SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri Programımıza, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Almanya’dan El Yasin kardeşimiz yazmış. Yasin buraya gel, Türkiye’ye gel, burada konuşalım, görüşelim. Daha detaylı anlatırım. Çünkü anlattığın konular kapsamlı konular. Burada gelip konuşursan daha için rahat eder, daha iyi olur.
“Hocam benim ismim Hilal. Avusturya’da doğdum. 16 yaşındayım, bütün programlarınızı takip ediyorum. Sayın Hocam benim Almanya’da bir tane arkadaşım var ismi Julia. Ortaokulda tanıştık. Bir gün bana Müslümanlık hakkında bir soru sordu. O günden beri ona dinimiz hakkında her şeyi anlattım ve Müslüman oldu.” Aferin MaşaAllah. “Almanca bir Kuran var evde ve zamanı oldukça okuyor, namazını kılıyor ama maalesef ailesi Türkleri ve Müslümanları hiç sevmiyor.” Sağolsun Cübbeli, bayağı bir faaliyette bulunduğu için Müslümanlar hakkında çok acayip bir izlenim oluştu Avrupa’da ve Amerika’da. Bir tek o değil tabi, o kafada olanların etkisiyle. “Onu hiç yalnız bırakmayacağım inşaAllah.” Aferin maşaAllah. “Bize dua etmenizi arzu ediyorum. Sizi çok seviyorum. Sizden çok şey öğreniyorum. Allah’tan bütün güzellikleri size vermesini diliyorum.” Hepimize Allah nasip etsin inşaAllah. “Allah’a emanet olun. Allah yar ve yardımcınız olsun. Sizi seven Hilal ve ailesi.” Güzeller güzeli Hilal Allah sana uzun ömür versin. Annene, babana, hepsine bereket, bolluk, güzellik nasip etsin. Seni onlara bağışlasın. İmanını güçlendirsin, nurunu artırsın. Cennette dünyada da kardeşiz inşaAllah. Ne güzel bu, çok hoşuma gitti maşaAllah. Aferin. Çünkü aşkla şevkle anlattığın için bak arkadaşın hemen etkilenmiş. Dini anlatan insanın ilk önce, sevgiyi elde etmesi lazım. Karşısındaki insanın sevgisi. Sevgi olmadan, din anlatsan da etkili olmaz. Bir insan, bir insana karşı tepkiliyse, yani ona karşı kalbinde bir sevgi duymuyorsa, o doğru anlatsa bile onu doğruyu yanlış anlama eğiliminde olur. Ama çok seviyorsa, yanlış bile anlatsa onu doğru görme eğilimi olur, ki Müslümanlıkta yanlışlık olmadığına göre, çok güzel bir ortam olur. Onun için Hilal’in yaptığı doğru. Mesela bak Julia’yı kendisine arkadaş etmiş. Çok güzel olmuş. Samimi olursun, sırdaş olursun, dost olursun, arkadaş-kardeş olursun, beraber yer içersin, o seni sever, senin candan anlattıklarını da o zaman sevgiyle dinler. Gönlü rahat eder. Ama tanımıyor bilmiyorsa, insanlar zaten dini olmayan bir insan zaten dünyanın en tehlikeli mahluku olmuş oluyor, ne yapacağı belli olmaz. Nerde, ne zaman vuracağı, nasıl vefasızlık yapacağı, nasıl münasebetsiz, garip bir söz söyleyeceği tahmin edilemez. Yahut nasıl dedikodu yapacağını da tahmin edemezsin. Çok riskli olur. Ama seviyorsa, cahil dahi olsa, kalbindeki o muhabbetle insan sevdiğine kıyamaz. Bak Hilal’e, Julia’ya sevgisini güzelce sunmuş, o da ona güvenmiş, arkadaş olmuş, beraber yiyip içiyorlar, evde beraber kalır değil mi, her şeyini anlatır, hem de nasıl Müslüman olur o. Değil mi? Çok güzel. Her öğrendiğini aktarırsın. Bir de anlattığı Müslümanlık Cübbeli tarzı değil. Sahabe stili. Resulullah (s.a.v)’ın anlattığı tarzda anlatıyorsun. O zaman hurafe yok, bağnazlık yok, tutuculuk yok, anormallikler yok, yalan yok, dolan yok, oyun yok hoşuna gidecektir tabii ki. Cübbeli stilinde de bol bol hurafe olduğu için, her hurafe beyne indirilmiş bir darbedir. Mesela Cübbeli büyük bir coşkuyla anlatıyor hurafeleri. Her hurafe anlatışında yüzlerce, binlerce insanın imanına vurmuş oluyor. Haberi bile yok. O keyifle çayını içiyor. Karşısındakiler de onu sürekli körüklüyorlar. Yaptığı tahribatı sormuyorlar halka. Gençlere yaptıkları tahribatı sormuyorlar. Halbuki Kuran’ı bütün samimiyetiyle anlatması lazım. Sahabe dönemini de olduğu gibi, gerçek kanıtlarıyla, ana delilleriyle samimi olarak anlatması lazım. İslam Dini’nde hurafenin “h”si yoktur. Hurafeyle İslam birleşmez. Kuran ayetlerinde ne kadar çok hurafeye vuran ayetler var. Ne kadar fazladır. Müşriklerin hurafelerini sürekli Allah yerden yere vurmuştur. Buna rağmen oturup sen hurafe çıkarırsan, çok anormal bir hareket yapmış olursun. Benim Mehdiyet’i anlatmamı da, demin anlattım çok önemli. Ben, Mehdiyet’i anlatan birisi olsa ben kendim anlatmazdım, niye anlatayım? Zaten anlatılıyor derdim, başka konular anlatırdım. Ama Mehdiyet dünya çapında anlatılmıyor. Dünya çapında. Mehdiyet’i anlatmak isteyenler de yine bizden alarak anlatabiliyorlar. Hayrettir, Peygamberimiz (s.a.v)’i hem sevdiğini söylüyor insanlar, hem de meydana gelen büyük mucizeleri örtbas ediyorlar. Mesela bak şu karga, alaca karga, aynısı adam. Çok büyük bir mucize, zamanlaması da tam. Tam dediği zamanda adam zuhur ediyor. Şimdi bak bunu alıntı olarak anlatan insan çok nadir olur. Bak “alaca karga Mısır’da zuhur edecek” diyor. Bak gözlerdeki ifadeyi görüyor musun, adamın gözündeki ifadeyi? Bir olağanüstülük var, normal bir insanda olmaz böyle bir bakış. Mesela dikkatlice bakın, çok hayret verici bir bakış.
SUNUCU:Ağzı sanki gaga gibi aşağıya doğru.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah Tuğçe programda yoktu, kendisi tespit ediyor bak görüyor musun? Aynısı ağız. Burun yapısı aynı. Bakışlar aynı. Burnundaki o ize de dikkat çekilmiş, burnunun üstünde bir iz var, çöküntü var. Hadisi oku .
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Şöyle diyor Hocam. “Abbasi Horasan’a ulaştığı zaman şarkta boynuz şeklinde bir yıldız çıkar. O yıldızın doğması güneş ve ay tutulmasından sonra olacaktır. Sonra fitneler alacakarga Mısır’da zuhur edinceye kadar devam eder.”
ADNAN OKTAR:Ve bu da zuhur etmiş oldu. Hayvanın bakışındaki gözlerindeki donukluğu görüyor musun? Aynı. Ağız yapısı, burun yapısı, kaşının şekli, yüzündeki ifade, saç şekli bile benziyor. inşaAllah. Tabi Hüsnü Mübarek çok bozuluyordur bu anlattıklarıma ama doğrusu bu. Ve Mısır’ın başına geçeceği, daha da detayları var. Boyu posu falan her şeyi anlatılmış. Şimdi biz bunları anlatmasaydık bütün bunlar örtülü kalacaktı. Kim bilecekti kuyruklu yıldızı? Gizli kalacaktı. Fırat’ın suyunun kesildiğini kimden duyacaktık? Kesilmiş. Hadis de var ama duyulmuyor. Ramazan ayında onbeş gün arayla ay ve güneş tutulmaları olacağını nereden duyacaktık ? Başkasından duymayınca mecburen ben anlatıyorum. Başka kim anlatsın? İttihad-ı İslam buram buram oluyor. Dünyanın ana gündemi. Adam diyor ki “Niye Mehdi (a.s)’ı anlatıyorsun, Mehdiyet’i?” Olan olay ne peki? Mehdiyet değil mi şu an olan olay? Buram buram gelişmiyor mu olay? Dünyada başka bir gündem var mı? Başka bir gündem varsa söyleyin onu konuşayım. Başka bir gündem yok. Ben olaya çok akılcı yaklaşıyorum ve son derece de samimi yaklaşıyorum. Mesela bana desin ki bir arkadaş “İttihad-ı İslam’dan daha önemli bir konu var” desin ve bir duyayım ne olduğunu. Diyemiyorlar ki. Başka da bir konu yok önemli. İttihad-ı İslam en önemli konudur. Ondan sonrakiler arkadan gelir. Kuran’ı açıyorum, Kuran’da da Mehdiyet’i görüyoruz. Yanlış görüyorsam bana söylesinler. Şimdi eleştiren bazı yazarlar oluyor. Bakıyorum Türk-İslam Birliği’ne karşı, İttihad-ı İslam’a karşı, Ehl-i Beyt’e sevgisi yok, Mehdi (a.s)’a karşı sevgisi yok, İsa (a.s)’a saygısı yok. O zaman ben ne konuşayım onunla?
