SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Samsun Aks, TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv, Ankara Bey Pazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo ve Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:Hocam Kırgızistan’la ile ilgili bir haber vardı. Bugün Sayın Başbakanımız Kırgızistan’daydı. Yaptığı konuşmada Kırgızistan Başbakanına “kardeşim” diye hitap ederek; “biz birbirimizin yabancısı değiliz. Aynı atanın evlatlarıyız. Aramızdaki tarihi bağlar çok çok güçlü. Kırgızistan’ın şu sıkıntılı süreci başarıyla atlatabilmesini, dostluğun ötesinde, kardeşliğin gereği olarak görüyoruz” demiş ve yıl sonunda vizelerin kalkması için imzaların atıldığı müjdesini vermiş. Kırgızistan Başbakanı Atambayev ise Türkiye ile verilen karşılıklı kararlar nedeniyle son günlerde mutluluktan uyuyamadıklarını belirterek; “çok sevindim, kardeşimiz, ağabeyimiz geldi. Zor zamanlarda da, iyi zamanlarda da; her zaman konuşuyoruz. Sayın Tayyip Ağabey ve Sayın Başbakanımız her zaman arkamızda” demiş.
ADNAN OKTAR: Dediğim doğru muymuş?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bunun adına ne derler? “Türk-İslam Birliği” derler. Bak şu muhabbete, şu sevgiye, Allah nasıl kalplerine sevgi koymuş. Daha önce böyle bir üslup var mıydı, hatırlıyor musunuz?
ALTUĞ BERKER:Yok, hayır.
ADNAN OKTAR: Bak; “sevinçten uyuyamıyorum” diyor. Yakışan da budur. Çünkü insan düğüne gidecek oldu mu ne olur, bir gün evvelinden heyecanlanırlar, değil mi? Aynı kafadalar, maşaAllah, helal olsun. Çok güzel, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Vizeleri üç dört sene önce ilk siz söylediniz hocam. Hiç kimsenin hayalini edemeyeceği bir şeydi. Şu anda altmış ülkenin üzerinde vizeler kalktı Türkiye’de inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Şu Mısır’daki olanları ve şu Mübarek’i bir anlatalım. Hadislerde o kadar kapsamlı anlatılıyor ki adam, hayret edersiniz. Var mı sende?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah, var.
ADNAN OKTAR: Bak şimdi, Mısır için bir açıklama, bak Peygamber Efendimiz (s.a.v.) açıklıyor; “kendisine karşı geleni yok eden, uzun boylu” diyor. Özellikle Cumhurbaşkanlığı maddesine uzun boyluluk koydurmuş o zaten. Yani Cumhurbaşkanı seçilmek için “uzun boylu” diyor. Mübarek, uzun boylu. Mesela Mısır Anayasası’nda Cumhurbaşkanı adayının sahip olması gerektiği özellikler tamamen Mübarek’e göre ayarlanmış. Örneğin seçilecek Cumhurbaşkanının 1.80 boyundan aşağı olmaması gerektiği gibi maddeler var. Hadiste ne diyor Peygamberimiz (s.a.v)? “Sonra da” diyor, “karşı geleni yok eden” bak; “kendisine karşı geleni yok eden”. Ne yapıyor? Astırıyor, kestiriyor, suikasta uğratıyor. “Uzun boylu” bakın detaya bakın ahir zaman ile ilgili. Mehdi (a.s) devrinde çıkacak şahıs bu. Mısır’da çıkacak şahsı tarif ediyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Çok kuvvetli” diyor, yani bedenen de kuvvetli. Zamanında adam askerlik yapmış, bedenen de kuvvetli. Ayrıca, askeri sistem içerisinde kendi adamları var. Mesela, yirmi beş bin kişilik ordusu var kendisine sadık. CIA’in de desteklediği, diğer başka istihbarat örgütlerinin de desteklediği bir insan, o yönden kendini kuvvetli hisseden bir insan. Yani zahiren de çok kuvvetli. “Geniş omuzlu” diyor, “geniş omuzlu bir Arabi başa geçecek.” Ondan sonra; “iyileri öldüren zalim bir Mısırlı hükmedecek” diyor burada da. Bak; “iyileri öldüren zalim bir Mısırlı hükmedecek.” Şimdi diğer hadislere bakalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Şöyle diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Abbasi, Horasan’a ulaştığı zaman Şarkta boynuz şeklinde bir yıldız çıkar. Bu yıldız, ilk çıktığında Allah, Hz. Nuh (a.s.) kavmini helak etmiştir. Hz. İbrahim (a.s.) ateşe atıldığında da çıkmıştır. Firavun kavmi yok edildiğinde de ve Yahya b. Zekeriya öldürüldüğünde de görülmüştür.”
ADNAN OKTAR: Şimdi bak “boynuz”dan kasıt, “iki uçlu” anlamına geliyor. Nasıl sığır boynuzu iki uçlu oluyor ya, Lulin Kuyruklu yıldızı da biliyorsunuz iki uçlu; bir orada ucu var, bir orada ucu var. Kuyruklu yıldızda bir tane kuyruk oluyor normalde. Ama bu kuyruklu yıldızda iki tane var, çift ve diğer kuyruklu yıldızların aksi istikametinde gidiyor. Bunu Peygamberimiz (s.a.v), detay olarak belirtiyor. Bak; “diğer kuyruklu yıldızların aksi istikametinde gelecek” diyor “ve çok parlak olacak” diyor. Şimdi yeniden hadisi oku.
ALTUĞ BERKER:“Abbasi, Horasan’a ulaştığı zaman, Şarkta boynuz şeklinde bir yıldız çıkar. Siz o yıldızı gördüğünüzde fitnelerin şerrinden Allah’a sığının. O yıldızın doğması, Güneş ve Ay tutulmasından sonra olacaktır.”
ADNAN OKTAR: Bakın detayı görüyor musunuz? Güneş ve Ay tutulmaları çok daha önce oldu. Sonra bu kuyruklu yıldız çıktı, Lulin Kuyruklu yıldızı çıktı. Ve fitnelerden bahsediyor, fitneler şu an başladı. Daha önce de başlamıştı, şu an şiddetlendi.
ALTUĞ BERKER:“Sonra fitneler, alacakarga Mısır’da zuhur edinceye kadar devam eder.”
ADNAN OKTAR: Bakın ben size bir resim göstereceğim, kararı siz vereceksiniz. Alacakarga, bak şu karganın saç yapısına bak, burun yapısına bak, ağız yapısına bak karganın. Hüsnü Mübarek’in ağız yapısına bak. Bak, kargayla aynı, görüyor musun? Burun yapısı aynı, saç yapısı aynı, bakışlar aynı, yüzündeki ifade aynı.
ALTUĞ BERKER:Suphanallah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v)’in nefis bir benzetmesi. Çünkü gün gibi görüyor, gördüklerini söylüyor. Hatta sahabeler diyor; “bir gün” diyor, “sabah başladı Peygamberimiz (s.a.v.)” diyor, “akşama kadar” diyor, “ahir zamanda olacak olan bütün olayları anlattı” diyor. Peygamberimiz (s.a.v) bir yere bakıyor, sürekli söylüyor. Mesela; “şu çıkacak, bu çıkacak.” Tek tek gösteriyor Allah. Hepsini söylüyor, eşkâllerini, tiplerini. Mesela, bakınca da Peygamberimiz (s.a.v), bunu alacakargaya benzetmiş tipini. Aynısı bak, tıpkısının aynısı. Bak görüyor musun? Yandan görünüşü karganın. Ve hayvanın gözündeki bakışa bak, onun gözündeki bakışa bak; birbirinin aynı. Bakın yüzündeki ifade aynı, saç yapısı. Alacakarga gibi, kıyafetleri de o tarz.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, başka ne var Berker Hocam hadis olarak?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam inşaAllah. Şöyle diyor; “buyurdu ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Kureyş’ten bir adam çıkar, çökük burunludur.”
ADNAN OKTAR: Bak; “çökük burunlu” burnu basık, çökük.
ALTUĞ BERKER:“Mağlup olur ve mülkünü zail eder ve Rum’a kaçar. Onları alıp, İskenderiye’ye getirir ve Müslümanlarla savaşır ve ilk melhame bu olur.”
ADNAN OKTAR: Demek ki, Mısır’da karışıklıklar çıkacak, inşaAllah, Allahualem, öyle görünüyor. Bu adam görevinden ayrılacak ve dış güçlerle ittifak edecek, CIA ile, FBI ile, işte dış başka ne varsa artık her türlü melanet ordusuyla ittifak edeceği hadislerle belirtiliyor. Şu ana kadar zaten bunları yaptı. Hadis ona işaret ediyor. Yani birdenbire yapacağı anlamına da gelmiyor zaten. Yani bir karakter vurgulanıyor orada. Tıpkısının aynısıyla bakın bir olay daha tahakkuk etmiş oluyor. Peygamberimiz (s.a.v), bu şahsın, Mehdi (a.s) zamanında zuhur edeceğini söylüyor. Aynısıyla oldu mu? Oluyor. Cübbeli çıkıyor; “ahir zaman alametlerini” diyor “anlamazdan geliyorlar” diyor, “yarısı çıktı” diyor, “çıkmaya da devam ediyor, görmezden geliyorlar” diyor, “hiç konuşmuyorlar” diyor, “hiç söylemiyorlar” diyor. Sen ne yapıyorsun? Tamamen örtbas ediyorsun. Hiç anlattığını gördün mü Flash TV’de?
ALTUĞ BERKER: Hayır.
ADNAN OKTAR:Aman Allah’ım, bu doğum günümle ilgili olarak kutlamalar gece gündüz devam ediyor. Şimdi kutlamaları acaba bugün bitirsek mi ki?
ALTUĞ BERKER:Bu konuyla ilgili, Facebook’ta bir film hazırlamışlar Hocam sizin adınıza, doğum gününüzü kutlayan.
ADNAN OKTAR: Şarkılı?
ALTUĞ BERKER:Evet.
ADNAN OKTAR:Ona sonra bir ara bakarız. “Doğum gününüz kutlu olsun Muhterem Hocam” diyor. “2 Şubat çok önemli bir tarih. Kova çağındayız ve Kuran’da iki sayısı birçok yerde işaret ediliyor. İnşaAllah 2012 de önemli bir tarih olacak. Sizler sürekli, yirmi dört saat yayın yapan TV kanalında görmek istiyoruz.” Yani benim 24 saat kanalda kamera karşısında durmam gerekiyor anladığım kadarıyla. Yani biraz zor olmaz mı öyle? Ne sevimli.
