SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Özcan, “Es Selamu Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhammed Adnan Hocam. Nasılsınız? İyisinizdir inşaAllah” diyor. MaşaAllah bayağı iyiyim Elhamdülillah. “Hocam, Allah sizlerden razı olsun. Madde gerçeği ile ilgili bir soru sormak istiyorum. Sayın Hocam, duyu organlarımızdan gelen bilgiler, tamamen elektrik sinyali, sizden öğrendik inşaAllah. Ama bir şeyi fark ettim ki, hepsi aynı anda oluyor. Bunu sağlayan nedir, açıklar mısınız Hocam inşaAllah. Klavyeyi görüyorum, tuşa bastığımı görüyorum, aynı anda dokunduğumu hissediyorum, aynı anda tuşun çıkardığı sesi duyuyorum. Kolum uzun, kulağım beynime gözümden daha yakın yani her algının beyne ulaştığı sinirlerin boyları farklı, nasıl oluyor da aynı anda ulaşıyor? Aynı anda algılanıyor. Bu da büyük bir mucize” diyor inşaAllah. Karışmaması tabii çok acayip. Çünkü beyne gelen elektrikte, bir kablo falan yok. İzolasyon maddesi yok. Mesela beyne elektrik versen, beyin her yerden alır elektriği. Beyin çünkü bir et parçası, elektrik verdiğinde her yerden alır. Ama mesela göze gelen akım, hiç yolunu şaşırmadan mutlaka gözle ilgili yere geliyor. Gözden şuura geliyor. Mesela kulağa gelen kısım, göze gitmiyor. Kulağa gelen elektrik, mutlaka kulak ile ilgili bir bölüme gidiyor. Kulakla ilgili bölümden de şuura gidiyor. Koku şuura giriyor, dokunma şuura giriyor, görme şuura giriyor, duyma şuura giriyor, hepsi şuura giriyor, şu kadarcık bir yer, hiçbiri birbirine karışmıyor. Karışsa, çorbaya döner ortalık. Yani görmeye ses gelecek, sese görme gelecek, dokunma duyusu başka yere gidecek, karmakarışık olur. Hepsi yerli yerinde, tam isabetli olarak geliyor ve tam uyumlu olarak geliyor. Tam orkestra gibi yani en ufak bir hata, en ufak bir çözülme, dengesizlik olmuyor. Tabii bunların hepsi sebep. İnsanın yapısı, tam anlamıyla metafizik. Fizik gibi görünüyor ama metafiziktir yapısı. Kardeşlerimizin derin düşündüğünü görüyorum, o çok güzel. Sathi bakmıyorlar, yüzeysel bakmıyorlar. İnsan kendine dönerse, kendi kendine bakarsa, olağanüstü bir varlık olduğunu anlayacaktır. Yani madde gibi görünen, ruhtan müteşekkil olduğunu görür. Madde yönü vardır ama ruhun esas olduğunu görür. Biraz daha düşünürse, ruhunun varlığını fark eder. Yani hisseder onu. Ama bazen bu, şiddetli heyecana sebep olabilir. Çok heyecanlanabilirler. Ama korkmasınlar, hiçbir şey olmaz. Yani bir anda vücudunu, yok gibi hissedebilir. Bambaşka bir hale gelebilir, sırf ruh haline gelebilir. Ama kolunu, bacağını, vücudunu kaybedeceklerini zannetmeleri yanlış olur, çünkü imtihan devam ettiği için, o duygular sürekli verilir. Öyle bir histen tedirgin olmaları gereksiz. Hiçbir şey olmaz. Bazı kardeşlerimiz korkuyor, onun için uyarıyorum.
ALTUĞ BERKER:CHP ile ilgili bir haber vardı, uygun görürseniz onu okumak istiyorum. “CHP’nin, Anayasa ve Adalet Komisyonu üye Milletvekilleri, “halka direniş çağrısı” yapmışlar. “Bir siyasi iktidar, Faşizm’e adım adım devlet yapısı içinde, kurumsal hale getiriyorsa, çağdaş anayasalarda düzenlenen, temel hak ve özgürlükleri gasp ediyorsa, orada artık insan hakları evrensel sözleşmelerinde ve uluslararası sözleşmelerde düzenlemesi yapılan baskıya ve faşizme karşı direnme hakkının, meşru şartları oluşmuş demektir” diyorlar. “Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşlarını, bu açık ve yakın tehlikeye karşı uyarıyor, Anayasal ve meşru içinde toplumsal haklarının kullanmalarının zorunluluğunu dile getiriyoruz. Gün, o gündür” demişler. Sayın Başbakan da bu çağrıya karşı, bir açıklama yapmış; “halkı sokak sokak direnişe çağırmak anarşidir. Tepkiniz varsa, sandıkta gösterin” demiş.
ADNAN OKTAR:Yani sokağa mı çıkın diyor CHP’li arkadaşlar?
ALTUĞ BERKER:Allahualem Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:Çok çok tehlikeli, acayip mahsurlu, son derece yanlış bir yöntem. Yani şimdi CHP yönetimine ben bunu yakıştıramadım. Bunun ucu bucağı olmaz ki öyle bir şeyin. Son derece tehlikeli. Yani nereye kayacağı, neyi hedeflediği, neyi istediği belli olmaz. AK Parti’nin, yaptığı yanlışlar varsa, madde madde açıklasınlar, delilleriyle anlatsınlar. Bizim milletimiz basiretli, ferasetli, akıllı bir millettir. Konuşuruz, deriz “hakikaten burada bir anormallik var, bunu düzeltin” deriz. AK Parti de makul bir parti. Millet iktidara getirdiğine göre, insani özellikleri olan, kabilihitap olan bir parti. Dolayısıyla konuşulamaz, tartışılamaz bir yönü olmadığına göre, akılcı olarak delilleri ortaya sunmaları lazım. Eğer makul olarak sunarlarsa, en vurucu, en önemli gördükleri delili belirtirlerse, söz ben buradan anlatayım. Yani konuşulur ve çok çabuk netice alınır. Ama “sokağa dökülün” demek, aman aman, son derece tehlikelidir. Sokak, sel gibi etki edecek, sel tahribatı yapacak olaylara sebep olur. Çünkü başı sonu belli değildir sokağın. Kontrol edilemez bir olaydır. Çığa benzer. CHP için de tehlikelidir bu, bütün partiler için de tehlikelidir, AK Parti için de tehlikelidir, milletimiz için de bir tehlikedir. Çünkü sokakta binbir türlü akıl var, binbir türlü düşünce ve fikir ortaya atılacaktır. Herkes bir tarafa doğru çeker. Selin nereye doğru akacağı belli olmaz o zaman. Yani nereleri yıkacağı, nereleri tahrip edeceği belli olmaz. Bu tip üslup CHP’ye yakışmıyor. Kimse onu söyleyen, o sözünü geri alsın. O hiç olmamış. Bir de AK Parti tedirginliği çok yanlış. Bizim milletimiz baya aklı başında ve şuurlu bir toplum. Bir de sadece AK Parti oyuyla Türkiye yönetilmiyor. Türkiye’de koskoca partiler var. CHP var, MHP var, Saadet Partisi var, Büyük Birlik Partisi var, onların kitleleri var. Türkiye’de başıboş bir ortam yok. AK Parti’nin içinde de, kendi muhalifleri olur, AK Parti’de kendi kendilerine eleştiri yapan, öz eleştiri yapan insanlar var. Dolayısıyla şuursuz bir güç başımızdaymış gibi gösterilirse, bu yakışık almaz. Teknik ve akılcı olarak bize göstersinler ne olduğunu. Yani varsa bir tehlike biz de görelim. Meçhul tehlikeye, meçhul insanlarla, meçhul yöntemle sokakta cevap verilmez. Böyle şey olmaz. Bu konuda bilgi geldi, bu arkadaşlar genel olarak CHP’nin o kadar tasvip etmediği arkadaşlardan oluşuyormuş. Tabii ben bilmiyorum yani bize gelen bilgi o yönde. Kemal Kılıçdaroğlu benim gördüğüm olgun bir insan. Yani bu tip macera tarzı, nereye gideceği belli olmayan çıkışlara, halkı hiçbir zaman için teşvik etmez. CHP bir açıklama yapacaksa, Kemal Kılıçdaroğlu beyefendi tarafından, Başkanlığı tarafından yapılması gerekir. Parti Başkanı’nın yapması lazım. “Biz çıktık, açıklama yaptık, sokağa dökülün.” Bu olmadı yani çok acayip olur. Burada, parti yönetimini de haşa kaale almıyor gibi bir üslup olmuş oluyor, acayip olur. Onun karşılığı sözler var ama pek söylemek istemiyorum. Yakışıksız olmuş daha Türkçesi, o sözlerini geri alsınlar.
