SUNUCU: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Tv Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.tv internet sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Berker Hocam, sizin o ilim kutusunda bayağı bir şey var, anlatın istifade edelim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam, bugün bir gazete haberinde “mahkemeden işkenceye karşı emsal karar” başlıklı haber vardı Hocam. Bilim Araştırma Vakfı camiasına işkence yaptığı iddia edilen polislerin duruşmasında mahkeme gözaltı sırasındaki doktor raporlarının İstanbul protokolü denen Avrupa, bütün ülkelerin imzaladığı kriterlere uygun olup olmadığının araştırılması için adli tıbba sevk etti. İlk defa bir mahkeme böyle bir karar veriyor, işkencenin raporlarının kontrolüne.
ADNAN OKTAR: Evet, biz 99’da gece yarısı alınmıştık, gece üç gibi falan. Emniyete gittik. Adil Bey’de yoğun bir anason kokusu vardı o zamanlar. Zannediyorum anason tohumu çiğnemiş olabilir, veyahut anason ruhu satılıyor mu öyle?
ALTUĞ BERKER: Anasonlu galeta.
ADNAN OKTAR: Anasonlu galeta yemiş olabilir bilmiyorum ama hareketleri çok coşkuluydu böyle.Masanın üzerine çıkmalar falan böyle, çok hareketliydi. O zamanlar ilginç bir yöntem kullandılar bana, bir ayağımın baş parmağına bir kablo sardılar, öbür ayağımın baş parmağına bir kablo sardılar. İlk defa ayaktan elektrik verilmenin nasıl bir şey olduğunu tatmış olduk. Ayağımın sağ tarafındaki tırnak yuvasını koparttı elektrik. Elektriğin gücünden parçalandı o kısım, daha hala duruyor izi. Biz dedik zaten anlatıyoruz, yani ne söylüyorsanız anlatacağız dedik. Herhalde bir tanıtım faaliyeti olarak zannediyorum. Birçok arkadaşım sakat oldu o 99’daki olayda. Bin küsur sene falan hapis cezası isteniyor, şu an mahkeme son aşamada. Çok kapsamlı deliller sunduk. Adli Tıpa sevkedildi arkadaşlar, Adli Tıp da raporlarını sundu, gönderdi. Adil Bey ve arkadaşları şu an yargılanmaya devam ediyor. Bakalım ne yapacaklar, mahkeme ne kadar verecek, önümüzdeki günlerde göreceğiz. Mesela kız arkadaşlarımızda disk kayması oldu orda, işkencenin şiddetinden karakolda, emniyette. Birçok arkadaşımızı Filistin askısına astılar. Şimdi kardeşim diyeceksiniz, bu kadar işkence oluyor, nasıl oluyor? Allah yolunda mutlaka Müslüman bununla karşılaşır. Orada olmasa bir başka yerde. Bak ayette diyor; “daha öncekilerin başına gelenler, sizin başınıza gelmeden hemen cennete gireceğinizi mi sandınız” diyor. Orada Müslümanlar ona sabredecek. Allah’a çok şükür, o işkence olayını da gördük, aslanlar gibi girdik, aslanlar gibi çıktık. Bak kız arkadaşlarım da işkence gördüler, hepsi delikanlıdır yani. Bir tek Allah’tan korkarlar, hiç kimseden korkmazlar. Hiç başlarını aşağıya da indirmediler. Aslan gibi girip aslan gibi de çıktılar. Bir kız arkadaşımız konuşmuyormuş, polis gece beni üç gibi falan kaldırdılar. Sürekli gözüm kapalıydı, böyle bez gibi kirli bir şey ile kapatıyorlardı. Elim de arkadan bağlı, radyatöre bağladılar arkadan elimi, betonun üzerinde oturuyoruz. Bir hafta. Sürekli oturma var, uyku falan imkanı yok. Uyuyabiliyorsan uyu orada zaten. Gecenin üçünde götürdüler, Adil Serdar Saçan da orada. “Bu konuşmuyor, kız arkadaşın” dedi. “Söyle konuşsun” dedi. Zaten biz bu söylediklerimiz geçerli değil, emniyetteki konuşmalarımız dedim kız arkadaşımıza, dolayısıyla ne diyorlarsa evet de dedim yani, evet de de kurtulur çıkıp gidersin dedim. Fazla burada konuyu uzatmaya gerek yok dedim. Meğer öyle değilmiş. Dediklerimizin olmadığını ispat etmekle mükellefmişiz. Ben ne bileyim, bana kağıt verdiler. Ben destan gibi yazdım. Ne mafyalığımı bıraktım, ne çeteliğimi bıraktım, hepsini ben yaptım dedim. İşte tanımadığım bilmediğim kadınlar, hepsine tecavüz ettim dedim. Ona benzer böyle bir şeyler. Hepsini yazdım. Hatta adını sanını bilmiyorum, adam söylüyor yazıyorsun, söylüyor yazıyorsun. Şunu da diyor yazacaksın, tamam yazalım dedik. Önce normal yazıyordum, polis dedi ki; “sen nereye geldiğini bilmiyorsun herhalde” dedi. “Konuyu da anlayamadın galiba” dedi. İzbandut gibi bir şey böyle iki metre falan boyu var. Bir de gece yarısı üç falan, acayip gergin. Zaten saç sakal birbirine karışmış adamlar yani bir kısmı alkollü falan. Sigara dumanından göz gözü görmüyor, kabus gibi ortalık yani böyle. Gecenin üçü, zaten hiç uyutmuyorlar. Tamam o zaman söyleyin ne istiyorsanız öyle yazayım dedim. Adam ne diyorsa yazdık istediklerini. Mesela şu konuyu şöyle yazacaksın, bu konuyu böyle yaz dedi, hepsini yazdık. Altına da imzamı attım. Mahkemeye gidince dediler ki, “bunun böyle olmadığını şimdi ispat edeceksin” dediler. Nasıl yapalım? 300 klasör falan cevap verdik. Çok uzun anlattık. Sağolsun, böyle iyi kalpli, güzel bir hakimimiz vardı, neydi o, ismi? Bize ceza veren hakim?
ALTUĞ BERKER:Salih Öztürk.
ADNAN OKTAR:Salih Öztürk, evet. Ondan sonra güzelce bize oradaki ifadelerden dolayı, “bu ifadeler geçerlidir” dedi. Halbuki Savcı dedi ki, bu ifadeler işkenceyle alındı dedi, bir. İkincisi yanlarında avukat yok dedi. Dolayısıyla hukuken geçersizdir dedi mahkemenin savcısı. Salih Öztürk Beyefendi, sağolsun çok muhterem bir insan, o da dedi ki, “bana göre geçerlidir, ben geçerli sayıyorum” dedi. Ama mahkeme daha önce de karar almıştı, yani işkenceyle alınan, yanında avukat olmadan alınan ifade geçersizdir diye mahkeme kararı var, kendi mahkemesi karar aldı. O kararın arkasından “yok ben geçerli sayıyorum” dedi ifadeleri. Dolayısıyla iki yıl ceza veriyorum dedi, bana ve kız arkadaşlarıma. Teşekkür ediyoruz dedik, Allah razı olsun. Bir yıl da ilave ediyorum dedi. Bilmiyoruz neden olduğunu bir yıl ilavenin, yazmıyor yani mahkemede, normalde yazıyor. Ama orada hakim öyle uygun gördüğü için. Biz de ellerine sağlık, teşekkür ediyoruz. Efendim dedik biz hangi maddeden yargılandığımızı bilmiyoruz dedik, yani bize istirham etsek söyler misiniz dedik, yani 220 mi, 313 mü, kaçıncı maddeden yargılandığımızı bilmiyoruz biz dedik. “Hemen acele edin bitireceğim mahkemeyi” dedi. Hangi davayı bilelim, ona göre savunalım efendim kendimizi, maddeyi bilmiyoruz dedik. “Maddeyi söylemiyoruz” dediler, yani hangi maddeden olduğunu, savunun kendinizi dediler. Efendim kendimizi savunalım dedik, “yok ona da müsaade etmiyoruz” dediler, son savunmaya. “Kararı açıklıyoruz” dediler. Teşekkür ederiz dedik, Allah razı olsun. İkişer yıl verdik dediler, ondan sonra hepimize hayırlı uğurlu olsun. “Bir yıl da ilave ettim” dedi, Salih Öztürk Beyefendi. Teşekkür ederiz dedik. Olay tabii Yargıtaya gitti. Yargıtay böyle sayfalarca bozma nedenlerini açıkladı. Şu nedenle bozduk, bu nedenle bozduk, bu nedenle bozduk, bu nedenle bozduk, çok nedenle bozup geri mahkemeye gönderdi. Mahkemenin hükmünü kaldırdı, yani o üç yıl cezayı kaldırdı. Şimdi Savcı diyor ki; birincisi diyor, bakın işkenceyle alınmış, ikincisi yanında avukat yok. Buradan geçersiz diyor. Ayrıca da dosyada biz baktığımızda bir suç unsuru yok diyor, dosyada hiçbir şey yok diyor Savcı. Resmi açıklaması mahkemenin. Ayrıca diyor, siz bu adamların, bu arkadaşların, bu yargılanan kişilerin yarısına beraat vermişsiniz zaten diyor. Mahkeme arkadaşlarımın yarısına beraat verdi. Adnan Oktar ve arkadaşları da zaten bu topluluğun devamı, aynı dava, aynı deliller, aynı konular, hepsi birbirinin aynı. Bunlar yargılanırken bir kısmına beraat verdiğinize göre, demek ki hepsine beraat verilmesi gerekiyor dedi. Dosya aynı olduğuna göre, konu da aynı olduğuna göre hepsine beraat vermeniz lazım dedi. “Yok, ben onlara ceza vermek istiyorum” dedi. Hakimdir, saygı duyarız, eline sağlık, Salih Öztürk Beyefendi’nin. Teşekkür ediyoruz. Daha önce dedi ki hakimimiz, burada şikayetçiler var bu kişilerle ilgili, burada bir çok şikayetçi var dedi. Ama şikayetçiler gelmiş, ama şikayetlerini geri almışlar dedi. Çünkü şikayetçiler diyorlar ki bize, polis baskı yaptı, çocuklarınızı bırakmayız dediler. Biz de çocuklarımızı bıraksınlar diye mecburen, usulen şikayetçi olduk. Yoksa biz gerçek anlamda şikayetçi değiliz dediler. Yani bizim şikayet edecek bir durumumuz yok, şikayetçi