Hicr Suresi 73. Bak diyor ki Cenab-ı Allah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Derken, tan yerinin ağarma vaktine girdiklerinde” sabaha doğru “(o korkunç ve dayanılmaz) çığlık yakalayıverdi” diyor Allah. Sabah güneş doğmadan büyük bir deprem olduğundan bahsediyor ayet. “Anında (yurtlarının) üstünü altına çevirdik” üstünü altına çevirdik yani bina yıkıldığı için her şey ters düz olmuş oluyor, “ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.” Tuğlalar balçıktan yapılıyor, pişiriliyor biliyorsunuz. Tuğla haline geliyor. Bina yıkıldığında tuğlalar nasıl oluyor? Yağmur gibi yağıyor. “üzerlerine balçıktan pişirilmiş taş yağdırdık.” Yani evlerinin tuğlaları başlarına geldi diyor Allah. “Elbette bunda 'derin bir kavrayışa sahip olanlar' için gerçekten ayetler vardır.” Bak kavrayışa sahip olanlar demiyor Allah. Derin kavrayış. Herhangi bir kavrayış değil. “O (şehir de) gerçekten bir yol üstünde (hâlâ) durmaktadır.” Gidip gelirken de diyor siz bu harabeleri, bu yıkıntıları zaten görürsünüz diyor Allah. Yani eğer geziyorsanız, bakıyorsanız, inceliyorsanız, bu tarz şehirleri, bu tarz enkazları görürsünüz diyor Allah. “Elbette, bunda iman edenler için gerçekten ayetler vardır.” Deliller vardır diyor Allah. “Eyke halkı da gerçekten zalim-kimselerdi.” İnsanlar zalim. Tebliğ yapan yok, İslam’ı yayan yok. Sadece zulüm. Yiyip, içip, yan gelip yatıyorlar. “Bundan dolayı onlardan intikam aldık; her ikisi de açıkça (gözler) ön(ün)dedir.” Bakarsanız görürsünüz diyor. Tarihi incelersen, fotoğraflara da bakarsan bilirsiniz. “Andolsun, Hicr halkı da gönderilen(elçi)leri yalanlamışlardı.” Yani o Mehdileri yalanlıyorlar. “Onlara ayetlerimizi vermiştik de ondan yüz çevirmişlerdi.” Açıklanıyor, fakat yüz çeviriyorlar, kabul etmiyorlar. “Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı.” Şimdi de apartmanlar dağ gibi yüksek. Betondan, adeta taştan oyulmuş ev gibi. Çünkü betondan meydana gelen bina ne görünümünde oluyor? Taştan oyulmuş evler hükmünde. Değil mi, baktığımızda o. Ha taştan oymuşsun, ha taşı dondurup ev yapmışsın, aynı şey. “Derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi.” İnsan feryadı. Sabah vakti tam böyle insanların genellikle korkuya açık oldukları yani ölümden dirime geçtikleri andır sabah vakti. Sabah vakitlerinde ölümler çok olur. Doktorlar da bilirler. Mesela komada olan hastalar genellikle sabaha doğru ölürler. Sabahın ayrı bir etkisi vardır, özel bir etkisi vardır. Heyecana daha açıktır sabah. Onun için Allah sabah vakitlerinde vurduğunu söylüyor. “Buna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi.” Yani kazandıkları paralar, pullar, evler, mekanlar onları kurtarmadı diyor. O hastalık, o bela, o acı onlara geldi diyor Allah.“Andolsun, sana çiftlerden yediyi ve büyük Kuran'ı verdik.” 87. ayet, Çiftlerden yediyi, 2007’de kriz başlıyor. Çift yedi ne yapıyor? 2014. Yediye bir yedi yıl daha eklendiğinde 2014 ediyor. Bak “çiftlerden yediyi ve büyük Kuran'ı verdik”. Yedilerde bir şifre vardır. Kuran’da da bu çok yerde geçer. “Sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme,” Mesela adam çok şık giyiniyor, yiyor, içiyor, arabaları, evleri var, evlenmiş, çoluğa, çocuğa karışmış, aşireti var. Onlara özenme diyor Allah. “onlara karşı hüzne kapılma” Yani benim niye malım olmadı, niye evim olmadı, niye imkanlarım olmadı, niye geniş bir çevrem olmadı? “mü'minler için de (şefkat) kanatlarını ger.” Onları koru diyor Müslümanlara. Onlara karşı şefkatle bak, iman ediyorsa, şefkat acımayla karışık sevgi. Çok güzeldir. Saf sevgi yıkıcıdır. Mesela diyorlar ya “benim sevgilim var falan”. Ağzını burnunu kırıyorlar birbirlerinin, küfrediyorlar, rezalet çıkarıp ayrılıyorlar. Ne oldu senin sevgiline? Şefkat yok çünkü. Şefkat olsa öyle kepazelik çıkmaz. Bak sevgili dediklerinde biz helal olduklarını düşünüyoruz. Helaliyse, nikahlı olarak sevgilisi diyelim, ne kadar sık kepazelik haberleri gelir değil mi? Saç saça, baş başa, küfrederek, rezalet. O ona hakaret eder, o ona hakaret eder. “Ayrıldık” diyor. Nasıl ayrıldığını kimse soramıyor. Çünkü kepazelik tarzında ayrılıyorlar. Çünkü sevgi dedikleri şey onların heves. Heves hemen biter. Ama şefkat apayrı bir şeydir.
“Ve de ki: "Şüphe yok, ben apaçık bir uyarıcıyım. Parça ayırıcılarına indirdiğimiz gibi,”Şimdi uyarıcı neyle karşılaşıyor? Parça ayırıcılarla. Ne demek? Mezhepler, cemaatler, gruplar. Halbuki Allah Müslümanların toplu, bir arada olmasını istiyor. Ne diyor Cenab-ı Allah. Bak 91. Ayette devam ediyor; “Ki onlar Kuran’ı Kuranı Kerim’i-’ parça-parça kıldılar.” Ayrıldılar. Kuran’ı her biri ayrı yorumluyor. Her biri ayrı hüküm veriyor. Aynı Kuran’la bambaşka düşünceler ortaya çıkıyor. Apayrı mezhepler çıkıyor. Allah bunu beğenmiyor. Tek din olmasını istiyor Allah. “Rabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız” diyor. Mehdi (a.s)’ın işte geliş amaçlarından biri de budur. Mezhepleri kaldırmak ve bu ayetin tehdidinin ortadan kalkması demektir Mehdi (a.s)’ın gelmesi inşaAllah. Çünkü diyor ki Allah “Ki onlar Kur'anı parça-parça kıldılar.” Mehdi (a.s) Kuran’ı parça parça kılacak mı? Kılmayacak. Kuran’ı bütünleştirecek. Kuran’dan tek bir hüküm çıkacak. Namazlar aynı olacak, oruçlar aynı olacak, zekatlar aynı olacak, her şey aynı olacak. Tek din olacak. “Rabbine andolsun, onların tümüne (bunu) soracağız” diyor Allah. Bunu bir eksiklik olarak görecek Allah. Ama mecburiyet olduğu için şu an mezhepler oluyor. İnşaAllah Allah bunun hesabını sormaz. Çünkü başka bir imkan olmadığı için inşaAllah. “Yapmakta oldukları şeyleri. Öyleyse sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve müşriklere aldırış etme.” Yani dine ilaveler yapan, dini bambaşka şekle getiren, hurafeler ekleyen müşriklere aldırış etme. Onlar öterler saksağan gibi, oradan buradan ipsiz sapsız konuşmalar yaparlar, dine mugayir aykırı sözler ederler, Mehdi (a.s)’a saldırırlar, Hz. İsa (a.s)’a saldırırlar güya. Etkilenmeyeceğiz, muhatap olmayacağız. “Şüphesiz o alay edenlere (karşı) biz sana yeteriz” diyor Allah. Tedirgin olmana gerek yok. Etrafı olabilir, çevresi olabilir, “70 bin kişilik bir gücü olacak” diyor mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v). “Sarıklı, cübbeli 70 bin kişi, Mehdi (a.s)’a karşı deccal tarafında mücadele verecekler” diyor sahih kaynaklar. “Ki onlar, Allah ile beraber başka ilahları (ortak) kılmaktadırlar; onlar yakında bilip-öğreneceklerdir.” Yakında ne zaman? Mehdi (a.s) çıktığında inşaAllah. Allah ile beraber başka ilahlar nasıl ortak kılıyor? “Benim şeyhim” diyor. “Kuran böyle diyor ama benim şeyhim de böyle diyor” diyor. “Hangisine inanayım ben” diyor. “Ben şeyhimin dediğine inanırım” diyor. Kuran’ın apaçık hükmü olmasına rağmen, o kendi hocasının sözüne göre hareket ediyor. O ne demek oluyor o zaman? Allah ile beraber başka ilah edinmiş oluyor. Çünkü Allah adına hüküm koyduğuna inanıyor. Allah’tan daha üstün görüyor oradaki kişinin üslubunu. Kuran’ın hükmü açık mı? “Açık olabilir” diyor. “Benim Hocam başka türlü söylüyor, ben ona uyarım” diyor. “Andolsun, onların söylemekte olduklarına karşı senin göğsünün daraldığını biliyoruz.” Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’i bunlar duyunca, muhtemelen tansiyonu yükseliyor, göğsü daralıyor, kalbi sıkışıyor, rahatsızlık veriyor. Çok ince düşünen, çok duygulu bir insan olduğu için böyle şeylerden çok azap çekiyor Peygamberimiz (s.a.v), Kuran’ın birçok yerinde vardır. Bir de utangaç, söyleyemiyor da onlara onlar bir şey yaptığında, münasebetsizlik yapanlar oluyor, söyleyemiyor. “Sen Rabbini hamd ile tesbih et.” Elhamdülillah “ve secde edenlerden ol.” Namazlarına devam et. “Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” Yani ölüm seni Allah’a götürünceye kadar Rabbine ibadet et. Çünkü yakin, ölünce aynel yakin oluyor. Her şeyi görüyorsun artık, yakin gelmiş oluyor yani İmtihan kalkmış oluyor.
