SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.TV, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan ”Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz. Konuklarım Aysu Baceoğlu, hoş geldiniz.
AYSU BACEOĞLU: Hoş buldum, teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: Aysu çok hanım, çok olgun ve kaliteli bir insan. Üslubu çok güzel, biraz evvel konuştum. Çok nezih bir insan.
AYSU BACEOĞLU: Sizinle burada olmaktan ayrıca keyif aldığımı söylemek istiyorum.
ADNAN OKTAR: Çok güzel, maşaAllah teşekkür ederim. Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: İlmin kapağını açın artık. Buyrun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, estağfirullah. Hocam bugün Mısır’daki olaylarda 2 milyona yakın kişi toplanmış Kahire’nin Tahrir Meydanı’nda Hocam.
ADNAN OKTAR: Tahrir?
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah. Muhalefetin başındaki isim Muhammed El Baradey, o da Devlet Başkanı gibi konuşma yapmış. Çekilmesini ve Mübarek’in ülkeyi terk etmesini istemiş. Kendisi, Baradey Mısır’a döndükten sonra ev hapsine alınmıştı. Ama yaptığı açıklamalarda: “halk isterse hükümetin başına geçerim” demiş. Muhammed El Baradey bildiğiniz gibi Uluslar Arası Atom Enerjisi Ajansı’nın eski başkanı. 2005 yılında Nobel Barış ödülü aldı, hukukçu. Irak’a savaş açmak için Amerika tarafından kullanılan delillerin sahte olduğunu söylemesiyle kamuoyunda daha da fazla tanındı. İran’ın nükleer çalışmaları ile ilgili raporlarıyla durumu yumuşatıp, savaşı engellemede payı olduğu söyleniyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Hep hayır peşinde, iyi maşaAllah. İsmi de güzelmiş. Peki, bu 2 milyon kişi çekil diyor, Hüsnü Mübarek’in niyeti var mı gitmeye?
ALTUĞ BERKER: Mübarek şu an bir şey yapmıyor. Ordu silah kullanmayacağını söylemiş. “İngiltere’ye; ‘size gelebilirim’” gibi bir haber çıktı ama daha henüz doğrulanmadı.
ADNAN OKTAR: Gitsin bir şey olmaz, ne olacak yani? Nezaketiyle istifa etsin. Gerçi biraz acayip oluyor böyle 2 milyon kişiyi toplamak ama halk hakikaten istemiyorsa; şöyle olabilir, en azından seçimlere kadar çekilsin, seçimlerde yine gelsin, istiyorsa katılsın seçimlere, değil mi yani?
ALTUĞ BERKER: Tabii, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, en güzeli o olur. Hem baskıdan kurtulmuş olur, hem daha samimi bir ortam olmuş olur daha güzel olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sen ne diyorsun Aysu?
AYSU BACEOĞLU: Kendisi de öyle söylemiş zaten. Bildiğim kadarıyla halk istemediği sürece yokum demiş. Bence de.
ADNAN OKTAR: Değil mi? Doğru söylüyor. Ama çok zamandan beri orada kardeşim. Biz çocuktuk adam vardı, daha hala var mübarek. Adı da Mübarek. Neyse artık hayırlı olur, inşaAllah. Evet.
ALTUĞ BERKER: Sayın Başbakan’ın bir açıklaması vardı bugün, bu konu üzerinde Hocam. Grup toplantısındaki konuşmasında Mübarek’e hitaben şöyle bir konuşma yaptı. “Hüsnü Mübarek’e bir uyarıda bulunmak istiyorum. Bizler insanız, bizler faniyiz, kalıcı değiliz. Her birimiz ölecek ve geride bıraktıklarımızdan sorgulanacağız. Hepimiz gelip geçiciyiz. Baki olan saygın anılmaktır, rahmetle yad edilmektir. Bizler halk için varız. Onun için diyorum ki, yarın öldüğümüzde hocaefendi gelip şunu söylemeyecek, Cumhurbaşkanı niyetine demeyecek, Başbakan niyetine demeyecek, Bakan niyetine demeyecek, trilyarderlere sesleniyorum, trilyarder niyetine demeyecek, er kişi niyetine diyecek, hatun kişi niyetine diyecek. Seninle beraber gelecek sadece kefen olacak. Öyleyse hem vicdanımızın, hem de halkımızın sesine, onların ya hayır duasına, yada bedduasına hazır olalım. Onun için halkın haykırışına kulak verin. Halktan gelen değişim arzusunu hiç tereddüt etmeden karşılayın.” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Güzel konuşmuş, dindarca ve samimi konuşmuş.
AYSU BACEOĞLU: Güzel bir açıklama.
ADNAN OKTAR: Evet güzel açıklamış. O zaman Başbakanımız’ın söylediğine göre artık Hüsnü Mübarek’in gitmesi gerekiyor.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Gitsin tabii, bir iki ay çekilsin şöyle ortalık bir sakinleşsin, yine istiyorsa seçimlerde gelsin.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Katılsın seçimlere. Boyunun ölçüsünü alsın derler ya, öyle bir gelsin bakalım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Cüneyt Ünsever Hürriyet’teki bugünki yazısında, CHP’si Meclis Üyesi ilahiyatçı Muhammed Çakmak ile yaptığı bir sohbeti anlatmış. Muhammed Çakmak CHP’li bir çok yöneticinin son derece dindar olduğundan emin olduğunu, ancak halkta CHP’nin dinden uzak olduğu algısının yerleşik olduğunu söylemiş. “Bu nedenle CHP’nin, daha önce oy alamadığı insanlardan oy almak istiyorsa, insanların manevi değerlerine saygı içinde yaklaşarak, gönül kapılarını açması gerekir” demiş. Kendisinin CHP adına bu konuda çalışma yaptığını belirtmiş.
ADNAN OKTAR: CHP tabii ki bizim insanımız, kaliteli, klas insanlar, tertemiz insanlar. Benim babam mesela CHP’liydi. Çok eski, ilk dönemden, partinin ilk dönemlerinden üye kaydı vardı. Yıllarca da, hatta vefatından sonra da gelmiştir, daha hala o çağrılar; işte kongre davetleri falan geliyordu. Dedem de CHP’liydi. Dolayısıyla CHP’li olan bir insan dindar olamaz diye bir konu yok. Tabii, o çok mantıksız. Bir kere en başta Atatürk dindardı. Atatürk dine muazzam sahip çıkan, çok candan Peygamber (s.a.v.) sevgisi olan, Allah sevgisi olan bir insandı. En başında da öyleydi, en sonunda da öyleydi. En sonunda konuşması var, ölümünden bir ay önce yaptığı konuşması var. Peygamberimiz (s.a.v.)’e tam uyalım, Kuran’a tam uyalım, diyor. Bitti, vefatından bir ay önce de bunu söylüyorsa, değil mi? İmam Hatipler’i açtırdı, İlahiyat fakültelerini açtırdı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurdurdu, Kuran tefsiri yaptırdı. Elmalı’ya söyledi, o çok güzel bir tefsir hazırladı. Buhari-yi Şerif’i tercüme ettirdi. Şimdi, bilmiyorum sende var mı; öğrencilere Kuran hediye ediyor. Kuran’ı okuyup anlamaları temennisinde bulunuyor. Altına kendi el yazısıyla yazmış, Kuran hediye ediyor, tabii. Anadolu’ya on binlerce Kuran dağıttırmıştır. Cebinde de sürekli taşıdığı Kuran’ı vardı. Anitkabirde de görebilirsiniz, tabii sergileniyor. Sürekli yanından hiç ayırmadığı Kuran’ı var, cebinde taşıdığı. Alimdir Atatürk tabii, Kuran okumayı gayet güzel bilen bir insan. Tefsir yapmaktan, Kuran’ı anlamak, yorumlamak için gayret etmekten zevk alan bir insandı.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Atatürk’ün sözünü okuyabilirim arzu ediyorsanız.
ADNAN OKTAR: Oku evet.
AYSU BACEOĞLU: Çok isteriz.
ALTUĞ BERKER: Atatürk Üniversitesi, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi yayını. Şöyle diyor Atatürk: “Bütün dünyanın Müslümanları Allah’ın son Peygamberi Hazreti Muhammed (s.a.v.)’in yolunu takip etmeli, ve verdiği talimatları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hazreti Muhammed (s.a.v.)’i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli. İslamiyet’in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zira ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler.”
ADNAN OKTAR: Aysu bunu vefatından bir ay önce söylüyor mübarek.
AYSU BACEOĞLU: Çok güzel ve özlü bir söz.
ADNAN OKTAR: Atatürk’ümüze karşı gittikçe artan bir muhabbet oluyor. Bazı sevmeyenler vardı Atatürk’ü, onlara da sevdirdik, inşaAllah. Fakat Atatürk’ü dinsiz kafalarıyla yorumlamaya kalkanlar da geriye çekildiler. Şu an onlar geriye çekildiler. Atatürk bizim milletimizin Atatürk’üdür, Türk Milleti’ne aittir Atatürk. Biz dinsize, imansıza gereken cevabı verdik. Artık bir daha da ağızlarını açamıyorlar.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Berker’im sizde ilim deniz gibi, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Sizin vesilenizle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Buyurun.
ALTUĞ BERKER: Hürriyet’teki bir haberde bugün, Suriye lideri Beşar Esad Wall Street Journal’a verdiği röportajda; ülkesinde reform yapma zamanının geldiğini belirterek, yönetimlerin halkın inançları ile çok yakın bağlarının olması gerektiğini, halkın inançları ile uyuşmazlık olduğunda karışıklığa sebep olduğunu ve reformların inançla yapılması gerektiğini söylemiş.
ADNAN OKTAR: O tedirgin olmuş. Ben de gideceğim, diye çekiniyor olabilir. Normal değil durduk yere böyle bir açıklama yapması. Demek ki Suriye’nin dindar olduğunu anlamış. Tabii halkın daha dindar olması lazım. Atatürk ne diyor Türk Milleti için: “daha dindar olmalılar” diyor, tabii maşaAllah.
“Selamün Aleyküm Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Dünya resmen çalkalanıyor. Kimse demiyor ki bu gelişmeler kutlu bir dönemin habercisi mi acaba diye?” Var diyenler de, tabii az. “Düşünenlerin sayısı gerçekten de az. Sizlerin sayesinde bizler de kutlu bir döneme doğru gidildiğini yaşayarak öğreniyoruz. Bilmeyenler neyse ama özellikle bazı İslami kesimlerin de konuyu göz ardı etmeleri rahatsız edici. Bugüne kadar hiçbir cami hocasından ne Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili, ne de ahir zaman ve Hz. İsa (a.s.) hakkında detaylı bir sohbet dinlemedim ve rastlamıyorum. Değerli Hocam acaba bu konuları anlatmaya hocalarımız korkuyorlar mı?” Peygamberimiz (s.a.v.) diyor: Ahir zamanda Hz. İsa (a.s.)’dan, Hz. Mehdi (a.s.)’dan minberlerde bahsedilmeyecek. Bu Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. Cübbeli de anlatıyor ya; deccalin çıktığının alametidir, minberlerden bahsedilmeyecek hale gelmesi. Minberler dediğimiz, işte cami hocaları. “Değerli Hocam acaba bu konuları anlatmaya hocalarımız korkuyorlar mı? Bu konular hakkında soru sorsam da geçiştiren cevaplar veriyorlar. Neden acaba? Allah başarınızı daim etsin ve Fir’avn nasıl denizde boğuldu ise sizin dalga dalga gelen eserlerinizde Darwinizm ve Darwnistler de ve inkarcılar da manen ve ilmen boğuluyor, inşaAllah.” diyor. “Saygılarımla. Ersin.” Güzel yazmış Ersin.
