SUNUCU: Bu akşam Asu TV, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.TV, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Ben şeyhimden destur almadan başlamıyorum.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, af buyurun inşaAllah. Bugün Zaman Gazetesi’den Ali Ünal’ın yazısı İslam dünyası ile ilgiliydi. Şöyle diyor: “İslam dünyasının artık yeni bir dönemin tam eşiğinde bulunduğunu, 1950 yılından bu yana ahir zaman kabul edilen dönemde, Türkiye’nin üzerindeki karanlığın tabakalarından birinden daha sıyrılmanın sarsıntılarına sahne olduğunu, İslam dünyasının da Allah’ın günlerinden en önemlilerinden birinin daha şafağına uyandığını” yazmış.
ADNAN OKTAR: Kapalı olmakla beraber, Mehdiyet’in son aşamasındayız demek istiyor. Bediüzzaman diyor; “deccalin dört devre istibdadı vardır” diyor. İlk iki devresi Bediüzzaman’ın zamanına rast gelmiştir ve çok şiddetli olmuştur. Üç ve dört Mehdi (a.s.) dönemine geliyor. O devirde Mehdi (a.s.)’ın etkisiyle, vesilesiyle tamamen silinecektir ve silinmeye de devam ediyor şu an. Yani Darwinist, materyalist, ateist, komünist cereyan. Oktar Bey hoş geldiniz. Oktar gel bakayım, neler yaptığını anlat.
OKTAR BABUNA: Malezya’da ve Singapur’da konferanslar oldu Hocam, inşaAllah. Size maşaAllah çok büyük hürmet ve sevgi var. Çok selam söyleyen oldu. Darwinizm’in geçersizliğini, sizden öğrendiklerimizle Hocam, ahir zaman alametleri, İslam ahlakının dünyaya hakimiyeti, Türk-İslam Birliği, Hz. Mehdi (a.s.)’ın hayatta olduğu inşaAllah, İstanbul’dan çıktığı, çıkış alametleri; bütün hadislerle inşaAllah, Mehdi (a.s.)’ın fiziksel özellikleri, Hz. İsa (a.s.)’ın gelmiş olduğu, dünya çapında faaliyetlerine başlamış olduğu, bunun alametlerinin olduğu, Üstad Said Nursi’nin Kıyamet tarihini vermesi ve onun tarifleri, inşaAllah Hocam. Maddenin gerçeği, hakikatleri, Kuran mucizeleri, bunları anlattık Hocam. Çok büyük bir şevklenme oldu. Size selam söylediler Allah’ın izniyle. Devlet televizyonlarından yayınlandı.
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.
OKTAR BABUNA: Eski Başbakanları geldi, onun da selamı var ayrıca size Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aleyküm Selam.
OKTAR BABUNA: Kardeşi oradaydı, 15 yıldır sizin kitaplarınızı takip ettiğini söyledi Hocam, maşaAllah. Singapur’da konferanslar oldu, devlet televizyonlarında yayınlandı. Canlı yayına çıkarttılar, inşaAllah. Banttan da verdiler. En büyük radyo kanallarında yayınlandı ve defalarca yayınlandı. MaşaAllah siz gitseniz Hocam, Allahualem yer sallanır Malezya’da ve Singapur’da, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İyi, aferin, maşaAllah, elhamdülillah. Allah gazanızı mübarek etsin.
OKTAR BABUNA: Elhamdilillah, sizin vesilenizle Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir Avrupa’yı salladınız, şimdi de doğuyu salladınız, inşaAllah. Hadi bakalım, sökünceye kadar devam, inşaAllah.
OKTAR BABUNA: EvelAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar devam edeceğiz, inşaAllah. Şimdi Berker’im gelsin, çünkü Berker’in burada anlatacağı çok şeyler vardır.
ALTUĞ BERKER: Oktar Hocamlar’ın resimleri vardı Hocam, son göstermediğimiz birkaç tane. Malezya’da kitapevlerinde sizin kitaplarınız standlarda, inşaAllah. Filimleriniz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çaka çaka dolu bizim kitaplarla, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Konferanslardan görüntüler var, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Bak genç kızlar, delikanlılar çiçek gibi doluşmuşlar, maşaAllah. Çok güzel, elhamdülillah, maşaAllah. Bir daha bu insanların deccaliyetin eline düşmesi, deccaliyetin bu kardeşlerimizi yenmesi mümkün değil. Öyle bir silahla mücehhez hale geldiler ki, artık böyle havan topu ile gelseler yine baş edemezler, inşaAllah. Bütün mesele o ilmi donanımdadır. O donanımı aldıktan sonra bir daha kimse yıkamaz. Mesela Türkiye’de Darwinistler’in hiçbir şekilde, hiçbir kaleyi yıkamamasının nedeni Allah’ın izniyle bizleriz. Çünkü muazzam bilgi aktardık, milletimiz muazzam donanımlı. Donanımlı oldukları için ne anlatsalar havada kalıyor. Geçen günlerde CNN’e çıkarttılar bir ekip, insanlar böyle acıyarak, ibret gözüyle bakıyor, şefkatle bakıyorlar. Kimse dinlemedi, hiç bir etkileri de olmadı. Hiç kimse kaale almadı, niye? Millet donanımlı. Kitaplar dağılmış, herkesin evinde bir kitap var. Televizyonlardan, radyolardan, internetten halkımızı eğittik. Çok iyi bilgili oldukları için gençler, çocuklar falan direkt gülüyorlar. Onlara eğlence, inşaAllah. Darwinistler artık hiç bir şekilde etkili olamıyorlar. Varlıkları sadece komedi unsuru, başka bir şey yok. Bu siteler sende var mı? Hikmet.Net, İslam ve Tasavvuf, FeyzDergisi,Com, bunlar çok güzel eserlerin yayınlandığı internet siteleri. FeyzDergisi.Com, İslamveTasavvuf.Org, Hikmet.Net, Menzil cemaatinin, Menzil’deki o mübarek insanların güzel ahlaklarını, yaşantılarını, tasavvufun derinliklerini ve orada yetişen mübareklerin hayatlarını çok detaylı ve kapsamlı anlatıyorlar. Aynı şekilde Doktor Selahaddin Kınacı’nın eserinde geçen konular da bu sitelerde çok kapsamlı anlatılmış. “Abdülhakim Hüseyni, Menzil’de bulunduğu sırada hastalanmadan önce, şimdiki türbesinin yerinin etrafında taşlar dizerek işaretledi. Vefat ettiği zaman buraya defn edilmesini vasiyet etti. Ömrü boyunca insanların imanlarını kurtarabilmeleri için gayret etti. Bir sohbetinde; ‘Evliyâ yetiştirme mektepleri olan tarîkatler, artık îmân kurtarma mektepleri hâline geldi.’” Bakın; "Evliyâ yetiştirme mektepleri olan tarîkatler, artık îmân kurtarma mektepleri hâline geldi.” Yani artık Mehdiyet’in yöntemini kullanıyorlar, iman hakikatleri anlatılıyor. “Eskiden insanlar yıllarca gezer, kendilerine şeyh ararlardı. Şimdi ise şeyhler kapı kapı dolaşıp Müslümanları îmânlarının kurtulması için çağırıyor ve topluyorlar. Şâh-ı Hazne (Ahmed Haznevî) Ümmet-i Muhammed'in îmânını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarîkat meselesi diye bir şey olmuyor.” Tarikatlar kalkmış. “Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksad îmân kurtarmaktır. Tam hidâyet Mehdî aleyhirrahme zamanında olacaktır" buyuruyor. Hikmet. Net internet sitesinde bu konu çok detaylı anlatılıyor. Yine İslam ve Tasavvuf isimli sitede de Abdülhakim Hüseyni Hazretlerinin hayatı anlatılıyor. “Abdülhakîm Hüseynî Menzil'de bulunduğu sırada hastalanmadan önce şimdiki türbesinin yerini”, yine aynı konu anlatılmış.“Etrafına taşlar dizerek işâretledi. Vefât ettiği zaman buraya defn edilmesini vasiyet etti. Şâh-ı Hazne (Ahmed Haznevî) Ümmet-i Muhammed'in îmânını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarîkat meselesi diye bir şey olmuyor.” Tarikatların kalktığını vurguluyor. “Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz. Maksad îmân kurtarmaktır. Tam hidâyet Mehdî aleyhirrahme zamanında olacaktır.” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sitenin resmini buldum Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet Feyz Dergisi, yine bu dergide Menzil’deki kardeşlerimizin güzel hayatlarını, güzel huylarını, güzel yaşantılarını anlatan, onlara derin sevgi duyan, bütün Müslümanları seven bir internet sitesi, maşaAllah. Bakın burada da yine aynı şeyi söylüyor. “Şâh-ı Hazne (Ahmed Haznevî) (k.s) Ümmet-i Muhammed'in îmânını kurtarmaya çalıştı. Yoksa bu zamanda tarîkat meselesi diye bir şey olmuyor. Şimdi bir oyalamadır yapıyoruz.” Oyalamadır, diyor. Tarikatlar kalkmıştır. “Maksad îmân kurtarmaktır. Tam hidâyet Mehdî aleyhirrahme zamanında olacaktır." diyor. Şimdi bu kitapta da; Selahaddin Kınacı’nın eserinde de bu konu çok kapsamlı anlatılıyor. “Gavs Hazretleri’ne sorulmuş. “Efendimiz, bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird Ehli vardı.” Tarikat ehli kardeşlerimiz vardı. “Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor? Gavs Hazretleri buyurmuş: ‘evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi bir durumu muhafazadır, aldatmaca gibi bir şey.” Bakın Allah adına yemin ederek söylüyor, tarikarların kalktığını söylüyor. “ Çünkü tam hidayet şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’nin elindedir.” ‘Artık’ ne demek? Onun eline geçmiştir. “ Tam manasıyla hidayeti o yapacak. Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz.’” diyor. Şimdi bu açıklamanın üzerine artık benim bir detay vermeme de gerek kalmıyor. Ahir zamanı buram buram yaşadığımızı, Mehdi (a.s.)’ın da zuhur ettiğini herkes söylüyor. Fakat en güvenilir kaynaklardan olan yine; diğer bu internet sitelerinde de, bu kitapta da; ‘Seyda Hazretleri’nin Hayatı’ isimli kitapta da bu güzellikleri görüyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir beyanatı vardı Hocam Milliyet Gazetesi’nde. AK Parti’nin Yargı’yı tamamen siyasallaştırdığını söylemiş. Bu sürecin sonunda, Mussolini ve Hitler dönemine benzer bir dönem yaşanabileceğini ve böyle faşizan bir yönetim gelirse, direnişin hak olacağını söylemişti Sayın Kılıçdaroğlu. Ancak direnişten kastınız ne? Başbakanın dediği gibi sokak sokak çatışmak mı sorusuna; “öyle bir niyetimiz yok. Yargıyı ele geçirmeye dönük bir yasaya halkın dikkatini çekmek istedik” şeklinde cevap vermiş.
