SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri Programımıza Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam, nasıl başlamak istersiniz?
ADNAN OKTAR:En güzel şekilde başlamak istiyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Daha evvel konusu geçmişti Hocam ancak NTV Programına katılan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu programda İsmet İnönü’nün sözüne bir atıf yapmış. 1960 darbesiyle ilgili İsmet İnönü’nün şu sözüne atıf yapıyor. “Demokratik rejimi baskı rejimine çevirirseniz ihtilal millet için meşru bir hak olur” demiş. Sayın Kılıçdaroğlu da “evet aynı durum” diye cevap vermiş. Ergun Babahan ihtilali meşrulaştırmaya çalışan bu üslubu yazısında eleştirmiş.
ADNAN OKTAR:Aslında Kılıçdaroğlu tek başına olduğunda çok makul bir insan benim gördüğüm de, etrafından gereksiz bir baskı ve zorlamalar oluyor. O da onun neticesinde böyle sözler etmek durumunda kalıyor. Lidere yardımcı olmak gerekir, destek olmak gerekir ve onu böyle zor duruma sokmak yakışık alacak bir şey değil. Onu pozitifliğe olumluluğa çekmek lazım. Pozitif konuştuğunda takdir edilecek bir zemin olması lazım. Onu böyle klasik sol söylem içerisinde görmek isteyen bazı çevreler var ve onu bir nevi kışkırtıyorlar. Yoksa onu söyleyecek bir insan değil Kılıçdaroğlu. Halim selim bir insan, kendi halinde bir insan.
ALTUĞ BERKER:Can Dündar söylemiş. O da “evet aynı durum” demiş. Tasdik etmişler.
ADNAN OKTAR:Bir kere diğer ülkelerde olan olayları düşünmesinler, Türkiye’de halk ayaklanma şeklinde, şamata yapmak şeklinde, bizim halkımız son derece olgundur öyle bir şey olmaz. Çileye ve acıya son derece tahammülllüdürler. Ama hoşlanmadığında da sessiz sedasız iktidarı değiştirmeyi çok iyi bilirler. Daha önce gördünüz. Daha önce neler yaptıklarını gördünüz. Yani kendine çok güvenen, kendini büyük gören bazı insanları eğer zulüm tarzı bir tavırları varsa kendine yapılmasa dahi başkasına zulüm yapılması onlara yetti ve alaşağı ettiler, aldılar. Dolayısıyla kardeşlerimiz orada çok rahat olsunlar. Eğer halk AK Parti’den memnun değilse bir solukta bir defada alır, iktidardan indirirler. Ama memnunsa da ezici çoğunlukla iktidara getirirler. Halka saygı duymaları lazım, halkın görüşlerine saygı duymaları lazım.
Bana bir sertifika gelmiş. Onda bir yazı var. Bilmece olarak sorayım. Bu Doğu Almanya ve Batı Almanya arasındaki yıkılan duvardan bir parça. Böyle hediyelik eşya olarak orda yapıyorlar. Bakın şu da kurşunlu mührü. Biz bunu nasıl açalım? Şöyle bir teknik uygulamayla açalım. Bir hayli de sağlam yapmışlar Doğu Almanya Batı Almanya arasındaki şeyi. Komünizmin yıkılışının ve bu zulüm sisteminin bitişinin bir simgesi. O zamanlar biliyorsunuz gençler balyozlarla falan girmişlerdi, Doğu Almanya’yla Batı Almanya arasındaki engeli kaldırmışlardı. Sonra komünizm de yıkıldı, diğerleri de yıkıldı. Rusya’daki sistemin kalkışından sonra müthiş bir rahatlık oldu. Diğer ülkelere de o yansımıştı. Bu da Mehdi (a.s.) devrinin güzelliklerinden bir güzellik. Demek ki ayette de var: “Yecüc ve Mecüc’ün seddi yıkıldığı zaman” diyor. Seddi Zülkarneyn, Ahir zamanda, Kuran’da geçer. O da bir nevi Yecüc ve Mecüc’ün saldırısına karşı yapılmış bir seddi. Yani komünistlerden korunmak için yapılmış bir seddi bir anlamda. Ama o set de yıkılmış oldu.
ALTUĞ BERKER:Bahsettiniz daha önce ama Süleyman Ateş’in bugünkü yazısı vardı yine konuya değiniyor. Hazreti İsa (a.s)’ın Ahir Zamanda tekrar nüzulünü inkar eden yazıları var Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir kere Cenab-ı Allah hiçbir peygamber için “O’nu öldürmediler, O’nu asmadılar” demiyor. Hiçbir peygamber için. Ölene “öldü” diyor, Allah. Şehit olana “şehit oldu”. Ölene Allah “ölmedi” demiyor ki ayette. Ama Hz. İsa (a.s) için özellikle Allah iki kere vurguluyor. “O’nu öldürmediler ve asmadılar” diyor. Yine “öldürmediler” diyor. “Seni onların içinden tahir kıldım, temiz kıldım ve Katıma aldım” diyor. Şimdi şöyle olmuş oluyor o zaman Hocanın dediği. “Onlar öldürmediler ama Ben öldürdüm seni Katıma aldım. Sonunda öldün”. Şimdi orada tuzak bozulmuş olmuyor ki o zaman öyle dediğinde. Allah “tuzakları bozdum ve seni onların arasından temizledim” diyor. Zaten onlar öldürmüş olsa da Allah öldürmüş olacak. Yani aynı şey. Bir insanı düşünün tabancayla vurulacakken adam kalpten ölmüş olsa bir insan. Kalpten ölmüş olsa. Ne farkeder? Adam çünkü öldürmek istiyor zaten karşısındaki şahıs. Adam tabanca kurşunundan ölmemiş de kalpten ölmüş. Neticeyi almış oluyor o zaman oradaki adamlar. Tuzak bozulmuş olmaz ki. Neticeyi aldığı için tuzak bozulmuş olmaz. Ama Allah diyor ki “tuzaklarını bozdum seni onların içinden tahir ettim, Katıma aldım” diyor. Ve onlar öldürmediler, asmadılar. Bir tek Hz. İsa (a.s) içindir bu. Ve Allah hiçbir Peygamber için “O Peygamber kıyamet alametidir” dememiştir. Ne bizim Peygamberimiz (s.a.v) için, Hz. Muhammed (s.a.v.) için, ne Hz. Süleyman (a.s), Davut (a.s) , İshak (a.s), Yakup (a.s), hiçbir Peygamber için Allah “Kıyamet alameti” dememiştir. Sadece Hz. İsa (a.s) için “O, kıyamet için bir alamettir, kıyamet alametidir” diyor. Nasıl olur kıyamet alameti? Yani vefat etmiş gitmişse Allah katına nasıl kıyamet alameti olsun? O’ndan sonra Peygamberimiz (s.a.v) gelmiş zaten. Peygamberimiz (s.a.v) kıyamet alameti olması lazım. Gelecek ki Kıyamet Alameti olsun. Nitekim de bütün Ehl-i Sünnet çizgisinde olan mezheplerde yani Hanefi, Hanbeli, Maliki ve Şafii mezheplerinde dördünde de Hz. İsa (as)’ın inişine inanmak vacibdir. Kesin hükümdür yani ikinci bir ihtimal yoktur. Şiilikte de böyledir, Caferilikte de böyledir, Alevilikte de böyledir, hepsinde böyledir. Aksi yok. Şimdi bizim Süleyman dedemiz Alevi değil, Bektaşi değil, Caferi değil, Şii değil, Sünni değil. Kendi bir mezhep çıkarmış dedem. O mezhebe uyuyor. Kendi bir inanç çıkarmış ona uyuyor. Saygı duyuyoruz. Dedemin iyi bir özelliği kendini gizlemiyor. Kendini gizlemeyen adama ben saygı duyarım. Açıkça söylüyor. “Ben hiçbir mezhebi kabul etmiyorum” diyor. Tamam.”Benim kendi dini inancım var. Orijinal, kendime has, kendi yorumlarım var. Ben böyle yorumluyorum diyor”. Tamam. Öyle yorumluyor olabilirsin. Ama biz aklımız, vicdanımıza göre Kuran’a baktığımıza göre, Kur’an’da Cenab-ı Allah ne diyor? Bir tek Hz. İsa(a.s)’ya mahsus olmak üzere, hiçbir Peygamber için demiyor “sana uyanları, seni sevenleri kıyamete kadar dünyaya hakim edeceğim“ diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e dememiş. Eyüp (a.s), Yakup (a.s), İshak (a.s), Adem (a.s) hiçbirine demiyor. Kime deniyor? Bir tek Hz. İsa (a.s)’ya diyor, Cenab-ı Allah. “Sana uyanları kıyamete kadar küfrün üstüne geçireceğim”. Bu nasıl olur? Sadece dünya hakimiyetiyle olur. Başka türlü ne anlamı oluyor? Bir tek ona söyleniyor, başka kimseye söylenmiyor. Ayrıca Cenab-ı Allah diyor ki, bakın bütün bu tarz ayetler hep onun için söylenmiş, gelmesiyle ilgili olarak. “Ehl-i Kitaptan (Hristiyan ve Musevilerden) sana iman etmedik (iman etmeyen) hiçbir fert kalmayacak” diyor. Şimdi dedemler dahil bazı arkadaşlar nasıl yapıyor? Diyor ki; “bir Musevi tam vefat ederken, canı çıkarken, canı tam boğazına gelmişken, Hz. İsa (a.s)’nın Peygamber olduğuna inandım diyecekmiş”. Ne faydası olacak ona? Hiç. Hiç olan bir şeyi Cenab-ı Allah niye anlatsın? Çünkü son nefesteki iman geçersiz. Zaten ayette belirtilmiş. Geçersiz olan bir imanı niye anlatsın Allah? “İman edecek” diyor. Adı iman olmaz ki o zaman. İman olması için hayattayken şuurlu, aklı başında, bilerek ve isteyerek, aklının tasdiki, kalbinin kabulüyle iman etmesi gerekiyor. Buna iman deniyor. Onun için Ehl-i Kitap, Hristiyan ve Museviler toptan, hepsi birden Hz. İsa (a.s)’ya iman edeceğini söylediğine göre Cenab-ı Allah, Hz. İsa (a.s)’nın zamanında böyle bir şey oldu mu? Olmadı. 12 kişi iman etti. Başka da bir gelişme olmadı. O zaman, Ahir zamandaki gelişinde bütün Hristiyan ve Musevilerin ona iman edeceği anlaşılıyor. Ayetin başka bir anlamı yok. Şaşacak bir yönü de yok bunun. Ve bunu teyyiden ayrıca Peygamberimiz (s.a.v) de Kütüb-i Sitte’nin tamamında sahih ve mütevatir hadislerde Hz. İsa (a.s)’nın geleceğini, cismini, görünüşünü, nerede ineceğini, ne yapacağını, hepsini anlatmıştır. Hatta Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanını sahabiler, mezarının yanını boş bırakmıştır Peygamberimiz (s.a.v)’in talimatıyla. “Benim mezarımın yanını boş bırakın, Hz.İsa (a.s) benim yanıma gömülecektir” demiştir. Koskocaman bir bölüm boştur. Yani yanına sahabe gömülebilecekken, mesela Hz. Ömer, Osman, Ebu Bekir gömülebilirdi yanına, başka yerlere gömdürmüştür. Daha uzağa gömdürmüştür. Kendi yanını boş bırakmıştır; Hz. İsa (a.s)’nın gömülebilmesi için. Fiili delil var artık elimizde yani Peygamber (s.a.v)’in mezarının yanında. Özellikle Peygamberimiz (s.a.v)’in vahiyle bildirdiği bilgiler ve ayrıca fiili uygulama var. Mezarı özel tutuluyor. Bütün bunlara rağmen adam başka türlü düşünüyorsa, Allah’a inanmayanlar da var.
“Doğum gününüz kutlu olsun” diye, bize bir yazı gelmiş. 2 Şubat. 02.02.1956 Herhalde sevenlerimizden birisi göndermiş. Allah daha güzel yıllar nasip etsin, İslam’ı Kuran’ı hakkıyla yaşamayı hepimize nasip etsin. İsa Mesih (a.s)’la aynı sofrada yemek yemeyi, Hz. Mehdi (a.s) ile aynı sofrada yemek yemeyi nasip etsin, beraber namaz kılmayı nasip etsin inşaAllah, Cenab-ı Allah. “Selamun Aleykum başımızın tacı aslan Hocamız.” Azerbaycan üslubu olduğu belli. “Doğum gününüz mübarek olsun. Allah’tan size çoklu can sağlığı, uzun ömür arzuluyoruz.” Amin. Not: sizin resminizin olduğu “doğum gününüz kutlu olsun” yazılı bir resim yollamış. Bayan Hasenova göndermiş. Teşekkür ediyorum. Allah onlara da uzun ömür versin. Sağlıklı, güzel yıllar nasip etsin Cenab-ı Allah.
“Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun Hocam”, ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühu. “Sevgili Hocam bugün sizin doğum gününüz. Allah size nice hayırlı, uzun ömürler nasip etsin. Sağlığınıza sağlık katsın, güzelliğinize güzellik katsın. Allah bütün İslam alemine iyilik versin, İnşaAllah. MaşaAllah geçen seneye kıyasla bu sene daha da gençleşmişsiniz. Allah kuvvetinizi artırsın. Vermiş olduğunuz bu büyük hizmetin etkisinin her geçen gün artmasını ve hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum. Allah sizden ve talebelerinizden razı olsun inşaAllah. En kısa zamanda Hz. Mehdi (a.s) zuhur ederek Türk-İslam Birliği kurulur. Benim için dua buyurursanız çok sevinirim. İnanın beni çok mutlu eder. Allah’ın aciz kulu Murat Öztürk / Rotterdam’ dan” yazıyor. Allah sana hidayet, sağlık, sıhhat, bereket, güzellik versin. Ahir Zaman’ın bütün mübarek insanlarını görmeyi sana Allah nasip etsin, inşaAllah. “İster inanın ister inanmayın. Sizden başka hiç kimseyi bu kadar sevmiyorum bu dünyada” diyor, maşaAllah. “Annem, babam hayatta değil, ben küçükken ölmüşler” diyor. Çok uzun böyle iltifatlar yazmış kardeşimiz, maşaAllah.
Hocam Peygamberimiz (s.a.v)’in bu adamı bu kadar detaylı tarif etmesine ne diyorsun?
ALTUĞ BERKER:Muazzam maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Değil mi, Mısır’daki olayı. Onun da Mehdi (a.s.)’ın çıkış alameti olması çok şaşırtıcı. Bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil yani yüzlerce. Bakın Peygamberimiz (s.a.v) hadiste ne diyor? “Fitne bütün dünyayı saracak” diyor. İstanbul’a ayrıca Peygamberimiz (s.a.v) dikkat çekiyor. Oradaki insanların daha imanlı olacağı, hidayet bulacaklarını belirtiyor. Medine diye geçiyor. “Zira gerçek lider olan Mehdi (a.s)’ye tabi olmuşlardır. Gerçek lider mevcut olup da onu tanımayan veyahut da tanıyıp da ona bağlanmayan kimsenin ölümü cahiliyet ölümü gibidir” diyor, Peygamberimiz (s.a.v). “İşte din Medine’ye dönecektir sözünün manası budur.” Yani materyalizm, Darwinizm dünyayı öyle bir kaplayacak ki, ateist düşünceler öyle bir kaplayacak ki, Mehdi (a.s)’ın olduğu şehirde çok güçlü bir iman hakim olacak diyor, Peygamberimiz (s.a.v). “Sonra o içindeki yaramazları atacak, böylece münafıklar ve kötü kişiler oradan ayıklanmış olacaklar”, “Mehdi (a.s) cemaatinde münafıklar atılacak, kötü kişiler ayıklanmış olacaklar ve halis iman Medine’de kalacak, İstanbul’da. Beyt-i Makdis, Kudüs ve diğer ülkelerde böyle olmayacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Orada “Darwinist, materyalist, ateist sistem yayılacak, dinsizlik yayılacak” diyor. Tabii aynen böyle demiyor da “dindizliğin yayılacağını” söylüyor. Çünkü “münafık ve yaramaz kişiler oraları dolduracak” diyor. “Kahtani, Cehcah, Heysem ve Mekad isimli kişiler çıkacak” diyor Mehdi (a.s)’ye yardımcı olarak. Kahtani, Cehcah, Heysem ve Mekad. Mesela Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamız bu kişilerden bir tanesi bence. Ya Kahtani, ya Cehcah, ya Heysem yahut Mekad. Mesela Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri de bu kişilerden bir tanesi. Ahir zamanın önemli şahısları.
Tuğçe bana bir konu söyle sana anlatayım inşaAllah.
SUNUCU:Hayvanlara yapılan zulüm.
