylarının artmaya devam ettiğini ve AK Parti’nin bu başarısına hiçbir anlam veremediklerini vurgulayan yazılar yazıyorlar. Bugün de İsmet Berkan; “vatandaşlarımızın yoksul olmasını ve yoksulluğun artış göstermesine rağmen AK Parti’nin oylarının artmasına şaşırdığını” belirten bir yazı yazarak “bu durumdan milletimizin kendisine eziyet etmeyi sevdiği ve kendisine eziyet edenleri daha da çok sevdiği sonucunu mu çıkartacağız?” diye sormuş.
ADNAN OKTAR:Komünist partisini getirelim iktidara daha iyi olur! Hemen çözüm olur, komünistler gelsin iktidara. Kardeşim şimdi şu laf mı? Millet niye eziyeti istesin? Mevcut şartlar içerisinde düşünüyor, en iyisini nasıl yapabilirim? Millet bir kere hürriyet istiyor, bir. Demokrasi istiyor, iki. İddia edilen Ergenekon örgütü gibi kahpe, alçak, şerefsiz örgütlerden tedirgin oluyor, can kaygısıyla istemiyorlar. Barış istiyorlar. Kargaşa ve kavga istemiyorlar. Bizim milletimiz kalenderdir, öyle bir tabak yemek yese razı olur, yeter ki huzur olsun. Gönlü rahat olsun, kafası rahat olsun, sevgi olsun. Tabii ki tam istedikleri gibi olmaz, dört dörtlük bir sistem olmadı, olmuyor, olmaz da zaten. Mehdi (a.s) çıkmadan olmaz. Ama hiç yoktan iyi diyorlar, gerginlik istemiyorlar. Ama AK Parti’nin olağanüstü bir yönü yok kardeşim. AK Parti, normal, siyasilerden oluşmuş, vatandaşlardan oluşmuş bir parti, özel yeteneklerin, hususi gücü olan insanların toplandığı bir yer değil. Tek özelliği AK Parti’nin tevazu ile yaklaşması, sevgi ile yaklaşması ve demokrasiye olan özlemi. Bütün olay demokrasidedir. Hangi parti demokrasiyi getirirse, o iktidar olur. Kim özgürlük getirirse, iktidar olur. Biz özgürlük istiyoruz, demokrasi istiyoruz bu kadar. Sevgi, huzur, barış; kavga istemiyoruz. Bize kim kavgayı getirirse, uzak dururuz. Bize kim mafya örgütlenmelerini getirirse, uzak dururuz. Kim bize iddia edilen Ergenekon örgütünü cici, şirin falan diye sevdirmeye çalışırsa, onun psikopat olduğunu düşünürüz. Bize adam geliyor iddia edilen Ergenekon terör örgütünü sevdirmeye çalışıyor, deli misiniz? Adamlar üç milyon kişiyi bir gecenin içerisinde -en fazla 48 saat diyorlar- şehit etmeyi düşünüyoruz diyorlar ve Türkiye’yi 22’ye bölmek istiyor adamlar. PKK’yı da biz kurduk, diyor adamlar, övünüyor. Terör örgütlerini de biz kurduk, diyor. Bu vatanseverlerin oluşturduğu iddia edilen Ergenekon terör örgütünü sen nasıl desteklemezsin, diyor. Gel kendini yak, ateş ne güzel yanıyor, girsene ateşin içine, diyor. Böyle manyak bunlar. AK Parti samimi olarak benim gördüğüm; iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı tavır koyuyor, bir de demokrasiyi istiyor. Bütün Türkiye bunu görüyor. Biz ekonomide başarılı oldu falan dedik mi? Şurada burada başarılı oldu dedik mi? Hiç yoktan bu konuda başarılı oldu, diyoruz. Ben AK Partili değilim ama huzur istiyorum ben, kavga istemiyorum. Gerilim de istemiyorum, rahat yaşamak istiyorum. Dışarıya çıktığında adam ne olacağını bilmezse, gecenin üçünde, ikisinde evine girenler oluyorsa, alıp götürüyorlarsa bilmem ne falan; neydi bir zamanlar domuz bağı bilmem ne? Adamın kafasını kilitliyorlar, kolunu bacağını düğümlüyorlar, hatırlarsınız değil mi? Evin içine adam gömme, korku filmlerinde yok bu rezalet. Bir evin içinde on tane ceset, onunla beraber yaşıyor adamlar hiçbir şey yokmuş gibi. Evde, on tane ceset var evin altında, beton döktürmüş, orada kahvaltı yapıyor adamlar, psikopat yani, süper rahatlar. Bize de diyorlar ki; “ne var yahu bu sistemde, devam etsin.” Bırakın deliliği, biz istemiyoruz bunu, herkes hür olsun. Genç kızlar göğsünü gere gere gezsinler. Deklikanlılar göğüslerini gere gere gezsinler. İsteyen istediği fikri açıkça söylesin, düşüncelerini anlatsın. Korku gitsin, korkmasın kimse. Bir tek Allah’tan korkulsun, biz böyle bir sistem istiyoruz. Bir tek Allah’tan korkulsun. Çıkıp sokaklarda kepazelik çıkarsınlar, polise saldırsınlar, biz bunu da istemiyoruz. Benim bunu aklım almıyor. Polise yumruk gibi taş atıyorlar, demokratik tepki gösteriyor, diyorlar. Nerenin demokratik tepkisi? Gözüne gelse kör eder, Allah vermesin. Beyin kanaması da yapabilir. Polisler benim canlarım, Anadolu’dan gelmiş koçyiğitler, evli, çoluğu çocuğu var. Ya şehit ediyorlar, ya sakatlıyorlar. Her gün kafalarına taş, odun, bilmem ne. Polisler kendini savundu mu; polis vahşileşti, saldırganlaştı, denge bozuldu falan. Kardeşim orada sen canına kastediyorsun. Attıkları taş; bir buçuk kiloluk taş atıyor, bir kiloluk taş atıyor kafasına. Nolur bir insan bir kiloluk taş kafasına gelirse? Bu cinayete tam teşebbüs değil mi bu? Polis de kendini koruyor. Onun için böyle şımarık, münasebetsiz şeylere teşvik olması doğru değil. Devletin bakanı çıkıyor, kafasına yumurta atıyorlar, ne kadar demokratik ortam, gençler demokratik tepkilerini koyuyor, diyor. Yumurta atan adam, arasına el bombası da koyar-atar, bilmem ne yapar, bu kadar pervasızlık olur mu, bunun neresi demokrasi? Demokrasi dediğin; çıksın televizyonda konuşsun, gazetede yazsın, dergide yazsın, internette yazsın, kitap yazsın. Demokratik tepki budur, bu şekilde olur. Fikrini anlatsın. Kimse diyor mu fikrini niye anlatıyorsun diye? İnşaAllah. Bak mesela benim canlarım bayağı şeker gibi hanım kızlar. Huzurlu görsem ben onları rahat ederim. Şimdi bunları korkutan olursa, onlar bir tedirgin olursa ben on bin tedirgin olurum, rahatsız olurum. Onlar mutlu yaşarsa ben mutlu oluyorum, rahat ediyorum. Ben kimse korksun istemiyorum, bu kadar. Onun için AK Parti, ekonomi, bilmem ne; onunla alakası yok. Milletin büyük bir bölümü sürünüyor. Huzur istiyor millet, o yüzden veriyor AK Parti’ye oyunu, başka bir nedeni yok. Çıksın bir parti desin ki; arkadaş biz iddia edilen Ergenekon terör örgütünü alçak, kahpe bir örgüt olarak görüyoruz, var gücümüzle mücadele edeceğiz, demokrasiyi de sonuna kadar savunmakta kararlıyız, özgürlükleri sonuna kadar getireceğiz, Avrupa Birliği’ne de kapımız açık, Türk-İslam Birliği’ni istiyoruz, İttihad-ı İslam’ı istiyoruz, İttihad-ı İslam diyemezler de Türk-İslam Birliği diyebilirler- ve komünizme karşıyız, Stalinizm’e karşıyız, materyalizme karşıyız, Yaratılışı savunuyoruz desinler, söz bir Allah bir sonuna kadar o partinin peşinden giderim. Ben anamdan AK Parti’li doğmadım, öyle bir mecburiyetim yok, bir fevkaladeliği de yok AK Parti’nin. Mevcutlar içerisinde mecbur olduğu için insanlar oyunu veriyor, başka bir konu yok. Defalarca söyledim, mesela CHP çıksın desin; “biz Darwinizme karşıyız, anti-komünistiz, iddia edilen Ergenekon terör örgütünü de azılı düşman biliyoruz, vatanın birliğini, üniter yapıyı sonuna kadar savunmada kararlıyız, demokrasiyi de Avrupa demokrasisinin daha da üstüne getireceğiz, söz veriyoruz” desinler, var gücümle destek olayım CHP’ye. Ben destek olursam en az yüzde 70 oy alırlar söyleyim, inşaAllah, en az. Gerçi biraz iddialı oldu ama şu anlamda; çünkü milletin sesini, milletin gönlünü almış oluyorlar. Benim destekleyip desteklemem farketmez işin doğrusu da, fakat en az yüzde 70 oy alırlar, inşaAllah. Milletin gönlündeki sesi söylüyorum ben, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mısır’daki gösterilerin Suriye’ye yayılmasından endişe eden Suriye yönetimi, hem bu ülkelerdeki gösterileri haber yapmıyormuş, hem de ülke çapındaki internet erişimini tamamen kesmiş.
ADNAN OKTAR:Ne var ki Suriye’de de öyle panik oluyor? Şimdi Beşir Esad’a yakışmadı o. Demokrasiyi savunan bir delikanlı o. Niye çekindi ki o öyle? Acaba baskı rejimi falan var mı ki Suriye’de? Yok zannetmiyorum, Suriye’de halk rahat değil mi?