ALTUĞ BERKER:Sayın Kılıçdaroğlu’nun dün bir televizyonda beyanatı vardı hocam. Dün CNN Türk’te yapılan bir programda, İslam dini adına işlenen cinayetler hakkında şöyle dedi Sayın Kılıçdaroğlu; “İslam dininde öldürmenin olmadığını” söyleyerek, “İslam yüce bir dindir, insan sevgisi vardır, Allah’ın yarattığı bir varlığı siz nasıl öldürüyorsunuz” açıklamasında bulundu.
ADNAN OKTAR:Benim gördüğüm Kemal Bey, makul bir insan. Yani yüzündeki ifadeden anlıyorum. Deniz Baykal’da da vardı, dürüst bir ifade vardı. Kemal Kılıçdaroğlu Beyefendi, onun da yüzünde efendi bir ifade var. Makul ve maceradan kaçınan, ayağı yere basan bir üslubu var ve devlet terbiyesi almış bir insanın tavrı var. Böyle maceraperest üsluplar, klasik sol söylemler, CHP’ye yakışmaz. Yani Atatürk’ün kurduğu olgun bir partinin üslubu değil. Yani bunu birilerinin tekzip etmesi gerekir.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın, dün Milli Gazete’deki yazısında; “Allah’ın, Kuran’da “müminlere İslam’ı samimiyetle ve ihlasla hayata geçirmeleri karşılığında, zafer vaadettiğini” söyleyerek, “Müslümanlar başlarına ehil bir reis seçip, ona biad ve itaat etsinler” demiş. “Ayrıca Arap ülkelerindeki yönetimlerin, bir dönem Marksizm’i benimsediklerini, sonradan İslamcı postu altında, İslam’a cephe aldıklarını, bu nedenle bu ülkelerde yaşayan kardeşlerimizin, yüce İslam dini ile beşeri İslamcılık ideolojisini, birbirlerine karıştırmamaları gerektiğini” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın özelliği, çok derin ve samimi düşünmesidir. Çok güzel teşhis koyuyor, son günlerde yazıları zaten hep bu yönde yani Mehdiyet, Ahir zaman, İttihad-ı İslam konularında yoğunlaştı. Demek ki, Allah kalbine ilham etti. Buradaki üslubu da son derece güzel, çok vurucu ve çok anlamlı ifade etmiş. Allah Hocamızın ömrünü uzun etsin. İnşaAllah Mehdi (a.s)’ı görmeyi, Hz. İsa Mesih’e sarılmayı ona da nasip etsin.
ALTUĞ BERKER:“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde bir protesto gösterisi olmuş” hocam. “Hükümetin ekonomik politikasını eleştirmek amacıyla otuz bin kişilik bir protesto yürüyüşü düzenlenmiş. Bu protesto da, Türkiye aleyhine de pankartlar açılmış ve sloganlar atılmış” Gazete Vatan’ın haberine göre.
ADNAN OKTAR:Ayaklandı, mayaklandı, bunlar çok riskli tavırlar. Yani burada mazlumlara zarar geliyor, insanların malına, mülküne zarar geliyor, insanlar tedirgin oluyor. Ne istediği belli olmayan şuursuz bir akış gösteriyor. Yazıyla; mesela bak Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın küçük bir yeri var, orada yazıyor. Son derece de etkili. O yazı orada kalmıyor, bize geliyor, bizden başka yere gidiyor. Yani faydalı bir fikirse, faydalı bir düşünceyse, süratle etrafa yayılır o. Dolayısıyla bağırtı, çağırtı, ayaklanma, şamata bunlar çok tehlikelidir, yapana da zarar verir, uygulanana da zarar verir, vatana da zarar verir, tehlikeli işler.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Bodrum’da sel olmuş, resimlerini gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Sellerin Ahir zaman alameti ve Mehdi (a.s)’ın zuhur alameti olduğunu, hadis-i şerifleri okumuştuk daha önce.
ADNAN OKTAR:Bayağı olmuş. Hayret bu kadar güçlü bir sel olması.
ALTUĞ BERKER:Dünyada afetlerle ilgili bir tablo vardı, onu gösterebilir miyim Hocam. Burada bir grafik verilmiş Hocam, 1980’den itibaren, düzenli olarak dünyadaki afetlerde yükseliş olduğu 2009’a kadar gözüküyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet bu çizelgeyi yayınlayabiliriz, bu önemli. Ve bu devam edecek Mehdi (a.s) devrine kadar. Ama Mehdi (a.s)’ın zuhuruyla, birden duracak. Bu da çok şaşırtıcı olacaktır. Yani Mehdi (a.s)’ın bir kerametidir, Peygamberimiz (s.a.v.)’in de bir mucizesidir. Hem depremler duracak, hem seller duracak, hem zaman normale dönecek, ömürler uzayacak, ekonomik kriz duruyor, bu ahir zamanın mühim olayları, Mehdi (a.s)’ın ne kadar ehemmiyetli bir şahıs olduğunu, Hz. İsa Mesih’in ne kadar önemli olduğunu insanların görmesi açısından da çok çok manidardır. Hz. İsa Mesih tabii ki zaten önemli de, fakat inişinin nasıl bereket getirdiğini, Mehdi (a.s)’ın zuhurunun da dünyaya nasıl bereket, bolluk ve güzellik getirdiğini görmeleri açısından da Allah’ın bir ispatı olmuş olacak. Allah önce özellikle böyle bir gerilim meydana getiriyor, zorluk meydana getiriyor. Bu zorluklar birden kalktığında, Mehdi (a.s)’ın ne kadar hikmetli ve önemli bir insan olduğunu anlamış olacaklar. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam 1980’de başka değişiklikler de var. Zamanla ilgili, zamanın kısalmasına yönelik, uygun görürseniz okuyorum inşaAllah. “Schumann Rezonansının artması, küresel faktörler, dünyanın ağırlık merkezinin değişmesi ve gerekse diğer sebeplerden dolayı, dünyanın dönüş hızı artmaktadır. Eskiden 24 saat süren bir gün de, giderek kısalmaktadır. Bunun anlamı, saatteki yelkovan ve akrebin eskisinden daha hızlı dönmesi demektir. Schuumann Rezonansı nedir- Dünyanın yüzeyi ve iyonosferin iç kısmı arasında, 55 kilometrelik bir boşluk bulunmaktadır. Ve bu boşluk Rezonans özelliği taşımaktadır. İlk defa 1952’de Alman fizikçi Schuumann tarafından ortaya atılmış ve 1957 yılında Schuumann ve König tarafından kanıtlanmıştır. 1952-1956-1957 yılında yapılan ölçümlerde, toplam ölçüm saniyede 7.8 devir olarak ölçülmüştü. Bu devirin sabit olduğu düşünülüyordu ve Global Askeri Haberleşme Sistemi, bu frekans üzerinde geliştirilmişti. Son raporlar oranın 11 devire ulaştığını ve yükselmeye devam ettiğini söylüyor. Bilim bu oranın neden yükseldiğini ya da yükselişe ne neden olduğunu bilemiyor. Bu değer, 1980’den sonra değişim gösteriyor.”
ADNAN OKTAR:Bakın Mehdi (a.s)’ın zuhurundan sonra, dünyadaki zaman algısında bir değişiklik olduğunu bilimsel yönden de açıklıyorlar. Yani insanlar kendileri bir seziyor, görüyorlar ama ayrıca bilimsel yönden de açıklanıyor bu olayın gerçekliği.
ALTUĞ BERKER:“Schumann Rezonansının değişimi, zamanın hızlanmasına sebep olur. Buna göre 24 saatlik zaman dilimi, 16 ya da daha az saatte yaşanmış olacak. Binlerce yıldır rezonansın 7.8 devirde olduğunu fakat 1980 yılından beri artmakta olduğunu hatırlayın. Bugün bu değer yaklaşık 12 devirdir ve 13 devire ulaştığında duracağı tahmin edilmektedir.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanın kısalacağını haber verdiği hadisini okuyorum: “Kıyamet yaklaşınca, zaman birbirine yaklaşacak. Bir sene bir ay gibi, bir ay bir Cuma bir hafta gibi, bir Cuma ile diğer Cuma arasındaki zamanda, kuru hurma yaprağının ateşte yanması kadar kısa olacaktır” diyor. Ramuz El Hadis.
ADNAN OKTAR:Şimdi Cumartesi, Pazarların geliş gidiş süratlerine bir bakın, hafta sonlarının hızı nasıl oluyor? Çok hızlı değil mi? Ben çocukken biliyorum, gün çok uzundu. Biz okula giderdik, gelirdik, ikindiye kadar ayrı vakit olurdu, ikindiden akşama kadar ayrı bir vakit olurdu, bol bol. İşimize gücümüze bakardık. Akşam zaten bitmek bilmezdi. Şimdi sabah başlamasıyla, akşam bitmesi bir oluyor. Akıl almaz bir sürat var. Herkes gördüğü için, tek tek ispat etmeye de gerek duymuyorum. Herkes bizzat yaşıyor bunu.