Taner EskiTürk, Taner bu senin ismin değil ama yine ben sana cevap vereceğim, madem merak ediyorsun. Birincisi bütün tarikat şeyhleri, bütün mürşitler Mehdi (a.s)’ın geldiğinde ittifak halindeler. Mehdi (a.s) gelmişken tarikat diye bir şey olmaz. Hükmen ve usulen devam ederler. Mehdi (a.s)’ın geldiğini nereden anlıyoruz? Yüzlerce alametten anlıyoruz. Sen eğer hakiki bir Müslüman isen, Ehl-i sünnet inancındaysan, sünnete tabi isen, temessük ediyorsan, bu hadislerin tamamını da reddediyorsan sen zaten Ehl-i tarik de olmazsın sen. Başka bir şey olmuş oluyorsun. Ehl-i tarik demek; Peygamberimiz (s.a.v)’in sünnetine tabii olan ve Mehdi (a.s)’ı aşkla bekleyen insan demektir. Sen burada Mehdi (a.s)’ı bekliyorum diyor musun? Yok, İttihad-ı İslam’ı bekliyorum diyor musun? Yok, Tür-İslam Birliği’ni istiyor musun? Yok, Hz. İsa (a.s)’ı istiyor musun? Yok. Şimdi ben sana ne diyeyim? Sen burada iptal olmuşsun, mübtilsin sen. Benim seninle muhatap olmam için sen ne diyeceksin biliyor musun? “Ben Kütüb-ü Sitte’deki hadislere inanıyorum” diyeceksin. Mesela; “El Kavlül Muhtasar Fi Alametil Mehdiyyil Muntazar, İbn-i Hacer-i Mekki Hazretleri, başımızın tacıdır” diyeceksin. “Suyuti’yi çok severim güvenilir bir alimdir” diyeceksin. “Ben Mehdi (a.s)’ı bekliyorum, istiyorum” diyeceksin. “İttihad-ı İslam’ı istiyorum” diyeceksin. O zaman ben sana ne derim biliyor musun? Oradaki hadisleri söylerim. Ey Taner bu hadisler oldu mu olmadı mı? Olmadı dersen, ispat eder, gösteririm. İspata rağmen direniyorsan, o zaman hastasın demektir. Çünkü ispat ettiğim halde reddin bir anlamı yok. Çünkü bak “Ramazan ayında ay ve güneş tutulmaları olacak 15 gün arayla” diyor. Olmuş mu olmamış mı? Olmuş. İki tane kuyruklu yıldız, ikisi de çıkmış mı? Çıkmış, iki ucu parlak kuyruklu yıldız çıkmış mı? Çıkmış. Sen bunları reddediyorsan art niyetlisin, samimi değilsin demektir. O zaman bizim seninle bir sözümüz olmaz. Mesela; “Deccal çıktıysa biz niye bilmiyoruz” diyor. Gözlerine Allah perde çekmiş, kulaklarına perde çekmiş, kalbine perde çekmiş, aklına perde çekmiş, göremiyorsun. Dünyanın yüzde 95’i dinsizse, dünya tarihinde ilk defa oluyor. Bunun adına ne derler? Deccal gelince ne yapacak? Dünyayı dinsiz yapmayacak mı? Dünyanın yüzde 95’i dinsiz olduğuna göre, ateist ve Darwinist olduğuna göre, materyalist olduğuna göre burada şaştığın nokta nedir senin? Deccal ne yapacak? Deccal bunu yapacak. Deccalın ana görevi oluştuğuna göre, deccal de gelmiş demektir. İslam dünyaya hakim olsa, ki inşaAllah hakim oldu, tamamen oldu. Bir şahıs da başa geçti. Bir aklı evvel, aklı kıt dese ki; “Mehdi (a.s) çıktı mı? Benim haberim yok.” O zaman deriz ki; “ey kemik kafa, ey taş kafa İttihad-ı İslam olmuş, Türk-İslam Birliği olmuş, başına da birisi geçmiş, sen daha hala soruyorsun Mehdi (a.s) çıktı mı diye” değil mi? O zaman senin adın ne olur? Taş kafa olur. Bu yollarda eski İstanbul mahallelerinde var böyle granitten yapma taşlar olur, köşe taşları, şimdi yavaş yavaş kalkıyor onlar. Kare taşlar vardı birçok yerde biliyorsun sert, o taştan daha sert kafan var demektir. Tam klasik taş ve kemik kafasın demektir. Şimdi Mehdi (a.s) geldiğinde nereden anlıyoruz? İslam’ın dünyaya hakimiyetinden anlıyoruz. O zaman soruyorsa adam, taş kafa oluyor. Küfür her yeri istila edip, dinsizlik hakim olduğunda, dünyanın yüzde 95’i ateist, Darwinist ve materyalist olduğunda, deccal çıktı mı hemşerim diyorsa, o da başka bir taş kafadır. Bildiğin klasik taş kafadır. Şimdi ben sana taş kafa demiyorum, ben sana cahil diyorum. Çünkü bilerek yapana biz taş kafa diyoruz. Angut da demiyorum. Çünkü angut, ördek tarzı bir şey, ördek olduğu için angutluk yapabilir. Biz köyde, ağabeyim, ben, köydeki çocuklarla gidiyorduk. Dedemin köyünde, Tokat’ın Batmantaş köyü, çok şahane bir dağ köyüdür ama nefis bir köy, çok şahane, arasından dere akıyor, ormanlık falan yani böyle masal gibi bir köy, acayip güzeldir, tertemiz, suları öyle çok güzel, insanları güzel, Çerkez köyü. Orada biz eski Batmantaş denilen bölgeye doğru giderken, çok süslü bir ördek gördüm. Acayip güzel, boynu, her yeri güzel. Bu ördek herhalde bir komşunun falan ördeğidir dedim. Kaçmıştır, oraya gelmiştir dedik. Hayvan bize bakıyor, biz hayvana bakıyoruz, hayvan gitmiyor. Normal ördek, yabani ördekse uçması lazım, kaçması lazım. Ördek de kaçar, yaklaştık çünkü yanına iyice. Benim elimde uzunca bir sopa vardı, çok uzun. Acaba hayvan hasta mı diye hafifçe başına dokundurdum. Hayvan birden pırr böyle uçtu. Suyun içinde kaçmaya başladı. Biz de çocuktuk işte peşinden koştuk, gittik yakaladık hayvanı. Çok şeker bir şey patileri böyle, heyecandan gözleri dört dört. Muhtar Mamaç dayı vardı, rahmetli, çok sevimli bir şeydi. Ona da muhtarlık tebliğ edilmiş elinde piyade tüfeğiyle geliyordu böyle. Yani tüfeği ona teslim etmişler, muhtar olduğu için. Mamaç dayı dedik, eğitmen Niyazi öğretmenin bahçesinin sağ yanında, orada küçük böyle bir baraka gibi bir yer vardı bahçesinde. “Bu nedir ördek?” dedik. “Bu angut kazı” dedi. Sonra araştırdık, angut kazı kafası çalışmayan bir hayvan türü, ancak kafasına vurursan ayıkıyor böyle. Diyeceksin ki Taner, ne alaka Hocam diyeceksin belki, yani aklıma geldi öyle, evet.