“Hocam ailem ve Kosova halkının imanının kuvvetlenmesi için dua eder misiniz?” diyor. Kosova’dan kardeşimiz yazıyor. MaşaAllah, Kosova bizim canımız inşaAllah. Oraların hepsi inşaAllah Türk-İslam Birliği’nin kaleleri olacak. Mostar Köprüsü’nün üzerinde Hz. İsa (a.s.) da olacak inşaAllah, Mehdi (a.s.) da olacak orada. Köprüden geçecekler, orada yemek yiyecekler Allah’ın izniyle.
ALTUĞ BERKER: Hocam siz Balkanlar konferansı yaptırmıştınız Çırağan Sarayı’nda. Mehteran gelip vurmuştu öncesinde inşaAllah. Sonra Paşalarımız ve Balkanların her ülkesinden, özellikle Kosova Türk Partisi’nin Genel Başkanı gelmişti. Sonra Bakan oldu inşaAllah Kosova’da inşaAllah, Mahir Yağcılar.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Çok muhterem bir kardeşimiz, maşaAllah. Kosovalı kardeşlerimizle bağlantımız devam ediyor inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mısır’daki eylemin arkasındaki asıl güç olan Müslüman Kardeşler'in sözcülerinden Dr. Cemal Nassar, İsrail ve bazı Batılı güçlerin iddia ettiğinin aksine şöyle demiş; İslami bir rejim değil, demokratik bir yönetim istediklerini söyleyerek, bu konuda Türkiye'yi örnek aldıklarını belirtmiş. Ayrıca Nassar, Radikal İslami hedeflere sahip olduklarına dair eleştiriler için de; “biz mutedil bir hareketiz. Kesinlikle şiddeti reddediyoruz. Her grupla diyalog halindeyiz” şeklinde cevap vermiş hocam.
ADNAN OKTAR: O kararı alalı onlar epey oluyor. Mehdiyet’in modelini kabul ediyorlar artık; şefkat, merhamet, sevgi, adalet, barış. Daha önce öyle değildi İhvan-ı Müslümin’in modeli, sonradan Mehdiyet modelini kabul ettiler, maşaAllah.
Sevimli Hatice, Allah yolunda, candan İslam’a hizmet eden, Allah’ı seven, Peygamber (s.a.v.)’i seven, Mehdi (a.s.)’ı da görmeye niyetle, ona bağlanmaya niyetle seven kişi zaten Mehdi (a.s.)’a bağlanmış olur, inşaAllah. Can-ı gönülden, samimi olarak bağlandığına niyet ederse bağlanmış olur, inşaAllah.
Ahmet Kartal; “Selamun Aleykum Allah’ın Aslanı Hocam” diyor, “fosilleri gösterirken yüz milyon yıllardan bahsediyorsunuz. Acaba bir insan” diyor, “220 milyon yılı kaç zamanda sayabilir, saniyede bir rakam olsa?” diyor. “Bunu insanların düşünmesi için” diyor, “söylemenizi rica ediyorum” diyor. Ben de Ahmet’in bu sözünü söylüyorum. 220 milyon yıl; insan bunu söylemeye kalksa 220 milyon kere herhalde ömrü yeter mi ben bilmiyorum.
Anar Jumşudov, Azerbaycan; “Selamun Aleykum Çok Sevimli Muhammed Adnan Hocamız. Sizi kendim ve ailem adından doğum günü münasebetiyle tebrik edirik. Allah sizi tüm İslam âleminin üzerinden eksik etmesin. Allah size sağlıklı ve uzun yaşam nasip etsin, inşaAllah. Bütün ümidimiz sizdedir.” Şöyle diyelim; “ümitlerimizdensiniz” diyelim. “Sizinle bir zamanda yaşamak çok büyük şereftir bizlere. Sizin vesilenizle çok insan hidayete ulaşmıştır.” İnşaAllah. “Allah sizi bütün kötülüklerden korusun. Bizlere de sizin hizmetçiniz olmayı nasip etsin.” Biz sizin hizmetçiniziz, inşaAllah. “Sizin ve Hz. İsa (a.s.)’ın liderliği altında inşaAllah İslam ahlakını dünyaya hâkim ederiz.” Anar Jumşudov isimli kardeşimiz. Güzel, kardeşimizin sevgisi, maşaAllah. Allah bütün Müslümanlara uzun ömür versin, sağlık sıhhat versin; iyilikler, güzellikler, bereketler versin. Çok şahane güzel günlerin kapısındayız, inşaAllah. Sürekli iyiye güzele doğru gidecek. Sürekli olaylar tırmanacak ve sürekli güzel olacak inşaAllah. Dediklerim bir bir çıkıyor mu?
ALTUĞ BERKER: Hepsi Hocam. Bin üç yüzün üstünde söylediğiniz hepsi çıktı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Çıkmayan yok. Ne desem çıkıyor. Çünkü hadise dayandırıyoruz. Ama hayrettir; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in böyle detay verip de, bak boylarına poslarına varıncaya kadar, tip, eşkal, zaman, ne zaman, nerede, ne yapacaklar; hepsini bildirmiş. Ben dedim; “Peygamberimiz (s.a.v.) bildirmiştir” dedim. Araştırdık, hemen bulduk.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Doğan Grubu yazarları da Hocam, CHP’nin halkı direnişe çağırmasını sürekli gündemde tutan ve halkı ayaklanmaya kışkırtan yazılar yazıyorlar. Tufan Türenç bunlardan biri, Ertuğrul Özkök aynı mahiyette, benzer mantıkta; ‘direniş olur. Hatta işte en sonunda AK Parti rejimi baskıyı arttırırsa halkın sokaklara dökülerek ayaklanması meşru’ya getirmişler sözü Hocam.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi arada bir fark var, buna dikkat etmiyorlar. Fas, Tunus, Cezayir, Ürdün, Mısır nereye benzemek istiyor biliyor musun? Türkiye’ye benzemek istiyor. “Türkiye’deki modeli biz istiyoruz” diyorlar. Bütün İslam âleminde Türkiye’deki model isteniyor. Türkiye halkı ayaklanıp; “Türkiye’deki modeli istiyoruz” mu diyecekler? Çünkü hepsi ortak, tek bir şey söylüyorlar; “Türkiye’deki modeli biz istiyoruz” diyorlar. O zaman Türkiye’de halk ayaklanacak, diyecek ki; “biz Türkiye’de ki modeli istiyoruz.” Şimdi bu oldu mu?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Mehmet Ali Birand, Türkiye’nin gün geçtikçe kendi bölgesinde güçlendiğini söyleyerek; “ancak bu gelişmenin devam etmesi bugünkü gibi ikna gücü yani yumuşak güç kullanılarak olmaz” demiş. “Yumuşak güç uzun vadede beklenen sonucu vermez. İşler ciddiye bindiğinde kimin sopası daha kalınsa onun dediğine bakılır. Bu nedenle eğer Türkiye bölgede ağırlığını koymak istiyorsa, güçlü bir orduya ihtiyacı var” demiş.
ADNAN OKTAR: O “soft power” nedir o? Tarz mı yapmış? Vay be! Mehmet Ali Birand enteldir, konuştu mu İngilizce konuşur, Fransızca konuşur. Bir üst boyuttadır. Halk zor anlar onu. Anlaması zor bir kişidir. “Hayran olduğumuz şahıstır” mı?Yani… Türkçe konuşacak, Türkçe. Türk ordusu güçlü olsun. İlla ki bizi kabadayılığa çekmek istiyor. Türkiye’nin öyle bir niyeti yok. Biz askeri güçle hiçbir yere kafa tutmayız. “Sopası kalın olan” değil; aklı kalın olan kazanır. Sopası kalın olanları Allah rezil rüsva etti. Rusya perişan oldu. Avrupa perişan oldu. Amerika perişan oldu. “Amerika’nın sopası kalın” diyorlardı, ne oldu? Ekonomik kriz içinde boğuşuyor ve perişan halde. Sopayla değnekle bu işin alakası yok. Böyle art niyetli bir üslup gibi oluyor. Böyle bir şey olmaz. Sevgi, şefkat, merhamet ve akıl; imandan dolayı şu an Türk-İslam Birliği isteniyor. İslam alemindeki bu feveranın sebebi, bak açıkça söyleyeyim, gizli, alttan alta gelen Mehdiyet’tir. Mehdilik talebi var halkta, Mehdi (a.s.) talebi var. ‘Türkiye modeli’ ne demek, biliyor musun? Türkiye modelinin adı üzerinde işte; Mehdilik. Mehdi (a.s.) Türkiye’den çıkacağı için, Mehdiliği Türkiye’de sezdikleri için, Mehdilik Türkiye’ye damgasını vurduğu için “Türkiye’deki modeli istiyoruz” diyorlar adamlar. Biraz daha “ne demek istiyorsunuz?” dediğimizde; “Mehdiliği kastediyoruz” diyorlar. Gidin sorun. İhvan-ı Müslümin yıllardan beri Mehdi (a.s.)’ı bekler. Ana düşüncelerindendir İhvan-ı Müslümin’in. Fas, Tunus ve Cezayir; hepsinde Mehdi (a.s.) bekleniyor. ‘Türkiye modeli’nden kasıt Mehdilik; şefkat, merhamet, dürüstlük, akıl, bilim ve sanatın hakim olduğu Mehdiyet’tir. Şu anki hurucun sebebi Mehdiyet hurucudur. Hamiyet-i İslamiye’nin feveranıdır, Bediüzzaman’nın söylediği feveran. Bu feveran biraz daha şiddetlenecek, biraz daha şiddetlenecek, “sonunda” diyor Bediüzzaman; “Hz. Mehdi (a.s.) başlarına geçip, tarik-ı hak ve hakikate sevk edecek” diyor. Ortak hareket var. Her yer, bir yerden düğmeye basılmış gibi hareketlendi; hepsinde düşünce, ideoloji aynı, hedef aynı. Zincirleme gelişmesinin nedeni de Mehdiyet’tir. Herkes bunun farkında, ulema da farkında. Fakat adı açıkça söylenmiyor. Mehdi (a.s.) hurucu, olay bu. Bir dahaki sene daha artacak, bir dahaki sene daha artacak, bir dahaki sene daha artacak; bakın 2014’lerde nasıl bir ortamda konuşacağız göreceksiniz. 2017’de nasıl olacak ortam göreceksiniz. Artık böyle balistik çelik olsa dayanmayacak hale gelecek, öyle bir tazyik olacak ki, küt diye zırh parçalanacak ve başlarına Hz. Mehdi (a.s.)’ı getirecekler inşaAllah, o kadar. Ve dünya barış neymiş, kardeşlik neymiş, sevgi dostluk neymiş görecek, sanat ve bilim neymiş görecek. Ne kadar sürecek? Az sürecek ama görecekler. Peygamberimiz (s.a.v.) dedi mi aksi olmaz. Bak ta alacakargaya varıncaya kadar, adamın boyunu posunu hepsini tarif etmiş. Ne zaman nerede çıkacak, kimlerle iş birliği yapacak hepsini tarif etmiş. İstediği kadar cübbeli kubbeli adamları çıkarsınlar, değişmez. Durdurabiliyorlar mı? Durduramıyorlar. Allah’ın izniyle buldozer gibi ilerliyor.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Yahudi dünyasının önde gelen liderlerinden Haham David Rosen, Mısır’da barış için dini liderlerle görüşülmesi gerektiğini söylemiş. Rosen, Birleşmiş Milletler ile ortaklaşa faaliyet gösteren dünya barışı için dinler konferansının başkanı.