ADNAN OKTAR:Tamam onu anlatayım. Ben, deccalin hayvanlara zulmedeceğini yıllar önce söylemiştim. Onun video bandı var mı sizde? Onu hazırlasınlar yarın gösterelim. Yıllar önce söyledim. Hayvanları öldürecek ve balıkları da öldürecek dedim. Ve Mehdi (a.s)’nin de bilakis tam zıddı olarak balıkları koruyacağı, kuşları koruyacağını söylemiştim. Aynısını görüyorsunuz. Yüz binlerce kuş deccalin esrarengiz etkisiyle ölüyor, milyonlarca balık yine deccalin etkisiyle ölüyor ve sahile vuruyor. Allah Mehdi (a.s) alameti olarak bunu oluşturuyor. Nasıl tsunamiler geliyor, felaket, bu da bir felakettir. Bu felaket Mehdi (a.s) devrinde kalkacak inşaAllah. Hayvanlar çok tatlı varlıklar görüyorsunuz resmini gösteriyoruz, acayip şekerler. Ama sevme hissini bu kadar tahrik eden, bu kadar etkileyen bir yapıda olmaları çok büyük bir mucizedir. Çünkü insan hakikaten zorlanıyor. Mesela bir tavşan, bir karaca yavrusu, bir eşek sıpası, onu görüp de sarılıp sevmemek, öpmemek çok çok güç, eziyet, insana eziyet. Tek çözüm gidep sarılacak seveceksin, biraz ısıracaksın hafiften, çok şiddetli şekerler. Mesela ördek yavruları birçok kişi bilir insanın ruhunu bu kadar gıdıklayan, bu kadar tahrik eden bir yapı çok nadir olur. O yürüyüş pati pati, yüzünde masum ve saftirik bir ifade var, köpekler öyle ayrı tatlılar, kuyruk sallama hızları, kediler... Dolayısıyla Allah dünyada cennetin birçok numunesini yaratıyor. Ama biz hayvanları o kadar sevme imkanına sahip olamıyoruz. Mehdiyet’in eksikliğini burada da görüyoruz. Halbuki bizim doyasıya hayvan sevebilmemiz lazım. Bir eşek sıpasını sevebilmemiz niye bu kadar sorun olsun? Her yerde olsun kardeşim. Tavşan her yerde olsun, karaca her yerde olsun. Bakacak biz değil miyiz? Bakacağız. Allah Allah sevmek istiyorum. Onların şekerliğini görmek istiyorum ben. Gülü okşamak da çok güzel, gülü koklamak. Diyorum ya hart diye ısırıyorum gülü artık sevgimden. Çok güzel, kokusu güzel, şekli güzel, insan ne yapacağını bilmiyor. Karanfil öyle, lale öyle, sümbül öyle, insan doyamıyor bakmaya, değil mi? Lale çok şık acayip yakışıklı bir çiçek. Çok asil bir çiçek, acayip güzel görünüşlü. Mesela sümbülün mis gibi kokusu bütün mahalleyi sarıyor. Görünüşü de çok şahane. Karanfil öyle, öbürleri öyle. Mesela portakal çiçek açıyor, yüz metreden alınıyor kokusu. Mis gibi kokuyor, acayip güzel. Ama biz bunlardan çok az istifade edebiliyoruz, her yer beton yığını. Asfalt, beton. Bizim her yerde adım başı meyve ağacı görmemiz lazım. Adım başı hayvan görmemiz lazım ki, sevebilelim onları. Adım başı karşılaştıklarımıza selam vermemiz lazım. Bir adam selam verse adam şüphelenir dönüp dönüp arkasına bakıyor; ne oluyor acaba diye. Selam vermeyi adam şaşırtıcı bir şey olarak görüyor. Halbuki herkesin birbirine hürmet göstermesi, koruyup kollaması lazım. Mesela çocukları çok rahat sevmemiz lazım, küçük ufak zenci çocuklar oluyor üç yaşında falan, saçlar kıvır kıvır, ciltleri de acayip tatlı böyle ama şiddetli tatlı. Dudak kocaman, dişler bembeyaz, gözleri de bembeyaz, burun da şu kadar falan oluyor genellikle. Bir de etrafa dikkatlice bakıyorlar. Sevebiliyor muyuz? Sevemiyoruz, çok nadir. Mesela Japon çocuklar acayip şeker, çekik. Ağızla burun nokta gibi, diğer çocuklar da öyle. Ama tabii çocuk severken eli temiz olması lazım, hastalandırabilir. Velisinin izniyle çok özenli sevmek lazım, çok tatlı ama adamlar eli ayağı leş gibi gidiyor çocuğa, cılak cılak çocuğu öpüyor. Çocuğa mikrop kaptırıyor. Öyle olur mu? Çocuğa özen gösterilmesi lazım. Hasta eder cildini de bozabilir değil mi? Aynı şekilde hayvanları severken de çok özen göstermek lazım. Ördek yavrusu çok hassas varlık o. Bir kere soğuktan çok iyi korunması lazım, sıcağa karşı da çok dikkat edilmesi lazım. Önüne gelen şeyi önüne sunuyorlar hayvanın, yedirtiyorlar. Hayvanı zehirleyebilir öyle bir şey, Allah vermesin hemen ölür, canı hassas onların. Sıcağa dayanamıyor, güneşte kaldığında hemen ölüyorlar. Ördek yavrusu bir saat kalsa sıcakta yazın ölür hayvan, dayanamaz sıcağa. Çok özenli bakılmaları gerekiyor, onun içinde eğitim gerekiyor. Onu da Mehdi (a.s) sağlayacaktır, Mehdiyet döneminde, inşaAllah. Beril Hocam sen bir soru sor.
SUNUCU: Kitaptan, hadisler merak ediyoruz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Bir sene bir ay olmadıkça kıyamet kopmaz” diyor, Peygamberimiz (s.a.v). “Bir günün de bir saat gibi olacağına dair rivayet de yukarda geçmiştir”. diyor Zamanın akışı Türkiye’de sorun, aksini söyleyen bir kişi yoktur. Zaman alenen hızlandı, net delil. “Zamanlar tekarüb edecek, yani yaklaşıp kısalacak demektir. Evet, zamanlar iki kere kısalacak. Biri deccalın zamanında sonra yerin bereketi tekrar avdet edip günler ve seneler eski haline dönecek”, zaman Mehdi (a.s.) devrinde yeniden düzeliyor. Yeniden eski makul hızına kavuşuyor. Bakın burada rivayette açıkça söylüyor, “Biri deccalin zamanında” diyor. Sonra yerin bereketi tekrar avdet ediyor. Yani artık seller, kasırgalar olmuyor. Yağmur evleri yıkacak, seller meydana getirecek derecede olmuyor. Toprağı tam besleyecek derecede oluyor. Makul derecede oluyor. Bunun sonucunda çok müthiş bir bereket oluyor. Seneler de eski haline dönüyor, makul geçiyor zaman. Bilahire İsa (a.s.) öldükten sonra dünyanın sonuna kadar yeniden zaman kısalıyor. Bir daha kısalıyor, dalgalanmalar halinde. Deccal zamanında bir çıkıyor; zaman hızlanıyor. Mehdi (a.s.) geliyor; normale dönüyor. İsa (a.s.)’ın zamanında; normale dönüyor. İsa (a.s)’ın vefatından sonra yeniden hızlanıyor. “Kıyamet kopana kadar da öyle devam edecek”. Kıyamet Alametleri 271. sayfa. Anlattığım konular o kadar bilinen konular değil. Kaynak vererek anlatıyorum onun için önemli. Güneşin batıdan doğması anlatılıyor. Güneşin batıdan doğmasını daha önce anlatmıştık. Dünyaya esaslı bir çarpma olacak onun sonucunda dünyanın üst tabakası tersine dönmeye başlıyor, ama magmanın hızı durmaz. Mesela su bardağının içine siz su koyduğunuzda kaşıkla hızlandırın suyu, su döner ama bardak durur. Bardağa hiçbir şey olmaz. Bardakla beraber suyu hızlandırırsan ikisi birlikte aynı anda ikisine de hız verirsen bardağı ani durdurduğunda mesela santrifüj aleti gibi bir alet düşünelim, bardakla beraber hız kazandıralım suya, bardağı ani durdurursak su dönmeye devam eder. Ama bardak durur aynı şekilde dünyada da öyle olacak. Dünyanın kabuk kısmı duracak, kabuk kısmı tersine doğru dönüyor ama magma bütün hızıyla devam edeceği için, ayette geçiyor “denizlerin yandığını görürsün” diyor. Magma her bulduğu yerden dünyada fışkırmaya başlıyor. O sürtünmenin etkisiyle ve basıncın etkisiyle her yerden fışkıracak. Onun için mesela adam denize tam sayfiye yerinde eğlenirken, “denizlerin yandığını görürsün” dediği ayet, o işte. Magma her yerden fışkırıyor Bodrum’dan fışkıracak, Kuşadası, Köyceğiz, Fethiye nereden bulursa her yerden çok büyük sütunlar halinde ateş fışkırıyor, alevler fışkırıyor. Bu kıyametin alametlerinden bir tanesidir. Ama bu alametler belki bir kaç saat içinde, belki en fazla bir gün içinde de olup bitebilir. Belki birkaç gün sürecektir, Allah bilir.