Anlattığım Gavs Hazretleri’nin sözü doğru. Bakın bu, Seydi Hazretleri’nin hayatı, Dr. Selahattin Kınacı, bu bir doktora tezi gibi bir kitaptır. Bu kitaptaki anlatım doğrudur. Zaten bütün tarikat şeyhleri aynı ittifak halindeler, bir tek Gavs Hazretleri değil. Aksini söyleyen bir şeyh yok zaten. Olamaz, çünkü bütün hadisleri reddetmesi gerekir o zaman. Dolayısıyla dediği doğru yani Mehdi (a.s) gelince, diğer tarikatların hükmü kalkar. Bunu Şeyh Nazım Hocamız da söylüyor, Şeyh Ahmed Yasin Hocamız da söylüyor. Söylemeyen yok, herkes söylüyor. Ayrıca bu ifadeler, Menzil Cemaatinin aşıklarının kurduğu internet sitelerinde de mevcut, onları ayrıca saydım, izah ettim. Zaten hakiki bir mürşit, Mehdi (a.s) geldiği halde “bizim görevimiz devam ediyor” diyorsa, o zaten tarikat şeyhi olmaz o. Bambaşka bir şeydir o, başka bir şey olur o. Mehdi (a.s)’a saygısı yoksa Mehdi (a.s)’a biat etmiyorsa, o şeyhlikle, Müslümanlıkla, bizim anladığımız ehl-i sünnetlikle alakası yoktur. Ehl-i sünnet Müslüman değildir. Dolayısıyla senin yaşadığın hayret, bizim şaşacağımız bir şey değil. Bakın diyor, “Gavs Hazretleri’ne sorulmuş; ‘efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor?” Eskiye göre kıyasladığımızda, bunun apaçık böyle olduğunu görüyoruz. Dünyaya bir bakın, etrafa bir bakın doğru bu. “Gavs Hazretleri buyurmuş; ‘evet artık hidayet kalmamış da ondan, bizimkisi bu zamanda vallahi bir idaredir. Aldatmaca gibi bir şey, çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s)’ın elindedir.” Bu Mehdi (a.s)’a olan aşk, Mehdi (a.s)’a olan sevgiden kaynaklanan bir ifadedir, saygı ifadesidir ve doğru yani Mehdi (a.s)’ın olmadığı bir yerde, tahribat çok büyük olur. Mehdi (a.s)’dan başka da deccaliyeti tepeleyecek başka bir güç yok. Allah öyle yaratmış. Fiili durum da ortadadır. “Tam manasıyla hidayeti o yapacak.” Tam manasıyla hidayeti kim yapıyor? Mehdi (a.s) yapacak. Bunu kim söylüyor? Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor. Gavs Hazretleri ne yapıyor? Naklediyor. Mezhepleri kaldıracak, tarikat da kalkar tabii ki mezhep kalkınca, tarikat de kalkar. “Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz. Eski zamanda uçak ve birçok hızlı ulaşım araçları yoktu. Kafirler İslam’ın içine girememişlerdi. İslam’ın içinde Allah bahsi, Allah ehlinin sohbeti olurdu. Ne zaman ki bu araçlar çoğaldı. O vakit Müslümanlar ve kafirler iç içe girip birbirine kavuştu. Kafirin ahlakı, kafirin kıyafeti, kafirin diğer yönleri Müslümanların içine karıştı. Müslüman ahlakı bozuldu” diyor. “Kafirlerin adetlerini, görüşlerini, bozuk fikirlerini aldılar. Namaz kılmıyorlar, oruç tutmuyorlar, Allah’tan birçoğunun haberi yok. Sadece kalbimize bak bizim kalbimiz temizdir. Esas olan kalp temizliğidir diyorlar” diyor. Şimdi bu sohbet bir bütün, bu Gavs’a ait bir sohbet. Yani Selahattin Kınacı bunu ezberinden söylemiyor. Gavs’a ait sohbetler, bunun yüzlerce şahidi olan bir konumu var. Mesela ahir zaman ile ilgili Seyda Hazretleri’nin uzun sohbetinin bir bölümüdür bu. Mesela Seyda Hazretleri içinde bulunduğumuz bu devrin ahir zaman olduğundan sık sık bahseder, deliller getirir, kötülüklerin, günahın arttığını, buna karşılık yapılan iyilik ve ibadetlerde kat kat sevap verileceğini müjdelerdi. Bu zamanda insanların binde biri bile ahirete dünyadan fazla kıymet vermiyor.” Bak, “Bu zamanda insanların binde biri bile ahirete dünyadan fazla kıymet vermiyor.” Bu ne bu Taner? Bana bir anlat bak, şimdi böyle bir zamandan bahsediyor Gavs Hazretleri. Bu zamanda, ahir zamanda, ahir zamana girdik diyoruz. Ahir zaman girdik mi zaten deccal var demektir. “Bu zamanda insanların binde biri bile ahrete dünyadan fazla kıymet vermiyor.” Bu ne zaman oluyor biliyor musun? Deccal zamanında, sadece deccal zamanına ait bir özelliktir bu. Sadece deccal vaktine ait özelliktir. Bak “dünyada insanların binde biri bile” diyor, “binde biri ancak dini yaşıyor hakkıyla” diyor. Bu daha önceki dönemlerde oldu mu? Olmadı. Ne zaman? Deccal döneminde var. Deccal çıkmış mı? Çıkmış. Bak “dünya işinde eksiklik olunca hastalanıyor ve yataklara düşüyor. Fakat ahireti elinden gitse hiç umursamıyor.” Bu ne? Bu deccaliyet işte. “Dünyası ahiretinden bin kat makbul olmuş oluyor. Hal böyle olunca Allah insandan nasıl razı olur” diyor, inşaAllah. “İnsanın yanında en değerli şey, Allah’ın rızası, dostluğu ve ahiret olmalıdır. Sahabeler zamanında birisi cemaatle namaza yetişemezse, matem tutardı. Evde cenaze varmışçasına üzülürdü cemaate yetişemezse.” Bu kadar büyük bir bozulma oldu” diyor. Taner doğru mu bu açıklamalar? Bu Gavs’ın ifadesi. Şimdi bu konuşmanın içerisindeki bütünlük içerisinde, o konuşmayı da yapıyor işte. Baştaki konuşmayı tasdik eden bir konuşmadır o. Deccal çıktı, Mehdi (a.s) geldi diyor özetle. Deccal çıkınca, deccal tarikat bırakmaz. Tarikat bağlıları da hastalanıp bozuluyorlar o zaman. İnsanların hepsi bozuluyor, büyük bir bölümü bozuluyor. Ben yüzde 95 diyorum. Bak Gavs Hazretleri, binde bire indirmiş o değil mi? O binde bire indirmiş. Ben yüzde 95 diyorum yine, inşaAllah. Dolayısıyla Gavs’ın bu ifadeleri doğru, fiilen doğru. Bunu bilmeyen yok. Çok uzun bir konuşmanın içerisindeki bölüm benim aktardığım. Konuşmanın bütününde hem deccaliyeti, hem Mehdiyet’i açık açık, çok kapsamlı vurguluyor. Net delillerle ve çok vahim bir döneme geldiğimizi söylüyor, çok çok vahim bir döneme. Ve bu dönemdeki ibadetlerin kıymetinin çok yüksek olduğunu söylüyor. Zaten ahir zaman, deccal zamanındaki ibadetlerin değeri çok yüksek oluyor. Ondan bahsediyor. Onun için EskiTürk, YeniTürk diye soyadını değiştirip, bana herhangi bir açıklama yapacağına kerata bu konuları öğren.
ALTUĞ BERKER:Deccal ile ilgili birkaç resim gösterebilir miyim inşaAllah, Hocam. Hadisi şerifte; “o sırada fitneler, karışıklıklar, ihtilaller çok olur da insanlar birbirlerini öldürürler. İnsanlar kendi canlarına kıyar ve yeryüzünü belalar kaplar. İşte öyle bir sıkıntılı bir zamanda melun, lanetlenmiş deccal çıkar.” Gazete haberlerini görüyoruz. Her gün ülkemizin farklı yerlerinden gelen terör eylemleri haberlerinin, karakol saldırılarının, mayın patlamalarının, asker ve polis araçlarına düzenlenen saldırıların, farklı gruplar arasında yaşanan kavgaların, ekonomik krizin, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne alınmamasının, ayaklanmalar olmasının, gazetelerde okuduğumuz cinayet haberlerinin, çocuklarına işkence eden ailelerin, annelerini, babalarını katledenlerin, intihaların artmasının, kapkaçların, hırsızlığın artmasının, Müslüman ülkelerin işgal edilmesinin, Müslümanlara işkenceler yapılmasının, masum sivillerin öldürülmesinin, okulların, doğum evlerinin ve hastanelerin bombalanmasının, Irak’ta, Afganistan’da, Filistin’de, Doğu Türkistan’da, Çeçenistan’da, Burma’da, Patani’de oluk oluk Müslüman kanı akıtılmasının, dindar Hıristiyanların, dindar Musevilerin ezilmesinin, Allah’a bir olarak iman edenler arasında çatışma çıkarılmaya çalışılmasının ve insanlara acı ve ızdırap veren tüm belaların sebebi deccaliyettir. “Deccalin kan akıtacağı, dünya herc-ü merc yani cinayetler, ölümler, kargaşa içinde kaldığında, fitneler zuhur ettiğinde, yollar kesildiğinde, bazıları bazıların hücum ettiğinde” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Bir diğer hadisi şerifte; “zaman, kıyamet yakınlaşır, amel eksilir, insanlara aşırı cimrilik ve hırs atılır, herc çok olur bu yurdu. Sahabeler herc nedir diye sordular. Resulullah (s.a.v), öldürmek, öldürmek” diye buyurdu, Buhari’de. “Hiçbir belde yoktur ki onu deccal orduları çiğnemeyecek olsun” diyor Sahih-i Müslim’de, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Madem Taner şey yaptı bu konuyu o zaman çok kapsamlı anlatayım. Seyda Hazretleri’nin ve Gavs Hazretleri’nin hakkında daha detaylı bilgisi olsun kardeşimizin. “İnsanın yanında değerli şey Allah’ın (c.c) rızası, dostluğu ve ahiret olmalıdır. Sahabeler zamanında birisi cemaatle namaza yetişemezse matem tutardı. Evde cenaze varmışçasına üzülürdü. Arkadaşları cemaati kaçırdı diye ona taziyede bulunurlardı.” Bunu kim anlatıyor? Gavs Hazretleri anlatıyor. Yani yazar bunu uydurmuyor, sohbetten alıntı bu. “İşte ahiret ve Allah rızası, aşkı, sevgisi yanlarında bu kadar kıymetliydi. Tabii ki onlar da Cenab-ı Hakk’ın yanında makbullerdi. Bu zamanda insanların binde dokuz yüz doksan dokuzu,” 1999’a dolaylı yoldan işaret ediyor. Bak diyor ki; “insanların binde dokuz yüz doksan dokuzu,” 1999’a işaret var. “İnsanların binde dokuz yüz doksan dokuzu Allah yolunu terk etmiş.” Binde dokuz yüz doksan dokuz, Taner deccaliyet ne? Deccal, hem de bütün şiddeti ve azametiyle çıktığının bir açıklamasıdır işte bu. Dünyanın hiçbir tarihinde olmamıştır bu. Bak “binde dokuz yüz doksan dokuzu” diyor değil mi? “Bu zamanda insanların binde dokuz yüz doksan dokuzu Allah yolunu terk etmiş ve ibadetten habersiz hale gelmiş, geriye kalan binde birinin ise ahiret işleri çok perişan ve gevşek durumdadır.” Al sana deccaliyet işte. Sen “deccali göremedim” diyorsun. Gözündeki o yedi perdeyi kaldır görürsün. Bu ifadenin başka anlamı var mı? Varsa söyle bana. Dünya tarihinde ilk defa oluyor bu, bir kere oluyor. Görülmemiş bir şey. Bak, “artık insanın da dünyanın da sonuna gelinmiştir.” Biz ne diyoruz? 