“Selamün Aleyküm Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Bunu lütfen okuyun, inşaAllah.” Tamam, okuyayım, inşaAllah. “Sizinle tanışmayı çok istiyorum. Sizinle telefonda konuşmak isterim. Sormak istediğim çok soru var. Telefon numaranıza ulaşma imkanım ya da olasılığım var mı?” Tamam, vereyim telefon numaramı. Ne sevimli, maşaAllah. “Ayrıca sizi Allah için ağabeyim gibi seviyorum, inşaAllah.” Müslüman olarak seveceksin. Ağabeyin gibi sev, kardeşin gibi seversin, babası gibi sever, mümin kardeşi olarak sever ama asıl olan mümin kardeşi olarak sevmektir. Tek bir şey vardır Müslüman olarak takvasından dolayı sevilir, o kadar. Mümin kardeş olarak seveceğiz, inşaAllah. “İnşaAllah güzel Rabbim her zaman işinizi kolaylaştırır. Ayrıca arkadaşlarıma Hz. Mehdi (a.s.)’ı sorduğumda bilmiyorlar, anlatınca da yeni öğrenmiş oluyorlar. Neler yapayım, nasıl anlatayım? Fatmanur Ateş.” İşte bizim sitelerimizden alıp, aynısını anlatacaksınız. Böyle sevgiyi detaylara ayırmak güzel değil. İşte seni kardeşim gibi görüyorum, dedem gibi görüyorum, amcam gibi görüyorum. Allah için sevme vardır, inşaAllah. Mümin mümini kardeşi olarak sever. Oturup onun detayını vermeye gerek yok. Mesela ben Aysu Hanımı seviyorum, ne olarak? İnsan olarak, mümin olarak seviyorum, o kadar.
AYSU BACEOĞLU: Ben de sizi seviyorum.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah, maşaAllah. Biz bütün Allah’ın yarattıklarına, Yaratan’dan ötürü sevgi duyuyoruz. Dinsiz olanlara da şefkat duyuyoruz, kurtarmaya çalışıyoruz. Ehl-i Kitab’a, Hıristiyanlara da şefkat duyuyoruz, Musevilere de şefkat duyuyoruz. Ehl-i Kitab’ın Muhammedi olması için Allah’a dua ediyoruz, inşaAllah.
AYSU BACEOĞLU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. “Selamün Aleyküm Hocam. Muhammed Taşdemir.” Muhammed yazın geldi. Efendim, Muhammed’in gönderdiği yazı şurada, evet. Nerede Muhammed Hocam’ın gönderdiği? Bu maddenin yapısı ile ilgili olan bir yazı var. Berker’im o senin hazinende var mıdır?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah. Buraya bakayım mı Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Bak. Teşekkür ederim.
AYSU BACEOĞLU: Rica ederim.
ADNAN OKTAR: Aysu ellerine sağlık.
AYSU BACEOĞLU: Ben yaptım sizin için.
ADNAN OKTAR: Teşekkür ederim, maşaAllah. Evet, efendim tekrar teşekkür ediyorum, çok sağ olun. Teşekkür ederim. “Selamün Aleyküm Hocam.” Aleyküm Selam. “Ben hem ahir zaman, hem de madde konusunu inceliyorum. Ehl-i Beyt imamlarından İmam-ı Caferi Sadık’ın söylediği bir sözü sizinle paylaşmak istedim. Saygılar. “Ebu Abdullah İmam-ı Caferi Sadık dedi ki: Ey Hişam kaç duyun var?” Biliyorsunuz Ehl-i Beyt imamlarındandır İmam-ı Caferi Sadık, on iki imamdan biridir. “Dedi ki: Beş duyum var.” Bakın o devirdeki ilmin derinliğine bakın, çok şaşırtıcı. Ben belge getirilince şok oldum, acayip hoşuma gitti. “Buyurdu ki: Bu duygulardan hangisi daha küçüktür? Dedi ki: Görme duyusu buyurdu. Buyurdu ki: Peki görme duyusunun çapı ne kadardır?” Bakın dikkat edin, 1400 sene önce söylüyor bunu yaklaşık, 1000 küsür sene önce. “Dedi ki: Bir mercimek kadar veya ondan daha küçüktür.” diyor. Görüntünün olduğu yeri beyindeki, ben mercimek kadar diye söylemiyor muyum her zaman? Benim konuşmalarıma bakın iki yıl önceki, üç yıl önceki. Kitaplarımda da yazar hep mercimek derim. Aynısını söylemiş o da mercimek demiş büyüklük olarak. Çok manidar değil mi? Nohut kadar diyebilirdi, bezelye kadar diyebilirdi, değil mi?
AYSU BACEOĞLU: Evet.
ADNAN OKTAR: Bak mercimek. Belki ben yüz kere demişimdir mercimek diye. Eski konuşmalarıma bakın hep mercimek geçer. “Bir mercimek kadar veya ondan daha küçüktür. Buyurdu ki: Ey Hişam ön tarafına ve üst tarafına bir bak.” Ön tarafına ve üst tarafına bir bak. “Ne gördüğünü bana anlat. Dedi ki: Göğü, yeri, evler, saraylar, kara parçaları, dağlar ve nehirler görüyorum. Dedi ki: Senin gördüğün bunca varlıkları bir mercimeğin veya ondan daha küçük bir şeyin içine girdirmeye güç yetiren Allah.” Bütün bunların hepsi mercimek kadar bir yerde oluyor, diyor. “Güç yetiren Allah dünyayı küçültmeden, yumurtayı da büyültmeden bütün bir dünyayı yumurtanın içine sokabilir.” diyor. “Hişam derhal imama sarıldı ellerini, başını ve ayaklarını öpmeye başladı ve şöyle dedi: Bu kadarı bana yeter ey Resulullah (s.a.v.)’ın oğlu.” Ledün ilmini veriyor ona. Hayrettir. Demek ki on iki imam ilmin özünün özünün özüne kadar hepsini biliyorlarmış.
AYSU BACEOĞLU: Bu kadarı herkese yeter zaten değil mi Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii muazzam açıklama, çok şahane açıklamış, inşaAllah. Bir de bakın harika, izaha bakın. Bak diyor ki: “Senin gördüğün bunca varlıkları bir mercimeğin veya ondan daha küçük bir şeyin içine girdirmeye güç yetiren Allah dünyayı küçültmeden” bak dünya olduğu gibi kalmak şartıyla “yumurtayı da büyültmeden bütün bir dünyayı yumurtanın içine sokabilir” diyor, maşaAllah.“Hişam derhal imama sarıldı ellerini, başını ve ayaklarını öpmeye başladı ve şöyle dedi: Bu kadarı bana yeter ey Resulullah (s.a.v.)’ın oğlu.” MaşaAllah. “Usuli Kafi El Küreyni sayfa 104. Muhammed Taşdemir.” Helal olsun Muhammed sana, çok güzel bulduğun yazı maşaAllah. Evet. “Esselamü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Güzel insan” diyor. Sende çok güzelsin, maşaAllah. “Aslan” demiş kardeşimiz bir de, maşaAllah ne güzel isimler, maşaAllah. “Muhammed Adnan Hocam” diyor. Şimdi bir lakap söylemiş ama o yanlış anlaşılır onun için onu söylemeyeceğim. Çünkü kaim Hz. Mehdi (a.s.)’ın lakabıdır o olmaz. Muhammed Adnan Hocam; o güzel. “Size ve sizin gibi tüm ağabeylerimize, büyüklerimize Allah güç kuvvet versin. Bizleri de örnek alanlardan, sizin gibi Allah’a tam teslim olmuş veya O’na ve O’ndan ötürü tüm yaratılanlara karşı coşkun bir aşk ile hayatını sürdüren salih insanlardan eylesin, inşaAllah. Hocam ben biyoloji bölümünde okuyorum. Psikolojik durumum yüzünden okulumu birkaç yıl aksattım. Depresyon, sıkıntı bozukluğu gibi bir rahatsızlıklarım var. Birazda vesvese yapıyorum sanırım Hocam. Dinimi tam yaşayamıyorum. Bu yüzden ibadetlerimi aksatıyorum. Kendimi çaresiz hissettiğim, hatta isyanlara bile girdiğim oluyor. Çok yanlış olduğunu bilmeme rağmen konsantre olamıyorum. Bu yüzden Risale-i Nurlar’ı ve sizin elmas değerindeki eserlerinizi okumada ve derslerimde güçlük çekiyorum. Dua etmenizi istiyorum.” Allah kalbine ferahlık, inşirah ve huzur versin, sekinet versin Allah kalbine. Üzerindeki ecinnileri Allah yaksın. Kalbine ferahlık versin, inşaAllah.
AYSU BACEOĞLU: Hocam bir şey sorabilir miyim bununla ilgili?
ADNAN OKTAR: Evet.
AYSU BACEOĞLU: Hani Allah kimseyi uzaklaştırmasın gerçekten dinimizden ama ben yanlış mı gözlemliyorum acaba? Biraz böyle uzak kalanlar bu tür şeylere daha çok hastalıklara, depresyona farklı şeylere yöneliyorlar gibi geliyor.
ADNAN OKTAR: Evet acı çekiyorlar biraz.
AYSU BACEOĞLU: Evet biraz daha acı çekiyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet.
AYSU BACEOĞLU: Daha yakın olmaları gerekiyor sanki benim düşüncem.
ADNAN OKTAR: Tabii Allah’a tam bırakmak.
AYSU BACEOĞLU: Hepimiz için geçerli bu, benim için bile, bazen yeri geldiği zaman en ufak uzaklaştığımı hissettiğimde, başka şeyler bu sefer daha büyük sıkıntılar, daha büyük sorunlar yaşamaya başlıyorsunuz.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, Allah hidayetini artırsın, sevgini artırsın. Allah derinlik versin. Allah kalbine inşirah versin.
AYSU BACEOĞLU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ferahlık versin, inşaAllah. Cengiz kardeş, yiğit Cengiz yapacağın şeylerden birisi de uykuna dikkat et. Günde en az 7 saat uyu, çok fazla da uyuma, 7 saat iyi. Su iç, susuzluk da sıkıntı yapar. Ayette de ona dikkat çekilmiş su içmeye. Günde birkaç kere banyo al, o da dinçleştirir seni. Ağır yemeklerden kaçın, sebze yemekleri yersin. Hafif zeytinyağlı yemekler ye. Biraz spor yapsın.
AYSU BACEOĞLU: Kafayı dağıtmak için.
ADNAN OKTAR: Evet, biraz hareket etsin. Yürüme aletinde yürüyebilir. Ağır spor da iyi değil. Çok ağır spordan da kaçınmak lazım, o da bitkinlik yapar. Spor bazen çok tahrip edici ve sakatlayıcı olabilir.
AYSU BACEOĞLU: Aksine yaşlandırıyor da Hocam çok fazla yaptığınız zaman.
ADNAN OKTAR: Tabii çökertir. Bol bol yapıyorum ne iyi oluyor? Öyle olmaz.
AYSU BACEOĞLU: Tabii her şeyin fazlası zarar evet.
