SUNUCU: İyi akşamlar sayın seyircilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Çay Tv, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo, Harun Yahya Tv, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri Programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER: Mısır’da karışıklık artarak devam ediyor, Hocam. “Hüsnü Mübarek tüm protestolara ve çağrılara rağmen istifa etmiyor. Hükümeti azletti, onun yerine yeni bir hükümet kuruldu ancak, bu yeni hükümette halkın büyük tepkisiyle karşılaştı. Çünkü yine Mübarek’in kontrolündeki kişilerden oluşuyor. Müslüman kardeşler Hareketi de bu yeni hükümeti tanımadıklarını açıkladılar.”
ADNAN OKTAR: Ama dikkat edersen şimdi topluluk halinde yürüyorlar. Topluluk halinde yürümenin amacı; kuvvet arayışı, güç arayışıdır. Yani insanlar kendini güçlü hissetmek için bir şeyler yapıyorlar. Onlardan bir tanesi de sokağa çıkmak, sokakta bağırmak. Ama bu güç için yeterli değildir. Sokakta bağırmak sadece o bölge için ve o şehir için bir parça güç anlamı taşıyabilir. Asıl güç Müslümanların sükunet içinde, sevgi ve saygı bağıyla muhabbet bağıyla; Allah korkusu ve Allah sevgisine dayalı olarak, birbirlerini koruyup kollayacak şekilde ittifak edip bağlanmalarıdır. Ve aklı başında bir liderleri bulunmasıdır. En şiddetli güce bu şekilde kavuşabilirler, en yüksek güce bu şekilde kavuşabilirler. Onun dışında “hükümet bizi eziyor, devlet bizi eziyor haydi ayaklanalım”. Bunlar hep şu ana kadar olmuştur. Yaklaşık yüzyıldan beri sürekli ayaklanmalar olmuştur. Bütün İslam ülkelerinde kanlı şekilde bastırılmıştır. Müslümanlar hapsedilmiştir, acı çekmişlerdir bölünmüşlüklerden kaynaklanan ve güçsüzlük içinde devam etmişlerdir. Şimdi yine hareketleniyorlar ama yine bölünmüş oldukları için, yine kopuk oldukları için, yine derli toplu bir güç oluşmamış oluyor. Mehdi (a.s.)çevresinde toplanmadıktan sonra, Hz. İsa, Mesih (a.s.)’a karşı candan bir sevgiyle onun etrafında toplanmadıktan sonra bu mümkün değil. Yani hiçbir zaman için başarılı olma diye bir konu olmaz. Sürekli acı çekerler. Allahualem, tabii.
ALTUĞ BERKER: Mısır’la ilgili başka bir haberde, Hocam. Dediğinize paralel bir haber vardı. Mısır rejimi katliama hazırlanıyor diye bir haber çıktı. Mısır’ın güvenilir kaynaklarından edinilen bilgiye göre Mübarek rejimi hava destekli bir katliam hazırlığında.
ADNAN OKTAR: Hüsnü Mübarek; ateist masondur. Dinsiz rejimdir rejim. Materyalisttir hükümet, Darwinist ve materyalist bir hükümet vardır. Müslümanlardan şiddetle nefret eden, oradaki dindarlardan kinle bahseden bir üslupları var. Dolayısıyla Hıristiyanlardan da haz etmiyorlar. Daha Türkçesi deccaliyetin etkisi altındalar. Hüsnü Mübarek yılların adımıdır, öyle görmüş geçirmiş bir tiptir. Ve elleri de biraz kırmızı boyalıdır. Eli kanlıdır, gözü dönmüş bir adamdır. Dolayısıyla bu tip bir hareketi o zaten bekliyordur, bu tip bir olayı da bekliyordur. En fazlası da kaçar yurt dışına. Yani parası pulu her zaman hazır oluyor böyle tiplerin. Ama yine Müslümanların ağzında İttihad-ı İslam lafını duymuyoruz. Türk-İslam Birliği lafını duymuyoruz. Bu olmadıktan sonra aynı sistem yine devam eder.
ALTUĞ BERKER: Tunus’da en büyük muhalif guruplardan biri olan En Nahta’nın lideri olan Raşit el Gannuşi 23 yıldır İngiltere’de yaşıyordu. En Nahta Müslüman kardeşleri örnek alarak 1981 yılında kurulmuştu. Gannuşi bugün Tunus’a geri döndü. On binlerce kişi tarafından karşılandı. En Nahta Grubu hiçbir eylem ya da gösteri düzenlemeyeceklerini açıkladılar. Gannuşi’nin kendi ifadeleri vardı, Hocam. Daha önce TRT’ye verdiği bir demeçte. Şöyle diyor; “Türkiye bütün Arapların takip ettiği bir örnektir. Değişikliği isteyen tüm Araplar Türkiye’nin çok iyi bir örnek olduğunu görüyorlar” diye konuşan Gannuşi, Türkiye’nin özellikte Tunus’taki demokratik dönüşüme destek vermesini istemişti. Şöyle diyor; “Türkiye’nin bizim nezdimizde büyük bir değeri vardır. Osmanlı’nın bizim için değeri çok büyüktür. Türkiye olmasaydı belki şimdi Hıristiyan olmuştum. Bu yüzden bizim için Allah’tan sonra Türkiye geliyor” demiş.
ADNAN OKTAR: Gannuşi’yi tanıyoruz, daha önce görüşmüşlüğümüz de var. İyi bir insan, güzel huylu bir insan. Ama Gannuşi’nin tek başına yapabileceği bir şey yok. Liderler genellikle yalnızdırlar, çok dikkat etmek gerekir. Dünyanın her tarafında, taraftar olsa bile özünde yalnız oluyorlar. Onun için samimi olarak bir lider ortaya çıktığında ona çok iyi sahip çıkılması gerekir. Onun için liderleri devirmek de çok kolay oluyor. Çünkü özellikle demokratik ülkelerde parti liderleri dikkat ederseniz çok kolay etkisiz hale getirilebiliyor karşı tarafça. Tek bir iftirayla, tek bir sözle, tek bir konuşmayla bütün gücünü kırabiliyorlar. Onun için samimi sevenleri olması lazım, samimi destekçileri olması lazım liderlerin. Şimdi Gannuşi de, öyle tek başına yapabileceği bir şey yok. Bir süre sonra ona karşı da ayaklanır halk. Böyle geçici çözümlerle hiçbir yere varılmaz. Mutlaka Mehdiyet’tir çözüm bunu ağzına almadıktan sonra bu kurtuluşa eremezler.
ALTUĞ BERKER: Bu haberler olduğundan beri Risale-i Nur Haber sitesinde de İslam Birliği konuları yazılara yer veriliyor. Son günlerde örneğin Bediüzzaman’ın bir sözüne yer vermişler, bugün inşaAllah. İttihad-ı İslam ve İran konusunda Bediüzzaman’a Pakistanlı Muhammed Sabur anlatıyor, Hocam. Şöyle cevap vermiş inşaAllah, Üstad; “Panislamizm yok İttihad-ı İslam var. İleride bütün Müslümanlar bir usul ve anlaşma ile İslam Birliği’ni oluşturacaklar. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra en iyi adımlardan birisi; Türkiye, İran, Pakistan ve Afganistan’ın bir araya gelerek oluşturduğu Sadabat Paktı’dır, İran ise Müslüman bir ülkedir.”
ADNAN OKTAR: “İnşaAllah ileride İttihad-ı İslam için hiçbir müdahale etmeyecektir” diye devam ediyor, değil mi? Yani demek ki biz İran’ın kahrolmasını, ezilmesini istemiyoruz Cübbeli gibi. İran’ın da İttihad-ı İslam içerisinde olmasını, bu birlikteliğin içinde yerini almasını istiyoruz.
ALTUĞ BERKER: Yine Risale Haber’de İsmail Berk yazmış, Hocam. Yeni gelişmeler hakkında yorumlar yapmış. Şu şekilde; “Bediüzzaman’a göre, İslam dünyasının fecr-i sadıkı, gerçek kurtuluşu görülmeye başladı. İslam’ın istibdada müsait olmadığı görülmeye başlandı. Müslümanlar son yüzyılın vebası meskenet toprağını üzerlerinden atmaya başladı” demiş, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dediğim olayları şimdi, daha önce acaba diyenler. Şimdi bu yıldan itibaren acabalık kalkmaya başlayacak. Dediklerimin doğru olduğunu anlamaya başlayacaklar. Mehdi (a.s.)konusu doğru, ben doğru söylüyorum. İsa Mesih (a.s.)konusu da doğru, İttihad-ı İslam da doğru. Ben boş işlerin peşinden gitmem, boş bir şeyin peşinden gitmem. Mesela diyorum ki; Darwinizm aldatmaca ve yalan diyorum. Net doğru da onun için söylüyorum. Hem de kepazelik derecesinden bir aldatmaca. Net bir oyun. Çünkü çok iyi araştırdım, çok iyi araştırdık, kesin net delillerle söylüyorum. İttihad-ı İslam da, dünya metafizik, zannettikleri gibi değil. Bazı Hoca efendiler dünyanın küresel güçler, sosyal dengeler, onlarla alakalı olduğunu zannediyor. Dünyanın tamamı metafiziktir. Cenab-ı Allah kainatı metafizik yaratmıştır. Fizik gibi görülür ama metafiziktir. Bunun doğru olduğunu da 2012’de, 2013’de, 2014’te görecek kardeşlerimiz.