2120 gibi Kıyamet kopacak diyoruz. Ne diyor burada Gavs Hazretleri? “Dünyanın sonuna gelinmiştir. Bitti artık” diyor. “Kıyamet iyice yaklaşmıştır. Bu devir aynen mahşerde peygamberlerin bile “nefsî-nefsî” diyerek yalnız kendi nefislerinin kurtulmalarını diledikleri duruma benziyor.” “O kadar perişan bir ortam var” diyor. “İnsan yalnız kendi nefsine kurtarmaya çalışıyor bu devirde” diyor, “artık vaaz, nasihat devri değildir” diyor. “Çünkü hiçbir tesiri olmuyor” diyor, neden? Mehdi (a.s) görevli de onun için. Anlatsa da etkilenmezler, kim anlatırsa etkileniyor? Mehdi (a.s) anlatınca etkileniyor. Mehdi (a.s) vurduğunda, oturtur. Dili keskin kılıç gibi, küfür, şeytan, iblis kimi görse biçer. Mehdi (a.s)’ın özelliğidir bu. Ama tarikatlardan hidayet alındığı için ve Mehdi (a.s)’a verildiği için etki olmuyor. Bak “hiçbir tesiri olmuyor” diyor Gavs Hazretleri. “Çünkü dünya sevgisi keyfi ve sefası çok artmış, Allah’ın emirlerine karşı gelme çoğalmış helal ve haram gözetilmez olmuş, bu devirde irşad oldukça zorlaşmış” çünkü irşad görevi Mehdi (a.s)’a verildiği için. Tamamen hiç yapamıyor değil ama çok az yapabiliyor çok zayıf yapılabiliyor. “İnsanlar dini arkasına atmış Allah-u Teala bahsedildiği zaman, rahatsız olmaya başlamıştır.” Ne zaman oluyor bu, bu hadislerde? Deccal devrindedir bu. Allah anıldığında insanların rahatsız olmaya başlaması, rahatsız olması, Allah karşı ifadeler kullanması deccalin çıkış alametidir, Mehdi (a.s)’ın da çıkış alametidir. “Din garib olmuştur.” Bu sözü hatırladın mı Taner? Din ne zaman garib oluyor? Mehdi (a.s) zamanında garib oluyor. Bak Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki: “din garib başlamıştır, ahir zamanda da garib olacaktır ne mutlu o gariblere” diyor. Mehdi (a.s) devrine işaret ediyor Peygamberimiz (s.a.v). Biz o gariblerin vaktindeyiz, o acip şahsın bak “garayip ve acayip şahsın devrindeyiz. Garip olması neden biliyor musun? Garip, gariban anlamında değil. Acayip, acayip yenemiyorsun. Vurduğunda, parçalıyor, kodun mu oturtuyor özelliği Mehdi (a.s)’ın. Onun için acayip deniliyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in karşısında durabiliyorlar mıydı? Duramıyorlardı. Mehdi (a.s)’ın karşısında duramayacaklar. Ne diyor hocamız; “büyük günahlardan kaçınmalı, farzları mutlaka eda etmeli, elinden geldiği kadar hayır ve hasenat işlemeli, sadaka vermeli, nafile oruç tutmalı, sünneti ihya etmeye gayret etmeli, elinden geldiği kadar ölüm gelip çatana kadar bu hal üzerinde olmaya çalışmalıdırlar.” Bu konuşma üzerine “Gavs Hazretleri’ne soruluyor; “efendimiz” diyorlar Gavs Hazretleri’ne “bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardı.” Yani sofiler. “Şimdi hepsi gevşemişler ve temellik içindedirler.” Şimdi diğer ifadeyi tevil ediyor mu bu konuşma? Bak binde dokuz yüz doksan dokuz. Ben yüzde doksan beş diyorum. Ama “o mübarek binde dokuz yüz doksan dokuz” diyor ama nette bin dokuz yüz dokuza işaret ediyor. “Şimdi hepsi gevşemişler ve temellik içindedirler.” “Bu niçin böyle oluyor efendim diyor. Anlatıyor binde dokuz bin doksan dokuz niye böyle oluyor? Gavs Hazretleri buyurmuş, ferman ediyor: “Evet artık hidayet kalmamış da ondan.” Allah hidayeti almış. Nereden alıyor? Tarikatlardan alınıyor, irşad görevi alınmış, yapamıyorlar. “Bizimkisi bu zamanda Vallahi bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir.” O çökertiyor Allah’ın izniyle. Daha önce hidayet alınmadığı dönemde nasıl oluyor? Mevlana Halit bir çıkıyor, biçiyor. İmam-ı Rabbani çıkıyor, biçiyor küfrü, Abdülkadir Geylani çıkıyor, biçiyor. Çünkü hidayet görevi ona verilmiş. Görevli, dayanamıyor kimse karşısında, talebelerinin karşısında da kimse dayanamıyor. İmam-ı Rabbani’nin talebeleri bütün dünyayı sarmıştı. Vurduğunda oturtuyordu. Ama görev şimdi Mehdi (a.s)’a verildiği için, bak ne diyor? “Çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir. Tam manasıyla hidayeti o yapacak.” Biz hiç yapmayacağız demiyor. Ama “çok zayıf” diyor. Açıklıyor işte, “binde dokuz yüz doksan dokuzu gitti” diyor, “bir kaldı” diyor. “Onlar da ancak ayakta duruyorlar” diyor. “Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” diyor. “Eski zamanda uçak ve birçok değişik hızlı ulaşım araçları yoktu, kafirler İslam’ın içine girememişlerdi.” Mesela İmam-ı Rabbani zamanında girmediler. Ne zaman kafirler Müslümanların içine girebiliyor? Deccal zamanında. Uçak ne zaman var? Mehdi (a.s) ve deccal zamanında var. Ahir zamanı, Hocamız muhterem çok detaylı anlatıyor. Kafirler İslam’ın içine girememişlerdi” yani deccaliyet. “İslam’ın içinde Allah bahsi, Allah ehlinin sohbeti olurdu." Müslümanlar çok net tecrit edilmiş, rahat bir ortamdaydılar. Mesela “İmam-ı Rabbani zamanında, Abdülkadir Geylani zamanında rahattılar” diyor. “Sadece Müslümanlara hitap oluyordu” diyor. “Ne zamanki bu araçlar çoğaldı” deccaliyet devrinin, Mehdiyet devrinde olacak araçlar çoğaldı ki hadislerde bu çok detaylı anlatılıyor biliyorsunuz. “O vakit Müslümanlarla kafirler içice girip birbirine kavuştu.” Ve işte bu da Mehdi (a.s)’ın çıkış vakti, olay bu. “Mehdi (a.s) çıktı diyorsunuz biz niye bilmiyoruz, deccal çıktı, biz niye bilmiyoruz.” Bediüzzaman ne diyor; “deccal, Mehdi (a.s) ve ahir zaman şahısları ancak imanın nuruyla tanınabilir.” Allah’tan imanın nurunu iste, bak nasıl görüyorsun. Gözün gündüz gibi aydınlanır çok net, şimdi göz kapkaranlık, ışığın yok göremiyorsun dua et, Allah bir aydınlatsın nuruyla, imanın nuruyla bir bak, pırıl pırıl bak, Mehdi (a.s) orada, deccal de orada. Biraz daha aydınlanırsan, Hızır (a.s)’ı da görürsün, biraz daha aydınlanırsa, detay vermeyeyim inşaAllah. Şimdi yeteri kadar aydınlanmışsındır Taner. Taner seni benimle karşılaştıran Allah, sana yazdıran Allah. Sen sormasan, ben bunu açıklamazdım. Açıklamam gerekiyordu, Allah bana açıkla dedi vesile etti ama seni vesile etti. Bana ilham etti, benim haberim yok, seni vesile eder. Allah diyor ayette Yusuf Suresi’nde, “Allah her şeyi ince ince tertip edendir” detay detay tertip eder. Bak mesela Allah beni sevk ediyor, sürekli Mehdiyet’ten bahsediyorum. Kuran’ı açıyorum Mehdiyet’i görüyorum, başka yere bakıyorum Mehdiyet’i görüyorum. Ve İttihad-ı İslam’ı görüyorum, Türk–İslam Birliği’ni görüyorum. En acil konuyu görüyorum inşaAllah. Şimdi diyorsun ki Kıbrıs’daki Mübareğe sorun diyorsun. Allah’ım Ya Rabbim, Taner iyi sıhhatte olsunlar, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni kast ediyor, kerata biz zaten ondan öğrendik bunları. Bize bu gerçekleri o söyledi, tarikatın kalktığını bize o söyledi zaten. Tarikatların kalktığını daha yeni açıkladı. Rabbani yolu açıkladı işte, “Mehdi (a.s) geldi” dedi. Taner sen, benim kanaatim akşam akşam aldın sodayı, üstüne gazoz ekledin, üstüne de kola ekledin, üçünü karıştırıp içtin, üstüne de sarı leblebi ondan sonra aldın yazdın. Şimdi ben böyle anlıyorum olayı, sana bir şey olmuş. Ama bak şefkatle konuşuyorum, kızdığımı falan zannetme, benim üslubum böyledir ama ben sevgi doluyumdur, gelsen şakalaşırız, konuşuruz öyle bir şey olmaz inşaAllah.
“Selamun Aleykum kardeşim Adnan Oktar. Ben Harun, Somali’liyim, ama şu an Danimarka’da yaşıyorum ve bir yıldır sizin programınızı takip ediyorum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Programınızı seyrediyorum ve gözlerimizi açtığınızı düşünüyorum.” Allah vesile ediyor. “Sizin belgesel koleksiyonunuzu seyretmek çok ilginç, dinimi daha iyi anlamamı sağlıyorsunuz. Sizi, Allah rızası için seviyorum, Allah sizi güzel çabanızdan dolayı ödüllendirsin inşaAllah, Harun Ali, Somali’den.” MaşaAllah.