ADNAN OKTAR: Şimdi Haham Efendiye sorsanız; “vakit ne vakti?” desen; “Kral Mesih’in vakti” diyecek. “Diğer adı nedir?” diyeceğiz, “Şilo.” “Diğer ismi nedir?” “Menahem.” “Diğer ismi nedir?” “Muhammed Mehdi (a.s.).” Aynısıdır. Biz Sanhedrin üyesi uzman Rabbani bilginlerle görüşüyoruz. “Şilo, Kral Mesih ve Mehdi (a.s.) aynı şahıs” diyorlar. Biz de “aynı şahıs” diyoruz. Tevrat’taki tarif aynısıdır. Musevileri da kurtaracak insandır. Hristiyanları da kurtaracak insandır. Müslümanları da kurtaracak insandır. Ne Musevi ezilecektir, ne Hristiyan ezilecektir, ne Müslüman ezilecektir. Hepsine bir ferahlık gelecektir. Hıristiyanlara İncil’in orijinaliyle, Musevilere Tevrat’ın orijinaliyle hükmedecektir. Musevi, Tevrat’ın orijinaliyle hükmedilmesine niçin karşı çıksın? İftihar eder. Hristiyan, İncil’in orijinaliyle hükmedilmesine niye karşı çıksın? İftihar eder. Allah dünyayı metafizik yaratmıştır. Hoca diyor ya power. Nedir o power? Mulayemetle ilgili bir şeyler, anladığım kadarıyla. Bize öyle turistik, artistik üsluplara gerek yok. Türkçe konuşacak. Biz ondan dolayı, “entel dantel” “aman ne yüce adam” “uzaylı gibi boyut arkası” demeyiz. Sadece özenti olduğuna dair kanaatimiz gelir. Türkiye’de Türkçe konuşulur. Şimdi Fransızca, İngilizceyle başlasam burada, çok anormal bir durum olur ve küçük düşürücü olur. Asil bir insan böyle bir şeye tenezzül etmez. Kime hava atıyorsun sen? Benim vatandaşlarıma mı hava atıyorsun? İngilizce bilmek. Kolunu sallasan İngilizce bilene değer. Herkes İngilizce biliyor. Bilmiyor musun İngilizce?
ALTUĞ BERKER: Tabii, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Herkes biliyor. Evet, biz de çat pat biliriz. Anlatacak kadar derdimizi, inşaAllah.
Muhammed Emin, Konya; “Esselamun Aleykum Hocam” ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Şu an biraz sıkıntılıyım. Sizin dedikleriniz kalbime işliyor, Allah’ın izniyle ve keremiyle. Menzil grubundayım diye içim yanıyor. Etrafımdaki insanlara elimden geldikçe ehli kişilere anlatmaya çalışıyorum. Ama ne fayda. Sizin dediğiniz gibi” yok canım, sen, Menzil cemaatinin kendine has bir üslubu vardır. Belki tedirgin olabilirler onlar Mehdiyet’ten, olabilir. Çünkü deseler ki şimdi; “Hz. Mehdi (a.s.) geldi.” O zaman diyecekler ki; “bu mürşidin görevi ne?” diyecekler, “bu şeyhe ben niye bağlanayım? Direkt Hz. Mehdi (a.s.)’a bağlanayım” diyebilirler. Oradaki mürşitlerin konumu biraz değişik hale gelebilir. Onlar daha sakin sükunetle tebliğ yapmak, İslam’ı anlatma yönünde hareket yapıyorlar. Tedirgin olabilir yani ona biraz akılcı bakmak lazım. Biraz da şefkat gözüyle bakmak lazım. Çünkü, “Mehdi (a.s.) çıktı” dediğinde, “Hz. Mehdi (a.s.) nerede?” diyecekler o zaman. “İstanbul’da” desen “İstanbul’da nerede?” diyecekler. Ondan tedirgin olmuş olabilirler. Halim selim sakin, Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar görevlerini yapmak istiyorlardır. Menzil grubu zaten Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleridir. Yani Menzil grubu istesin veya istemesin zaten Muhammed Raşit Erol Hazretleri, Mehdi (a.s.)’a emanet etmiştir cemaatini, Mehdi (a.s.)’a bırakmıştır. Vekaleten ve usulen mürşitler devam ettiriyorlar, tarikatlar kalktı. Kendisi söylüyor bakın ve birçok internet sitesinde de vardır. Oralardan da örnek verebilirim. Menzil grubunu destekleyen, onları seven birçok internet sitesi bu konuyu çok kapsamlı anlatıyor. Mesela bakın burada söylüyor; “Gavs Hazretleri’ne sorulmuş; “Efendimiz bu kadar cezbe ehli” tarikatta cezbe hali vardır, cezbe “ve muhabbet ehli, Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindeler.”” Yani; “sofilerde, sufilerde bir gevşeklik var” diyorlar, “eskisi gibi değil” diyorlar. “Eski zamanlarda daha coşkulu, daha aktif, daha heyecanlıydılar” diyor. ““Bu niçin böyle oluyor?” diyor. Gavs Hazretleri buyurmuş; “evet artık hidayet kalmamış da ondan.”” Ama şimdi açıklıyor devam ediyor; “bizimkisi bu zamanda” bak yemin ediyor “vallahi idaredir, bir aldatmaca gibi bir şey” diyor. “Çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.) elindedir.” Emaneti vermişler zaten Hz. Mehdi (a.s.)’a, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir” diyor. “Tam manasıyla hidayeti o yapacak. Biz ise” diyor, bu şekilde devam ediyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yargıyla ilgili bir haber vardı, hocam. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç; “Yüksek Yargının değerli mensupları da” demiş, “özeleştirisini cesaretle yapma erdemini göstermelidir. Yıllardır yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı örtüsü altında Yüksek Yargının içine düşürüldüğü durumu kimsenin savunacak mecali yoktur. Yargı organlarına yapılan seçimleri kimin seçtiği ya da kimin seçildiği gözetilerek bir yerleri ele geçirme planı olarak niteleme, demokrasi anlayışıyla bağdaşmadığı gibi, yargı mensuplarına yapılan büyük bir saygısızlıktır” demiş. Şöyle de bitirmiş; “tıkanmış, hantal, işlemeyen, çağdışı bir yargı sistemiyle geleceğe umutla yürüme imkanımız kalmamıştır. Bu sistem bu büyük ülküye yakışmıyor. Halkımız yasamadan, yürütmeden ve yargının temsilinden sorunların çözümünü bekliyor. Suçlu aramanın anlamsızlığı açıktır. Bu sorunlara çözüm üretmesi gereken herkes oluşan tablodan sorumludur.”
ADNAN OKTAR:Hukuktaki düzenleme çok büyük bir ferahlıktır, çok büyük güzelliktir. Bizim zamanında karşılaştığımız olayları bir düşünün. Sırf bu bile hukukun bir an önce düzene kavuşmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor, sırf bu bile. Anlatıyoruz işte. Ve diğer insanların karşılaştıkları olayları bir düşünün. Türkiye’de ne kadar ızdırap vesilesiydi bu, ne kadar rahatsız ediciydi. Ayrıca iddia edilen Ergenekon örgütünün yargı içinde yapılanması ne kadar şiddetliydi ve ne kadar acımasızdı. Bunu nasıl anlamazlıktan geliriz biz? Daha çöz çöz çözülemedi. Görüyorsunuz, rezalet bütün halkın gözü önünde olmuyor mu? Birçok şey söylenemiyor ama gözümüzün önünde kepazelik paçalardan akmıyor mu? Adamlar olmadık soytarılıklar yapmıyorlar mı, gözümüzün önünde? Yargıya meydan okumuyorlar mı? Emniyete meydan okumuyorlar mı adamlar? Üslup olarak, tavır olarak, eylem olarak. Demek ki bozukluk var. Onun için bunda şaşıracak bir şey yok.
