SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımıza, Samsun Aks, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden, Hocamızla beraber devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Hocam neler anlattınız?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, tebliğin önemini anlattık Hocam, sizden öğrendiklerimizi, Kuran ve hadis ışığında inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kuran’dan öğrendiklerinizi, benim de şerh ettiğimi.
ALTUĞ BERKER:Evet inşaAllah, Kuran’da İttihad-ı İslam ayetleriyle birlikte inşaAllah, iman hakikatleri, Darwinizm’in bilimsel olarak geçersizliği, Kuran mucizeleri.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, dolu dolu. Şimdi biz en hayati konuları anlatıyoruz, bir de konuyu yayarak, samimiyetsiz, demagojiye boğarak, ümitsiz bir ruhla, mesela inanamadığı şeyleri bazı insanlar yayarak, bambaşka şekle sokuyorlar. Mesela farz edelim Mehdi (a.s). Mehdi (a.s)’ın geleceğine inanamayınca ne yapıyor? “Şahs-ı manevi’dir” diyor. Şahs-ı manevi zaten mecburen olur. Yani inanç gerektiren bir şey değil ki şahs-ı manevi. Topluluktaki bir düşünce sistemi, fikir sistemi. Böylece buna iman etmekten kendilerini güya geri çekmiş oluyorlar. O imanın, ona bir bakış açısı oluşturuyor yani öyle diyelim, onu zor buluyorlar. Mesela farz edelim, meleklere iman edemiyor değil mi adam, ne yapıyor? “Melekler iyi duyguların elektriksel havasıdır“ diyor. Yani “olumlu, pozitif duygulara biz melek diyoruz” diyor. “Şeytan nedir” diyorsun. “Kötü olan her şeyin elektriksel etkisine denir” diyor. “Mehdi (a.s) nedir?” “Şahs-ı manevi’dir.” “İsa (a.s) nedir?” “Şahs-ı manevi’dir.” “Allah, haşa” “total bir güçtür, bütün kainatı kaplayan bir şuurumsu bir yapıdır.” Yani ateist masonlar beceremediklerinde aklı, kafayı toplamayı, bu tarz ifadeler kullanırlar. Tam onların stili gibi. İman edemedin mi şeklini değiştir, iman edemedin mi şeklini değiştir... Mesela cennete mi inanamıyor, hemen şeklini değiştiriyorlar. Cennette hurilerin, gılmanların, insanların oluşumu akıllarına yatmıyor, ben adamı gördüm, diyor ki: “Sıvı gibi bir şey kaplayacak yeryüzünü” diyor, “yavaş yavaş uzun sürede onlar, insanlığa doğru belirmeye başlayacaklar” diyor. “Her insandan bir hücre alınacak, o hücre onun içinde gelişecek” böyle abuk sabuk, akıl almayacak izahlar yapıyorlar. Aklı basmadığı için, almadığı için, iman edemediği için ona çözüm arıyor. Çözüm de bulamayınca, böyle zayıf ve mantıksız izahlar ortaya sürüyorlar. Biz de buna karşı, saf imana dayalı, samimi anlatımı ortaya koyuyoruz. Yani böyle demagojiyle inanamadıkları şeyleri, bambaşka şeylere sokmaya çalışanlara, kardeşlerimiz itibar etmesinler çünkü o din olmaz. Din samimi inancı gerektiren bir şey, yani samimi kanaat gerektiren bir şeydir. Mesela biz melek deyince, başka bir boyutta, son derece güzel, kanatları da olan yahut Canab-ı Allah nasıl yarattıysa, daha fazla değişik güzel yönleri olabilir, varlıklar olarak görüyoruz. Ve öldürülemeyen, ancak Allah’ın canlarını alabildiği varlıklar olarak görüyoruz. Ve iman ediyoruz. Şeytanların varlığına inanıyoruz, cinlerin varlığına inanıyoruz. Bunları değiştiren sisteme, bu yüzyılda geçtiler. Bu yüzyılın özelliği o. Mesela cehenneme inanamıyor, bakıyor ortada bir cehennem yok, ne yapsın, güneşi cehennem haline getiriyor. Diyor ki; “güneş cehennemdir” diyor. Cennet? “Cenneti de Allah, dünyayı güzelleştirecek, o şekilde cennet olacak” diyor. Şimdi olmadı böyle. Bu hasta ruhlara insanlar uymasınlar. Çünkü adam diyor ki: “Ya mürşid bunu söyleyen” diyor. Adam hasta yani zayıf ruhlu. Mürşid olması bir şeyi değiştirmez. İman zafiyeti var. Ahir zamanda bunun olacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v). Ve detaylarıyla belirtiyor ve aynı dediği gibi çıkıyor. Dolayısıyla kimse böyle şeylere itibar etmesin, saf ve samimi imana göre hareket edeceğiz biz. Doğru anlamı neyse o. Hurafeye de girmeyeceğiz, Cübbeli’nin tarzında. Akıl, sır almayacak izahlar. Yeni yeni izahları var, çok şaşırtıcı, çok garip izahlar, onları da anlatacağım sonra. Yani dürüst, samimi, ilk anladığımız, vicdanımıza doğan şekli doğrudur, ilk anladığımız.