“Ben Almanya’da yaşıyorum, Hristiyanım. Web sitenizi gördüm, İslam’la ilgili daha fazla bilgi almak istiyorum. Ben üç erkek çocuğu olan aynı zamanda işsiz bir anneyim. Eğer mümkünse sizin kitaplarınızdan bazılarını ücretsiz alabilir miyim? Tabii ki adres olursa, Andrea Rach.
“Es Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Kısa süre önce Harun Yahya sitesinden, İmam Mehdi (a.s) ve onun gelişiyle ilgili birçok eser okudum ve videolar seyrettim. Aklıma gelen sorular var bunları size sormak istiyorum. Sitenizde Mehdi (a.s)’ın birçok geliş alameti açıklanmış. Onun seyyid olacağı, Kara köyünden olacağı Darwinizm, komünizm, satanizm, ateizme karşı mücadele vereceği söyleniyor.” Darwinizm, komünizm tabii ki hadislerde geçmiyor ama “dinsizlik, ateizme karşı mücadele verecek” diyor. Dinsizliğe baktığımızda Darwinizm, komünizm, satanizm, ateizmi karşımızda görüyoruz, o yüzden diyoruz. Hadiste öyle geçmez. “Fakat bütün bunları incelediğimizde İmam Mehdi (a.s) ile ilgili bütün işaretler.” Allah akıl fikir versin. “Harun Yahya Hocamız, hem Şii, hem Sünni kitaplarından alıntı yapıyor.” diyor “Sünniler, Şiileri pek sevmezler, Şiiler de Sünnileri pek sevmezler” diyor. İşte bu Mehdi (a.s)’ın gelişi için bir gerekçedir. Mehdi (a.s) için bir gerekçedir, Şiiler tertemiz insanlar, Sünniler tertemiz insanlar ve müthiş takvadırlar. Müthiş takvadır iki taraf da. Bu şeytanın oyununu bozmaya geliyor işte Mehdi (a.s). Bunun için gelmiştir Mehdi (a.s). Şii, Sünni kardeştir, aksini söyleyen, kalleştir. Ne güzel bir şey. Bunu slogan haline de getirebilirsin istersen.
Başka bir kardeşimiz Rızkı Rahman isimli kardeşimiz, “sizinle birlikte çalışmalarınıza yardımcı olmak arkadaşlarınız kim özellikle bu soruya cevap verenler, sizden biri nasıl olabilirim?” Bizden biri nasıl olabilirsin? Bütün Müslümanlar kardeş zaten, zaten bizden, kardeşimizsin. Konferans organize et, bir otelin salonunu kirala, ilan hazırla, çağır bizi, yıldırım gibi gelelim konferans verelim. Bak bizim konferanslarımıza, örnek al, sen de git konferans ver. En etkili yöntemlerden birisi, acayip kızdırıyor küfrü konferans. Kitap al kütüphane yap. Dağıtmak çünkü biraz zordur, dağıtmak çok para ister ama kütüphane kolaydır ve sabit. Mesela neresi işyerin, oraya küçük bir kütüphane aç.
“Es Selamun Aleykum benim muhteşem ve Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Resimdeki zat Şeyh Ali Kara Efendi, Malatya’da Kadiri Şeyhi.” MaşaAllah. “1971’de rahmetli, Rahman’a kavuşmuş ve yerine halife bırakmamıştır.” Bak hiçbir Şeyh Efendi halife bırakmıyorlar, vekaleten devam bırakmaz. Yani icazetli olarak bırakmıyorlar, vekaleten, Allah rızası için devam ediyorlar. Şeyh mübarek Hocamız bu zat “Şeyh Ali Kara Efendi, Malatya Kadiri Şeyhi 1971’de rahmetli, rahmet-i Rahman’a kavuşmuş yerine halife bırakmamıştır”, niye? Emaneti Mehdi (a.s)’a bıraktığı için. “Dervişlerinden Konya Ereğli’de, Rahmetli İbrahim Çavuş 70’li yıllarda bizzat Mehdi (a.s), şu an sizin gibi insanlar arasındandır demiştir.” Bak “70’lerde hayattadır, hayatta” diyor. “Allah aşığı talebiniz Fatih” diyor. “Allah için de size aşığım Hocam” diyor. MaşaAllah bizler de sizlere aşığız, Fatih kardeşimiz, doğrusu budur işte, bu şekildedir. Bütün mürşid efendiler, mesela Ali Haydar Efendi, halife bırakmamıştır, vekaleten devam ediyor. Mahmut Hocamız vekaleten devam ediyor hükmen, mübarek. Ben Mahmut Hocamı da çok severim. Çok dünya tatlısı, mübarek, muhterem bir insandır. Dervişanı da çok mübarek muhteremdir. Aralarına bazen sızmaya çalışanlar oluyor, ağzı kirli, sırtı kirli, bedeni kirli bazı şahıslar, Allah onları atıyor, o mübarek cemaat fırlatır atar. Nasıl biliyor musun? Allah onun kirini ortaya çıkartır, atılmış olur o şahıs, manen atılmış olur. Yani kalplerden atılmış olur, manevi özelliği kalmaz, ne olduğu bilinir, olur öyle şahıslar, Allah temizliyor maşaAllah. Çok mübarek muhterem bir cemaattir, tertemiz böyle papatyalar gibi. Ehl-i sünnete titiz, nur gibi dürüst insanlardan oluşur. Çok çok güvenilir, efendi insanlardır maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Kırkıncı Hocamız’ın resimleri var görmek isterseniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Mehmet Kırkıncı Hocam, tabii ki görmek isteriz bakalım.
ALTUĞ BERKER: Medrese-i Yusufiye’de özellikle.
ADNAN OKTAR:Ah benim canım hocam. Bak o zamanlar Mehmet Kırkıncı Hocam.
ALTUĞ BERKER:74 yılında Erzurum’da.
ADNAN OKTAR:Allah için onlar ne çileler çekmişler, değil mi? Bu muhallebici takımına ibret olsun, bak yine cezaevinde. Ne şeref bak yine orada Kırkıncı Hocam. Bak hapishanenin perişanlığını görüyor musun? Orada hapishanenin bahçesinde yürüyorlar, imkanları olmadığı için orada spor o olmuş oluyor, yürüme oluyor, güneşlenecekleri az bir imkanları oluyor, orada da mümkün mertebe güneşleniyorlar. Yine Mehmet Kırkıncı Ağabeyimiz. Fethullah Gülen Hocamız’ın Hocası, mürşididir, Fethullah Gülen Hocamız’ı, Fethullah Gülen yapan odur. Ta çocuk yaşlardan onu eğitmiştir, onun terbiyesiyle yetişmiştir. Fethullah Hocamız, Mehmet Kırkıncı Hocamız’ın kopyasıdır. O mübarek mürşidimizi Mehmet Kırkıncı Hocamızı bu çile insanını, bu büyük dava insanını, Erzurum’un gülü o dünyalar güzeli Hocamızı bir görelim inşaAllah.
-VTR- Mehmet Kırkıncı Hoca.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Hocamız 82 yaşında, Allah ömrünü kat kat uzun etsin inşaAllah, aşkla, şevkle görevine devam ediyor. Ama bak muhallebi Nurcusu değil, muhallebi Müslüman değil, dava adamı, delikanlı. Ömrü hep hapishanelerde geçmiş, katillerin yanına atmışlar, başka insanların yanına koymuşlar, asla davasından fütur vermemiş. Suçu ne biliyor musun? İslam’ı yaymak, o kadar. Risale-i Nur Külliyatı’nı okumak, okutmak, tebliğ etmek, suçu bu. Bir daha göster resmini Hocamızın. Bak her yerde, en zor şartlarda oradan oraya, oradan oraya. Tam dava adamı, Allah’a kendini tam teslim etmiş, var gücüyle İslam için, Kuran için mücadele veriyor, maşaAllah. Erzurum şivesi ile çok şahane konuşuyor. Benim için “tasvip edirem” diyor, maşaAllah. Tasvip ettiğini, beğendiğini, “Allah için çok güzel faaliyetler yapıyor” diyor, “çok güzel çalışmalar yapıyor” diyor. Biz de Hocamız’ın hayranıyız, maşaAllah. Allah razı olsun ondan. Nur gibi maşaAllah Hocamız. O cezaevinden o cezaevine, o da cezaevinde çekilen resimlerindendir.
“Ramazan Ergül” ama “Kemal İnci” ismiyle yazmışsın. Ramazan niye öyle yaptın? Samsun’dan Allah Allah. Diyeceksin “Hocam ne biçim istihbaratın var” bilirim. İstersen IP numaranı da vereyim? Belki de cinler bildiriyor, olur olur. Var öyle bir arkadaş ekibimiz, inşaAllah. Şimdi ismini değiştirdiğin için cevap vermem. İsmini düzelt, yeniden yaz gönder, o zaman cevap vereceğim. Çünkü çok samimiyetsiz bir hareket, inşaAllah. Ne gerek ne gerek, sorduğun soru zaten makul bir soru, ne oturup bunun için ne çekiniyorsun. Hayır anormal bir soru sorsa ne olur ayrıca? Ben son derece şefkatli bir insanım, sevecen bir insanım, binlerce soru geliyor cevap veriyoruz.