“Selamun Aleykum hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “İyi yayınlar. Ben Balıkesir’den, Canan.” Canan hanımın sorusu, “ülfet konusunu açıklar mısınız? Bir de üzerimizdeki ülfeti nasıl yok edebiliriz? İyi geceler, saygılarımla Hocam” diyor. Allah hepimize güzel, hayırlı, güzel geceler versin. Ülfet çok faydalı ama çok da zararlı bir şeydir. Çok dikkatli kullanılması gerekiyor. Ülfet tamamen kalkarsa, Allah’ın heybetinden, haşyetten, insanda müthiş bir korku meydana gelir. Ve çok sarih dünyayı kavradığı için, maddeyi ve her şeyi çok net kavradığı için, kontrolü çok zorlaşacak bir durum olur yani şiddetli bir korku benzeri bir duyguya kapılır. Ve biraz hayat kalitesi bozulabilir. Yani zor yaşar. Ama ülfet de çok güçlü olduğunda, maddenin hakikatini görme konusu körleşmeye başlar. Mesela biz diyoruz ki; “kromozomun içerisinde trilyonlarca bilgi var” diyoruz. “Bunda faydalı olan konu nedir” diyor. “Kardeşim” diyoruz, “bakın bir kütüphane dolusu bilgi, elektron mikroskopta göremediğin, o kadar küçük bir parçanın içerisine kodlu” diyorum. “Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki bütün bilgiler kodlu.” “Ne var bu normal” diyor. İşte buna ülfet diyoruz. Yani basiret ve feraset kapanması, muhakeme ve yargının bozulması, kafanın donuklaşması, algının donuklaşması. Mesela “Kıyamet çok yakın, 70 yıl sonra, ne Müslümanlık kalacak, ne Hristiyanlık kalacak, ne Musevilik kalacak” diyoruz. “Daha çok var 70 yıla” diyor. 70 yıl, 7 tane 10 sene, göz açıp kapayıncaya kadar bitecek bir vakit. Çok kısa bir süre var. Bakın Mehdi (a.s) ve İsa (a.s)’ı 10 sene içerisinde göreceğiz” diyorum, “ne var bunda” diyor, “gayet normal” diyor. Bakın Kıyamet alametleri peşpeşe oluyor ve hepsi 1980 tarihini veriyor. Mesela göktaşlarının dünyayı sarması olayı, dünya tarihinde ilk defa oluyor, 1980’de başlıyor. Zamanın kısalması bilimsel olarak açıklanıyor, 1980’den itibaren başlıyor. Nemesis’in dünyaya yaklaşması yine 1980’lerde. Ay ve güneş tutulmaları ve diğer saydığımız 150 alamet, hep 1980’lerden sonra. Bazı kişilere bunları anlatıyoruz, “gayet makul” diyor. İşte bu, basiret ve ferasetin durmasından kaynaklanıyor. Buna “ülfet” diyoruz. Yani beynin adeta donması, akılda bir durgunluk meydana gelmesi. Bu yüksek dozda olduğunda, işte bu tip bir zararı oluyor. Ama tamamen kalkıp da insanın kafası çok berrak olursa, çok şiddetli korkudan dolayı, bu sefer ayağa kalkamayacak hale gelir. Yani çok şiddetli korku sarar. Onun için Allah, hafif ülfet vermiştir insanların üzerine ki, o şiddetli heyecanı yaşamasınlar diye. Mesela normalde beynin içinde yaşıyor insan. Şu kadarcık bir yerde yaşıyor beynin içerisinde. Bunu kavraması an meselesidir bir insanın. Çok kolay kavrar herhangi bir insan, ama tam kavrarsa çok şiddetli heyecanlanır, acayip korkar. Allah ülfetle onu tutuyor. Yani o heyecanı yaşamalarını durduruyor. Yoksa bir insanın bütün ömrünü birkaç milimetrekarelik bir yerde geçirdiğini, net anlaması durumunda ne olur bir insan? Üstelik de sırf ruh olarak yaşadığını görürse orada, muazzam heyecan duyar. Bunu tam yaşamaması için, işte o baskılama sistemi kuruyor Allah, ona ülfet diyoruz.
“Selamun Aleykum hocam.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben Kocaeli’nden, Hanife Karaduman Kazak.” Hanife Hanım kardeşimizin sorusu şu: Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, “Mehdi (a.s)’ın çıkışından önce 2011 ve 2012 tarihinde, bir savaş olduğunu söylemektedir. “Bu iyilerin ve kötülerin savaşı olacak” diyor şeyhimizin talebeleri. Bu konuda açıklama yaparsanız sevinirim. Allah şimdiden razı olsun.” Deccaliyet ile Mehdiyet, göğüs göğse yoğun bir savaşa girdi. 2011-2012’lerde daha da şiddetlenecek. Yani çaplanacak, onu anlatıyor Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamız.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Nuruyla evimizi aydınlatan, kalplerimizin pusunu gideren, mübarek Seyyid Muhammed Adnan Hocam.” MaşaAllah, sizler de bizi aydınlatıyorsunuz nurunuzla. “Hocam, hadiste “Hz. İsa (a.s)’a tabi olanlar, yeryüzünün en hayırlılarıdır” diye bildirilmiş. Mehdi (a.s)’ın talebeleri için de “yeryüzünün en hayırlıları” diye geçiyor. Hz. İsa (a.s)’ın 1200 kişiden oluşan talebeleri içinde acaba Mehdi (a.s)’ın talebeleri dahil midir Hocam?” Tabii ki. Hz. İsa (a.s) ile Mehdi (a.s) zaten beraber mücadele ediyor inşaAllah.
“Allah’ın nuruyla aydınlanmış o nurlu yüzünüzden ve ellerinizden öpüyorum Hocam. Allah, sizin ve Şeyh Nazım Hocamızın gücüne güç katsın. Yüksek ilminizi olabilecek en yüksek seviyeye yükseltsin. Bizleri de sizlere layık kılsın.” Allah razı olsun, Allah ilmini, hidayetini arttırsın, Allah sana uzun ömür versin, sağlık, bereket versin Batuhan kardeş maşaAllah.
Kardeşimiz Elbistan’dan yazıyor. Mükfimin Halil. “Selamun Aleykum Adnan Hocam. Programınızı zevkle izliyoruz. Son olayların sebebi olarak, Darwinizm’in siyasi kanadıyla iş birlikçilik olarak değerlendiriliyor. Süfyanizmin özelliği de iş birlikçilik değil mi?” Ülkemizdeki bazı kişileri eleştiriyor. “Allah’a emanet olunuz” diyor. Ama Darwinizm kargaşa ister, hep sokağa dökülmek ister, kırsın, yıksın, mağazaların camları aşağıya indirilsin, molotof kokteyli atılsın, var güçleriyle bağırsınlar, yakıp-yıksınlar, polisi taşlasınlar. “Nedir bunun amacı ne” diyoruz, “demokratik tepki” diyorlar. Bunun adına kepazelik denir. Nasıl demokratik tepki oluyor? Polisin alnına yumruk gibi taşı atmak, nasıl demokratik tepki oluyor? İnsanların helal kazançla yaptığı, helal olan malını mülkünü yerle bir etmek, evini kundaklamak, molotof kokteyli atmak demokratik tepki olur mu? Tam anlamıyla şeytani, deccali bir hareket ve zulümdür.
ALTUĞ BERKER:Bugün Malezya’da, İslamic Sience Üniversitesi’nde, 800 kadar öğrencinin katıldığı, evrim konferansımız oldu inşaAllah. Öğleden sonra ise Kuala Lumpur’un ünlü bir konferans merkezinde önceki Başbakanı Abdullah Ahmet Badavi’nin de katıldığı, 1000 kadar kişiye bir evrim konferansı oldu Hocam inşaAllah. Eski Başbakan Abdullah Ahmet Badavi, oğlu İbrahim Ahmet Badavi’yi, konferans sırasında, bize, yazarın hayranı olarak tanıştırmış. Haber geldi Hocam, “sizi çok seviyorlarmış.”
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Allah razı olsun. Allah bereket, canlılık, zihin açıklığı ve hidayet nasip etsin inşaAllah.
“Ey benim pek iyi, pek güzel hocam” diyor. “Hocam ben sizi çok ama çok seviyorum. Kendimizi hiç beğenmiyorum. Hocam hakkımda dua buyurur musunuz? Sizin duanız benim için çok önemlidir. Ellerinizi hürmetle öperim.” Ahmet Can kardeşimiz. Ahmet en güzel şey hidayettir. Allah sana hidayet nasip etsin. Allah kalbine inşirah, ferahlık versin. İnsanın nefsini beğenmemesi güzel, kendini eleştirmesi güzel, o velayet alametidir. Yani kötü bir şey değil.