ALTUĞ BERKER: Milliyet’teki bir haberde Hocam bugün, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Can Dündar ile yaptığı röportajda Türkiye’nin ağır ağır faşizme doğru gittiğini belirterek, toplumun cesaretlendirmesi gerektiğini söylemiş. Mısır’ı örnek vererek “gerekirse ihtilal bile olabilir” demiş. İsmet İnönü’nün Menderes’e ihtilal uyarısı yaptığını anımsatan Kılıçdaroğlu; “şu an durumun daha vahim olduğunu” iddia etmiş. Kılıçdaroğlu bununla da yetinmeyerek Mısır’da otuz yıllık diktatöre karşı verilen mücadeleyi örnek göstererek “demokratik rejimi baskı rejimine çevirirseniz ihtilal millet için meşru bir hak olur. Mısır örneği de gösteriyor. Menderes döneminde de bir paşanın; ‘demokratik rejimi baskı rejimine çevirirseniz, ihtilal millet için hak olur’” dediğini hatırlatarak, bugün de aynı durumda olduğumuzu vurgulamış. “Ülkede bir baskı olduğunu ve milletin baskıya direnmesinin hak olduğunu” söylemiş. Ayrıca CHP’lilerin bugünlerde gerekirse polis, asker, jandarma göz ardı edilerek millet elinde ne varsa taşla sopayla kendi hakkını arayabilir mantığında açıklamaları oluyordu, Hocam. CHP’li adalet komisyonu üyeleri, milletvekillerinden birkaç kişi.
ADNAN OKTAR: Onların söylemesi önemli değil de Kılıçdaroğlu’nun söylemesi biraz garip. Çünkü o çok aklı başında tutarlı bir insan. Şimdi böyle bir söz etmesine ben pek inanamadım. Bu faşizmden kastını bize açıklasın, Kılıçdaroğlu. Belki bizim göremediğimiz bir şey var. Eğer sır değilse yani çok olağanüstü gizli bir şey değilse bize bunun ne olduğunu açıklasın. Açıklasın ki biz de ona göre konuşalım, yorum yapalım, eksik bir şey varsa eleştirelim. Yanlış bir şey varsa ona göre etrafımızdaki insanları uyaralım. Bizim fark edemediğimiz ne var onu bilmek istiyoruz. Yani çünkü faşist düşünce çok ayrı bir şeydir. Hitler ve Mussolini benzeri bir olay olması gerekiyor. Onu andıran ne gibi bir uygulama oldu, bu uygulamadan örnekler... Hiç olmazsa beş on tane örnek açıklanırsa çok iyi olur. Onun dışında hatalı olmuş olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: BDP de benzer şeyler söylüyor, Hocam. CHP’nin yanı sıra onlar da “Tunus’ta, Mısır’da olduğu gibi eğer yönetimler zalimlerin elinde ise halkın direnme hakkı vardır” diyerek halkı ayaklanmaya davet etmişler. Vanlıları örnek vererek “daha önce Van halkı sokak sokak direnişe geçtiğinde terörist ilan edilmişti. Ama şimdi CHP de halkı sokağa davet ediyor” demiş, BDP temsilcisi.
ADNAN OKTAR: Türkiye’de öyle bir şey olmaz. Türk halkı bayağı aklı başındadır. Ne Mısır’a benzer, ne Fas, ne Sudan, ne Tunus, ne Cezayir hiçbirine benzemez. Yani Türkiye’den böyle bir şey beklemek de biraz abes. Halkı tanımamak olur, bizim halkımız çok makuldür. Ekonomik kriz döneminde biliyorsunuz Arjantin’de orada burada herkes ayaklandı, bayağı şamata yaptılar. Türk halkı bayağı makul davrandı, olgundur. Haydi sokağa dökülün deyince, sokağa dökülen, rahatça, kolayca tahrik edilip olumsuz bir çizgiye çekilen bir toplum değil bizim Türk toplumu. Dindar, aklı başında, makul düşünen, vicdanlı toplumdur. Yani neyin neye mal olacağını bilir. Sokağa dökülüp kime bağıracak, neyi yıkacak millet, neyi devirmesi gerekiyor? Düşman olan ne var, kim var? Hangi hedeflere saldırması gerekiyor? Öyle bir hedef yok. Polis olmaz, asker olmaz, evlere saldıramazlar, insanlara saldıramazlar, nereye saldıracak? O zaman hedef göstersinler, nereye saldırılması gerekiyor? Mesela şuralar, bunlar düşman hedefi desinler. Nereler düşmanmış biz görelim, yani nerelere saldırılması gerekiyormuş görelim. Saldırılacak da bir şey yoksa, o zaman mesele yoktur zaten, değil mi? Ama saldırılacak hedef varsa, saldırın diyorlarsa, bizim milletimiz bayağı aklı başındadır, öyle saldırmayla bir şey yapmaz; demokratik yolla yapar. Çünkü seçimler yakında. Seçimde bir parti, bir düşünce yanlışsa onu alır sandığa gömer. Hatası varsa onu düzeltir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Özdemir İnce, önceki gün bir yazı yazmıştı. “Bütün dinlerin, hükümlerin kendi içlerinde (haşa) çelişkili olduğunu, (haşa) İslamiyet konusunda da içki ile ilgili ayetlerin birbiri ile çeliştiklerini, içkinin Kuran’ın diğer ayetlerinde yasaklanmasına rağmen Nahl Suresi’nin 69. ayetinde serbest bırakıldığını” iddia etmiş. Yazısında da sure numarasını yanlış vermiş. Özdemir İnce’nin yazısında ayet şu şekilde yazılmış. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Hurmalıkların ve üzümlüklerin meyvelerinden hem sarhoş edecek bir içecek çıkarırsınız, hem de güzel bir rızık. Herhalde bunda aklı olan bir toplum için kesinlikle bir ayet vardır, bir işaret” demiş, Hocam. Ayet Ali Bulaç Hocamız’ın tefsirinde şöyle. “Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır”. Bir kere ayeti yanlış çevirmiş, “sarhoş edecek bir içecek çıkarırsınız” diye ayette olmayan bir ifade kullanmış. Yazısında da surenin numarasını da yanlış vermiş. Ayetleri bu şekilde kendi yanlış yazmış, ayetlerin (haşa) birbiriyle çeliştiğini iddia etmiş, kendince.
ADNAN OKTAR: Şimdi kardeşim biz dedik ki Özdemir İnce cahil dedik. Ama abartılı şekilde cahil, inanılır gibi değil. Hiç alakası yok gösterdiği ayet. Arının karnından bal, arı sütü ona benzer güzel nimetler Kuran’da belirtiliyor. Orada şaraptan, içkiden alkolden bahsedilmiyor. Arının karnından şarap çıktığını kim söyleyebilir nereden çıkartıyor bunu. Arının karnından rakı, votka, şarap üretim öyle bir şey var mı? Allah aklını açsın bir şey olmuş Özdemir Dede’ye, ben anlamıyorum. İnanılır gibi değil, hiç duydunuz mu siz arının karnından şarap çıktığını? Onu da delil olarak veriyor, ben ne diyeyim bu adama, ne söyleyeyim? Cahilin en ileri aşaması başka söylenecek bir söz yok. Bir de Aydın Doğan da buna maaş veriyor, bu dedeme. Bakıyor ona orada demek ki arada sırada dedem böyle meyve suyu içiyor oradan masa altından, sonra da bu yazıları yazıyor. Biraz beyaz peynir gazete kağıdının üstüne seriyordur, Allahualem. Vişne şişesini de yanına koyuyor herhalde oradan alıyor, oradan alıyor anladığım kadarıyla.
ALTUĞ BERKER: Hürriyet’teki bir habere göre, doğal afetlerden dolayı artan gıda talebi ve artan fiyatlardan ötürü bilim adamları önümüzdeki dönemde dünya çapında ekonomik krizin daha da artacağını özellikle Amerika’nın bu krizden etkileneceğini açıklamışlar.
ADNAN OKTAR: Zaten ekonomik kriz devam ediyor şu an. Gittikçe katlanarak, şiddeti artarak devam ediyor. Kesinti olmadı tırmanacak, tırmanmaya da devam edecek, ekonomik kriz.
ALTUĞ BERKER: Bunun 2014’e kadar süreceğini ilk siz söylemiştiniz.
ADNAN OKTAR:2014’te çözülmenin nedeni de Mehdiyet’in tırmanmasıdır. Yani Mehdiyet’e karşı insanlarda bir sevgi oluşacağını biliyoruz. İsa Mesih (a.s.)’ın gelişine karşı bir sevinç meydana gelecektir. Dinde gelişme olacak, İslam’da gelişme olacak, o yüzden bir düzelme olacak. Yoksa durduk yere yine bunlar aynı kafadayken 2014’te ekonomik kriz çözülecek diye bir şey yok. Dinde gelişme olacağı için, İslam gelişeceği için 2014’te ekonomik kriz de çözülmüş oluyor. Yanlış anlaşılmasın diye özellikle belirtiyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Bodrum’da son zamanlarda gençler arasında bayılma adı verilen bir oyun modası yayılmış. Bu oyunda 3-4 dakika yere eğilen kişi ayağa kalktıktan sonra boynundaki atar damar sıkıştırılarak beyine oksijen gitmesi engelleniyormuş ve kişinin bayılması sağlanıyormuş. Bu oyun nedeniyle son 2 hafta için de 4 kişi hastanelik olmuş. Gençler arasında oynanan bu oyunu Youtube’da da yayınlıyorlarmış, Hocam.
ADNAN OKTAR: İşte İstanbul’un denizi tükenmez, Bodrum’un denizi de tükenmiyor. Böyle adamlar da tükenmiyor, sağlığıyla adam alenen oynuyor. Bir tek o değil ki adamlar başka delice hareketler de yapıyorlar. Silaha bir tane mermi koyuyor, bir o kafasına sıkıyor, bir o kafasına sıkıyor, Rus ruleti diye eğleniyorlar kendi aralarında kurşun kimin kafasına gelirse. Bu da o tarz bir eğlence. Uyuşturucu ile eğlence yapıyorlar. Din eğitimi olmadığında Darwinist, materyalist eğitimi olduğunda insanların aklına bir şeyler oluyor. Sonuçta da böyle olaylar meydana geliyor, bu en hafifi. Daha da kapsamlı, daha da anormal şeyler olabilir.