“Selamun Aleykum, Muhammed Adnan Hocam. Ben Mimar Sinan’dan Abdullah. Hocam az önce Endonezya’dan bir arkadaş bana bir mesaj gönderdi. Doğum gününüzü kutluyor inşaAllah. Sizi çok sevdiğini söylüyor, ‘Allah onu daima sevsin’ diyor. Hocam nice Türk İslam Birliği yıllarına, inşaAllah. Nur yüzlü Hocam Allah sizi bizlere bağışlasın. Hz. İsa (a.s.) ve sizi çok ama çok seviyoruz. Bizlere dua edin, inşaAllah”. Hz. İsa (a.s)’ı da seviyorsun, beni de seviyorsun, Mehdi (a.s)’ı da seviyorsun. Ben de öyle Mehdi (a.s)’ı da çok seviyorum, Hz. İsa (a.s)’ı da çok seviyorum, sizleri de çok seviyorum.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam”, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühu. “Öncelikle herkese koca selamlar, karlı Almanya’dan”, Almanya’da kar yağıyor, demek ki. “Emekleriniz dolayı Allah bin kere razı olsun ve size ve bütün İslam yolunda emek veren kardeşlerimize. Bir sorum olacak Maide Suresi’nin 51. ayetini okuyup açıklayabilir misiniz? Lütfen aklımda soru işaret kaldı, ve hakikaten önem duyduğum bir konu. Çünkü Yahudilerin, Hristiyanların kardeşlerimiz olduğunu söylemiştiniz ve Maide Suresi’nde aksi yazıyor, saygılarımla Ferruh kardeşiniz, elerinizden öpüyoruz cümleten”. Maide Suresi, 51. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez. İşte kalplerinde hastalık olanları; ‘zamanın, felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz’ diyerek. Aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya katından bir emir getirecek”,1996 veriyor ebcedi. “Onlar, nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır. “Ey iman edenler; olanca yeminleriyle elbette sizlerle birlik olduklarına ilişkin Allah'a yemin edenler bunlar mıdır? Onların bütün yapıp ettikleri boşa çıkmıştır, böylece hüsrana uğrayanlar olmuşlardır, derler”. Ayetin gelişinden başlayalım sonra devam edelim. Şeytandan Allah’a sığınırım, 44. ayetten başlayalım. “Gerçek şu ki, biz Tevrat’ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik”. Ne varmış Tevrat’ın içinde? “Hidayet ve Nur olarak indirdik” diyor, Allah Tevrat’ı. “Yahudiler onunla hükmederlerdi. Bilgin yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın Kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır. Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında olduğu halde, seni nasıl hakem kılıyorlar ve sonra bunun peşinden yüz çeviriyorlar? İşte onlar, inanmış değiller”. Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat. Kuran’da ne diyor Cenab-ı Allah? Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat’ı getiriyorlar, o hükümle Peygamberimiz (s.a.v.)’in hükmetmesini istiyor, Cenab-ı Allah. “Tevrat’la hükmettiğinde seni nasıl hakem kılıyorlar ve sonra bunun peşinden yüz çeviriyorlar” diyor, Cenab-ı Allah. “Tevrat’ın hükmünü kabul etmiyorlar” diyor, Cenab-ı Allah. Ama Tevrat’la hükmetmeyi Allah istiyor onlara. Çünkü Kuran’a uygun Tevrat hükmü geçerlidir. “Onların ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa (a.s.)’ı gönderdik”, Tevrat’ı doğruluyor, Hz. İsa (a.s). “Tevrat doğru” diyor. “Ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik. İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler”. İncil’in içinde geçerli olan, Allah’ın hükümleri var. “Onunla hükmetsinler” diyor. Mehdi (a.s) ne yapacak? Aynısını yapacak. Tevrat’taki geçerli olan hükümlerle Musevilere, İncil’de de geçerli olan hükümlerle Hristiyanlara hükmediyor. Onlara hakkı beyan ediyor. Bak “İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır”. Allah aksini haram bir fiil olarak görüyor, “İncil’le hükmedeceksiniz İncil’in hak olan hükümleriyle” diyor.“Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı doğrulayıcı (Tevrat’ı ve İncil’i doğrulayıcı) ona bir şahid-gözetleyici olarak Kitab'ı (Kur'an'ı) indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet (Kuran’la hükmet). Ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma (Onların dediklerine göre hareket etme). Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık”. Hristiyanlar için ayrı, Museviler için ayrı, senin için ayrı bir şeriat ve yöntem kıldık.“Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı”, “tek bir din olurdu isteseydi” diyor, Allah. “Ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevalarına uyma. Allah'ın sana indirdiklerinin bir kısmından seni şaşırtmamaları için diye onlardan sakın. Şayet yüz çevirirlerse, bil ki, Allah bir kısım günahları nedeniyle onlara bir musibeti tattırmak istemektedir. Şüphesiz, insanların çoğu fasıklardır. Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Kesin bilgiyle inanan bir topluluk için hükmü, Allah'tan daha güzel olan kimdir?” Tevrat ve İncil’in hak olan kısımlarını biz nereden anlarız? Kuran’dan anlarız. Kuran olmadan anlamamız mümkün mü? Değil. Tevrat’a ve İncil’e uyun dendiğinde, Kuran’a uygun, Tevrat ve İncil’in hükümlerine uyun anlamına gelir. Ama Tevrat ve İncil hiçtir denemez. Çünkü Allah geçerli olduğunu söylüyor. Hangileri geçerli Kuran’a uygun olan hükümler geçerli. “Ey iman edenler” Müslümanlara Allah hitap ediyor. “Yahudi ve Hristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez”. Buradaki ayette Yahudi ve Hristiyanlarla muhatap olmayın, konuşmayın, evlenmeyin, adam yerine koymayın, onları ezin anlamında değildir bu. Buradaki ayet “veli, onları vali edinmek, kendinize yönetici kılmak, üstünde hükümran olmaları, onların hükümlerine göre, onların tahrip olmuş hükümlerine göre yönetilmeyi kabul etmeyin” diyor. Yani Müslümanları ancak kendisini Müslüman bir yöneticinin yönetmesini istemek durumundadır, Kuran’ın anlattığı bu. “Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse (veli edinirse) kuşkusuz onlardandır”. Şimdi adam diyecek ki bize; “teslise uy”, o da uyduğunda, ne olur? Dinden çıkar tabii ki ona uymuş olur o zaman. Veyahut “Hz. İsa (a.s.) öldü, çarmıhta öldü” diyor. Buna inandığında ne olursun? Dinden çıkarsın, Kuran’ın kastettiği budur, yoksa onların hak olan hükümlerine uymak değildir. Mesela “La ilahe illAllah” diyen bir Museviye, ben senin bu sözüne uymuyorum haşa diyemez, Müslüman. La ilahe illAllah’a uyar, namaz kılıyor, Hristiyan, Musevi, ona uyar, sadaka veriyor ona uyar. Mesela Allah temiz olmalarını söylüyor, onlara. Mesela bir hüküm var temiz olmalarıyla ilgili, ona uyar. Hangi hükümlere uymayacak? Küfür olan hükümlere uymayacak. Küfür olan hükümlerde onları dost edinmeyeceğiz. Veli edinmeyeceğiz, ona ittiba etmeyeceğiz, ona bağlanmayacağız o anlamdadır. Yoksa o zaman biz Hristiyanlarla evlenemezdik o hükme göre, Musevilerle evlenemezdik, Kuran ayeti var; “evlenin” diyor, Allah. “Evlenebilirsiniz” diyor. “Ve biz Hristiyanız diyenleri, size yakın olarak görürsünüz” diyor, Allah ayette. Ve “onları La ilahe illAllah’a çağırmamızı” söylüyor, Allah. Dolayısıyla hak olan konularda Hristiyanlarla bir karşıtlığımız olamaz, Musevilerle bir karşıtlığımız olamaz. Hangi konular? Küfür olan konular, dine, Kuran’a uygun olmayan, Allah’ın yanlış olduğunu bize bildirdiği konularda biz onları veli edinmeyeceğiz, dost edinmeyeceğiz. Yoksa hak olan hükümlerde, ne diyor Cenab-ı Allah? “Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler”. Bu hükmü Allah kabul ediyor, işte burada. Biz bu hükme karşıyız mı diyeceğiz, Müslüman olarak haşa? Çok açık değil mi buradaki bak; “İncil sahipleri Allah'ın onda indirdikleriyle hükmetsinler. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, fasık olanlardır”. Demek ki Kuran’a uygun olan hükümlerde biz onlardan razıyız, o konuda saygı duyuyoruz, o konuda değer veriyoruz. Ama küfür olan konularda, itaat etmiyoruz, onları veli edinmiyoruz o konularda, yönetici edinmiyoruz. O hükmü kabul etmiyoruz, o hükme tabi olmuyoruz, bu anlamdadır. Yoksa toptan kayıtsız şartsız onlardan nefret edin, saldırın anlamında diye değildir ayet. Çünkü bak ayetlerin gelişine bakmak lazım. Gelişine bakmadan tek ayete bakarsan anlayamazsın. Cenab-ı Allah, 44. Ayette diyor ki; “Gerçek şu ki, Biz Tevrat’ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. İslam’a teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın Kitabı’nı korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahitler olduklarından (onunla hükmederlerdi.) Öyleyse insanlardan korkmayın, Benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kâfir olanlardır. Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında bulunduğu halde”, bak Tevrat rulo halinde yanlarında bulunduğu halde. “Seni nasıl hakem kılıyorlar ve sonra bunun peşinden yüz çeviriyorlar?” “Tevrat’a uyun. Tevrat’ın ilgili hükmüne uyun” diyor. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) bir mahkeme, bir dava olduğunda Tevrat’a göre hükmediyordu onlara. Herkes bilir bunu, Mehdi (a.s.) peki, Cübbeli demiyor mu Mehdi (a.s.) çıktığında Tevrat’ın aslı ile İncil’in aslı ile onlara hükmedecek demiyor mu? Demek ki; Tevrat’ın, İncil’in aslına uyulduğunda sorun yok. Sorun nerede oluyor? Yahudi ve Hristiyanları nerede dost edinmiyoruz? Hak olmayan konularda. Hak olan konularda, bizim onlara karşı bir muhalefetimiz yok. Onların Allah’ı dost bilmesinden de memnun oluruz. Yani “ben Allah’a dostum” diyorsa o insan bu bir güzelliktir. Biz dua ederiz Allah da onları dost edinsin deriz. Ama adama soruyorsun, “Ben Allah’ın dostuyum. Dostum ben” diyor, Allah’a. Mühim olan tabi Allah’ın da onları dost edinmesidir, inşaAllah. Ama Mehdi (a.s.), mesela İncil’in hükmü ile adam hükmediyor, İncil’in hakikati ile. Mehdi (a.s.) ne yapıyor? Onu dost ediniyor. Adamı düşman görmüyor. İncil’in aslı ile ona hükmettiğinde, tamam. Tevrat’ın aslına göre yine onlara hükmettireceğine göre, hükmettiğinde yine ne olmuş oluyor, dost olmuş oluyor onlara, düşman olmuyor.