ADNAN OKTAR: Evet, o anlamda olabilir. Halkın dikkatini çekmeye çalışmak, o konuda uyarmak, demokratik toplantılar yapmak, gazetelerde köşe yazıları yazmak, televizyonda konuşmalar yapmak, bunlar güzel. Anormal bir şey varsa, tabii ki olması gerekir. Bakın ben Sayın Kılıçdaroğlu’nu hakikaten samimi olarak çok takdir ediyorum ve çok saygı duyuyorum, değer veriyorum. Fakat Yargı; bizim yaşadığımız dönemi bir gözden geçirsinler. Bakın 19 ay hapiste kalıyorum, 10 ayı akıl hastanesinde, 9 ayı hücrede. Yargılandıktan sonra mahkemenin savcısı ne diyor? “Bir suç unsuru yoktur, beraatini istiyorum” diyor ama aynı savcı. Biz bir şey dedik mi?
ALTUĞ BERKER: Hayır.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ettik sadece. 1999’daki olayları biliyorlar. Bakın sağ ayağımın baş parmağının tırnak yuvası koptu; elektriğin meydana getirdiği ısının şiddetinden o kısmı yandı, koptu. Bir şey dedik mi? Ben gidip şikayetçi de olmadım. Arkadaşlarımızdan kiminin belini çıkarttılar, kiminin omzunu çıkarttılar, akıl almaz işkence oldu. Basında bayram sevinci vardı, isterseniz açıp-bakın. Alenen bayram sevinci yaşıyorlardı. Sevinçten çığlıklar atıyorlardı, havalara uçuyorlardı. 7 gün geceli-gündüzlü işkence gördük. Şimdi biz bunlara ne diyelim? Burada basın ses çıkarttı mı? Çıkartmadı. Siyasi bazı partiler ne dediler olaya? Pek bir şey diyen olmadı, sessizce seyrettiler, sakince seyrettiler. Tabii memnun olduklarını söylemiyorum ama bir tepki göstermediler, ne oluyor denmedi. Ben gözaltındayken benim konuşmalarım anı anına, saati saatine basına servis edildi mi? Konuşmalarım basında anında yayınlanıyor muydu?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Ve koskoca İçişleri Bakanı Sadettin Tantan çıkıp; “Adnan Oktar PKK’dan daha tehlikeli, Abdullah Öcalan’dan daha tehlikeli” dedi mi, demedi mi? Bir İçişleri Bakanı’nın bunu demeye hakkı var mı? Ben daha ifade veriyorum, suçlu olup olmadığım belli değil, ne olduğu belli değil olayın. Ve infial meydana getirdi, infialin sonucunda da mahkeme infiali gerekçe göstererek beni tutukladı. Koskoca İçişleri Bakanı bunu söylerse, infial olmuş oluyor işte. Basında da yayınlandığı için; mahkeme gerekçesinde söylüyor, “meydana gelen infial sebebiyle sanığın tutuklanmasına” diyor. Normalde tutuksuz yargılanacaktım belki de. Sonra Tantan ne yaptı? Çıktı, masonlar hakkında tek kelime konuşamayacak bir insan olduğunu gösterdi ve “birçok şeyi Tapınak Şövalyeleri yapıyor” dedi. Türkiye’de Tapınak Şövalyesi yok, yani Tapınak Şövalyeleri’nin yapılanması yok Türkiye’de, ben Türkiye’de bu konuyu en iyi bilen adamım. Tapınak Şövalyeleri buraya da geliyor, Türkiye’de hiç kimseyi tanımıyorlar. Masonları biliyorlar, tanıyorlar ama Tapınak Şövalyesi yok. Olmayan bir şeyi Türkiye’de tehlike gibi gösterdi. Ama Türkiye’de 7000 mason var, onlara dikkati çekmedi, niye? Malum, nasıl söylesin? Nasıl söylesin? Ama olmayan bir tehlikeyi söylüyor, orada kahramanlık yapıyor. Güya kahraman olmuş oluyor. O halka sunulmuş bir gösterimdi, yani diyecekler ki, bakın adam masonluğa karşı. Halbuki orada anladı masonlar verdiği işareti. Ben sizden çekiniyorum, sizlere de saygılıyım, sizlere bir sözüm yok ama olmayan bir hayali yapılanmaya karşı ben bir şey söylüyorum, benim anlayın durumumu. Verdiği imaj buydu. Sonra ne yaptı? PKK’ya karşı en büyük tehlike olan, PKK’ya karşı en büyük mücadeleyi veren; ilmi mücadeleyi veren bizleri PKK’dan daha tehlikeli gösterdi. Peki sen PKK’ya karşı ne yaptın? Hiç. Darwinizm’e, materyalizme karşı bir mücadele verdin mi? Yok. İman hakikatleri anlattın mı? Yok. Anti-komünist bir çalışma yaptın mı? Yok. PKK’nın Marksist, Leninist yapılanmasını deşifre edip, açıkladın mı? Yok. PKK’ya karşı hangi ilmi çalışmayı yaptın? Hiçbir ilmi çalışman yok. En etkili ilmi çalışmayı kim yapıyor? Bizler yapıyoruz. Varsa, göstersinler. Sana bunu kim söyletti Tantan Efendi? Bu sözü sana kim söyletti? Biz bunun kimler tarafından ona söyletildiğini biliyoruz, yani ısmarlama bir söz. Sonra Tantan İçişleri Bakanı olarak görevinin başına geçti, faaliyetlere başladı. İlk önce Türkiye’deki genelevlerin çapını genişletti, yeni ilaveler getirdi, yeni gelişmeler yaptı genelevlerde. Genelevlerin genişletilmesi konusunda çok çaplı bir çalışma yaptı. Genelevlerin fonksiyonlarını arttırdı, bir. İlk çalışmalarından bir tanesi bu. Bakın biz anti-komünist çalışma yapıyoruz, anti-Leninist çalışma yapıyoruz, Tantan’ın yaptığı çalışma da bu. Ve bizi de PKK’dan daha tehlikeli gösteriyor. Bakın biz iman hakikatleri anlatıyoruz, insanların imanlı olması için çalışıyoruz, üniter devleti korumak için gayret ediyoruz, vatanın birliğini, bütünlüğünü korumak için gayret ediyoruz. Anti-Leninist, anti-materyalist çalışmayı televizyonlardan, radyolardan, gazetelerden, her yerden yapıyoruz, adamın konuşması bu tarzda. Adama sormazlar mı sen ne yapıyorsun diye? Sen genelevlerin fonksiyonunu ve çapını genişletmişsin, yaptığın faaliyetler; bir bu. İkincisi; Doğu Türkistan’daki kişiler, onun zamanında çıkartılan bir kanunla, anarşist ve terörist konumuna geldi. Orada faaliyet yapan, Doğu Türkistan’da faaliyet yapan kişiler anarşist ve terörist konumuna geldiler. Çin ile yapılan anlaşmaya bakın, yani onlara karşı ortak tavır alınması konusunda anlaşma yaptı Kızıl Çin ile. Doğu Türkistan’ı kurtaracak bir çalışma ayrıdır, Komünist Çin ile ittifak edip Doğu Türkistanlılara karşı, oradaki insanlara karşı, işte kendince bazı uygulamalar yapmak üzere anlaşma yapmak ayrıdır. İmam Hatipli kardeşlerimizin polis olmalarını engelleyen bir kanun çıkarttı. Ondan sonra İmam Hatipliler polis olamadılar. Senin hizmetlerin de bunlar. Aydın Doğan’a bir söz söyledi, Aydın Doğan bunu bir tersledi televizyonda, ağzı burnu birbirine karıştı, eli ayağı gitti böyle heyecandan, gıkını çıkaramadı. Bilmiyorum, siz seyretmiştiniz değil mi? Tabii. Aydın Doğan böyle dümdüz etti televizyonda ve müthiş ezildi onun karşısında. Bir süre sonra bunu zaten görevinden aldılar. Hatta o zamanlar buna ilginç yakıştırmalar falan da yapmışlardı, şimdi onlara gerek yok. Ve görevinden alındı gitti ve Türkiye’de unutuldu. Kendince bir parti kurdu, partisi de kayboldu. Kimsenin haberi yok partisinden. İşte bakın adamın görevi buydu. Görevini yaptıktan sonra görevinden aldılar, adamın görevi bu kadarlıktı. Bize karşı operasyon yapması, İmam Hatiplilerin polis olmasının engellenmesi, Doğu Türkistan’daki Müslümanlara karşı Komünist Çin ile bir anlaşma yapıp, onları mağdur durumda bırakacak bir çalışma yapılması ve genelevlerin çapının ve fonksiyonunun alabildiğine genişletilmesi; bu çalışmaları yaptı. Biz dimdik ayaktayız, faaliyetlerimize devam ediyoruz; Darwinizm’e, materyalizme, komünizme karşı. Ve onun hayatında bir lekedir bu, büyük bir leke. Dünyada ve ahirette sürekli sırtına yapışmış bir lekedir ve hep omuzunda bu boya ile gezecek, koyu renkli bir boya. Daha anlatacak çok şeyler var fakat tabii temkinli ve usturuplu bir dil kullandığımız için bu kadar söylüyoruz. Yoksa olayın geri planı hayret edilecek durumda, hayret edilecek. O zamanlar Mesut Yılmaz onun için; “kendisini Mehdi zannedenler var” dedi, gazetede sürmanşet çıktı. Ama adamın Mehdiliğine bakın ki; genelevlerin çapını genişletiyor, İmam Hatiplilerin polis olma imkanını engelliyor, Komünist Çin ile de anlaşma yapıyor, Kızıl Çin ile. Doğu Türkistan’ı kurtaracak bir çalışma yapacağına, böyle bir anlaşma yapıyor. Geceli gündüzlü anti-komünist faaliyet yapan, PKK’ya göz açtırmayan, Marksist, Leninist düşünceyi bilimsel yöntemlerle Türkiye’de yerle bir eden bizleri de PKK’dan daha tehlikeli gösteriyor ve bu vesile