ALTUĞ BERKER: Kars’da İmam Hatip Liseleri’ne yapılan karne törenine katılan vali şöyle söylemiş; “Karneler hiç önemli değildir arkadaşlar esas karne inanın mahşer gününde alacağı karnedir. Onun için bu karneleri de, bu hayatınızı da, bu sınıfı da, bu eğitiminizi de buna göre yönlendirin. Dünya ve ahirette birer hedefiniz olsun. Hedefinizi büyük tutun, hedefe ulaşmak için var gücünüzle çalışın” şeklinde bir konuşma yapmış. Star Gazetesi de bu haberi “validen şaşırtan açıklama” başlığı ile vermiş. Radikal Gazetesi’nde Cüneyt Özdemir; Oktay Ekşi ile ilgili. Samanyolu Televizyonu’na katılmış Oktay Ekşi bir programda kadınların türban takmalarına üzüldüğünü, ancak güzel kadınların türban takmalarına daha çok üzüldüğünü söyleyerek. “Bu güzelliği saklamaları yazık değil mi?” Şeklinde bir yorum yapmış. Cüneyt Özdemir de bu bakış açısının son derece tehlikeli olduğunu ve kadınların kendilerini sakınmalarını ve saklamalarının kimseyi ilgilendirmeyeceğini yazmış. Ayrıca maharet insanların yüzündeki değil, yüreğindeki güzelliği görebilmektir diye de eklemiş.
ADNAN OKTAR: Dedeme bir şey olmuş, daha da gelişmiş. Gittikçe daha da gelişecek gibi görünüyor. Cüneyt Özdemir de iyi cevap vermiş.
ALTUĞ BERKER: Sabah Gazetesi’nde Ergun Babahan Cumhurbaşkanı Gül Hrant Dink’in ölümü ile ilgili Devlet Denetleme Kurulu’na olayı araştırma yetkisi vermiş. Cumhuriyet tarihinde ilk defa kökeninde Ermeni olmasına bakılmaksızın bir vatandaşımız hakkında devlet yetkililerin ihmal ve kastı bulunduğu iddia edilen bir olayın araştırılması için Devlet Denetleme Kurulu devreye sokuluyormuş. Bu gelişme üzerine Star Gazetesi’nden Ergun Babahan; “İşte benim Cumhurbaşkanım” başlıklı bir yazı yazmış. “Bu kararın daha önceki Cumhurbaşkanları tarafından hiçbir şekilde verilmeyen ve verilemeyecek bir karar olduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR: Evet şu ana kadar Devlet Denetleme Kurulu birçok konuda araştırma yaptı. Elde ettiği neticelere bir bakmak lazım. Yani neler elde etmiş, neler netleşmiş, neler netleşmemiş ona göre biz bir şey söyleyebiliriz.
ALTUĞ BERKER: Yiğit Bulut yıllardan beri Arap ülkelerinin birlik halinde hareket edememesinin temel sebebinin Mübarek’in İsrail’in emri altında hareket etmesi olduğunu söylemiş. Bu nedenle Mübarek’in devrilmesinin son derece önemli olduğunu, Türkiye ve Amerika’nın da Mübarek’in çekilmesini istediklerini ve bu durumun Türkiye’nin Ortadoğu’daki konumu güçlendireceğini söylemiş. Gelecekte artık Amerika-İsrail ikilisi yerine Amerika-Türkiye ikilisinin dünya politasında etkin olacağını da eklemiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O doğru ama Hüsnü Mübarek garibanın teki, yani Hüsnü Mübarek’ten dolayı Türk-İslam Birliği olmuyor değil. İttihad-ı İslam’ın oluşmama nedeni, Müslümanların genel olarak böyle bir talepte bulunmamasıdır. Aleni talepte bulunmaları lazım ve çok ısrarlı ve kararlı olmaları lazım. Israrlı kararlı duaları Allah kabul eder. Hiç gördünüz mü, siz? Bir nümayiş yapıldığında, bir gösteri yürüyüşü yapıldığında İttihad-ı İslam olsun, Müslümanlar birleşsin çok nadirdir. Hep o bölgeyi ilgilendiren oradaki kişileri ilgilendiren konuşmalar yaparlar. Yüz yıldan beri bu böyledir. Bundan sonra bekliyoruz, İttihad-ı İslam’a ait konuşmaları fakat Mehdiyet’in bir özelliği vardır, sessiz ve derinden yayılır. Pek şamatası olmaz, gürültüsü olmaz. Mehdiyet’in kendine has özelliğidir. Hz. İsa (a.s.)’ın faaliyetleri de öyle. Yani derinden, dipten gelişen bir sistemdir. En son aşamada ortaya çıkacak bir sistemdir. Mehdiyet’in etkisini ve lüzumunu ve gerekliliğini Allah insanlara ısrarla gösteriyor. Hüsnü Mübarek; Türk-İslam Birliği oluştursanız Mısır’a teklif götürseniz Hüsnü Mübarek ne diyecek? Hayır ben girmiyorum mu diyecek? Diyemez, anında kabul edecektir. Ama Allah bağnazlık şeklinde bir İslam Birliği’ni istemiyor. Yani eğer böyle bir şey mümkün olsaydı yüz yıl evvel olurdu. Allah onu kabul etmiyor. Allah onun yolunu sürekli tıkamıştır, yüz yıldan beri sürekli tıkamıştır, kapatmıştır. Kuran’a dayalı sahabe dönemi tarzı bir Müslümanlık anlayışına müsaade var. Allah böyle bir birliktelik olduğunda imkan sağlayacaktır, yol açacaktır. İşte bu da Mehdi (a.s.)ile oluyor inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Dünyanın dört bir yanındaki yanardağlar canlanıyor” diye haber vardı, Hocam. Japonya’daki Şinmoedake de faaliyet geçmiş, Hocam. Oradaki uçuşlar, iptal edilmiş. Endonezya’da da bazı volkanların püskürttükleri şeyden dolayı da oradaki uçuş trafiği de bozulmuş. Şu an da yanardağlarda hareketlenme olduğunu söylüyor, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yanardağlarda hareketlenme var, sellerde hareketlenme var, depremlerde hareketlenme var, olaylarda hareketlenme var, göktaşlarında hareketlenme var, Nemesis’te hareketlenme var, zamanın kısalmasında hareketlenme var, yağmur oranının artmasında hareketlenme var, insanların içinde sıkıntı ve azabın artmasında hareketlenme var, Türk-İslam Birliği’nde Müslüman aleminde hareketlenme var bu hareketlenmelerin hepsi Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tarafından hadislerde detaylı bildirilmiştir. Mehdi (a.s.)devrinin özellikleridir. Tsunamilerin artması, büyük kasırgaların olması, büyük olayların meydana gelmesi, alışılmış dışında olayların peş peşe zincirleme devam etmesi Mehdi (a.s.)devrinin özelliklerindendir. Hiçbir dönemde olmamıştır. 1980’den sonra başlamıştır, dünya tarihinde olmayan olaylar oluyor. Hiç olmayan olaylar, ilk defa hepsi... Mesela depremler hep istikrarlı gitmiştir. Birden bire 1980’lerde sonra özellikle 1999’dan sonra muazzam bir artış başlamıştır. Mesela kasırgalarda, nadir olan kasırgalarda muazzam sıklık başladı. Tsunamiler başladı, sel olduğunda ülkenin neredeyse tamamını kaplayacak şekle geldi. Görülmemiş olaylar oluyor. Kuş ölümleri oluyor, toptan hiç görülmemiş bir olayladır. Yüz binlerce kuş aynı anda ölüyorlar, milyonlarca balık aynı anda ölüyor, alışılmamış olaylar.
ALTUĞ BERKER: Örneğin Cidde’de sel felaketi oldu, Hocam Çarşamba günü. 11 kişi ölmüş.
ADNAN OKTAR: Zaten Cidde’de yağmur oralarda pek yağmaz. Geçenlerde kar yağdı. Suudi Arabistan’da çok zor olan olaylar.
ALTUĞ BERKER: Şu kayayı gösterebilir miyim Hocam? Bin tonluk kaya geçen sene İzlanda’daki patlamada volkandan bin tonluk kaya düşmüş, Hocam.
ADNAN OKTAR: Bunu fırlatmış?
ALTUĞ BERKER: Yakınlarında bulunmuş, Hocam. Patlamanın ardından.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, normalde gökten düşse çok büyük olay olur. Volkanın böyle bir güce sahip olması müthiş. Bin tonluk kayayı tüy gibi fırlatıp atması, maşaAllah.
“Selamun Aleyküm, Hocam hürmetle ellerinizden öperiz”, Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Geçen günkü bir konuşmanızda mezheplerin Mehdi (a.s.)devrinde kalkacağını fakat şu an itibariyle mezheplere uyulması gerektiğini söylediniz. Mezheplerin kalkacak olması, sünnet yolu üzerinde olmadıklarını mı gösteriyor? Bağlılıklarımız gerekçesi ile niçin ortadan kaldırılacak? Ellerinizden öpüyoruz, lütfen size bağlılığımızı kabul ediniz, inşaAllah ve dua ediniz. Selamun Aleyküm, Sururi Akdağ”. Zaten Müslümanlar birbirine bağlıdır, tabii ki kardeşiz, tabii ki birbirimize bağlıyız. “Mezhepler kalkacak” diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında mezhepler yoktu. Mezhepler kalkacak, tarikatler kalkacak, aynı Asr-ı Saadet gibi olacak. Ama tabii şu an mezhepler geçerlidir. Başka bir yol olmadığı için, mecburen bir müştehide, bir müceddite uyulması gerekiyor. “Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam”, zamanın hızlanması ile ilgili yazmış kardeşimiz. Özetle zamanın kısalmasını siz kendiniz de zaten görüyorsunuz, herkes görüyor. Yaşıyoruz, akıl almaz hızla geçiyor, haftalar günler, yıllar çok hızlı geçiyor. Bu, Mehdi (a.s.)devrinde yeniden normale dönecektir, o zaman normale döndüğünde onu da insanlar hissedecektir. Mesela bu kasırgalar durur Mehdi (a.s.)devrinde. Seller durur bir harikuladeliktir. Mehdi (a.s.)evvelinde yer gök birbirine karışırken, Mehdi (a.s.)’ın gelişinde birdenbire yer ve gök sakinleşiyor; Nuh Tufanı gibi. Mesela Mehdi (a.s.)’dan önce tufan var, Mehdi (a.s.)zuhur ettikten sonra tufan duruyor. Her şey normale dönecektir; ekonomi normale dönüyor, insanların içindeki sıkıntı kalmıyor, kuş ölümleri, hayvan ölümleri bunların tamamı duruyor, depremlerde sakinleşme oluyor. Bütün sistemde bir sakinleşme olacak bunu göreceğiz, inşaAllah.