Mesela Mehdi (a.s)’ı, 1300 sene Müslümanlar, insan olarak, her yüzyılda beklemişler. Geldi, gelecek diye sevinçle anlatmışlar heyecanla. Kimse örtbas etmek istememiş. Kimse korkup kapatmak istememiş. Hicri 1400’e gelince, en aklı başında gördüğüm bazı adamlara bakıyorum, örtbas etmeye çalışıyorlar, kapatmaya çalışıyorlar. “Şahs-ı manevi, ruhtur, görünmez bir varlıktır, gelip geçmiştir yahut 570 sene sonra gelecek, 1000 yıl sonra gelecek” gibi, bunların hepsi Mehdiyet’i yok etmek için söylenmiş sözlerdir. Dolayısıyla bunun arkasından neler gelecek diye düşünmesi lazım insanların. Çünkü Mehdi (a.s)’a inanamadın, Mehdi (a.s)’ı şahs-ı manevi yaptın. Meleğe inanamayınca ne yapacak? Onu da başka bir şekle getirecek o zaman. Cine inanamayınca, başka bir şekle getirecek. Nitekim böyle bir başlangıç yapmışlardı, sonra biz atak yapınca vazgeçtiler. Bir ara çıktılar ya, işte “melekler pozitif elektriktir, şeytanlar negatif elektriktir, kader yoktur, Kuran’da kader yoktur.” Kuran’da o kadar fazla ayet var ki, yani deli olan söylemez. Alenen söylüyor Allah kaderi çok açık ve örnekler veriyor ayrıca. Hem kaderin varlığını anlatıyor Allah, hem de örnekler veriyor.
Ne diyorsun Berker’im bu anlattıklarıma?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, çok haklısınız. En hayati konuların üzerinde durup, imanı muhafaza açısından çok önemli olduğunu görüyoruz inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii mesela diyorlar ki, “neden açık hanımlarla konuşuyorsun?” Dünyanın yüzde 95’i açık hanımlardan oluşuyor. Sen onları dışlıyorsun, dışarıya atıyorsun, fasık hükmüne getiriyorsun. Kapalı hanımları da dışlıyorsun, onları da anormal insan olarak görüyorsun, aynı şeyi söylüyorsun onlara da. Onların da dalalette olduklarını söylüyorsun çarşaf giymedikleri için. Çarşaf giyene de dalalette olduklarını söylüyorsun, dışarıya çıktıları için. O zaman bu durumda, şeytanın ordusu gibi bir şey olmuş oluyorsun. Şeytan bir yandan vuracak, sen bir yandan vuracaksın. Olur mu öyle şey?
Beril Hocam neler anlatayım?