değiliz. Ama çocuğumuzu bırakmak için şart koşunca mecbur olduk, o yüzden böyle bir durum oldu dediler. Çocukları bırakılınca da aileler geldiler, biz şikayetçi değiliz dediler. Mahkeme dedi ki, bakın bütün bu kişiler şikayetçiyiz demişlerdi ama şikayetlerini geri aldıkları için dedi, bu çocukların hepsini beraat ettiriyoruz dedi. Sıra bana geldi, aynı arkadaşlarım ama devamıyız biz, “burada şikayetleri zorla geri aldırdıklarını düşünüyoruz” dedi mahkeme. Yani tehdit ederek geri aldırttıklarını söyledi. Mehmet Ağar mesela, Emniyet Müdürlüğü yapmış, İçişleri Bakanlığı yapmış bir kişi, çetelerle savaşmış, bizzat çatışmalara girmiş bir insan. O, benden korktuğu için geri almış. Ama daha önce böyle değildi diyor mahkeme. Bir önce kendi gönlüyle aldı diyor. Yani severek ve isteyerek aldı diyor, ama şu an böyle değil diyor. Şu an korktuğu için aldı diyor. Ama biraz önce verilmiş bir karar var, hemen arkasından da bizim karar verilmiş. Şikayeti alan adamlar çok önceden almışlar. Hemen arkasından arkadaşlarımızı beraat ettiriyor mahkeme, onların şikayetlerini almasına makul ve doğru olduğunu söylüyor ama sıra bize geldiğinde bu böyle değil diyor. Bunlar zoraki, tehditle alınmışlardır diyor. Dolayısıyla ifadeleri geçerlidir dedi mahkeme. Yani bütün ifadeleri geçerli kılıyoruz dedi. O yüzden de ceza veriyorum dedi. Salih Öztürk Beyefendi, çok mübarek, muhterem bir insan, Allah yaptırıyor ona da. Ellerine sağlık, teşekkür ediyoruz. Ama Yargıtay kabul etmedi işte. Yargıtay her cihette bozdu. Yani ucu bucağı yok bozdurmalarının.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi biliyorsunuz Hocam inşaAllah, beraat verdiği davada da emniyet ifadeleri geçersizdir dedi, sizinkinde bu sefer geçerlidir dedi.
ADNAN OKTAR:Vardır bir bildiği. Yani inşaAllah, bir hayır vardır inşaAllah, bir güzellik vardır. Biz böyle olaylarla sık karşılaşırız. Karşılaşmadığımız olaylar değil. Yargıtay da dedik zaten, onlar da onaylar dedik. Çünkü Yargıtaya gittiğinde orada bir hanımefendi var, yüz klasördü dosya, Yargıtayda önemli, karar verecek hanım; bakmış dosyaya; “bu yüz klasör, o zaman bunların aldığı üç yıl ceza da az” demiş. Yani “bunlara daha yüksek ceza vermek gerekiyor” demiş. Daha okumadan ama. Halbuki, doksan dokuz klasör savunma, bizim savunmamız. Bir klasörde iddia var. Yani o geçersiz olduğu iddia edilen polis ifadeleri ve işte diğer şeyler. Bir klasörde var, doksan dokuz klasör savunma. Hanımefendi, tabii mübarek ellerinden öpüyorum, onu da saygıyla karşılıyorum. “Üç yıl az demiş, daha da arttırmak gerekiyor.” Böyle de ilginç bir durum var yani. Yargıtayın savcısı, mübarek, yüz klasörü, Allah’ın izniyle, bir saatin içerisinde inceledi ve kararı verdi ceza verilmesine dair. Böyle yetenekli savcılarımız da var maşaAllah, yüz klasör bir saatte. Bir baktı şöyle, hemen. Ama daha önce zaman aşımı vermiş, aynı savcı. Bak daha önce zaman aşımı veren savcı, bu sefer bir bakıyor, bir saatte tak, ceza verilmesi gerekiyor, ona da yani mübarek. Yeteneğinden dolayı da tebrik ediyorum maşaAllah, çünkü normalde bayağı zaman alıyor. Onun ne kadar süratli, dikkatinin ne kadar keskin olduğunu gösteriyor. Yüz klasörü bir saatte sen okuyabilir misin? Okuyamazsın, ama bak bu mübarek okumuş işte. Yani binlerce sayfa yazıyı beş dakikada okudu. Bir saatin içerisinde okudu. Ve kararı verdi maşaAllah. Biz Yargıtaydan dönmez zannediyorduk ama döndü maşaAllah. Hem de kaç çeşit. Arkasında da biz, İnsan Hakları Mahkemesi var Avrupa’da meşhur, oraya davayı gönderdik. Türkiye’yi mahkum etti bu dava ile ilgili olarak. İşte bilmem kaç milyon dolar ödemeniz gerekiyor diye yazı gönderdiler bize. Kardeşim ben devletin parasını niye alayım, fakir fukaradan alınmış parayı istemem ben. Öyle bir şey istemem. Bu durumlar da var, böyle ilginç şeyler oluyor. Birbirinden ilginç, birbirinden hoş, böyle dikkat çekecek güzel olaylar oluyor. Bizim mahkeme normalde zaman aşımına girmişti. Yargıtaya gitti. Yargıtaya gidince Cevat Babuna, muhterem profesör. Efendi Çiçek, sonradan ismi değiştirildi Cemil Çiçek oldu, bakan, o zaman Adalet Bakanıydı, Cemil Çiçek, Cemil Çiçek’in yine yakın arkadaşları, isimlerini tek tek saymayayım da, hep beraber bir toplantı yapmışlar benim dosyam Yargıtaya gittiğinde. Cevat Hoca’nın neler rica ettiğini herhalde tahmin edersiniz Cemil Çiçek’ten. Diğerlerinin de ismini vereceğim de, fakat gerekirse veririz. Yani bir ekip topluca beraber konuşmuşlar. Cemil Bey’den bazı ricaları olmuş Adalet Bakanı olduğu için. Onu biz bilmiyoruz ne olduğunu, ne tür bir rica olduğunu bilmiyoruz. Tek bildiğimiz DGM zaman aşımı dedi, ikinci DGM zaman aşımı dedi. Yargıtay zaman aşımı dedi. Yargıtay Başsavcılığı zaman aşımı dedi. Kendi mahkememiz zaten zaman aşımı demişti. Yargıtaya bir gitti; “yanlışlık olmuş” dediler. Zaman aşımı değil, 4422’ye girebilecek bir şey, alakası yok dediler. Halbuki 4422’ye kabul edilmediği için zaten 313’e çevirildi. Yıllar sonra, “yok biz yanlışlık yapmışız” dediler. Yanlışlık olmuş, 4422’ye girmesi gerekiyor, dolayısıyla zaman aşımına girecek bir şey yok dediler. Yeniden yargılansın dediler. Hürriyet Gazetesi manşetten “Adnan Hoca yandı” diye başlık attı böyle. Nereden biliyorsa yandığımı da yani, yahut yanacağımı onu da anlayamadık. Bir de Yargıtay kararı açıklamadan iki gün önce başlık attı. Yargıtaya sorduk, dedik böyle bir karar var mı, nereden çıktı bu dedik. Yargıtay böyle bir karar yok dedi, nereden çıktı, biz bilmiyoruz dediler. “Peki efendim, o zaman resmi kağıt alabilir miyiz” dediler. Böyle bir karar olmadığına dair Yargıtay yazılı kağıt verdi, açıklanmış karar yok dediler. İki gün sonra Aydın Bey’in Hürriyet’i doğru çıktı. Hakikaten Yargıtay bozmuş. Allah Allah, istihbaratın gücüne bak maşaAllah yani. “Adnan Hoca yandı”, ben yanmam kafanızı takmayın. Ben yanarsam hepiniz aydınlanırsınız zaten, öyle bir şey olmaz. Nur saçarız. Ve bu ne sevinç, Hürriyet göbekten verdi büyük bir sevinç konusu olarak ve iki gün öncesinden bak, Yargıtay açıklamadan kararı. Cemil Çiçek ile; Adalet Bakanı’yla yapılan toplantının sonucunda bu Yargıtay kararı açıklandı. Önce toplantı yapıldı, sonra karar açıklandı. Ben demiyorum ki, gitti Yargıtaya telefon etti, Adalet Bakanı Cemil Çiçek adamlara hani böyle dikkatlerini çekti, bu konuyu değiştirin dedi demiyorum ben. Sadece bu toplantının, bu Yargıtay kararını açıklamadan önceki toplantının hikmetini anlayamadım, onu anlamak istiyorum, o şaşırtıcı, ne alaka yani? “Adnan Hoca Şimdi Yandı”, bak Hürriyet. “Yargıtay Adnan Oktar’ın da aralarında bulunduğu 18 sanık hakkındaki davanın zaman aşımından ortadan kaldırılmasına ilişkin yerel mahkeme kararını bozdu. 18 yıla kadar hapsi isteniyor”. Bak, heyecanı görüyor musun? Hürriyet göbekten verdi böyle, “Adnan Hoca Şimdi Yandı” diye. Ve iki gün önceden, Yargıtay kararı açıklamamış bak, resmi açıklama yok. Resmi açıklama yok, adamlar biliyor. Yandığımı nereden biliyorsun, yani Yerel Mahkemenin bana ceza… bak neleri bilmesi gerekir biliyor musun, bir; Yargıtayın bozacağını bilmesi gerekiyor, bir, önceden. İki; Yerel Mahkemenin bana ceza vereceğini bilmesi gerekiyor. Ve Yargıtayın da onayacağını bilmesi gerekiyor, yanma böyle olur değil mi? İlk iki kısmı bilmiş, son kısmı bilemediler. Yargıtayın bozacağını bilemediler inşaAllah. İlginç olaylar oluyor, ben de hani ilginç bulduğum için arada sırada bilgilendirmek istiyorum. Hepsine teşekkür ediyorum, ellerine sağlık. Yargıtay üyelerine teşekkür ediyorum, Salih Öztürk’e de teşekkür ediyorum. Yani adaletle davrandığına da inanıyorum, saygı duyuyorum, çok güzel, haklı bir karar, güzel bir şey demiyorum da; ilginç yani sadece onu diyoruz. Ama bak bize işkence yapan adamlar da, bin küsür seneden yargılanıyorlar şu an. Son aşamada. Çünkü arkadaşlarımız Adli Tıpa gittiler. Orada da, Adli Tıpta da olaylar tespit edildi. Bu da emsali olmayan bir karardır mesela bu şimdi gazetelerde çıkan karar, bu da var, bakacağız. Yani Türkiye’de adaletin konumunu inşaAllah, önümüzdeki günlerde daha iyi görmeye çalışacağız.