VTR: KABE BASKINI
ADNAN OKTAR: Esra Hanım İstanbul’dan yazmış. “Sayın Adnan Hocam öncelikle mübarek ellerinizden öpüyorum ve sizi çok seviyorum.Ve her zamanki gibi çok şıksınız”, teşekkür ederim. “Tarzınıza bayılıyorum geçen haftalarda size mail göndermiştim fakat sorum olmamıştı. Şunu söylemek isterim ki geçen akşam sizin de belirtmiş olduğunuz gibi çok tatlı ve çok hoş sohbetsiniz. ‘Benim de böyle bir ağabeyim olsa da dinlesem’ demiştiniz. Bizim var ve çok nasipliyiz. Allah’ım sizi başımızdan eksik etmesin, inşaAllah” diyor. Allah sizleri de bizlerden ayırmasın, inşaAllah. Hidayet versin Allah, güzellik versin, sevginizi arttırsın, inşaAllah. “Hocam Özdemir İnce’nin yazısının size bir bölümünü iletmek istiyorum. Vereceğiniz cevabın Kuran-ı Kerim’i bilmeden, anlatmadan ahkam kesenlere kapak olmasını istiyorum, inşaAllah. Zaten yazılan ayet Nahl Suresi 69. ayeti değil, 67. ayeti, onu bile bilmeden yazmış” diyor. Dedem bayağı gelişmiş durumda zaten, yani olay sürekli ilerliyor Özdemir Dedem’de. Özdemir Dedem’in emekliliği gelmiş. “Kafa çekmek üzere içki sağlığa zararlıdır ama onun her kötülüğün anası olduğuna inanmam kötülüklerin sıralamasında ortalarda yer alır. Yani birinci ligde oynamaz. Laik bir toplumda yasaların ve yasakların gerekçesini dine dayandırmak son derece tehlikelidir. Çünkü bütün dinlerin birçok ilkesi birbiriyle çelişir. Örneğin Kuran-ı Kerim’in içkiyi yasakladığı söyleniyor ki doğrudur. Nahl Suresi’nin 69. ayeti de var. ‘Hurmalıkların ve üzümlerin bağlarından hem sarhoş edecek bir içecek çıkarırsınız hem de güzel bir rızık. Bunda aklı olan bir toplum için kesinlikle bir ayet, bir işaret vardır’ diyor. İsteyen istediği gibi yorumlar. Özdemir İnce saygılarımla”. Herhalde bizim Özdemir Dede değil bu, o mu?
ALTUĞ BERKER: Biraz evvel bahsettiğimiz konuyu yazmış galiba kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Aşağı yukarı mesela trafik kazaların çok büyük bölümü içkili olarak oluyor. Taşkınlık çıkarıyorlar, saldırıyorlar birbirlerine adam öldürmelerin yaralamaların büyük bölümü sarhoşken yapılıyor, içkiliyken yapılıyor. Ayrıca sirozdan başka içkinin meydana getirdiği tahribattan ölen insanların sayısı çok çok yüksek. Dolayısıyla boş bir söz değil o doğru. Kapsamlı detay verebilirim o konuda. “Laik bir toplumda yasaların ve yasakların gerekçesini dine dayandırmak son derece tehlikelidir”, ama zaten Türkiye’de yasalar var, yasaklar var. Bir insanın huzurunu kaçırarak, bir insanın mutlu olması diye bir konu olmuyor. Bir insan içip rezalet çıkaramaz, devlet bunu engeller. Kepazelik çıkaramaz oraya buraya ateş edemez. Nara atamaz, rezillik çıkaramaz, değil mi? Yahut gidip küçük, genç çocuklara içki satıp onları zehirleyemez. Öyle başı boş bir sistem olmaz. Dolayısıyla yasalar ve yasaklar her zaman olur. Dinle akıl iç içedir. Dinin anlattığı bir şey akla uygun oluyor, aklın anlattığı bir şey de dine uygun olmuş oluyor. Din bir şeyi yasakladığında devlet de yasaklıyor. Mesela devlet evlendirme daireleri kurmuş. Bu dinin emridir, evlenme ama devlet uyguluyor bunu. Değil mi? Vatandaşı evlendiriyor, birçok hüküm, Kuran’da olan hüküm devlet tarafından uygulanıyor. Ama Hıristiyan vatandaşlarımız var adam şarap içmek ister, içer o bizi ilgilendirmez. Mesela Musevi kardeşimiz vardır, şarap içmek ister içer. Veyahut rakı içmek ister, içer. Veyahut dinsizdir, ben dine inanmıyorum der içer. Karışamazsan yani biz zaten bir baskı toplumu olsun öyle bir sistem olsun demedik, demiyoruz da, değil mi? Adam ben inanmıyorum der, namazını da kılmayabilir, oruç da tutmaz, içki de içer, biz karışmayız. Ama başkasına zarar vermeye kalkarsa devlet yakasına yapışır, konu bu.
SUNUCU2: Devletimiz de tasvip etmiyor o yüzdenpolislerimiz trafikte promillerle ölçüyorlar.
ADNAN OKTAR: Tabii, yol boyu bütün milleti kontrol ediyorlar, içki içtin mi, içmedin mi gibisinden. Sen bana karışamazsın arkadaşım diyemez. Değil mi? Birçok insan ona emanet bırakılıyor, tabii dolmuş şoförü ben içerim kimse bana karışamaz diyemez. Devlet müdahale eder, dolayısıyla o anlamda bir özgürlük yoktur. Yani bir başkasının huzurunu kaçıran özgürlük anlayışı olmaz. “Selamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu Muhammed Adnan Hocam”, Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “ Hocam Hz. Mehdi (a.s.)’ın Muhammed, Fethullah, Şeyh Nazım Hocamız ve Mahmud Hocamız ile yekaza toplantılarından bahsettiniz. Şeyh Nazım Hocamız ve vekili sizi çok sevdiğini talebelerine sizin eserlerinizi okumalarını, internet sitelerini takip etmelerini söylüyor. Hocam ben ilk defa bir cemaatin başka bir cemaati takip etmesini önerisine ilk defa şahit oldum. Bu olayda zaten Mehdi (a.s.)faaliyette olduğunun kanıtı değil midir?” diyor, Osman. Tabii ki Müslümanların birbirine sevgi duyması, birbirlerine muhabbet duymaları, birbirlerine güvenmeleri, birbirlerine destek vermeleri, Mehdi (a.s.)’ın zuhur alametidir, inşaAllah. O anlamda doğru biz de Hocamızın eserlerini her zaman teşvik ediyoruz, okunmasını. Şeyh Nazım Hocamızın da, Mahmut Hocamız’ın talebelerinin eserlerinin okunmasını tavsiye ediyoruz. Mesela Mehmet Talu Hocamız, değil mi? Onun eserlerini tavsiye ediyoruz, inşaAllah. “Selamun Aleyküm”, Aleyküm Selam ve Rahmetullahu. “Mehdi (a.s.)’ın, Mesih (a.s.)’in geleceğine, şu anda birçok alametini yaşadığımıza çok inanıyorum. Sadece aklımı bir şey kurcalıyor, o da, şu zamanda yaşanan felaketler tarih boyunca zaman zaman olmadı mı? İnsanlar yıllarca savaşmış, o zamanda kendi bulundukları zaman içinde Mehdi (a.s.)’ın geleceği zaman diye düşünmüşler midir? Sahabe, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ölünce her şey bitti kıyamet kopacak diye düşünmüş. Bu zaman içinde öyle bir yansıma olur mu diye küçük bir şüpheye düşüyorum. Bilgilendirirseniz çok sevinirim, Rabbim kimseyi doğru yoldan ayırmasın.” Işıl Özsevinç Hanım yazmış. Eğer böyle bir şey olmuş olsa, ben onu söylerdim. Bu tip olaylar zaman zaman oluyor aynısı, benzerleri de var. Ama biz buna rağmen Mehdi (a.s.)’ı yine de umut ediyoruz. Gelebilir derdim. 1980’den itibaren başlayan olaylar, şu günümüze kadar olan olaylar 30 yıl içerisinde olan olaylar dünya kuruldu kurulalı hiç olmamıştır. İlk defa oluyor, dünya tarihinde hiç yok. Fırat Nehri’nin suyu tarihte hiç kesilmemiştir, ilk defa kesilmiştir. Kabe’de baskın tarihinde hiç olmamıştır, ilk defa olmuştur. Hac engellenecek şekilde baskın hiç olmamıştır. Bir kere olmuştur o da 1980’de olmuştur. Peş peşe kuyruklu yıldızın çıkması Harley’le, Lulin’in peş peşe çıkması, ilk defa oluyor. Olaylarla birlikte ilk defadır. On beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları olması ve bunu iki kere tekrarı olması tarihte hiç olmamıştır ilk defa olmuştur, bu olaylarla birlikte. Arkasından Afganistan işgali var, Irak’ın işgali var. Afganistan, Irak tarihte kaç defa işgal edildi. Üstelik bu olaylarla birlikte hiç olmamıştır. İletişim dünya tarihinde hiç böyle olmamıştır. İnternetin ortaya çıkması, televizyonların, radyoların ortaya çıkması ve bu kapsamda olması tarihte ilk defa oluyor, hiç olmamıştır. Dolayısıyla Mehdi (a.s.)’ın geliş zamanıyla ilgili açıklamamız nettir, kesindir. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “7000 yıllık size bir takvim veriyorum (7000 yıllık bir vakit) bunun 5600 yılı geçmiştir”, 5700’ü geçmiştir, 5800’ü geçmiştir, 5900’ü geçmiştir sürekli ilerlemiştir. Ama ilk defa son tarihe gelinmiştir. Yani Hicri 1400 ile 1500 arasındaki vakit bu verilen takvim ve zamanın geçmesi ile ilgili bilgiye göre 1400 ile 1500 arasında Mehdi (a.s.)’ın mutlaka çıkması gerekiyor. Başka vakit yok çünkü bu da dünya tarihinde bir kere olan olay. Peygamberimiz (s.a.v)’in açıklamalarına göre bir kere olacak olaydır. Daha önceki yıllar için mümkün; 1300 sene mümkün. Ama son gelinmiş 1400’e dayanmış. 1300 sene içerisinde Mehdi (a.s.)çıkmamış, 1400’e dayanınca başka vakit yok. Yani mutlaka Mehdi (a.s.)’ın ve İsa (a.s.)‘ın çıkması gerekiyor, gelmesi. Başka bir ikinci ihtimal yok. Dolayısıyla dediğim doğru çok kapsamlı, çok detaylı inceledim. Bir de ben olayların girift taraflarını çok iyi gören bir insanım. Çok kapsamlı düşünüyorum. Gece gündüz bu konu üzerinde araştırma yapıyorum. En ufak bir eksiklik, en ufak bir karmaşa olmuş olsa görürüm, inşaAllah. Dolayısıyla net emin olduğum bir şeyi söylüyorum, karmaşık bir şey yok, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Risale Haber Kırkıncı Hoca Efendi ile bir röportaj yapmış. “Fethullah Gülen’e okuduğum ilk Risale” başlığı altında, Hocam. Röportajda; sizin gündeme getirdikten sonra yakınlıklarını Mehmet Kırkıncı Hoca, Fethullah Hoca ile nasıl tanıştığını anlatmış. Fethullah Hoca’yı 13 yaşında tanımasını, her gün bir araya gelip ona Risale dersleri verdiğini anlatmış, inşaAllah. Halen de çok yakın olduklarını, sürekli telefonda görüştüklerini uzun uzun anlatmış.