“Selamun Aleykum benim aslan yakışıklı Muhammed Adnan Hocam.” MaşaAllah. “Biz Ankara’da Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin bir grup talebesi olarak doğum gününüzü kutluyoruz.” Allah hepinize uzun ömür versin. “Sizi canımız gibi çok seviyoruz.” Ben de sizleri çok seviyorum, başta Şeyhim ve kardeşlerim olmak üzere. “Tüm cemaatimizin size çok çok selamı var.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ellerinizden öpüyoruz, inşaAllah. Allah size uzun ve hayırlı ömür nasip etsin. Sizi başımızdan eksik etmesin inşaAllah. Burada yaptığımız sohbetlerde her hafta Veysel Karani ilahisiyle sizi anıyoruz.” Hay maşaAllah! Böyle inim inim inletmeleri lazım. Meydan tefi olması lazım. Ondan sonra, güzel yanık sesli bir kardeşimiz. Aslında çift sesli söylenmesi lazım. Bir kişi bir kısmını söyleyecek, çıkış yerlerinde tizle başka kardeşimiz. Oralarda cezbeye gelecekler işte, o çok önemlidir. Tek kişi olursa cezbeye gelemezler kolay kolay, inşaAllah. “Veysel Karani ilahisiyle sizi anıyoruz. Dualarınızı eksik etmeyin. Selam ve dua ile. Esra Avcı” Allah sana ve kardeşlerimize, bütün milletimize uzun ömür versin, sağlıklı güzel ömür versin; bereket, ferahlık ve inşirah versin. Üzerlerindeki sıkıntıyı alsın Allah. Kalplerinde şeytanın ve cinnilerin verdikleri rahatsızlıklar tamamen Allah tarafından alınsın. Cenab-ı Allah alsın. Üstlerine ferahlık ve sekinet gelsin. Çünkü zordur, Allah vermesin. Allah öyle zor imtihanlardan kardeşlerimizi beri kılsın, inşaAllah. Ama tabii çok kıymetlidir. Fakat bazı insanlar zorlanırlar. Yine de biz neyi diyeceğiz? Yarabbi hayırlısını ver. Çünkü, şimdi kaldırır Allah, bu sever sevabı gider. O zaman da yine iyilik yapmış olmam yani. Onun için hayırlısını istemek lazım inşaAllah duamızda. Tabii Allah kabul ederse, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Saygıdeğer Muhammed Adnan Hocam. Hocam yayınlanırız her akşam ilgiyle takip etmeye çalışıyorum, inşaAllah. Allah sizin her zaman olduğu gibi samimiyetle biz Müslümanlara aydınlık bir ilim ve iman kaynağı olarak yaşamamızı daim eder, inşaAllah. Benim sorum bazı sitelerde Mehdi (a.s.) ve deccalin geldiği ve yeryüzünde yaşadığı iddia ediliyor. Siz bu fikirde misiniz? Sizin bu konudaki görüşleriniz nedir? Hocam biz Müslümanların üzerinden dualarınızı esirgememenizi dilerim” diyor, inşaAllah. “Allah yürüdüğünüz bu doğru yolda size güç versin. Yayınlarınızın tüm karanlıkta kalmış insanlara ulaşıp, o kişilere aydınlık vermesini nasip etsin. Hayırlı yayınlar. Arhan.” İlk defa duyuyorum böyle bir isim. Arhan, ilginç bir isim. Deccal Darwinizm, materyalizmdir, söyledik. Yani dünyaya hakimiyetinden anlarız. Mehdi (a.s.) da gelmiştir. Bak alacakargaya varıncaya kadar söylüyor Peygamber (s.a.v.). Bir de sistemi de söylüyor. “Başta şu olacak. Sonra şu olacak. Sonra şu.” Karışıklık da yok. Biri sonda, biri başta da olmuyor. Tam dediği sırada oluyor. Detaylara varıncaya kadar, boyu posu hepsini vermiş Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Mehdi (a.s.)'da da, hepsinde, inşaAllah. Çok manidar o hadis. Sahabeler söylüyorlar. Demin anlattığım konu. Sabah oturmuş Peygamber Efendimiz (s.a.v.), sabah namazından sonra, “akşama kadar anlattı” diyor, “bize” diyor. “Herkes hafızasında tutmaya çalıştı” diyor. İşte sahabelerin anlattıkları onlar. Zaman zaman da yine anlatıyor Peygamberimiz (s.a.v.). Ara ara sorduklarında her seferinde söylüyor. Bakıyor, sürekli söylüyormuş. “Şunu yapacaklar, bunu yapacaklar.” “Şöyle vasıta olacak. Şu insanlar olacak.” MaşaAllah, Allah kuvvet vermiş, akşama kadar, evet. Evet, benim anlattıklarım doğru. Güzel anlatıyorum, Allah'ın izniyle. Ben hurafeye de girmiyorum. Demagoji de yapmıyorum. Yani böyle edebi sanat da yapmıyorum. Allah var. Din de doğru. Ahir zamanla ilgili konular da doğru. Mehdi (a.s.) konusunda da yalan söylemiyorum. Doğru, Mehdi (a.s.) geldi. Deccal de çıktı. O da doğru. Hz. İsa Mesih (a.s.) da görevde, o da doğru. İslam önümüzdeki yetmiş yıl içerisinde hakimiyetinin hepsini bitirmiş olacak. Her şey bitiyor. Zaten on, yirmi yıl içerisinde net göreceksiniz, inşaAllah. Bediüzzaman'ın dedikleri de doğru. Bediüzzaman dürüst insan. O da doğru. Ben kefilim. Net doğru yani. Ben öyle olmayacak şeyleri, anorma şeyleril söylemem yani. Ne zorum var? Niçin yapayım yani? Yanlış şeyle niye insanları bilgilendireyim? Çünkü on yıl geçer, adam; “nerede? Ne oldu?” demez mi bana? Dediklerim doğru, görüyorsunuz. Bak dedim, “adamlarla ilgili bilgi var” dedim. Bir baktık, bütün detayları çıkarttık. Peygamberimiz (s.a.v.), adamı adeta fotoğraf gibi çıkartmış bize. Tarif ediyor, aynısı.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Hocam, hastanede iddia edilen Ergenekon örgütü davasında Mehmet Haberal, tutuklu olan, hastanede kaldığı odaya baskın yapılmış adalet müfettişlerince. İnternet hattı, cep telefonu, telsiz gibi teknolojik malzemeler bulunmuş. Ayrıca Haberal'ın yapılacak ani baskınlardan hemen önce haberdar edilmesi için özel bir telsiz sistemi kurdurttuğu anlaşılmış.
ADNAN OKTAR: Yani ihtiyaç demek ki öyle bir şey. Canım bilgisayar senin yok mu işte? Onun da var demek ki. Niye onun olunca şaşırıyorsun? Değil mi bağlantıya ihtiyacı vardır, gezinmeye ihtiyaç vardır? Dışarı çıkar. Yemek yer. Lokantaya gider. Sosyal ihtiyaçlar tabii bunlar. Sen gitmiyor musun yemek yemeye? “O da gezmiş işte”; desek mantıklı olur mu? Olmaz. Çünkü tutuklu. Biz de cezaevinde kaldık kardeşim. Bana kimse ne bilgisayar getirdi, ne erken uyarı sistemim vardı; hiçbir şey yoktu. Hatta normal bir koğuştaydım ben, normal bir şey. Gazetede çıktı; “Adnan Hoca Acayip Rahat”. O zaman da sürekli, gece gündüz, her gün naklen yayın vardı Kartal Cezaevi'nden, her gün ama aşağı yukarı. İşte “Adnan Hoca şunu istedi, bunu istedi. Lüks yiyecekler istedi. Şöyle keyfi yerinde”. Sonunda televizyon… Star televizyonu mu ne? Birisini getirdiler yani hani şamata yapmasınlar gibisinden. Star televizyonu gelmeden önce de benim yerimi değiştirdiler. Yeni bir bölüm cezaevinde. Bir girdik, normalde beton rengi, oranın rengi; her yer simsiyah. Havadan kurum yağmış. Bacanın altı, bütün kurum oraya doluyor. Adamlar da içeri girip çıkarak ayaklarıyla ve elleriyle duvarı simsiyah yapmışlar. Her yeri ama. Yer de simsiyah. Ziftle kaplanmış gibi. “Buyrun hocam” dediler. “Teşekkür ederiz” dedik yani. Eğer normal oturursan bittin yani. İki gün uğraştık temizleyeceğiz diye. Kovalarla, sularla, deterjanlarla uğraşa uğraşa uğraşa bir parça adam ettik. Ondan sonra da onlar geldiler, Star televizyonu geldiler. Herhalde ilk böyle daha şenlikli bir ortamda görünecektim. Yani böyle “tarz yapmış”. Ona da derlerdi, “tarz yapmış. Bütün duvarları siyaha boyamış.” Öyle bir şey yok. Sonra ben bak çıktıktan sonra da haberler zınk diye kesildi. Kardeşim yani ne haber çıksa, gidip ifade veriyordum savcılıkta. Her gün bir laf atıyorlardı ortalıkta. “Şöyle lüks malzeme istedi” diyordu. Savcılıkta çağırıyordu. “Sen Hocam böyle bir şey dedin mi? Usulen bir ifadeni alalım” diyorlardı. Cezaevine gazeteci getirmişler. Orada benim resimlerimi çektiler. Ama acayip ciğerlerine oturdu. Dediler ki; “Adnan Hoca'nın” dediler “saçlarını kazıdık” dediler, “cezaevinde.” Böyle abuk subuk hayali resimler çizmeye başladılar. Onların hayalinde o ya. Bir de sonradan demokrat kesildi bu gazeteciler. Bak saçımın kesilmesi, ki zaten kanunen yasak, öyle bir şey olmaz. Saçımın zorla kesilmesini zafer sevinci olarak kutladılar günlerce, heyecanla, kesildi diye. Öyle bir şey de yok ayrıca. Sadece biçim verdiler saçıma, kısalttılar. Normal kesim oldu. Normal, Amerikan tıraşı yapıyorum ben zaten. Ben orada kilo verdim. Bayağı da yakışıklılığım arttı. Bir gördüler, ciğerlerine oturdu. Acayip ızdırap çektiler. Filinta gibi çıktık biz oradan çıktığımızda. Böyle ünlü bir artist ismi arıyorum şu an ama aklıma gelmiyor.
ALTUĞ BERKER: Siz o gazete sahiplerini mektupla uyarmıştınız Hocam yanlış hatırlamıyorsam.
ADNAN OKTAR: Bak dedim ki, bak dedim ki, el yazımla yazdım; “bakın arkadaşım, canım ciğerim” dedim. “Siz anlamıyorsunuz” dedim. “Bugün banaysa, yarın size olur. Aklınızı başınıza alın. Böyle yapmayın” dedim. Aynen dediğim çıktı. Benden sonra alıp getirdiler hazreti. O da girdi içeri. Yani tabii anlatmadığımız kısımlar çok oluyor da biz anlattığımız kısımlar bunlar. Ama Allah ne yaptılarsa ayaklarına dolandırdı. Benim cezaevinde çökeceğimi zannettiler. Acayip kendime geldim. Acayip zindeleştim. Daha önce de öyle olmuştu. 86’da tutukladıklarında da öyle, acayip zinde hale gelmiştim. Yarıyor bana ya, Allah'ın hikmeti, cezaevi, ne hikmetse, bilmiyorum, bayağı açılmıştım. Akıl hastanesinde de; acayip böyle zinde hale gelmiştim. Allah'ın dilemesiyle olur. Şeyh Nazım Hocam ne diyor? Bir gün bir veliullah, bir gün bir veliullah, bir gün bir veliullah; üç veli” diyor, “senin kalbine nazar etti ve dua ettiler sana” diyor, “her gün. Oradan öyle çıkamazdın sen” diyor. “Sana zaillik gelirdi” diyor. Yani zaaf. “Hasta olurdun” diyor. “Allah seni öyle korudu” diyor Şeyh Nazım Hocam. “Allah'ın inayeti altındasın” diyor, inşaAllah. Dünya güzelidir benim Şeyhim, maşaAllah.