SUNUCU:Kuran ayetlerini inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Müminun Suresi 105, Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ayetlerim size okunuyorken, yalanlayanlar sizler değil miydiniz?”Cenab-ı Allah diyor; “Ben size ayetlerimi okuyordum ama siz yalanlıyordunuz,” pervasızca yani hiç düşünmeden, acayip ferah yani deli cesareti göstererek. “Dediler ki: "Rabbimiz, mutsuzluğumuz bize karşı üstün geldi, biz sapan bir topluluk imişiz." Biz zaten sürekli üzüntü içindeydik yani gerilim içindeydik, hastaydık sonunda da dinsiz olduk, onun sonucunda biz bu hale geldik diyor. Peki sen niye mutsuz oluyorsun? Dinsizlikten dolayı mutsuz oluyorsun. Dindar olsan, niye mutsuz olasın? "Rabbimiz, bizi (ateşin) içinden çıkar, eğer yine (inkara) dönersek, artık gerçekten zalim kimseler oluruz. (Allah) Der ki: "Onun içine sinin ve Benimle söyleşmeyin." Yani bu konuşmalarınıza devam etmeyin. "Çünkü gerçekten Benim kullarımdan bir grup: “Rabbimiz, iman ettik, Sen artık bizi bağışla ve bize merhamet et, Sen merhamet edenlerin en hayırlısısın, derlerdi de” Bakın “Benim kullarımdan bir grup, bir topluluk”, bu Mehdi (a.s) cemaati de olabilir, Peygamberlerin cemaati de olabilir, hepsi olabilir. "Siz onları alay konusu edinmiştiniz;” dışarıya bir çıkıyorlar, “ne diyor bu adam” diyor, “anlatıyor kendi kendine.” Bir an düşündün mü? Yok. Bir an samimi analiz ettin mi anlattıklarını? Yok. Peşin fikirli olarak sokağın etkisiyle alay ettin, alaycı davrandın. “Öyle ki, size Benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüp duruyordunuz." Sürekli bahaneler bulup, var ya böyle yılışık tipler her şeye güler, önüne gelene güler. "Bugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenlerdir." Demek ki, sabır, güzel ahlakta sabır, güzel davranışlarda sabır. “Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız? Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık” Zaman izafi olduğu için, adamlar yerden kalkıyorlar, “bizi bu yattığımız yerden kim kaldırdı” diyorlar, şaşırıyorlar. Önce nerede olduğunu anlamaya çalışıyorlar, sonra ne kadar süreden beri baygın olduklarını anlamaya çalışıyorlar. Yani uykuda olduklarını düşünüyorlar, ölüp dirildiklerini tam kavrayamıyorlar o anda. Şüphe içindeler. “Bir gün veya bir günün bir vakti kadar kaldık” diyorlar. Ama “nereden buraya geldik.” Böyle çöle getirilmiş adam gibi, yani kaçırılıp da getirildiğini düşünüyor da olabilirler. “Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz," "Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" Gökyüzünde koskoca dünyayı Allah tüy gibi havada götürüyor. Yani kaç ton olduğunu artık biliyorsunuz. Müthiş ağır bir kitle, uçsuz bucaksız gökte, böyle havada küçük tüy parçaları olur ya uçar, onun gibi uçuyor. Koskoca ağır bir kitle. Katrilyonlarca tonluk, katrilyon çarpı katrilyon çarpı katrilyon kadar ağırlıkta büyük kitleler, havada uçuyor böyle tüy parçacığı gibi. Başka? İnsanın yapısına bakıyoruz, kusursuz bir yapısı var. Eklemleri öyle, mesela gözler. İki tane göz verilmiş, gayet net karşısındakini görüyor, burun verilmiş, çok şahane bütün kokuları alabiliyor, ağza her türlü tat imkanı verilmiş, sesi en kaliteli şekilde duyuyor. Ses duyma sistemi, en gelişmiş stereo sistemlerde yok. Yani o kadar kaliteli duyuyor ki sesi, hışırtısız. Mesela teyp alıyoruz, bayağı hışırtılı falan çok kalitesiz oluyor. O kadar mühendis onu yaptığı halde, o kadar bilim adamı yaptığı halde, yüz seneden beri teknoloji geliştirdikleri halde, yine başarılı bir şey yok. Televizyona bakıyoruz, bulanık. Ama beynimizin içindeki televizyona bakın, nasıl net. Çok net değil mi? Bulanıklık var mı? Yok. Üstelik üç boyutlu. Üç boyutlu bir televizyon daha hala yapamadılar, bekliyoruz. Hatta üç boyutluluk o kadar mükemmel ki, üç boyutluluğun şiddetinden, “kardeşim ben neredeyim” diyorum, “nerede olacaksın, bir buçuk metre ileridesin” diyor. Doğru değil. Ben onun beyninin içindeyim. Ama o beni bir buçuk metre uzakta zannediyor. “Araban ne kadar uzakta?” diyoruz, “en az altı metre uzakta” diyor. O da doğru değil, o da beyninin içinde. Arabası da beyninin içerisinde ve hepsi şu kadarcık yerde oluyor. İmam Caferi Sadık’ın ifadesiyle; “mercimek kadar yerde.”