Hüsnü Mübarek’in resmini göndermiş kardeşimiz “kargaya benziyor” diyor, benziyor evet. Nerede o resim getirin, çocuğun gönderdiği resim varmış? Yalnız resimde herhangi bir şey yapmasınlar gelen resimde, bana olduğu gibi göndersinler. Yani düzeltme yapılması olmaz. Hani bazen resimler benzesin diye yapıyorlar, ona gerek yok adam benziyor kargaya. Oturup onda yeni bir tahsisat yapıp, çünkü burnunda çöküntü var zaten onun, adamın. Burnunda görünüyor o çökme, bunlara gerek yok. Bana mutlaka resmin orijinalini gönderin, inşaAllah.
“Başı açık hanımlar” Beysun. Beysun hanım ismi mi erkek ismi mi Beysun? Hanım ismine benziyor. İlk defa duyuyorum Beysun diye ismi var mı?
ALTUĞ BERKER:Ben de yeni duydum Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam, peki “başı açık hanımlar konusu”. Yobaz güruhu başı açık hanımlara, adeta bir şeytana nasıl davrandılarsa öyle davrandılar. Ve o benim canlarıma, o güzeller güzellerine, ki yüzde 80’idir Türkiye’nin, sürekli dışladılar ve baskı altında tuttular. Dolayısıyla onlara dinin ulaşmasını engellediler. “Muhatap olunmaz, bakılmaz, konuşulmaz, adam yerine konulmaz” fasık olarak görülür, mantığı ile yaklaştılar. Başı açıklar bak Beril de, Tuğçe de onlar benim canlarım nur gibiler, efendiler. Tuğçe son derece dürüst ve çok kaliteli bir insan, son derece kibar, hürmetkar, lafını sözünü bilen çok efendi. Bir milyon yobaz bir araya gelse, onun tırnağı etmez. Bıraksınlar bunu. Üstünlük takvayladır. Başı açık, peki başını kapattığını farz edelim, ey yobaz güruhu kabul edecek misiniz? Yine fasık oluyorlar, yine fasık, yine “şeytan” diyorsun, kurtarmıyor ki. Çarşafa girince kurtarıyor mu? Yine kurtarmıyor. Diyorsun ki “gözünü de kapatacak” diyorsun. Gözünü kapatıp da gelse kabul ediyor musun? Yine fasık olmaktan kurtulamıyor. Kardeşim ne istiyorsun? İlla deccale doğru itecekler, illa ki dinsizliğe doğru itecekler. Ben o elinizi kırarım, buna müsaade etmem. İlimle, fikirle, akılla, hadisle, ayetle kırarım ve yaptırtmam. Onların hepsine sahip çıkıyorum. Birinci sınıf nur gibi Müslümanlar, ellerinden yüzlerinden nur akıyor bakın, bu da tertemiz nur gibi insan, inşaAllah. Bırakın bu dışlamaları, bunu yapa yapa, Avrupa’da, Amerika’da bütün Müslümanlara karşı cephe aldırttınız dünyayı. Mahvedeceksiniz Müslümanları. Irak’ı işgal ettirdiniz, Afganistan’ı işgal ettirdiniz. Sel gibi kan akıttırdınız ve küfrün, dalaletin içerisine ittiniz, nur gibi insanları, tertemiz genç kızları. Bundan sonra böyle bir oyuna müsaade yok. Başörtülüler benim canımdır, çarşaflılar benim canımdır, başı açıklar benim canımdır. Hepsi birbirine eşittir, yüzde yüz tertemiz Müslümanlardır. Bana bu demagojiyi, bu oyunu bırakacaklar. Nur gibi Müslümanlar. Bir de kardeşim neden İttihad-ı İslam’dan hiç bahsetmezsiniz? Dönüp dolaşıp aynı şeyden bahsediyorlar. Bak İttihad-ı İslam’dan bahset. Türk İslam Birliği’nden bahset. Bahsetmiyorsun. Mehdi (a.s.)’dan bahset, bahsetmiyorsun. Bak ağa babanız “570 yıl sonra gelecek” diyor, devreden çıkarttı. O Cübbelinin var ya siz “Evleniyorsunuz, çocuk yapıyorsunuz, Mehdi (a.s.)’ın gelmesini istemezsiniz” diyor. O filmi yayınlayın hazırsa.
-VTR-Cübbeli
ADNAN OKTAR:Bak adam çok açık anlatıyor işte. “Ben de size kolaylık yapıyorum” diyor. “Siz Mehdi (a.s.)’ın gelmesini istemezsiniz” diyor. “Ben de istemem” diyor. “Ne yapayım” diyor. “Bak, ben size bir kolaylık yapayım, 570 yıl geriye alayım da” diyor, “Mehdi (a.s)’ın gelmesini böylece engelleyelim” diyor. “Çünkü çoluğa, çocuğa karışacağız, iş, güç var. Holdingler, şu, bu falan, ticaret her şey var. Çocuğu okula göndereceksin, kızı evlendireceksin.” O zaman Mehdi (a.s); Mehdi (a.s) bütün hayatı kaplayan bir şey. Mehdi (a.s)’ı istemezsin. “O zaman size bir kolaylık yapayım” diyor. kolaylık adamı zaten. Bak, “570 yıl geriye aldım” diyor, “rahat edin” diyor. Onlar da “büyük münci” diyor, “kurtarıcımız” diyorlar zaten. Yapmışlar internette falan. “En büyük sensin” gibi ona benzer bir şeyler yazmışlar. Adam her türlü kolaylığı yapıyor. “Günaha girersin, bir tövbe edersin biter” diyor. “Ne yaparsanız yapın” diyor. “Zina da yapsanız” diyor, “fuhuş da yapsanız” diyor, “bir tövbe edersiniz, biter” diyor. Tabii “Mehdi (a.s)’ı da 570 yıl geriye aldım” diyor. “Ya sen ne mübarek hocasın ya” diyorlar. Tamam da tövbe eder Müslüman da, büyük günahlarda Müslüman ısrarcı olmaz, değil mi inşaAllah? Fatih Altaylı ne diyor? “Ya Cübbeli çok iyi oldu böyle yapması” diyor, “bana söylemesi” diyor. Sürekli günaha giriyorum” diyor, “sürekli tövbe ediyorum akşama kadar, bana çok büyük kolaylık oldu” diyor. Yani ne demek istediğini herkes anlıyordur. “Akşama kadar sürekli günaha giriyorum” diyor, “sürekli de tövbe ediyorum” diyor. “Bana yol gösterdi böyle” diyor. “Dünya tatlısı” diyor, adam böyle muhallebi tatlısı gibi görüyor Cübbeli’yi. Bal kavanozu gibi görüyor adamı. O da diyor; “gel sana özelde başka şeyler de var” diyor, “sana neler göstereceğim” diyor. Davet ediyor, eve davet ediyor.
Kardeşim özetle ben hurafe söylemiyorum, dediklerim doğru. Hepsi kaynaklı, belgeli, bak hepsinden kaynak da söylüyorum ve fiilen de görüyorsunuz. Ben mahcup olacağım bir şeyi ben yapmam. Her dediğim ispat ediliyor, oluşuyor. Ama çok ufak, tefek insanlık hali, bu yanlış hatırladığım şeyler oluyor, başka ufak, tefek şeyler oluyor ama hemen onları da düzeltiyorum. Ama dediklerim doğru. İttihad-ı İslam en büyük farzdır. İslam dünyaya hakim olmadığı müddetçe, Allah kimseye rahatlık vermez, mutlu olamayız. Dünyada kimse rahat edemez. Ne siz rahat edebilirsiniz, ne ben rahat edebilirim, ne başkası. Cenab-ı Allah kendi sisteminin dünyaya hakim olmasını istiyor. Aksinde canımızı yakar Allah, Allah esirgesin. Rahat edemeyiz. Bayram havası olsun, bayram olsun, İslam dünyaya hakim olsun, yobazlık kalksın. Yobazlık bakın bir daha dönememek üzere kalkıyor. Bakın, küfür dönebiliyor ama yobazlık bir daha dönemeyecek, bitiyor.