“Selamun Aleykum canımın içi, ciğerimin köşesi, baharım Hocam” diyor. “Nasıl özledim sizin mübarek sohbetlerinizi, oradaki kardeşlerimi bilemezsiniz. Canım hocam, aniden Ankara'ya, memleketinize geldik. Annemlerdeyiz. Ne yapıp edip internete bağlattım. Hep birlikte sizi izleyeceğiz, inşaAllah. Canım Hocam, yanlış hatırlamıyorsam bugün doğum gününüz. Size nasıl dua etsem? Allah daha nice sağlık ve muvaffakiyetle uzun ömürler versin” diyor. Bu hanım kardeşimiz de dünya tatlısı, maşaAllah. Ama bugün bitirsek mi acaba bu yaş günü kutlamalarını? Çünkü bu çok uzun sürecek gibi görünüyor. Bugün bitsin, inşaAllah. Teşekkür ediyorum, Allah razı olsun. Allah bütün milletimize uzun ömür versin, inşaAllah.
Efendim, Hanife Karaduman, Kazak hanım kardeşimin sorduğu soru; yok, Müslümanlara, Türkiye'ye bir şey olmaz. Mehdi (a.s.) talebelerine de bir şey olmaz. Olur da öyle ufak tefek şeyler olur. Ciddi boyutlu bir şey olmayacak, inşaAllah. Dediklerim doğru, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Akşam Gazetesi'ndeki bir haber de Roj TV ile ilgiliydi. Roj TV, dünyanın ilk işkence tedavi merkezi kurucusu Danimarkalı İnge Genefke başta olmak üzere toplam yüz elli farklı kişi tarafından Nobel’e aday gösterilmiş. Yapılan açıklamada; Roj TV'nin Kürtlerin çektiği acıları ve Türkiye'deki durumu dünyanın görmesini sağladığı, Türk medyasının iktidarın baskısı altında bulunduğundan gerçekleri kamuoyuna aktarmadığı, Roj TV'nin ise gerçekleri kamuoyuna aktararak Kürtlerin ulusal bilinci ve adalete olan inançlarının gelişmesine katkıda bulunduğu gerekçesiyle Nobel’e aday göstermişler.”
ADNAN OKTAR: Fakat kardeşim anlatıyoruz. Diyoruz ki; “bakın özellikle kuzey ülkeleri, bunlar Marksist, Leninist, Darwinist düşüncedeler ve PKK'nın hamisi bunlar” dedik, değil mi? Norveç, Danimarka, İsveç, İsviçre, Hollanda hatta Almanya, Fransa; bunlar hep sosyalist, solcu, materyalist kafadadırlar ve bu Güneydoğu’daki komünist ayaklanmaya derin bir saygı duyuyorlar ve çok önem veriyorlar. Roj TV’yi de onlar destekliyorlar, tabii ki. Roj TV'ye karşı, neydi o bir televizyon kurdular bizim TRT?
ALTUĞ BERKER:TRT Şeş.
ADNAN OKTAR: Mesela, TRT Şeş'de bir kere anti-komünist çalışma yapılması lazım. Bak Roj TV'de geceli gündüzlü materyalist, Darwinist, Leninist düşünce sürekli halka empoze ediliyor. Radyodan da yapıyorlar. Şimdi normal bir mücadelede ne yapılır? Karşı atak yapılır, değil mi? Mesela adam; “siyah” diyorsa, sen “beyaz” dersin. O kötülüyorsa, sen “iyi” dersin. Adam “kötü” diyor. Bu taraf “susuyorum” diyor. “Susma hakkımı kullanıyorum” diyor. Adam “Darwinizm” diyor. “Ben” diyor, “ben de Darwinistim” diyor. Materyalizm? “Bizim TRT de anlatıyor materyalizmi zaten” diyor. Kardeşim bu durumda Roj TV'ye kızıyoruz ama Şeş TV'ye ne demek lazım? TRT'ye ne demek lazım? Şeş TV ve TRT, Roj TV'den çok daha fazla materyalist propaganda yapıyor, Darwinist propaganda yapıyor. Kıyas kabil değil. Her gün yapıyor aşağı yukarı. Ona ne diyeceğiz? Eğer samimiysek, yani samimi iseler TRT'de Darwinist, materyalist propagandayı durdurmaları lazım. Roj TV'den çok çok daha fazla materyalist propaganda yapılıyor. O zaman Roj TV'ye ne söz söyleyeceksin o zaman, değil mi? Adam Nobel de verir, işte o kadar, inşaAllah. Şimdi kardeşim burası temkinli konuşmam gereken bir yer olduğu için tabii usturuplu konuşuyoruz. Kelimeler kafamdan böyle akıyor. Şak bir tanesini yakalayıp hemen onu konuşuyorum. Yoksa ben serbest konuşsam yani nefis olur, nefis olur, şahane olur. Tam yerli yerinde de konuşurum ama şimdilik müsaade yok.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Hocam dün Polonya'nın Auschwitz kentinde yapılan, İkinci Dünya Savaşı'nda Ölen Yahudileri Anma Töreni'ne Türkiye ilk defa bakanlık düzeyinde katılmış. Devlet Bakanı Sayın Egemen Bağış Türkiye adına törende bulunmuş.
ADNAN OKTAR: Şu Temerküz Kampı’nın bulunduğu yer. Toplama kampının bulunduğu yer. Evet, tel örgülerle. Çok büyük zulüm yaptılar o zaman. O Musevilere, yazık o insanlara. Diğer insanlar, çingeneleri mahvettiler, değil mi? Zenciler, akıl hastaları, bedenen kusurlu insanlar; onları zaten cayır cayır yaktılar. Hitler gibi azılı bir psikopatı, Darwinist, materyalist propagandayle başa getirdiler. Almanları önce Darwinist yaptılar. Sonra da faşist yaptılar. Darwinist olunca faşist yapmak çok kolay. Darwinist olunca komünist yapmak da çok kolay. An meselesidir. Hemen netice alırlar.
“Selamun Aleykum Değerli Muhammed Adnan Hocam. Allah'ıma hamd olsun ki sizin gibi bir aslanı bu ümmete gönderdi. Rabb'im ömrünüzü uzun kılsın. Ahiretinizi mübarek etsin. Doğum gününüz kutlu olsun gül yüzlü Hocam. Aslan Hocam, bize, özellikle bu aciz kardeşinize dua ediniz. Mehdi (a.s.)’ı görmek nasip olsun. Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hocamız’ın...” Evet, o bizleri sever. Allah razı olsun hocamız ama o biraz yani üslup olarak öyle değil de şöyle diyelim; “Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hocamız, Mehdi (a.s.)'ı bize müjdeliyor. İnşaAllah o Mehdi (a.s.)'a kavuşuruz.” İnşaAllah. “Selam ve dua ile.” Allah kalplerinize derin iman nasip etsin. En büyük nimettir derin iman. Derin iman, derin Allah sevgisi getirir, hakkı ile Allah'tan korkmayı getirir ve derin neşe getirir, derin sevinç getirir. En büyük nimettir derin iman. Allah seçkin kullarına verir. Hidayet ve hidayetten kaynaklanan derin iman, inşaAllah. Onun için bir insana en güzel dua, Allah'tan ona derin iman vermesini istemektir. Allah'ın ondan razı olmasını istemektir. En güzeli odur.
İbrahim Toker; “Selamun Aleykum Değerli Adnan Hocam. Kafama bir soru takıldı” diyor. “Siz Kuran'ın yeterli olduğunu söylüyorsunuz ama benim bu konuda anlamadığım bir şey var. Kuran yeterli ise niçin bu kadar mezhep vardır? Hocam bunu biraz daha anlatabilir misiniz? Ve siz 'Hz. İsa (a.s.) indiğinde geçmişini hatırlayamayacak ve Hz. İsa (a.s.) olduğunu bilmeyecek' diyorsunuz. O zaman Cebrail (a.s.) ona gelip de Hz. İsa (a.s.) olduğunu mu söyleyecek?” Tabii ki. Görüntü olarak görür, Peygamber vicdanı ile. Allah vermesin, bazen insan halüsinasyon görebilir. Böyle kanatlı bir varlık gelir karşısına; “Sen peygambersin” der. Hastalıktır bu bazen, hastalık olarak ama mümin imanın feraseti ile derin imanlı Peygamberler onun bir gerçek olduğunu anlıyorlar. Bir de Cebrail (a.s.) geldiğinde eşyanın yerini değiştirir. Mesela bunu alır, buraya koyar. Gittiğinde onun orada olduğunu görürsün. O zaman ne olmuş oluyor? Gerçek olmuş oluyor; bir görüntü değil. Çünkü almış oraya koymuş, değil mi? “Bir rüya gördüm Hocam” diyor. Rüyayı şey yaparsak o kafasına kavun takan adam var ya onun konumuna gelirsin. Sakın öyle şeylere girmeyelim, değil mi? Adam diyor ya; “rüyaya yat” diyor. “Benim” diyor, “Mehdi (a.s.) olduğumu sana söyleyecekler” diyor. Kardeşim sen kendini şartlandırırsan, “ben rüyamda falanca kişiyi Mehdi (a.s.) göreceğim” diye kendini önceden hazırlarsan Mehdi (a.s.) da görürsün, başka şey de görürsün. Bu rüya. Rüya kontrollü bir şey değildir ki, değil mi? Uzayda balık ızgara yaptığını da görürsün. Hepsini görürsün. Böyle mantıksızlık olmaz. Rüyayla farz meydana gelmez. Öyle şey olmaz. Ama kardeşimiz tabii iyi niyetle diyor, inşaAllah. Hüsn-ü zannı için Allah razı olsun diyoruz. İnsan sevdiğine hüsn-ü zan eder. Normal o. “Biraz saçma gelebilir.” “Saçma” demeyelim de, insan görebilir öyle bir rüya. Güzel, hayra yorarız. İnşaAllah senin için de hayırlıdır, Müslümanlar için de hayırlıdır. Demek ki İslam ahlakı dünyaya hâkim olacak. Biz onu ona yorarız. Rüyasında insan bir kişiyi Mehdi (a.s.) olarak görüyorsa, “İslam ahlakı dünyaya hâkim olacak”a yorarız biz. Çünkü rüyada görülen şeyler sembolik olur. Mesela insan Allah esirgesin öldüğünü görür; ama onun uzun yaşayacağı alametidir, değil mi? Mesela Mehdi (a.s.) gördüğünde de biz neye yoracağız? İslam dünyaya hâkim olacak. Biz sevdiğimizi Mehdi (a.s.) olarak görürsek, “İslam dünyaya hâkim olacak” olarak alırız. O kişinin Mehdi (a.s.) olduğuna yormayız onu. Yani delil olarak almayız. Ama keşke sevdiklerimiz Mehdi (a.s.) olsa. İsteriz. Niye istemeyelim? İnşaAllah.