“Hayırlı geceler Sayın Muhammed Adnan Hocam. Hocam o kadar çok gençlerimiz var, uyuşturucu peşindeler. Sevgiyi elde etmek için, güzel anı elde etmek için deccalle de hareket edip, uyuşturucunun pençesine düşüyorlar” diyor. “Bizim de Adnan Hocamız var, biz de onun bağımlısı olduk Hocam. Her gece dinliyoruz sizi” diyor. “Her gün yeniden gece saatini bekliyoruz ve dinlerken, o uyuşturucu peşinde olanların, o uyuşturucudan güya aldıklarını, biz sizden alıyoruz” diyor. “Herkese anlatmaya uğraşıyorum. Sizi dinlesin, kalbini sizin için açsın. Ama bazı kardeşlerimizin bu konuda bilgisi yok, onlara da ulaşmaya çalışıyorum” diyor. “Rabbim onlara da nasip eder, sizi dinlemeyi” diyor inşaAllah. Ebubekir Bektaş. MaşaAllah kardeşimizin ismi bayağı güzel.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Bu hafta içerisinde Cumhurbaşkanı, Devlet Denetleme Kurulu raporunda, şehidimiz Muhsin Ağabeyimizin ve Turgut Özal’ın ölüm raporları açıklandı. Rapora göre; “Muhsin Ağabeyimizin kazası, ki bana göre de şüpheli” diyor. Evet ben en başından söylemiştim suikast olduğunu, Muhsin Ağabeyimizin şehit olduğunu belirtmişim.
“Değerli Pirim Muhammed Adnan Hocam. Yüce Allah’ımın mübarek selamı ve nuru üstünüzde olsun inşaAllah. Hocam sorum şu: Bugünlerde çıkan, Müslüman ülkelerdeki çatışmalar daha kötüye gider mi? İkinci sorum: Seller yine çoğalmaya başladı. Üstelik Suudi Arabistan’da Hocam, orada nadir yağmur yağar. Her şeyde vardır bir hayır. Hocam ben Paris’te yaşıyorum, 25 senedir. Gelip bir görseniz Suudi Arapları, dünyanın en güzel sokağında prensler ve prensesler nasıl hava atıyorlar. Altlarındaki arabalar, neler neler yapıyorlar. Kendi ülkelerine döndüklerinde kapanıyorlar, ondan sonra da böyle selde hasar meydana geliyor.” Yani “sel onların öyle yaptığından dolayı hasar meydana geliyor, onlar Paris’te keyif yapıyorlar” diyorsun. Oradaki insanların ne suçu var? Alakası yok. İnşaAllah. Selleri Allah düşünmemiz için, dünyanın geçici olduğunu anlamamız için yapıyor. Çünkü hiç olmayan şeyler, 1980 yılından sonra, Mehdi (a.s)’ın zuhurundan sonra olmaya bağladı. Seller Mehdi (a.s)’ın zuhuruyla birden kesildiğinde bir nimet olacaktır. Ekonomik kriz birden kesildiğinde nimet olacaktır. Zamanın uzaması, yeniden kısalması gibi olaylar, yeniden dengeye oturuyor. Artık zaman makul akışıyla akacak inşaAllah. Hastalıklar geriliyor. Demin anlattığım bu konuyu, hep birlikte göreceğiz inşaAllah. Evet 1979’dan itibaren depremlerin, yüzde 400 oranında artış göstermesi, kardeşimizin de dikkatini çekmiş. Dünya tarihinde ilk defa oluyor. “Geçen gece sizi bir dinledim, bir daha uyuyamadım ve o halde ertesi günkü programınızı dinlemeye başladım. Bir ara da gözlerim kapanmaya başladı” o kadar da olmaz, gidin dinlenin. “Ama bir müddet sonra sohbetlerinizin güzelliğinden dinlemek durumundayım” diyor. “Tiryakinizim inşaAllah canım Hocam, Allah yar ve yardımcınız olsun. Canım Hocam, size 2012 yılı Maya Takvimi’nde, son yıl görünüyor ve uzay çağına girildiği görülüyor gibi bir soru soruldu. Siz “uzay çağı değil ama farklı boyutlara geçen insanlar çoğalacak” dediniz takriben. Acaba dün gece bahsettiğiniz, “fena makamına geçen insanların çoğalacağı” anlamına mı geliyor? Gönül dolusu muhabbetlerimi iletirim” diyor. Çok sevdiğimiz bir kardeşimiz. O da bizi çok seviyor, tanımıyorum ama çok seviyorum. Doğru yani o anlamda olabilir. Çünkü insanlar, sırf madde var zannediyorlar, bir de bakacaklar ki, madde zannettikleri şey, beyinlerinin içerisinde oluşuyor. Madde dışarıda var ama onunla hiç buluşamıyorlar. Onu, geniş çapta anlayacaklar anlamında da anlayabiliriz. Allahualem öyle inşaAllah.
“İyi akşamlar, ben Almanya’dan yazıyorum. Adım Hüseyin. Ben Adnan Bey’in birçok kitabını okudum ve kendisini çok seviyorum. Ben kendisini görmek ve tanımak istiyorum. Kendisiyle nasıl irtibata geçebilirim? Kendisi bizim için çok değerli bir yazar.” İnternetten bağlantı kuruluyor değil mi? Buraya da gelirseniz, her zaman söylüyorum, saat ikiden sonra müsait oluyorum.
ALTUĞ BERKER:Soru gönderilebilecek internet adresi: gecesohbetleri@a9.com.tr. A9 da yeni kurulacak televizyonun ismi hocam, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah. 21 Mart’ta yayına girecek Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Hadi bakalım inşaAllah. Ama şöyle Ulusal yayın yapan televizyonlar kurun da yani daha da geniş çaplı olaya dahil olalım inşaAllah.
“Selam hocam, iyi yayınlar. Ben Balıkesir’den yazıyorum” diyor Canan Hanım. Şeytan’dan Allah’a sığınırım.“Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin. Şüphesiz O, haddi aşanları sevmez.”Araf Suresi, 55. Ayetinde bahsedilen dua şeklini açıklar mısınız Hocam? Nasıl dua etmeliyiz. Samimi ve içten bir dua nasıl olur? Bir de Hocam, ben bir işe başladığım zaman, ilk başta çok iyi yaparken, sonrasında yapamıyorum. Yaptığım işin devamını getiremiyorum. Bunun için ne yapabilirim? Saygılarımla, iyi geceler.” Dua ederken, yalnız dua etmek gerekir. Yani dikkati dağıtacak bir şey olmaması lazım. İkincisi, maddenin konumunu bir kere biraz düşünmeleri lazım. Yani maddeyi göremediğini bilecek, dua eden insan. Allah’ın ona görüntüyü gösterdiğini, beyninde görüntüyü gösterdiğini ve beyninin içinde yaşadığını bilecek, Allah’a kendini tam bırakacak, Allah’ı aşkla sevecek, Allah’a hep pozitif ve olumlu olarak yaklaşacak, Allah’a hep hayır gözüyle bakacak, sevme gözüyle bakacak yani bir an olsun Allah’ı bırakmayacak ve ümitvar olarak bakacak. Yani Allah’a, kabus kafasıyla değil, aydınlık, sevgi mantığıyla bakacak, yani o şekilde dua edecek. Dualarında, maddi çıkarı değil de, manevi güzellikleri esas alarak dua etmesi lazım. Çünkü manevi yönden birçok hastalığı, eksiği olduğu halde, onları önemli görmeyip de, sadece maddi çıkar için dua etmek, bir eksikliktir. Önce manevi eksikliklerin ortadan kalkması için Allah’a dua edecek, kendini sürekli samimiyete doğru çekecek dua ederken. Samimi olduğunu düşünecek daha da samimi olmaya, daha da samimi olmaya çalışacak. Çünkü insan, Allah diyor ayette; “zaluma ve cehula” diyor, “zalim ve cahildir insan.” Zalimliğini ortadan kaldıracak, cahilliğini ortadan kaldırarak yaklaşacak, alabildiğine dürüst, alabildiğine samimi dua edecek. O zaman Allah duasını inşaAllah kabul eder.
Şimdi, ben yine Şeyh Nazım Hocamı dinlemek istiyorum. Hocamızın o güzel yüzünü ben bir göreyim inşaAllah.