ALTUĞ BERKER:Şu an rahat Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Nedir, niye millet şamata çıkarsın ki? Bence ayıp yapmış Beşir Esad Beyefendi diyelim. Onu hemen kaldırması lazım. Şimdi öyle bir korktu mu o, insanın aklına ne gelir? Demek ki bir; çok özür dilerim, yamuğu var demektir. Bir insan durduk yere paniğe kapılır mı? Halkına güvensin, kendine de güvensin. İçi dürüstse, kafası dürüstse, sistem de düzgün gidiyorsa ne alaka interneti kesmek falan? Kim olsa kuşku duyar. Şimdi AK Parti birdenbire dese ki; “ben interneti kapatıyorum, telefon görüşmelerini de kapattım ne olur ne olmaz, ben size güvenmiyorum” dese Türkiye’ye, AK Parti anında gider iktidardan. Hemen alırlar, sıfıra gider imajı, çok acayip bir şey olur, bu ne demek? Beşir Esad çok anormal bir hareket yapmış. Olur mu öyle şey? Millete güveneceksin, bilakis özgürlük vereceksin. Adamın telefonunu yasaklamak ne demek? İnterneti kapatmak ne demek? Ben mesela girdim internete kapalı, bir daha o partiyi iktidara getirmem, bitti o. Onun şakası olmaz, herşeyi yapar o bana göre. Telefonu açıyorum “alo” diyorum, ses yok. Ben bir daha o partiyi iktidara getirmem, vatandaş olarak istemem bir daha. Ne yapmaz o? Halka güvenecek. Halkı potansiyel bir tehlike olarak gördü mü bir adam, sakat. Eskiden beri Türkiye’de yaparlar onu, 1940’larda, 50’lerde falan vardı, halkı potansiyel tehlike olarak görenler olurdu.
“Esselamun Aleyküm Adnan Hocam.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Öncelikle yaptığınız çalışmaları ailece takip ediyoruz ve çok beğeniyoruz. Efendim, Türk-İslam Birliği zamanında ekonomik kriz nasıl bir hal alacaktır? Teşekkürler, Ayşe Mercan.” Ekonomik krizin tek nedeni, insanların egoist, bencil olması, insan sevgisinin olmamasıdır. Tek sebebi bu. İnsan egoist, bencil değilse; mesela bir imalat yapıyor, bol bol dağıtır, korkmaz, herkese; mesela fakire, fukaraya parasını verir, oraya buraya zekatını verir, fitresini verir, sadakasını verir, bol bol dağıtır, paranın meraklısı olmaz. Öbür türlü gelecek korkusu olunca; çok özür dilerim, hayvani içgüdü olarak bazılarında oluyor böyle, “aman, ben öleceğim” diyor. Hani var ya hayvan, sincap falan fındığı gömer toprağın içine, nereye koyduğunu da unutuyor, sonra arıyor, bulamıyor sonradan nereye koyduğunu. Şimdi bunların hesabı da o, nereye koyduklarını da unutuyorlar paraları. Malı biriktiriyor, parayı biriktiriyor, para donmuş, her şey donmuş, mal donmuş, üretim donmuş, sistem donuyor. Kan vücutta dolaşmasa ne olur, ölüm meydana gelir, bu şekil yani. Türkiye’de de güzel ahlak olduğu için Avrupa’ya göre, daha gani gönüllü olduğu için millet, daha egoistlikten, bencillikten uzak olduğu için, para dönüyor yine de. Tevekkül ediyor, Allah’a tevekkül ettik diyorlar, parayı döndürüyorlar ve mal da dönüyor. Dolayısıyla yoğun bir kriz olmadı, hafif bir kasılma olmakla beraber; ben dedim zaten; “ekonomik kriz olmayacak Türkiye’de” dedim Başladığında söyledim, hafif olacak, şiddeti az olacak ama Avrupa’yı kasıp kavuracak, dedim. Aynı dediğim gibi çıktı bak. Ekonomik kriz şiddetlendikçe, egoistlik, bencillik daha da artıyor. Egoistlik, bencillik artınca da ekonomik kriz artar, ters yönde birbirlerini tetiklerler. Türk-İslam Birliği’nde Mehdi (a.s) zamanında düğün ortamı, bayram ortamı, herkes gani gönüllü olur, coşar. Malını-mülkünü hibe edenler, Allah için dağıtanlar, zenginler fisebilillah bütün fakiri, fukarayı doyurur, öyle bir şey olmaz. Müthiş bir coşku olur. Devlet müthiş zengin olacak Mehdi (a.s) devrinde. “Ve o kadar ki mal taşar” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Hatta bir kişi çıkar” diyor; böyle biraz gözü doymamış, aç gözlü diyelim, birisi çıkar, “malı olduğu halde gider mal ister, ‘bana mal verin, para verin’ der. Mehdi (a.s)’a müracaat eder. Mehdi (a.s) da hazineye söyler, ‘bu adama bol bol mal ihsan edin, ne istiyorsa verin.’ der. Adam alır onu götürür, sonra da pişman olur” diyor. Çünkü var evinde, boş yere götürmüş oluyor. “Geri götürüp vermek ister, hazine de der ki; ‘biz verdiğimiz, ihsan ettiğimiz bir malı geri almayız’” diyor. Aynısıyla hadistir, bu olacak, inşaAllah. Dolayısıyla ekonomik kriz olması mümkün değil Mehdi (a.s) devrinde.
Fransa’dan Muttat. “Allah’ın selamı, bereketi, rahmeti sizin ve” evet benim üzerime olsun, inşaAllah. Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Bereketühü. “Hocam Mehdi (a.s)’ın, Hz. İsa (a.s)’ın, Türk-İslam Birliği’nin müjdesine kimse karşı gelemiyor. Çünkü Kuran’a, hadise ve Risale-i Nur’a dayanarak bu müjdeleri yapıyorsunuz.” Doğru, ben kendi kafamdan söylemiyorum. Kuran’dan her açtığımda görüyorsunuz, ilgili sayfa çıkıyor. Hadisleri açıkladım ve nasıl güvenilir olduğunu söyledik hadislerin. Yirminin üzerinde sahabe naklediyor. Ahkam hususunda bile bu kadar sahabe ittifak halinde değil, bu kadar detaylı Mehdi (a.s) bildiriliyor. “Ahir zamanda iman zafiyeti olduğu için akıllarına güvenen bir kısım ehli ilim, enesi kavi, kendini beğenmişliği artmış fakat imanı zayıf bir kısım ehli ilim kendi akıllarına güvenerek reddederler” diyor. Kainat metafiziktir. Bütün dünya metafizik. Bak, Kıyamet alametleri başladı, herkes görüyor. Bütün İslam alemi karıştı, bakın Suriye tedbir alıyor. Ne dedik? Büyük olaylar olacak dedim 2011’de. Daha der demez, 2011’in girmesiyle beraber olaylar bastırdı, anında. Hem yeryüzünde olaylar hızlandı, hem sosyal olaylar hızlandı, ki bu daha ilk başlangıcı. Yer yerinden oynayacak daha, inşaAllah. “Çünkü Kuran’a, hadise ve Risale-i Nur’a dayanarak bu müjdeleri yapıyorsunuz ama çoğu mana bulup, sizi dinlemek isteyen kişiler kendi kafalarına göre yorum yapmayıp değiştirmeye çalışıyorlar” diyor. Evet, uzun bir açıklama yapmış kardeşimiz, hiç önemi yok. Tabii ki böyle olacak, direnecekler, eze eze galip olmak çok önemlidir. Şimdi güreşe çıktı mı adam direnmezse, güreş olur mu? O direnecek, sen de aldın mı çarpacaksın, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Üstad da güreşçiymiş malumunuz. Üstad da güreşçiymiş Hocam, bayağı da idmanlıymış. Talebeleriyle güreşirmiş. Kimse mağlup edemezmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Allah Allah, ilk defa duyuyorum.
ALTUĞ BERKER:Talebelerinden anlatım var Hocam. Öyle diyorlar, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şu fakirin de bileğini büken pek çıkmazdı, söyleyeyim, naçizane.
ALTUĞ BERKER:Akademide meşhurdu.
ADNAN OKTAR:“Yüce Allah’ın selamı üzerine olsun” diyor. Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Bereketühü. “Uzun zamandır yazıyorum ama inşaAllah bu yazıma cevap vermeniz nasip olur.” Kardeşlerimiz böyle ısrarlı yazanlar bazen çok rencide oluyorlar. Ama binlerce yazı geliyor, biz hangi birine anında cevap verelim, biraz zor, değil mi? “Hocam öncelikle diş dolgusu ve kaplaması abdeste mani olur mu böyle bir özrümüz varsa, Maliki mezhebini mi uygulamamız gerekiyor?” Şafi mezhebini uygulayacaksın. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız çok dünya tatlısıydı, onun tam ilmihalini okuyacağız ama dişini söktürenler falan oluyordu o zamanlar. “Diye sorum size şudur zaten, madem Mehdi (a.s) geldi, mezhepler kalktı ise biz neye göre yaşayacağız? Cevabınızı heyecanla bekler sonsuz saygılarımı arz ederim. İskenderun’dan Ahmet Cihan.” Mehdi (a.s) geldi tamam ama mezhepler kalktı diye bir şey yok. Mehdi (a.s) bir ilim meclisi oluşturacak, dünyadaki bütün alimleri bir araya getirip, orada mezheplerin kalktığını açıklayacaktır ama delilleriyle, gerekçeleriyle, mantığıyla, Kuran’la, sahih hadislerle açıklayacaktır. Bu açıklama olmadan mezhep kalktı denir mi? O zaman müthiş kargaşa olur, olur mu öyle şey? Mesela Hanefi mezhebindenim, tam uyuyorum Hanefi mezhebine. Mehdi (a.s) bu açıklamayı yapıncaya kadar bekleyeceğiz. “Bu kadar derin araştırmalar yaptığınıza göre Mehdi (a.s)’ı muhakkak tahmin ediyorsunuz veya tanıyor, biliyorsunuzdur. Allah rızası için bana kim oldunu bildirin size yemin ederim kimliğini sizden duyup unutacağım.” Unutamazsın, nasıl unutacaksın? Şu anlamda, herhalde söylemeyeceğim anlamında. Telefon numarasını vermiş. “Değerli Hocam Allah rızası için aramızda kalsın, inşaAllah” diyor. Tamam aramızda kalsın, ne diyeyim uygun? Samimi olan insan her şeyi farkeder. Allah’ı görür, Peygamber (s.a.v)’in hak olduğunu görür, Mehdi (a.s)’ı anlar, Hz. İsa (a.s)’ı anlar, anlaşılyamacak bir şey olmaz. Kalbini anlar, kendini anlar, iyi bir insanı anlar. Ben mesele bu güzellerimi yukarıda gördüm, çok kısa, bir kere baktım yüzünüze, o kadar. Adınızı sordum o kadar, yüzünüzden hemen anladım. Ben psikopat adamı, anormal adamı bakar bakmaz anlarım, iyi insanı da anlarım. Uzun uzun sorgulamadım, konuşmadım, baktın mı anlarsın. İt kopuk oldu mu nasıl anlaşılıyor baktın mı yüzüne? Yüzünden melanet akar, hemen anlarsın. Anlaşılmaz olur mu? Mehdi (a.s) da, baktın mı yüzünden hemen anlaşılır, imanın nuruyla baktın mı anlaşılır. İlla başına bal kabağı gibi bir şey geçirmesi gerekmez, inşaAllah.