ADNAN OKTAR: Evet ben söylemesem, bunu anlatmasam bu gizli kalacaktı bir anlamda. Israrla üzerine gidince kardeşlerimiz alenen söylediler, açıkladılar. Halbuki bu iftihar edilecek bir şey gizlenecek bir şey değil ki bu. Fethullah Hocamızı, Fethullah Hoca yapan Mehmet Kırkıncı Hocamızdır. Mehmet Kırkıncı Hocamızın kopyasıdır, Fethullah Hocamız, aynısıdır, aynı fikirleri savunur. Dolayısıyla çok iyi olmuş, Risale Haber. “Değerli Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı bereketi üzerinize olsun”, Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam siz daha önce Galatasaray’ın yeni stadında Başbakanımıza yapılan çirkin protestolar için medyada hiçbir haber çıkmadan canlı yayında mutlaka iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün parmağı vardır. Onlar bu tür fırsatları kesinlikle kaçırmaz demiştiniz. Hakikaten üç gün sonra bunu yapan bir grubun o tarz kişilerle bağlantılı olduğu anlaşıldı” diyor. Yalnız ben Kılıçdaroğlu Beyefendi’nin o üslubuna şaşırdım. Çok aklı başında, makul bir insan ayaklanma, halkı sokağa dökme, ihtilal bunlar çok dehşet verici olaylardır. Yani bunda masumların kanı akar, genç kızların kanı akar, delikanlıların kanı akar, evler yıkılır, ocaklar yıkılır, evler yanar toplum perişan olur. Ve devlet yıkılılır, hükümet yıkılır, müthiş bir anarşi ve kargaşa olur. Mahveder ve düşman da bundan çok rahat istifade edebilir. Böyle dehşet verice diyeyim bir olayı, bir düşünceyi Kemal Kılıçdaroğlu gibi makul, aklı başında şefkatli bir insanın savunduğuna inanamıyorum. Bir haberde yanlışlık var herhalde. İnanılır gibi değil. Yani hükümetin değiştirmenin yolu mu yok. Sandığa gidersin, tak başka partiye oyunu basarsın, bir hafta sonra konu biter, bu kadar basit. Başka bir hükümet gelir, niçin sokakta şamata yapılsın? Her haklı olduğunu düşünen sokağa çıkıp bağırırsa ne olacak? Mesela dindar olanlar çıkar, milliyetçiler çıkar, sosyalistler çıkar, komünistler çıkar, hepsi çıkar bağırırlar. Bağırtıyla, ihtilalle bir yere varılmaz. Kargaşa ile bir yere varılmaz, çok tehlikelidir böyle şeyler. Mutlaka demokratik, makul, akılcı çözümlerle neticeye varmak lazım. Halkı sokağa dökülmeye teşvik etmek çok çılgınca bir hareket. İnanılır gibi değil, şaka gibi yani. Herhalde espri yapıyorlar ve suçtur ayrıca bu, çok büyük bir suçtur. Ben haberin bana yanlış aksettiğini düşünüyorum. Basına yanlış aksettiğini düşünüyorum. Böyle bir şeyi diyecek bir insan düşünemiyorum. Halkı ihtilale teşvik etmek demek, ne demek? Çok ağırdır suçu bunun. Müebbet hapisle karşılığı bunun. Yani anayasayı tağyir, tebdil ve ilgaya cebren tam teşebbüs. Kanunlarla kurulmuş hükümeti görevinden cebren men’e. Bunlar hep müebbet hapis gerektiren suçlardır. O zaman tek çözüm aklımıza gelen basına yanlış yansımış. Biz yanlış duymuşuz, doğrusu bu. Ben buna inanıyorum, inanılır gibi değil. Çoluk çocuk ne olur kardeşim sokağa bütün millet dökülürse. Türkiye kan barut içinde kalır, yer yerinden oynar, olur mu öyle şey? Bizim milletimiz yapmaz öyle bir şeyi de yani bunun tahayyül edilmesi anormal. Yoksa bizim milletimiz bayağı aklı başındadır, kimse böyle bir şeye tevessül etmez, kimse de yanaşmaz. Ayrıca hükümetin faşist yönleri ne? Bana da söylesinler, benim bilmediğim nasıl oluyor, böyle bir şey? Herkes biliyorsa ben de bileyim. Yazsınlar bana göndersinler, bizim adresimiz belli. Şu yönden faşist desinler, hangi maddelerden, biz bir aydınlanalım, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Amerika’da evrimle ilgili bir haber çıkmış, uygun görürseniz. The Washington Post dün; “çoğu lisede biyoloji öğretmenleri evrimi savunmuyor” diyor, Hocam başlıkta, inşaAllah. “Yeni bir araştırmaya göre çoğu lisede biyoloji öğretmenleri evrimi savunmakta tereddüt ediyorlar. Aynı hafta devlet liselerinde biyoloji öğretmenleri hakkında yapılan araştırmada; biyoloji öğretmenlerinin yüzde on üç kadarının açıkça yaratılışı ve akıllı tasarımı savundukları ve sınıflarında en az bir saat bu konuda olumlu açıklama yapmak için ayırdıkları anlaşıldı. Geriye kalan yüzde altmış kadarı ise yerleşik uzmanların geçerliliğini kabul etmiyorlar ve yaratılışçı savları haklı çıkartıyorlar. Bu öğretmenler, öğrencilerini evrime inanmak zorunda olmadıklarını sadece sınavları için bilmeleri gerektiğini söylüyorlar. Öğrencilere kendilerinin karar vermeleri gerektiğini söylüyorlar. Bu araştırma Pants Day politika bilimi profesörleri tarafından düzenlendi. Science dergisinde yayınlandı. Araştırmaya 926 devlet lisesi biyoloji öğretmenleri dahil edildi. Sonuca öyle varıldı” diyor, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Amerika’da Darwinizm’in daha önce çok güçlüydü. Bayağı etkiliydi aşağı-yukarı savunmayan okul yok gibi bir şeydi. Fakat Amerika’da biz Yaratış Atlası’nı aşağı-yukarı bütün okulların yüksek okulların; doçentlerine, profesörlerine, yöneticilerine, emniyet mensuplarına, FBI’in, CIA’in yöneticilerine, hükümete bol miktarda gönderdik. Dolayısıyla Amerika’daki sitil değişti, Darwinzm’e karşı Amerikan halkı tavır aldı. Olay bu zaten o zamanlar yüzlerce, binlerce yazı çıkmıştı; atlasın etkisi ile ilgili. Ne kadar etkilendiklerini, ne kadara Darwnizm’in geriye adım atmak durumunda kaldığını anlatan çok fazla yazı çıkmıştı. “İnternet bağlantınız çok yavaş sizi çok seviyoruz” Ayşegül Hanım yazmış.
ALTUĞ BERKER: NTV’de evrimcilerin 1985 ile ilgili bir açıklamaları vardı. Şöyle diyor, Deniz Özsoy NTV programına katılan evrimci, “Türkiye’de yaratılışçılık diye bir akımın, Türkiye’ye girmesinin miladı 1985’dir” diyor.
ADNAN OKTAR: Yani benim faaliyetlerimin ilk atağa geçtiği yıl, 1985. Bütün İstanbul’da büfelerde, ücretsiz broşür dağıttırmıştım, Darwinizm ile ilgili ama yüz binlerce broşür dağıttırdım. 1985 yılına rast geliyor. Hazret de onu anlatıyor.
ALTUĞ BERKER: Ayrıca Sultan Baba’nın çekiminde oğlunun (Ahmet Efendi’nin) “1985 yılında Mehdi dünyadadır” demiş, Sultan Baba.
ADNAN OKTAR: Yani bizde o devirde Mehdi (a.s.)talebeleri olarak devrede olmuş oluyoruz.