Ankebut Suresi 17, Cenab-ı Allah diyor ki; şeytandan Allah’a sığınıyorum. Çünkü Allah diyor ayette; “Kuran okunurken şeytandan Allah’a sığının.” Özellikle hatırlatmak için söylüyorum. Yani insanlar, Kuran okunurken şeytandan Allah’a sığınacaklar, içinden, kalbinden sığınırsa yeterli olur. "Siz yalnızca Allah'tan başka birtakım putlara tapıyor ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz.”Put ne? Bir yobazı buluyor, onun uydurmalarını alıyor. Bak Cenab-ı Allah ne diyor? “Birtakım yalanlar uyduruyorsunuz.” O yobazı putlaştırıyor ve yalan uyduruyor. “Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın Katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz." “Sadece Allah’ı İlah edinin” diyor Allah. Allah’a, Kuran’a tam tabi olacağız. “Onlar görmediler mi ki, Allah yaratmaya nasıl başlıyor?” Bakın, bilimin farziyetinin bir delili. “Görmediler mi ki” diyor Allah, hatırlatıyor. Neyi hatırlatıyor? “Allah yaratmaya nasıl başlıyor?” Ta Big Bang’den itibaren, bütün canlıların nasıl yaratıldığını, fosillerine bakarak, bilimin bize verdiği bütün verileri inceleyerek, tespit etmemiz ne oluyor? Farz oluyor. “Allah yaratmaya nasıl başlıyor, sonra onu iade ediyor? Şüphesiz, bu Allah'a göre kolaydır. De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın.” Ne yapıyoruz biz? Gidiyoruz Kenya’ya, gidiyoruz Amerika’ya, gidiyoruz fosil yataklarına, taşı kırıyoruz, böyle bu kil, pişmiş porselen gibi kırıldığında parça parça ayrılıyor. Bir bakıyoruz arasına Allah böceğin fosilini koymuş. Bu fosillerin kalması çok büyük bir mucizedir. Yani fosillin kalması için hiçbir sebep yok. Milyonlarca fosili Allah niçin koymuş. Bak, diyor ki; “De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın.” Ya Rabbi neyle karşılaşacağız biz?” diyoruz. “Böylelikle yaratmaya nasıl başladığına bir bakın.” “Yaratmayı size göstereceğim” diyor Allah. Demek ki size milyonlarca fosil bırakacağım. Canlılar fotoğraf gibi kalacaklar, “yaratmayı nasıl yaptığımı size göstereceğim” diyor Allah. Allah bize gösterdi mi? Gösterdi. Ne kadar fosille? 350 milyonun üzerinde fosille gösterdi. “Ve sonra Allah ahiret yaratmasını (veya son yaratmayı) da inşa edip yaratacaktır.” Aynı dünyada nasıl yarattıysam, ahirette de yaratacağım diyor. Orada ahirette evrim var mı? Cennet bahçeleri evrimle yaratılmayacak. Cennetteki huriler, vildanlar, gılmanlar evrimle yaratılmayacaklar. Cennet insanları evrimle yaratılmayacak. Cennet bardakları, cennet kadehleri, cennet elbiseleri ki “ağır işlenmiş atlastan” diyor. Evrimle mi yaratılıyor? Allah yaratacak. “Size giyimlikler var ettik” diyor. “Terzi” diyor, “ne güzel dikmiş” diyor. Hiçbir terzi elbise dikmez. Hepsini Allah yaratıyor. “Size giyimlikler var ettik” diyor Allah. Terziyi vesile eder Allah. Çünkü aklın ihtiyarı kalkar. Biz birdenbire duvardan elbiseler çıkmaya başlarsa ne olur? İmtihan kalkar. Onun için Allah, vesile meydana getiriyor. İşte butik, bilmem ne gidersin oradan alırsın. “Siz yerde ve gökte (Allah'ı) aciz bırakamazsınız.” Ne demek? Mehdiyet’i durduramazsınız, Türk-İslam Birliği’ni durduramazsınız, İsa Mesih (a.s)’ın inişini durduramazsınız. “Sizin Allah'ın dışında veliniz yoktur, yardım edeniniz de yoktur.” “Tek güç sahibi Benim” diyor Allah.
ALTUĞ BERKER:Sizin bir sözünüzü hatırlatıyorum. “Ahir zamanda bir kısım deccaller türeyecek. İrili, ufaklı deccaller olacak. Tüm deccallerin vasfı aynıdır. Peygamber (sav)'in sünnetine davet edecek. Ehl-i Sünnet itikatinde olduğunu söyleyecek. Hakiki dindar olduğunu, çok takva olduğunu iddia edecek. Fakat deccallik yapacak. İslam dışı, İslam’a zıt bir ruh halinde olacak. Saldırgan ve Müslümanlara düşman, barışı, kardeşliği, İttihad-ı İslam’ı istemeyen, Türk İslam Birliği’ni istemeyen, fitneyi arayan, kargaşayı arayan, zulmü arayan ve kökeninde de İslam’ı yaşamayan gizli deccaller olacağına Peygamberimiz (sav) işaret etmiş oluyor. Peygamberimiz (sav) “benim yoluma, benim sünnetime davet edecek” diyor. Demek ki koyu Ehl-i sünnet inancında kendini göstererek deccaller ortaya çıkacak. Buna karşı da Peygamberimiz (sav) uyarıyor ümmeti.”
ADNAN OKTAR:“Özür dilerim ama artık bu sefer bu mailimi okuyun lütfen.” Bu ültimatom tarzında olanları mecburen okuyorum. Çünkü çok sert bir giriş oluyor. “Sayın Adnan Hocam, öncelikle Selamun Aleykum.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Size ve arkadaşlarınıza hayırlı akşamlar dilerim” diyor. “Aslında nereden, nasıl başlayacağımı bilemiyorum ama şöyle başlayayım. Ben Allah’tan mürşidimi diledim. Hacet namazı ve ertesi gün kalktığımda namaza başlamış oldum. Bu namazımı beş kez kıldığımda Allah izniyle Mehdi (a.s) devrin imamı olarak söylediler ve ben de Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri Berlin’deki dergahına giderek, rüyamı anlattım ve onlara tabi oldum. Çünkü Mehdi (a.s)’a onların vesilesiyle ulaşabileceğimi öğrendim. Dolayısıyla ders verdiler ve bu dersimize Mehdi (a.s) özel zikir verdiler.” Tam anlamadım ama. Ayrı ayrı şeyler bunlar. Mehdi (a.s)’dan bahsetmişlerdir ama ayrıca zikir vermişlerdir. Zikir; normal, sünnet olan, uygun olan zikirdir. “Onu da Allah’ın izniyle devamlı çekiyorum inşaAllah. Mehdi (a.s)’ı rüyamda sırtındaki damgasıyla gördüm inşaAllah. Sırtındaki benle gördüm.” Bırakın o garibanı Allah aşkına. Şu bizim kafaya bal kabağı gibi bir şey geçiren dededen bahsediyor. Gariban meczup gibi bir şey o, uğraşmayın yaşlı başlı bir adam o kendi halinde. Dinsiz olsa mı, dinsiz olacağına meczup olarak yaşasın. Zaten yanlış olan yönlerini biliyoruz, onun için o kadar kafa takmaya gerek yok. “Bir de sizinle görüşmeyi çok çok arzu ediyorum. Tamam buyur gel. Hocam Berlin’den 4 kişiyiz şimdilik ve sizin namınıza bir ev” Benim namıma değil, Allah için. “Bir ev kurmayı, sizin kitaplarınızı yayınlamayı düşünüyoruz inşaAllah.” Tamam çok iyi olur, süper olur zaten ben telif hakkı almıyorum, serbest, fisebilillah kardeşlerimiz istediği gibi kitapları bastırabilirler, “inşaAllah Türk İslam Birliği’nin kurulması için en kısa zamanda duada bulunuyoruz. Türk İslam Birliği’nin oluşması için dua ediyoruz” diyor. “Eğer rüyam Salih bir rüya idiyise” İnsan sevdiğini rüyada görebilir onu ölçü alma. Yani konsantre olursa bir insan daha önce de söyledim rüyasında sevdiğini Mehdi (a.s) olarak görür, sırtında ben de görür, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yanında görür. Bu bir sevgi alametidir. Onu inşaAllah, bizim faaliyetlerimizin mübarekliğine, güzelliğine yor, hayırlı olduğuna yor, o şekilde vahiy hükmünde olmaz. O zaman Allah vermesin küfre gider yani onu delil olarak kullanacak bir yönü olmaz. Saygılarımla Berlin’den Hülya” Soyadını söylemeyeyim. Ama buyur gelirsen saat gece 02:00 gibi biz müsait oluyoruz, kardeşlerimizle konuşursun bağlantı kurarsın inşaAllah, güvenlikli şekilde gelirsin görüşürüz inşaAllah.
“Canlar canı can Muhammed Adnan Hocam.” MaşaAllah böyle kafiyeli olmuş. “Sizi Eylül’ün 27’sinden beri izliyorum. Kıyamet’in yaklaştığını bildiğim için sürekli bu konuyu araştırıyorum internetten. Zaten ben konuyu yorumlamayı pek bilemiyordum, şükür size rastladım. Sayenizde çok şey öğrendim. Ama şimdi sizi dinlemek apayrı zevk benim için.” Sevgisini çok coşkulu cümlelerle devam ettirmiş, bu güzel İrem, dünya tatlısı İrem. inşaAllah cennette kardeş eder Allah.
“Adnan Hocam selamlar sevgiler.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Kısa bir süredir programlarınız takip ediyorum. Geceleri boş TV seyrederken.” Doğru, gece hakikaten ben de bazen geziyorum uydu kanallarında, boş hep boş, yüzde 99‘u boş. “Seyrederken şimdi sayenizde ayetlerle hadislerle dolu oluyor inşaAllah, maşaAllah, güzel bir hizmet. Allah bizleri söylediğiniz gibi, hizmetin tamamına erdirmesine, dünyaya mutluluk sevgi ve adalet getirmesine nasip etsin” diyor. “Allah bunu oluştursun yaratsın” diyor. “Ne çok ihtiyacımız var Hocam, hayır duanızı istiyorum emrinizdeyiz.” Estağfirullah biz sizin emrinizdeyiz. “İstanbul’dan Bora Hakan.”
“Allah’ın selamı üzerinize olsun sayın seyyid Adnan Hocam. Şeyhim Halit Yaşar Efendi’yi dinledim, “tasavvuf dersini kardeşlerimize teberrüken veriyoruz” dedi” diyor, Mehdi (a.s) görevde olduğu için öyle diyor.
SUNUCU: Bizi yarın 22:00 ‘den itibaren Aksu Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Size biraz ayet okuyayım. Kefh Suresi, 30. Şeytandan Allah’a sığınırım “Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise; Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın”bak “en güzel davranışta bulunanların ecrini kayba uğratmayız.” 2062 dünyanın her tarafını İslam’ın kapladığı dönem, kuzey kutbuna kadar. Bak ne diyor Cenab-ı Allah; “en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız” mutlaka güzellikle neticelendiririz.“Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler.” Evrimle mi oluyor bunlar? Yok, Allah yaratıyor. “ve tahtlar üzerinde kurulup-dayanırlar.” Bu tahtlar evrimle mi oluyor? Allah yaratıyor. “(Bu,) Ne güzel sevap ve ne güzel destek.” Evrimci hocaların kafasına balyoz gibi iniyor bu açıklamalar, Cenab-ı Allah’ın bu ayetleri.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...