Uşşaki Halveti Şeyhi Fatih Nurullah Efendi Hazretleri. İstanbul’da doğan, Hasan Bedrettin Efendi babası, annesi Bedriye Hanım. Doğumu İstanbul olmakla beraber memleketi Sivas’ın Divriği ilçesidir. Aynı zamanda pehlivan, Nurullah Efendi, tabii maşaAllah, meşhur bir pehlivan, inşaAllah. Halveti Şeyhi.
VTR: Uşşaki Halveti Şeyhi Fatih Nurullah Efendi Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu asırda zat olarak çıkacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hocamız son derece mütevazı. Görüyorsunuz ses tonu da çok sevecen, sevgi dolu, bir ferahlık var. Yüzünde bir nur ve üslubunda da bir ferahlık ve suhulet var. Ehli hal olduğu hissediliyor, maşaAllah. Son derece de mütevazı, Allah ömrünü uzun etsim Hocamız’ın, feyzini, bereketini arttırsın.
“Suriye internet kesintisi iddiasını yalanlamış.” İyi, doğru olmuş. Sakın ha, öyle bir şey çok anormal bir şey olur, halka güvenmemek çok anormal.
“Esselamu Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Adnan Hocam ilk olarak kısa ve öz bir şekilde DNA içindeki bilgiler kadar sevgilerimi yolluyorum size.” Ooo bir hayli yüksek oluyor, trilyonlarca, maşaAllah. “Çok yazınca okumuyorsunuz, inşaAllah” diyor, doğru. Uzun, vakit açısından biraz şey. Bana şefkatli olacak kardeşlerimiz, çok kısa, ne kadar kısa olursa o kadar iyi. “Hocam sorum; son yıllarda gelen nesil arasında bazı çocuk ve gençler indigo ve kristal çocuklar olarak adlandırılıyor.” Bu nedir? İndigo, kristal nedir?
ALTUĞ BERKER:Bilmiyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: “İnşaAllah Hocam bu konuda sizin fikirlerinizi öğrenebilir miyiz? Bir de ilginç bir nokta daha var ki Hocam; 1971’den, 81’de itibaren birkaç yıl, özellikle 89’da doğanların çok fazla onlardan olduğu belirtiliyor. Oldukça farklı karakterler ve çok aktif beyinlere sahip. Barış getirecek bir nesil ve yeni dünya çocukları olarak adlandırılıyorlar. Sizce Mehdi (a.s)’ın gerçek talebeleri alakalı hikmeti var mıdır? Ya da aşağıdaki ayeti kerimenin bir tecellisi olarak yorumlayabilir miyiz inşaAllah? Ahzab Suresi, 9; şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey iman edenler Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size ordular gelmişti böylece Biz de onların üzerinebir rüzgâr ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı görendir.”Çok özür dilerim, cehaletimi bağışla şimdi bu indigo ve kristali bir araştırmam gerekiyor, bilmiyorum. Siz duydunuz mu indigo ve kristal?
SUNUCU 3: Şimdi bu benim bildiğim kadarıyla yani tam emin ve net olarak söylemiyorum. Çok fazla duyulmuş bir kelime normalde tüm insanların ve dinlerin bilgisine sahip ve onların ortak özelliğini bulabilecek kapasitedeki insanlardan bahsediliyor, indigo. Ama kristal kısmını bilemeyeceğim.
ADNAN OKTAR: Alim yani, bilgili kişi. Kristal de görünmeyen falan mı anlamına geliyor? Nedir öyle? Bir bilen varsa Allah rızası için bize bir yazsın. Böyle süslü laflara gerek yok. Allah, ahir zamanda insanlara ‘Hadi’ ismiyle tecelli ediyor, karmaşık bir şey yok, yeni nesil, eski nesil diye fark etmez. Allah’ın kulları hep aynıdır, yaşına göre insanlara Allah muamele yapmaz. Yaşına, kilosuna göre değildir. Bir tane ruh vardır, O ruhun da yaşı yoktur, o ruh her zaman yaklaşık 33 yaşındadır, insanın ruhu, hiçbir şekilde değişikliğe uğramaz. Beden şekilden şekle girer, o önemli değil, ama ruh sürekli sabittir. Dolayısıyla ruh yaşını esas alırız biz Müslüman olarak. Dolayısıyla Müslüman için yaşlı, genç ayrımı yoktur. Ruh olgunlaşabilir sadece. Mesela, “kırk yaş olgunluk çağıdır” diyor, Cenab-ı Allah. Kırk yaşına doğru olgunlaşır insan; tecrübe, bilgi ve görgüsüne dayalı olarak. Bunlara inanmasınlar kardeşlerim, indigo diye öyle bir şey yok. Cam, kristal çocuklar falan öyle bir şey de yok. Bunlar hikaye, öyle süslü lafların hiçbirine inanmasınlar. Allah ‘Hadi’ ismiyle tecelli edip, insanlara hidayet veriyor. Mehdiliğin zıll ve gölgesi dünyayı kapladı. Mehdiyet ile insanlar bir şekilde muhatap olurlar; istesin veya istemesin. Şeytanla da bir şekilde muhatap olurlar. Mesela şeytan onların karşısına insan olarak çıkar, haberleri olmaz. Mehdi (a.s) da onların karşısına insan olarak çıkar, haberleri olmaz. Mehdi (a.s)’ın yüzüyle karşılaştığında haberi olmadan feyz alır ve hal alır, farkına varmaz o, adeta manevi bir bağ oluşur. Bir elektrik bağı oluşur ve sürekli onun etki alanına girer, Mehdi (a.s)’ın etki alanına girer. Şeytanla bağlantısı olan da sürekli şeytanın etki alanına girer, kurtulamaz ondan, yani şeytanla bağlantıya geçtiğinde. Allah, ‘Hadi’ ismiyle tecelli ettiğinde insanların Mehdi (a.s)’a karşı ruhlarında bir eğilim ve muhabbet olur. Tanısın veya tanımasın Mehdi (a.s)’ın etkisi altında kalırlar. Adamın Mehdi (a.s)’ı tanıması şart değil. Onun elektriği, onun feyzi bir şekilde onu bulur. Veyahut herhangi bir şekilde yüzüyle karşılaşması, herhangi bir şekilde bakışlarıyla karşılaşması yeterli olur ve ondan sonra onun etki alanına girer, bir daha da çıkmaz, sonuna kadar da öyle gider. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v)’de öyle oluyordu. Tek kere karşılaştığında, bir kere baktığında hemen Peygamberimiz (s.a.v)’in etki alanına giriyorlardı. Bir daha etkilenmez artık şeytandan. Allah, ‘Hadi’ ismiyle tecelli ettiyse bir insana, simasını bir kere 50 metreden bile görmüş olsa yeterlidir o ve sahabi olur ondan sonra, inşaAllah. Cam, kristal falan bunları artık bırakacaklar. Dingo falan da, onlar da boş laflar, onların hiç birine inanmasınlar.
“Hocam yine çok şıksınız. Sizleri çok seviyoruz” diyor Caner. Bu bizim meşhur Caner. MaşaAllah, benim kitapları çok iyi okuyor, beni de çok iyi izliyor, bayağı da sevgisi var, maşaAllah. Allah hidayetini artırsın. Allah kötü insanlardan, zalimlerden onu korusun, çünkü o efendi ve mazlum. Bazı alçaklar, bazı böyle kanı bozuklar onu kendilerince yalnız görüyorlar anladığım kadarıyla ve yahut onun efendiliğinden istifadeyle böyle terbiyesizlik ve saygısızlık yapabiliyorlar. Mazluma kalkan eli Allah kırar. Allah elini arkaya katlar. Kimse vicdansızlık yapmayacak, inşaAllah. Hukukla, kanunla mutlaka karşılığını alırlar, inşaAllah.