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Siz de o örneği kullanıyordunuz yıllardan beri maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hayrettir, Peygamber Efendimiz (s.a.v.), ben acaba nasıl anlatmıştır diyordum Peygamberimiz (s.a.v.), aynı bizim anlattığımız gibi anlatmış Peygamberimiz (s.a.v) de. Maddeyi açıkladığımızı, o da anlatmış sahabelere. Gayet güzel anlamışlar. Çok şahane. Şu anki anlatımımın, çok üstünde mükemmel bir anlatımla anlatmış Peygamberimiz (s.a.v.). Onlar da gayet güzel kavramışlar.
“Merhabalar. Programınızı severek takip ediyorum. Okuduğunuz hadis-i şeriflerin kaynaklarını söyleyebilir misiniz? Ben böyle hadis-i şeriflere rastladığımda, bakmak istiyorum” diyor. “İyi yayınlar dilerim, Enes.” Tamam. Ama Enes çok uzun sürüyor, nasıl yapacağız? Bir orta yol bulalım, şöyle diyeyim; ben hadisin kısaca mesela sayfa numarasını, mesela farz edelim, El Kavlu’l muhtasar fi alametil Mehdi Muntazar isimli kitapsa, El Kavlu’l Muhtasar diyeyim mesela, fazla vakit harcanmaması için, sayfa şu diyeyim. Veyahut birçok hadisin arasından mesela aynı kaynaktansa, bir tane vereyim hadis kaynağı, onun diğerlerine baksın kardeşlerimiz. Bir de merak ettiğin hadis varsa, illaki şu hadisi merak ediyorum dersen, onu bize sorarsan, onun kaynağını söyleriz, daha kolay olur senin için.
“Sayın aslan Hocamız. Es Selamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Hocam sizi ekranda birden görünce, pehlivan Hocama bakın demekten, kendimi alamıyorum.” MaşaAllah. “Sizi çok seviyoruz Hocam. Lütfen bizlere çok dua edin, tam imana kavuşup, amel edenlerden olalım. Sizi bize gösteren, dinleten ve sevdirene sonsuz kere hamdolsun. Ömer.” Allah sana hidayet versin. En güzel şey hidayettir. Allah’ın derin iman vermesidir.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben Kayseri’den Tayyip Coşkun. 14 yaşındayım ve röportajlarınızı her gün izlemeye çalışıyorum. Sizi takip ettiğimi öğrenen insanlar, bana çok isabetli olduğumu ifade ediyorlar” diyor. “Sadece Hocam, Yahudilerle ilgili görüşünüzü bir daha bana anlatır mısınız, nedir? diyor. Yahudi, Hristiyan, dinsiz, imansız hepsi Allah’ın bize emanetidir. Yani böyle aşağılayıp, lanet adamlardır, bunlarla konuşulmaz, görüşülmez, böyle bir şey olmaz. Şefkatle yaklaşılır, güzelce din anlatılır. Cübbeli Hocanız ne diyor? “Hocam” diyor, anlatıyor etrafındakilere, “Mehdi (a.s) çıktığı vakit, Tevrat’ın orijinaliyle Musevilere tebliğ yapacak” diyor. Demek ki hakaret etmeyecek, saldırmayacak, aşağılamayacak, bre kafirler demeyecek. Ne diyecek? “Gelin arkadaşlar, gelin kardeşler, gelin size anlatayım” diyecek. Ve “Tevrat’ın orijinaliyle onlara tebliğ yapacak” diyor. “Hristiyanlara da, İncil’in orijinaliyle tebliğ yapacak” diyor. Bunu artık anlamazlıktan gelmenin alemi yok. Bu hadislerden kaynaklanan bir açıklama.