ile de bizim tutuklanmamıza imkan sağlamış oldu; infial meydana getirip. O dönemde; “Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Ümit Sayın ve Adnan Akfırat arasında geçen MSN yazışmalarında, iddia edilen Ergenekon terör örgütü yapılanmasının Sadettin Tantan ile temas halinde olduğunu ve her türlü isteğini ona yaptırabileceğini ifade eden cümleler yer almaktadır. (Ergenekon Davası Dosyası, 408. klasör, sayfa 306).” Mesela Tuncay Özkan; Sadettin Tantan’ı çok iyi tanıyan biridir. Tuncay Özkan zaten Adil Serdar Saçan ile kankalar. Yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor Adil Serdar Saçan ile, çok samimiler; İstanbul Emniyet Müdürü. Bize orada işkence uygulayan Organize Suçlar Şubesi’nin müdürü. “Tuncay Özkan’ın, göz altına alınanların emniyette zorla imzaladıkları ve kendilerine ait olmayan ifadeleri, arama tutanakları ve çeşitli zabıtlar gibi yasal koruma altındaki belgeleri kanunlara aykırı olarak elde ettiğine ve yine yasalara aykırı olarak bunları yayınladığına,” o dönemde herkes şahit oldu, gördünüz televizyonlarda, her yerde yayınlandı. Ne şekilde, ne suretle elde etti tabii bilmiyoruz ama anında yayınlanıyordu; Kanal D o zamanlar onun kontrolündeydi. “Ataman Yıldırım; iddia edilen Ergenekon terör örgütüne üye olmaktan tutuklanan Ataman Yıldırım, BAV camiasını yani Bilim Araştırma Vakfı Camiasını ve Sayın Adnan Oktar’ı hedef alan, iftira ve yalanlarla dolu olan internet sitelerinin sahibi.” Bakın adam internette görevli, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne üye olmaktan tutuklu, Ataman Yıldırım. Adamın görevi ne? “BAV camiasına ve Sayın Adnan Oktar’ı hedef alan, iftira ve yalanlarla dolu olan internet sitelerinin sahibi.” Tuncay Özkan; halen iddia edilen Ergenekon terör örgütüne mensup olmaktan o da tutuklu biliyorsunuz. Adil Serdar Saçan; iddia edilen Ergenekon terör örgütüne mensup olmaktan tutuklu yargılandı, şu an tutuksuz olarak yargılanmaya devam ediyor. Emin Şirin; iddia edilen Ergenekon terör örgütü kapsamından lobiden sorumlu olduğu iddiası ile gözaltına alınmış, halen yargılanıyor. Emin Şirin BAV davasının görüldüğü mahkemeye bizzat gelerek kendince işte orada mahkemeyi etkilemeye çalışıyor. Orada hakimlere görünüyor; hakim onu gördü mü kendince etkilenebileceğini düşünmüş olabilir. Gelip bizim davaya girmişti, üç-beş tane bize muhalif olan kişilerle birlikte. Ayrıca yeni bir dava açılması için de; Adil Serdar Saçan’ın arkadaşı olan ve yine işkenceden yargılanan polisin yanına gidiyorlar, hakkımızda şahitler oluşturup, yeni bir dava açılması için girişimde bulunuyorlar. Sonra bu şahitler bizim arkadaşlarımıza telefon ettiler, görüşmek istediler. Adamlara ne istiyorsunuz, dedik. “Eğer 200’er milyar verirseniz, şikayetten vaz geçeriz. Size fazla da dokunmaz, parası olan adamlarsınız, iş çıkmasın. 200’er milyar istirham ediyoruz” dediler. Biz bir şey demedik, polise haber verdik. Polis bunları derdest yakaladı, tam takım. Evlerine baskın yapıldı, bilgisayarlarını falan aldılar. Şimdi beni böyle şikayet edenlerin içlerinde kadınlar da var. Kız beni böyle anlatıyor; yıllarca onunla ilişkide bulunduğum, hiper-seksüel olduğum, geceli-gündüzlü böyle cinsel ilişkide bulunduğum. Kardeşim madem öyle bir durum varmış yıllarca niye yanımda durdun? Böyle bir şey varsa bir saat bile durmazsın sen, çeker-gidersin. Demek ki memnunmuşsun ki kalmışsın. Demek ki öyle bir şey yokmuş ki kalmışsın. Bir insan hoşnut olmadığı yerde yıllarca kalır mı, ne zoru? Ruhum istemiyordu ama bedenim istiyordu diye ipsiz sapsız ifadeler vermiş böyle abuk subuk, yerli film gibi böyle. Annesi de ayrı bir tip kadın, daha önce de anlatmıştım. Çok özür diliyorum; çırılçıplak film çekmiş, güya beni etkileyecek, böyle CD’ye kaydetmiş, göndermiş. Koskoca 40 yaşında kadın, mektup da yazmış. Ben kadını tersledim. Bilgisayarda baktık, çok abuk subuk film, böyle çırılçıplak film çekmiş göndermiş. Evlenme teklif ediyor. Annem yaşında kadınsın dedim, ona benzer bir üslup kullandım. Çok ayıp dedim, hem evlisin, dedim. Bak evli olduğu halde yapıyor, boşanayım seninle evleneyim, diyor. Arkasından yine 3-4 sayfa mektup gönderdi, yine bir daha gönderdi; koskoca sarı bir zarf içerisinde gönderiyordu, anlıyordum onun gönderdiğini sarı zarfı görünce. En sonunda tehdit etmeye başladı; şöyle olur, böyle olur falan diye. Benim onunla sonra hiç bağlantım olmadı. Zaten mektup geldi mi direkt yırtıyordum artık, çünkü hep aynı hikayeleri anlatıyordu. İşte şöyle beğeniyorum, böyle seviyorum falan gibi. Ben ne yapacağım oturup 40 yaşında kadınla uğraşacağım, ne işim var? Sonra bu bayanlar gitmişler şikayetçi olmuşlar. İşte böyle hiper-seksüel, geceli-gündüzlü ilişkide bulunuyor bilmem ne falan diyerekten. Ama yani akıl almaz ifadeler, böyle yabancı filmlerde, romanlarda görülür, roman gibi yazmışlar. Polis gitti bunların evlerine baskın yaptı, bilgisayarları ele geçirildi. Aman Allah’ım, aman Allah’ım, tam porno. Hepsini dosyalarına koydular, çırılçıplak resimler. Bir tane, iki tane, on tane değil, yüz tane, bin tane değil, böyle yüzlerce. İşte bu tip adamları karşımıza çıkarıyorlar. Ben bunlarla nasıl uğraşayım kardeşim gece gündüz, adamlar mantar gibi bitiyor. O bitiyor, öbürü başlıyor, o bitiyor, öbürü başlıyor, işin yoksa uğraş. Biz kitap çalışmaları ile mi uğraşacağız, bunlarla mı uğraşacağız? Geçen günler yine bir tanesi, bu ekipten, bir arkadaşımızın evine belinde silahla girmiş. Kapıyı açtırmış, ayağını içeriye sokmuş, içeriye girmiş, tehdit etmiş. Onunla da ayrı bir uğraştık. Bayağı böyle şenlikli bir ortam var, abuk sabuk olaylar, güya yılacağız. Önü arkası kesilmiyor. Allah hidayet versin, bunların aklını, fikrini arttırsın. Halbuki mesela yaptığı çok büyük bir suçtur. Bir kere evin içerisine paldır küldür girmek ne demek? Haneye tecavüz var, bir. Belinde silahla girmişsin, silahlı tehdit var, iki. Çok ağır suç. Şimdi arazide, polis de bulamadı. Adam yok, arıyorlar yok. Daha detayları var da, o kadar detaya girmek istemiyorum çünkü devam ettiği için.
ALTUĞ BERKER: Birinci Ergenekon davasına bakan mahkemeye MİT tarafından gönderilen yazıda, Ergenekon davasında adı geçen bazı kişiler tarafından Başbakan Tayyib Erdoğan’a yönelik suikast iddialarına dair bir bilgi edindikleri açıklaması yer almış. Açıklamada; bu suikastin yurt dışından gelen 100 milyon dolar karşılığında yapılacağı, bu eylem için Başbakanın akrabalarının oturduğu caddede bir binanın bodrum katının kiralandığı tarzında bilgilere de yer verilmiş.
ADNAN OKTAR: Başbakana hiç bir şey yapamazlar, gayet iyi, gayet güzel de korunuyor, öyle bir olay olmaz. Onlar sadece tedirginlik vermek istiyorlar. Abdullah Öcalan da geçenlerde öyle bir çıkış yaptı, tehditkar bir üslup kullandı. İt ürür kervan yürür derler, öyle tehditlere kimse ayakkabı bırakmaz, inşaAllah. Bırakacaklar onu, anında hukuki karşılığını buluyorlar. Bakın mesela bize de olmadık rezillik yaptılar, polis hepsini topladı aldı götürdü, çeteden yargılanıyorlar şu an. Böyle bir konu olmaz. Adam çakallık yaptı, hemen polis gereken işlemi yaptı, gereken hukuki çalışmayı yaptı. Ama tabii hukuktan, kanundan ayrılmamak, itinalı şekilde hukuku kullanmak çok önemli. Öyle kaptırıp anormal hareketler yapmak, dengesiz hareketler yapmak, bunlar çok yanlış olur. Tam hukukun çizgisinde, kanunun yolunda ilerlemek gerekiyor.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Yargıyla ilgili bir haber vardı. “Yargı reformu komisyondan geçti” şeklinde. Yargıtay’da daire sayısı arttırılıyor; iki tane hukuk dairesi, dört tane ceza dairesi arttırılıyor. Gerekirse çift heyet kullanma, gibi ilerlemeler.