-VTR- Cübbeli Hz. Mehdi (as)’ın Yahudilere Tevrat’la Hükmedeceğini ve Birçok Yahudinin Müslüman Olacağını Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Şimdi Tevrat’ın ve İncil’in aslına uyduğunda o düşman mı olmuş oluyor? Dost olmuş olur. Mehdi (a.s.) onların düşman olmadığını kendisi söylüyor bak Cübbeli anlatıyor işte. Kendi diliyle anlatıyor. Tevrat’a uydun sen, ben sana düşman oldum mu diyecek Mehdi (a.s.)? Dost olmuş olacak. Hristiyan olan kişi İncil’in aslına uyduğunda ona düşman mı olacak? Dost olacak. Nitekim bak diyor ki Cenab-ı Allah 63. ayette, “Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), onları günah söylemelerini ve haram yiyeceklerden sakındırmalı değil miydi?” Neyle yapacaklar bunu? Tevrat ile yapacaklar, buradaki hüküm bu, Tevrat’la. Ama bak Allah Kuran’da belirtiyor şimdi, devam ediyor. “Onlar, siz birbirinizi namaza çağırdığınızda onu alay ve oyun (konusu) edinirler. Bu, gerçekten onların akıl erdirmeyen bir topluluk olmalarındandır”. Şimdi namaz ile alay ediyor adam. Sen bunu nasıl dost edineceksin? Tabiî ki edinemezsin orada dost. Zulüm yapıyor adam. Açıklıyor Kuran bunu. “De ki: "Ey Kitap ehli; yalnızca Allah'a, bize indirilene ve önceden indirilene inanmamız ve sizin çoğunuzun fasıklar olmanız nedeniyle mi bizden hoşlanmıyorsunuz?" Demek ki pislik yapanlar ayrı Ehl-i kitap’tan, Kuran onu ayırmış. “Eğer Kitap Ehli iman edip sakınsalardı elbette onların kötülüklerini örter ve onları nimetlerle donatılmış cennetlere sokardık. Ve eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve kendilerine Rablerinden indirilen Kuran’ı ayakta tutsalardı”, bak, Tevrat’ı, İncil’i ve Kuran’ı. Demek ki Tevrat’a uyan Muhammedi olmak durumunda, İncil’e de uyan Muhammedi olacak. Tevrat’a uymalarına bir şey demiyor, Allah. Tevrat’a uyabilir. Biz de Tevrat’ı hak olan kısımlarına uyuyoruz. Ben de uyuyorum Tevrat’ın hak olan kısmına, İncil’in hak olan kısmına ben uyuyorum. Tevrat’ın hak olan kısmına uyan bir insana karşı da ben kin duymam. Yani Tevrat’ın orijinaline, İncil’in orijinaline uyan bir insana düşman olunmaz. Mehdi (a.s) düşman olmuyor. Bak anlatıyor işte Cübbeli, dost oluyor. “Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve kendilerine Rablerinden indirilen Kuran’ı ayakta tutsalardı. Elbette üstlerinden ve ayakları altından sayısız nimeti yiyeceklerdi”. Yani “ne ekonomik kriz olur, ne bir sıkıntı olur” diyor, Allah. “İçlerinde aşırı olmayan mutedil bir ümmet vardır”. Bak,“içlerinde aşırı olmayan mutedil bir ümmet vardır. Onlardan çoğunun yaptıkları ise ne kötüdür”. Bak demek ki aşırı olmayan, mutedil olanlar var. Bir de kötülük yapanlar var. Kuran bunu ayırıyor. “Gerçek şu ki iman edenlerle Yahudiler, Sabiler ve Hristiyanlardan Allah’a, (Allah birdir diyen) ahiret gününe (cennete, cehenneme) inanan ve salih amellerde bulunanlar, onlar için korku yoktur. Ve onlar mahzun da olmayacaklardır. De ki: ‘Ey Kitap Ehl-i, Tevrat ve İncil’i size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça hiçbir şey üzerinde değilsiniz’”. Ayakta tutmak demek, hükümlerini titizlikle korumak, Allah’ın indirdiği gibi hayata geçirmek ve onları tahriften sakınmak. Bak Cenab-ı Allah diyor ki; “De ki; ‘Ey Kitap Ehl-i (Peyamber (s.a.v)’e emir); Tevrat ve İncil’i size Rabbinizden indirileni ayakta tutmadıkça”, Tevrat’ı da koruyun, İncil’i de koruyun ama Kuran’ı da koruyun. Ve Kuran’a da uyun. “Hiçbir şey üzerinde değilsiniz. Andolsun Rabbinizden sana indirilen onlardan çoğunun tuğyanlarını ve inkarlarını artıracaktır. Sen kafirler topluluğuna karşı üzüntüye kapılma”. Demek ki; Muhammedi olduktan sonra adamın, Hristiyanın İncil’e uyması, hak olan kısmına uyması güzel olan bir tavır oluyor. Tevrat’ın da hak olan kısmına uyması güzel olan bir tavır olmuş oluyor. Ehl-i Kitaptan bir kimseyi de Mehdi (a.s) gördüğünde ne yapacak? Onu önce Tevrat’ın orijinaline çağırıyor. Ve ona hükmediyor. O hükmetmeyi Allah güzel görüyor. Çünkü orijinaline uymuş oluyor, gerçeğine uymuş oluyor. O zaman orada bir küfür alameti yok. Küfür hareket yok. Fakat tam olması için, mükemmel olması için Kuran da bunu açıklıyor. Muhammedi olmaları gerekiyor. Kuran’a da tam uyduklarında hiçbir sorun kalmamış oluyor. Bilmem anlatabildim mi?