ALTUĞ BERKER: 1985 Mehdi (a.s.)’ın zırh ve gölgesinin başladığına işaret etmiştiniz Hocam siz de.
ADNAN OKTAR: Evet doğru 1980’lerde başlamıştı ama 85’lerde çok gelişmiştir. “Sayın Hocam sizin güzel programınızı her gün büyük bir zevkle izliyorum. Hocam bir arkadaşım bana dedi ki; ‘birileri biz İsrail’e bomba atarız’ demiş. Siz de Yahudiler benim dostumdur, kardeşimdir demişsiniz. Bu kişi bana Kuran’dan bir sure gösterdi. Güya Yahudileri dost kabul etmek dinsizlikmiş. Hocam bu konu hakkında beni aydınlatır mısınız? Sizi çok seviyorum, sizin talebeniz olmak istiyorum. Surenin adı Bakara Suresi’ydi. Lokman Bilgili”. Biz Musevileri Allah’ın kulu olarak, potansiyel Müslüman olarak görürüz, yani biz nefret politikası, kin politikası gütmüyoruz. Dinsizlere, ateistlere karşı da şefkatliyiz. Vatandaşımız olarak görüyoruz, onların iyi olması, güzel olması için gayret ediyoruz. Dolayısıyla Museviler de Peygamber soyudur, Hz. İbrahim (a.s.)soyudur. Biz onların iyi olması, Müslüman olması için gayret ederiz. Kafir bunlar, bunlar ezilmesi gerekiyordur, taşlar, odunlar bize haber verecek; bunları tuttuğumuz yerde öldüreceğiz mantığıyla yaklaşmayız. Biz onları her zaman kurtarma mantığıyla, daha iyiye gitmeleri mantığıyla değerlendiririz. Yahudiler insan olarak tabii ki dostumuzdur. Ama inançta batıl olan bir inancına dost olmayız tabii ki. Yanlış olan bir inanca dost olmayız. Ama Allah’ın kulu olarak tabii ki dostumuz. Tabii ki şefkat duyarız, “La ilahe illaAllah” kardeşliğimiz var. “La ilahe illaAllah” dostluğumuz var. Yani Allah birdir demeleri dolayısıyla dostuz tabii ki. Ama sapkın ve yanlış inançları olduğunda, o konuda dost olmayız. O konuda doğruyu bulmaları için, doğruyu elde etmeleri için gayretli oluruz. Ama kinle, nefretle yaklaşmayız. Nitekim Cübbeli’nin kendisi de söyledi. Bu Cübbeli kafasındadır bu tip şeyler. Ne diyor; “Museviler ve Hıristiyanlar Mehdi (a.s.)devrinde Müslüman olacaklar” diyor. Ama nasıl açıklıyor? “Tevrat’ın orijinaliyle onlara dini tebliğ edecek. Tevrat’la tebliğ yapacak. Hıristiyanlara da İncil’in orijinaliyle tebliğ yapacak” diyor. Demek ki Tevrat’ın değişmemiş hükümleriyle onları doğru yola çekecek. Hıristiyanları da İncil’in değişmemiş hükümleriyle doğru yola çekecek. Peki bu dostane ve kardeşçe yaklaşmadan bu nasıl elde edilecek. Ey kafir gel sana dini anlatayım demeyeceğine göre, Mehdi (a.s.)şefkatle yaklaşacağına göre üslubu da şefkatli olacaktır.
VTR: CÜBBELİ: MEHDİ TEVRAT’IN ASLIYLA HÜKMEDECEKTİR
ADNAN OKTAR: Mehdi (a.s.)Tevrat’la Musevileri eğitirken “Ey zındıklar, ey kafirler, ey katledilmesi gereken varlıklar” demeyeceğine göre, Cübbeli’nin ifadesi de açık olduğuna göre demek ki anlattıklarımız doğruymuş. İzahlarımız doğruymuş, Hıristiyanlar, Museviler de Müslüman olacaklar ama biz onlara şefkatle yaklaşacağız, saygı duyacağız, değer verdiğimizi hissettireceğiz. Adam yerine koymayarak, aşağılayarak, hakaret ederek, küfrederek İslam anlatılmaz, değil mi? Öldürülecek mahluklar olarak görürsen o şekilde İslam’ı anlatamazsın. Nitekim Ehl-i Kitap’tan hanımlarla evleniliyor. Kuran ayeti var. Yani Hıristiyan kadınlarla, Musevi kadınlarla evleniliyor. Evlendiğinde “Ey kafir seni nikahladım, ey kafir seni çok seviyorum” mu diyecek? Ne diyecek? Hanımına hitap ediyor, sevgilim diyecek, aşkım diyecek, ne gerekiyorsa güzel sözler edecektir. Cübbeli’nin kafasıyla yaklaşırlarsa Türkiye’de Müslüman diye bir şey kalmaz. Müslümanlık da kalmaz akıllarını başlarına alsınlar. Çok yanlış düşünüyorlar. Cübbeli’nin bir tavrı da bazı sözleri değiştirmesi, böyle vulgarize etmesi. İlaveler ekler yapması, çıkartmalar yapması dolayısıyla kendini kahraman gibi göstermeye çalışıyor. Anlatmıştım, hava durumunda Medine’de yağacak yağmuru bildiriyor, günler öncesinden bildiriyor. “Ben Mekke’ye gittim dua ettim, ertesi gün yağmur yağdı” diyor. Zaten bir hafta öncesinden söyleniyor, yağmurun yağacağı. İlla kendini böyle evliya gibi gösterecek. “Ben dua ettikten sonra oldu, yağmur yağdı” diyor.
“Esselamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleyküm Selem ve Berekatuhu. “Çok değerli Muhammed Adnan Hocamız sohbetlerinizi her gece takip etmekteyim ve sizi çok seviyoruz, Allah sizden razı olsun. Hocam bildiğiniz gibi dünyanın manyetik alanı değişiyor, manyetik kutuplar binlerce yıl sonra yer değiştirmekte. Acaba bu konunun Güneş’in batıdan doğması ile bir bağlantısı olabilir mi? Bir de Kuran’da ya da İslam’daki cezalar nelerdir? Cevaplarınız için Allah razı olsun, ellerinizden öperim, Ali Taştan, Berlin”. Açıp Kuran’a bakarsan hepsini görürsün, değil mi? Ama genellikle İslam’da cezalar uygulamaya yönelik değil, caydırmaya yöneliktir. Yani öyle bir sistem kurmuş ki Cenab-ı Allah, mesela zinada dört şahit istiyor Cenab-ı Allah, ayette. Dört salih şahit yani yalan söylemeyen dürüst şahit. Bir de tam klasik cima anında bulunması lazım. Öyle bir şey zaten mümkün değil ki, adam kapıyı vurduğunda adam zaten öyle bir şey yapmaz, öyle bir durumda olmaz. Öyle bir tavır içinde olacak değildir. Dolayısıyla bir insanı o şekilde yakalaması teknik olarak mümkün değil. Çok çok zordur dört kişinin öyle bir ilişkide yakalaması. Dolayısıyla caydırmaya yönelik olduğu belli cezaların, inşaAllah. İnternete çok fazla sayıda yüklenme var. Çünkü server sayısı rekor sayıda yine yetmiyor. Ama yine arttırabiliriz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam ben kitabınızı tanıtmak istiyorum; Kuran’ı Rehber Edinmek. Kuran’ın Allah sözü, insanlar için bir hidayet rehberi olduğunu, dünya üzerindeki her insana hitap ettiğini, hükümlerinin indirildiği zamandan bu yana tüm devirleri kapsadığını, dolayısıyla her insanın başvurması gereken en önemli kaynak olduğunu anlatan eseriniz Hocam, inşaAllah. Bir de bir internet sitesi uygun görürseniz Hocam. Çocuk bahçesi neşesi, inşaAllah. Kitaplar bölümünde Darwin’in insanları kandırmak için söylediği yalanlar var. Karıncaların dünyası var, inşaAllah. Bir müminin bütün bir gün boyunca neler yaptığını, nasıl yaşadığını, vücudumuzdaki mucizeleri, kusursuz petek yapan bal arıları ve daha birçok ilgi çekici konuyu bulabilirler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm Hocam, benim ismim Uğur, sizi daha yeni tanımaya başladım. Bir hafta oldu, Facebook’ta gezerken sizi gördüm. Etkilendim ve şu an da sizin takipçiniz oldum. Benim iki sorum olacak. Eğer cevaplandırırsanız benim kafamdaki soru işaretlerini silmiş olacaksınız inşaAllah. Birinci sorum; dünyanın yaşının 7000 yıl olduğu ve bizim şu anda 1432 yılında olduğumuz, videoda izledim bunu açıklar mısınız? Bu doğru mu? Eğer doğruysa Mehdi (a.s.)ne zaman zuhur eder? Ben şu an 24 yaşındayım, isterim ki o büyük zat ile beraber aynı safta olmak. Tahmini bir zaman söyleyebilir misiniz?” İşte demin de anlattım. “Dünyanın ömrü 7000 yıl, 5600 yılı geçmiştir” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.). 