ADNAN OKTAR: Gerekirse çift heyet, iyi bak güzel, inşaAllah. Bu gelişmeler hoş. Yargıda eksiklik ve bozukluk olduğunu ben iki yıl önce söylemiştim. Yargıda düzenleme yapılmasını söylemiştim. Bu çok sonra fark edildi ama hayır varmış, inşaAllah. Benim iki yıl önceki bantlarıma bakın, çok kapsamlı olarak anlattım. Hatta dedim ki; iddia edilen Ergenekon terör örgütü yargı içerisinde çok geniş şekilde yapılandı ve en tehlikeli yapılanma budur, dedim. Çünkü yargıda teknik takip mümkün olmuyor, polis takibi mümkün olmuyor, telefonları dinlemek mümkün olmuyor. Adamlar cirit atıyorlar adeta ve müthiş şımarıyorlar. Bir kısmının şımardıklarını da sonradan gördünüz. Bu düzenlemeler faydalı, inşaAllah. Hukukta olacak düzenlemeler faydalı. Sırf AK Parti için değil, mesela CHP de iktidara gelirse, CHP’nin de lehine, onların da hukukunu çok iyi koruyup kollayacak, onların da rahat etmesini sağlayacak bir sistem. Çünkü kim gelirse gelsin, daha rahat etmesini sağlayacak bir sistem olmuş oluyor. Mesela Başbakanlık konutu; daha önce bir başka Başbakan oturuyordu, sonra Tayyip Bey geldi. Tayyip Bey gidince bir başkası gelir. Ama Başbakanlık konutu şık ve güzel oldu mu, her Başbakan onun konforunu yaşar. Hukuk da düzenlendi mi, her gelen hükümet onun konforunu ve rahatını yaşar. Dolayısıyla hukuka dokunmayın, böyle gidiyor, olmaz. Hukuka dokunulmadı mı, Avrupa normlarında hukuk anlayışına ulaşmazsak, çok büyük eksiklik olur. Hukukun, yargının eksikliklerinden yıllardan beri insanlar bizarlar, biliniyor bu. Yargıtay kararlarının neredeyse yarısı yine Yargıtayın kendi içinde bozuluyor. Bakın, Yargıtay kararlarının yarısından çoğu Yargıtayın kendi içinde bozuluyor, böyle bir sistem var. Bazı öyle olaylar oluyor ki, akıl hayal durduracak olaylar oluyor.
“Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam. Aleyküm Selam. “Sizi çok seviyorum, programınızı zevkle takip ediyorum. Sizden bir ricam var canım Hocam. Lütfen benim için dua edin, şuurumun açık olması için, Mehdi (a.s.) talebesi olmam için. Allah sizden razı olsun, Allah’a emanet olun, Aysun.” Güzeller güzeli Aysun, Allah sana uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin, Allah hidayetini arttırsın, hidayet nasip etsin. Kalbine inşirahi ferahlık versin. Allah hepimizi Mehdi (a.s.) talebesi yapsın inşaAllah.
“Selamun Aleyküm Hocam. Aşağıdaki linkte uygunsuz ifadeler var, oraya bir bakar mısınız.” diyor. Kardeşim şimdi elin ağzı torba değil ki büzesin derler halk arasında. Şimdi koskoca internet, milyonlarca insan giriyor. Delisi var, akıllısı var, psikopatı var, cinsi var, düzgün adamı var, yamuk yumuğu var, tek tek onlarla uğraşılmaz. Ama mümkün mertebe tabii dine, imana, mukaddesata yönelik hakaretler olduğunda hukuki olarak hemen anında müdahale ediyoruz. Şahsıma ve Bilim Araştırma Vakfı’na yönelik de uygunsuz bir ifade olduğunda, hemen hukuki müdahale ediyoruz. Mesela yine bir delikanlı, yine bir hayta kerata; Yavuz Sağmak, “Sayın Adnan Oktar’dan özür diliyorum” diyor Yunus Sağmak. Asıl ismi Yunus Sağmak, internette. “Sayın Adnan Oktar Hocamız’ın HarunYahya.Org internet sitesine, sayguya uygun olmayan, tehdit sözleri içeren bir mesaj göndermiştim. Sayın Hocamız’ın avukatları bundan dolayı şikayetçi olmuşlar. Bunun üzerine, bu mesajı attığım yer olan komşumun evine polisler geldi. Bilgisayarı alıp, inceleme yaptılar, polis bilgisayara el koydu. Açılan bu soruşturmada emniyette ifade verdim. İfademde ‘hiçbir art niyetim olmadığını, bu mesajdan dolayı büyük pişmanlık duyduğumu, kendisinden özür dilemek istediğimi belirttim. Bu hadiseden dolayı komşum ve ailem de benim yüzümden mağdur oldular. Ama benim esas üzüntüm ve pişmanlığım,” üzüntü olmaz Müslümanda, “pişmanlığım, Adnan Bey gibi üstün ahlaklı bir insan hakkında öyle bir hata yapmış olmam. İnternet yolu ile de aynı düşünce ve pişmanlıklığımı tüm insanlara duyurmak istiyorum. Gerçekten ben aslında böyle bir mesajı neden yazdığımı şu an bilmiyorum. Büyük bir hata ettim. Böyle bir mesaj yazmamı gerektirecek bir sebep de yok, ben de inançlı bir insanım. Adnan Bey’in din konusundaki hizmetleri çok büyük, eserleri çok muazzam. Bu olay benim, Adnan Hocamız’ı daha yakından tanımama ve bilinçlenmeme sebep oldu. Bundan sonra Adanan Hocamız’ın eserlerini ve röportajlarını yakından takip edeceğim. Kendisinden özrümü kabul etmesini istirham ediyorum. Saygı ve hürmetlerimle. Yunus Sağmak.” Biz de özrünü kabul ediyoruz, hakkımızı helal ediyoruz, şikayetimizi de geri alıyoruz. Ama bakın bunlar olmuyor işte yazık, onun da vakti gidiyor, bizim de vaktimiz gidiyor. Eve polisler doluşuyor, bilgisayarını alıyorlar, emniyette gözaltında tutuluyor, ifadesi alınıyor, annesi babası emniyete gelmek durumunda oluyor. Bunlar tatsız olaylar, bizleri bu konulara mecbur etmesinler, istirham ediyorum. Böyle sevecen, saygı dolu, güzel bir üslubumuz olsun. Muhalif; benim hiç muhalifim olmayacak diye bir şey yok, tabii ki olacak. Eleştiri sınırları içerisinde, demokratik her türlü açıklama, her türlü konuşma hoşuma gider. Ama nezaketten çıkıldığında, hukukla tepelerine binerim, nefes aldırmam onu söyleyeyim. Ben hiç bir lafın altında kalmam, inşaAllah. Hiç bir hareketin, hiç bir lafın altında kalmam, inşaAllah. Mutlaka hukukla, kanunla gereğini yaparım, inşaAllah.
“Esselamun Aleykum Sayın Adnan Hocam. Öncelikle Allah sizden razı olsun Hocam. İzninizle sorum şudur.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Hocam ben sizin vesilenizle namaza başladım, inşaAllah. Ama namaza başladıktan ve hareketlerime dikkat etmeye başladıktan sonra, rüyalarımda kendimi hep kötü durumda görüyorum. Yakınların ve benim bunun sebebini; benim bir kusurum olması mıdır? Hocam bir de Samanyolu Galaksisi’nde 55 bin gezegen olduğu açıklandı. Bu da, yüce Kuran’ı Kerim’de geçen 55 bin alem ile bir bağlantısı varmıdır. Uzaylılar var mıdır, yoksa sadece insanlar ve cinler mi var kulluk eden? Çok sağolun Hocam. Allah sizden ve sizin talebelerinizden razı olsun inşaAllah. Hakan.” “Rüyalarımda kendimi hep kötü durumda görüyorum.” İyi, güzel işte. Kötü durumda görüyorsan, cennetin kıymetini bilirsin, kendini daha iyi düzeltirsin, daha titiz olursun. Rüyalar da bir ahlak okuludur. Mesela rüyada insan kabus görür, uyandığında Allah’a şükreder. Rüyasında kolunu kaybettiğini görür, kolunun kıymetini anlar. Rüyasında bir yakınını kaybeder, yakınının değerini anlar, sevdiklerinin değerini anlar. Malını, mülkünü kaybettiğini görür, malın, mülkün şükrünü eda etmeyi, sadakasını vermeyi öğrenmiş olur, görmüş olur. Rüyalar, yattığımız yerde bize bir okuldur, rüyada biz eğitiliriz. Dünyada ayrı eğitiliriz ama rüyada daha kapsamlı, daha detaylı eğitilme imkanımız vardır. Çünkü insanın kolu defalarca kopmaz ama rüyada usulen kopar, gerçekten koptuğunu zannedersin, orada Allah’a tevbe eder kişi, Allah’a şükreder, Allah’a bağlılığını hissettirir, anlatır, kendine gösterir, uyandığında kolu yerinde olduğu için sevinç duyar, inşaAllah Allah’a hamd eder. Yeniden koluna kavuşmanın bir nevi sevinci içerisinde olur, inşaAllah. Mesela bir yakınını kaybettiğini görür, sabahleyin gider yakınına sarılır, onun değerini bilir, inşaAllah. Onun için rüyalar hikmetlidir, hayırlıdır. Demek ki sen de doğru yoldasın ki, böyle güzel rüyalar görüyorsun. “55 bin alem.” 55 milyon, 55 trilyon alem vardır, alemlerin sayısı çok, inşaAllah. “Uzaylılar var mıdır?” Cinler var. Cinler öyle arada sırada gökte şamata yaparlar. Mesela böyle mazot kokusu gibi bir koku yapabiliyorlar, ışık haline gelebilirler, çeşitli renklere ayrılabilir. Mesela tayflara ayrılırlar, sarı, kırmızı, yeşil, mavi, çeşitli renkler oluşturabilirler. Cisim, metal haline gelebilirler, metal görünümü alabilirler. İnsan görünümüne girebilir. Akrep, kedi görünümüne girebilir. Yılan görünümüne girebilir cinler, bayağı yeteneklidirler bu konuda. Arada sırada böyle coşup olay çıkartırlar, o önemli bir konu değil o yönden, inşaAllah.
“Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) zuhur ettiğine göre, acaba birbirlerinden haberi var mı?” Seni uyanık seni. Şimdi söz nereye gelecek? Sonunda, Hocam siz gördünüz mü İsa (a.s.)’ı, diyecek. “Görüşüyorlar mı Hocam? Biliyorum ki bazı bilgileri biliyorsunuz ama vakti gelmediği için söylemiyorsunuz.” Bak bak bak görüyor musunuz? “Hocam lütfen biraz daha bilgi verir misiniz? Hz. İsa (a.s.) şu an nerede ve ne tür faaliyet içerisinde?” Artık sonlara doğru direkt, İstanbul’dan Emin. Yok, iyilik yapmış olmayız. Hz. İsa (a.s.)’ın yerini bildirmek, anlatmak doğru olmaz, kötülük yapmış oluruz, inşaAllah. Ki Mehdi (a.s.)’da bile yoğun olarak şaşırtmaca verilir. Mehdi (a.s.)’a fazla dikkat çekilmemesi için Allah şaşırtmaca verir. Mesela kimine şahs-ı manevi dedirtir, kimine gelmiş geçmiştir dedirtir, Allah dedirtiyor. Kimine hiç alakası yok der yahut birçok anormal insanlar var, bakın kafasına kavun gibi bir şey geçirmiş adam, Mehdi’yim, diyor. İşte falanca da Mehdi’yim, diyor. İşte akıl hastası olanlar var Mehdiler; bir kısmı da o zaman, demek ki önüne gelen Mehdi’yim falan diyor, böyle bir olay var o zaman önemsiz, der üstünü kapatır. Mesela bir kısmı, Mehdi yeraltında kuyuda, diyor. O, Allah’ın perdelemelerinden bir perdeleme. Böylece Mehdi (a.s.), kat kat kat kat örtüler içerisinde gizlenmiş oluyor ve elini kolunu sallayarak faaliyet yapıyor, ki ilan etme mecburiyeti olmadığı halde. Ama Hz. İsa (a.s.), kendini açıkça söylüyor, ben İsa Mesih (a.s.)’ım, diyor. Şimdi bu çok büyük bir tehlikedir. Biz böyle bir durumda İsa (a.s.) şurada dersek, gidin durdurun anlamına gelir haşa. Böyle bir şey yapmam, yapmayacağımız belli. Ferasetli, basiretli, akıllı bir Müslümanın yapacağı bir hareket değildir, inşaAllah. Acelesi yok, on yıl sonra ne demek istediğimi anlarsınız. Ama Mehdi (a.s.) sürekli Hz. İsa (a.s.)’a uygun zemin hazırlayacaktır geceli-gündüzlü. Mesela bakın İslam aleminin böyle karışacağını Şeyh Nazım El Kıbrısi Hazretleri Hocamız aylar öncesinden haber verdi, söyledi aylar öncesinden ve bakın aynen dediği gibi çıktı, peş peşe devam ediyor. Bu daha birinci aşaması. Ama bakın ne yaparlarsa yapsınlar kurtulamayacak İslam alemi, ta ki Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar. Bağıracaklar, çağıracaklar, sokağa dökülecekler, ağlayacaklar, sızlayacaklar, çatışacaklar, olaylar çıkacak ama Mehdi (a.s.) çıkmadan asla kurtuluş yok, Allah öyle kilitlemiş, kader böyle, inşaAllah.
Sevgili Gizem, ne diyorsun bakalım? “Esselamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Muhammed Adnan Hocam, her akşam sizi görünce gözümüz, gönlümüz açılıyor, inşaAllah. Heybetinizi, ihtişamınızı görünce içimiz ferahlıyor, Allah sizden razı olsun, inşaAllah. Hocam hem ‘Hür Adam’ filminden sonra, hem de ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisinden sonra, etrafımdaki insanlar çok mübarek şahıslar hakkında hakaretamiz şekilde konuşmaya başladılar.” Konuşsun. Konuştukça hamiyet-i İslamiyen artar. Mesela diyor ki; Müslümanlara saldırıyorlar. Kardeşim uyanmazsın başka türlü. Saldıracak, küfrecek, hakaret edecek, dövecek, sövecek, evini yakacak, bilmem ne yapacak, o zaman Müslümanın hamiyet-i İslamiye’si feveran ediyor, yoksa feveran etmez. Bediüzzaman ne diyor? “Hamiyet-i İslamiye feveran edecek. Başlarına Mehdi (a.s.) geçip, tariki hak ve hakikate sevk edecek” diyor. Yoksa uyursun, evinde uyursun. Yemeğini yersin, pilavını yersin, rehavet çöker, vurur kafayı uyursun. Mukaddesata saldırıldıkça, Allah’a, dine yönelik sözler söylendikçe, Müslümanların evi yıkıldıkça, Müslümanlar şehit edildikçe Müslümana ne olur? Hamiyet-i İslamiye’si coşar, Allah öyle yaratmıştır. Hatta Kuran’da diyor Cenab-ı Allah: “Sizi ne oluyor ki, çocuklar, kadınlar ve düşkün yaşlılar için, Allah rızası için savaşmıyorsunuz, mücadele etmiyorsunuz, cihad etmiyorsunuz, dini yaymıyorsunuz?” diyor. Bakın Allah nasıl tahrik ediyor görüyor musunuz. Nasıl hamiyet-i İslamiye’yi coşturuyor Allah. Kadınlar ve çocuklar; Allah en hassas damarlarımızdan yakalıyor. Çünkü çocuğa bir şey yapıldığı zaman; mesela büyük bir insana bir zarar verilse, orta derecede etkileniriz ama çocukta insanlar galeyana geliyorlar, değil mi? Çok kere galeyan olmuştur. Mesela Allah esirgesin bir çocuk öldürüyorlar, halk kendini kaybediyor adeta, galeyana geliyorlar. Ama öbürü, mesela vaka-i adi olarak görülüyor, normal bir şeymiş gibi. O da çok çirkin bir şey. Mesela kadın; çok hassastır bizim milletimiz. Kadına bir zulüm yapıldığında, etkisi çok daha ağır olur. Çünkü koruma hissi ruhta olduğu için, kadın daha naif, daha kibar, fizik olarak daha güçsüz olduğu için, bu insanların çok ağrına gider. Kendini savunamayan bir insanı şehit etmek veyahut canını yakmak veyahut ona azap etmek çok kızdırır insanı. O yüzden Allah, özellikle onlara dikkat çekiyor. Ve yaşlılar; mesela bir yaşlının ezilmesi, acı çekmesi çok kızdırır insanları, çünkü kendini koruyamıyor. Allah; “size ne oluyor ki, onlar adına Allah rızası için mücadele etmiyorsunuz?” diyor. “’Rabbimiz, bizi zalim olan bu ülkeden çıkart’ diyenler uğruna” diyor.
ALTUĞ BERKER: “Koruyucu bir veli gönder” diyor.
ADNAN OKTAR: Bakın; “koruyucu bir veli gönder,” yani Mehdi (a.s.)’ı gönder, diyorlar. “Koruyucu bir veli.” Koruyucu veli nedir? Mehdi (a.s.)’dır, inşaAllah. “Said Nursi gibi çok mübarek bir insanı, Türk düşmanı olması gibi bir ırkçılık iftirası atılması sinirlerimi yerinden oynatıyor.” Bak işte sinirlerin harekete geçmiş işte, güzel. Ve bana yazı yazıyorsun, demek ki şevkin artmış, heyecanın artmış. Bediüzzaman Türk Milleti için “imanlı millet, kahraman ordu, kahraman Türk Milleti” diyor. Bediüzzaman çok sever Türk Milleti’ni.
SUNUCU: Yayınımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleyküm Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Sohbetleriniz bal gibi tatlı, muhabbet akıyor da akıyor, maşaAllah. Zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Değerli Hocam zaten heybetlisiniz ama siz de sarık taksanız daha da heybetli olursunuz ve çok da yakışır.” MaşaAllah. “Kendi evinizde takıyormusunuz?” Evet, evde takıyorum, namaz kılarken takıyorum. “İbadet ederken sarık ile kılınan namazın derecesi daha mı yüksektir?” diyor. Evet, var öyle bir hadis, evet. “Saygılarımla. Bir gün gerçekten ellerinizden öpmek dileği ile. Allah başarılarınızı daim etsin. Acemi talebeniz, Ersin.” Evet, benim çok güzel sarıklarım var; yeşil ve siyah. Hakikaten güzeldir, çok heybet katar, çok hoş bir görünümü vardır. Ama sarığın hakkını veren Şeyh Nazım Hocamız’dır, maşaAllah. Ve Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’dır aynı şekilde, maşaAllah. Gizem; “Esselamun Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü Muhammed Adnan Hocam.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Her akşam sizi görünce gözümüz gönlümüz açılıyor.” İnanırım, hakikaten de öyledir, çünkü arkadaş sohbetlerimde de ben bunu görüyorum. “Heybetinizi, ihtişamınızı görünce içimiz ferahlıyor, Allah sizden razı olsun inşaAllah.”
“Sayın Adnan Oktar Bey. Benim ismim Halilov Rahman, size Azerbaycan’dan yazıyorum. Ben sizi Azerbaycan’ın meşhur bestekarı Üzeyir Hacıbeyov’un; ‘O olmasın bu olsun’ operasının, esasından çekilmiş aynı isimli ‘O olmasın bu olsun’ filminden bir fragmanını bölüşmek istedim. Burada hak yoldan azmış bir Darwinist’in sahte fikirleri ve bir Müslümana karşı tavırları gösterilmiştir. Önceden teşekkürler. Türkiye’ye ve tüm Müslümanlara selamlar.” Aleyküm Selam. Bir bakalım. Azerbaycan’ın meşhur bestekarı Üzeyir Hacıbeyov’un; ‘O olmasın bu olsun’ operasının, esasından çekilmiş aynı isimli ‘O olmasın bu olsun’ filminden bir fragmanını bölüşmek istedim.” O filme biz de bir bakalım, inşaAllah.