Cevat Hoca zamanında benim talebem gibiydi, ben Cevat Babuna’yı heryere konferanslara gönderirdim, konferansa gitmeden önce hazır fotokopi çektirirdim, nasıl yapacağını, nasıl konuşacağını hepsi anlatırdım. Bizim evimize de geldi, ben de onların evine de gittim. Bayağı samimiyiz, konuştuğum görüştüğüm bir insan. Bir konferans değil; çok fazla konferansa gitti. Yani onlarca konferansa gönderdim. Anadolu’ya bizim çocuklarla gitti sürekli. Benim kitaplarımı çok beğenen bir insan, çalışmalarımı çok beğenen bir insan. Övüyor zaten, şimdi konuşmasında. Sonradan, hocamızın kulağına birisi bir şeyler üfürdü yukarılardan, tam terse döndü. Çok acayip olaylar olmaya başladı. Şimdi bak Cevat Hoca’nın gerçek düşüncelerini, benimle ilgili düşüncelerini göreceksiniz, anlatsın da dinleyelim inşaAllah.
VTR- Cevat Babuna’nin Objektif Programındaki Konuşması
ADNAN OKTAR:Evet Cevat Hoca’ya ben söyledim, beni tanımadığını söyle dedim. Bu röportaja gitmeden önce konuştuk, çünkü o biraz dikkat çekiyor o tip şeyler. O devirde öyle söylemiştim, o da ona titizlik göstererek söylemedi. Yoksa tanımaz olur mu, sürekli beraberdik, bizim bütün çocuklar tanıyor da, benim gönderdiğim konferanslara giden adam beni nasıl tanımaz, tanımaz olur mu? Bilim Araştırma Vakfı adına zaten konferans veriyor. Ben fahri başkanıyım zaten Bilim Araştırma Vakfının. Bütün ailenin hepsini tanırım yani tanımıyorum diye bir şey yok. Cevat Hoca’nın samimi kanaati budur. Taha Akyol’u çok iyi tanır. Efendi Çiçek, yani Cemil Çiçek’i çok iyi tanır, bayağı ahbaptırlar. Bunların bir ekip var, özel herkes bilir, kendine has, kapalı bir ekiptir. Özel bir arkadaş grubudur, birbirlerinin bir dediğini iki etmezler. Taha Akyol ile Cemil Çiçek, her ikisi de avukat ve aynı büroda avukatlık yapmış adamlardır, Taha Akyol ile Cemil Çiçek, aynı büroda. Yedikler, içtikleri, yattıkları, kalktıkları ayrı giden adamlar değildir, yani çok samimiler. Bizim mahkeme döneminde Taha Akyol Beyefendi’nin bir İstanbul Adliyesi ziyareti olmuştu. Bazı hakimlerle görüşmüştü, o devirde. Tabii bir gazeteci olarak tabii görüşecek, hakkı da, yani ilginç, değişik olduğu için. Yani bizim mahkemenin kararının açıklanmasından biraz önce görüşmüştü bazı hakimlerle. Belki, bir gazeteci olarak bilgi almaya gitmiştir, hani nasıl bir davadır diye, tabii biz hüsnü zanla bakalım. Öyle acayip bir şey düşünmeye gerek yok. Cemil Çiçek’in de hiç arasından su sızdırmadığı bir arkadaşıdır Taha Akyol inşaAllah. Biz mesela bir dava olmuştu, Taha Akyol’a karşı kazandık. Mahkeme kararı onadı, Yargıtaya gitti, Yargıtay da onadı kararı. Taha Akyol’un oğlu dedi ki; “ babam kararı bozduracak” dedi. Allah Allah dedik, onun oğlu da sürekli bizimle beraberdi, Mustafa Akyol, 15 yıl falan talebemdi. Bizimle beraberdi. Nasıl bozduracak dedik, olmaz ki, olacak iş değil, sorduk hukukçulara imkansız dediler. Yargıtay zaten çok açık dedi. Hakikaten dava o kadar açık ki, olay çok net. Yani yüzde yüz haklı konumdayız. Tabii saygımız var Yargıtayın kararına ama bize göre öyle görünüyordu. Taha Ağabey bir gitti Ankara’ya mübarek, Cemil Çiçek Beyefendi ile bir görüştü, barut gibi Allah’ın izniyle, süratle, gün hesabıyla. Normalde bir yıl falan bekliyor öyle, yani Bakanlık kararıyla yapılan bozma en az 1 yıl bekliyor. Bir haftada falan tak kararı bozdu Yargıtay, aynen İstanbul’a geri gönderdi. Demek ki hukuk hızlı işledi orada bir ara maşaAllah. Ben Taha Akyol gitti de, Cemil Çiçek ile görüştü, bu neticeyi aldı demiyorum da, ama ilginç yani tevafuk bu ya, oraya gitmesi görüşmesinin arkasından bir hafta sonra şak bozuldu geldi. Davayı kaybettik. Yani ilginç. Yani rastlantılar ilginç. Benim öyle bir iddiam yok. Benim tabii Yargıtaya da güvenim tam, hakimlerin kararlarına da güvenim tam. Hepsine saygı duyuyorum da, ilginçlikler zinciri bitmiyor. Herşey ilginç, nereye dönsek ilginçlikle karşılaşıyoruz. Hayret edilecek şeyler ile karşılaşıyoruz. Bu da ahir zamanın bir özelliği demek ki, şaşırtıcı, ilginç, hoşa giden şeyler oluyor inşaAllah. Efendi Çiçek isminden hoşlanmadığı için Cemil Çiçek değiştirmiş zamanında mahkeme kararı ile. Asıl ismi Efendi Çiçek’tir. Hatta neyse, bir yazar bir kitap falan yazmıştı, evet. Ama Türkiye tabii daha iyiye doğru gidiyor, daha güzele doğru gidiyor inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Haberlere uygun görürseniz devam edebiliriz Hocam. “CHP zarif ve ince dindarlığın yaşandığı bir partidir” demiş hocam İlahiyat mezunu, Ankara İlahiyat Fakültesi’nden olan CHP’nin yöneticilerinden şu anda.
ADNAN OKTAR:Hangi gazete bu, HaberTürk.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi kardeşim, zaten gönlümüz bizim bunu istiyor. Kemal Kılıçdaroğlu Beyefendi’yi insan olarak çok takdir ediyorum. Nezaketli, kibar, saygılı bir insan. CHP tabanı da genellikle kaliteli insanlardır. Bir kere CHP resmi görüşü olarak, parti görüşü olarak Türk İslam Birliği’ni esas alması gerekir, bir. Sahabe dönemindeki modern İslam’ı, sevgi dolu, aşk dolu İslam’ı özlemle istemesi gerekir, iki. Neden biliyor musun? Diyecekler ki, “biz siyasi partiyiz nasıl olur?” O partiyi kim kurdu? Atatürk kurdu değil mi? Atatürk ne diyor; “Hz. Muhammed (s.a.v.)’e tam tabi olalım ve Kuran’ı tam olarak uygulayalım” diyor açıkça ikisini de söylemiş. Atatürk’ün sözünü yerine getirmiş olacaklar.
ALTUĞ BERKER: Okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER: Atatürk şöyle diyor; “Dil Tarih Coğrafya Fakültesi yayını, 79 yılında, sayfa 70-71; “bütün dünyanın Müslümanları, Allah’ın son peygamberi Hz. Muhammed(s.a.v.)’ın gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed (s.a.v.)’ı örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli. İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler”.