ADNAN OKTAR: Vücut yıpranır. “Konsantre olamıyorum bu yüzden Risale-i Nurları ve sizin elmas değerindeki eserlerinizi okumada ve derslerimde güçlük çekiyorum. Dua etmenizi istiyorum. Hocam tahkiki imana sahip olabilmem için hastalığımdan kurtulabilmem, ibadetlerimde, namazlarımda titiz olmam, sizin gibi samimi ve güzel işler yapabilmem, sizin talebeniz olabilmem, vasıflarınıza erişebilmem için size ve tüm arkadaşlarınıza samimi ve cevval mücahitlere.” Evet hepinize sevgilerini göndermiş. “Cengiz Çelik.” Allah sana o candanlığından, samimiyetinden dolayı bir ferahlık verir. Sıkıntıyla imtihan, Allah’ın yaptığı imtihan yöntemlerinden birisidir. Allah Hz. Eyüp (a.s.)’a uygulamıştır onu, Eyüp (a.s.)’a uygulamıştır. Çok uzun süre uyguladı Cenab-ı Allah. Ağır sıkıntı çekti, hepsine sabretti. Allah çok şiddetli çile meydana getirdi, çocuklarını elinden aldı, vefat etti çocukları. Eşini elinden aldı, mallarını ellerinden aldı, malsız, mülksüz kaldı. Bir de ağır bir hastalık verdi, çok ağır bir hastalık. Artık Allah’ı zikredemeyecek hale geldi sıkıntının şiddetinden. Yarabbi, bu azabı üzerimden kaldır, dedi. O kadar tahammül etti, sabretti; “artık Sen’i zikredemiyorum.” Allah, artık imtihanı bittiğinde üzerinden o acıyı kaldırdı, sıkıntıyı kaldırdı. Yarabbim, Allah’ım beni kurtar bu acıdan diye candan dua ettiği için, Cenab-ı Allah ona vahiyle bildirdi. Su iç; soğuk su, suyla yıkan, bir de ayağını depret dedi Allah. Hareket et.
AYSU BACEOĞLU: Sürekli.
ADNAN OKTAR: Aynı benim anlattıklarım işte. Spor, su içmesi ve duş alması. Allah üzerinden o belayı kaldırdı, rahatsızlığı kaldırdı. Allah yeniden ona çocuklar verdi, yeniden eş nasip etti. Zengin oldu ve rahatladı; Kuran’da anlatılır. Dolayısıyla Allah seni Hz. Eyüp (a.s.)’ın yaşadığı sıkıntıyla imtihan ediyor. Hz. Eyüp (a.s.) çok uzun zamanlar ona sabretti. Sen de sabırlı olursan, Hz. Eyüp (a.s.)’ın makamını alırsın, inşaAllah, çok sevap alırsın. Sabırlı olacaksın. Ama bu dediğim sebeplere sarılırsan,
AYSU BACEOĞLU: Sabrın sonu selamet.
ADNAN OKTAR: Evet, üstünden gider. Allah üstündeki kafir ecinnileri de yaksın. Çünkü onlar pek adam olmuyorlar genelde, inşaAllah, inşaAllah. Bundan sonra rahatlarsın Cengiz kardeş, inşaAllah. Allah’ın izniyle, inşaAllah.
“Selamün Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Adnan Hocam Kürtler hakkında ne düşünüyorsunuz? Şu anda haklarını isteyen Kürtler var. PKK’dan bahsetmiyorum.” Kürtler bizim canımız, dünya iyisidir Kürtler, çok efendidir çok tanığımız var Kürtler’den. Nezaket, hürmet, efendilik, incelik, misafirperverlik, yiğitlik, delikanlılık, hepsi bizim milletimizin genel özellikleridir. Onlarda da çok mükemmel gelişmiştir. Çok efendi insanlardır. Onlara çok zulmettiler. Allah zulmedenlerin yaptıklarını ahirette onlara karşı getirsin, inşaAllah. Allah oradaki o güzel kardeşlerimizin üzerindeki sıkıntıyı tamamen kaldırsın. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde tamamen ferahlayacak, rahatlayacaklardır.
AYSU BACEOĞLU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Onun dışında dünyada hiçbir yerde rahatlık yok. Şu anda Mısır’da diyorlar ki; işte faradey gitsin, Baradey gelsin bilmem ne falan, hiçbir şey olmaz. Bakın, birkaç yıla kadar onu da gönderirler, alakası yok. Hz. Mehdi (a.s.)’ın dışında hiçbir kurtuluş yoktur dünyada. Çünkü Allah çözümü söylemiş. Ben beğenmiyorum dediğinde ne demektir haşa, ben Allah’ın çözümünü istemiyorum demektir. O zaman sıkıntıyı kabul edersin, acıyı kabul edersin, çileyi kabul edersin. Başka bir anlamı olmaz. Ne Fas, ne Tunus, ne Cezayir hiçbiri kurtulamaz Hz. Mehdi (a.s.) olmadan. Yıllardan beri ayaklanırlar, yıllardan beri kan akıtırlar. Mısır’daki ilk ayaklanma değil ki bu. Müslüman Kardeşler döneminde de ayaklanma oldu. Yüzlerce, binlerce Müslümanı astılar, hapishanelere doldurdular, hiçbir şey olmadı. Farz edelim Müslüman Kardeşler yönetime gelsin Mısır’da, yine anarşi, yine kargaşa olur, yine rahatsız olurlar. Hz. Mehdi (a.s.)’ın dışında çözüm yoktur. Bakın o meşhur azılı yobaz kendi cemaatindeki çok değerli hoca efendilere bile kin duyuyor. O Arnavutluk’ta dediğimiz sahtekar. Nur gibi Müslümanlar; mesela çok değerli büyük alimler, adam onlara da nefret duyuyor, doymuyor. Bir başka ülkede de yine var, bir başka ülkede. Mesela Mısır’da da vardı öyle bir yobaz, iddia edilen Ergenekon örgütünün bir numaralı adamı. Önündeki alimleri teker teker şehit ettiler bu çakala kapıyı açmak için. Baktılar iddia edilen Ergenekon örgütünün cinayetleri de yetmiyor, bu sefer baktı başka it kopuk takımı da ona yetmiyor, etrafındakiler de yetmiyor, diğer alimlere psikolojik baskıya başladı, değerli alimlere; ki kapı açılsın, önü açılsın. Bu oyunlara karşı işte yine çözüm Mehdiyet’tedir.
AYSU BACEOĞLU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunlar Hz. Mehdi (a.s.) düşmanıdır, Hz. Mehdi (a.s.) zıttıdır. Devamlı bakın gazete ve televizyonlara, bir kısmı cehaletinden, bir kısmı talimat aldığı için, bir kısmı iddia edilen Ergenekon Örgütü’nün talimatıyla bu hareketleri yapar. Bu cahillerden bir tanesi de Süleyman Ateş Hoca’dır. Kardeşim bu kaçıncı? Sabah Gazetesi’nde mi, Vatan Gazetesi’nde mi ne yazıyordu, bu kaçıncı. Duruyor duruyor on beş günde bir “Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek” diyor. Dedem anladık. Bir hafta geçiyor yine “Hz. İsa (a.s.) gelmeyecek” diyor. Belki yüz kere yazmıştır. Niye telaş ediyorsun? Gelmeyecekse sakin ol. Ben mesela her zaman söylüyorum; Budistler, Buda dönecek, diyorlar. Benim hiç tedirgin olduğumu gördünüz mü Buda’yla ilgili? Buda dönecekmiş tedbir alalım falan diyor muyum ben? Dedem niye bu kadar tedirgin oluyorsun madem yokmuş, madem gelmeyecekmiş? Sakin ol sen. Bir de kaç defa söyledi, defalarca söylüyorsun gelmeyecek, gelmeyecek, gelmeyecek diye.
ALTUĞ BERKER: İman hakikati gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet.
VTR:Hayvan resimleri gösteriliyor.
ADNAN OKTAR: Hepsinde bir sevgi hakimiyeti var dikkat ederseniz.
AYSU BACEOĞLU: Evet fazlasıyla.
ADNAN OKTAR: Evet konu sevgi üstüne. Hepsinin bir ahbaplığı var, maşaAllah.
AYSU BACEOĞLU: Çok güzeller, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çok şiddetli sevimliler, maşaAllah. İyice alakasız tipler arkadaş olmuşlar, ayıyla köpek bilmem ne.
AYSU BACEOĞLU: Tavukla köpek vardı galiba. Horoz da var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
AYSU BACEOĞLU: MaşaAllah gerçekten. Kuşla kedi.
ADNAN OKTAR: İşte sıcaklığı hoşuna gitmiş, uyanık. Murat Erocak Berlin: “Esselamun Aleyküm Sayın Muhammed Adnan Hocam. Sohbetlerinizi severek izliyorum. Gecelerimize doğan güneş gibisiniz.” diyor, maşaAllah. “Allah sizi başımızdan eksik etmesin.” Sizleri de inşaAllah Cenab-ı Allah başımızdan eksik etmesin. “Rabbimiz size daima her güzelliğinden versin, inşaAllah. Hocam son günlerde aklımı meşgul eden iki soru var. Bir; madem biz öldükten sonra gerçek benliğimiz olan ruhumuz yaşıyorsa o zaman, bu bedenimizin tekrar yaratılmasında, diriltilmesinde ne hikmet var?” Şimdi öldüğümüzde ruh olduğumuzu biliyoruz. Bir bedenin olması ayrıdır, ruh olarak olmak ayrıdır. Mesela ruh haline geldiğinde insan, bunu yeterli görmez. İllaki bir beden gerekir. Bir beden gerekir ki, hoşnut oluyor ondan, yapı olarak Allah bizi öyle yaratmış. “İki; insanlar kabir hayatında ölmüş olduklarını bilmeyecekler mi ki? Neden öldüklerini çağırıcı insanlar çağırdıktan sonra anlayacaklar? Cevabınızı heyecanla bekliyorum canım Hocam.” Biz mesela akşamları yatıyoruz, uyuduğumuzda biz ölüyoruz. Hatta bazen insanlar bir başka memlekete gidiyor. Mesela bir şehre gidiyor, Antalya'ya falan gidiyorlar. Kalkıyor adam; yahu biz neredeyiz?
AYSU BACEOĞLU: Doğru
ADNAN OKTAR:Acayip şaşırıyor. Otel odasında falan zor toparlanıyor.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:İşte ölümden sonra da ara ara böyle safhalar olduğu anlaşılıyor. İnsanın uyanıp yeniden uyuduğu, yeniden uyandığı safhalar olduğu anlaşılıyor. Nitekim ahirette dirilirken, uykudan uyanır gibi diriliyorlar yeniden. Orada da şaşırıyorlar. “Eyvahlar bize! Bu diriliş günü.” Diyorlar, o safhalardan bir tanesi o, ölürken ayrıdır. Mesela ölürken melekler gelir; canını almaya gelirler, eğer Müslüman ise çok nezaketli, çok sevgi dolu üslupla onunla konuşurlar. O da zaten dünden istekli olur; canının alınması için, sevgiyle yaklaşır. Zaten canını almaya geldiklerinde canı alınmış oluyor onun, önündeki perde kalkmış oluyor. “O gün görüş keskindir.” Diyor, çok keskin. “Sadece seni almaya geldik” diyorlar. Zaten ölsem mi, ölmesem mi diye bir konu olmuyor. Ve onların canlarının çok yumuşak alındığını söylüyor Allah, hiç hissetmezler, can yakıcı bir şey olmaz. Küfürde çok ızdırap vericidir canın çıkması, çok şiddetli acı çekerler, oradan anlıyorlar. Eğer başlangıçta o varsa; Allah vermesin, karşılığı cehennem anlamına geliyor. Anlamı budur. Mesela Müslümanlarda hem ön tarafında hem sağ tarafında bir ışık oluyor mahşer yerinde ve onların yanında sürücüleri var. Onları orada götüren mihmandarları var; yer gösteren, yol gösteren ama küfürde öyle birşey yok. Onlar tek başına yapayalnız geliyorlar. Üstlerinde zift gibi bir madde kaplı; Kuran'da açıklandığı şekliyle. Çıplaklar ama zift gibi madde kaplı üstlerinde, petrol gibi diyeyim veya ona benzer koyu bir şey kaplı. Onun için siyahdır görünümleri.