7000’den 5600 yılı çıkardığımızda, 1400 kalıyor. O zaman 1400 ile 1500’ün arasında her şey bitecek demektir. Hicri 1400 ile 1500 arasında. 1432’de olduğumuza göre en fazla 70 yıl var. Bu 70 yıl içerisinde hem Mehdi’yi, hem Mesih’i, hem İttihad-ı İslam’ı (Türk İslam Birliği’ni) hepsini göreceğiz inşaAllah. “Selamun Aleyküm Hocam, Mesih sizce ne zaman kendini belli edecek? Dünyanın ömrü az kalmış, neden Diyanet bundan bahsetmiyor? Hep aynı hutbeler, değişen bir şey yok. Önemli konulardan hep kaçıyorlar. Ramazan”. Onu Diyanet’e dilekçe ile sormak lazım. Muhatabı onlar olduğu için. Dünyanın az ömrü kaldığını herkes biliyor. Museviler de biliyor, Hıristiyanlar da biliyor. “Esselamu Hocam”, Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekutuhu. “Benim işim rast gitmiyor, iş bulamıyorum. Bana dua eder misiniz? Ferhat Yılmaz”. Allah sana bereket versin, ferahlık versin, Allah seni zorda bırakmasın, inşaAllah. Hiçbir kardeşimizi Allah zorda bırakmasın, inşaAllah. “Selamun Aleyküm Adnan Hocam”, Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sizin sayenizde Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadislerde belirttiği olayları daha iyi anlıyoruz, inşaAllah. Sitelerde gördüğüm Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur vakti ile ilgili bir hadiste şarkta boynuz şeklinde bir yıldız çıkacağı, sonra fitne zuhur edeceği belirtiliyor. ‘Abbasi Melik Horasan’a ulaştığı zaman şarkta boynuz şeklinde yıldız çıkar. Ve fitneler alaca karga Mısır’da zuhur edinceye kadar devam eder (ve Mısır’da da fitne çıkar, kargaşa olur)’ diyor. Mısır’da çıkan olaylar bu fitne olabilir mi, Hocam? Allah sizin ve talebelerinizin bilginizi daha da arttırsın, inşaAllah. Hocam bizlere ve çocuklarıma dua buyurabilir misiniz? Allah sizden razı olsun sevgi muhabbetle, sizleri çok seven Mehmet Bulut, İzmir’den” yazmış. Sana ve çocuklarına Allah güzellik versin, ferahlık versin, uzun ömür versin, hidayet versin, inşaAllah. Bütün milletimize, inşaAllah. Tabii çok manidar, Güneş ve Ay tutulması çok detaylı açıklanıyor. “O yıldızı gördüğünüzde fitnenin şerrinden Allah’a sığının”, o yıldız zaten çıktı. “O yıldızın dağılması Güneş ve Ay tutulmasından sonra olacaktır”, o da doğru olarak zuhur etti. “Sonra fitneler alaca karga Mısır’da zuhur edinceye kadar devam eder”. Alaca karga kim bilir kimi kast ediyor, Peygamberimiz şimdi onu da göreceğiz. Mısır’da kargaşa olacağı, Mehdi devrinde belirtiyor. “Mısır’da bir fitne olacak” diyor. Bu fitne o fitne midir? Olabilir, benziyor çünkü bayağı benziyor. “Sevgili Hocam ben de Antalya’da yayın yapan Bizim Antalya.com Gazetesi yayın yönetmeniyim. Fisebilillah yayınlarınızı yayınlamaya çalışıyorum. Dualarınızı bekliyorum, İbrahim Yılmaz.” MaşaAllah bizim bu sohbetlerimizi yayınlayan internet sitelerini saymaya kalksak bir saatimizi alır herhalde, o kadar çok internet sitesi yayınlıyor, maşaAllah. Selamun Aleyküm” ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Yusuf yüzlü Hocam ben Almanya’dan Fatih Mehmet, Şubat’ın beşinde Türkiye’den Bülent Arınç ve dini liderler Almanya’da buluşacak, inşaAllah. Biz de davetliyiz, size sorum; sanki Bülent Arınç olsun, Davutoğlu ya da Başbakanımız bir şeylerin farkında ve planlı bir şekilde Hz. Mehdi (a.s.) için zemin hazırlıyorlar gibi bir his geliyor. Acaba Mehdi (a.s.)’dan emir mi alıyorlar?” Yok değil Allah kalplerine ilham ediyor. Mehdiyet’in zıl ve gölgesi böyledir. İnsanlar farkına varmadan Mehdiyet’e hizmet ederler. Davutoğlu farkında değildir, Başbakan da farkında değildir. Bülent Arınç da farkında değildir, Allahualem. Amerika da farkında değil, Rusya da farkında değil. Farkında olmadan hizmet ediyorlar. Allah’ın ilmidir bu, Allah diyor; “farkına varmadıkları bir yerden” diyor, ayette de belirtiyor, inşaAllah. Tuğrul kardeşimiz yazmış; “Sayın Muhammed Adnan Hocam, öncelikle selamlarımı sunarım”, Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sizi yaklaşık 4 ay önce internetten izlemeye başladım ve bir daha da bırakamadım”. MaşaAllah, kardeşim hakikaten alışkanlık oluyor. Benim de böyle bir Hocam olsa hakikaten izlemeden duramam, doğru, inşaAllah. “Öğrencilik yıllarımda CD’lerinizi izlemiştim. Bana çok şey kattığına inanıyorum; evvela imanımı kuvvetlendirdi, sonra ilmimi arttırdı. Allah sizden razı olsun, size bir sorum olacak. Size gönderilen asa hakkında; Hacı Bayram Veli Hazretleri’nin bir asası vardı. Fatih Sultan Mehmet’in doğduğunu müjdelemişti, Akşemseddin Hazretleri ile beraber İstanbul’a gelmişler ve II. Murad Han’a oğullarının İstanbul’u fethedeceğini müjdelemişlerdi. Bu asanın da Allahualem böyle bir sırrı olsa gerek diye düşünüyorum. Ellerinizden öpüyorum, Allah’a emanet olun, saygılarımla Tuğrul”. Asanın benim için önemi büyük. İki yönden önemi büyük, birincisi; o seyyidler silsilesinden geliyor olması. Muhammed Raşit Erol Hazretleri tarafından Şeyh Ahmed Yasin Efendi’ye takdim edilmesi ve bunu da ilgili zata iletirsin diye ona teslim edilmesi. O da getirdi bana tevdi etti. Ben inşaAllah ilgili zata tevdi ederim. Ben de Hz. Mehdi (a.s.)’a tevdi edeceğim, inşaAllah. Fakat burada güzel olan her iki ekol de çok mübarek. Gerek Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri olsun, gerekse Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin talebeleri olsun. Her ikisi de çok mübarek her iki tarafında değerli buldukları kutsal buldukları Asa’nın bende olması, bana takdim edilmiş olması çok büyük bir şereftir, iftihar edilecek bir şey. Muhammed Raşid Erol Hazretleri bir şey biliyor ki Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri’ne, özellikle ona güvenerek ve ona hitaben “bunu götür sahibine ver” diyor. Bu çok anlamlı ve çok değerli. O mübarek de benim sahibine ileteceğimi bildiği için, inşaAllah, getirip bana takdim etti. Allah razı olsun, güveni için de ona teşekkür ediyorum. Mübarek Şeyh Efendi’ye, Ahmed Yasin Efendi’ye. Tabii birçok harika yönü var, birçok anlatacağım yönü var ama bu kadarlık yön yeterli.
VTR: AHİR ZAMAN ALAMETLERİ
ADNAN OKTAR: “Esselamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu, nasılsınız, iyi misiniz, Hocam?” Allah razı olsun, elhamdülillah iyiyim. “Her daim iyi olmanızı Rabbim Teala’dan temenni ve niyaz ederim. Sevgili kardeşim Şeyh Ahmed Yasin Bursevi Hazretleri’nin sevgili Hocamıza göndermiş olduğu mübarek asa ile ilgili hikmetli anlattığı videoda Allah razı olsun ismi geçen velilerin resmini koymuşsunuz. Ancak Şeyh Ahmet El Haznevi (k.s.) resmini göremedim. Belki videoya bu mübareğin resmini de koyarsınız düşüncesiyle size Şeyh Ahmed El Haznevi Hazretleri’nin resmini gönderiyorum. Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Sevgili kardeşlerim, ayrıca gözümüzün nuru sevgili Hocam’a selam ve saygı hürmetlerimi arz ederim. Mübarek ellerinden öperim sevgili kardeşlerim Rabbim Teala her daim yar ve yardımcınız olsun, inşaAllah”.