ADNAN OKTAR:Ben açıkça söyledim, daha önce de söylüyorum, samimi olarak söylüyorum. CHP Darwinizme karşı tavır alsın, materyalizme karşı tavır alsın, antikomünist, anti-Stalinist, anti-Leninist tavrını açıkça ortaya koysun, Milliyetçi, Atatürkçü tavrını ortaya iyice çıkarsın, Türk İslam Birliği’ni savunsun. En az yüzde yetmiş ile iktidara gelmezse, bana ne diyorlarsa söylesinler. Vargücümle de destek olurum, yapsınlar böyle bir şeyi. Var gücümle söz veriyorum destek olacağım. Yani şahsım adına. Ben destek olursam iktidar olurlar söyleyeyim inşaAllah. Yani Allahualem diyorum yani. Çünkü bak diyorum, çünkü daha önce de söyledim, milletin sesini uygulamış olacaklar. Milletin ruhunu uygulamış olacaklar. Ama şimdi çıktılar, Kemal Kılıçdaroğlu Beyefendi, ki tekzip etsin bunu. O nedir o, doğru mu o? Ben inanmıyorum ona, yani kardeşim bir kere çok ağır suçtur, Anayasa suçudur yani böyle bir şey denmez. Gazete kesinlikle yanlış yazmış, o gazeteyi tekzip etsin, yanlış yazdı desin. Kardeşim ayaklanmaya teşvik ne demektir, milleti ayaklanmaya teşvik? Anayasa’ya tagyir tebdil, ilgaya halkı cebren tam teşebbüsle teşvik etmiş olacaksın. Hükümeti görevinden cebren mene, Ağır Cezaya giren konulardır bunlar. Hükümetten memnun olmadığında ne yapılır? Çok sakin, arabaya biner gidersin, oy sandığına gider başka partiye oyunu atarsın. Parti bütün bavulunu, eşyasını toplar çeker gider, bu kadar. Sokakta hadise çıkarmaya, olay çıkarmaya gerek yok. Dışarıda bizim kız kardeşlerimiz var, çocuklarımız var, yaşlı dedeler var, Türkiye kan revan içinde kalır Allah vermesin. O ne demek o? Gazete yanlış anlamış, bize de yanlış aktarılmış bu, hemen bu tekzibi biz duyalım. Olacak iş mi? Yani CHP böyle bir şeyi savunmuş olsa, mazaAllah sıfıra gider. Akıl alacak gibi değil. Kim söylettiyse, kim aracı olduysa, kim bu dedikoduyu yaydıysa bunun hemen tekzibi yapılsın. Kardeşim biz aklımız yatmadığında çıkıyoruz konuşuyoruz anlatıyoruz, olay çıkarmıyoruz. Bak bana yapılan haksızlıkları herkes görüyor, duyuyor. Olay mı çıkarıyorum ben? Adamlar işkence yaptılar, gittik dava açtık. Sabırla mahkemenin sonucunu bekliyoruz. Gidip polislere saldırmadık. Biz de size işkence yapacağız demedik. Dava açtık o kadar. Adli Tıpa gönderdiler, “tamam efendim gidelim” dedik. Gıkımız çıkmadı, bir şey dediğimiz yok. Yıllardan beri ne akıl hastanesi kaldı, ne tımarhanesi kaldı, ne bilmem hapishanesi kaldı, ne hücresi kaldı hepsine girdik çıktık. Bir isyan duydunuz mu benden siz? En fazla hukuki karşılığı için mücadele ediyoruz, o kadar. Orada olmazsa İnsan Hakları Mahkemesi. İnsan Hakları Mahkemesine açtığımız her davayı kazandık. Bak, üçüncü dava kazandığımız bize yapılanlarla ilgili. Dava açtık hepsini kazandık. Bunun usulü budur. Hukuktan ayrılmamak, demokratik mücadele ve kimseyi rencide etmemek, nezaketiyle hareket etmek. Mesela diyor ki; “CHP zarif ve ince dindarlığın yaşandığı bir partidir”, çok güzel, doğru. MaşaAllah, elhamdülillah. İftihar ederiz. Ama öbürü nedir? Ama ben bunların gelip geçici olduğunu düşünüyorum. CHP çok dindar olacak, göreceksiniz. Tam Atatürkçü olacak, Atatürk’ün dediklerini tam yerine getirecek. Demin okuduğu husus, Atatürk’e ait hususlardan bir tanesidir. Atatürk, sürekli cebinde Kuran taşıyan bir insan. Kuran’ı çok güzel yorumlayan bir insandır. Yani birçok alim hocayı etrafına çağırıyor, mesela Alak Suresi’ni soruyor, Tin Suresi’ni soruyor, diğer ayetleri soruyor, açıklattırıyor. Ahir zamana bakan yönleri var mı, ne var ne yok hepsini konuşturuyor. Onun en hoşlanmadığı dinsiz hocalardır, imansız hocalardır. Ama bak, imansız hocalar diyor. Samimi hocalara karşı hep sevgisi olmuştur Atatürk’ün. Mesela bak, Mevlevi şeyhlerine karşı muhabbet göstermiştir, Kürt aşiret reisleri, şeyh olanlar, onlara sevgi-saygı göstermiştir. Elmalılı Hamdi Yazır Efendi’ye müthiş hürmet gösterirdi, ona Kuran tefsiri hazırlamasını istirham etti, o da hazırladı, Elmalılı tefsiri. Buhari-i Şerif, Buhari’yi tercüme ettirdi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını hazırlattırdı, imam hatipleri kurdurdu, ilahiyat fakültelerini kurdurdu. Bana gösterin tarihte böyle bir faaliyet yapan bir insan. Tabii ki aydın Müslümanlığı temsil ediyor Atatürk. CHP de tabii ki öyle, zarif ve ince dindarlığın yaşandığı bir parti olacaktır. Bizim milletimizin genel vasfı bu zaten, bütün Türkiye’nin özelliğidir. Zarif ve ince dindarlığın yaşandığı bir ülkedir Türkiye. Böyle olacaktır zaten.
Evet, Cevat Babuna da, ben ünlü şahısların çoğunu tanırım ben. Yani siyasetten de birçoğunu tanırım. Ama hiç kimseye ben tanıyorum demem. Yani zor durumda kalabilirim, ne zorum yani niye yapayım? O da zor durumda kalır, ben de zor durumda kalabilirim. Ama tanıdığım çok fazla insan var benim. Yani bürokrat olsun, devlet görevlisi olsun, efendim bakan olsun, ben çoğu kişiyi tanırım. Ama hiçbir zaman tanıyorum diye ortaya çıkmam ben. Ancak sivil kişilerden falan varsa, söylerim işte tanıyorum mahzur görmediğimi söylerim ben. O anlamda o zaman gizlemesini söyledim. Cevat Babuna, rahat hareket etmesi için. Elini güçlendirmek için. Yani rahat konferans vermesi için. Çünkü Darwinistler, materyalistler baskı yapıyorlardı. O baskıyı ortadan kaldırmak için yaptığım bir yöntem o.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah hocam, Rıza Türmen Milliyet’te Davutoğlu’nun; “Balkanlar, Orta Doğu ve Kafkasya’yı Türkiye ile yeniden birleştireceğiz ve bu birlik gelecekte dünya politikasının merkezi olacak” sözlerinin gerçeklikten uzak olduğunu ve abartılı bir özgüveni yansıttığını çünkü Davutoğlu’nun Amerika faktörünü iyi hesaplayamadığını” söylemiş. Ayrıca Davutoğlu’nun siyasi liderliğin çekiciliğine kapılıp ulusal sınırların dışında da popular olmak isteyebileceğini, ancak bu oyunu kişisel inançlardan, ideolojik saplantılardan uzak akılcı, soğukkanlı bir şekilde oynamanın ülkenin geleceği bakımından önem taşıdığını belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Rıza Türmen, sivil bir şahıs. Dışişleri Bakanı resmi görevli bir insan. Amerikan Dışişleri Bakanı ile görüşüyor, devlet görevlileri ile görüşebiliyor. CIA ile görüşebiliyor, FBI, üst düzey görevlilerle görüşebiliyor. Büyükelçilerle görüşebiliyor. Herkesle görüşebiliyor. Onun elde ettiği bilgi nerededir, senin elde ettiğin bilgi nerede? Senin böyle kişilerle görüşme imkanın yok, ama onun böyle kişilerle görüşme imkanı var. Bak ben açıkça söylüyorum, Dışİşleri Bakanlığı’nın açıklaması değil, ben kendim söylüyorum. Amerika Türkiye’nin Türk İslam Birliği’ni kurmasını istiyor. İttihad-ı İslam’ı kurmasını istiyor, biliyorum. Yani en yüksek adamından tut, bir alt kademe, bir alt kademe hepsi istiyorlar. Aksini söyleyen bana gelsin, hayır istemiyor diyen gelsinler bana. Yani ona dair bana bir alamet getirsinler. Amerika’daki büyük gazetelelerr devletin politikasını yansıtır. Bütün büyük gazeteler Amerika’da, Türk İslam Birliği’ni coşkuyla anlatıyorlar, sevinçle anlatıyorlar. Niçin istemesin Amerika? Terör bitecek, anarşi bitecek, hayat pahalılığı bitecek. Yani İslami terör dedikleri, ki öyle bir şey yok, İslam’da terör olmaz. Amerika’nın en çekindiği olay, ortadan kalkmış oluyor. Niye tedirgin olsun Amerika? Amerika’nın zenginleşmesi demektir Türk İslam Birliği demek. Güçlenmesi demektir, güven içinde yaşamaları demektir. Ve İsrail’in güvenliği demektir. İsrail bak üç bin yıldan beri perişan vaziyette, üç bin yıldan beri. Hep acı çekmişlerdir. Bir Romalılar işgal ediyor, bir işte şunlar geldi işgal ediyor buraya. Hep canları yanmıştır. İlk defa hayatta, ilk defa huzur içinde yaşayacaklardır, ilk defa. Mehdi (a.s.) vesilesiyle. İlk defa yani güven içinde rahatça uyuyacaklar, rahatça ibadetlerini yapacaklar. Hristiyanlık da ilk defa rahatça ibadetlerini yapacak hale gelecektir. Tevrat’ın ve İncil’in orijinallerinin bulunup Mehdi (a.s.)’ın onlara, Hristiyanlara İncil ile, Musevilere Tevrat ile tebliğ yapacağını Cübbeli Ahmet de söylüyor. Biz de söylüyoruz, hadislerde var çünkü. Onun arkasından da hepsi Müslüman olacaktır. İslam’dan başka din yok. Dolayısıyla Amerika böyle bir şey için engel olacak politika izlemez. Bilakis teşvik eden politikası var. Gelsin bana, özellikle kendi aramızda kalacağına söz veriyorsa anlatayım ben Amerika’nın nasıl bu konudan memnun olduğunu ve kimlerin ne dediğini söyleyeyim ona. Böyle bu yani, net. Amerika da istiyor, İsrail de istiyor Türk İslam Birliği’ni, niye istemesinler? Kardeşim fakir İsrail, sürünüyor halk. Yani yüzde sekseni fakir İsrail’in. Biliniyor mu bilmiyorum ben onu. Bayağı sürünüyorlar, klasik sürünme tarzında. Acayip fakir halk. Ayrıca korku içinde yaşıyorlar. Bu ortadan kalkacak kardeşim. Filistin, paramparça kardeşlerimiz. Anında biter olay, o barikatlar, marikatlar falan toz duman olur. İsrail’de o duvarlar var, dev duvarlar, buldozerle yerle bir edeceğiz Allah’ın izniyle. Ne alaka yani?