AYSU BACEOĞLU: Ağırlığı taşıyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Tabii orada zaten anlarlar ne olduğunu. Anlamaması mümkün değil, çünkü müminin zaten nuru var ön tarafında, ışık var. Sağ tarafında ışık var ve yan tarafında mihmandarı var. Allah diyor: “ Kuvvetle ümit ederler cennete girmeyi” diyor. Kuran'a göre normalde cennete girmesi gerekiyor ama yine de hani 'yüzde yüzdür' diye herhalde içlerine bir kanaat gelmiyor bazı insanların, inşaAllah. Ki ama ayete göre normalde kanaatleri gelmesi gerekir. "Kuvvetle ümit ederler" diyor Allah. "Kuvvetle ümit ederler," aşağı yukarı kanaati gelmiş gibi, inşaAllah. Onlara cennetin kapıları açılıyor. Cennet kapısı deyince, tabii bizim aklımıza metal bir kapı gelir. Öyle bir şey yok. Biz onu orada gördüğümüzde, o sistemi orada gördüğümüzde anlayacağız. Belki ışıktan kapılar, belki hiç tahmin etmediğimiz bir maddede kapılar. Mesela küfür orada yandığı halde dedikodu yapıyorlar. Daha hala psikopatlık yapıyorlar.
AYSU BACIEOĞLU:Hala?
ADNAN OKTAR: O yanmanın bizim bildiğimiz bir yanma olmadığı anlaşılıyor. Mesela “Yüzünü alev bürümüştür.” diyor, yüzü yanıyor, yüzünde ateş devam ediyor, üzeri katran gibi bir madde kaplı ama daha hala ukalalık yapıyorlar orada, daha hala yalan söyleyebiliyor. Mesela “Pişmanlıklarını gizlerler.” diyor Allah. “Göz ucuyla bakarlar” diyor. Daha hala enaniyet yapıyor orada, bizim bildiğimiz tarzda bir durum değil. Biz oraya gidince görmüş olacağız. Kafamızda canlandırdığımız gibi değil. Normal yanan bir insan zaten hiç konuşamaz. Ateşin içinde olan bir adamın konuşacak hali kalmaz. Şuuru kapanır, çok şiddetli acıdan dolayı kontrolünü kaybeder ama orada konuşuyor adamlar. Hatta diyorlar ki: “Rabbinize söyleyin de bize, size verdiği rızıktan ve sudan getirin” diyorlar. “Allah'ım bize su ver rızık ver” demiyorlar ağırlarına gittiği için. “Rabbinize söyleyin.” diyorlar. “Siz kendi Rabbinize söyleyin,”
AYSU BACEOĞLU:Hala inkar ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Evet, daha hala inkardalar, devam ediyor inkar. “Onlar o kanalla gelsin” diyorlar. Bir de hala oradan çıkmanın bir yolunu arıyorlar; kendilerini uyanık zannettikleri için, küfür kafası var. Allah akıllarını almış, daha hala bir yerden bir şekilde oradan kurtulacaklarını, kaçabileceklerini zannediyorlar. Sürekli onun için de çabalıyorlar. Orayı bir hapishane gibi görüyorlar anladığım kadarıyla, hani varya hapisanelerden kaçanlar falan. Onlar da ya birilerini kandırarak veyahut bir menfez bularak oradan kaçacaklarını zannediyorlar. O da Allah'ın onlara verdiği azaplardan bir tanesi. Aptalca bir çabalama içinde oluyorlar.
ADNAN OKTAR: “Esselamu Aleyküm ve Rahmetullahi Berekatü.” Ve Aleyna Aleyküm Selam Ve Rahmetullahi Berekatühü. “Sevgili Muhammed Adnan Hocam. Sizi çok seviyoruz. İttihad-ı İslam ve Mehdiyet için her gün, inşaAllah dua ediyoruz.” Önemli o, tabii. “Bir sohbetinizde, bizi yakından takip edenler 2010 yılında Hz. Mehdi (a.s.)'ın simasını görürler, demiştiniz yanılmıyorsak, inşaAllah. Bunu biraz daha açar mısınız?” Ben demiyorum, Bediüzzaman diyor. "2010 gibi" diyor. “Cemalini göreceksiniz, yüzünü göreceksiniz.” Diyor, 2010 gibi. Gören görecek demek ki. Daha bana nasip olmadı, ama görenler görecekler, inşaAllah. Ki biz bunu söylediğimizde ben bilmiyordum Bediüzzaman’ın o açıklamasını. Bediüzzaman'ın ilgili sözü var mı sende?
ALTUĞ BERKER:Bakayım Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Allah (c.c.) en kısa sürede Mehdiyet'e tabi olmayı tüm insalara nasip etsin, inşaAllah. Sizi yakından görmek ve tanışmak isteriz, inşaAllah. İstanbul'da hangi semtte bu yayını yapıyorsunuz?” diyor Serdar kardeş. Yazışma adresimiz var oraya yaz, kardeşlerimizle bağlantıya geçin. Ben 02.00 gibi gece müsait oluyorum röportaj bittikten sonra. 02.00'de gelirsen kısaca görüşürüz Serdar, inşaAllah. Çünkü kardeşlerimizden bir hayli gelen oluyor ama ısrarlı görüşme talebi kardeşlerimizde olmasın. Ben bir kere görüşebilirim, çünkü çok fazla insan var. O konuda herhalde biraz takdir eder kardeşlerimiz. Bir kereye mahsus görüşürüm, inşaAllah.
Azerbaycan'dan Emirhan Vetenoğlu: “Allah'ın Salat ve Selamı sizlere olsun.” Hepimize olsun, inşaAllah. Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi Berekatühü. “Sayın Adnan Hocam, ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s.)'ın Türk-İslam Birliği’ni kurmasına, tüm Türkler mi yardım edecek, yoksa yalnız Türkiye Cumhuriyeti Türkleri mi?” Gördüğümüz kadarıyla tabii Türkiye Cumhuriyeti'ndeki Türkler öncülük edecek, çünkü İstanbul'da çıkacak Mehdi (a.s.). Peygamberimiz (s.a.v.)’in yaklaşık 10 tane hadisi var İstanbul'dan çıkacağına dair. Ve ayrıca muhtelif hadisler var Anadolu'da, Türkiye'de olacağına dair. Bediüzzaman'ın da açıklamaları var. Ama bütün Türklük alemini birleştirecek, hadislere göre öyle görünüyor. Mehdi (a.s.)'ın ilk faaliyeti Türkte; hadis, sarih açık. Bütün Türki devletleri, Turani devletleri birleştirecek, inşaAllah. Zaten gecikti, mantıksız Türkler’in birleşmemesi. Allah; “sizileri kavimler olarak yarattık” diyor. Şimdi Konya, Eskişehir, İzmir bizden ayrı olsa bunun mantığı var mı? Niye beraberiz? Türküz, aynı dindeniz, aynı dili konuşuyoruz; örfümüz, ananemiz, geleneğimiz, göreneğimiz hepsi aynı, biz milletiz. O zaman niye ayrı olalım? Bütün Türki devletlerle birleşeceğiz, inşaAllah. Arkasından da İttihad-ı İslam işte, bütün İslam ülkelerini birleştireceğiz, sonra da İsrail ve diğer Hıristiyan devletleri de inşaAllah Türk-İslam Birliği içerisine alacağız. Ermenistan'ı da dahil, Ermenistan'da kardeşlerimizin, canlarımızın birçoğu şehit oldular biliyorsunuz. Ermeni faşistler, Ermeni komünistler o zaman zulmettiler onlara ve akıl almaz işkencelerle şehit ettiler. Allah o işkenceyi yapanları, o cinayetleri yapanları yargılayacaktır ahirette. Tabii biz de eğer imkanımız olursa dünyada onları yargılarız; katiller yani. “Eline sağlık” demeyiz katille. Kimse demez. Ama minik tertemiz Ermeni çocuklarının ne suçu var, Ermeni genç kızların ne suçu var, anneannelerin ne suçu var? Ben onlara niye kinleneyim, niye nefret edeyim? Şefkat duyuyorum ben onlara, acıyorum ve koruyup kollayacağım. Katiller; siz onları bana bırakın, öyle bir konu olmaz. Ben “katiller elini kolunu sallayarak gezsin” demiyorum ki. Bazı kardeşlerimiz var, bana yazıyorlar Azerbaycan'dan. Azerbaycan Allah'a çok şükür boydan boya tamam. Bir tek adı konacak Azerbaycan’la. Azerbaycan bitti, elhamdülillah, maşaAllah. Kaynıyor, maşaAllah. İntikam almak, haktır, Kuran'a göre intikam alınır. “Affederseniz daha hayırlıdır.” diyor Cenab-ı Allah. Biz hayırlı olanı yaparız. Ama profesyonel katilleri de oturup, istediğiniz gibi gezin, şeklinde bir karşılamamız olmaz. Onlara tabii ki gereken yapılacaktır. Yani ne ise o karşılığı ona göre tecziye olacaklardır. Ama “Ben bütün Ermeni Milleti'nden nefret ediyorum.” dedin mi, o zaman o faşistliktir, o zulümdür. O Allah'a, Kitab'a, inananın yapacağı bir şey değildir. Museviler için de öyle. Kim zulmediyorsa biz onun yakasına yapışırız. Tertemiz, mazlum,
AYSU BACEOĞLU: Günahsız.
ADNAN OKTAR:Tabii, Musevi çocuklar, ne zoru var çocuğun? Genç kızların ne zoru var? Adam hiçbir şekilde bu olaylara dehalet etmemiş, hiçbir şekilde böyle olaylara yanaşmamış. Niçin öyle bir gözle bakalım? O zulüm ruhundan olur. O kadar kindarlık, o kadar nefret, normal olarak Müslüman’da bulunmaz. Adalette; suçluyla suçsuzu, masum ile haini ayırt etmeyi bileceğiz. Bütün insanlara toptan aynı gözle bakamayız. Mesela bir şirket diyelim; orada bir kişi katil oldu. Bütün şirket katildir denir mi? Hepsinden intikam alınacak denir mi? O cahil, ilkel toplumlarda olur. Kabile ruhunda olur. Böyle vahşi toplumlarda olur. Mesela köyden giderler birini vururlar, öbür köy de gelir, bütün o köyü katliamdan geçirir. Camını çerçevesini indirir, çocukları asar-keserler, kadınları doğrarlar. Öyle vahşiler çok olmuştur. İlgili kişiyi gidip bulup onu adalete teslim edeceklerine, sürü psikolojisiyle vahşilik yapıp kitle katiamı yapmışlardır. Şimdi Müslüman’a bu yakışmaz. Bu zalimlere yakışır, zalimlerin vasfıdır. Dolayısıyla aklı başında bir kardeşimiz böyle bir tavır göstermez.
ALTUĞ BERKER: “100 sene” ifadesini buldum Hocam Bediüzzaman Hazretleri'nin. Şöyle diyor, tam 1910'da Hocam.
ADNAN OKTAR: 1910 yılında?
ALTUĞ BERKER: Evet. “Eğer siz tembel kalıp da onun yolunu yapmazsanız, tembellik etseniz, 100 sene sonra tamamen onun cemalini göreceksiniz. Zira sizinle İstanbul arasındaki mesafe bir aylıktır.”
ADNAN OKTAR: Yerini de söylüyor İstanbul'da. Cemalini, yüzünü göreceksiniz, diyor.
Sen bayağı güzel bir insansın, maşaAllah, değil mi? Bayağı güzel, maşaAllah. Allah sana hidayet nasip etsin, inşaAllah. Kalbini güzelleştirsin, Allah uzun ömür versin; annene, babana, kardeşlerine bereket, bolluk içerisinde, güzellikle neşe içerisinde uzun, güzel ömür versin. Mehdi (a.s.)'ı görmeyi Hz. İsa(a.s.)'ı görmeyi sana nasip etsin.
AYSU BACEOĞLU:Allah'ım, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah.Gıyabında seni çok seviyordum ama görünce iyice sevdim.