“Hz. İsa (a.s)’ın geleceği Kuran-ı Kerim’de çok açıkça anlatılıyor. Papalık üçüncü bin yılında Asya’yı Hristiyanlaştıracağını zannederken, İslam dünyaya hakim olacak Mehdi (a.s) vesilesiyle ve Hz. İsa (a.s)’ın nüzulüyle. Hocam benim de ismimi okursanız çok memnun olurum. Mehmet Beyalan. Birçok kanallarda, birçok yerde Hristiyanların Hristiyanlık propagandası yaptığını görüyoruz” diyor. Hiçbir etkisi olmaz. Hristiyanlık tahrif olmuş bir dindir. Hiç kimse üç Allah’a inanmaz. Aklı başında hiç kimse inanmaz. O konuda tedirgin olmaya hiç gerek yok. Yemek yiyen, uyuyan, Allah’a dua eden bir insan Allah olmaz. 7 yaşında çocuğa söylesen buna inanmaz. Dolayısıyla Hristiyanlık tehlikesi yoktur. Direkt Darwinizm, materyalizm, ateizm tehlikesi vardır. Avrupa’da Hristiyan yok. Yüzde birdir Hristiyan Avrupa’da. Bulan bana getirsin Hristiyan, Amerika’da da mesela çok nadirdir. Evanjeliklerin de büyük bir bölümü Darwinist ve materyalisttir. Vatikan, direkt Darwinist propaganda yapıyor. Adamlar dünya Darwinistlerini topladılar. Allah yarattı diyeni dışarı çıkardılar, kabul etmediler. Dolayısıyla ateist tehlike, Darwinist, materyalist tehlike vardır. Hristiyanlık tehlikesi yoktur. Çünkü Hristiyanlığı aklı başında hiç kimse kabul etmez. Kabul edecekse mis gibi İslam dini var. İslam’ı kabul eder adam. Niye öyle akla uzak olan bir dini kabul etsin? “Her şeyin Allah’ın yarattığını söylüyorsunuz Hocam” diyor. Tabii ki her şeyi Allah yaratır. Şeyh Nazım Hocamızı övmüş kardeşimiz. “Çok mübarek ve muhterem bir insandır” diyor. Biz de çok seviyoruz. Mehdi (a.s)’ın İstanbul’da çıkacağına dair hadislerden okumamızı istiyor. Onu çok okuduk ama yine okuyabilirim. Her şeyi Allah yapar. Bir yerde bir olay olduğunda, bir şey olduğunda hepsini Allah yapar. Onu Allah yapmadı dersen o zaman şirk koşmuş olursun. Bambaşka bir şey olur, inşaAllah. Özetle Hristiyanlardan, Tevrat’ın orijinaline uyan bir insan Tevrat’ın orijinaline uyuyorsa, uyarsa ki, zaten Kuran’a tam uyduğunda Tevrat’ın orijinaline de uymuş olur. Böyle bir insanı biz anormal göremeyiz. Çünkü Mehdi (a.s), Tevrat’la onlara hükmedeceğine göre, Hristiyanlara da İncil’le hükmedeceğine göre, orijinallerine hükmedeceğine göre ve bu geçerli olduğuna göre onlar için ilk aşamada, biz onları düşman olarak değil, dost olarak görürüz. Dostumuz deriz, inşaAllah. Ama tabii bizim, tekrar tekrar söylememiz ehemmiyetli olduğu için söylüyorum. Muhammedi olmadıktan sonra gerçek İslam diniş oluşmuş olmaz. Çünkü biz nasıl Hz. Nuh (a.s)’ı, İshak (a.s)’ı, Yakup (a.s)’ı, herhangi bir peygamberi reddedersek Müslüman olamıyorsak, bir Musevi de herhangi bir peygamberi reddettiğinde Müslüman olamaz. Yani mesela Hz. Adem (a.s)’ı, Hz. Yakup (a.s)’ı, herhangi bir peygamberi bir Hristiyan reddederse Müslüman olamaz. Aynı şekilde Hz. Muhammed (s.a.v)’i reddederse Müslüman olamaz. Çünkü Müslümanlar bütün peygamberlere iman etmekle mükellef, peygamberler bir bütün. Aralarından bir veya bir kaçını çıkaramazsın. Mutlaka hepsine iman edecekler. Ama ilk aşama olarak onu kabul ediyorsa, Tevrat’ın orijinalini kabul ediyorsa adam, ona biz dost gözüyle bakacağız, inşaAllah. Ve Tevrat’ta da hak olan kısımları kabul ediyorsa o da bir güzelliktir, inşaAllah.
Mehdi (a.s) için bak Peygamberimiz (s.a.v) ne diyor; Abdullah b. Şurefe’den rivayet edildi ki; “Mehdi (a.s)’ın beraberinde süslenmiş bir halde Peygamberimiz (s.a.v)’in bayrağı olacaktır”. Bu bayrak nerede? Burada Topkapı’da. Mehdi (a.s) nerede oluyor? Bayrak neredeyse Mehdi (a.s) da oradadır. Bayrakla Mehdi (a.s) ayrı değildir, ikisi aynı yerdedir. “Peygamber (s.a.v)’in softan bayrağı ile çıkacaktır. O bayrak dört köşeli olup dikişsizdir ve rengi siyahtır. Onda bir hicr hali bulunur. Resullah (s.a.v)’ın vefatından beri açılmamış olup Mehdi (a.s) çıkınca açılacaktır”. Ceylan derisinde muhafaza edilen bir bayrak. Mehdi (a.s) mahiyetinde kuvvetlerle birlikte Konstantiniyye’yi feth edeceği belirtiliyor. Ölüm, Kıyamet ve Ahiret’te. “Allah onun eliyle Konstantiniyye’yi fethedecektir”. Bak peş peşe hadisler. “Hz. Mehdi (a.s) ordusunu her tarafa gönderir. Zulüm ve zalimlerin hepsini yok eder. Beldeler onun emrine girer. Allah Teala onun eliyle Konstantiniyye’yi müyesser kılar (İstanbul’u alır)”. Kitab-ul Burhan’da bu. “Allah Konstantinuyye’yi (İstanbul’u) çok sevdiği dostların ehline fethedecek”. Kıyamet Alametleri, 181. “Bu fitneler önlenecek ve Konstantiniyye’yi (İstanbul’u) fethedecek olan Mehdi (a.s)’ı arıyoruz. Çünkü biz onun babasını, anasını ve ordusunun isimlerini öğrendik şeklinde cevap verdiler”, “Halk arayacak ve gerekçeler gösterecek”diyor, Mehdi (a.s)’ı. “Çünkü biz onun annesinin ismini, babasının ismini biliyoruz ve ordusu, arkadaşlarının ismini de biliyoruz” diyorlar. “Doğruyu ve yanlışı ayırt eden, aldatmayan, çalmayan ve dininize bağlı emiriniz Mehdi (a.s.) Konstantiniyye’yi fethedecektir. Doğruyu ve yanlışı ayırt eden, aldatmayan ve çalmayan ve dinine bağlı olan emiriniz Mehdi (a.s.) İstanbul’u fethedecektir”. Kitab-ul Burhan’da yine, dünyada hiçbir zaman kalmayıp, ancak bir tek gün kalsa bile o günde benim ailemden Mehdi (a.s.)’ın Deylem Dağına ve Konstantiniyye’ye (İstanbul şehrine) sahip olması için Allah o günü muhakkak uzatacaktır”. Mehdi (a.s.) Konstantiniyye’yi, (İstanbul’u) fethi sırasında sabah namazı için abdest alırken bir bayrak dikilecek”. Bak büyük Türk bayrakları bütün İstanbul’un her yerine dikildi. İlk defa Mehdi (a.s) devrinde. O dev bayraklar var, her yerde görüyorsunuz. “Deniz ikiye ayrılarak su kendinden uzaklaşacak ve açılan yolu takip eden Hz. Mehdi (a.s) karşı kıyıya geçecektir”. Boğaz köprüsünden karşıya geçeceği açıkça belirtilmiş oluyor. Hz. İbni Amr (r.a.)’dan rivayet edilmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) buyurdu ki; “Ey ümmet altı şey vardır ki onlar olmadan kıyamet kopmaz. Altıncısı Medine’nin fethi”, Peygamberimiz (s.a.v)’e soruyorlar, “Ya Resulullah (s.a.v) hangi Medine? Ferman etti Resulullah (s.a.v); Konstantiniyye yani İstanbul”. Medine neresiymiş? İstanbul. Yine başka bir hadiste Kitab-ul Burhan’da Konstantiniyye’nin fethedileceği belirtiliyor. “Mehdi (a.s.), Rumlarla üç gün mücadele edecek, üçüncü günün galibiyeti onun olacak. Konstantiniyye feth olunana kadar mücadeleye devam edecek”, yani Rum, İslam karşıtı düşünce anlamına geliyor, inşaAllah. İbn-i Celil Tefsirinde Suudi’den tahric etti. Allah Teala’nın, ayet veriyor, Bakara 114. “Onlar için dünyada zillet vardır”, yani küfre zillet, ezilme vardır, mealindeki ayet hakkında onların dünyadaki zilleti, küfrün dünyadaki zilleti, Mehdi (a.s.)’ın çıkıp Konstantiniyye’yi manen fethetmesidir. Rezil, rüsva olacak bütün küfür” diyor. O zillet odur. Darwinizm’in, materyalizmin yerle bir olması. “Bu ayet ona bakar” diyor, inşaAllah. Yine Mehdi (a.s) ile ilgili Ölüm, Kıyamet, Ahiret’te Konstantiniyye’yi fethedeceğini ayrıca belirten bir hadis daha var. “Tesbih ve tekbirlerle Konstantiniyye’yi fetheder” diyor. Süneni İbn-i Mace’de bak sahih hadis kitabı. Amr b. Avf’tan rivayet edildi. “Siz muhakkak Beni Esfar’la savaşacaksınız (mücadele edeceksiniz din karşıtlarıyla). Sizden sonra gelenler de onlarla savaşacaklar, nihayet Allah yolunda hiçbir kınayanın kınamasından korkmaya”, eleştirilmekten, yobazların iftirasından, yobazların, dinsizlerin, Darwinistlerin, ateistlerin eleştirilerinden çekinmeyen seçkin Müslümanlar, seçkin, elit Müslümanlar”, hadiste bak Peygamber Efendimiz (s.a.v) söylüyor. “Seçkin, elit Müslümanlar mücadeleye çıkacaklar ve tesbihlerle, tekbirlerle İstanbul’u fethedecekler (Kan yok, Allah’ı anarak fethedecekler)” diyor. Çok fazla hadis var. Ben bir kısmını anlattım.