“Sayın Muhammed Adnan Hocam, esselamu aleyküm”. Ve aleyna aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “İzniniz olursa bir konuda sürç-ü lisan ettiniz”. Tamam, hata yaparsak düzeltiriz. “Hristiyanlık ve Yahudilik bir zamanlar hak dindi dediniz. İslami kaynaklara göre bu böyle değil. Bütün Peygamberler Müslümandı. Yalnızca İslam’ı tebliğ ettiler. Yahudilik Hz. Musa (a.s.)’dan yüzyıllar sonra Hristiyanlık ile Hz. İsa (a.s.) terk-i dünya ettikten sonra yirmi otuz yıl sonra çıkmış uydurma dinlerdir. Birinin kurucusu Yahudi bir adamdır. Hristiyanlığın kurucusu da Pavlus’dur. Yahudilik ve Hristiyanlık hak din değil. Peygamberlerin tebliğ ettikleri dinler değildir. Kuran-ı Kerim’de ilgili ayetler bunu açıkça söylüyor. Yusuf Suresi 101. ayetin manası; şeytandan Allah’a sığınırım, ‘Ey gökleri ve yeri yaratan Rabbim, Sen dünyada ve ahirette benim sahibimsin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni salih kullarının zümresine ilhak eyle’. Bu dini İbrahim kendi oğullarına vasiyet ettiği gibi, Yakup oğullarına vasiyet etti. Oğullarına; ‘muhakkak ki, Allah bu dini, İslam’ı, sizin için seçti, o halde başka dinlerden sakının. Ve sadece Müslüman olarak ölünüz’ dedi. 133. ayet; ‘yoksa Yakup ölüm geldiği zaman siz orada mıydınız? O zaman Yakup oğullarına, benden sonra kime ibadet edeceksiniz? demisti. Onlar; senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilahı olan tek Allah’a kulluk edeceğiz. Biz ancak O’na boyun eğen Müslümanlarız dediler”. Tamam güzel de, ben burada hatamı tam anlayamadım, neyi kastediyor kardeşimiz?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah, siz sonra onu söylediniz Hocam, bir cümle sonra, izah ettiniz kardeşimizin söylediği şeyi.
ADNAN OKTAR:Yani kardeşimiz; Hz. Musa (a.s.) var, etrafında salih müminler var ve Museviler. Ve hak din bu. Kuran’da Allah onların Müslüman olduğunu söylüyor Hz. Musa (a.s.) ile beraber mücadele ediyorlar. Bu ne demek yani şimdi? Yahudiler dediği Museviler. Musevi eşittir Yahudi, Yahudi eşittir Musevi. Hristiyanlar işte havariler, Hz. İsa (a.s.) ile beraber, işte Müslümanlar onlar. O zamanki din, İslam dini. Buna rağmen benim anlamadığım bir şey varsa anlatsın kardeşimiz. Hz. İbrahim (a.s.), o da Müslümanlık, İslam dini işte bak Allah diyor; “Onlar Müslüman idi” diyor Hz. İbrahim (a.s.). Evlatlarıyla beraber o da Müslüman. Yakub, o da Müslüman. Açık diyor işte, İsmail, İshak. Mesela, “İsa onlarda inkarcılığı sezince, Allah yolunda bana yardımcı olacaklar kimlerdir dedi. Havariler; biziz Allah’ın dininin yardımcıları. Biz Allah’a inandık. Şahit olun ki biz Müslümanlarız”. Buyrun işte ayet. İşte Hristiyan, o zamanki Hristiyan, Krist, Hz. İsa (a.s.)’a verdikleri isim, biz ona İseviyet diyoruz. İseviyet, Hristiyanlık aynı manada kullanılan kelimeler. Dolayısıyla benim anlattıklarım doğru, ama yine anlamadığım bir husus varsa bana yaz. Yani benim dediğim doğru. Bütün Kuran ayetleri açık, zaten gönderdiği ayetler benim dediğimi anlatan ayetler. Benim dediklerimin ispatını göndermiş zaten.
“Selamun aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Her devrin adamı artık uzatmaları oynuyor inşaAllah. Onun da saltanatı bitiyor inşaAllah. Etkili ve yetkili makamlar artık samimi insanlar görmek istiyor. Gereğinin yapılmasını yetkililerden arz ve talep ediyoruz. Hocam, sizin de bu konudaki görüşlerinizi öğrenmek istiyoruz. Hürmet ve muhabbetle, o nurlu ellerinizden öper, hayır dualarınızı bekleriz”. Evet, benim bir yetkim olsa her devrin adamına imkan tanımam. Ama bizim milletimiz bayağı akıllıdır. Kimin ne olduğunu biliyorlar. Dolayısıyla saçını önüne dökerler yakında. Ama tabii kanunla, hukukla, adaletle, demokrasiyle inşaAllah.
Evet bana balıklama böyle açıklama olur mu, ne biçim kardeşlerimiz böyle soruyor. Herkes bilir Hristiyanlığın zamanında hak din olduğunu. Museviliğin hak din olduğunu o devirde, herkes bilir. Ama biz Musevi’ye Yahudi de diyoruz. Yahudi, Musevi aynı kelimeler. Yani Hristiyan, Hıristo, Krist, Jesus, İsa hep aynı kelimeler. Böyle kelimelerin birbirlerine benzerliğini yanlış anlayıp yanlış yorumlarsa olmaz, o zaman acayip olur. Mesela benim adım Adnan, Oktar, Adnan Oktar da benim ismim. Biraz aceleci davranıyor bazı kardeşlerimiz.
ALTUĞ BERKER: Enteresan bir kişi var Hocam. Aytunç Altındal, “Hristiyanlık tarihi değişecek” diye başlık atmış gazeteye.
ADNAN OKTAR: Nasıl değişecekmiş?
ALTUĞ BERKER: Bulunan bazı şeyler varmış Hocam, o saklanıyormuş devlette. Özetle Hz. İsa (a.s.) diye bir kimse olmadığını haşa iddia edecek bir yapıya gelmiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim Hz. İsa (a.s.)’ın varlığını ve hak Peygamber olduğunu Kuran bize çok açık anlatıyor. Ayrıca Hz. İsa (as) devrine ait de İncil var, bıraksın şimdi. Zamanı gelince ispat ederiz. Hz. İsa devrine ait İncil var. Ve Hz. İsa (as)’nın hak peygamber olduğu Kuran açık açık anlatıyor. Ve diğer başka deliller de var, o devre ait. Yani o devre ait yazışmalar, papirus tarzı kağıtlar üzerine yazılmış yazılar, bakır üzerine yazılmış yazılar var. Yani Hz. İsa (a.s.)’ın hak Peygamber olduğunu herkes bilir.
ALTUĞ BERKER: Bu kişi zaten bayağı bilgisiz Hocam, ben başka bir programda da izledim. Mehdiyet Amerika’nın ortaya çıkardığı bir projedir diyor. Yani hiçbir bilgisi olmadığı anlaşılıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocam masayı kurduktan sonra Allahualem, açıyor gazozu, kavun, biraz beyaz peynir. Ondan sonra yazıları başlıyor yazmaya anladığım kadarıyla. Yarım şişe gazoz içtin mi demek ki, üslup değişiyor. Gazozu özellikle de kolayla karışık içti mi, artık tamamen… O zaman da İsa da yok diyor yani. Yani bunu kim söyler? Hz. İsa (a.s.)’ın varlığı, herkesin bildiği bir gerçektir. Ayrıca, mevcut yani şu Katoliklerin kendi arşivlerinde de var, o devre ait, Hz. İsa (a.s.)’ın devrine ait, İncil’den küçük yazışmalar var, küçük parçalar var. Orada da hak peygamber olarak açıkça geçiyor. Ve hiçbirinde Allah diye geçmiyor. Yani Hz. İsa(a.s.)’ın Allah olduğu diye bir ifade yok. Sonradan o adamlar sapıtmışlardır. Öyle bir konu yok. Aytunç arkadaş böyle pek bilgisi yokken ortaya çıkıyor, bir de basın da ona nasıl itibar ediyor, ben onu anlamıyorum yani. Evet sen öbürüne geç.