“Hocam Cezayir’de kıvılcımlar oluşmaya başladı. Tunus’ta başlayan Mısır’da da devam eden bu olaylar bir hadis-i şerifte; ‘milletine zulmeden sultanlar yıkılmadıkça Kıyamet kopmaz.’” Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. “Bu da Resul-u Ekrem’in bir mucizesinin yerine gelmesidir, inşaAllah. Allah’ın yarattığı kader, Mehdiyet ve Türk-İslam Birliği’nin oluşması yönünde işliyor, inşaAllah. Bütün İslam alemine, bana, babama, evladıma hayır duanızı rica ediyorum. Sizi Allah için çok seviyorum, ellerinizden öpüyorum. Hakan Ersoy.” Allah, bütün İslam alemine, sana, babana, evladına hayırlar, bereketler, güzellikler nasip etsin. Allah, bütün milletimizi ferahlık, inşirah içerisinde yaşamakla şerefyab etsin, inşaAllah. Hz. İsa (a.s.)’yı ve Hz. Mehdi (a.s.)’ı görmekle de şereflendirsin, inşaAllah.
Züleyha Kavak: “Esselamun Aleyküm.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Hocam sizi öyle seviyoruz ki. Sizi eşimle birkaç ay önce keşfettik ve size aşık olduk.” MaşaAllah, maşaAllah. Ben de sizleri çok seviyorum. “Hocam sizden bir ricam olacak, ne olursunuz bize dua eder misiniz? Bana, eşime, anneme, babama, kardeşime.” Allah Allah, zaten her gün dua ediyoruz size, maşaAllah. “Allah bizi Mehdi (a.s.)’a talebe olmayı ve cenneti nasip etsin. Sizin de talebeniz ve cennette komşu olmayı nasip etsin. Hocam size olan aşkımız Allah için. Allah sizi bize bağışlar, inşaAllah dünyada ve cennette hep beraber oluruz. Allah kötü insanların şerrinden hepimizi korusun. Ama Hocam emin olun, ilminizin, kendinizin büyüklüğünden oldu bunlar, inşaAllah bir daha yaşamazsınız. Yaşadıklarınız bile çok etkileyici. Sizi çok seviyoruz, dua edin ne olur. Selamlar. Çok sevdiğim, her şeyim,” her şeyim demiyelim. Bizim her şeyimiz Resulullah (s.a.v.)’tır, Allah’tır, inşaAllah. Onun yerine; yaşayan gördüğüm, tanıdığım insanlar içerisinde her şeyim diyebilir, sevgi olarak onu diyebilir. Allah sana güzellik, iyilik, bereket, bolluk, huzur versin. Kalbini açsın, derin iman nasip etsin, derin Allah aşkı nasip etsin. En zevkli konu odur, en büyük nimet odur; derin Allah aşkı ve hakkıyla Allah’tan korkmayı ve hakkıyla Allah’ı sevmeyi nasip etsin. Allah bütün milletimize hidayet nasip etsin, inşaAllah.
Selçuk, daha önce söyledim, arkadaşınızın sorusunun aynısı, inşaAllah. Namazı kılın da, nasıl kılarsanız kılın. İşte normal bir gömlekle de, pantalonla da kılınır namaz. Öyle namazın özel bir kıyafeti olmaz, inşaAllah. Gömlekle, pantalonla kılınan bir namaz, namaz değildir diye bir şey yok, o namaz tamamdır, inşaAllah. Ama sünnet olan, müsteap olan, mendup olan güzellikler vardır, o duruma göre, insanın imkanlarına göre değişir, inşaAllah.
“Hocam, geçtiğimiz günlerde Amerika’da Biyoloji öğretmenlerinin çoğunun evrim teorisine inanmadıkları,” evelAllah, Amerika’yı hallaç pamuğu gibi attık. “Washington Post Gazetesi’nde yayınlandı, maşaAllah. Devlet politikası Darwinizm olan, Amerika’daki öğretmenlerin şu anda evrim teorisine inanmamaları, sizin çalışmalarınızın okullar kadar girdiğinin en büyük göstergesi değil midir, inşaAllah? Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah.” İskoçya’dan yazan bir kardeşimiz.
ALTUĞ BERKER: Haberi burda, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Haberi bu, evelAllah. Amerika’da Parlamento üyelerinin hepsine gönderdik, eski devlet başkanlarının hepsine. CIA, FBI, sanatçılar, ünlü sporcular, profesörler, rektörler, dekanlar, hepsine kitap gitti. Sayısını söylersek bereketine zarar gelebilir belki, onun için söylemiyorum. Ama hallaç pamuğu gibi attık, elhamdülillah. Gerek satış olarak da çok yüksek, dağıtım olarak da çok yüksek, maşaAllah.
Said Nursi Hazretleri hakkında konuşuyorduk o arada yarım kaldı. Said Nursi, Türk Milleti’ni necip millet olarak görür. Özellikle Türk Milleti’ni çok sever, sevdiğini ifade eder. Kürt kardeşlerimizin dediği gibi, Bediüzzaman Kürt asıllıdır; kendisi de söylüyor. Ama tabii Seyyid Salih Özcan Hocamız’a da seyyid olduğunu söylemiş. Allahualem ilhamla aldığı bir bilgi. Muhtemelen Hz. Hızır (a.s.)’dan aldığı bir bilgi, itibar ederiz, çünkü Hocamız ne diyorsa doğru çıkıyor. Şu ana kadar ne dediyse; yüzlerce sözü vardır, hepsi doğru çıkmıştır. Türk Milleti’ni çok seven bir insandır. Aksini söyleyenler ahlaksızlık yapıyorlar, terbiyesizlik yapıyorlar, vicdansızlık yapıyorlar, yani o konuda ahlaksızlık yapmış oluyorlar, vicdansızlık yapmış oluyorlar. Ayıp yapıyorlar çünkü iftira atmış oluyorlar. İftira; ahlaksızlıktır. Bakın Türk Milleti’ne karşı; “kahraman ordu, imanlı millet ve barik-asa elmaslı kılınçtır” diyor Türk Milleti için, elmas kılıçtır, diyor. “İslam’ın elmas kılıcıdır” diyor. Ve Türk Milleti’nden hep hayranlıkla bahsetmiştir. Türk Milleti’nin, Türkiye’nin bölünmesini hep büyük bir tehlike olarak görmüştür. Kürt ayaklanmalarına karşı, Kürt kardeşlerimizi hep uyarmıştır. O zaman zorunuz nedir? Tanımazsınız, bilmezsiniz. Bediüzzaman’ı bir okuyun, Risale-i Nur Külliyatı’nı bir okuyun. Bediüzzaman’ı okusalar, hayran kalırlar, çok derin ilmi vardır, çok sevgi dolu bir insandır. Allah’a kendini samimi olarak adamış, bütün ömrü çile ile geçmiş bir insandır. Hiç bir çıkarı yoktu, sırf Allah için yaşadı. Allah için yaşadı, Allah için de öldü. Hiç böyle evladı, çoluğu çocuğu da yok, evlenmedi. Bütün ömrü çile ile geçmiştir ve Risale-i Nur Külliyatı da muhteşem eserlerdir, çok çok çok güzeldir. Her sayfası birbirinden güzeldir. Bakın 14. Şua’da diyor ki: “İddia makamının suç diye vasıflandırdığı bu kudsî, mübarek üstadımın bütün hayatı müddetince en muannid ve en kıskanç muarızlarını (karşıt olanlarını) ve mahkemelerde en ziyade mahkûmiyeti için çalışanları şiddetli ve dokunaklı sözlerine karşı iliştirmeyip teslime mecbur eden ve bu millet ve bu vatanın saadetinin temel taşlarını temine matuf olan kudsî hizmetinde ve bütün makasıd-ı ilmiyesinde, yirmi seneden beri ettiğim kâtiblikle ve Risâle-i Nur'a ettiğim hizmetimle iftihar ettiğimi yüksek mahkemenize arz ediyorum.” diyor Hüsrev Altınbaşak. Seyyidtir Hüsrev Ağabeyimiz de. Bediüzzaman’ın ünlü talebelerindendir Hüsrev Altınbaşak Ağabeyimiz, çok yakışıklı, çok mübarek bir insandır. Bediüzzaman’ın çok sevdiği ve övdüğü bir insandır. O, ‘Tevafuklu Kuran’’ı hazırlamıştır. Hal ehlidir, veli bir insandır, Bediüzzaman’a aşıktır, acayip sever. Mahkemelerde onunla beraberdi, ceza evlerine girdi çıktı Hüsrev Altınbaşak Ağabeyimiz. Hem anneden, hem babadan seyyidtir Hüsrev Altınbaşak, maşaAllah. Yazıcılar tabir ettiğimiz, Risale-i Nur’u yazarak çoğaltan kardeşlerimizin de manevi lideridir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hüsrev Ağabey’in resmini Hocam. Şöyle ileri yaşlardaki bir resmi.
ADNAN OKTAR: Şimdi Hüsrev Altınbaşak Ağabey’in ayrı bir resmi vardı, tek müstakil resmi vardı onu gösterelim biz, inşaAllah. Bunlar hep tanınan ağabeylerimiz, maşaAllah, maşaAllah.
Özetle; Bediüzzaman hakkında ileri-geri konuşanlar çok samimiyetsiz bir üslup içerisindeler, hiç kimse itibar etmesin. Bediüzzaman’ı tanımak isteyen, alsın Risale-i Nur Külliyetı’nı okusun. Bediüzzaman, Türkiye’ye damgasını vurmuş bir insandır. Mesela bakın benim de kökenimde Risale-i Nur’un etkisi vardır. Benim yetişmemde, mantık örgümün oturmasında çok büyük etkisi olmuştur Risale-i Nur’un. Fethullah Gülen hareketi, mesela çok büyük bir harekettir, yine aynı şekilde. Yeni Asya, yine aynı şekilde. Sungur Ağabey’in cemaati, bütün cemaatler, bütün topluluklar; mesela birçok devlet erkanından kişiler hep Risale-i Nur’u okumuşlardır. Süleyman Demirel’in hep dolabında dururdu Bediüzzaman’ın kitapları, gelenler oldu mu, çıkartıp gösterirdi. Hatta Süleyman Demirel; Meclis’e bir tane Nur talebesi sokalım, Nur talebelerinden bir kişi olsun, demiş. Evet, Hüsrev Altınbaşak Ağabey’in resmi bu. MaşaAllah, bütün ömrü boyunca Bediüzzaman’a sadık, saygılı, sevgi dolu yardımcısı olarak hizmet etmiştir, maşaAllah. Başka göstereceğin resim var mı?