VTR: ŞEYH AHMED YASİN ASA’NIN SİLSİLESİ
ADNAN OKTAR: Önü arkası kesilmeden devam ediyor. Beş yaşında çocuk bile olsa bir tane tevafuk olur, 2 tane olur, 3 olur, 4 olur, 5 olur, 100, 150 bu kadar tevafuk olmaz. Bir harikuladelik var. Bir olağanüstülük var, bir şeyler olacak. Görülüyor bu, anlaşılmayacak gibi değil. Allah’ın varlığını bir kere insanlar net kavradılar. Yani flu anlıyorlardı, flu hissediyorlardı. Net iman eder hale geldiler, bu çok önemli. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözleri de hoş şeylerdir ama o çağlarda kalmıştır gibi zannediyorlardı. Bir de baktılar ki, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözleri sıcak takipte, sıcak olaylarla devam ediyor. Daha dün gibi ne söylerse kelimesi kelimesine doğru çıkıyor. Hakikaten mesela bak Mısır’da basık burunlu birinden bahsediyor ve Mısır’da olaylar olacağında bahsediyor. Hatta esmer olduğundan bahseden rivayetler. Yani Mısır’daki olaylar olması ihtimali gün geçtikçe artıyor. İlgili kişinin de eşgali hakkında verilen bilgi de bayağı benziyor, mutabakat var, Allah bizi böyle çok harika bir zamanda yaratmış. Harikalıkları gördükçe hem sevincimiz artacak, hem hayretimiz artacak. Hem insanların imanı daha pekişecek, daha güçlenecek. Bir de kutsal emanetlerin çıkışı var. Onu Allah daha sonlara bıraktı. Mehdi (a.s.)’ın çıkış anlarının son alametleridir. Bir kutsal sandık, Hz. Musa (a.s.)’a ait o kutsal sandık bulunacak. İçinde de birçok emanet var o devirden kalma. Gömlek işte o devirde Allah’ın ona dağda tecelli ettiği ve Allah tarafından Hz. Musa (a.s.)’a verilen levhalardan bir parça. Allah’ın yine Müslümanlara nimet olarak o devirde verdiği nimetlerden helva, hazır yeryüzüne dağılmış ve insanların yediği o yiyecek. Bununla bitmiyor ikincisi, Tevrat’ın orijinali bulunuyor. Bu çok hayati bir konudur, Tevrat’ın orijinalinin bulunması. Hem Müslümanların imanını çok güçlendirecek bir şey bu, hem Musevilerin imanını çok güçlendirecek bir şey. Yani 3000 küsür yıllık Tevrat bulunacak. İncil de, yani 2000 yıllık İncil bulunacak. Orijinali, aynısı, el yazması olarak bulunacak. Bunlar tabii radyokarbon metoduyla, diğer metotlarla tespit mümkün oluyor, yaşını. Yani orijinal olup olmadığını anlamak mümkün oluyor. O da Allah’ın insanlar için verdiği bir nimet. Mesela 100 yıl önce olsa kaç yaşında olduğunu bilemeyiz, bulunan Tevrat’ın. Çünkü teknoloji gelişmemiş bilmiyoruz. Bulunan İncil’in de kaç yaşında olduğunu bilemeyiz. Allah hep bu devre getirmiş. Şimdi mesela kaç yıllık olduğunu çok net tespit imkanımız var. Hz. İsa (a.s.)’ı göreceğiz mesela bu çok nefes kesecek bir şey, çok şaşırtıcı bir şey. Ama ben Mehdi (a.s.)’da insanların o kadar şaşıracağını zannetmiyorum. Çünkü Mehdi (a.s.) halkın bildiği bir insan olacaktır, tanıdığı bir insan olacaktır. Onda o kadar şaşıracaklarını tahmin etmiyorum. Fakat İsa (a.s.) son ana kadar kendini saklayacağı için İsa (a.s.)’da çok şaşırırlar diye düşünüyorum, çok hayret edeceklerdir. Ama ona da alışırlar. Mesela Tevrat’ta da alışacaklar, İncil’in orijinaline de alışırlar. Kutsal Sandığa da alışacaklar. Bütün bunlara rağmen 70 yıl sonra din, İslamiyet yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlayacak. Hem Hıristiyanlık, hem Musevilik, üç hak din de. Tabii hak din İslam’dır, fakat zamanında Hıristiyanlık hak dindi. Musevilik kendi zamanında hak dindi. İslamiye de bu zamanda hak din, son zaman olduğu için. Bütün dinler kalkıyor ama bir daha dönmemek üzere kalkıyor. Daha önce dinler zayıflamıştır ama kalkmamıştır. Ama bu sefer dinler yeryüzünden tamamen kalkıyor, hiç kalmayacak din. 2120 gibi de kıyamet kopacak, inşaAllah. Bir de beni bilen insanlar bilir, ben mesela böyle bağnaz, tutucu, klasik, alenen yalan söyleyen yobaz takımı var, çıkıyorlar deli gibi adam, ağzı sürekli yalana alışmış, son derece tutarsız, mantıksız, kişiliksiz, ezik ve zavallı adamlar. Mesela hakikaten söylüyorum çıksa gençlerin karşısına bu yobaz takımından herhangi birisi pestilini çıkarırlar bunların. Anında ezerler, darmakeşan olurlar. Gençlerin karşısına çıkarın, darmakeşan olurlar. İki lafı bir araya getiremezler. Ama Müslümanların karşısına çıkınca aslan kesiliyorlar. Her şeyi konuşuyor, yalan da söylüyor. Müslümanlar mazlum tabii, mesela adam farz edelim fuhuş da yapsa onu gizliyorlar. Adam alenen yalan söylüyor onu da gizliyorlar. Görmemezlik yapıyorlar, kepazelik yapıyor, onu da gizliyorlar. Adam yalan makinesi gibi yağmur gibi yalan söylüyor, onu da gizliyorlar. Öyle tipler var, piyasada bir hayli var. Alenen deli adam, kafasına bal kabağı gibi bir şey geçirmiş “bana vahiy geliyor” diyor. Adam böyle cezbeleniyor milletin önünde, anormal hareketler yapıyor. “Bak bak adama vahiy geliyor, mübareğe. Hal geldi üstüne” diyorlar, adam iftihar ediyor. Böyle bir dönemdeyiz. Fakat ben böyle cins vakalara karşı son derece akılcı yaklaşan bir insanım. Ben öyle hurafe falan asla öyle bir şeyi kabul etmem. Zırva falan, hiç hoşlanmadığımı herkes bilir. Yüzde yüz net doğru olmadıktan sonra, kesin kanaatim gelmedikten sonra ben bilgiyi aktarmam. Bütün anlattıklarım yüzde yüz doğru, kesin emin olduğum bilgiler. Kaç yerden teyit ettiğim ve netleşmiş bilgiler. Üslubumdan da anlaşılıyor. Yani benim üslubumda başka biri varsa bana söyleyin. Ben bilmiyorum, dünyada ben görmedim başka. Keşke olsa da ayağının altını öpsem de peşinden gitsem. Benim bir mürşidimin olmasını o kadar çok isterim ki ben. Ama yok, olanlar da kıyıda köşede, çok az. Belirgin, böyle çok güçlü, aktif olarak böyle çok ses getiren anlamında. Yoksa tabii ki var. Ama zayıf yani güçleri zayıf. Darwinizm’e, materyalizme, komünizme, dinsizliğe, Stalinizm’e, ateist masonluğa karşı net tavır alan anlamında söylüyorum. Yoksa mürşitler, şeyh efendiler ayrı, onlar Müslümanlara yönelik çalışmalarını devam ettiriyorlar. Ben doğrudan küfürle göğüs göğüse mücadele eden anlamında diyorum. Yani direkt küfrü hedef alan böyle insanlar ben göremiyorum. Çok çok az, belirgin olarak az. Ama varsa bana yazsınlar haberim yoksa. Çok yazık elimizden böyle bir imkan alınmış olur. Söylesinler böyle bir insan var diye. Ben o insana tabi olayım, onun ilminden istifade edeyim. Yani onu kendime mürşit bileyim, çok daha güzel olur, inşaAllah. Rüyalara o kadar önem vermeyin, sürekli rüyalardan bahseden kardeşlerimiz oluyor. Özetle ben elimden geldiği kadar samimi ve candan davranmaya çalışıyorum. Bende samimi olmayan bir şey görürlerse mutlaka kardeşlerimiz söylesinler, hurafe tarzı bir şey görürlerse mutlaka söylesinler. Çünkü insan kendini bilemez, ben doğru hareket ettiğimi düşünüyorum. Ama mesela şurada hurafeye girdiniz, aslı olmayan bir şey söylediniz, desinler ben bir göreyim. Mesela samimiyetsiz olan herhangi bir üslubumu söylesinler, göreyim. Ama yobazların böyle delice çıkışlarını ben esas almam. Adam zırvalıyor, ben ispat ediyorum, anlatıyorum. Deli gibi adam aynı şeyi bana bir daha söylüyor. Ben ayetle açıklıyorum, Kuran ayetiyle açıklıyorum. Mesela bak Yahudiler ve Hıristiyanlarla ilgili hükümleri açıkça anlattım. Kuran ayetleri var anlattım, adamlar bir türlü anlamıyor. Adamların kafasında dört kat beton var, dört kat da odun var. İçeriye ses gitmiyor, taş kafa. Ayette Cenab-ı Allah diyor; “Biz Hıristiyan’ız diyenleri kendinize yakın bulacaksınız” diyor Allah ayette, Kuran ayeti. Adam, haşa, ayeti hiç yerine koyuyor. Allah, “onları ‘la ilahe illaAllah’a davet edin” diyor, Hıristiyanları. Onu da kabul etmiyor, adam. “Onlarla en güzel bir biçimde tartışın” diyor Allah. Onu da kabul etmiyor. Allah; gidin üstlerine saldırın, onları asın kesin demiyor ki, Cenab-ı Allah. “Şefkatle doğruları onlara anlatın ‘la ilahe illaAllah’a onları davet edin’” diyor.
La ilahe illaAllah’a davet etmeyi de Allah makbul ve güzel buluyor. Yani doğru bir hareket olarak buluyor, Allah. Ama “Allah katında din İslam’dır”, bunu da çok açık söylüyor. İslam’ın dışında başka bir dini Allah kabul etmiyor. Karmaşık bir şey yok. Üç ayette var ama zaten tek bir ayet yeterlidir. “Allah katında din İslam’dır” dedikten sonra bunun üzerine ilave veya ek yapmaya gerek yok. Çok açıktır ben ilk defa bunu keşfettim gibi anlatımlar da çok yanlış. “Herkes birçok dinden bahsediyor ama ben sadece İslam dinin bahsediyorum” diye, Cübbeli ortaya çıkıyor. Öyle bir şey yok herkes biliyor İslam’ın hak din oluğunu. Kuran’ın hükmü çok açık. Karmaşık bir üslup var da sanki o kendi aradan çıkıyormuş gibi bir üslupla konuşuyor. Bu yanlış yani kahraman gibi kendini göstermeye çalışıyor. Allah zaten o da hükmü koymuş, konu bitmiştir. 1400 seneden beri Müslümanlar bu konuda netleşmiştir. Tartışma konusu olacak bir konu değil bu.
ALTUĞ BERKER: İman hakikatleri var, Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah hepsini çok şiddetli sevimli yaratıyor, değil mi? Hayret verecek şekilde sevimliler, maşaAllah. Ahzap Suresi, 56. Şeytandan Allah’a sığınırım, “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler siz de ona salat edin. Tam bir teslimiyetle ona selam verin, ona yardımcı olun, ona destek olun”. 1986 tarihini veriyor. Bir tane tarih veriyor, o da 1986. “Gerçek şu ki, Allah ve elçisine eziyet edenler...” Demek ki Mehdi (a.s.)’a eziyet edenler olacak ki, Kuran’da böyle bir ebced ve tarih verilmiş. İşaret bu inşaAllah, hadislerden de anlıyoruz. “... Allah onlara dünyada ve ahirette lanet etmiş ve onlar için aşağılatıcı bir azap hazırlamıştır.”
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...