ALTUĞ BERKER: Hüsnü Mübarek, “domino korkusu” demişler Hocam. “Mısır’da karmaşa büyüyor. Dünya Ortadoğu’daki yönetimleri tıpkı seksen dokuzda dağılan Doğu bloku ülkelerindeki gibi bir sonun beklediğini konuşuyor” demiş.
ADNAN OKTAR: Evet, Mısır’daki o şahıs, onunla ilgili hadislere bakalım. Onunla ilgili ben aslında öyle detay incelemedim ama, Mısır’da böyle bir şahıstan bahseden hadis var.
ALTUĞ BERKER: Bir hadis vardı deccal ile ilgili okuyabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Deccalin maddi çıkar sunarak insanları etrafında toplayacağı ve bu menfaat vaatleriyle onları Müslümanların aleyhinde görevlendireceği anlatılıyor hadis-i şerifte, Hüseyin el-Berzenci’de. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor; “beraberinde çorbadan bir dağ, soğumayan sıcak et, akan bir nehir, yemyeşil bahçelerden oluşan orman, duman ve ateş dağı mevcuttur. İnsanlara ‘işte bu cennetimdir, bu da cehennemimdir. İşte yemek, işte içecekleri’ diyecek” diyor deccal için inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Ona karşı da başka bir hadiste şöyle geçiyor Hocam, “bir kısım insanlar deccal ile sohbet edecekler ve diyecekler ki; ‘biz onun kafir olduğunu biliyoruz. Yemeğinden yemek, ağacından faydalanmak için onunla arkadaşlık yapıyoruz”. “Allah’ın gazabı gelince, deccal ile birlikte hepsine gelecektir” diyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Hocam” diyor Mehmet, “belki bana düşmez böyle bir şey söylemek ama” diyor, “dini, vatanı bölmeye çalışan insanlara karşı daha sert bir üslup kullansanız daha iyi olmaz mı” diyor. Bakın, ne dile, ne dine ne de vatana kimse bir şey yapamayacak. Yani biliyorum ki söylüyorum. Mehdiyet çığ gibi bütün Türk devletleri ve İslam aleminini kaplayacaktır göreceksiniz. Bakın kaynıyor ortalık, daha hala göremiyorlarsa ne söyleyeyim yani? Efendim, “selamün aleyküm”, aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü. “Gözümüzün nuru, Muhammed Adnan Hocam, kitaplarınızı uzun yıllardır zevkle ve heyecanla takip ediyorum. Kitaplarınızdan birçok arkadaşıma dağıttım ve tavsiye etmeye devam ediyorum. Hocam sizden Erbakan Hocamız’a dua etmenizi istiyorum. Zira sizlerin dualarıyla bizlerin duaları bir olmaz”. O belli olmaz, niye Allah sizin duanızı çok makbul kılabilir. “Programlarınızı gece 00:30’dan sonra izliyorum, bitmesin istiyorum. Allah’a emanet olun. Darwinistlerin korkulu rüyası mübarek Hocam”. Selam veriyor Cevdet Acar. Erbakan Hocamız bizim canımız. Tabii bütün Müslüman kardeşlerimiz Hocamız’ın sağlığı sıhhati için dua etsinler. Allah Hocamız’a şifa versin. Allah kalbine huzur versin. Hocamızı dinçleştirsin ve Hz. Mehdi (a.s.)’a, Hz. İsa (a.s.)’a kadar da, hatta onlardan sonraki vakitlerde de Hocamız’ı başımızdan eksik etmesin Cenab-ı Allah inşaAllah. Erbakan Hocamız beni çok sever, ben de onu çok severim. İnşaAllah Hocamız’ın naçiz bir talebesiyiz inşaAllah. Sürekli maşaAllah, elhamdülillah öyle şahane bir insan ki, hiç kimseden korkmaz. Bir tek Allah’tan korkar. Normalde bir siyasi liderin kolay kolay cesaret edeceği bir şey değildir. Benim kitaplarımı her toplantıda alenen söylüyor, kitabı göstererek, herkes alsın, okusun, Harun Yahya kitapları çok önemli diye. Yani meşhur zaten herkes bilir, tabii. Bizim de Hocamız’la sohbetimiz bir hayli olmuştur inşaAllah. Şimdi rahatsız olduğu için tabii ben Hocamız’ın sağlığının düzelmesini bekliyorum. İnşaAllah İstanbul’a geldiğinde Hocamız’la yine görüşürüz, hayır duasını alırız inşaAllah. Hocamız’a iyi baksınlar, sağlıklı olsun da, bir an önce İstanbul’a teşrif etsin, bu mübarek şehre. Hocamız’ın huzuruna çıkalım yine inşaAllah.
Diyarbakır’dan Yusuf, “esselamu aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü. Ahir zamanın en güzellerinden olan seyyid Muhammed Adnan Hocam;” bak bu güzel mesela, en güzeli dese bu çok anormal bir laf olur. Ama en güzellerinden, bu denilebilir. “Ahir zamanın en güzellerinden seyyid Muhammed Adnan Hocam, bu sabah uyanınca biraz tefekkür ettim ve gerçekten çevremizde cereyan eden her olayın Allah’ın izniyle mercimek büyüklüğünde bir yerde gerçekleştiğine kanaatim oluştu. Ve aslında bir ruh olduğumuzu kanıtlar gibi bir his oluştu içimde yani. Bedenimiz bile bir algıdan oluşuyor inşaAllah”. Var beden ama, bizim algıladığımız beden, algı olan bedendir. Gerçek bedenle bizim bağlantımız olmaz. Mesela biz dokunduğumuzda algı olan beden ile bağlantı kurarız. Hiçbir zaman için fizik bedenimizle asla ve kesinlikle bağlantı kuramayız. Hiç kimse kuramaz. Ve hiçbir zaman için de kuramamıştır. Bir tek Allah bilir fizik bedenleri. Biz daima ruh olarak onun algı olarak aldığımız kısmıyla bağlantı kurarız. “Hocam, ahiretteki boyutumuzda sadece ezberimizin bozulması sonucu gerçeğe ulaşmamız mı olacak? Hocam, mana aleminin güzelleşmesi için dua istiyoruz inşaAllah”. Allah madde alemini de, mana alemini de, bütün İslam alemini, bütün Müslümanları ve seni de güzelleştirsin inşaAllah.
Özetle, ben daha önce de anlattım, mesela ben burada bakıyorum, ben bu sevimlileri görüyorum. Ama baktığımda ne kadar uzaktaymış gibi görünüyorlar, değil. Bu yalan söylemiş olurum, uzakta değiller. Benim içimdeler onlar. Beynimin içinde görüyorum. Yani elimle onun yüzü aynı yerde. Senin elinle mesela benim elim, onların elleri aynı yerde oluşuyor. Hepsi aynıdır. Mesela bu fincanla, senin saçların aynı yerde oluşmuş oluyor, hepsi aynıdır. İnsanın beyninde oluşur. Ama uzaklık hissi verilir, uzaktaymış gibi görürüz. Mesela fincan da uzaktaymış gibi görünüyor, hatta elimi uzatmam gerekiyor, bakın dokunma hissi verildi şu an. Mesela fincanı kaldırdım, fincan gittikçe büyüyor. Mesela bu da ayrı bir Allah’ın sanatıdır. Önce küçültüyor Allah, geri gittiğinde küçültüyor. Yaklaştırdıkça gittikçe büyütüyor. Bu, apayrı bir sanattır. Bir de yaklaştırdı Cenab-ı Allah, elhamdülillah bak içirdi Allah, geri Cenab-ı Allah götürür, kolumu vesile eder. Cennette kola ihtiyaç yoktur, aynı kolun varmış gibi istersin, o kalkar böyle kolun görünmeden, hatta konuşur da seninle istersen, gelir, içerir ve döner. İstersen şarkı da söyler. Nasıl sen teybe bastığında şarkı çalmaya başlıyor, televizyonu açtığında değil mi. Mesela bir düğmeye, birkaç yere basıyorsunuz, halbuki düğmeler sebeptir. Oradaki müziği yaratan doğrudan Allah’tır. Ama siz o düğmelerin karışık yapısından kaynaklanan bir sistemle onun çalıştığını zannediyorsunuz. O zaman aklınızın ihtiyari kalkmıyor. Halbuki Allah, sizin istediğiniz parçanın ne olduğunu biliyor zaten; sizin istediğinizden dolayı o düğmeleri vesile edip, o müziği orada yaratıyor Allah. Ama mucize olmamış oluyor, siz o sebebe sarıldığınız için. Cennette öyle düğmeye basmak yoktur. Aklından geçirdiğin parça, anında çalar. Aklından geçirdiğin insanı anında görürsün, hemen görürsün. Ama şu an ancak hayal edebiliyorsun. Mesela insan gözünü yumduğunda, yahut açık da olsa, hayal ediyor, hayalinde canlandırıyor. Ama flu canlandırabiliyoruz. Cennette o fluluk yoktur, çok nettir. Cennette o perde açılmıştır diyor Cenab-ı Allah ayette, yaklaşık. Şu işte elips şeklinde önümüzde bir perde var, dikkatlice bakan herkes görür, elips şeklinde. Üç boyutlu derinlikte görünüyor. Üç boyuttan dolayı, biz hakikaten uzakta zannediyoruz. Kesinlikle uzakta değil, yani ne güneş uzakta, ne insanlar uzakta, ne arabalar uzaktadır. Hepsi insanın içindedir. Cisim olarak dışarıda uzaktadırlar, ama biz cismiyle asla ve kesinlikle muhatap olamayız. Zaten cismi simsiyah, karanlıktır dışarıdaki. Asıl orijinali ve saydamdır. Dolayısıyla insanlar gorse dahi, o kadar pek ilgilenecekleri gibi olmaz gerçek hali. Mesela farzedelim adamın yatı var, yat saydam ve simsiyah karanlık. Şimdi adam o yatı değil, renkli yatı istiyor. Güneş ışığı vurmuş, dalgaların maviliğini ister adam. Dalgalar normalde simsiyah karanlıktır. Ama beynimizde mavi ve çok hoş bir görüntüsü oluyor. Dalgalardan normalde çıt çıkmaz, ama dalgalardan gelen ses dalgaları, normal dalgadır, klasik dalga. Kulağımızda ses olarak yorumlanıyor. Kulağımız beynimize götürüyor, beynimizde ruhumuz onu ses olarak yorumlayıp alıyor. Biz bunu anlatırken, hayali bir şey anlatmıyoruz. Yani bu dinsizin de, dindarın da kabul etmesi gereken bilimsel bir gerçektir. İşte insanlık bu gerçeği farkedecek, bunu anlayacaklar. Yani 2012’den itibaren, olacak olaylar bunlardır. Yani beyinlerinde insanların bir netleşme olacak. Sokağa çıkan bir insan, yani bunu düşünen insan çok çok nadirdir. Ancak uzun uzun anlatırsak falan, “haa” diyorlar. Yarım olarak. Ama mesela bazı anlattığım kişiler, hakikaten tepkilerinden anlıyorum anladığını. Mesela bazı zihinler çok keskindir. Ama bir kısım insanlar da kafasını dağınık tutar. Özellikle anlamama moduna sokar kendisini. Özellikle anlama modunda hakikaten kavrasa bile anlayamaz. Ama kavrama modunda bakarsa anlar ve çok heyecanlandırır, normalde heyecanlanır inşaAllah. Evet Berkerim şimdi de seni dinleyelim.