AYSU BACEOĞLU: Çok teşekkür ederim.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok insancıl ve çok kalitelisin, maşaAllah.
Azerbaycan'dan Emirhan'ın açıklamaları devam ediyor: “Azeri Türkleri’nin bu birlikte bir rolü olacak mı? Çünkü Azerbaycan'da insanlar arasında hala ateistler ve Darwinistler var.” Türkiye'de de var, ne alakası var? Ama Azerbaycan Türkiye'nin bir parcasıdır. İlk birleşeceğimiz ülkelerden bir tanesidir. Suriye bir, Irak iki, Azerbaycan üç. Ermenistan'la birleşmek üzereydik, oradan bir it kopuk takımı geldi; iddia edilen Erkenekon terör örgütü üyesi. Sığır gibi de bir bayan, böyle izbandut gibi, böyle insan azmanı, geldi, ortalığı karıştırdı. Bir de burada da mahcup edecek hareketler oldu. Ermenilere karşı anormal hareketler yaptı bazı vatandaşlar ve bu engellenmiş oldu, geçici bir süreliğine. Niye engelleniyor? Çünkü Mehdi (a.s.) yapacak da onun için. Allah bir türlü nasip etmiyor. Azerbaycan bizim canımız. Herşeyimiz birdir Azerbaycan'la. Dinimiz, dilimiz, örfümüz, ananemiz, aklına gelen ne varsa. Ha Konya, ha Azerbaycan, hiç farkı yoktur. Bir de acayip kaliteli bir gençlik var Azerbaycan'da, muazzam. Her şehirde böyle çoşkuyla gelişiyorlar, maşaAllah. Klastırlar Azeri gençleri, bayağı kaliteli çocukturlar, maşaAllah.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam, Allah'ın Selamı Bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi Berekatühü. “Hocam siz iddia edilen Ergenekon terör örgütünün en çok uğraştığı kişisiniz ve Türkiye'de son 30 yılda sizden daha çok uğraşılan bir ikinci şahıs daha yok. Hocam bundan 25 sene önce Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri'nin sizin için söyledikleri arasında özellikle 'Hz. Yusuf' benzetmesi üzerinde durması, sizce bununla ilgili size anlatmak istediği bir sır olabilir mi? Siz daha iyi bilirsiniz.” Ben cezaevinden çıktığımda Şeyh Nazım Hoca'mın yanına gitmiştim doğrudan. O beni öyle çakı gibi görünce çok hoşuna gitti. Ben çok yıprandım zannetmiş olabilir bir ihtimalle. Veyahut tam beklediği gibi geldim, çünkü o hal ehli olduğu için bilir. Çok sevindi. “Beyler, bu beyi tanıyor musunuz?” dedi. Acayip güzel şivesi var. “Tanıyoruz.” dediler. “Kim?” dedi. Bakın şimdi zannedersiniz ki hakikaten öyle. Halbuki banda alınıyor konuşma. Bantta tarihi bir belge olması için kime hitap edildiğinin tespiti açısından soruyor onu. Orada olanlar da sanki hakikaten tanımayanlar vardır da, onun için soruyor zannederler. Böyle çok hikmetli çok ince konuşur. Böyle ilk bakışta pek kavranacak gibi olmaz. “Adnan bey” dediler. “Adnan bey oğlumuza velayet verildi” dedi, çok sevdiği için, inşaAllah, “velidir kendisi. Biz de velayet sırrıyla bunu açıklamaya memuruz. Kuran'ı bu asırda tefsir edecek, açıklayacak” dedi. Özet anlatıyorum; uzunca bir konuşmasıydı. “Sabırlılardan yazıldın, razılardan yazıldın” dedi. Hüsn-ü zanla sevgiyle çok uzun, güzel bir konuşma yaptı. Ben daha o zamanlar az kitap yazmıştım, bir kitap yazmıştım.
ALTUĞ BERKER: Doğru Hocam, “Yahudilik ve Masonluk” kitabını yazmıştınız.
ADNAN OKTAR:Evet “Yahudilik ve Masonluk” kitabı vardı. Benim bütün dünyada etkili olacak şekilde kitaplar yazacağımı bana söyledi. Çok acayip. Başarılı olacağımı da söyledi. “Ve sen görevlisin bu konuda. Allah sana ilham verecek ve Kuran'ı her okuduğunda sana bir bilgi gelecek Allah'dan. O bilgiyi kaydet, yaz ve asrın insanlığına o bilgileri ulaştıracaksın” dedi. Hakikaten tam dediği gibi oldu. Mesela ben Kuran'ı ne zaman okusam, hakikaten bir sırrını görürüm Kuran'ın. Bizim çocuklar bilirler, ne zaman açsam, biri diğeriyle aynı olmaz. Hakikaten 300'ün üzerinde kitap yazdım, hakikaten çok başarılı oldum. 73 dile çevrildi aşağı yukarı, daha da artıyor sayısı gittikçe. Kişvahili dili, Hindu dilleri falan.
AYSU BACEOĞLU: 73 dil.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii. Fransızca, İngilizce, Almanca, Rusca, Sırpça zaten onlar oldu da, bir de artık detaylar ortaya çıkmaya başladı. Ben Şeyhimiz’i çok özenli takip ediyorum. Gerçekten çok aydın, çok kaliteli, mükemmel bir insan. Ben öyle sırf şeyhimdir, diye böyle tek yanlı bakmıyorum. Hakikaten herkesin çok seveceği bir insan. Bütün dünyanın çok seveceği bir insan. Sırlar sahibidir. Hakikaten cin alemiyle de bağlantılıdır. Onlarla görüşmeleri olur, konuşmaları olur Hocamız’ın. Sürekli mütevazıdır ve çok şakacıdır. Acayip tatlı şakaları var. Türkiye'de bir oduna bir şaka yaptı, acayip velvele yaptı. Kardeşim senin karşındaki insan, büyük bir insan, değerli bir insan. Halkın yaptığı espri ayrıdır, o ciddiye alınabilir, acaip gelebilir ama bir mürşidin, çok büyük bir insanın yaptığı esprinin anlamı çok daha değişiktir.
AYSU BACEOĞLU:Düşünmek lazım.
ADNAN OKTAR: Tabii, etkisi çok daha değişiktir. Orada odunluk olmaz, orada nezaket gerekir. Neyse artık onu yaptı bir kere, vardır bir hikmeti. Özetle ben Şeyhimiz’i çok seviyorum. Çok dünya tatlısıdır. Şeyhimin o konuşmasını ikinci yarıda dinleriz, inşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra yayınımıza devam edeceğiz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: Neler anlatalım? Biraz hadis anlatabilirim.
ALTUĞ BERKER:Atatürk'ün hediye ettiği Kuran'lardan bahsetmiştiniz, onun resmi vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Gösterelim, evet. "Gazi Kız Numune Mektebi'ne dikkatli okumak için hediye ediyorum". Bakın; "Gazi Kız Numune Mektebine dikkatli okumak için hediye ediyorum." Atatürk'ün kendi el yazısıyla. İmzası var, görüyor musunuz? Oraya yazmış. Kuran, hediye ettiği Kuran burada.
ALTUĞ BERKER: Bir de bir sözü vardı komünizmin ezilmesiyle ilgili Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir de diyorlar ki, Atatürk böyle birşey asla demedi. Buyrun, kendi el yazısıyla...
ALTUĞ BERKER: "Şurası unutulmamalıdır ki Türk Alemi'nin en büyük düşmanı komünistliktir, her görüldüğü yerde ezilmelidir!"
ADNAN OKTAR: Ünlem de koymuş görüyor musun? Kendi orjinal el yazısı Atatürk'ün. "Atatürk’ün komünistlikle ilgili aleyhte hiç bir sözü olmamıştır." diyorlar. Şimdi bunu ne yapacaksınız? Bakın, el yazısını göstertiyoruz, orijinal el yazısı, inşaAllah. "Türklük aleminin en büyük düşmanı komünistliktir." Şu an görüyorsunuz, PKK hareketi komünist hareket. Doğru muymuş Atatürk'ün dediği? Doğruymuş. "Her görüldüğü yerde ezilmelidir." diyor. Fikirle, düşünceyle, akılla bilimle, inşaAllah.
(El Kavlu-l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar) "Dünya'dan bir gün bile kalsa Allah o günü uzatıp," Bakın Allah, zamanda bir genişleme meydana getiriyor. "Benim Ehl-i Beyt'imden birisini (Mehdi (a.s.)'ı) dünya'ya hakim etmek için gönderecektir." "Mehdi (a.s.) Konstantiniye ve diğer beldelerin imarına çalışır." Demek ki Mehdi (a.s.) İstanbul'u güzelleştirecekmiş ve İstanbul'da da dikkat ederseniz bir imar çalışması var. Her yeri güzelleştiriliyor. O devirde de İstanbul'un güzelleştirileceğine işaret edilmiş oluyor. "Ve diğer beldelerin de imarına çalışır." “Mehdi (a.s.)'ın alametlerine gelince beraberinde Allah Resulü'nün gömleği, kılıncı, sancağı; kutsal emanetler bulunacaktır.” Hz. Süleyman (a.s.)'ın yanında da devrinin kutsal emanetleri, Tevrat-ı Şerif, Asa-yı Musa bulunuyor. Hz. Musa (a.s.)'ın asası. "Hz. Mehdi (a.s.)'dan önce yaygın katliamların vuku bulacağı büyük bir fitne görülecek." Şu anda da başladı o, İslam ülkelerinin birçoğunda var; Fas’ta, Tunus'ta, Cezayir'de. "Mehdi (a.s.) bütün haramların helal sayıldığı büyük bir fitneden sonra çıkacaktır." Bütün dünyada bu vardır zaten. Helaller haram sayılıyor, haramlar da helal sayılıyor. "Hz.Süleyman (a.s.)’ın saltanatından önce de büyük bir fitne olmuştu." Hz. Süleyman (a.s.) göreve gelmeden önce.
AYSU BACEOĞLU: Yine fitne.
ADNAN OKTAR:Çok büyük fitne olmuş, evet. "Ümmetim o devirde, (Mehdi (a.s.) devrinde) öyle bir refah bulacaktır ki, o güne kadar onun misli kesinlikle bulunamamıştır." (Sünen-i İbn-i Mace). Sahih hadis kitabıdır bu. Hz. Süleyman (a.s.) zamanında da bolluk ve refah olmuş, aynısı. Peygamberimiz (s.a.v.) o yüzden Mehdi (a.s.)'ı Hz. Süleyman (a.s.)'a benzetiyor. “Süleyman (a.s.) ve Zülkarneyn (a.s.) gibi” diyor ya hadiste, bakın her yönden benziyor Hz. Süleyman (a.s.)’a. "Hz. Süleyman (a.s.) pek adaletli bir hükümdardı."