SUNUCU: Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrar devam edeceğiz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, kardeşimizin sorusu yarım kalmıştı, onu anlatalım, Halil İbrahim kardeşimizin. “Kuran yeterliyse niçin bu kadar mezhep vardır?” diyor. Mehdi (a.s.) çıktığında göreceksiniz Kuran'ın yeterli olduğunu. Mehdi (a.s.) açıklayacak. “Aa” diyeceksiniz, “ne kadar olay açıkmış, ne kadar sarihmiş. Hayret” diyeceksiniz, “nasıl oldu mezhepler arasındaki bu ayrılık, bu kadar sarih olduğu halde, bu kadar açık olduğu halde?” Allah öyle göstermiş mezhep imamlarına. Kaderleri öyle. Kaderde mezhep olacak. Çünkü ne diyor Peygamberimiz (s.a.v.)? “Mehdi (a.s.) gelecek, mezhepleri kaldıracak.” O zaman ne demektir? Allah mezhep yaratacak. İnsanlar istese de, istemese de o kaderlerinde var. Mezhep olacak. Kaderde oldu mu olur. Çünkü Mehdi (a.s.) kaldıracak. Mehdi (a.s.) da geldiğinde hadisleri, Kuran'ı mükemmel yorumlayıp, çok açık şerh edecek, izah edecek. Tek din oluyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanı gibi, Asr-ı Saadet gibi. Biz de Allah'a hamd edeceğiz. Ben mesela Hanefi mezhebindeyim. O zaman Hanefi mezhebinden çıkacağım. Mehdi (a.s.)'a uyacağım. Asr-ı Saadet Müslümanlığına uyacağım. Ama şu an mukallidim. Çünkü mecburen böyle. Başkaları için de bu geçerlidir.
ALTUĞ BERKER: “Evrimleşmenin Tam Zamanı” başlıklı bir haber vardı HaberTürk’te. Neva Çiftçioğlu diye bir kadın.
ADNAN OKTAR: Tamam, ne diyor bu kardeşimiz, doçent hocamız?
ALTUĞ BERKER: Evrimi savunuyor. Bir de enteresan şeyler söylüyor hocam. Mesela diyor; “sel baskınlarının arttığı bölgelerde yaşıyorsak sırtımızda yüzgeç, kuraklığın başladığı bölgelerde ise hörgüç geliştirmeliyiz” diyor. Bunun gibi örnekler saymış. “Zamanı geldi” diyor, “evrimleşmenin.” Bu tip şeyler yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi mesela “bu bilim adamı” deniyor değil mi? “Bilim kadını” diyorsun. Neva Çiftçioğlu. Alın buraya getirin konuşturalım. Hayret edeceğiniz şekilde mantık örgüsünde ilginçlikler olduğunu göreceksiniz ve tam anlamıyla cahil olduğunu görürsünüz. Şimdi “doçent” deyince insanlar; “tamam, acayip bilgisi vardır” diyorlar. Bir şey bildikleri yok. Okulda resmi olarak okutulan ders kitaplarında, Darwin’in kitaplarından tek yanlı, aslı astarı olmayan, bilimsellikle alakası olmayan bilgiler öğretiliyor, çizimlere dayalı. Var ya İş Bankası işi gücü bırakıp benim Yaratılış Atlası’na güya kendince cevap için bir atlas hazırladı; baştan sona çizim. Bunlar da çizim kitaplarıyla eğitilmiş adamlar. İsterseniz deneyelim. Telefonla da katılabilirim. Alın getirin bir yere. En fazla yarım saatte bütün foyasını ortaya dökerim. Bomboş olduğunu size ispat ederim. Hiçbir şey yok. Yani tam anlamıyla cahil oluyorlar. Zaten üsluptan da bak, mantık örgüsünü görüyor musunuz? Yani inanılır gibi değil. “Cehalet, zaruret ve ihtilaf” diyor Bediüzzaman. Yani bizim karşıtlarımız “cehalet, zaruret”; yani fakirlik “ve ihtilaf”; Müslümanların birbirleriyle uğraşması. Konu bu. Ordu gibiler bu cahiller. Bir tane, iki tane değil; çok fazla. HaberTürk zaten nerede bu tip adam varsa alıp çıkarıyor. Fatih Altaylı’nın kafası nasıl boşsa fikir olarak, bunlar da boş adamlar. İsterseniz ispatım kolay. Alın getirin. Bu ve bu diğer ekibi de getirin. Herhangi bir konudan giriş yapsınlar. Üç beş tane soru sorayım, anında mat olurlar. Hiçbir şey yok bu adamlarda. HaberTürk’e biz gitmiştik, hatırlıyorsun. Un, çuvalından çıktığında nasıl böyle dağılır, toz duman olur. Dağıldılar anında komaya girdiler.
ALTUĞ BERKER: Odaya kilitlediler kendilerini.
ADNAN OKTAR: Kendilerini odaya kilitlediler, çıkmadılar dışarıya. Sekiz saat pişmiş hoşafa döndüler, zerdali hoşafına döndüler. Bu da öyle, gazete köşesinde böyle esip savuruyor. Zaten görünüşü falan ilginç baksana. Neyse şimdi daha detay vereceğim ama bu kadarı yeter.
ALTUĞ BERKER:Her tarafı yanlış da Hocam. Mesela; “değişim olmadığı takdirde yok oluyorsunuz” demiş. Her gün fosil gösteriyorsunuz. İsterseniz bir daha gösterelim. Örneğin, 125 milyon yıllık cırcır böceği, değişim olmamış, günümüzde de yaşıyor. Demek ki evrimleşmemiş.
ADNAN OKTAR: 125 milyon yıldan beri bak, aynısıyla duruyor. Ablamıza göre… Ne diyor? “Sırtında yüzgeç” mi “çıkar” diyor, “kambur” mu “çıkar” diyor?
ALTUĞ BERKER: 2,5 milyon yıllık kenevir tohumu var.
ADNAN OKTAR:Ebru Hanım ne diyor? “Müslüman bayanın sonradan Müslüman olmuş eşi” Müslümansa evet, olabilir. “İngilizce Soyadı” Niye olmasın? Neyse o soyadı. İngilizce-Fransızca, ne fark eder? Mühim olan Müslüman olması.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam” Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Selamını alalım. “Hocam, siz Mısır’daki olaylar olmadan kısa bir zaman önce Piramitlerin altında girilmeyen odaların girilenlerden çok daha fazla olduğunu ve buralarda kutsal emanetlerin bulunduğunu söylediniz.” Doğru, Peygamber mezarları da var. Çünkü çok geniş alandır orası, inşaAllah. “Röportajın devamında ise; ‘buraya nasıl girilir? Elbette devlet yoluyla girilebilir. Oralara gireceğiz ve kutsal emanetleri çıkaracağız, göreceksiniz, inşaAllah’ dediniz” diyor. EvelAllah. “Hocam, siz bu açıklamaları yaptıktan sonra da Mısır’daki olaylar başladı” diyor. “Ne gibi hikmetleri olabilir?” diyor. Yani demek istiyor ki kardeşimiz; “Mısır’a ne zaman gideceksiniz araştırma yapmak üzere?” Oraya geliyor laf, anladığım kadarıyla. Daha var ama o piramitlerin tabii didik didik edilmesi lazım. Çok fazla emanet var orada, çok fazla bilgi var. Çok az bir kısmı çıkarılabildi. Orada kör odalar var. Yani özel kapatılmış. Mesela yapıyorlar, taş sürgüyü ileriye sürüyorlar, orası kilitleniyor. Yani geçmeni taşla kapatıyorlar. Sen geldiğinde blok bir taşla karşılaşıyorsun. Arkası dehliz, odalara gidiyor. Girmek mümkün değil. O kayayı kırmak; üç metre çaplı kaya, nasıl kıracaksın? İki metre çaplı kaya. Devlet gücüyle olur. Açtık mı hepsine ulaşacağız. Onlar Hz. Musa (a.s.)’dan bizardı. O zaman devlet onların hepsini muhafaza etmiştir. Gerek Tevrat’ın orijinalini, gerek o devirdeki bilgilerin hepsini muhafaza eder ve ettiler.
“Selamun Aleykum, ben İstanbul’dan Tuğba. Programınızı her gece çok severek izliyorum ve Adnan Hocam’la tanışmayı çok istiyorum. Ona ulaşabileceğim adresi öğrenmem mümkün mü? Cevabınızı bekliyorum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Sevgilerimle.” Bizim adresi yine ver.
ALTUĞ BERKER: gecesohbetleri@a9.com.tr
ADNAN OKTAR: Evet. “Azerbaycan’dan selamlar” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Adnan Hocam sizi gördükçe Hz. Ali (r.a.)’ı hatırlıyoruz.” MaşaAllah, dedemi. “İmanımın artması ve İslam’a hizmetimin artması için bana dua edin, inşaAllah. Arşin Razaiyev, Azerbaycan.” Azerbaycan’da binlerce sevenimiz var, maşaAllah. Canlarım benim, öyle muhteşemler ki, öyle yiğitler ki. Toplantı yapmışlardı geçenlerde, konferanslar veriyorlar. Azerbaycan’ı yıkıyorlar adeta, maşaAllah. Çok şahane delikanlılar. Delikanlı kızlar, delikanlı çocuklar, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Resimleri var Hocam.
ADNAN OKTAR: Göster. Bak, Azerbaycan’da maşaAllah. Gayet güzel, fosilleri sergilemişler. Hepsi Türk-İslam Birliği için içi yanan insanlar, maşaAllah. Bak, Azeri hanım kızlar, delikanlılar, maşaAllah. Salon da çaka çaka dolu, maşaAllah. Allah ilimlerini arttırsın, bilgilerini arttırsın, inşaAllah. Azerbaycan bizim canımız, maşaAllah.