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah hocam, şöyle söylemiştiniz: “Barış insanı, sevgi insanı, dostluk insanı olmak lazım. En hoş olan güzelliği aramaktır, sevgi zevkli bir şey. Dostluk zevkli bir şey, affetmek çok güzel bir şey. Adamlar bunu istemiyorlar. Küfretmek, saldırmak, hakaret etmek, düşmanlık, bundan zevk alıyorlar. İnanılır gibi değil, insan baldan, baklavadan zevk alır. Bunlar zehirden zevk alıyorlar. Ateşten zevk alıyorlar, çok garip. İyiliği, güzelliği savunan insan çok az oluyor. Bakıyorum gazetelere, sevgiden, şefkatten, kardeşlikten, Türk İslam Birliği’nden, İttihad-ı İslam’dan bahseden yazılar arıyorum, çok nadir buluyorum. Hep düşmanlık, saldırganlık. Bu Allah’ın hikmeti, hayret edilecek bir şey”, dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, böyle bir dönemi Allah özellikle gösteriyor ki; aradaki ikinci dönemin farkını insanlar görüp hayretler içinde kalsınlar diye. Mesela şu anki insanların konumuna bir bakın, bir de Mehdi dönemindeki insanların konumuna bir bakın. Arada boyut farkı olacaktır, dağlar kadar fark olacaktır. Tabii insanlar Mehdi (a.s.) beklentisi ile, bağnazlığın ve tutuculuğun çok yoğun olacağı bir dünya olarak bekliyorlar. Halbuki Mehdi (a.s.)’a gösterilen reaksiyonun nedeni, Mehdi (a.s.)’ın zaten bağnaz olmamasıdır. Yani Mehdi (a.s.) bizim anladığımız anlamda bağnaz ve tutucu bir İslam anlayışında değil; üstümüzdeki zincirleri kaldıran, sıcak, sevgi dolu, özgürlükle dolu bir İslam anlayışını getirecektir. O yüzden zaten medinedeki alimin onu mürtetlikte itham etmesinin nedeni o, hadiste. Hz. Ömer (r.a.)’ın şehit edilmesinin nedeni odur yine. İslam’ın o sıcak, candan, dolu dolu tavrını savunmalarıdır. O devrin azgın yobazları vardı, şimdiki yobazların aynısı. Böyle eşgal bozuk, at hırsızı gibi tipler. Onlar Hz. Ali (r.a.)’ı, Hz. Ömer (r.a.)’ı, Hz.Osman (r.a.)’ı ve on iki imamı teker teker şehit ettiler. Bunların kafası budur. Ve onlarda bir Ehli beyt nefreti vardır ve Mehdi (a.s.) nefreti vardır. Mehdi(a.s.)’dan nefret ederler. Ehli beytten nefret ederler. Onun sonucunda doğrudan bu nefreti söyleyemeyince dolaylı yoldan, dillerini böyle eşek dili gibi uzatıp dolaylı yoldan anlatıyorlar. Yani konu bu. Yani Mehdi (a.s.)’ı istememelerinin nedeni Ehli beytin dünyaya hakim olmasını istememelerinden kaynaklanıyor. Çünkü bunlarda ırkçı, faşist, deli bir kafa oluyor yobaz takımında. Asla istemezler o yüzden. Ama Mehdi (a.s.) söke söke İslam’ı yeryüzüne hakim edecek. Allah’ın yaratmasıyla, Mehdi (a.s.)’ın kendi gücü yok, Allah’ın gücüdür o. Allah vesile edecek Mehdi (a.s.)’ı.
Ben şakadan hoşlanırım ama hakaretamiz şeyler beni rahatsız ediyor, yoksa şaka çok güzel, yani insane neşe veriyor, komik oluyor.
Kasas Suresi, 55; “ 'Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman ondan yüz çevirirler” var ya böyle, barlara marlara gidip, geyik muhabbeti falan diyorlar, derya muhabbeti. Bak diyor ki; “'Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman ondan yüz çevirirler”, yani bir parça anlam olması lazım bir sözde, faydalı bir şey olması lazım. “Ee daha daha nasılsın”, “ben bugün yolda gidiyordum, caddeye bakıyordum”, ee? “Cadde bir türlü bitmedi, sonra karşı tarafa geçtim. Sonra yürüdüm yürüdüm yürüdüm, yine cadde bitmedi.” Böyle beyni uyuşturan boş laflar etmeyecek Müslüman. Bak; “ 'Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman ondan yüz çevirirler ve: "Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir; size selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz" derler”. Burada şiddet var mı, yok. Bak demokrasinin bir özeti. “ 'Boş ve yararsız olan sözü' işittikleri zaman ondan yüz çevirirler”, ne yapıyorlar, bize müsaade diyorlar. “Bizim yapıp-ettiklerimiz bizim, sizin yapıp-ettikleriniz sizindir”, yani biz size karışmıyoruz diyorlar. Siz de bize karışmayın. “Size selam olsun”, bak bir de selam veriyorlar. “Selam olsun, biz cahilleri benimsemeyiz” yani cahil cahil laflar ediyorsun diyor, benimsemiyorum diyor. Kabul etmiyorum, o kadar. “Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin”, insan bazen çocuğunun, sevdiğinin, sevgilisinin, eşinin, sevgilisinin, helali olan sevgilisinin hidayete ermesini ister. İyi bir insan olmasını ister. “Ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir” diyor Allah. Yani illaki hidayeti olacak diye bir şey yok. “O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir”. Allah’a güvenmek lazım.
Kasas Suresi, 44; “Musa'ya o işi (ilahi vahyi verip) gerçekleştirdiğimiz zaman, sen (Tur'un) batı yanında değildin ve (buna) şahid olanlardan da değildin”. Bakın burada da yine bir yön belirtiliyor. Öbür ayette de; “sana sağ yandan seslendik” diyor.Bunlar Allah tarafından özel olarak belirtilmiş mühim işaretlerdir. Zamanı gelince inşaAllah bir kısmını söyleriz. “Ancak Biz birçok nesiller inşa ettik”; hakikaten Cenab-ı Allah mesela eski fotoğraflara bakıyoruz, yüzyıl önceki fotoğraflara bakıyoruz, Beyazıt’da çekilmiş resimler var; çocuklar çember çeviriyorlar, kadınlar neşe içinde yürüyorlar. Hiç akıllarından geçermiydi ki, o Beyazıt Meydanı’nda, kim varsa ama tamamının ölüp yok olacağını? O gün, o fotoğrafın çekildiği yerde olan kişilerin tamamı, istisnasız yok şu an. Hepsi toprağın altındadır. Mesela biraz daha evvelki devreye gidiyoruz, bakıyoruz, o devirde çekilen fotoğraflardaki insanların, çok kalabalık bir kitle mesela pür neşeler, böyle bir mesire yerinde eğleniyorlar. Kimi pişiriyor, kimi top oynuyor. Tamamı ölmüş, hiç kalmamışlar. Cenab-ı Allah ne diyor; şeytandan Allah’a sığınırım, “Ancak Biz birçok nesiller inşa ettik de onların üzerinde (nice) ömür(ler) uzayıp geçti”. Çok fazla yaşayanlar oldu diyor. Mesela şimdi bir 70 yıl sonra falan, Allah uzun ömür versin ama hiç kimse kalmaz. Buradaki olan hiç kimse kalmaz inşaAllah.“Ve sen Medyen halkı içinde yaşayıp da ayetlerimizi onlardan okuyarak öğrenmiş değilsin. Ancak (bu bilgileri sana) gönderen Biziz”.Gayb bilgisi, gaybden Allah bilgi veriyor işte. Sen bilmiyordun diyor Allah, hiç bilinmeyen bilgiler, özel, gaybi bilgiler. “(Musa'ya) Seslendiğimiz zaman da, sen Tur'un yanında değildin”, dağın yanında değildin. “Ancak Rabbinden bir rahmet olmak üzere senden önce kendilerine bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için (gönderildin). Umulur ki, öğüt alıp düşünürler diye”. Mehdi (a.s.) ne yapacak, o da kavmi uyarıyor. “Kendi ellerinin öne sürdükleri dolayısıyla, onlara bir musibet isabet ettiğinde:”, bela, ekonomik kriz, savaşlar, "Rabbimiz, bize de bir elçi gönderseydin de böylece Senin ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık" diyecek olmasalardı (seni göndermezdik)”. Bahane ararlar diyor, onun için son kerede Allah Mehdi (a.s.)’ı gönderiyor. Size uyarıcı olarak geldi mi diyecek Cenab-ı Allah Mehdi (a.s.), geldi. İsa Mesih (a.s.) da geldi. Tebliğ yapıldı mı, radyolardan, televizyonlardan, internetten her yerden duydunuz mu, duyduk. Anlamadığınız bir husus kalmış mıydı, kalmamıştı. İman ettiniz mi, etmedik. Suçlu kim o zaman diyecek Cenab-ı Allah, biziz diyorlar o zaman. Allah vermesin.