ALTUĞ BERKER: Diğer ağabeylerden var Hocam uygun görürseniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Acayip sevimli Sungur Ağabey. Mahkemede, DGM’de ben yargılanıyordum, o zamanlar Sungur Ağabey gelmişti. Yüksek sesle ama öyle 20-30 metreden duyulacak bir sesle bağırmıştı. Ben kelepçeli olarak getirilmiştim; ümmetçilik propagandası yapmaktan tutuklanmıştım. “Ne mutlu sana, mazi de müstakbel de seni alkışlıyor” dedi. Acayip hoşuma gitmişti o zamanlar, maşaAllah. Evet, başka?
ALTUĞ BERKER: Said Özdemir Ağabey.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Said Özdemir Ağabey’in bu gençlik resmi. Bakın bu cezaevi kapısında Bediüzzaman’ın resmini tutuyor, ne kadar sevgisi olduğunu gösteriyor. Said Özdemir Ağabey’in filmini gösterelim.
VTR: Said Özdemir Ağabey’in İsa (a.s.)’ın nuzulü hakkındaki konuşması ve Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğu..
ADNAN OKTAR: Bakın genç yaşında, o zamanlar böyle hapishane kapılarında Bediüzzaman’ı anlatıyor oralarda. Bakın bu yaşına gelmiş yine İslam ahlakına, Kuran’a hizmet ediyor, maşaAllah. Bediüzzaman ilk başlarda Nur talebelerinin Demokrat Parti’yi desteklemelerini söylemiş, mektupları var. Ondan sonraki talebeleri de Demokrat Parti’nin devamı olarak Adalet Partisi’ni destekliyorlardı, Demirel’i destekliyorlardı. Hatta Demirel’in lakabı Nurlu Süleyman’dı. Demirel Nur talebelerine pek laf söyletmiyordu o zamanlar. Demirel, genel olarak sağa çok sahip çıkıyordu, Ülkücüler’e de çok sahip çıktı, Nur talebelerine de sahip çıktı. Özellikle o olaydan sonra daha da koruyup kolluyordu. Demirel o zamanlar; sizden bir kişiyi Meclis’e sokalım, demiş; siyasi destek açısından da iyi olur diye. Tamam, iyi olur, demişler. Seçimler olmuş, Nur talebelerinden kimse girmemiş. Demirel’e sormuşlar; hani söylemiştiniz Nur talebelerinden girecek diye. Demirel de; ben varım ya, demiş. Acayip sevimli. Demirel’in çok ilginçtir cevapları. Gelen giden oldu mu; o geniş görünümlü masası vardı, orada çekmecede duruyormuş Bediüzzaman’ın Tarihçe-i Hayat’ı, hemen çıkartıp gösteriyormuş sonra yine oraya koyuyormuş. Hakikaten Demirel İslamköy’de yetişmişti. İslamköy, Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’da çok bahsettiği bir yerdir, Risale-i Nur’da çok geçer, İslamköylü’dür. O yüzden Nur talebesi olarak bilinir Demirel, Nur talebesi arkadaşlarının arasında. Tabii bana göre İslam’a faydalı yönleri de olmuştur ama durağan tavrı da olmuştur, böyle mat tavrı da olmuştur. Ama bir döneme damgasını vuran bir insandır, Demirel çok önemli bir insandır, çok hayati konumu vardır. Şu an pek ortalarda görünmüyor ama maşaAllah bayağı da sağlıklı. Demirel’in hafızası acayip güçlüdür. Mesela birisi ile karşılaşıyor; Anadolu’nun bir köyünde herhangi bir kişi, “Süleyman Efendi sen oğlunu askere gönderecektin gönderdin mi? Küçük oğlan ilkokula gidiyordu, nasıl okuldaki durumu?” diyor. Normal üstü, normal üstü bir hafızaya sahip. Ben aslında onun konuşmalarını dinlerdim Ankara’dayken, büyük mitinglerin hepsine giderdim, akıl almaz detaylar veriyordu. Mesela; Bilecik’in bilmem ne kazasında yaptığım konuşmada, orada muhtar gelmişti, Muhtar Emin, diyor, böyle milletin nefesi kesiliyor, akıl almaz bir hafızası vardır. Hepsini biliyordu ezberden. Bir kısım insanlar pek sevmezler Demirel’i ama ben şefkatle bakıyorum, öyle öfkeyle, nefretle bakan bir tavrım yok. Her halükarda Cumhurbaşkanlığı yapmış, Başbakanlık yapmış bir insandır, bir devlet büyüğüdür, saygı duyuyorum tabii.
ALTUĞ BERKER: Bir toplantıda hitabınız da olmuştu Hocam ona. Hatta heyetten biri Başbakan, biri Meclis Başkanı olduğu Doğru Yol Partisi’nin toplantısında.
ADNAN OKTAR: Yıla Bakış toplantısına gitmiştik, orada ben konuşma da yapmıştım, 91’de. Demirel de vardı.
ALTUĞ BERKER: Vardı Hocam. Tansu Çiller de vardı, Hüsamettin Cindoruk.
ADNAN OKTAR: Tansu Çiller de vardı, Hüsamettin Cindoruk da vardı. Ve malum Nazlı Ilıcak, o her yerde böyle menekşe gibi biter, menekşe çiçeği gibi. Hayatımın her dönüm noktasında yengemle karşılaşmışımdır böyle. Hep çok güzel hizmetleri olmuştur. 86’da tutuklanmama vesile olmuştu gazetedeki yazıdan dolayı. Kendisi de böyle iki dirhem bir çekirdek gelmişti böyle mahkemeye, o tutuksuz yargılandı, biz tutuklu yargılanmıştık. O resmi cezaevi üniformasını giydirdiler, 19 ay sonra da geçmiş olsun deyip bırakmışlardı, suç unsuru yok diye. Nazlı Hanım böyle çok iyi bilir ince faaliyetleri, ince mühendislikleri güzel bilir. Toplumu iyi dizayn eder, çok ince düşünen bir insandır. Kanaviçe gibi işler olayları. O zamanlar gazetede manşetten; “Türk kavmindenim, İslam milletindenim” diye manşet atmıştı, sür manşet çıkmıştı. Ondan sonra beni, her zaman olduğu gibi mutat üzere Gayrettepe Emniyet Amirliği’nden telefon geldi. “Hocam seni alacağız. İstersen kendin gel” dediler. Ben geleyim, dedim. Ondan sonra kendim gitmiştim emniyete. Seni Savcım istiyor, dedi. İfademi siz almayacak mısınız, dedim. Yok biz almayacağız, Savcı alacak, dediler. Oradan DGM’ye gittim, polis götürdü. Savcı sordu; “Türk kavmindenim, İslam milletindenim, sözünü sen ettin mi, bu konuşma sana mı ait” dedi. Evet, bana ait, dedim. Tamam, dedi tutuklanma talebi ile nöbetçi hakime gönderdi. Ben usulen hani öyle gideceğiz, normalde hakim de bırakıyordu, öyle oluyor usulü. Hakim sordu; “Oğlum sen bu konuşmayı yaptın mı, Türk kavmindenim, İslam milletindenim dedin mi” dedi. Evet, dedim, dedi. Evet dedim, dedim. “İyi tamam, otur” dedi. “Yaz kızım, sanığın tutuklanmasına;” işte detaylara geçti. Ben acayip şaşırmıştım o cümleden dolayı neden öyle bir şey oluyor diye. Efendim ben çok özür dilerim anlayamadım, o cümlede suç unsuru mu var, neden tutukladınız ben anlayamadım, dedim. “Sana cezaevinde anlatırlar” dedi. Herhalde orada daha tecrübeli, bilgili kişiler var bilemiyorum. Peki, teşekkür ederim dedim ne diyeyim? İşte bizim o akıl hastanesi macerası ondan sonra başladı.
ALTUĞ BERKER: O kanun da kaldırıldı.
ADNAN OKTAR: Evet, sonradan 163 kalktı. Ümmetçilik propagandası yapmaktan tutuklanmıştım. Zaten cezaevi kimlik kartımda yazıyordu, suçu; ümmetçilik propagandası, diye yazıyordu.
ALTUĞ BERKER: 99’da da yine öyle oldu, kalktı yine.
ADNAN OKTAR: Evet, 99’da da 4422 kalktı. Hayrettir hangi davadan yargılansam o kanun kalkıyor.
“Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin ‘hayatın geniş dairesinin’ dediği bu zaman olsa gerek. Asr- Saadet’i Peygamberimiz (s.a.v.), Dar-ül Erkam’da, Erkam’ın evinde insanları toplar ve onlara İslam’ı anlatır, Kuran’ın mesajlarını tebliğ ederdi. Muhterem Hocam, siz de Peygamber (s.a.v.) torunu olarak bizlere bir evden hitap ediyor ve Kuran’la, ilimle, irfanla, hikmetle eğitim veriyorsunuz. Ancak sizin bu sohbetlerinizi sadece oradakiler değil, dünyanın her tarafındaki insanlar aynı anda dinliyorlar ve vesilenizle hidayet buluyorlar, inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Dar-ül Erkam’da, Erkam’ın evinde başlattığı tebliğ ile bugün dünyada yaklaşık 2 milyar insan İslam’la şereflenmiş durumdadır. Hocam siz de Peygamber torunu olarak Dar-ül Erkam’ın bir şubesi hükmünde olan evinizden Allah’ın izniyle yüce dinimiz İslam’ı tüm dünyaya hakim kılmanızı Cenab-ı Hakk’tan niyaz eder, hürmetle ve muhabbetle o nurlu ellerinizden öperiz. Sizi Allah için çok seven talebeniz Beytullah Aydın ve ailesi, Zonguldak.” MaşaAllah.
“Esselamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve selamını almadığım herkese de Aleyküm selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü diyorum. “Muhterem Muhammed Adnan Hocam, size ve talebelerinize,” uzun bir liste vermiş kardeşimiz, “herkese iyi akşamlar. Muhterem Hocam ben bugün kitap okurken Ahkaf Suresinin 4. ayeti; şeytandan Allah’a sığınırım. “Söyleyin bana, Allah’tan başka taptığınız bu şeyler, gösterin bana yerden ne yarattılar? Yoksa göklerin yaratılmasından bir ortakları mı var? Eğer doğruysanız bundan, Kuran’dan önce bunu emreden bir kitap veyahut eskilerden bir ilim kalıntısı getirin.” Herhangi bir ilim kalıntısı nedir? Fosil veyahut proteinlerin tesadüfen olacağına dair bir bilgi. “İlim kalıntısı getirin.” Buyurmuş Allah (c.c.). Bu ayeti açıklar mısınız, fosile işaret var mıdır? Nedir, siz inşaAllah bilirsiniz. Ayrıca da Hocam hüsn-ü zannım müthiş yüksektir ki, Yaratan’ın ve sizin affınıza sığınarak kesin hüküm vermeyin dediğiniz için diyorum. Bağışlayın ama söylemezsem çatlarım. Bilmenizi istiyorum ki ruhum ve yüce şahsiyetinizle bir olun, inşaAllah. Amin. Lütfen Hocam dualarınızı esirgemeyin. Zaferiniz mübarek olsun, inşaAllah. Saygılarımla selam eder, iyi akşamlar dilerim. Emrinizdeyim, Aziz Ay, Kütahya.” Bu ne sevgi böyle, bu ne güzellik böyle, maşaAllah. Allah ilmini arttırsın, hidayetini arttırsın, cennette kardeş etsin, maşaAllah. “İlim kalıntısı” tabii net fosile bakıyor, inşaAllah.
Cübbeli’nin bir filmi varmış, ona bir bakalım.
VTR: Cübbeli anlatıyor: Kıyamet Alametleri Çıktı. (15 Şubat 2007)
ADNAN OKTAR: Bunu sana sormak lazım, sen inanmıyorsun, inanmayan sensin. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri çıktı diyoruz biz, anlatıyoruz; Fırat’ın suyu kesildi diyoruz, Ramamzan ayında ay ve güneş tutulmaları oldu diyoruz, Kabe’ye baskın oldu duyoruz, Afganistan işgal edildi, Irak-İran arasında savaş oldu, Irak işgal edildi ve 150’ye yakın alamet. Sen kabul ediyor musun alametleri? Kabul etmiyorsun. Kendinin kabul etmediği şeyi, kendin anlatıyorsun. Bu çok manidardır, çok hayret vericidir. Bir daha dinleyelim.
VTR: Cübbeli anlatıyor: Kıyamet Alametleri Çıktı. (15 Şubat 2007)
ADNAN OKTAR: Bakın Allah söyletiyor görüyor musunuz? Halbuki en başta kendisi inanmıyor. Bakın biz geceli gündüzlü anlatıyoruz. Madem yarısı çıktı ve diğerlerinin de çıktığını gösterdik, ispat ettik, anlatıyoruz ama sen kabul etmiyorsun. Taraftarlarını da kabul etmemeleri için zorluyor. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini büyük bir sevinçle, heyecenla anlatması lazım. Peygamberimiz (s.a.v.)’in müjdelediği, Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları olacak dedi ve aynısı ile çıktı, elhamdülillah diyerek anlatması lazım. İki kuyruklu yıldız çıkacak. Birinin çıkışından sonra diğeri çıktığında; iki uçlu olacağı ve çok parlak olacağı ve diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamette gideceğini Peygamberimiz (s.a.v.) belirtti. Aynısı ile çıktı, elhamdülillah bu büyük bir müjdedir bunu duyun ey ümmeti Muhammed (s.a.v.) demesi lazım. Diyor mu Cübbeli? Bilakis gizleyip-kapatıyor, söyletmiyor. İttihad-ı İslam’ı söyleye söyleye lütfenlikle bir kere söyledi, ondan sonra yine söylemiyor. O da benimle görüşmek için. Ben şart koşmuştum, o şekilde görüşüm dedim. Bir kere söyledi, bir daha söylemedi.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, 500 yıl, diyor.
ADNAN OKTAR: 570 yıl. Bu alametlerin çıktığını da gizliyor. Bütün cümle alem gördü, Fırat’ın suyunun kesildiğini herkes gördü. Hicri 1400’de Kabe’ye baskın yapıldığını herkes gördü, bütün gazeteler yazdı. Ve Hac yolu engellendi, Kabe’nin tarihinde ilk defa oluyor, ilk defa. Ve bunlar Mehdi (a.s.)’ın çıkışının büyük alametlerinden bunlar. Söylüyormusun sen? Israrla kapatıyorsun, çünkü bir Mehdi (a.s.) korkusu sardı bunu, söyleyemiyor. Diğer filmi de yayınlayın, göreyim.
VTR: Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerinden “Fırat’ın suyunun kesilmesi.” Adnan Oktar’ın 27 Eylül 2010 tarihli Adıyaman Asu TV röportajından konu ile ilgili söylemi.
ADNAN OKTAR: Evet, Bediüzzaman, Mehdi (a.s.)’ın 1400’de çıkacağını Risale-i Nur’da yazmıyor, diyorlar. Bu koskoca bir yalan, aldatmaca ve sahtekarlıktır. Açık açık o kadar çok yerde yazıyor ki, bir tane, iki tane, üç tane, dört tane değil. Şimdi bu filmin birinci kısmı. Buyrun bakalım.
VTR: Bediüzzaman Mehdi (a.s.)’ın kendisinden bir asır sonra yani hicri 1400’de zuhur edeceğini açıklamıştır.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman, ahir zamanla ilgili konularda hayret verecek özel bir ilme sahip. Bu ne İmam Rabbani’de, ne Abdülkadir Geylani’de, hiçbir alimde görülmemiş. Çok şaşırtıcı şekilde, kendi zamanından, Kıyamet’e kadar olacak olayların adeta bir haritasını çıkartmış. Bakın her dediği ama bakın her dediği istisnasız mutlaka doğru çıkıyor, bu çok şaşırtıcı. Mesela alimler söylerlerde, ğenellikle birçoğu yanlış çıkar. Mesela gelecekle ilgili bir istihracta bulunur, yanlış çıkar. Bediüzzaman’da böyle bir şey yok. “Ben gözümle görmediğim bir şeyi anlatmadım” diyor Bediüzzaman. Bakın, “gözümle görmediğim bir şeyi anlatmadım. Mutlaka gözümle gördüm, ondan sonra anlattım” diyor. Onun için öyle geçilecek, fazla üzerinde durulmayacak herhangi bir alim değildir. Bazı kişiler önem vermezler, geçelim derler, öyle değil. Çok hayati önemli bilgilere sahip bir insandır. Verdiği detaylar, mesela bir şiirinde bile en az yirmi tane keramet oluyor, en az yirmi tane. Birçok harika özellik, birçok hayret verici olayla ilgili önceden bilgi veriyor; şu şöyle olacak, bu böyle olacak, diyor ama çok nezaketli, sakin bir üslupla anlatıyor. Mehdiyet’i çok iyi anlattığını bildikleri için, özellikle Nur talebeleri içerisinde muazzam bir mühendislik çalışması yapıldı ama baş döndürücü ve şaşırtıcı bir mühendislik çalışması. Göz göre göre yüzlerce sayfa Bediüzzaman’ın Mehdi (a.s.) ile igili açık, aleni, net ve kesin izahlarını tam tersine çevirmek için deliler gibi çalışan bir güruh var. Gördünüz, hem sözleri değiştirmeye çalışıyorlar alenen, adamların yüzünde böyle eşek oynamış, utanma diye bir şey yok. Net, mesela orada bir cümle var, adam onu çıkartmış ve yerine başka bir cümle koyuyor. Bu oyunlarda rezillik derecesinde ilerlediklerini gördüğüm için, ben hem el yazması Risale-i Nur’ları topladım, hem o devirde basılan, Bediüzzaman’ın devrinde müdahale edemedikleri Risale-i Nur’ları topladım. Dolayısıyla bu tehlikeyi de önlemiş olduk.
SUNUCU: “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 00.30’dan itibaren Aksu tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Super TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV internet sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Risale-i Nur Külliyatı’nda gizlenen harika yönleri de önümüzdeki günlerde anlatacağım. Hiç duyulmamış, kimsenin daha önce söylemediği hakikatler var, onları da anlatacağım. Bediüzzaman’ın eserlerine yüzeysel bakanlar, yüzeysel görüyorlar, derinlemesine bakanlar bunu görüyorlar. Ama çok şaşırtıcıdır, nerede Nur talebesi görürlerse sorsunlar kardeşlerimiz, hayret edeceksiniz. Bakın bir kısmını nasıl kandırmışlar, nasıl koskoca adamları çocuk gibi oyuna getirmişler nefesiniz kesilecektir. Mesela açın kitabı, bak alenen yazıyor diyeceksiniz; 1400’de çıkacak diyor, değil mi? Yok, orada öyle demek istememiş, diyor. Ne demek istemiş, diyorsunuz. Demagojinin, yalancılığın, oyunun en kapsamlısını size uyguladığını göreceksiniz, acayip şaşırırsınız. Bir sahtekar görmek istiyorsanız, bir yalancı görmek istiyorsanız, nasıl böyle dil eğip büken, oyun oynayan böyle cins bir tip görmek istiyorsanız, bazı Nur talebelerine; hepsi değil, bazılarına böyle bir rast geldiğinizde bir sorun, hayretler içerisinde kalacaksınız. Mesela şimdi burada anlattık ya açık açık, tam tersini savunuyor adam, tam tersini, gözünün içine baka baka. Sayıları müthiş azaldı, yok olma noktasına geldiler. Böyle cinslere pek rastlanmaz, onun için önemli olduğu için ben bu fırsatı kaçırmayın derim, inşaAllah.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...