“Selamun Aleykum, Muhammed Mehdi Adnan Hocam.” Olmadı şimdi, kim yazmış? Osman Tuğan. Bak kaç defa söyledim ben bunu böyle yapmayın diye. Hem beni de zor durumda bırakıyorsunuz, kendinizi de zor durumda bırakıyorsunuz. Bir kere Mehdilik iddiasında bulunduysan zaten dinden çıkarsın. Ağzından çıkanı kulağın işitecek. Otuz kere bana bu şeyi söyletmesinler. Günah ve çirkin olur. Allah’a karşı büyük bir cüret ve cesaret olur. Biz öyle bir teşhis hiç kimseye koyamayız. Şu falanca Mehdi (a.s)’dır, evliyadır, cennetliktir, böyle bir şey olmaz. Ben ümitle, korku arasındayım, bayağı korkuyorum cehenneme gideceğim diye. Yemin ediyorum, Allah adına yemin ediyorum, her gün korkuyorum. Nasıl Mehdilik iddiası olsun? Ve nereden böyle emin konuşuyorsunuz? Olmaz Osman, bir daha sakın sakın böyle bir üslup istemiyorum, inşaAllah. “Allah gani gani razı olsun. Gümbür gümbür Mehdiyet’i anlatın. Mehdiyet, yakından takip eden bizleri coşturuyor. Deccalden bizleri uzak tutuyorsunuz. Allah razı olsun.” Bunlar güzel. Ama otuz kere, belki üç yüz kere söylemiştim. Buna rağmen bunu yapmanız inanılır gibi değil. Allah’tan korkacaksınız. Müslüman böyle pervasız olmaz. Biz hiç kimseye evliyadır diyebilir miyiz? Cennetliktir diyebilir miyiz? Bir de Mehdi (a.s)’dır da diyemeyiz. Umarız; desene umuyorum, inşaAllah umuyorum.Ben de seni umuyorum, inşaAllah olursun ama iddia çok acayip olur. “Geçenlerde bir arkadaşıma dedim ki, gittiğin yerdeki ağabeyinize bir sorun. Adnan Hocamız, üstadın talebeleri olan röportajları yayınlıyor. Mübarekler Adnan Hocamın dedikleri aynı şeyleri söylüyorlar. Çantacı Necmi ağabey aynı şeyleri söylüyor bir sor bakalım, dedim.” Neyse, uzun uzun anlatmış. Doğru ağabeylerin hepsi Mehdi (a.s)’ın geleceğini açık açık söylüyorlar. Biz söylüyorduk, yok, ağabeyler öyle bir şey demiyor, dediler. Yayınladık, gördünüz. Bütün ağabeyler ittifakla dediler ki; sadece Mahmut Hocamız karşıt, kabul etmiyor, dediler. Mehmet Talu ağabeyimiz çıktı, muhterem Hocamız, ki o camianın içerisinde en büyük alim odur, müceddittir ve müçtehidtir. Söylüyorum asrın Ömer Nasuhi Bilmen’idir. Varsa üstüne alim bana getirsinler. Mesela şu var desinler, getirsinler. Başka üstüne alim yok. Bak bu insan çıktı. “Mehdi (a.s) halen yaşıyor. Faaliyet halinde şu an, elan yaşıyor” dedi. Lale gül FM de, o camianın radyosu orada da açıkladı Hocamız. “Elan, şu an hayatta ve faaliyette ve bende bizzat göreceğim” dedi bize yaptığı açıklamada, bizde yayınladık onu televizyonda. “Ben de bizzat göreceğimi umuyorum” dedi. “Mahmut Hocamız’a da o alametleri, bu işaretleri söyleyince, inşaAllah dedi” dedi. “Bunun anlamı; doğru söylüyorsunuz anlamına gelir bu” dedi. Çünkü şeyhini insan tanımaz mı? Ben bir şeyi mesela anlatsam anlatsam bir insana, bütün alametleri anlatsam, delilleri anlatsam, o da bana inşaAllah derse, ne demektir bu? Kabul anlamına gelir. O zaman reddeder aksi olsa zaten, söyler. Sen yanlış biliyorsun, doğrusu bu, böyle bir şey yok, der. İnşaAllah demek, kabul anlamına gelir. Mürşidlerde zaten bir üslup, adap vardır, alenensöylemez. Şu Mehdi (a.s)’dır, şu şudur, şöyledir, böyledir demez. İnşaAllah dedi mi, bitti. O güzide cemaatin, o güzide topluluğun en seçkin simasıdır benim kanaatim, Mehmet Talu Hocamız. En derin ilme sahip kişisidir. O alametlere dayalı olarak, bir de manevi işaretlere dayalı olarak Mehdi (a.s)’ın yaşadığını açıkça, alenen söyledi. Kimse de aksini söyleyemez zaten, inşaAllah. Tabii bütün Bediüzzaman’ın talebelerinin hepsini konuşturduk, gördünüz. Tamamı “şahıstır ve geldi” diyorlar. Başka vakit yok zaten. Sungur Ağabey de söylüyor, en fazla 1545’e kadar, hicri 1400 ile 1506 arasında her şey bitecek. 70 sene var İslam’ın hakimiyetine, Mehdi (a.s)’ın çıkması, İsa (a.s)’ın inişi hepsi bu 70 senenin içinde.
Özcan, “Esselamun Aleykum, Muhammed Adnan Hocam.” Bu isim güzel ama Osman sakın bir daha bana o şekilde hitap etme, inşaAllah. Muhammed Adnan Hocam diyorsun, tamam, o yeterli.
“Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam, sizi ve Mehdiyet’i anlattığım ve müjdelediğim için Menzil cemaatinin bir kulu şu an Hacc ve Umre yapan bir firmanın; Semerşah Turizm’de çalışıyorken arkadaşlarımla bunu anlattım, bu konuları izah ettim. Allah’u azimüşşandan sizi ve Hz. Mehdi (a.s)’ı inşaAllah görmeyi Allah nasip eder” diyor Uğur Çağlık. Uğur doğru yoldasın, güzel yoldasın. Cahilin, cühelanın yaptıkları seni ilgilendirmesin. Sen ondan rahat olacaksın. Burası imtihan ortamı, tabii ki sen deccallerle, firavunlarla, nemrutlarla, cahillerle, cüheylayla, aklı zayıf olanlarla karşılaşacaksın. Hasut olanlarla karşılaşacaksın, kıskanç insanlarla karşılaşacaksın, imtihan olacaksın. Ama bulunduğun cemaat güzel bir cemaattir, Menzil Cemaati. Çok muhterem, güzel insanlardır ama her topluluk içerisinde anormal insanlar olur. Her topluluk içinde olur. Mehdi (a.s) cemaatinde bile münafık çıkıyor, Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor ve ucu bucağı kesilmeyecek şekilde münafıkların. Mehdi (a.s) cemaatinden çıkıyor da Menzil Cemaatinden münafık çıkmaz mı? Çıkacaktır. Nur talebesinin içinden çıkmaz mı? Çıkar münafık. Her cemaatin münafıkları olur. Allah seni münafıklardan korusun, inşaAllah.
“Selam Hocam,” Aleykum Selam. “Allah’ın seçtiği Peygamberleri vahiy almayı yüklenebilecek dayanıklılıkta yaratıyor, inşaAllah. Ama vahiy almak ya da maddesel olmayan batıni şeyler neden bu kadar zorlu bir ilim? Neden kolay değil? Allah bu ilmi bu kadar neden zor yarattı? İmtihanımızın gereği olması dışında olmasının bir sebebi var mı?” Alpaslan Doğanay. Tabii ki, her şey öyle kolay olmuş olsa imanın değeri kalmaz. İmanlı insana, güzel ahlaklı insana toplumda nasıl nadir rastlıyoruz, değil mi? Elmas gibi oluyor. Mesela kaliteli, akıllı, güzel ahlaklı bir insanı gördüğünde, insanların nefesi kesiliyor. Yanlış mı görüyorum acaba, gerçekten siz misiniz, diyor adamlar, inanamıyorlar. Toplumda çok nadirdir güzel ahlaklı insan, yüksek ahlaklı insan, gerçekten akıllı insan. Rahat rahat rastlanmıyor; değerli olduğu için. Elması, her zaman kum gibi buluyor musun her yerde? Bulamazsın elması, çok nadirdir. Zümrüt de öyle, çok nadirdir. Değerli insan da nadirdir. Vahiy de nadir verilir ve Peygamberlere verilir vahiy. Öyle kolay olmaz vahiy. Bir de ağırdır vahiy, öyle zannedildiği gibi kolay değildir vahiy. Peygamberimiz (s.a.v)’in; daha önce de anlattım, beti benzi kül gibi oluyordu. Böyle serin bir havada buram buram terliyordu vahiy geldiğinde Peygamberimiz (s.a.v), sırılsıklam oluyordu. O haldeyken sahabeler hemen yüzünü tülbentle örtüyorlardı Peygamberimiz (s.a.v)’in. Bütün, orada herkes vahyin aldığını hissediyordu. Normal ağırlığından daha ağır olduğunu hissediyorlardı vücutlarının, müthiş bir basınç hissediliyordu; Cebrail (a.s) oraya indiğinde. Bir tek Peygamberimiz (s.a.v)’de değil, herkeste bu oluyordu. Ve bir uğultu duyuyorlardı, arı vızıltısı gibi bir uğultu. Vahiy kesildiğinde o kalkıyordu, ağırlık da kalkıyordu. Dolayısıyla öyle tabii ki kolay olmaz ve herkese olmaz, inşaAllah.