ALTUĞ BERKER:Hocam bu hadislerle ilgili uygun görürseniz. Abdül Kadir kardeşimizin hazırladığı www.mehdiyet.com internet sitesinde kendisi hadis bölümünü de açmış. Orada arama bölümünde de istenilen hadis yazıldığında hepsi çıkıyor Hocam. Başlıklar halin, bütün Mehdi (a.s) hadislerini, inşaAllah. www.Mehdiyet.com adresinden hadis bölümü açılmış, tıklayınca açılıyor.
ADNAN OKTAR: www.Mehdiyet.com sadece evet.
ALTUĞ BERKER: www.Mehdiyet.com’da hadis bölümü, inşaAllah. Yeni açılmış.
ADNAN OKTAR: Bakın Cübbeli eğer onlar delalette olmuş olsa, öyle bir konumda, böyle bir hadisi söylemez. “Mehdi (a.s) Hristiyanlara; önce İncil’in gerçeğini bulacak. Ve onlarda ona hükmedecek” diyor. Geçersiz olsa niçin yapsın? Demek ki geçerli. Tevrat’ın orijinalini buluyor. Musevilere onunla hükmediyor. Geçerli mi? Geçerli çünkü Kuran’a uygun. Kuran’a uygun olan hüküm geçerli olur. Ama tam hakkıyla olması için Muhammedi olmaları şart yani ikinci bir şey olmaz. İkinci aşaması budur. Ama ilk aşaması geçerli, o aşamada biz onları dost biliyoruz. Çünkü samimi olarak ittiba ediyor, bağlanıyor, inşaAllah.
Bir hanım kardeşimiz de doğum günümüzü kutlamış. “Hayvan tasvirlerinize bayılıyorum Hocam. Şu an olsa da sevsem diyorum. Hele ördeği, hele kediyi, maşaAllah” diyor. İnşaAllah. Tam dostluk ne zaman olur? Tam dost yani kendine artık veli kılacağın an Muhammedi olmalarıyladır. Ama itaat eden bir insana bir şey diyemeyiz, inşaAllah.
Hadis.Mehdiyet.com. Buradan da çok detaylı kardeşlerimiz bilgi edinebilirler.
ALTUĞ BERKER: Hocam Bediüzzaman Hazretleri’nden bahsederken söyle söylemiştiniz: “Mezarının bilinmesini istemiyor Bediüzzaman. O vasiyetine saygı göstermek lazım. Mezarının yeri belli, çok az kişi biliyor. Gizli kalsın dediyse bir bildiği vardır. Orada bir özel işaret de var. Ahir zamanda Mehdiyet’in son devirlerinde gizli faaliyet yapan bir Müslüman cemaat daha ortaya çıkacak, inşaAllah. Farklı değil, yine Mehdiyet’in bir kolu ama gizli faaliyet yapacaklar. Onlara bir işaret var orada. Mutlaka derin anlamı olan, derin hikmetler taşıyan, özel nedenle söylenmiş bir sözdür. Mezarım bilinmesin demesi, özel olarak söylenmiştir. Belki bu bir sır olarak o devre kadar gidecek. O sırrı o devrin gençleri, o devrin insanları bilecekler, inşaAllah” dediniz. Resimleri vardı Hocam Bediüzzaman Hazretlerinin, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim o kıymetli üstadıma ne çileler çektirdiler, maşaAllah. Ama o da aslanlar gibi mücadele etti, maşaAllah. Evet kendi arabasında, burada tutuklu olarak götürüyorlar, diğer Nur talebeleriyle. Mahkemeye götürürlerken yine, Sungur Ağabeyle bir yere tırmanıyorlar, maşaAllah. Üstad’ın kıyafetleri değil mi bunlar?
ALTUĞ BERKER: Sarığı evet, inşaAllah Hocam. Bir tugay camii açılışına davet etmişler Hocam. Paşa davet etmiş, oranın açılışını yapmış Üstad Hazretleri.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Askeri tesiste camii açıyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Tümgeneral Zekai Okan Paşa törene davet etmiş ona harcı attırmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah Paşamıza helal olsun. Cübbeli’nin onu bir daha koyalım da akıllarında iyi kalsın, çocuklar biraz tedirgin oluyorlar o konuda, anlattıklarımız doğru.
VTR: Cübbeli “Yahudilerden Bir Kısmı Da Kıyametten Önce İslam’ı Kabul Edecektir.”
ADNAN OKTAR: Herhalde Cübbeli anladığım kadarıyla Tevrat’a uyanları, Musevi adam Tevrat’a uyuyor. Onları Ehl-i küfür olarak görmüyor. Ehl-i delalet olarak görmüyor. Ne olarak görüyor? Dost olarak görüyor. Bizim söylediğimiz nedir? Aynısı. Ama bakın tekrar söylüyorum; Kuran’ın hak olduğunu bilerek aksi hareket edilmez. Mutlaka Tevrat’a uyan bir kişi Kuran’ a da uymak durumundadır, inşaAllah. O zaman tam olmuş olur. Ama bozulmamış Tevrat’a uyan bir insanı biz delalette göremeyiz yanlış yolda göremeyiz dost olarak biliriz, inşaAllah. Ama tam dostluğumuz Kuran’a tam tabi olmasıyladır, inşaAllah. Çünkü dostlukta tabaka tabakadır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İman hakikatleri olarak manzara resimleri gösterebilir miyim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Cennet hakkında bir parça kanaatimiz olması için Allah çok kısa bilgi veriyor.
Berker Ataşen diye bir kardeşimiz Şeyh Nazım Hocamızın bir kerametini görmüş, adeta dağılmış böyle, heyecandan dağılmış. Böyle büyük mürşitlerde olağanüstülükler, harikalar, kerametler olur. Alışacaksın daha dur bakalım. Almanya’dan da sevimli Şeyma bir şey yazmış. “Canım Hocam sizi çok seviyorum, Allah sizi cennetin en güzel yerine layık kılsın, inşaAllah.” Hepimizi inşaAllah. Evet o da doğum günümü kutlamış. Bol miktarda doğum gününü kutlama var. “Sayın Muhammed Adnan Hocam Hristiyanlar bile Hz. İsa (a.s)’ı bekliyorlar O haçları kıracağını tasdik ediyorlar. Bir kısmı da anlamazlıktan geliyor” diyor. Anlamasın fark etmez, inşaAllah. Bazı şeyleri tekrar tekrar söylememin nedeni son derece hayati olduğu için, çünkü Allah esirgesin çok hassas konular. Akılda yanlış kalırsa, insan dalalete düşübilir çok büyük hata olabilir. Mesela biz Kuran’ı anlatırken, La ilahe illAllah, onu kabul etti. Bu dostça bir harekettir, Allah’a karşı dosttur o insan. Biz ona dostça yaklaşırız. Mesela başka bir ayetti söyledik onu da kabul etti dostluğumuz biraz daha ilerler. Daha da dost olmuş oluruz, aşama aşamadır. Kuran’ın tamamını kabul ettiğinde tam dostumuz olur. Ama başlangıcından itibaren ona düşman gibi yaklaşamayız. Şefkatle yaklaşacağız, dostça yaklaşacağız. Müspet olan bir insana, olumlu olan bir insana, potansiyel Müslümandır. Derece derecedir, dostluğumuzun gelişmeleri olacaktır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam bu konuda şöyle söylemiştiniz; “Güzel ahlakla sevgiyle insanlar İslam’a kazandırılabilir. Saldırganlıkla, ters tavırlarla, hakaretle asıp, keserek İslam’a kazandırılmaz. Dolayısıyla nefrete dayalı bir politika Müslümanlıkta yok. Cenab-ı Allah sözün en güzeliyle hitap etmemizi söylüyor. ‘En güzel bir tartışma biçimi dışında onlarla tartışma’ diyor. Adam; ‘küfür ediyor asalım keselim’ diyor. Şimdi bu en güzel tartışma mı? En güzeli şefkatli olandır, saygılı olandır ve kazanmaya çalışan bir üslup güzel olandır. Bizim herkesi kazanmaya çalışan bir üslup içinde olmamız gerekiyor. Hatta Musa (a.s.) firavunu bile kazanmaya çalıştı. Artık firavun asrın deccali, onu bile kazanmaya çalıştı. Hz. İbrahim (a.s.) nemrutu bile kazanmaya çalıştı, onu doğru yola getirmeye çalıştı. Firavuna ve nemruta bile tebliğ yapılıyorsa Hristiyana ve Museviye niçin tebliğ yapılmasın?” dediniz, Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, “Hüsnü Mübarek ile ilgili hadisi tekrar okuyabilir misiniz Hocam?” diyor, Fransa’dan bir kardeşimiz.