-VTR- Şeyh Nazım El Hakkani Hazretleri’nin, Sayın Adnan Oktar İle İlgili Sohbetinden. (Ocak 2011)
ADNAN OKTAR:Benim Hocam dünyada bir tanedir, maşaAllah. Şeyh Ahmet Yasin Hocamıza dikkat ederseniz, o da sarığı çok güzel saranlardandır. Sarık göğsüne iniyor dikkat ederseniz, arka tarafa sırtına doğru da sarkıyor. Sarığın içinde kalmış oluyor. Sarık her tarafını kaplamış oluyor. Ahir zamanın çok çok önemli bir şahsıdır, Şeyh Nazım Hocamız öncelikli olmak üzere, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız da, ahir zamanın önemli bir şahsıdır inşaAllah. Hayır insanıdır, güzellik insanıdır, bereket insanıdır, cesaret insanıdır, yiğitlik insanıdır. Şeyh Nazım Hocamızın Kuran’dan, Resulullah (s.a.v.)’in sünnetinden aldığı güzel ahlakı ona yansıtmasıdır, Şeyh Ahmet Yasin Hocamıza yansıtması inşaAllah. Okulun ne kadar güzel bir okul olduğunu, ortamın ne kadar güzel bir ortam olduğunu, açan çiçeklerden anlıyoruz. Şeyh Nazım Hocamıza da, Ahmet Yasin Hocamıza, Şeyh Hasan Hocamıza da yaklaşan her kardeşimiz, en doğru yere yaklaşıyorlar. En doğru hareketleri yapıyorlar maşaAllah.
“Selam Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Size Bakü’den yazıyorum. Bir keresinde “Mehdi (a.s) zuhur ettiğinde, dünyada her türlü meyve yetişeceğini” söylemiştiniz. Azerbaycan’da muz ve kivi yetişmeye başlamış. Hayret, daha önce sadece ismini duymuştuk. Bakü’den sevgilerle.” Normalde öyle olması lazım dünyanın. Mesela ben, buraya gelmeden önce İstinye Park’a gittim. Bakıyorum hep normal klasik ağaçlar. Meyve ağacı olsun. Mesela yazın da yetişenler var, kışın da meyve veren ağaçlar var. Her yer meyve ağacı olsun ve hayvanlar olsun, sevelim biz. Yani karacalar olsun, ceylanlar olsun, yani o şirketler, çarşılar bunu rahatça elde edebilirler. Küçük bir hayvanat bahçesi, ufak, çok güzel de bakımını yapabilirler, iç kısımlarda da olabilir, o keratalara da gün doğar, gayet güzel neşelerini bulurlar. Birkaç tane eşek sıpası olsa orada sevsek. İnsanın içi gidiyor, acayip tatlılar. Mesela bir tane resimde gördüm eşek sıpasını, acayip tatlılar.
ALTUĞ BERKER:Bir tane gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet. Baksana tatlılığına. Yani bunları sevmek bir mesele oluyor, görmek bir mesele oluyor. Kardeşim biz niye sevemiyoruz? Mesela tavşanı mağazalar çok rahat besleyebilirler. Özellikle İstinye’deki gibi büyük mağazalar çok rahat besleyebilirler. Üç beş tane karaca, ona benzer diğer hayvanları çok rahat besleyebilirler. Çünkü özenli bakılması gerekiyor, onlar da çok özenli bakabilirler. Çok fazla hayvan olsa zor olur, tamam kabul ediyorum ama az hayvanı, çok kaliteli ve güzel bakabilecek imkana sahipler. Hatta bir tane de özel bakıcısı olur, gider severiz yani ne olur böyle bir başını okşasak, biraz seyretsek içimiz açılır. Ne meyve ağacı görebiliyoruz, ne sevebilecek hayvan görebiliyoruz, insanların da suratı asık, yani birbiriyle selamlaşan, birbirine sevgi gösteren insan görmek çok zor. Çoğu insan birbirine kuşkuyla bakıyor, korkuyla bakıyor, tedirginler, güvenmiyorlar birbirlerine. Niye böyle bir hayat olsun? Sevelim, sevilelim, dost, arkadaş olalım değil mi? Gittiğinde, masaları birleştirelim lokantaya gittiğimizde. Hayvanları sevelim, her gittiğimiz yere iltifat götürelim, sevgi götürelim, dostluk, arkadaşlık götürelim. Mağazalara bakıyorum, oradaki çalışan çocukların yüzleri asık, gece-gündüz tabii on-on beş yılını oraya veriyor, ayakta çalışıyor, o insanlar çile insanları, zor. Biraz gönlünü almak, biraz sevgi göstermek çok güzel olur. Girer girmez şu kaça-bu kaça olur mu? Halini hatırını sormak, onların içini açar ve kolaylaştırıcı olmak, onlara eziyet etmemek.
ALTUĞ BERKER:Hocam biraz evvel bahsettiğim Malezya konferansının resimleri.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah. Kim anlatıyor Oktar mı?
ALTUĞ BERKER:Oktar ve Cihat inşaAllah. Desenli gömlekli, Malezya eski Başbakanı.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, çok mübarek, muhterem bir insan. Beni kitaplarım, devletin resmi kitabı olarak okutuluyor, birçok yerde maşaAllah. İyi çok güzel.
Abdullah Yeğin Ağabeyimizi dinleyelim. Ağabeylerin sohbetine doyum olmaz.
-VTR-Bediüzzaman Hazretlerinin Yakın Talebesi Abdullah Yeğin Ağabey, İslam’ın Dünya Hakimiyetini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Abdullah Yeğin Ağabey, Said Özdemir Ağabey, Mustafa Sungur Ağabey, Seyyid Salih Özcan Ağabey, böyle unutulacak, köşede bırakılacak ağabeylerden değil. Çok çok büyük vicdansızlık olur bu. Bediüzzaman’ın, kolu bacağı gibi insanlardır. Yani ondan bir parçadır onlar. Bediüzzaman ne ise, onlarda bizim için o. Çok değerli ve çok önemli insanlardır, önemlerinin çok iyi ortaya konması gerekir. Sözleri de çok çok etkilidir. Yani zaman zaman gündeme gelmeleri, bazı toplantılarda insanların o mübarek insanlara rastlamaları yeterli değil, çok acayip. Çünkü Allah onlara uzun ömür vermiş ve yaşatmış, Bediüzzaman’dan sonra onu gören talebeleri, halen günümüzde yaşıyorlar ve çok büyük bir nimet bu. Bu nimetin kadrini bilmek lazım. Onlara karşı sevgi ve iştiyak içinde olmamız lazım. Yani gidip musallat olmak, rahatsız etmek anlamında değil ama bir toplantıya geldiklerinde, onların değerini sonuna kadar bilmek ve her sözlerinden çok ciddi istifade etmek lazım. Mesela Sungur Ağabey orada konuştu toplantıda, kim ne anladı, tam anlayamadım. Yani çok hayati bir konuyu anlattı. Hiçbir gazetede o konuşma yayınlanmadı. Sanki hiç konuşmadı Sungur Ağabey. O konuşmasını yayınlayın. Yani çok hayatidir, verdikleri demeç ve konuşmalar. Seyyid Salih Özcan Hocamızın konuşmaları çok hayatidir. Hiç alakasız adamların konuşmalarını sayfalarca yayınlıyorlar gazetelerinde, müthiş gündem yapıyorlar, ki konuşmaları incir çekirdeğini doldurmaz, boş konuşmalar. Ama Seyyid Salih Özcan Ağabeyimizin, Abdullah Yeğin Ağabeyimizin, Said Özdemir Ağabeyimizin konuşmaları, hayati ve gündem olması gereken konuşmalardır. Fakat bakıyoruz, gündem olmuyor. Bu da bir ahir zaman alameti, bu da bir acayiplik. Onlar gündem yapmazsa, ben gündem yaparım ve yapacağım, daha da inşaAllah birçok televizyon kanalı oluşturacağız, gazete de kuracağız ve Hocalarımızı, bu değerli üstadlarımızı, büyük ağabeylerimizi, dünyanın en önemli insanları olarak gündem yapacağız. Unutturmaya çalışanların aksine aksi yapacağız. >
Devam edelim.