“Hocam kolay gelsin. Programınızı beğeniyle dinliyoruz. Gönen Radyo Venüs’te teknik kısıma bakıyorum. Bir sorum olacak. Örnek vereyim; bazı kapalı alanlarda sigara içiliyor, ceza kesiliyor. Bazı mekanlarda içiliyor, kesilmiyor. Ne diyorsunuz?” diyor. Ben sigaraya gıcık olurum. Hiçbir zaman için de tavsiye etmem. Kokusu çok kötü, bir genç kızın sigara kokması ne demek? Acayip bir şey, elbisesine falan da siniyor. Eline, ayağına, dişler falan sapsarı oluyor. Saçlarının kalitesi bozuluyor, cilt kalitesi bozuluyor, gözlerindeki bakışın feri gidiyor, bitaplaşıyor, bitkinleşiyor, uykusu geliyor. Genç kız dinamikliği, zindeliği kalmıyor. Ciğerler simsiyah. İnsan temiz havaya çıkmak için ne yapacağını şaşırıyor, pencereyi açıyor, kapıyı açıyor. İnsan dumanı, saf dumanı ciğerinin içine çeker mi? Mucize bu, inanılır gibi değil. Sigara her yerde içilmemesi gereken bir olay, kapalısı, açığı yok, inşaAllah. Bir de inanıyorlar; mesela benim tanıdıklarım var, sigarayı bırakacağım, diyor. Sanki böyle eroinman gibi; çok zor oluyor falan, diyor. Ne alakası var uzatıyorsun. Mesela bizim çocuklar, benim arkadaşlarım en az 200, 300 kişidir. Ben dedim ki bir gün, bu sigara kötü şey, içmeyelim sigara, hiç kimse içmesin, dedim. O gün herkes sigarayı bıraktı. 15 yıllık sigara içen adamlar, herkes bıraktı. Kimse de perişan olmadı, hiçbir şey de olmadı. Bu niyetle ilgili bir şeydir. Allah’a sığınıp, karar verdiğinde olur. Kesinlikle öyle bir şeyi kimse sezmedi. Gece-gündüz içen, günde iki paket içen adamlar vardı, zınk diye bıraktılar. Eroin tedavisi görüyor gibi, rezalet. Bir genç kıza, delikanlıya yakışır mı aciz hallere düşmek? İşte bir türlü bırakamıyorum falan, ağzına biber gibi bir şeyler sürüyorlar, ilaçlar alıyorlar. İnsan bu kadar acizlik gösterir mi? Yakışır mı insana bu? İçmiyorum der, içmezsin. Bu kadar basit, ne alaka yani? Vücut nikotine alıştı bilmem ne falan, öyle bir konu yok. Nikotinamid alınması gerekirse alırsın bir tane B vitamini kompleksi, o kadar basit. O da ayrıca insanı öyle, perişan etmez nikotinamid eksikliği, hiçbir şey de olmaz. Ucuz B vitamini kompleksleri, alsınlar bir tane içsinler. Daha iyi kanlı, canlı olur. Ciğer fotoğrafları çekiliyor, simsiyah. Ne kadar korkunç bir şey. İnsanın pırıl pırıl, tertemiz olması lazım ağzı, dişi, değil mi? Genç kıza, delikanlıya yakışır mı? Onun açıklaması yok. Sigara içmeyeceğiz. Sen içiyor muydun daha önce?
ALTUĞ BERKER: Eskiden evet Hocam, sizden önce, tanımadan önce.
ADNAN OKTAR: Sen fenalık geçirdin mi sigarayı bıraktığında?
ALTUĞ BERKER: Ferahlık geçirdim, inşaAllah. Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: İşte bu kadar. “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü. “Hocam sizi altı yıldır takip ediyorum. 2007’den beri bütün röportajlarınızı sürekli izliyorum ve söylediklerinize tüm kalbimle inandım. Hocam size karşı hüsn-ü zannımız var. Daha önceki röportajlarınız Hz Mehdi (a.s)’ın, Peygamberimiz (s.a.v)’in mübarek hırkası, kılıncı ve sancağıyla çıkacağını söylemiştiniz. Bu olay ne zaman olacak Hocam tahmini?” En fazla bir 10 yıla kadar olur. “Hocam bize dua edin ve sizi yakından görmemiz mümkün mü Hocam?” İstanbul’dan Emin. Olur, gece 2’de gelirsen burada görüşürüz, inşaAllah. Gece 2 ‘den sonra ben rahat oluyorum. Daha zamanım, vaktim oluyor.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrardan devam edeceğiz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Ramazan ayında 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları olması ve bunu iki kere tekrar etmesi Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerindendir. Bu gerçekleşti. Şimdi onun ispatı olan bir film var, onu seyredeceğiz.
-VTR- Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları
ADNAN OKTAR: 11 Eylül olaylarına hadis var, o olaya tam bakan, o da Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerinden ona da bakalım.
-VTR- Tozlu-dumalı fitne görülecektir, 11 Eylül olayları.
ADNAN OKTAR: Peygamberimiz (s.a.v) toz ve dumanın birlikte olduğu bir fitnenin; bakın “arkasından fitne olacak” diyor. Hakikaten çok büyük fitne çıktı arkasından. Afganistan işgal edildi, Irak işgal edildi ve Müslümanlara muazzam zulüm uygulandı. Ve Müslümanlar dünyaya terörist, anarşist gibi tanıtıldı. Çok ciddi bir fitneydi bu ama tozun ve dumanın, ikisinin bir arada olduğu bir fitne olması çok manidardır. Mesela normalde ya duman çıkar; yangın olursa duman çıkar veyahut sırf toz olur belli bir derecede. Ama tozla dumanın ikisinin bir arada olduğu olay, bir tek bu olayda olmuştur ve en büyük fitneyi de bu olay meydana getirmiştir. Zamanlama açısından da tam mutabık. O yüzden ahir zamanda Peygamberimiz (s.a.v)’in bir müjdesi ve mucizesi daha ortaya çıkmış oluyor. Bu mucizelerinden bir tanesidir. Müjdesi de Mehdiyet’tir, inşaAllah.
Almanca, Fransızca kitapları göstermeye kalkarsak, onu yapmayalım, İnşaAllah. Konferansta yayınladılar, bitmiyor. Çok küçük bir bölümünü yayınladılar, bitmiyor.
ALTUĞ BERKER: 70 dile yakın Hocam
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bazı konuşmaları yeniden tekrarlamakta fayda var, çünkü münafıkları delirtiyor adeta, acayip kızdırıyor. Mesela şu asa münafıkları bayağı kızdırıyor, acayip delirtiyor. Hiç ummadığımız münafıkları adeta o asanın etrafında Allah onları yakıyor ve muazzam azap çekiyorlar. Asa da bir yandan da yeşeriyor, maşaAllah.Onun filmini seyredelim, inşaAllah.
-VTR- Şeyh Ahmed Yasin hazretlerinin Sayın Adnan Oktar’a hediye ettiği asanın silsilesi
ADNAN OKTAR: Münafıkları akıl almaz bir ızdıraba sürüklüyor bu asa ama çok şiddetli acı veriyor, biliyorum. Müminlerin de kalbinde ferahlık ve inşirah veriyor. Bazı habisattan şahıslar Mehdi (a.s)’ın çıkışından, Hz. İsa Mesih (a.s)’ın inişinden çok rahatsızlar. Kendi saltanatlarını sürdürme açısından onu sakıncalı buluyorlar. Dolayısıyla Mehdiyet’e ve Hz. İsa Mesih (a.s)’ın gelişine karşı alenen savaş açmış durumdalar. Ve yüzsüzce ve arsızca, utanmadan, yani hadislerin açık olmasına rağmen, velilerin açıklamalarına rağmen hiçbir şekilde etkilenmiyorlar. Bakın, daha önce de okumuştum. Seyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.) Seyda Hazretleri’nin hayatı isimli eser. Selahaddin Kınacı’nın, sayfa 72. “Gavs Hazretleri’ne sorulmuş” diyor. Menzil Cemaatiyle ilgili bir eser bu biliyorsunuz. “Efendimiz, bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı.” Yani cezbeye gelen, muhabbet ehli olan, Vird ehli olan, değerli, seçkin Sufiler, tarikat ehli kardeşlerimiz vardı. “Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler” diyor. Bakın, “şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindeler.” Deccaliyetin etkisiyle, Mehdi (a.s)’ın zuhurunun ne yönde etki ettiğini şimdi göreceğiz. “Bu niçin böyle oluyor deyip merak edip soruyorlar Gavs Hazretlerine. Gavs Hazretleri buyurmuş: ‘Evet artık hidayet kalmamış da ondan.’” Allah hidayeti çekti, diyor. Allah hidayeti çekti. Daha önce mürşidler hidayete vesile olabiliyorlardı, Allah onlara o gücü vermişti, fakat hidayet onlardan alındı, diyor. “Hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi” Allah adına yemin ediyor. “Bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey.” İdare ediyoruz biz, diyor. Yani usulen yapıyoruz, tarikatların kalktığını, söylüyor. Ama biz de boş kalmaması için usulen devam ediyoruz. “Çünkü hidayet” bakın, “bizimkisi bu zamanda Vallahi bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet artık” bakın, “çünkü tam hidayet artık” bu zamandan sonra, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir.” Allah onun eliyle, onun vasıtasıyla, onun diliyle, onun yüzüyle hidayete vesile ediyor onu, onun yönüyle insanlar hidayet alıyorlar Allah’tan, o hidayete vesile oluyor. “Tam manasıyla hidayeti o yapacak.” Tam anlamıyla hidayeti Mehdi (a.s) yapacak, diyor. “Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse, öyle yapıyoruz” diyor, şu an. Tarikatlardan emanet alındığı için; bizim zaten istesek de bir gücümüz olmaz, bizim yapabileceğimiz bir şey yoktur. Hakiki hidayet Mehdi (a.s)’da olduğu için Mehdi (a.s.)’a bağlanmamız gerekir, diyor. Çok açık anlatım. Ama tabii egoistlik, bencillik ve vahşilik dünyaya yayıldığı için, bu bir kısım tarikatlarda da kendini gösterdi, cemaatlerde de kendini gösterdi. Bencil, sevgisiz, katı, saldırgan, dediğim dedik kafasında olan, kemik kafalı, sert görüşlü, sert mizaçlı, ruhu kavrulmuş, içi yanmış, içinde Allah sevgisi, Allah korkusu kalmamış ama kabuk kısmı kalmış, kabuk insanlar çoğaldı bazı yerlerde. O kabuk insanların da kabuk açıklamaları oluyor. İnsanlar onlara itibar etmeyecekler. Bakın Gavs’ın sözü ortada. Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin açıklamaları ortada, hepsi ortada. Peygamberimiz (s.a.v.) hadisleri ortada. Bediüzzaman’ın talebelerinin açıklamaları ortada. Bediüzzaman’ın kendi açıklamaları ortada; bu açıklamalar varken gidip, hırt hışır kabuk adamlara sarılırlarsa, onlardan medet beklerlerse, onlardan hidayet beklerlerse, onların zalimane, düşmanca, hasut, kin dolu sözlerini kendilerine esas alırlarsa, Müslümanlarla görüşmeyi yasaklayan, Müslümanlarla bağlantıyı yasaklayan, kendi içlerine çekilmelerini isteyen, Mehdi (a.s) sevgisini kalplerinden alan, Hz. İsa (a.s)’a olan sevgiyi kalplerinden alan, Allah sevgisini onlardan uzakta tutan, şeytan ve iblisatın emrinde olan kabuk şahıslara itibar etmeyecekler. Diyor ki; “unvanı var.” Unvanı kalkmış zaten. Unvanı yok, unvanını sen ortaya çıkarıyorsun. Sen, Mehdi (a.s)’a tabi olmakla mükellefsin. Sen, ben Mehdi (a.s.)’ı tanımıyorum, diyorsan, sen zaten Allah’ı da tanımıyorsun, Peygamber (s.a.v)’i de tanımıyorsun. Çünkü Allah’ı tanısan içinde sevgi olur, muhabbet olur, şefkat olur, koruyup kollayıcılık olur, dost canlısı olursun. İçinde bir muhabbet ateşi olur. O muhabbet ateşi ile de Müslümanlara canı gönülden sevgi gösterirsin. Bütün Müslümanları bir görürsün. Hepsine arkadaş, dost ve kardeş olmaya çalışırsın. Kin dolu olduğuna göre, kabuk seni işte bu hale getirmiş. Ne diyor Cenab-ı Allah ayette? “Şeytanı onlara kabuk gibi bağlatırız.” Adam da işte kabuğa tabi olmuş ve dolayısıyla hasta oluyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sorular için tekrar internet adresini hatırlatıyorum, inşaAllah. gecesohbetleri@a9.com.tr.