ALTUĞ BERKER: İbni Asakir Tarihinde, Ebu Zer’e dayanan ravi silsilesi ile rivayet ettiler. Resulullah (s.a.v) buyurdu:“Mısır’da Emevi soyunda burnu çökük birisi çıkar. Mağlup olur veya mülkünü zail eder, Rum’a kaçar. Onları İskenderiyye’ye getirir ve Ehli İslam ile savaşırlar”.
ADNAN OKTAR: “Ajanlık yapan bir liderdir” diyor hadiste. Küfür ve dalaletle iş birliği yapacak Müslümanlara karşı, kendisi kaçacak, bırakacat liderliği, mülkü zail olacak ama Müslümanlara karşı yine alttan bir oyun çevirecek, yine ajanlarıyla Müslüman olmayan kişilerden oluşacak bir grupla Müslümanlara karşı mücadeleye devam edecek diyor. Bir de kargayla ilgili hadis vardı. Ama net olarak o, Allahualem. Çünkü burnunda o derece patoloji bir insanın çok nadir olur. Burnunda alenen tam anlamıyla çökme var ve “burnu çökük” diyor. Burnundaki çökmeye dikkat çekmiş Peygamberimiz (s.a.v). Kargaya benzetiyor hakikaten sima olarak kargaya benzeyen bir insan. Yapısı gerçekten benziyor kargaya.
ALTUĞ BERKER: Hadisin sonunda “Sonra fitneler alaca karga, Mısır’da zuhur edinceye kadar devam eder.”
ADNAN OKTAR: Alaca karga, hakikaten renk açısından, görünüm açısından huyu da kargaya benziyor, hakikaten. Kapkaçcı olması, başka şeyleri, başka yönleri, değil mi? Çok manidar bir benzetme, burnunun çökük olmasını da ayrıca belirtiyor. O hadisi bir daha oku. Kardeşlerimiz ezberlerine alsınlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mısır’da Emevi soyunda (Arap soyundan) burnu çökük birisi çıkar. Mağlup olur veya mülkünü zail eder, Rum’a kaçar. Onları İskenderiyye’ye getirir ve Ehli İslam ile savaşırlar.
ADNAN OKTAR: Çok net, Emevi soyundan olması, burnunun çökük olması, yapacağı entrikalar, neler yapacağı, mülkünün zail olması, çok detaylı anlatılmış.
ALTUĞ BERKER: Bu hadiste de; Şark da boynuz şeklinde bir yıldız çıkar. Sonra fitneler alaca karga Mısır’da zuhur edinceye kadar devam eder”.
ADNAN OKTAR: Çok acayip bir de daha önce ki olayların sıralamasını çok düzgün vermiş Peygamberimiz (s.a.v). teker teker hepsini istisnasız hepsini son derece muntazam olaylar gelişmiş. Hadisi oku.
ALTUĞ BERKER:“Abbasi Horasan’a ulaştığı zaman şarkda boynuz şeklinde bir yıldız (Lulin kuyruklu yıldız) çıkar. Bu yıldız ilk çıktığında Allah Nuh Kavmi’ni helak etmiştir. Hz. İbrahim (a.s.) ateşe atıldığı zaman, firavun kavmi yok edildiğinde ve Yahya B. Zekeriya öldürüldüğünde de görülmüştür. Siz o yıldızı gördüğünüzde fitnelerin şerrinden Allah’a sığının o yıldızın doğması Güneş ve Ay tutulmasından sonra olacaktır. Sonra fitneler alaca karga Mısır’da zuhur edinceye kadar devam eder”.
ADNAN OKTAR: Bak “Güneş ve Ay tutulmalarından sonra” diyor. Güneş ve Ay tutulmaları önce oldu. Sonra bu kuyruklu yıldız çıktı. Sonra da bu olaylar olacak. Fitnelerden Allah’a sığının, fitneler olacak diyor. Fitneler de başladı, değil mi? Ve bu Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerinden bir tanesidir. Bak 150 alamet peş peşe bütün alametler sürekli çıkıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) ne dediyse “tesbih taneleri gibi hepsi peş peşe çıkacak” diyor. Kesintisiz çıktı ve çıkmaya devam ediyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Dün bir kurbağa bahsi geçmişti isterseniz onun fosilini göstermek istiyorum Hocam 30 milyon yıllık kurbağa fosili.
ADNAN OKTAR: O kurbağacılara görmedilerse bir daha göstersene. Kaç milyon yıllıkmış?
ALTUĞ BERKER: 30 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: 30 milyon yıldan beri değişmiş mi?
ALTUĞ BERKER: Hiç değişiklik olmamış.
ADNAN OKTAR: Hani değişmişti? Gazeteye haber yapmışlar değişti diye. 30 milyon yıldan beri değişmemiş.
ALTUĞ BERKER: 20 milyon yıllık deniz minareleri. Bunlarda kozalak, arokarya kozalağı 206 milyon yıllık.
ADNAN OKTAR: En ufak bir değişiklik varsa gelsin bana söylesinler.
ALTUĞ BERKER: İlk programda okuduğunuz hayal vehim ile ilgili hadisi okuyabilir miyim inşaAllah? İmam Cafer-i Sadık’ın hayal vehim ve beyinde görmekle ilgili yaptığınız açıklamalarda birebir uyumlu sözü var okuduğunuz. Muhammed Taşdemir isimli Caferi bir kardeşimiz yollamış. Kendisi Şii kaynaklarda hadis-i şerif araştırması yapıyor. Şöyle Ebu Abdullah İbni Cafer-i Sadık dedi ki; “Ey Hişam kaç duyun var?” Dedi ki; “beş duyum var”. Buyurdu ki; “insan bunlardan hangisi küçüktür?” Dedi ki; “görme duygusu”. Buyurdu ki; “peki görme duygusunun çapı ne kadardır?” Dedi ki; “bir mercimek kadar veya ondan daha küçüktür”. Buyurdu ki; “ey Hişam ön tarafına ve üst tarafına bak ve bana ne gördüğünü anlat”. Dedi ki; “göğü-yeri, evler, saraylar, kara parçaları, dağlar ve nehirler görüyorum”. Dedi ki; “senin gördüğün bunca varlıkları bir mercimeğin veya ondan daha küçük şeyin içine giydirmeye güç yetiren Allah, dünyayı küçültmeden ve yumurtayı büyültmeden bütün bir dünyayı yumurtanın içine sokabilir”. Hişam derhal imama sarıldı ellerini başını ve ayaklarını öpmeye başladı ve şöyle dedi; “bu kadarı bana yeter ey Resulullah’ın oğlu.” Usul El Kafi El Kuleyni, sayfa 104.
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz (s.a.v) sohbetlerinde ne kadar detay anlatmış. Doğrudan Peygamberimiz (s.a.v)’den öğrendiğini anlatıyor. Ama hayrettir, ben yıllardan beri mercimeğe benzeterek anlatırım. Aynısı, benim haberim yok, hadis-i şerifi yeni öğrendim.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Enam Suresi, 43“Onlara zorlu azabımız geldiği zaman yalvarmaları gerekmez miydi? Ama onların kalpleri katılaştı şeytan onların yapmakta olduklarını çekici ve süslü gösterdi”. Dünyanın her yerinde insanlar azap çekiyorlar ve çok zorlu azaplar çekiyorlar. Bak ne diyor, Cenab-ı Allah? “Azabımız geldiğinde yalvarmaları gerekmez miydi”. Ya Rabbi bize Mehdi (a.s.)’ı gönder, İsa Mesih (a.s)’ı göster, İttihad-ı İslam’ı oluştur demeleri gerekirdi. Bizim günahlarımızı bağışla demeleri gerekirdi.“Ama onların kalpleri katılaştı ve şeytan onlara yapmakta olduklarını çekici ve süslü gösterdi. Derken kendilerine hatırlatılan unuttuklarında onların üzerine her şeyin kapılarını açtık. Öyleki kendilerine verilen şeyleri sevince kapılıp şımarınca onları apansız yakaladık. Artık onlar umutları suya düşenler oldular” diyor. Ve yağmurlar gibi bomba yağdırtıyor, yağmurlar gibi felaket yağıyor gökten. Kasırgalar oluyor, depremler oluyor. Depremler 1980 den sonra olağanüstü arttı, kasırgalar olağanüstü arttı. Her türlü felaket olağanüstü arttı, ekonomik kris olağanüstü arttı. Bütün bunlardan insanlar ibret almazlarsa bu çok anormal bir hareket olur. İbret alıp, Allah’a dua edecekler. Yarabbi bize kurtarıcımızı gönder, kurtuluşumuzu gönder, bize hidayet ver, başımıza bir veli gönder, Mehdi (a.s)’ı gönder, İsa Mesih (a.s)’ı gönder, Türk İslam Birliği oluşsun, İttihad-ı İslam oluşsun, kurtuluşa erelim demeleri lazım, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...