“Selamun Aleykum Harun Yahya Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam, size de okuduğum bu konuyu anlatır mısınız? Peygamberimiz (s.a.v.), zamanının imamını tanımadan öleninin cahiliye ölümü üzerine ölmüş olacağını söylemiştir. ‘Fuzeyl bin Yesar şöyle der: “İmam Muhammed Bakır’ın şöyle buyurduğunu duydum: “Her kim zamanının imamını tanımadan ölürse cehalet ölümü üzerine ölmüş olur. Ve her kim imamını tanırsa Kaim (Hz. Mehdi) aleyhisselam’ın zuhurunun erken veya geç olması, onun için fark etmez. Ve her kim imamını tanımayarak ölürse Kaim (Hz. Mehdi)aleyhisselam’ınçadırında olanlar gibidir.”’ Zamanın imamı Mehdi (a.s.), inşaAllah. ‘Tanımadan ölmek cahiliye ölümü’ denirken, imansız mı ölür Hocam?” diyor. Samimiyetsiz olursa, imansız tabii olmaz da ama vicdansızlık yaparak insan ölürse hesabını verir tabii ki. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v.) müjdeleyecek. Adam diyor ki; “Beni ilgilendirmez.” Bu çok korkunç bir şey, çok anormal bir şey.
Hamza Demir. Aman Allah’ım, Allah’ım. Bu kardeşimiz de uzay dinine inanan bir arkadaş. Aman Allah’ım Yarabbim. Ahir zaman ne acayip, maşaAllah. Uzun uzun da yazmış. İnandığından da değil kerata da öylesine, macera olsun. Ben mürşitlerimi Hocalarımı çoktan beri dinlemedim.
VTR: Depremlerin artması, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerindendir
VTR: Bediüzzaman Hazretlerinin Has Talebeleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Geleceğini Söylüyorlar
ADNAN OKTAR:Videoyu hazırlayan kardeşimiz haklı. Bütün tarikatları sevmemiz lazım. Mesela bakıyoruz adam kendi tarikatının içindeki insana tahammülü yok. Mesela bak Cübbeli kaç tane değerli hocaefendiye karşı söylemedik laf bırakmıyor. Bayağı değerli, çok büyük alimler var. Çok acayip laflar ediyor; adamları yani dolaylı yoldan. Tabii kendi konuşmuyor da onu destekleyen adamları var. Kendisinin de var konuşması. Kendinin de var, adamlarının da var. Halbuki biz Müslüman olarak kardeşiz. Herkesin birbirini çok sevmesi lazım. Bütün tarikatlar, cemaatler, gruplar, topluluklar değil mi? Hepsine muhabbetle bakmak lazım. Görüşmek, konuşmak mesele olmaması lazım. Dostane yaklaşım gerekir. Yani cennette arkadaşlık, dostluğa niyet etmiş ama bu dünyada niyet etmemiş; böyle olmaz. Ağabeylerimizin çektiği çileleri bir gösterelim. Var mı resimleri?
ALTUĞ BERKER:Resimlerini gösteriyorum Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak, “1967 yılında Mersin Adliyesi Mahkemesi Salonu. Ön sırada sağdan sola; Mustafa Türkmenoğlu, Şerafettin Kartal, Said Özdemir Ağabey, Sungur Ağabey” Fikirlerinden dolayı, Risale-i Nur Külliyatı okuduklarından dolayı yargılanıyorlar mahkemelerde. Yine bak hapishanelerde Sungur Ağabey ve arkadaşları. Yine Sungur Ağabey, hapishanede arkadaşlarıyla beraber. Sırf Risale-i Nur okudukları için; suçları bu. Yine Sungur Ağabey ve diğer ağabeyler. Evet, burada da o şekilde, mahkemede. Bura hapishanenin içerisinde Sungur Ağabey’in resmi. Said Özdemir Ağabey Mersin Mahkemesi’nin önünde. Yine Mustafa Sungur Ağabey. Yani şu an sanki böyle çok kolaymış gibi. Bak bunlar ne çilelerden, ne zorluklardan geçmişler, ne ızdıraplar çekmişler. Bediüzzaman’ı cezaevinde koruyup kollayan oranın delikanlıları, cezaevinin delikanlıları. Bediüzzaman’a böyle toz kondurtmamışlardır maşaAllah, hizmetine girmişler. Allah onları da bak onlara hizmetçi kılıyor.
ALTUĞ BERKER:Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yani hapishanenin kabadayıları gördüğüm kadarıyla. Bediüzzaman’a Allah kalplerinde sevgi meydana getiriyor, hürmetle hizmet ediyorlar maşaAllah. Ama şimdi tatlı su Nur talebeleri oldu bir kısım yerlerde. “Aman aman aman aman hiçbir şey olmasın” mahkemenin yoluna da gitmesin, polisle de karşılaşmasın, hiçbir olay olmasın, kimse bir şey demesin, dedikodu da olmasın, rahatı kaçmasın, uykusuna zarar gelmesin, şirkete zarar gelmesin, holdinge zarar gelmesin! Böyle muhallebi, muhallebiye dönüştüler bir kısmı. Bak, delikanlılığı görüyorsunuz. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri jandarmalar arasında gidiyor, oradan oraya, oradan oraya, oradan oraya; Kastamonu’ya, Kastamonu’dan Barla’ya, oradan başka illere… Bütün ömrü cezaevlerinde geçti, otuz yıl. Tam anlamıyla delikanlı Bediüzzaman Hazretleri.
Başka ne var filmlerimiz? Hüsnü Bayram Ağabey’i dinleyelim.
VTR: Hüsnü Bayram Ağabey ile sohbet
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ağabeyimiz de Bediüzzaman’a çok emek veren değerli büyüklerimizdir.
Bu sorular bir hayli uzun. Defne isimli bir hanım vefat etmiş herhalde. Onunla ilgili soruyorlar. Doğru mu? Var mı öyle birisi? Kim o?
ALTUĞ BERKER:Evet. Bir sunucu olarak başladı galiba şov programlarında.
ADNAN OKTAR:Nedir? Neden vefat etti? Rahatsızlığı ne?
ALTUĞ BERKER:Astımı olduğu söyleniyor. Ama tam teşhisi açıklamadılar.
ADNAN OKTAR:Allah rahmet etsin. Dünya gelip geçicidir. İnşaAllah Allah taksiratını affetsin; annesine, babasına uzun ömür versin. Astıma, o tip hastalıklarda önceden çok iyi tedbir almak lazım; çok özenli, dikkatli olmak lazım. Ehemmiyet vermiyorlar bazen. Onun ilgili ilaçları var, spreyleri var, şu var, bu var. Onları yanında bulunduracak. Yani özen gösterecekler. Mümkündür, mesela sigaralı bir ortama girdiyse, dumanlı bir ortama; eğer ciğerler de hassassa alerji yapmış, sonra da zor durumda kalmış olabilir. Allah onu vesile etmiş olabilir. Her halükarda Allah günahlarını affetsin, cennet nasip etsin diyelim, inşaAllah.
Evet, Hülya Hanım yazmış. “Onların hakkında” onlar kim, onu söylememişsin. Daha detaylı bilgi istiyor kardeşimiz ama kim olduğunu açıklamamışsın. Cübbeli’yi kastediyorsa biz onunla ilgili gerekli açıklamaları zamanında yapmıştık, o yeterli inşaAllah.
“Selamun Aleykum Sayın Kıymetli ve de Çok Değerli Adnan Hocam. Sizi mümkün olduğunca izliyorum maşaAllah. Her geçen gün daha dinç ve gayretlisiniz inşaAllah. Allah tamamına erdirsin inşaAllah. Kıbrıs’ın gelecekteki durumu hakkında bizleri bilgilendirirseniz sevinirim. Bize dua edin hocam. Allah’a emanet olun. Hakkınızdaki görüşleri izliyorum, okuyorum” diyor. “Lefkoşa Kıbrıs’tan, Hüsamettin Karateke.” Evet, Şeyh Nazım Hocamız’ın dizinin dibinden ayrılma Hüsamettin Kardeş. Kıbrıs’ın gülü o, Kıbrıs’ın güzeli, Kıbrıs’ın nimeti, Kıbrıs’ın nuru, Kıbrıs’ın bir tanesi Şeyh Nazım Hocamız’ın dizinin dibinden ayrılma inşaAllah.
“Selamun Aleykum mazlumların sahibi çok sevdiğimiz Seyit Muhammed Adnan Hocam.” Evet, Hüsnü Mübarek hakkında sormuş. Onları anlattık. Başka böyle hadislerden anlatayım, ahir zaman.
ALTUĞ BERKER:Sellerle ilgili bir grafik vardı Hocam, onu gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Sellerle ilgili, görelim evet.
ALTUĞ BERKER:Dünyada sellerin artışı 1950’lerde çok çok azken…
ADNAN OKTAR:2000’lerde muazzam yükselmiş, görüyor musunuz? Bak, 1950’lere bakın, 2000’lere bakın. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi doğru muymuş? “Sellerde” diyor, “Mehdi (a.s.) zamanında müthiş bir artış olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Aynısıyla doğru çıkmış mı? Çıkmış. Bilim de tasdik ediyor.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
SUNUCU: MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şualar’dan okuyabilirim, hadislerden okuyabilirim.
ALTUĞ BERKER:Bir internet sitesi tanıtabilir miyim Hocam inşaAllah? Abdülkerim isimli kardeşimizin hazırladığı Mehdiyet.Com sitesinde, Kuran.Mehdiyet.Com kısmını hazırlamış. Kardeşimiz hemen her gün bir site hazırlıyor maşaAllah. Kuran’da Hz. Mehdi (a.s.) ve Hz. İsa (a.s.) ile ilgili bölümler inşaAllah. Bir de Mehdiyet.Com’da yine Cocuk.Mehdiyet.Com sitesini hazırlamış.
ADNAN OKTAR:İşte bak diyorlar ki kardeşlerimiz “hocam” diyorlar, “nasıl hizmet edelim?” işte bak gayet güzel hizmet işte bu. İnternet sitesi kurmak, kütüphaneler oluşturmak. Mesela berber dükkanın var. Şöyle bir metrelik kısmını, bir buçuk metrelik kısmını, bir duvarı bizim kitaplarımıza ayır. Kuran koy, bizim kitaplarımızdan koy, Bediüzzaman’ın eserlerinden koy. Çok şahane bir kütüphane oluştur, gelen giden okusun, sohbet et.