ADNAN OKTAR: gecesohbetleri@a9.com.tr. Öyle mi?
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah. Bangladeş’le ilgili bir haber vardı, onu gösterebilir miyim? Bangladeş’te Müslüman cemaatlere karşı çok baskıcı bir politika izliyor Bangladeş. “Özellikle 2010 yılının ilk aylarından sonra baskılar daha da arttı. Ülkedeki en önemli Müslüman cemaat, Cemaati İslami aynı zamanda siyasi bir parti. Ama parti yöneticilerinin büyük çoğunluğu vatana ihanet suçundan tutuklu yargılanıyor. Vatana ihanetle suçlanmalarının sebebi de, 1970’lerde Bangladeş, Pakistan’dan ayrılırken bu cemaatin ayrılmaya itiraz etmesi. 2009 yılında 40 kişi hayatını kaybetti, 7 bin kişi yaralanmış. 2010 yılında ise 165 kişi hayatını kaybetmiş, 12 bin kişi yaralanmış. Temmuz 2010’da sırf 10 gün içinde 4 bin cemaat mensubu tutuklanmış” Hocam Bangladeş’te.
ADNAN OKTAR: Ama işte her yerde aynı. Mesela bak, Mısır’da İhvan-ı Müslüm var, ayrı eziyet görüyorlar. Suriye’de var yine Müslümanlar, ayrı eziyet görüyorlar. Fas, Tunus ve Cezayir’de ayrı eziyet görüyorlar. Mesela birbirlerinden haberleri de olmuyor. Mesela, buradaki kardeşlerimizi de görüyorsunuz, akıl almaz zulüm görüyorlar. Halbuki bir başları olmuş olsa, Allah’ın beğendiği bir lideri, Allah’ın onlara bağlanın dediği bir lideri aramış olsalar, Allah bütün dertleri belaları üzerinden kaldıracak ama kabul etmiyorlar. Herkes kendine lider seçiyor. Her birini küfür ayrı ayrı parçalanmış olarak çok rahat boğabiliyor. Halbuki Müslümanlar birlik olsa, mesela Bangladeş olsun, başka yer olsun, böyle bir zulüm mümkün değil. İttihad-ı İslam olacak, Türk-İslam Birliği olacak, böyle bir şey olacak! Gök kubbe başlarına geçer, yapamazlar. Tahayyül dahi edemezler. Ama onları orada güçsüz ve sahipsiz gördükleri için, bir başları yok, bir birliktelik yok, diyorlar, bin parçaya bölünmüşler, parçaya bölününce parçayı ezmek kolay oluyor ama bütünü hiç kimse ezemez. İttihad-ı İslam farz işte. Cenab-ı Allah o yüzden bu felaketleri gösteriyor. “Birlikte olmazsanız, beraber olmazsanız böyle acı çekersiniz” diyor Allah, böyle ızdırap çekersiniz, böyle kan akar, felaketler birbirini kovalar. Ama birlik olur, beraber olursanız bu acılar durur, felaketler de durur, zaman da normal hale gelir, bereket normale döner, ekonomi normale döner, acılarınız tamamen yeryüzünden silinir gider. “Hatta hastalıklarınızı bile kaldıracağım” diyor Cenab-ı Allah. “Yeter ki Mehdi’me uyun, yeter ki Hz. İsa Mesih (a.s.)’a uyun, yeter ki, Resullah (s.a.v)’ın size bildirdiği, vasiyet ettiği, açıkladığı talimatları yerine getirin” diyor, inşaAllah. Adam beni ilgilendirmez deyince, o zaman Allah da Müslümanlarla ilgilenmez. Peygamber (s.a.v) adamı ilgilendirmiyorsa, Peygamber (sa.v)’in emirleri adamı ilgilendirmiyorsa, Allah da o zaman ilgilenmiyor işte Müslümanlarla. İlgilenmiyor derken, belanın içine çeker. Bela ve fitne eksik olmaz o zaman. Mehdiyet’i hafife almak çok büyük bela getirmiştir. Çünkü biz Mehdi (a.s) ile normal yaşayacak şekilde yaratılıyoruz. Mesela beynimiz olmadan yaşayamıyoruz. Mehdi (a.s) olmadan da normal yaşamıyoruz. İsa Mesih (a.s) olmadan da normal yaşayamıyoruz. Bizi Allah öyle yaratmış. Mehdi (a.s)’a ve Mesih (a.s)’a önem vermedi mi bir insan Allah onun ruhunu boşaltıyor, aklını boşaltıyor, basireti bağlanıyor. Dikkat ederseniz çok ruhsuz, sevgisiz, yalancılığa yatkın, deli tıynetli anormal insanlara bir bakın, Resullah (s.a.v)’ın sözlerini hiç yerine koyan insanlardır. Allah’ın ayetlerini haşa hiç yerine koyan insanlardır. Çoğu bu tip insanlardan oluşur. Ve şiddetli azap çekiyorlar. Diyor ki; “ben Mehdi (a.s) olmadan çok rahat İttihad-ı İslam yaparım” diyor. Yap, 150 yıldan beri yapamadın, bak sürünüyorsun 150 seneden beri, yapamıyorsun. Allah çünkü ruhunu boşaltıyor, aklını alıyor o zaman. Basireti, feraseti kapanıyor. O zannediyor ki müstakil olarak aklı olur, müstakil basiret ve feraset olur. Aklın gelişmesini, Allah şartlı veriyor. Kuran’a tam uymak Peygamber (s.a.v)’e tam uymaktır. Peygamber (s.a.v) emir vermiş Mehdi (a.s.) konusunda. Peygamber (s.a.v) ne diyor? “Mehdi (a.s)’ı nerede görürseniz çamurda da olsa, yerde sürüklenmek şeklinde de olsa, karda buzda da olsa, sürünerek de olsa, gidin biat edin, bağlanın” diyor. Ve “müjdelenin, Mehdi (a.s) ile müjdelenin.” Adam müjde değil, zaten müjdeyi tamamen ortadan kaldırmanın peşinde. Arkasından da felaket geldi, diyor. Peki, ne bekliyorsun? Başka bir şey gelmez zaten. Çünkü sen Allah’ın yarattığı fıtratı bozuyorsun, Allah’ın kanununu bozmaya kalkıyorsun. Allah kanununu bozdurmaz. O zaman felaket geliyor, zorluklar geliyor işte. Dünya çapında çekilen acıların sebebi budur. Mehdi (a.s)’a uydunuz mu diyor Allah, “bütün belayı üzerinizden kaldıracağım; gerek dünyadaki belalar olsun” diyor, “hastalıkları da kaldıracağım, ekonomiyi de düzelteceğim. Birbirinize olan husumetinizi, kavganızı da kaldıracağım ve sizi tek bir ümmet kılacağım” diyor Cenab-ı Allah. “Tek bir ümmet olacaksınız. İslam’ı da dünyaya hakim edeceğim, İsa Mesih (a.s)’ı da çıkaracağım, neşe ve sevinç içinde yaşayacaksınız” diyor Allah. Aksinde deccali musallat ederim, deccal de iflahınızı keser, diyor Allah. Adamlar “Mehdi (a.s) gelmesin, biz deccale razıyız” diyorlar. “Deccal geldi mi?” diyorum, “geldi deccal” diyor. Mehdi (a.s)? “Mehdi (a.s) gelmesin” diyor. Ne demek istiyorsun sen o zaman? Deccal beni boğsun, diyor. O da boğar işte seni. Deccale karşı medet, Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın sebep kılmasıyla Mehdi (a.s)’dır, inşaAllah.