“Değerli Adnan Oktar Hocamız, uzun zamandır programınızı takip ediyorum. Türkiye'de ne yazık ki az görülen kucaklayıcı bir tavır benimsiyorsunuz. Gerçekten çok memnun oluyoruz." çok az kucaklayıcı bir tavır, diyor. Genellikle itmek, adam yerine koymamak, kafir, fasık, zındık, mürted diye toplumu paramparça ediyorlar. Başı açık hanımlara zaten çok acayip bir gözle bakıyorlar. Başı kapalı hanımlara, onlara daha da beter bir gözle bakıyorlar. Onların hiç kapanması daha iyi bu halde olmalarındansa, diyorlar. Kendi cemaatindeki alimlere bile adam dil uzatacak hale geliyor artık, kendi toplumundaki değerli alimlere. "Ben Ermeni vatandaşıyım. Bu güne kadar televizyonda hep bazı hocaların konuşmaları ne yazık ki bize karşı çok sıcak değildi. Birçok Müslüman arkadaşım var. İlkokulu ve üniversiteyi devlet okullarında okudum. Lisemiz, küçük ve şirin bir Ermeni lisesiydi. Hiçbir hocamız bize İslam hakkında, Hz. Muhammed Peygamber (s.a.v.) hakkında tek bir kötü söz bile söylemezdi. Paskalya'da tüm Müslüman komşularımızın kapılarını sokaklarında tek tek dolaşıp, çörek ve yumurta dağıtırdık. Kurban Bayramı’nda ve Şeker Bayramı’nda da, onlar bizim zillerimizi çalarlardı. Sokakta beraber oynardık.” Böyleydik zaten biz, böyleydi. Osmanlı döneminde de böyleydi. “Beraber büyürdük hepsini de çok severim. Ben de Hz. İsa (a.s.)'ın yeryüzüne tekrar geleceğine inanıyorum. Biz de Allah diyoruz. Sizin yaratılışı anlatan kitaplarınızı okuduğumuzda, biz de Allah sonsuz güç sahibi, diyoruz. Hepimiz din kardeşiyiz, Allah dostuyuz. Konuşmalarınız çok hoşuma gidiyor. Bu suni gerginlik ortamının ortadan kalkması ile birlikte bayramlarımızı hep beraber kutlarız, diye dua ediyoruz. Meşhur zeytinyağlılarımız, güzel Ermeni yemekleri güzel bir sofra donatırız. Saygılarımla" diyor. Natali isimli hamın kardeşimiz yazmış. Şimdi yazık günah değil mi? Bu insana adam nefret gözüyle bakıyor; öldürülsün, asılsın, kesilsin. Bakın o sevgi arayışında.
AYSU BACEOĞLU: Ne kadar güzel dilekler.
ADNAN OKTAR: Tabii ki. Kimi kesmiş, kimi doğramış, kimin evini kundaklamış, ne yapmış? Tertemiz bir insan. Yazık günah değil mi? "Ben de bir Allah'a inanıyorum" diyor.
AYSU BACEOĞLU: Bayramlarımızı hep beraber kutlayalım, diyor.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Tabii ki, biz İslam’ın güzelliğini, İslam’ın şefkatini ve koruyuculuğunu ona göstermek durumundayız. Onlara muhabbet göstereceğiz, koruyup kollayacağız, hastası olduğunda gideceğiz, rahatsız olduğunda gideceğiz, beraber bir ortaklık kurmak gerekirse ortaklık kuracağız. Gerekirse evleneceğiz. Hıristiyanlarla Allah evlenebilirsiniz, diyor. Musevilerle evlenebilirsiniz, diyor Allah. Evlenceğiz, çocuklarımızın annesi olacak, inşaAllah. Dolayısıyla bu nefret politikasının mutlaka önüne geçilmesi gerekiyor. Çok büyük bir hastalık çok büyük bir anormallik. Tabii ki gönlümüz bütün dünyanın Muhammedi olmasını ister. İnşaAllah dua ediyoruz, Hz. İsa (a.s.) geldiğinde hepsi Muhammedi olacaklar ve hepsi de Müslümanlığı benimseyecekler. Potansiyel Müslümanlar olarak biz onları görüyoruz ve şefkatle yaklaşıyoruz. Nefretle yaklaşmak çok delice bir hareket, zorlama da yok. Anlatırız; kabul ederlerse. Etmezse de yine şefkat göstertiriz, yine koruyucu vasfımız devam eder. Kabul ederse de, nur ala nur, ne güzel. İslam’da nefret yoktur, kin yoktur. Böyle akıldanelik yapacağım, ordan burdan alkış alacağım diye, bazı sahtekar, gözü dönmüş kan içicilerin tasdikini alacağım diye, bazı cahillerin ağızlarında kan irin akıyor ve muazzam nefret üslubuyla konuşuyorlar. Asalım, keselim, doğruyalım, bilmem ne. Bir tek o değil, Alevilere karşı öyle, Bektaşilere karşı öyle Caferilere karşı öyle Şiilere karşı öyle, dehşet verici bir üslup gösteriyorlar, dolayısıylada insanlar Müslümanlar hep böyledir zannediyorlar, yani bu kafadadır. Dünyada dalga dalga İslam’a karşı müthiş bir nefret yayılmaya başladı, Allah vermesin. Avrupa’da öyle, Amerika’da öyle; Müslümanlar sokakta gezemeyecek hale geldiler. Bir avuç ahmağın yüzünden, bir avuç cahil yobazın yüzünden. Allah bizim neden kin duymamızı istesin, neden nefret etmemizi istesin? Nerede nefret var cennette? Her yer sevgi yurdu değil mi? Her yerde muhabbet yok mu? İnşaAllah ben Aysu ile beraber cennette olacağım.
AYSU BACEOĞLU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah Allah nasip ederse. O güzel yüzüyle kardeşi de orada olacak, akrabaların da annen baban da olacak, inşaAllah.
AYSU BACEOĞLU: İnşaAllah
ADNAN OKTAR:Evet inşaAllah. Orada kardeş olacağız, birlikte olacağız, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mısır'da Hüsnü Mübarek bir açıklama yapmış Hocam. "Ben şimdi çekilmeyeceğim ama bir dahaki seçimlere de aday olmayacağım." demiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi uzatmasın artık, gitsin. Gurur yapıyor. Ama tabii küçük düşürmeden göndermek lazım, bir yol bulunması lazım, mahcup etmeyecek şekilde bir uzaklaştırma gerekiyor. Şöyle olabilir; "madem böyle bir durum var, ben istifa edeyim, yakın bir zamana seçimleri alalım, seçimlerde kim kazanırsa o iktidar olsun” demesi lazım, bu küçük düşürücü değil. “O arada da benim hükümetim devam etsin” diyebilir. Şöyle de diyebilir, milli koalisyon istesin. Küçük düşürücü değil, işte milli koalisyon, onda birşey yok. Kendi partisi de katılsın, milli koalisyon olsun, “seçimlere kadar böyle gidelim,” desin. Kendinin çekilmesinde birşey yok ki, kendi partisinden birisi yahut başka partiden birisi sırayla başbakanlık yapabilir seçimlere kadar. Mesela 4 ay sonrasına seçim tarihi verilmiş olsa, birer ay arayla başbakanlık yapabilirler; muhalefet partileri de olacak şekilde. Gurur yapacak birşey yok ki burada. Bilmiyorum, ama onun da ayakta duracak hali kalmamış baksana.
ALTUĞ BERKER:Bir hadis okumuştunuz daha önce Hocam Mısır'la ilgili. Okuyabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Oku, evet.
ALTUĞ BERKER:Naim Bin Hammat Fiten’de ve Ebu Cafer Muhammed Bin Ali (r.a)'den tahric ettiler, buyurdu ki: "Abbasi Horosan'a ulaştığı zaman, Şark’ta boynuz şeklinde bir yıldız çıkar.” Bu yıldız ilk çıktığında Allah Nuh Kavmi'ni helak etmiştir. Hz. İbrahim (a.s.) ateşe atıldığında da çıkmıştır, Firavun'un kavmi yok edildiğinde de ve Yahya Bin Zekeriyya öldürüldüğünde de görülmüştür. “Siz o yıldızı gördüğünüzde fitnelerin şerrinden Allah'a sığının. O yıldızın doğması güneş ve ay tutulmasından sonra olacaktır. Sonra fitneler, alaca karga Mısır'da zuhur edinceye kadar devam eder.”
ADNAN OKTAR: Kastedilen o. Bakın, hadiste ne kadar mükemmel, kusursuz tarihin akışı gösterilmiş görüyor musun? Bak “ay ve güneş tutlmalarından sonra” diyor. Ay ve güneş tutulmaları oldu 15 gün arayla; Ramazan ayında oldu. İki uçlu kuyruklu yıldız, Lulin Kuyruklu Yıldızı'nın doğacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.), o da oldu. Onun arkasından "Mısır karışacak" tarzında bir üslup var. Kargaya benzetilen kişi bu mu acaba?
AYSU BACEOĞLU:Biraz benziyor
ADNAN OKTAR: Biraz benziyor hakikaten, değil mi? Burun yapısı falan.
ALTUĞ BERKER: Evet, benziyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Andırıyor. Hadisteki kelime karşılığını tam biraz daha detaylı inceleyelim, Allahualem bu olabilir o.Ama bakın ne kadar kusursuz tarif ediyor görüyor musunuz? Önce ay ve güneş tutulmaları olacak Ramazan ayında, diyor; bu bir, oldu. Arkasından "iki uçlu kuyruklu yıldız" o da oldu. Arkasından "Mısırda," bakın şahısa varıncaya kadar söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ama diğer hadislere de bakarsak o zaman çok daha netleşir. "Hiçbir tarafın ondan mahfuz kalmayacağı bir fitne zuhur edecek, bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak." Zincirleme diğer ülkelere yayılacak, diyor. Bakın bu da bu şekilde oldu şu an. Bir yerde başladı, oradan oraya sıçradı, oradan oraya sıçradı, oradan oraya sıçradı. Bakın ne diyor?
ALTUĞ BERKER: "Ürdün'de hükümeti azletti Kral."
ADNAN OKTAR: Hükümeti azletti ama gene kurtarmaz herhalde. "Bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak." Bu durum bir münadinin semadan seslenerek, ‘Ey insanlar emiriniz artık Mehdi(a.s.)’dır’ demesine kadar devam edecektir." Bakın, bu olaylar durmayacak, diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Mehdi (a.s.) ortaya çıkıncaya kadar devam edecek, diyor. “Bir münadi seslenecek” diyor. “Emiriniz Mehdi (a.s.)'dır deyinceye kadar” diyor. Hakim Ebu Said'den tahric etti, Resulullah (s.a.v) ferman etti: "Ahirzamanda ümmetimin başına sultanlarından şiddetli belalar gelir, öyle ki yerler Müslümanlara dar gelir" yani hükümetlerden, devletlerden; mesela bu Hüsnü Mübarek'den de çok çekti Müslümanlar. "Yerler Müslümanlara dar gelir. O zaman Allah daha önce zulümle dolu olan dünyayı adaletle dolduran benim soyumdan Mehdi (a.s.)'ı gönderecektir." (Kitabul Burhan Fi Alametil Mediyyil Ahir zaman, s. 12). Bir hayli güzel açıklamalar var. "Mehdi (a.s.) sabah namazında abdest almak için denizin yanında sancağı dikecek.” Mehdi (a.s.)'ın bulunduğu mekan denizi gören, denize yakın bir yer demek ki; bu bir. Orada da büyük bir bayraktan bahsediyor; bir sancak, bayrak. Denizin kenarında olacak, diyor çok müthiş bir detay var. "Bulutların semada toplandığı gibi Allah Mehdi (a.s.)'ın etrafında bir kavim toplar, onların kalplerini uzlaştırır." Türk Milleti bu; “kalplerini uzlaştırır.” "Onlar içlerinden şehid düşene üzülmez, kendilerine katılanlara sevinmezler. Sayıları Bedir Azhabı kadardır." yani 313 kişi kadardır. "Evvelkiler onları geçemediği gibi" yani sahabeler dahil, hiç kimse “onları geçemediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler.” Sonradan gelenler de onlara yetişemezler, diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Onların sayıları Talut ile nehri geçenler kadardır.” Yine 313 kişi. Muhammed Bin Hanefi (r.a)'den rivayet edildi ki; “bir gün biz Hz. Ali (r.a.)’ın yanındayken birisi Hz. Mehdi (a.s.)’dan sual etti.” Sürekli Mehdi (a.s.)’ı soruyorlar, sık sık. "Hz. Ali (r.a.k.v) ‘heyhat,’ dedi sonra eliyle bir dokuz yaptı" diyor. Şu şekilde dokuz. Dokuz; Arapça'da da dokuz şeklindedir.