-VTR: Sungur Ağabey
ADNAN OKTAR:Şimdi Bediüzzaman’ın bu açıklaması, hadislere dayalıdır. 7000 yıl ile ilgili hadislerde, ben defalarca anlatmıştım. “7000 yıllık” bir takvim veriyor biliyorsunuz Peygamberimiz (s.a.v.), “bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor. 5600, 7000’den çıktığında, 1400 yıl kalıyor. 1400 ile 1500’ün arasında, her şeyin biteceği anlaşılıyor. Bediüzzaman da bunu çok açık bir şekilde, hadis-i şerifi ebcedle, bölümlere ayırarak inceleyip bize açıklıyor, izah ediyor. Ama asıl kökeni hadistir. Bu, gaybden haber vermedir. Gaybden kim haber veriyor? Peygamber (s.a.v.) haber veriyor. Gaybı kim biliyor? Allah bilir. Ve Allah’ın bildirdiği Peygamberler bilir. Peygamberimiz (s.a.v.) de Ulu’l Azm, en büyük Peygamberdir. Allah, Peygamberimiz (s.a.v.)’e gaybı bildirmiştir. Allah’ın bildirdiği gaybı da, Peygamberimiz (s.a.v.) açıklamıştır ve gaybden bildirdiği her şey doğru çıkmıştır. Mehdi (a.s)’ın alametleriyle ilgili ne dediyse, tamamı ortaya çıkmıştır. Bu ümmetin ömrü ile ilgili olarak bildirdiği de, gayb haberidir, bu da doğru. Dolayısıyla, bir kahinin kehaneti değildir. Nostradamus’un bir açıklaması değildir. Nostradamus’a benzetmek, kahinlere benzetmek ahlaksızlık, küfür ve zulüm olur. Kim yaparsa, bu zulmün içine girmiş olur. O nurlu Peygamberimiz (s.a.v.) ne dediyse, tamamı doğru çıktı mı, çıkmadı mı? Çıktı. Muhbiri sadık mıymış? Muhbiri sadıkmış. Bakın bütün insanlar gördüler. Allah ispat etti. Biz iman ediyorduk ama Allah ispat etti. Kuran ayetlerinde Cenab-ı Allah’ın bildirdiği her şey doğru çıktı mı, çıkmadı mı? Doğru çıktı. Dolayısıyla, kahinlere, büyücülere, şuna buna inanan insanlar ayrıdır, Müslümanın burada Peygamber (s.a.v.)’in bildirdiği gayb ile ilgili habere inanması ayrıdır. Allah; “Ben seçtiğim Peygamberlerime gaybı bildiririm” diyor Allah. Doğru söylüyor Allah ve dediği doğru çıkıyor Cenab-ı Allah’ın. Hocamız da, Bediüzzaman’ın has talebesidir Sungur Ağabey. Birçok kişinin haber bile yok Sungur Ağabey’in varlığından. Söylediklerinden de haberleri yok, ne anlattığından da haberleri yok. Bakın diyor; “Hicri 1506 tarihine kadar, zahir aşikarane, belki galibane” diyor, “1506’dan-1543’e kadar, gizli mağlubiyet içerisinde vazifeyi tembiliyesine yapmaya devam eder” diyor. Sen gördün mü herhangi bir gazetede ya da dergide bu açıklamaları?
ALTUĞ BERKER:Yok Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu yeri yerinden oynatacak bir haber, çok önemli bir şey. Ve Sungur Ağabey, ağırlıklı olarak bu konuyu anlattı değil mi orada? Nasıl dedi, “ben ne anlatayım mı” dedi?
ALTUĞ BERKER:Konuşmaya öyle başladı, “ben şimdi ne anlatayım” dedi, sonra bunu anlattı Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Dolayısıyla “kaale almaz gibi, biz söylemezsek unutulur, kapanır” gibi düşünenler, boş yere uğraşıyorlar. Sırf ben onlara milyonlarca kere yeterim söyleyeyim. Yani onların yaptırdığı uygulamalar, engelleme faaliyetleri, unutturma faaliyetleri, boşa. Bakın Sungur Ağabey bir kere konuştu, defalarca ezberlettim adeta, ezberlettim. Hani gizliyordunuz siz, hani örtbas ediyordunuz, hani duyulmasını engelliyordunuz? Tabii bir kısım insanlarda kasten yapmamıştır, belki boş bulundular veyahut o programa gitmemiş olabilirler, haber gelmemiştir, onları tenzih ederim. Ama kasten haber yapmayıp, Nur talebesi olduğunu söyleyerek kasten haber yapmayanları, Allah ahirette karşımıza getirecek. Dünyada da onlarla hesaplaşacağız manen, ahirette de hesaplaşacağız inşaAllah. Yani yüz yüze geleceğiz, eğer utanma hissi varsa onlarda, inşaAllah.
“E-posta adresinizi vermeniz iyi oldu. Sizi radyodan dinliyorum, daha önce iki tane gönderdim. Geçenlerde beşinci sınıfa giden kızımla ilgili akla gelen türlü düşünceler konusunda sohbet ederken, bazı kötü düşüncelerin, şeytanın sinyali olabileceği gibi bir laf çıktı ağzımdan, o da bana “baba okul arkadaşım, içinden bir sesin kendisine bazen mukaddesata küfretme emrini verdiğini haşa, ara sıra böyle düşünceler yanlış olduğunu bile bile aklına geldiğini” söyledi.” “Bu arkadaşın bu konuşmasının istemediği hale aklına geldiğini söyledi” diyor çocuk. “İnsanın içinde kaç ses vardır? Şeytanın düşünce bazında insana etki etmesi ve bu mümkünse ki, böyle olduğunu sanıyorum, siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah ne yapmak lazım? Sevgi ve muhabbetlerimle, Bayındır” kardeşimiz. Kardeşim bir kere namazda insanın aklına, akla hayale gelmedik çok çirkin şeyler gelebilir. Özellikle dindar ve takva insansa, mukaddesata karşı böyle haşa içinden çok çirkin sözler, çok çirkin üsluplar geçebilir, düşünceler geçebilir. Cevabı mı; hiç muhatap olmamak. Çünkü ondan kişi hiç sorumlu değildir. Muhatap olursanız, ilgilenirseniz, kaale alırsanız sorumlu olursunuz. Hiç kaale almayıp şeytanı adam yerine koymazsanız, isterse bir milyon türlü kafanızdan fikir geçsin, hiç sizi ilgilendirmez. Geçebilir çünkü insan beyni açık, dış müdahaleye açıktır. Yani şeytanın müdahalesine açıktır. Unutkanlık verebilir, vesvese verebilir, niye kaale alıyorsun kardeşim. Hoşt köpek dersin şeytana, o kadar. Ne muhatap oluyorsun? Tek tek ona cevap veriyor, ondan müteessir oluyor, onunla ilgili ne yapacağını araştırıyor. Ne yapacaksın? Hiç cevap vermeyeceksin, kaale almayacaksın. Özellikle yeni yetişen gençler, çok daha dindar olurlar yani 13 yaş, 14, 15, 16, 17 yaşlarında onlar, şiddetli vicdan azabı çekerler bu tip olaylar akıllarına geldiğinde. Öyle bir şeye gerek yok. Vicdan azabı çekecek de bir şey yok. Üzülecek de bir şey yok, rahatsız olacak da bir şey yok. Tek yapacağınız, hiç kaale almamaktır, şeytana hoşt köpek dersiniz, bu kadar.
“Es Selamu Aleykum, Sayın Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Tarikatların görevini tamamladığını söylediniz. Peki Hz. Mehdi (a.s)’a ulaşırsak inşaAllah zikir dersi verecek mi? Bir de kardeşinizin hidayeti ve Hz. Mehdi (a.s)’a talebesi ve askeri olması için duada bulunur musunuz? Allah razı olsun. Hizmetinizi kabul ve makbul etsin inşaAllah.” Rıza Kıvanç. Mehdi (a.s) olduğunda, tabii ki tarikatların hükmü kalkmış oluyor. Bütün büyük tarikatların hükmü kalkar. Hükmen devam eder. Tarikatların kalktığını, bütün tarikat büyüklerinin tamamı söylüyor. Mehdi (a.s), Asr-ı saadet’e döndürecek insanları, Asr-ı saadet dönemi gibi olacak. Asr-ı saadet’te Peygamberimiz (s.a.v.), ne tesbihi yapıyorsa, o tesbihi yapacağız. Peygamberimiz (s.a.v.) nasıl namaz kılıyorsa, öyle namaz kılacağız. Onun neşesi nasılsa, onun sevgisi nasılsa, onun coşkusu, onun ruhundaki o bayram sevinci nasılsa, aynı o günlere döneceğiz, aynı dürüstlük, aynı güven ortamı olacaktır yaklaşık.
“Hocam bu Mısır, Cezayir ve Tunus’taki olayları nasıl değerlendiriyorsunuz? İyi akşamlar.” Cem isimli kardeşimiz. Ahir zamanda, bu tip olaylar olacak, olur da, devam da edecek, daha kapsamlı hale de gelir. Mühim olan, Mehdiyet adım adım ilerleyecektir ve gittikçe pekişerek, gittikçe güçlenerek, gittikçe katlanarak, gittikçe güzelliğini daha çok hissettirerek yayılmaya devam edecektir. Allah hepimizi Mehdi (a.s)’a talebe etsin, bütün Müslüman kardeşlerimizi Mehdi (a.s)’a talebe etsin, Hz. İsa Mesih (as)’a talebe etsin, hepimize hidayet versin Cenab-ı Allah, ferahlık ve inşirah versin, derin düşünme, derin akıl nasip etsin Allah. İmanın derinlikleri ayrıdır, o derinliklerde çok büyük güzellik vardır. Allah’tan derin iman ve derin düşünme gücü istiyoruz inşaAllah Cenab-ı Allah’tan. Ahlak da, derinliklerde güzeldir. Mesela çok detay insanlar vardır. Lafına sözüne çok dikkat eder, üslubuna dikkat eder, bakışlarına dikkat eder, ahlakta derin bir kavrayışa sahiptir, o insandan biz çok hoşnut oluruz ama bazı insanlar yüzeyseldir. Yüzeysel olarak hoş hareketleri olur. Birçok hareketi basit, akılsızca olur yani itici olur, farkına varmaz. Biz Allah’tan, her şeyin en derin ve en güzelini istiyoruz. En mükemmelini istiyoruz inşaAllah.
“Selamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Nurdan Hanım yazıyor; “Sayın Harun Yahya Hocam, ben Almanya’da yaşıyorum, 24 yaşındayım, iki kızım var. Gerçekleşen olaylardan ötürü çok tedirginim. Çocuklarım adına korkuyorum.” Yok Allah’a tevekkül et. Bir tek Allah’tan korkacaksın. “Almanya’da yaşadığım için ise korkum ikiye katlanıyor. Rabbim, doğru yolu göstersin diye çok dua ettim. Beni önce Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri, daha sonra Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri ve onun vesilesiyle size kavuştum. Uzun zamandır vesveselerle uğraşıyorum. Hamdolsun bu aralar rahatım. Namazlarımda şeytanla çok uğraşıyordum. Şeytandan Allah’a sığınırım Hocam. Bir sorum olacak; Süleyman Hilmi Tunahan Hazretlerinin günümüzdeki talebeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?” Süleymanlı kardeşlerimiz, çok mübarek, çok temiz, nur gibi muhterem insanlardır. “Onların Mehdi (a.s) ile ilgili düşüncelerinden haberdar mısınız? Çok teşekkür ederim.” Tabii ki. Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, bu yılları işaret etmiştir Mehdi (a.s) için. “İslam dünyaya hakim olacak” demiştir. Ama bu bir sırdır yani cemaatin sırrıdır, herkese söylenmez, yani has talebeleri bilirler. Özellikle “2012’lere işaret etmiştir. Ve İslam’ın dünyaya hakimiyetini, Mehdi (a.s)’ın zuhuru, Hz. İsa (a.s)’ın nüzulü, Süleyman Hilmi Tunahan’ın devrindeki diğer alimlerce de müjdelenmiştir. Ama Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri seyyiddir, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslinden, çok muhterem ve derin bir alimdir. Ama bunları has talebelerine açıklamıştır. Has talebeleri de, uygun gördükleri kardeşlerimize bu bilgileri veriyorlar ama halka aleni bir açıklama yapmıyorlar, onu söyleyeyim inşaAllah. “Allah işinizi rast getirsin, size müjdeleri, sevinçleri, zaferleri nasip etsin inşaAllah.” Hepimize inşaAllah. Namazda vesveseyi hiç kaale almayın, hiçbir anlamı yoktur yani sıfırdır. Ne ondan dolayı günaha girersiniz, ne sorumlu olursunuz yani hiç muhatap olacağınız bir şey değildir. İstediği kadar gelsin, istediği kadar çapı geniş olsun, istediği kadar çirkin olsun, o sizin imanınızın gücünü gösterir. Direkt iman alametidir. Yani şeytan nezih insanlara, derin imanlı insanlara, bu tarzda musallat olur. Müslüman ne yapacak? Sadece hoşt köpek diyecek, o kadar başka bir şey yok, inşaAllah. Kaale alması çok yanlış olur. İşte çirkinlik orada olur, kaale alırsa. Müteessir olmak, tedirgin olmak, sakın sakın, sıfırdır etkisi. Yani sıfır muhataplık olacak inşaAllah.
“Sevgi, Hürmet ile sizleri çok seven Rusya Tatarları. Selamun Aleykum Adnan Hocam. Size Bursa’dan yazıyorum. Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sevgili canımız, Muhammed Adnan Hocamız. Hz. Mehdi (a.s) konusunun çok önemli olduğunu söylüyorsunuz maşaAllah. Sorumuz var: Namaz kılan, İslam’daki farzları yaşayan bir insan, haberi olduğu halde şu anda Mehdi (a.s) konusunun önemli olduğunu bildiği halde, Mehdi (a.s) konusunda gözlerini kapatıyorsa, beni ilgilendirmez derse, o zaman ahiretteki durumuna, namazları, oruçları yeterli olur mu? Yoksa en önemli konudan vazgeçen insan, yaptığı farzlardan sevabına mahrum kalacak mı?” En önemli konu, İttihad-ı İslam. İttihad-ı İslam’ı önemli görmüyorsa, Allah ona ahirette sorar. “Bütün yapıp-ettikleri boşa gitmiştir” diyor Allah. Muazzam bir tehdit bu. Ve karşılaştıklarında Allah’a diyorlar: “Biz şirk koşanlardan değildik” diyorlar. “Bundan başka fitneleri olmadı” diyor Allah. Halbuki, çok özür dilerim eşek gibi biliyorlar yaptıkları hataları ve münasebetsizlik yaptıklarını da çok iyi biliyorlar, bilmezlikten geliyorlar. Bilinmez olur mu? Resulullah (s.a.v.) emrediyor. Resulullah (s.a.v) talimat vermiş; “Mehdi (a.s)’a uyun” diyor. İttihad-ı İslam için Allah, Kuran’ın başından sonuna kadar emrediyor. Adam muhatap olmuyor. Çünkü namaz kolay ama İttihad-ı İslam için mücadele etmek zor. Adama zor geliyor. Çünkü parasını kaybedebilir, işini kaybedebilir, birçok şeyini kaybedebilir. Zamanını alacak ve bütün ömrünü verecek, “o olmaz” diyor. Ama namaz ticaretine mani değil, hatta ticaretine daha da etkili hale geliyor. “Namaz kılan ağzımla konuşuyorum” diyor, “gerçekten bize maliyeti şu kadar” diyor. Filmde vardı bir bölüm, yani oradaki sahtekar üslubu vulgarize ederek anlatmışlar, samimiyetsiz, hatta namazıyla çıkar sağlayabiliyor bazı kişiler. Ama İttihad-ı İslam için mücadele ettiğinde, kitap alıp dağıtacak, parasını verecek, cd alıp dağıtacak, parasını verecek, internete girecek, bilgi alacak, dağıtacak, çok zordur. Ve bütün gününü alacak, bütün vaktini alacak, hayatını adayacak. Onun için anlamazlıktan geliyorlar. Peygamberimiz (s.a.v.), bu emri niye veriyor? Peygamberimiz (s.a.v.) mesela vefatından bir saat önce emir veriyor, diyor ki: “burayı süpürün, temizleyin” diyor. “Şu kişinin evinin tamiratını yapın bitirin” diyor, “şuraya da dört tane ağaç ekin” diyor ve bir saat sonra da vefat ediyor Peygamberimiz (s.a.v.). Şimdi vefat edince, o emir kalktı mı? Niye kalksın? Farzdır o emri yapmak. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Mehdi (a.s)’a uyun ve Mehdi (a.s) ile müjdelenin. Vahiyle bildiriyor Peygamber (s.a.v.). İttihad-ı İslam zaten Kuran’da başından sonuna kadar farz, her yerde geçiyor Kuran’da. “Nerede” diyor. Gözün kör mü, nasıl görmezsin? Yusuf (a.s) Kıssası’nda ne anlatılıyor? Süleyman (a.s) kıssasında ne anlatılıyor? Zülkarneyn (a.s) kıssasında ne anlatılıyor? Allah basiretini, aklını mı kapattı? Nasıl görmezsin? Nur Suresi’nin 55. ayeti neyi anlatıyor? Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Din, Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar Allah yolunda mücadele edin” ayetinin anlamı nedir? Bana bir açıkla, tefsir et, başka ne anlamı olur bunun. Bakın “Din, Allah’ın oluncaya kadar” yani İslam bütün dünyaya hakim oluncaya kadar ama bütün fonksiyonlarıyla, bütün özellikleriyle din hakim oluncaya kadar ve “fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar.” Bir yerde bile puta tapılıyorsa, fitne devam ediyor demektir. “Tamamı ortadan kalkıncaya kadar, Allah yolunda mücadele edin” diyor Allah. İttihad-ı İslam değil mi bu? Mehdiyet değil mi bu? “Nerede var” diyor. Senin gözün ters dönmüş. Gözünün sadece akı görünüyor, gözün gitmiş, aklın da gitmiş. Eğer samimi bakıyorsan görürsün, görülmeyecek bir yönü yok. Akıl, basiret, feraset gözüyle samimi bakanın, hemen göreceği ve anlayacağı gibidir inşaAllah. Ya Allah, Bismillah.
Bakın diyor ki Cenab-ı Allah, şeytandan Allah’a sığınırım.Nahl Suresi, 125. ayet.“Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir.”Yolundan sapan kimdir? Deccaldir. Hidayete eren kimdir? Mehdi (a.s)’dır. “Tebliğ yapın” diyor Allah. Bütün Müslümanlara farzdır. Bu nedir? Mehdiyet değil mi bu?