“Hocam programınızı takip ediyoruz. Derince’de yoğun bakımda yatan, kalp tümöründen rahatsız olan hastamız Murat Kılıç için acil duanızı istirham ediyoruz. Değerli hocam sizlerin dualarını bekliyoruz, Allah’a emanet olun. Hayırlı programlar Hocam.” Allah şifa versin. Kalpte bile tümör oluyor, öyle mi? Allah Allah insan ne kadar aciz varlık. Beyinde tümör oluyor, kulakta tümör oluyor. Her yerden hastalık çıkabiliyor. Her şey insanı hastalandırabiliyor. Damarının içi tıkanıyor, kolesterol birikiyor. Adam yere eğiliyor beyin damarı çatlıyor yahut evde otururken aort yırtılıyor durduk yere. Mesela bakıyorsun beyninin tam orta yerinde tümör, o da tevafukun fark ediliyor. Mesela karaciğerinde, pankreasta, midesinde, akciğerinde, akciğer kanseri gelişiyor mesela, pankreas kanseri gelişiyor. Veyahut kemik kanseri gelişiyor veya kan kanseri gelişiyor, ölüm her yerden geliyor. Peki bu bir kısım insanları ilgilendiriyor mu? Yok, deliler gibi yaşamanın peşindeler. Halbuki Allah ibret almamız için ve kendisine yakın olmamız için bu belaları, dertleri veriyor. Adam gün içerisinde bir kere bile Allah’ı anmıyor, bir kere bile. Allah’ın verdiği yiyecekleri yiyor, Allah’ın verdiği havayı soluyor, Allah’ın verdiği canla geziyor, Allah’ın yarattığı güzel kokuları kokluyor. Allah’ın verdiği ekmeği, meyveyi bütün her şeyi yiyor, içiyor. Tek kelime ne şükrediyor, ne Allah’ı takdir eden, Allah’ı tesbih eden bir üslubu olmuyor. O zaman işte bela yol bulup geliyor, Allah vermesin. Kardeşimize Allah şifa versin, bütün hastalarımıza da, bütün kardeşlerimize de, rahatsız olan herkese ferahlık, kalbine suhulet versin Allah. Hastalıklarına karşı hamd edici olmayı ve tevekkül etmeyi nasip etsin Allah. Çünkü beterin beteri vardır derler, değil mi? O haline de hamd edecek, o haline de şükredecek. Allah şifa verdiğinde de gevşeyip bozulmayacak, çünkü insanlar hastalık anında Allah’a çok yakın oluyorlar. Ama hastalık kalktığında bir kısmı acayip şımarıyor ve Allah’ı unutuyor. Allah bir daha yakalıyor yine dua ediyor, yine Allah’a yakın oluyor. Allah hastalığını geçiriyor, yine sapıtıyor. Firavunda oluyor ya; firavuna bela veriyor, diyor ki; “Allah’ına dua et, üstümüzden bu belayı kaldırsın, biz inandık sana.” diyorlar. Allah belayı kaldırıyor, yine azıtıyorlar. Yine Allah bela veriyor, defalarca oluyor, yine azıtıyorlar. En sonunda Allah denizde hepsini boğdu, konu bu şekilde bitmiş oldu.
“Esselamun Aleyküm Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Allah’a şükürler olsun ki sizi malum anarşist bir sözlükten duydum. Fakat o ara o kadar boşluk içerisindeymişim ki, size karşı yanlış şeyler düşünmüşüm. Uzun bir süredir canlı yayınlarınızı takip etmekteyim ve çok şükür kalbim huzurla dolmaya başladı. Dünyadaki amacımı gördüm, Yaratıcımı tanımaya başladım, maddeye farklı bir gözle bakmaya başladım. Allah sizden razı olsun. Selçuk Şenol.”
“Elbistan’dan selamlar. Ben Mükremin Halil. Selamun Aleyküm muhterem Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhü. “Programınız çok mükemmel, esrarengiz ve hoş ve cazibeli. Sizi izlemeye başladıktan sonra, kime isim vermeden programınızın içeriğinden bahsetsem, onların da sizi takip ettiğini anlıyorum.” Hakikaten Ankara’da arkadaşlarımız var, “istisnasız herkes seyrediyor Ankara’da” diyorlar. “Hiç öyle aksi birisine rastlamadık” diyorlar. Öyle, alışkanlık haline geliyor, alışkanlık. Ona kimisi tiryakilik diyor, kimisi alışkanlık, hakikaten bir kere benim sohbetimi dinleyen bir daha vazgeçemez, inşaAllah. Allah kalplerde bir muhabbet oluşturuyor, maşaAllah. “Erbakan Hocamız’dan da bahseder misiniz? Ondan bahsettiğiniz programlarınızın tadı daha bir başka oluyor. Mükremin Halil.” Erbakan Hocamız bir ara hafif rahatsızlanmıştı, Hocamız’a dua istiyoruz kardeşlerimizden. Allah şifa, sağlık versin. Dünya iyisidir Erbakan Hocamız. 70’li yıllarda İslam dini biraz unutulmuştu, mukaddesatçılık unutulmuştu. Erbakan Hocamız bir çıktı gürül gürül ortaya, ben çok iyi hatırlıyorum, Günaydın Gazetesi’ndeydi hatta alt kısımda, “Gençler, Erbakan çıkınca konuşmalarına güldüler.” diyor. Erbakan onlar gülünce, “gülün, son gülen iyi güler” demiş. “Gülün gülün kardeşlerim, son gülen iyi güler.” diyor. Hakikaten sonunda Başbakan oldu Erbakan Hocamız, maşaAllah. O devirdeki bereket bolluğu gördünüz. Müthiş bir ekonomik kriz vardı Erbakan Hocamız’dan önce, Erbakan Hocamız bir geldi iktidara, akıl almaz bir bolluk ve bereket oldu. Milletin aklı durdu nasıl oluyor bu gibisinden. Sonra 28 Şubatçılar ortaya çıktılar, malum olaylar ve Hocamız çekilmek mecburiyetinde kaldı. Ama dünya iyisidir, son derece cesur, samimi ve candan bir insandır. Kimseden çekinmez, bir tek Allah’tan korkar, hakkı çok aleni açıklar, çok nezaketli bir insandır. Birçok mihrak da bilir ki gerçek Türk milliyetçisidir, Türkiye sevdalısıdır, vatanseverdir. Bölünmeye karşı bir kaledir Erbakan Hocamız. Evlatları da çok temiz, güzel evlatlar yetiştirdi, maşaAllah nezih insanlar. Hocamız’ın inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) devrine kadar Allah ömrünü uzun eder, Mehdi (a.s)’ı inşaAllah görür. Hz. İsa Mesih (a.s.)’a sarılmak, inşaAllah Hocamız’a nasip olur. Bu son nesil çok önemlidir, son Osmanlılar bunlar. Devamlı söylüyorum; bu son on-yirmi yıl son derece kritiktir. Karşı tarafın yazarlarının da son on-yirmi yılı en kritik dönemidir. Müslümanlığa karşı olanların da ve Müslümanlığı en güçlü savunanların da en kilit senelerine geldik, bu son on-yirmi yıl. Böyle bir çağa hiç girmedik biz, böyle bir kilit noktaya. Onlar başımızdayken, Erbakan Hocamız sağken, Şeyh Nazım Hocamız sağken, Sungur Ağabey sağken, hepsi başımızdayken mutlaka Türk-İslam Birliğini oluşturalım. Gevşek davranmak son derece hatalı olur, onlar bir görsünler. Onlar o bereketi hissetsinler. Onların bu güzelliği görmesi ve onların tasdikiyle ve onların sevgisiyle Mehdi (a.s)’ın zuhur etmesi bir başka güzel olur, inşaAllah. Onun için Erbakan Hocamız’a dua, Allah sağlık, selamet, güzellik ihsan etsin, iyilik ihsan etsin, müthiş alimdir. Erbakan Hocamız’la çok görüşmelerimiz oldu, çok sohbetlerimiz oldu. Erbakan Hocam bir başladı mı Abdülhamit devrinden başlar, Cumhuriyet dönemine kadar. Gayet güzel teker teker bütün tehlikeleri anlatır, bütün engelleri anlatır. Tarihi bir binada sohbet yapmıştık, kasırda. Bir Erbakan Hocam vardı, bir biz vardık fazla kalabalık yoktu, üç dört kişiydik biz, değil mi? Erbakan Hocam tekti. Tabii dışarda yardımcıları vardı, ama tekti, bir kasırda görüştük, tarihi bir kasırda. Çok uzun bir konuşma yaptı, çok kapsamlı. Özetle Hocamı ben çok severim, o da beni çok sever. Kitaplarımı sürekli tavsiye eder Harun Yahya. Zaten son konuşmasında da masanın üzerindeydi benim kitabım. Oradan konuştu, oradan anlattı, inşaAllah. Harun Yahya eserlerini her gittiği yerde anlatır, teşvik eder. Darwinizm’in tehlike olduğunu anlatır. Bir tek Allah’tan korkar, çok mükemmeldir Erbakan Hocamız. Ama benim rahatsız olduğum, defalarca söyledim; Erbakan Hocamız’a tatlı götürmeyin diyorum ısrarla bal, baklava, börek alıp götürüyorlar. O da nezaketli insan, tabii ayıp olmasın diye oradan alıyor bir tane ve kilo aldırıyorlar Hocamız’a. Kolestrolü yükseliyor. Meyve, Allah rızası için istirham ediyoruz öyle ağır yiyecekler götürmesinler Hocamız’a.