AYSU BACEOĞLU:Aynı?
ADNAN OKTAR: Aynı dokuz, evet şu şekildedir dokuz. "Dokuz yaptı sonra da; ‘o ahir zamandaki kişiye Allah'dan kork, Allah’tan kork, dediğin zamanı çıkar’ dedi.” Ve bu hadisi açıklıyor, Peygamberimiz (s.a.v.)'in hadisini açıklıyor. Dokuz, tabii biraz dikkat çekici. "Bir riyette bildirilen dokuz işaretinin sebebsiz yere söylenmiş olması mümkün değildir. Sual: Zaman bildiren bir konuşma başlangıcı olduğundan dolayı, bu dokuz Hz. Mehdi (a.s.)'ın çıkış zamanıyla ilgili bir zamanı işaret ediyor, Allahualem. Mehdi (a.s.)'ın zuhur yılı olan 1979 yılına girilmesi gibi.” 1979'da biliyorsunuz Mehdi (a.s.)'ın zuhuru, oradan bir dokuza işaret var. “Ayrıca Kıyamet Alametleri’nde de dokuz sene ile tahtid edilmesi Kostantiniye’yi fethetme müddeti itibariyledir." İstanbul'a gelişi ve İstanbul'daki faaliyet ile dokuzu bağlantılı halde söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.), yani 79'a da işaret var. Yedi ve dokuz zaten tekli rakamlar, inşaAllah. "Bulutların semada toplandığı gibi," özellikle belirtilmiş, çünkü bulut, duman gibi semadan bazı alametler” Mehdi (a.s.)'ın çıkacağı devirde bulutlu olaylar olacağına işaret ediyor anlamında. Şu mesela; 11 Eylül olayları, Çernobil olayı, o yanardağın patlaması olayı. "Mehdi (a.s.) başı üzerinde bir bulut olduğu halde çıkacak." Hem Çernobil'de, hem bu yanardağ patlamasında böyle bir bulut; hatta Türkiye'ye kadar geldi biliyorsunuz, buraya kadar geldi. Evet.
AYSU BACEOĞLU: Yine böyle bir olay mı üstüne Hocam?
ADNAN OKTAR: Yani Peygamberimiz (s.a.v) kapalı anlatıyor biraz. "Dokuz" diyor, bakıyoruz, 1979'a işaret ediyor. “Dokuz düşmanını dokuz cephesine göndermiş,” diyor Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, dokuz cephe, yani Darwinizm, materyalizm, komünizm, Stalinizm. Mesela (Bakara Suresi, 247) Şeytandan Allah’a sığınırım. "Ve onlara Peygamberleri dedi ki: ‘İşte Allah-u Teala size hükümdar olmak üzere size Talut’u (melik olarak) gönderdi.’ dediler. Bizim üzerimize hükümdar olması nasıl olabilir. Halbuki biz mülke ondan daha haklıyız. Kendisine malca bir genişlik verilmiş değildir. Peygamberleri dedi ki: ‘Şüphesia Allah-u Teala onu sizin üzerinize seçmiştir ve ona ilim ve cisim iribariyle bir ziyade müshad (üstünlük) vermiştir ve Hakk Teala mülkünü dilediğine verir ve Allah-u Teala Azimü'ş-Şânvasidir ve alimdir.”İnşaAllah. Burada Mehdiliği insanlar ummuyorlar ya, bu insan nasıl Mehdi (a.s.) olur, diyorlar. İşte Talut kıssasında da aynı olayla karşılaşıyorlar. Olayların aynısı orada da var. Diyorlar ki: "Bizim üzerimize onun hükümdar olması nasıl olabilir?" diyorlar. Mehdi (a.s.)'ı da ahir zamanda kabul etmeyecek bir kısım insanlar. "Halbuki biz mülke ondan daha haklıyız." Bir kısım yobazlar biz daha imkan sahibiyiz, etrafımız var, ilmimiz var, şu var, bu var başka türlü açıklama yapacaklar. "Kendisine malca da bir genişlik verilmiş değildir.” Malı mülkü de yok, diyorlar. Niçin ona böyle birşey verilsin? Ve Kuran'da da bu ayeti veriyor Cenab-ı Allah:"Şüphesiz Allah-u Teala onu sizin üzerinize seçmiştir ve ona ilim ve cisim itibariyle (beden itibariyle) ziyade bir güç vermiştir. Hakk Teala mülkünü dilediğine verir.” Allah istediğini lider seçer. Allah-ü Azimü'ş-Şânvasidir ve alimdir." Şimdi mesela bakın, (Bakara Suresi, 248). Şeytandan Allah'a sığınırım;"Onlara Peygamberleri dedi ki: 'Şüphesiz Talut'un hükümdarlığına açık alamet, size tabutun gelmesidir." Ahir zaman'da bulunacak olan tabut bu. “Onda Rabbiniz tarafından bir sekinet,” bir huzur vardır, rahatlayacaksınız, diyor Allah. "Sekinet vardır ve Musa ve Harun'un hanedanının metrukatından bir bakiye vardır." Vefatlarından sonra saklanan eşyalar, onlara ait eşyalar vardır. “Onu melekler yükleneceklerdir. Eğer siz müminler iseniz şüphe yok ki onda sizin için bir kati delil vardır." diyor. Müslümanlar demek ki görecekler, inşaAllah. "Hz. Mehdi (a.s.) Tabut-u Sekine’yi Antakya'da mağarasından çıkaracaktır." (El Kavlil Muhtasar Fi Alametil Mehdi Muntazar). "Mehdi (a.s.)'ın elinde, zamanında sekine bulunan tabut Teberiye Gölü’den çıkarılır.” Teberiye Gölü’nün dibindeki bataklıkta, “ve Beyt-i Makdis'te onun önüne getirilir" Kudüs'e getiriliyor, Kudüs-ü Şerif'e getiriliyor. “Yahudiler bunu görünce pek azı hariç çoğu Müslüman olurlar.” Cübbeli ne yapıyor? Bütün Yahudilere bambaşka bir bakış açısı var. Ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? "Yahudiler bunu görünce pek azı hariç çoğu Müslüman oluyor.” Çoğu Muhammedi olacaklar. Demek ki biz onlara şefkatle davranacağız, Muhammedi olacaklar, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.) Beyt-ül Mukaddes'in hazinelerini, Tabut-u Sekine'yi, Ben-i İsrail'in sofrası ile levhaların madenlerini ve Hz. Adem (a.s.)'in cübbesini,” Hz. Adem (a.s.)'ın giydiği cübbesini, “Hz. Süleyman (a.s.)'ın minberinin asasını ve Allah'ın Ben-i İsrail'e gönderdiği süt kadar beyaz olan eldivenleri çıkaracaktır." (El Kavlil Muhtasar Fi Alameti Mehdi Muntazar, s. 35) Onun için masonlar da beyaz eldiven giyerler; o eldivene duydukları hayranlıktan dolayı. Mehdi (a.s.) bulacak o eldivenleri, dolayısıyla masonlar için o çok önemli bir delil olmuş olacak. Hz. Süleyman (a.s.)'ın asası, Hz. Adem (a.s.)'in cübbesi, Hz. Süleyman (a.s.)’ın mimberinin asası ve Allah'ın Ben-i İsrail'e gönderdiği süt kadar beyaz olan eldivenleri.
AYSU BACEOĞLU: Kar beyaz.
ADNAN OKTAR:Bembeyaz eldivenler, evet. Bunları çıkartacak, gösterecek. Masonlar da onu görünce, tabii onlar da iman edecekler, inşaAllah. İman etmeyenler de iman edecek. Özellikle kutsal sandık, onlar hasretle bekliyorlar kutsal sandığı. Hem masonlar, hem Tapınak Şövalyeleri, hem Gülhaç Teşkilatı; yıllardan beri arıyorlar, bakın yüzyıllardan beri arıyorlar, Museviler de arıyorlar, Kutsal Sandık'ın yerini, bulamıyorlar. Bulamazlar, çünkü bulamayacakları bir yerde. Onu sahibi çıkaracak. Çıkarttığında da nefesleri kesilecek. Masonların da binlerce yıldan beri o hayran oldukları o kutsal emanetleri görmeleri onları çok derinden ve şiddetli etkileyecek, inşaAllah. Özellikle Kutsal Sandık ve içindekiler ve o beyaz eldivenler, inşaAllah. "Tüm olarak Peygamberimiz (s.a.v.) ferman ediyor: ‘Yeryüzünün meliki dört tanedir. Onlardan ikisi müminlerden, ikisi de kafirlerdendir. Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.) müminlerdendir. Nemrut ve Buhtu Nasr ise kafirlerdendir. Yere beşinci olarak benim Ehl-i Beyt'imden biri sahip olacaktır." Yani Mehdi (a.s.). (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman) Ayrıca Mektubat-ı Rabbani, İmam-ı Rabbani'nin Mehtubatı'nın ikinci cildinin 251. sayfasında var. Kitab-ül Burhan'da da 32. sayfada "Mehdi (a.s.) tıpkı," diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). "Mehdi (a.s.) tıpkı," Tıpkı ne demektir? Aynı. "Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.) gibi bütün dünyaya hükmedecektir" (El Kavlil Muhtazar Fi Alamet-il Muntazar 32, Kıyamet Alametleri, s.183). İbn-i Cenzi 'Tarih' isimli eserinde İbn-i Abbas'dan tahric etti: "Yeryüzüne dört kişi malik olmuştur. İkisi mümin, ikisi kafir. Müminler Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.), kafirler ise Nemrut ve Buhtu Nasr'dır. Beşinci olarak Ehl-i Beyt'imden birisi gelecek, (yani Mehdi (a.s.)) o dünyaya malik olacaktır." Şimdi çok acayip bir durum var. Ayetlerde ebcedler tam, mutabık oluyor. Hadislerde çok kapsamlı olarak tam mutabakat çıkıyor. Çıkış zamanı, etki vakti; başka tarihler de veriyor da, şimdi biz söylersek biraz acayip olacağı için söylemiyorum ama şöyle diyebilirim, siz bakın diyeceğim hadislere. Şu hadise siz bakın, diyeceğim. Ben tarih verirsem, "haa" diyecekler, işte meşhur sözlere başlayacaklar. Onun için tarih vermeyeceğim. Mehdi (a.s.)'a dair sahih hadisler tevatür derecesindedir. Kim söylüyor? Berzenci söylüyor, Fethullah Hocamız da söylemişti. Şimdi Şeyh Nazım Kıbrısi Hocamız'ı dinleyeceğiz demiştik. Hocamızı bir dinleyelim öncelikle;
-VTR- Şeyh Nazım El Hakkani Hazretleri’nin Sayın Adnan Oktar ile 1987 yılında yaptıkları bir sohbet.
-VTR- Şeyh Nazım El Hakkani Hazretleri’nin Sayın Adnan Oktar ile ilgili sohbetinden (Ocak 2011)
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, imanın nuruyla bakan Hocamız’daki güzelliği görür, derinliği görür. Bakın ne kadar seçerek, ne kadar anlamlı, ne kadar isabetli güzel konuşmalar yapıyor. Yirmi beş yıl sonra bütün dedikleri çıktı. Hakikaten de evde benim öyle mermer kaplı hücre gibi bir yerim var. Ben özel olarak yaptırmadım, öyle rast geldi, maşaAllah. Hakikaten de Kuran’ı koyduğum yer yüksek, bak aynı dedikleri oldu. Hakikaten Kuran’da ben bir şey tespit ettim mi hemen yazarım, orada da kalemler vardır, hazır durur defter de var, kalem de var. Ne dediyse çıktı, maşaAllah. Çok yüksek değerde, çok derin ilme sahip pek muhterem bir insan. Allah başımızdan eksik etmesin. Yetiştirdiği talebeleri de öyle, çok nezih ve çok kaliteli insanlar, bayağı güzel bir insan. Hocamız daha da dinçleşmiş, iyi maşaAllah. Bolca Hocamız’a dua etmeleri gerekiyor, inşaAllah. “Hz. Yusuf (a.s.)’un makamını, salahiyetini ve rütbesini versin diye Allah’a dua ediyorum” diyor. Bakın Hz. Yusuf (a.s.)’un makamı, rütbesi ve salahiyetini, Cenab-ı Allah ona versin diye dua ediyorum, diyor. Elinden yüzünden nur akıyor, ağzından nur akıyor mübarek Hocamız’ın, maşaAllah. Allah bizlere bağışlasın, inşaAllah.