Berkerim mürşidlerimizden, hocalarımızdan kimi dinleyelim, sohbetini?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, Kırkıncı Hocamızdan bahsettik bugün.
ADNAN OKTAR:Evet, Mehmet Kırkıncı Hocamız’ı dinleyelim, ya Allah bismillah.
VTR: Mehmet Kırkıncı Hoca’nın Konuşması
ADNAN OKTAR: Evet Hocamızın resimlerini görelim bir de, Fethullah Hocamız’ı yetiştiren büyük alimdir Mehmet Kırkıncı Hocamız. Kırkıncı Hoca ve Fethullah Hocamız, maşaAllah.
VTR: Fethullah Gülen Hoca’nın Mehdi ile İlgili Hadisleri Anlattığı Konuşması
ADNAN OKTAR: Ahir zamanda gelecek şahsı manevi ile değil, değil mi, bak ahir zamanda gelecek zat’la diyor, şahısla, yüzyüze geliriz diyor. Demek ki şahs-ı manevi değilmiş. Yirminin üzerinde sahabe bildiriyor. Ve mütevatir diyor. Ve ahkama ait hususlarda bile sahabiler bu kadar ittifakla Mehdi (a.s.) kadar bilgi vermemişlerdir diyor. En fazla bilgi Mehdi (a.s.) hakkında verilmiştir diyor. Ve zat olduğunu da açıkça söylüyor. Hocamız da, Hocası da aynı şeyleri söylüyor. Mehmet Kırkıncı Hocamız da, hocamızın hocasıdır.
ALTUĞ BERKER:On üç yaşında tanıdığını Hocam, bir röportaj yapmışlar sizin gösterimlerinizden sonra Risale Haber’de, Kırkıncı Hocamız, Fethullah Hoca’yı tanıdığında on üç yaşındaymış, Risaleleri tanımasında onun vesile olduğunu anlatıyormuş. Yakınen halen görüştüklerini bizzat ifade etmiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Selam Hocam, öncelikli sizi ne kadar çok sevdiğimi belirtmek istiyorum. Size kısa bir sorum olacaktı. Hz. İsa (a.s.) da, Hz. Mehdi (a.s.) gibi şevk ve heyecanımı arttırıyor. Hz. İsa(a.s.) ve talebelerinden bahsederseniz çok sevinirim. Şimdiden Allah razı olsun Hocam, iyi yayınlar”. Mina isimli hanım kardeşimiz yazmış. Allah sevgisini arttırsın, benim de ona karşı sevgim çok. Hz. İsa Mesih (a.s.), dünya tatlısı, dünya güzeli bir insan. İnsanlar ilk defa bir peygamber görmüş olacaklar. Çünkü bu yüzyılda insanlar peygamber görmemişlerdi. Nasıl yüzünün masum olduğunu, nasıl temiz olduğunu, ne kadar keskin bir akla sahip olduğunu, ne kadar isabetli konuştuğunu, ne kadar cesur olduğunu, ne kadar tevekküllü olduğunu görmüş olacaklar bizzat gözleriyle görmüş olacaklar. Hz. İsa (a.s.)’ın yaklaşık 400 hanımlardan, 800 de beylerden olacak şekilde seçkin talebeleri var. Ama bu seçkin talebelerinin daha da havassı var, daha da seçkinleri var. Onlarla faaliyetlerini gittikçe hızlandıracak. Ama bu önümüzdeki yıllarda bir tırmanış şeklinde devam edecektir, faaliyetleri. Yani daha güçlenecektir. Tırmanış mı diyeyim, yok Allah affetsin öyle demeyeyim de, daha güçlenerek diyeyim inşaAllah. İsa Mesih (a.s.)’ı sima olarak tarif etmiştim. Gri gözlüdür İsa Mesih (a.s.), kızıl saçlıdır, sırf kızıl değil, yani düz kızıl değil. Sarıya kaçkın kızıl. Çillidir, burnu, yüzü de çilli, elleri ayakları da çillidir Hz. İsa (a.s.)’ın. Tanıtıcı vasıflarından bir tanesidir o. Annesi ve babası olmamasından anlayacaksınız, anlayacağız. Dünyada hiçbir akrabası, hiç kimsesi yok. Geçmişini hatırlamayacak. Orta boyludur, ince bellidir Hz. İsa (a.s.) ve atletiktir, vücut olarak atletik vücut yapısı vardır. Küçük yüzlüdür, kibardır yüzü Hz. İsa (a.s.)’ın. Yani o ayrı bir özellik olarak belirtilmiş. Saçı, normalde genelde kadınlarda da, erkeklerde de genelde mattır, yani mat görünümü vardır. Hz. İsa (a.s.)’ın öyle değil saçı. Mat değil, yani ıslak gibi görünüyor saç yapısı. Orjinal, yani kendine has özelliği vardır. Su değmediği halde, onu Peygamberimiz (s.a.v.) özel bir detay olarak belirtmiş, tanıtıcı vasfı olması açısından, su değmediği halde ıslak zannedilecek. Yani bakan ıslak mı diyecekler, halbuki kuru saçı ama görünüş olarak ıslak gibi görünecek. Bakışları çok keskin Hz. İsa (a.s.)’ın, özelliğidir o. Çok akıllı ve çok keskin bakar. Müthiş bir hafızaya sahiptir. Yani bir kere okuduğunun tamamını ezberler, öyle bir özelliği var. Ama İsa (as) olduğunu iddia edeceği için gizlenmesi gerekiyor. O çok vahim olur yoksa, küfür kudurur yani Allah vermesin. Onun için o, en uygun olan ortamda çıkacaktır. Mehdi (a.s.)’a çok iş düşüyor, Mehdi (a.s.) ona ortam hazırlayacak. Onun güvenliğini sağlayacak olan Mehdi (a.s.)’dır, İslam ahlakını dünyaya hakim edecek olan Mehdi (a.s.)’dır. Deccaliyeti zirzübul edecek olan, süfyaniyeti zirzübul edecek olan Mehdi(a.s.)’dır. Hz. İsa (a.s.) son darbeyi indirmek üzere gelecektir inşaAllah. Yani siyasi yönünü ağırlıklı olarak Hz. İsa (a.s.) üzerine alıyor. Bediüzzaman diyor; Mehdi (a.s.) diyanet yönünde ağırlıklı çalışacak, Hz. İsa (a.s.) da siyaset yönünde ağırlıklı çalışacak diyor inşaAllah. “Geldiği vakit” diyor Bediüzzaman. “Murakeb ve havassı; seçkinleri onu imanın nuruyla tanırlar” diyor.
Evet kardeşlerimizden bir tanesi beni teyit eder mahiyette yine yazı göndermiş. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Havarilerine (İsa’ya bağlı olanlara) Bana ve Peygamberime iman edin diye ilham etmiştim, onlar ‘iman ettik, bizim hakiki Müslümanlar olduğumuza şahit ol’ demişlerdi” demin okuduk zaten, Maide Suresi 111. ayet. İsa (a.s.) da kavmine şöyle diyor; “Ey kavmim, siz gerçekten Allah’a iman edip, Müslüman olmuşsanız, artık o halde Allah’a tevekkül edin.” Demek ki Müslümanlarmış o zaman. Aynı şekilde Hz. Musa (a.s.)’ın da devrinde bütün Musevi olan kardeşlerimiz Müslümandılar inşaAllah. Tahrif edildikten sonra geçerli olmaz. Ama hak Kitap tahrif edilmemiş olarak uyanlar, hepsi Müslümandır.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren, Asu Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım, Lokman Suresi, 33 “Ey insanlar, Rabbinizden korkup sakının ve öyle bir günün azabından çekinip korkun ki; o gün hiçbir baba çocuğu için karşılık veremez” yani çocuğunu korumaya kalkmaz diyor kıyamet başladığında. Kendi derdine düşer diyor. “Ve hiçbir çocuk da babası için bir şey verebilecek durumda değildir”, çocuk da babasını korumaz diyor Cenab-ı Allah. “Şüphesiz Allah’ın vadi haktır”. Dediklerimin hepsini yapacağım diyor Allah, vaadim haktır, “artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin, aldatıcılar da sizi Allah ile aldatmasın.” Mesela Allah’ın adını anıyor, fakat bize yobazlığı, şiddeti, kan dökücülüğü, İttihad-ı İslam’ın olmayacağını, Türk İslam Birliği’nin olmayacağını anlatıyor. Ve kadın düşmanlığını, insan düşmanlığını ve sevgi düşmanlığını anlatıyor. Ne adına anlatıyorsun diyoruz, Allah adına anlatıyorum diyor. Aslında şeytan adına anlatıyor. Allah’ın adını kullanıyor, dikkatli olacak Müslümanlar, inşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...