Şimdi ateistleri siz bana bırakın. İstanbul’dan Barış, ne diyor kardeşimiz? Bizim internet adresimiz belli, o heriflerin hepsini bize gönderin, hallaç pamuğu gibi atarız Allah’ın izniyle. Siz onlarla pek baş edemezsiniz, demagoji yaparlar, bilmediğiniz konulara girerler. Ben bu konuda uzmanım, kardeşlerim de uzman. Aslanın özelliği nedir? Çok güçlü pençeleri vardır. Tavşan gibi mazlum bir havyan ayrıdır, aslan gibi kodum mu oturtturan ayrıdır. Ben kodum mu oturtturan takımındanım, o bölümdenim, o kısımdanım. Onun için ben zaten arıyorum bu tipleri, siz bana verin bu adamları, bana getirin gerisine karışmayın, inşaAllah. Forum, internet adresi ordan da bulurum ben onları, söyleyin gereğini yaparız, inşaAllah. Fazla da uzatmam, kısa sürede dümdüz olurlar. Bak kardeşimiz, ben inci sözlüğe de, ekşi sözlüğe karşı da çok şefkatliyim. Ama daha önce de söyledim, saygısızlıktan hoşlanmam, hakaret zaten çok çirkindir. Böyle olduğunda mağdur durumda kalıyor. Bakın şimdi kardeşlerimiz yazmışlar; “Hocam ben sizin aleyhinize konuşmuştum, çirkin, yakışıksız sözler söyledim, çok pişmanım” diyor. “Evimize polis geldi, bilgisayarımı aldılar, beni karakola götürdüler, ifademi aldılar. Çok mağdur durumda kaldım, çok özür diliyorum” diyor. Tamam biz de özrünü kabul ediyoruz. Peki daha önce uyarmadım mı? Uyardım. Beni niye böyle şeylere mecbur ediyorsunuz? Böyle gereksiz işlere niye giriyorum ben? Bakın mesela örnek; Facebook’ta bizim haytalardan bir tanesi. “Adnan Oktar’dan özür diliyorum” diyor, Görkem Öngel. Deşifre etmek yakışır mı? Neyse söylemeyeyim, göstermeyeyim de. “Adnan Oktar’dan özür diliyorum” diyor, Görkem Öngel. “Bundan birkaç ay evvel Sayın Adnan Oktar aleyhinde gerçek dışı ve hakaretamiz sözlerin bulunduğu Facebook.com internet sitesinde, bir sayfaya yorum yazmıştım. Yazdığım yorum maalesef haksız ve gerçek dışı ifadeler içeriyordu, ben Sayın Adnan Oktar’ı tanımıyordum ve çalışmalarını da bilmiyordum. Bunu kendi eksikliğim olarak görüyorum, o yüzden tanımadığım bilmediğim Sayın Adnan Oktar hakkında böyle bir yorum yazmam çok büyük bir hataydı. Sayın Adnan Oktar’ın avukatları söz konusu yazımdan dolayı, savcılığa şikayette bulundular ve bu şikayet üzerine polis tarafından yapılan araştırmada bu yorumu benim yazdığım tespit edildi. Ve uygunsuz yazılar yazdığım yer olan babamın işyerine polis arama kararıyla geldi, iş yerimizdeki bilgisayarımıza polis el koydu. Ben 01.12.2010 tarihinde emniyette verdiğim ifademde Sayın Adnan Oktar hakkında yazmış olduğum o yorumdan dolayı büyük pişmanlık duyduğumu ve kendisinden özür dilediğimi belirttim. Şimdi bu Facebook sayfası vasıtasıyla Sayın Adnan Oktar’dan bir kez daha özür diliyorum. Bu hadise bana Sayın Adnan Oktar’ın eserlerini inceleme ve www.HarunYahya.TV internet adresinde yayınlanan röportajlarınızı izleme fırsatı verdi. Bu vesileyle Sayın Adnan Oktar’ın bu faydalı çalışmaları yapan örnek bir insan olduğunu gördüm. Bunu da internet yoluyla tüm kamuoyuna duyurmayı vicdani bir görev bildim saygılarımla, Görkem Öngel.” Tamam, canım kardeşimdir, tabii ki benim ona karşı bir öfkem nefretim olmaz. Ama gönlüm bunları istemiyor. Neden evine polis gitsin? Neden karakollara gitsinler, iş çıksın, olay çıksın? Şaka yap, ben şakadan hoşlanıyorum, hatta en uç şakalar yapıyor keratalar, çok hoşuma gidiyor gülüyorum. Ama hakaret sakın ha. Peygamber (s.a.v.)’e, Allah’a, Kitap’a, şahsıma, mürşidlere, büyüklere, din ulularına söz söylendiğinde karşılığını alırlar, kanun ve hukuk ölçüleriyle. Bunu istemiyorum, inşaAllah. Mesela bu da Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu olaydaki yapılan adli işlem. Ama çocukla ilgili yeterli bu kadar. Tamam biz kardeşimizden şikayetçi olmuyoruz. Bizim avukata söyleyin, şikayeti geri alalım, inşaAllah. Samimi pişman olduğu anlaşılıyor. Kardeşim niye bunlar benim vaktimi alsın? Gidip ifade vermek bilmem ne yapmak. Ne gerek, arkadaş olalım, dost olalım, sevelim, sevilelim. Muhabbet içinde olalım, iyilik yapalım, değil mi? Kardeş olalım, ne gerek? Ama kindar bir insan değilim şefkatli, merhametli bir insanım, kimsenin zorda kalmasını, acı çekmesini istemem, hoşuma da gitmez. Kuran ayetleri okuyalım.
ADNAN OKTAR:Nahl Suresi bu tarafta, İsra Suresi burada. Şeytandan Allah’a sığınırım. 125. ayet Nahl Suresi; “Rabbinin yoluna” Allah’ın yoluna, “hikmetle”kısa ve özlü ve etkileyici. “Ve güzel öğütle” çirkin değil, nezaketli, sevgi dolu, “güzel öğütle çağır” talepte bulun İslam’a, Kuran’a gelmeleri için onları teşvik et. “Ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et.” Yani yıkıcı bir mücadelen olmasın. Olumlu, pozitif bir mücadelen olsun. “Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir” deccallik yapanı bilendir. “Ve hidayete ereni de bilendir.” Mehdi olanı da bilendir diyor Allah. “Eğer ceza verecekseniz, size verilen cezanın misliyle ceza verin ve eğer sabrederseniz” intikam almazsanız, ceza vermeye tevessül etmezsiniz, size yapılan kötülüğün karşılığı olarak misliyle intikam almazsanız, “andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır” diyor Allah. “Affederseniz daha güzeldir” diyor. Biz de bu ayete uygun olarak kardeşimizi affediyoruz. “Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir. Onlar için hüzne kapılma” haramdır, muhkem ayet,haramdır. Mesela üzülmek, yaptıkları çirkin sözlerden dolayı tedirgin olmak, acı çekmek haram oluyor. “Hüzne kapılma.” Tavsiye değil bu, muhkem ayettir. Namaz gibi, oruç gibi muhkem. Hüzne kapılma, yok ben hüzne kapılacağım diyemez Müslüman. Hüzne kapıldığında harama girer. Ne yapacak? Neşeli, diri, canlı olacak, inşaAllah. “Ve kurmakta oldukları hileli-düzenlerden dolayı sıkıntıya düşme.” Sıkıntı da haram. Sıkılıyorum diyor seve seve. Harama girersin. Tevekkülsüzlükten olur sıkıntı. Niye sıkılalım, değil mi? Neşe içinde oluruz. “Şüphesiz Allah, korkup sakınanlarla ve iyilik edenlerle beraberdir.” 121. ayet; “Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti;” Demek ki Müslümanlar ümmet olması gerekiyor, parçalanmayacak, bölünmeyecek.“Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi” Allah’a, tek Allah’a inan ama gönülden samimiyetle, aşkla Allah’a yöneliyor “ve o müşriklerden değildi.” Allah’ın Kitabı’na tam tabi, başka bir şey aramıyor. 121’ci ayet; “O'nun nimetlerine şükrediciydi.” Nimetleri yiyip içip de yan gelip yatanlara burada bir tel’in var. Ne diyor Cenab-ı Allah “O'nun nimetlerine şükrediciydi.” Hz. İbrahim (a.s) sürekli şükrediyor, hamd ediyor. “(Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti.” Bak “(Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti” ebcedi 2002 tarihini veriyor. Hz. İsa Mesih (a.s)’in dünyaya iniş tarihi ve Mehdi (a.s.)’ın da hareketinde mühim bir aşama. En önemli aşamalardan bir aşamanın tarihidir. 2 tane 2 tekrar ediyor bakın. 2, 2, 2002 mesela çok önemli bir tarihtir. İsa Mesih (a.s)’ın da indiğini düşündüğümüz tarihidir, 2, 2, 2002. Bak “(Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti” diyor ayette.
Bütün hastalıklar nimet olarak gelir. Hastalık Allah’a yaklaştırır, hastalık bela değildir. Her hastalık Allah’a yaklaştırır. Dolayısıyla o kalbinde tümör olan kardeşimize de, Allah onu Kendine yaklaştırmak için yapıyor. Bak dua istemeleri bile ne kadar onların Allah’a yaklaştığını gösteriyor. Allah şifa versin kardeşimize. Allah’a hamd edecek, Allah onu böyle imtihan ettiği için, inşaAllah.
Radyocu Soner diyor ki “az önce sigarayla ilgili sormuştum, bir dinleyen sormamı istemişti Hocam, ben sigara içmiyorum” diyor. Helal olsun ama bu konudaki açıklamamızdan da kardeşimiz tabii ki memnun olmuş oluyor. Olur, başka arkadaşlar adına sorabilir tabii ki. Ama Soner’in sigara içmiyor olması da bize bir sevinç vesilesi tabii maşaAllah.
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri Programımızı 00:30 dan itibaren Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radio, Tokat Turhal Süper TV ve Radio, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:EvelAllah.
ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra Kahramanmaraş Aksu ve Gaziantep Olay TV’de, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hadi bakalım, inşaAllah.
Marşlar/Fasıllar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...