İbni Esakir tarihinde Ebuzere dayanan ravi silsilesiyle rivayet ettiler; Resulullah (s.a.v.) ferman etti: “Mısır’da emevi soyundan burnu çökük birisi çıkar” Allahualem tamam, bu o. Burnu çökük, çok net yani, çok nadir insanda olur. Burnu yani ciddi şekilde çökük, oradan bir şey almış, yani en belirgin vasfı onun, burnu çökük. “Mağlup olur veya mülkünü zayil eder,” demek ki Başbakanlık’tan ayrılacak, devletin başından, devletin başında olmaktan rücu edecek, “Ruma kaçar,” bir Hıristiyan ülkeye sığınacak, “onları İskenderiye’ye getirir ve Ehl-i İslam ile savaşırlar.” Dış ülkelerden yardım isteyecek Mısır’a müdahale için, diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Şu anda da zaten yapıyorlar onu, şu anda da zaten ajan dolu Mısırın içi, gayri Müslim çok fazla ajan var. Müslümanlara karşı savaşan, profosyenel askerler var. Ama bu kaçma olayı daha olmadı, Allahualem o da olacak. Deylemi Ebu Ali Merdaniden, ravi silsilesiyle o da Ebu Zerden o da Resulullah (s.a.v.) den rivayet ettiler. Resulullah (s.a.v.) ferman etti: “Mısır’da, Kureyş’ten bir adam çıkar” yani Arap asıllı. “Çökük burunludur” yani kargaya benzetiyor başka bir hadisinde de Peygamberimiz (s.a.v.), yani pek hoş biri olmadığı için. “Mağlup olur.”
AYSU BACEOĞLU:Belli zaten burnu geniş.
ADNAN OKTAR:Evet, genişoluyor hakikaten, fakat detay veriyor Peygamberimiz (s.a.v.),ayrıca “burnu çökük” diyor. Bakın, “burnu çökük”, özel çökme var burnunda, hem geniş; fakat orta kısmında çok nadir insanda olur, herhalde bir darbe mi almış zamanında bilmiyorum yahut yaratılıştan öyle, burnu çökük, en belirgin vasfı. Bakın, “Mısır’da Kureyş’ten bir adam çıkar, çökük burunludur, mağlup olur ve mülkünü zail eder.” Devletin başından çekilir, “ve Ruma kaçar, onları alıp İskenderiye’ye getirir ve Müslümanlar’la savaşır, ilk melhame bu olur”. Demek ki Mısır’da kargaşa çıkaracak, yani bunu hazmedemeyecek, Müslümanlara karşı dışarıdan profosyenel askerler getirecek, ki zaten bu diğer Müslüman ülkelerde de yapılıyor. Irak`a da getirdiler, başka yerlere de getirdiler profesyonel askerler, tabii sivil profosyenel. Bombalamalar yapıyorlar, yakıyorlar, yıkıyorlar; ki Hıristiyanların kiliselerini yaktılar geçenlerde biliyorsunuz. Direkt bunun adamları. Oranın da bir iddia edilen Ergenekon terör örgütü oluyor, derin devleti var. Bu da onların başlarından, bu şahıs. Ama Peygamberimiz (s.a.v.) bak ne kadar tarihi tablo gibi gözümüzün önüne getirmiş, en ince detayına kadar her şeyi anlatmış, tabii. Bütün olaylar, baktık mı tablo gibi görüyoruz. Mehdi (a.s.) şu tarzdadır, Mehdi (a.s.)’ın görünümü böyledir, deccalın görünümü böyledir. Mısır’daki adama varıncaya kadar, çünkü mühim bu, otuz yıl falan kaldığı için ehemmiyetli bir hadise ve hakikaten cellat gibi birisi. Çok fazla insanın kanına girdi, çok fazla insanın katledilmesine, şehit edilmesine vesile oldu ve Mısır’a da kök söktürüyor yıllardan beri, ki en büyük İslam ülkelerinden birisidir Mısır. Peygamberimiz (s.a.v.), Mehdi (a.s.) devrinde böyle bir şahsın da zuhur edeceğini söylüyor, bu da Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerinden, bu kişinin çıkışı.
AYSU BACEOĞLU:Bu da?
ADNAN OKTAR: Tabii, bu da Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerindendir. Hepsi Mehdi (a.s.) devrine ait olaylar. Adamlar da diyor ki: “Mehdi diye bir şey yok”.Peki ne bu açıklamalar o zaman? Bakalım ahirette aynı lafları söyleyebilecek misiniz? Veyahut Mehdi (a.s.)’ın karşısında aynı lafları söyleyebilecek misiniz? Onlar zannediyor ki, Mehdi (a.s.) yok deyince, Mehdi (a.s.) çıkmayacak zannediyorlar. Dedem de bas bas bağırıyor, İsa (a.s.) gelmeyecek, diye. Sakin ol dede. Sakin ol, bir şey olmaz, korkma senin gazetene de gelir Hz. İsa (a.s.), o mütevazıdır, inşaAllah. Gelir elini öpersin, diz çöküp elini öpeceksin. O senin gazetenin sahibi de gelip elini öpecek, iki büklüm olacaksınız. Saygıyla, hürmetle böyle ceketinizin önünü bağlayacaksınız, elinizi yüzünüzü yıkadıktan sonra, ağzınızı da yıkayacaksınız ondan sonra gelip hürmetle elini öpeceksiniz, inşaAllah. Dediklerim olduğu vakit de, “Hocam demişti” diyeceksiniz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ben sizin bir sözünüzü hatırlatayım, inşaAllah. “Toplulukhalinde yürümenin amacı, kuvvet bulmaktır, kuvvet arayışıdır, güç arayışıdır. İnsanlara kendini güçlü hissettirmek için bir şeyler yapıyorlar ama bu güç için yeterli değil. Asıl güç, Müslümanlar’ın sükunet içinde, sevgi ve saygı bağıyla, muhabbet bağıyla Allah korkusu ve Allah sevgisine dayalı olarak birbirlerini koruyup kollayacak şekilde ittifakla birbirlerine bağlanmalarıdır. Ve aklı başında bir liderlerinin bulunmasıdır. En yüksek güce bu şekilde kavuşabilirler” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Aksinde, sürekli ızdırap çekerler ve çekiyorlar. Biz yaparız, biz ederiz; Allah nasıl planladıysa o plana göre hareket edecekler. Allah nasıl yarattıysa, ona göre hareket edecek. Peygamberimiz (s.a.v.), deccal çıkacak dedi, çıktı mı? Çıktı, gördünüz. Kabul ediyor musunuz? Ediyorsunuz. Peki onun izalesini sağlayacak kişiyi niye kabul etmiyorsunuz?
AYSU BACEOĞLU: Son ana kadar.
ADNAN OKTAR: Direniyorlar, direnmek pek bir şeyi değiştirmez. Zaten direneceklerini Peygamber Efendimiz (s.a.v.) belirtiyor, onların kaderi öyle.
Kamer Suresi, ayet 1. “Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı” diyor Cenab-ı Allah, Şeytandan Allah`a sığınırım. “Şakka” kelimesi ikiye yarılma, ayrılma manasında değil, toprağın yarılıp çeşitli ekinlerin bitmesi manasında kullanılmıştır. Mesela ayet var, Şeytandan Allah`a sığınırım. Abese Suresi ayet 25 “Biz gökten suyu bol bol indirmekteyiz, sonra toprağı kabartıp yarıyoruz” aynı kelime bak buradaki kelimeyle, o yarma kelimesiyle, buradaki yarma kelimesi aynı, “şakka”. Burada bak, “şakka”, aynısı. Toprağın yarılıp çeşitli ekinlerin bitmesi manasında, yani çapayla yarılması anlamında. Eğer bu şekilde değerlendirirsek, bu şekilde yorumlarsak, ki Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında ayın yarılmasını işaret etmekle beraber, ikinci anlamını söylüyorum. “Kamer Suresi’nin 1. ayetinde geçen ayın yarılması anlamının yanında, aynı zamanda 1969 yılında ayda çıkma hadisesinde ay toprağı üzerinde yapılan faaliyet de anlaşılıyor.” Orada da, çünkü çapayla yardılar, ay yarılmış oldu yani, insan eliyle, çapayla yarılma anlamında da “şakka”, burada da ayetteki buradaki şakkada aynıdır. İkinci anlam olarak da ahir zamanda Mehdi (a.s.) devrinde aya çıkılıp insan eliyle ayın yarılacağına Kuran’ınaçıklamasıyla bu bilgiye kavuşmuş oluyoruz.
SUNUCU: “Adnan Oktar`la Gece Sohbetleri” programımıza 00:30`dan itibaren Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV, www.HarunYahya.TV internet sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Zuhruf Suresi çıktı açtığımda, 10. ayet. Şeytandan Allah`a sığınırım “Ki o, yeri sizin için bir beşik kıldı.” ‘Beşik’ Arapça’da Mehdi, beşik anlamındadır. “Beşik kıldı ve doğru yolu bulursunuz diye onda size birtakım yollar var etti.” 2022 tarihini veriyor, ebcedi. Bir ayet daha okuyorum. Ahzab Suresi, 45. Şeytandan Allah`a sığınırım. “Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.“ Daha önce de söylemiştim, 1417 tarihini veriyor, yani 1997 tarihini veriyor. Şeddeli olursa da, 2034 tarihini veriyor “Ve Kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir çerağ olarak (gönderdik).” Işık saçan, güzellik saçan, ilim saçan bir çerağ olarak gönderdik. “Mü'minlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır.” Bu da 2005 tarihini veriyor, bu ayette, inşaAllah. “Kafirlere ve münafıklara itaat etme” ne yapacak mümin? Kafirlere ve münafıklara itaat etmiyor, ne yapacak? “Eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter” diyor Cenab-ı Allah. “O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedir). O, mü'minleri çok esirgeyicidir.” diyor Cenab-ı Allah. “Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah ve akşam tesbih edin.”Sürekli Müslümanlar Allah’ı tesbih edecekler, inşaAllah. “Allah ve Resulü, bir işe hükmettiği zaman, mü'min bir erkek ve mü'min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.” Mehdi (a.s.) çıkacak diyor Peygamber (s.a.v.), “yok, ben itaat etmiyorum” diyor. Mehdi (a.s.)’a uyun, diyor. “Yok ben kendim kafama göre hareket edeceğim” diyor. Allah ne diyor? “O, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır” diyor uymadığında.
Evet, nerden devam ediyoruz şimdi?
ALTUĞ BERKER: Yarım saat sonra Kaçkar TV`den, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yarım saat sonra Kaçkar TV’de.Peki, benim güzeller güzelimin de katkısıyla bugünkü sohbetimiz güzel oldu, inşaAllah.
AYSU BACEOĞLU: Çok teşekkür ederim Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben de teşekkür ediyorum.
AYSU BACEOĞLU: Hayran hayran dinledim sizi burada, çok keyifliydi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, ben de senin güzel yüzünü nurunu seyrederek çok güzel hoş bir sohbet eda etmiş oldum. Allah tekrarını getirsin, inşaAllah.
Sunumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...