İsra Suresi7. ayet “Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz ve eğer kötülük ederseniz o da (kendi) aleyhinizedir.” Yani birine kötülük ederseniz, kendin vicdan azabı çeker, kendin boğulursun ve ahirette de karşılığını alırsın. “Sonunda vaad geldiği zaman,” ebcedi 2019 tarihini veriyor. Allah vaadinden dönmez. Diyor ki Cenab-ı Allah;
Rahman Rahim olan Allah’ın adıylaİsra Suresi 1. ayet “Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir.” Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa, her ikisi de Müslümanlara aittir. İslam olanlara aittir, Müslümanlara aittir. Muhammedi olunmadan da, Müslüman olması mümkün değildir.
“Musa'ya kitap verdik ve "Benden başka vekil edinmeyin" diye onu İsrailoğulları'na kılavuz kıldık.”İsrailoğulları, tek bir ümmetti o zamanlar. Yani iman eden Müslüman topluluğu, başka bir şey yok. Bir de başlarında Mehdileri var, Hz. Musa (a.s). Musa (a.s) olmadığında Mehdi (a.s) kim? Harun (a.s). Ama hiç Mehdisiz olmuyor. Hep başlarında bir Mehdi (a.s) vardır inşaAllah. Olmadığında da gıyabında Mehdi (a.s). Dağda ama boş bırakmıyor Cenab-ı Allah. Hz. Harun (a.s) görevde oluyor. Bunlar kaç parçaya ayırmışlar? Parça yok, tek bir ümmetler. Başlarında bir tane Mehdileri var. “ (Ey) Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın çocukları! Şüphesiz o, şükreden bir kuldu.” Hz. Nuh (a.s), devrinin Mehdi (a.s)’ı. Talebeleri kaç tane? Bir geminin içindeki az bir topluluk. Bölünmüşler mi? Yok. Allah’ın hitabı kime? Müslümanlar deyince, oradaki Müslümanlar, başka da Müslüman yok. Bölünmüyorlar. Ülkelere, devletlere ayrılıp, birbirleriyle savaşmamışlar. Bütün Müslümanlar tek bir topluluk. Tabii ki milletler olarak yaratıyor Allah bizi ama ümmet olarak tek bir ümmet oluyor.
Nahl Suresi,120. ayet “Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti.” Hz. İbrahim (a.s)’ın etrafına sonrada toplanıyorlar, kaç kişi var? 12 kişi var, o kadar. Bölünme var mı? Yok. Allah’ın hitabı kime oluyor? Oradaki Müslümanlara. O devrin Mehdi (a.s)’ı kim? Hz. İbrahim (a.s). Bir tane Mehdi (a.s) var. Ama mutlaka başlarında Mehdileri var. Hiç Mehdisiz bir toplum yok. İlk defa işte ahir zamanda, Müslümanlar bu hale düştüler, başsız. Hocaefendiler, mürşidler sürekli gece-gündüz Mehdi (a.s)’ı müjdeliyorlar ve İttihad-ı İslam’ı müjdeliyorlar. Bir kısmı evinde namaz kılıyor, hanımıyla beraber televizyon seyrediyor, çocukları alıyor hafta sonu teyzesine, amcasına götürüyor, geziyorlar, kadın ona köfte falan yapıyor, namazlarını kılıyorlar. İttihad-ı İslam, “biz o kadar takva değiliz” diyor. “İttihad-ı İslam tabii ki olması lazım ama olsaydı zaten Peygamberimiz (s.a.v.) yapardı” diyor. Bu şeytani bir cevaptır. Allah emrediyor, “dünyaya İslam’ı hakim edin” diyor Allah. Biz İslam ahlakını dünyaya hakim etmekle mükellefiz. Allah Peygamberimiz (s.a.v.)’e ne diyor? Senin evlatlarından, senin çocuğun olan, Mehdi (a.s) vesilesiyle, İslam’ı dünyaya hakim edeceğim” diyor Cenab-ı Allah. Mehdi (a.s) dünyaya hakim olduğunda, kim hakim olmuş oluyor? Peygamberimiz (s.a.v.) hakim olmuş oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e vekaleten Mehdi (a.s) dünyaya hakim oluyor. Onun çocuğu, evladı, torunu. Dedesinin emrinde olan bir insan inşaAllah.
Maide Suresi,48. ayet “Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı (Tevrat, İncil ve Zebur)doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet”Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in devrinin Mehdi (a.s)’ı kim? Resulullah (s.a.v.), bir tane Mehdi (a.s) var. Kime hitap ediyor? Bakın diyor ki Allah; “Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet” Bir tane ümmet var, bir topluluk var. Paramparça değil. Mezheplere, cemaatlere ayrılmış, birbirleriyle uğraşan bir topluluk yok. Bir tane Müslüman topluluğu var. Allah, Kuran’da hitap ettiğinde bir tane Müslüman topluluğuna hitap ediyor. Öyle ayrı ayrı, falanca ülke, şu tarikat, bu tarikat, şu mezhep diye ayrı ayrı açıklamıyor Allah. Bütün Müslümanları tek bir ümmet kabul ederek Allah muhatap oluyor. Sen ne yapıyorsun? Paramparça ediyorsun. Allah, bir tane istiyor. Bir topluluk istiyor ve hitabı da zaten bir topluluğa. “Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet” Aralarında dediği kim? Müslümanlar, tek topluluk. Ne ile hükmedecekmiş? Kuran ile hükmedecek, “ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma.” Deccaliyete uyulmaz. “Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız.” İttihad-ı İslam için yarışacak Müslümanlar inşaAllah. “Tümünüzün dönüşü Allah'adır.” Tümü kim burada? Ümmet, Müslümanlar. “Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.” Anlaşmazlığa düştükleri şey nedir? Mezhepler, cemaatler, gruplar. Anlaşmazlığa düşmeyecek Müslüman? Anlaşmazlığa düşmek haramdır, ittifak esastır. İttifak edecekler, bölünmek yok. O yüzden Türk İslam Birliği farzdır. Allah “Biz sizi milletler olarak yarattık” diyor. Bir kere Türki devletlerin tamamının birleşmesi gerekiyor. Tek millet onlar çünkü. Millet olarak bütün Turani devletler birleşecek. Bütün Müslümanlar hepsi kardeştir. Yani Ademoğlu hepsi kardeştir, milletler olarak, ümmet olarak da ayrıca birleşiyorlar. Bakın millet olarak birleşiyor ama ümmet olarak ayrı birleşiyorlar. İşte o ümmet olarak birleşmenin adına Türk İslam Birliği diyoruz. Ümmet derken, Müslümanların tamamının birleşmesi. Bu farz. Yani Kuran’da nereye baksak, bu ayetleri. görürüz. Bakın şimdi yine açtım, bir ayet, Enbiya Suresi, 93. Ayet, “Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar (dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi Bize döneceklerdir.” Allah, tehdit ediyor. Ne diyor Cenab-ı Allah? Bakın, “Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar (dinlerinde bölünmeler yaptılar,” Nur talebeleri bile kendi aralarında paramparçalar. “Dinlerinde bölünmeler yaptılar.” Mezheplere ayrılıyor, gruplara ayrılıyor, çeşitlere ayrılıyor. “hepsi Bize döneceklerdir. Artık kim, bir mü'min olarak salih amellerde bulunursa, onun çabası için (karşılık olarak) küfran (nankörlük) yoktur. Şüphesiz Biz, onun yazıcılarıyız.” “Gerçek olan va'd yaklaşmıştır, işte o zaman, inkar edenlerin gözleri yuvalarından fırlayacak: "Eyvahlar bize, biz bundan tam bir gaflet içindeydik, hayır, bizler zalim kimselerdik" (diyecekler)” diyor Allah, Kıyamet başladığında. Bakın bir daha okuyorum. “Onlar, işlerini kendi aralarında parça parça dağıttılar (dinlerinde bölünmeler yaptılar); hepsi Bize döneceklerdir.” İşte Mehdi (a.s), Kuran’da belirtilen bu fitneyi ortadan kaldırıyor. Bu paramparça olmayı ortadan kaldırıyor. O yüzden Mehdiyet farzdır. İttihad-ı İslam farzdır. Türk İslam Birliği farzdır. Vatanını, milletini seven herkes, birlik ve beraberlik istemekle mükelleftir. İkinci bir ihtimal olmaz. Bakın PKK’nın iti kopuğu o yüzden şımarıyor, Türk İslam Birliği olmadığı için şımarıyor.
Vaktimiz bitti mi? Ne yapıyoruz?
ALTUĞ BERKER:www.HarunYahya.Tv ’den devam ediyoruz.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren, Çay Tv, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...