ALTUĞ BERKER:İsmini yanlış söylemiş olabilirim, Abdülkadir kardeşimiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Abdülkadir maşaAllah. Çok şahane hizmet olur veyahut mesela köyde, köyde evinin bir köşesini insan köy odası haline getirebilir. Ayrı bir kapı açarsın orayı kütüphane, köy kütüphanesi yaparsın. Doldur bizim kitapları güzelce, Kuran da koy, hadislerden koy, İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ını koy. Şahane bir ortam. Oraya bir de internet imkanın varsa bir bilgisayar koyarsan şahane olur. Her gün mesela akşamları, haftada bir gün, haftada iki gün ders programı yap. Köyün hocası ol, ne güzel, gençleri eğit. Oku, okuduklarını da anlat. Etrafında bir genç grubu oluşsun, güzel. Tebliğ yap, değil mi? Sana “hocam” desinler, dinlesinler. Sen anlatınca kendin de öğrenirsin. Köylerde, kasabalarda, mahallelerde, her yerde olur bu. Çok da şahane olur. Gayet de güzel olur. Her öğrendiğini öğretirsin, her öğrendiğini öğretirsin. Hocalık hoştur, güzeldir, değil mi? İnşaAllah. Talebelerin de sonra hoca olsunlar. Gitsinler, onlar da başkalarına anlatsınlar. Evlerinde güzel, küçük bölümler ayırsınlar. Atölye de olabilir. Kaynak atölyesidir falan. Bir köşesini kitaplık haline getirsin, kütüphane haline getirsin. Çok şahane hizmet olur.
İkdüd Dürer’de; “(Mehdi (a.s.)’ın) yüzünün nuru başına ve saçlarının siyahına kadar yükselir.” “Mehdi (a.s.)’ın omzunda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’deki nübüvvet mührü bulunacaktır.” “Omzunda Peygamber (s.a.v.)’in alameti vardır.” Bir başka rivayette; “omzunda Peygamber (s.a.v.)’in nişanı vardır.” Câbir Bin Semüre’den rivayet edilmiş; “Resulullah (s.a.v.)’in mührü güvercin yumurtası kadar bir yumruydu.” Yani şöyle küçük bir şey, küçük bir ben. Sünen-i Tırmizi’de. “Abdullah Bin Cercis’ten rivayet edilmiştir: “Resulullah (s.a.v.)’in iki küreği arasında sol kürek bölümü tarafında” yani kalp hizasında, kalp hizasına yakın, “üstü kabarcıklı, beneklerle dolu Peygamber (s.a.v.)’in mührüne baktım.” Bir ben var sırtında. Mehdi (a.s.)’de olan ben gibi işte. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in benine benziyor Mehdi (a.s.)’ın sırtındaki ben. Evet. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın rengi Arabîdir.” “Rengi Arap rengidir.” Kaynaklarını vermiyorum çünkü uzun sürer diye ama Ehl-i Sünnet kaynaklar. “Esmer olacaktır.” Yine Kıyamet Alametleri’nde, El Kavlu’l Muhtasar’da var. “Enes bin Malik, Peygamber (s.a.v.)’in rengi hakkında şöyle dedi: “Beyaz idi. Fakat beyazı esmere çalıyordu. (İbn-i Kesir)” “Esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığı ispat etmektir.” Peygamberimiz (s.a.v.)’in rengi için ne deniyor? “Arabidir rengi.” Bak, Peygamberimiz (s.a.v.)’deki Arabi ile Mehdi (a.s.)’ın rengi için ne deniyor? “Rengi Arabi.” Peygamberimiz (s.a.v.)’de kullanılan üslubun aynısını kullanmış; Arabi. Şimdi Arabi’yi açıklıyor İbn-i Kesir; “esmerden maksat bembeyaz olmayıp az kırmızılığa ispat etmektir. Çünkü Resul-ü Ekrem Hazretleri (s.a.v.)'in rengi, hamamdan henüz yeni çıkmış ve kendisine kızıllık gelmiş olan bir beyaz kimsenin o andaki rengi gibidir. Yani Resul-ü Ekrem Hazretleri (s.a.v.)'in mübarek rengi, kırmızı ile karışık nurani beyaz idi.” Esmerden kasıt neymiş? Bu. Cübbeli ne diyor? “Koyu esmer” diyor. Nerede koyu esmer? Sonra kendisi açıklıyor. “Ak pak” diyor, “anlı” diyor. “Esmerden kasıt” diyor, “buğday rengi” diyor. Niye doğru söylemiyorsun peki daha önce, değil mi? “Hz. Mehdi (a.s.)’ın boyu posu sanki Ben-i İsrail ricalindedir.” Yani Ben-i İsrail görünümündedir. “Cismi, İsrail cismidir.” Kitab-ül Burhan’da. “Mehdi (a.s.) sanki Ben-i İsrail’den bir adamdır.” Heybetli ve acar. Kitab-ül Burhan’da yine. “Mehdi (a.s.) orta boylu olacaktır.” Kıyamet Alametleri, El-Kavlu’l Muhtasar. “Enes B. Malik rivayetlerde buyurdu ki: Resulullah (s.a.v.) orta boylu idi.” Peygamberimiz (s.a.v.) de orta boylu. “Bilindiği gibi hadiste geçen “Rab’a” kelimesi normal ve orta boylu demektir. Fakat normal boy için uzun olan şahsa göre bir sınır vardır. Çünkü boyun sahibi kendi karışı ile yedi karış kadar olan boya normal boy denilir. (Tirmizi, Şemail-i Şerif, s. 15.)” “Mehdi (a.s.)’ın zamanında küçükler; ‘keşke ben büyük olsaydım’, büyükler de; ‘keşke ben küçük olsaydım’ diye temenni ederler.” “Naim, Tavus'dan rivayet etti: "Ben Mehdi (a.s.)'a yetişene kadar ölmeyeyim istedim.” Allah ömrümü uzun etsin, onun için biz dua ediyoruz büyüklerimizin Mehdi (a.s.)’ı görmesi için. Bak; “ben Mehdi (a.s.)’a yetişene kadar ölmeyeyim istedim. Zira onun döneminde iyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır." Düzelmesi, Müslümanlığa sıcak bakmaları için iyilik yapılıyor, Allah rızası için. Benden başka Mehdilik konusunda detaylı bilgi veren olmadığı için mecburen bu hayati dönemde, Mehdi (a.s.)’ın çıkış zamanında var gücümle Mehdi (a.s.)’ı anlatıyorum. Çok nadir; Şeyh Nazım Hocamız var, Şeyh Ahmet Yasin Hocamız var, belirli birkaç mürşit daha var, onun dışında Mehdi (a.s.)’dan bahsedilmiyor. Hz. İsa Mesih (a.s.)’dan bahsedilmiyor, deccaldan bahsedilmiyor. Bu bahsedilmeme; kıyamet alameti ve Mehdi (a.s.)’ın çıkışıdır, çıkış alametidir, hayrettir. Bakın yirminin üstüne sahabe Mehdi (a.s.)’ı çok kapsamlı anlatıyorlar. Ahkam hususunda bile, yani fıkıh konusunda bile bu kadar detaylı sahabe açıklama yapmamış. Bu kadar ittifak etmemişler sahabeler. Peygamberimiz (s.a.v.) günde beş vakit Mehdi (a.s.)’dan bahsediyor. Sürekli Mehdi (a.s.)’dan, deccaldan bahsediyor, sık sık. Ama ahir zamanda bahsedilmiyor. Hutbelerde Mehdi (a.s.)’dan bahsedilmemesi kıyamet alametidir, Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir. Ve ben bir de demagoji tarzında da anlatmıyorum Mehdi (a.s.)’ı, böyle “şahs-ı manevi”, “ruh gibidir, görünmez” yani insanları böyle kandıran, insanları açmaza sokan, “var ama yok” anlamında söylenen sözlerden ben kaçınıyorum. Yani benim vicdanım öyle bir şeyi almaz. “Var ama yok” anlamında söylüyorlar. “Şimdi Mehdi (a.s.) var.” Nasıl? “Ruh halinde”. Bu; “yok” demek istiyorsun sen. “Mehdi (a.s.) var, şahs-ı manevi olarak var.” Yani “yok” demek istiyorsun. Öbürüne diyoruz, o zaten “yok” diyor; öbürü “beş yüz yetmiş sene sonra gelecektir”. Bu ne demektir? Yok demektir. Çünkü beş yüz yetmiş sene sonra sorsan aynı adama bir beş yüz yetmiş sene daha atar. Zaten bak Cübbeli de ne diyor? “Şimdi” diyor, “siz işe güce gidiyorsunuz” diyor, anlatıyor. “Şimdi Mehdi (a.s.)’ın gelmesini istemezsiniz siz” diyor. “Ben de size yardımcı oluyorum” mantığında. “Yani ben de” diyor, “bak beş yüz yetmiş yıl geriye alayım ki” diyor, “Mehdi (a.s.) gelmesin” diyor. Senin demenle mi gelmeyecek Mehdi (a.s.)? Şimdi bana da “anlatma” diyorlar. Mimberlerde anlatılmayacak, hocalar da anlatmayacak, ben de anlatmayacağım; Mehdilik yok olup gidecek öyle mi? Yok öyle şey. En çok anlatan olacağım, gece gündüz anlatacağım, müjdeleyeceğim, Mehdi (a.s.) da geldiğinde yanında olacağım ve Mehdi (a.s.)’ı unutturmak isteyenlerin yüzleri kıpkırmızı olacak inşaAllah. Mehdiliği kabul etmemek İttihad-ı İslam’ı da kabul etmemektir, Türk-İslam Birliği’ni kabul etmemektir. İttihad-ı İslam’ı kabul ediyorsan sen zaten, İttihad-ı İslam’ın mutlaka bir başı olacak. Onun adı ne? Mehdi (a.s.). Türk-İslam Birliği’ni savunuyorsan mutlaka başı olacak. Adı ne? Mehdi (a.s.), inşaAllah.
Evet vakıf da kurabilirsiniz, tabii. Kardeşlerimiz kendi aralarında vakıf kursunlar. Legal dernekler kurabilirsiniz. Konferanslar düzenleyin, konferans binası temin edin, konferansçı kardeş çağırın, siz kendiniz de konferans verin; alıştırın, çok kolaydır ve bayağı zevklidir. Arkadaş grupları oluşturun, evinizde sohbet toplantıları yapın haftada bir gün, haftada iki kere; çaylı, kurabiyeli; gayet güzel olur. Tabii, ben eskiden Ortaköy’deki evde yapıyordum sohbeti. Bizim evin önü çaka çaka arabalarla doluyordu. Bayağı küçüktü ev, yüz kişi filan alıyordu ev. Yani koridorlar, her yer doluyordu, evin içi. Hatırlıyorsun değil mi Berker sen?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Yanlara kadar, değil mi? Tamam, yarım saat sonra Kaçkar TV’deyiz, değil mi? Tamam, peki inşaAllah.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...