ALTUĞ BERKER:Ömer’in selamını almamış olabiliriz Hocam.
ADNAN OKTAR:Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Selamını almadığım herkes için, selamımı yeniden ifade ediyorum.
Naci Gümüş, Giresun. Bediüzzaman Said Nursi’nin eserlerinde, Hz. Mehdi (a.s) için, “acip” kelimesi kullanılıyordu. “Acayip” evet. “Dünkü programda “acip” kelimesini, “güçlü, kuvvetli, vurduğu yeri dağıtan” şeklinde açıkladınız Hocam” diyor. Bir tek o anlamda değil, acayip; çok zeki, keskin akıllı böyle kıvrak bir akla sahip olan, çabuk netice alan, pratik hareket eden, en uç şahıslara bile dini anlatabilen, en çekinilen topluluklara, en girilmez yerlere giren, oralarda dini anlatan yani şaşırtıcı, her yönden şaşırtıcı, adamın en olmaz dediği şeyleri yapan. Mesela Darwinizm yıkılmaz diyorsun, adam götürüp yıkıyor, mesela bir insan düşünelim. Mehdi (a.s)’ı tenzih ederim de, herhangi bir insan bizler için değil mi? Bizim yaptığımız da acayip aslında. Neden? Çünkü Mehdiliğin zıl ve gölgesi altındayız. Mesela yaptığımız kitap, kitap da acayip. Mesela İtalyanların nefesi kesildi İtalya’da. Kitaplarım bir gecede, on binlerce kitabın birden dağıtılması, acayiptir, görülmemiş bir şey. Zaten Avrupa ondan şoke oldu. Adamlar, binlerce yazı çıkardılar, o şoku ifade eden. Yani direkt şok kelimesiyle başlıklar çıktı, gazete haberleri çıktı. Mesela fosillerin resimlerinin üç boyutlu, kaliteli olması acayiptir. İlk defa oluyor. Hep bulanık normalde. Ve bu kadar çok fosil resmi acayiptir. Bu kadar delillendirme acayiptir. Mesela masonlara tebliğ yapmak ve namaz kıldırmak, dünyada hiç duydunuz mu böyle bir şey? Bu acayiptir, çok çok acayip. Tapınak Şövalyeleri, daha hala yazıyorlar, namaz aşığı oldular maşaAllah, acayip hoşlarına gidiyor namaz kılmak. Yani sürekli ondan bahsediyorlar, abdest almaktan çok zevk aldıklarını, namaz kılmaktan çok zevk aldıklarını, bunları belirtiyorlar. Mesela bu acayip. Biz ilk 1986-1987’lerde diskotekler falan hep bizim mekanımızdı. Hep oralarda tebliğ yapardık. Mesela hiç görülmemiş bir modeldir bu, acayip. Kolejler, Robert Koleji, Saint Benoit, Saint Michel, hepsine gittik, tebliğ yaptık o zamanlar. Bu görülmüş bir şey değil. Yani her duyan şok oluyordu. Sosyeteye dinin samimi olarak ve rahat olarak anlatılması, tahayyül edilecek bir şey değildi. Yani o devri bir düşünün, şok olmuştu insanlar, hayretler içinde kalmışlardı. Gazetedeki haberlerin hepsi, şok üzerineydi, hayret üzerineydi. Hatta Dost Lisesi’nin spor salonunda Cuma namazı kılıyordu keratalar, toptan, çok büyük olay çıkmıştı okulda. Bu nasıl olur diye. Okulun spor salonu dolmuş, “okul gitti” dediler o zamanlar. Mesela bu acayiptir. Çok acayip. Disiplin kurulu toplandı, çocukların ifadeleri alındı, başka şeyler oldu. Saint Benoit da gitmişti o zamanlar. Dediler ki: “okul gitti” dediler. Nokta Dergisi haber yapmıştı, hatta diyor ki en sonunda şöyle bitiriyor haberi; “tabii tedbirler alınıyor, bunun durdurulması için ama çok önemli bir nokta var” diyor, sonunu da şöyle bitiriyor; “atı alan, Üsküdar’ı geçmişti” diyor. Mesela bu da acayiptir, bu da şaşırtıcıdır. Neden bu acayiplikler oluyor? Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altında olduğumuz için oluyor. Bakın biz Mehdi (a.s) öncüsü olarak bu kadar başarılıysak, Mehdi (a.s), kim bilir neler yapar. Kardeşim mesela 20 yıl içerisinde, 300 tane kitap. Bu olacak iş mi şu? Gören, inanamıyor, “yok doğru söylemiyorsun, ben inanmam” diyor. 300 tane kitap. 73 yabancı dile çevrildi, “buna da inanamam” diyor. Oldu. Benim de acayibime gidiyor ama oldu. 12 milyon kitap bir senede satılır mı? Oluyor. Allah bereketini arttırsın. 16 milyonun üstünde de internetten indirildi maşaAllah. Hiç duydunuz mu böyle bir şey? Mesela canlı yayında, iki milyon kişinin aynı anda internete girmesi olur mu? Oluyor. Ben de şaşırıyorum ama oluyor. Acayip. Asır acayip, olaylar acayip, teknoloji acayip. Mesela internet, bütün herkesin evinde internet var. Daha önce hiç aklımızdan geçen bir konu muydu bu? Çok şaşırtıcı, acayip. Uydu yayınları, acayip. Darwinizm’in, deccaliyetin, dünyanın yüzde 95’ini teslim alması, olacak iş mi bu? Dünyanın yüzde 95’inin dinsiz olması, bir tahayyül edin geçmiş dönemlerden, Hicri mesela üçüncü yüzyılda desen ki; “bütün dünyaya bir adam şimdi hakim olacağını söylüyor, dinsizliği hakim edeceğini” söylüyor, güler geçerler. “Nasıl yapacak öyle bir şey olmaz” derler. Oldu. Türk İslam Birliği, İttihad-ı İslam için, “olur mu öyle şey” diyorlardı iki yıl önce, şimdi çok normal karşılıyorlar. Ben dedim ki; “vizeler kalkacak” dedim, “olmaz öyle şey” dediler. Buyrun bütün vizeler kalktı işte. Demek ki oluyormuş. Hani olmuyordu? Kardeşim acayiplikleri saysak, önü arkası gelmez, sabaha kadar sayarım. İşte Bediüzzaman’ın “acayipten” kastı bu, “Acip, şaşılacak.” Mesela bizim modernliğimize de şaşılmıştır. Çünkü klasik bir tavrımız yok. Bir ayağımız diskoda, bir ayağımız camide, kıyafet janti, üslup rahat ama dinden taviz yok, Kuran’dan taviz yok. Mesela bu da acayip. Adamın ayağı diskoda olduğunda, ayağından kapar disko onu, alır, ham yapar. Ama bizde öyle olmuyor işte. Biz onu ham yapıyoruz. Biz orayı alıyoruz, o bizi alamıyor. Nereye gitsek mutlaka zafer. Mesela normalde mason localarıyla görüşen adamlar, hep mason olmuşlardır daha önce. Masonları eğitmek için gitmişlerdir, tekris etmişlerdir, adamın boynuna ipi bağlayıp, gezdirmişlerdir, hepsi mason olmuşlardır. Örnek mi vereyim, bayağı verebilirim ama yakışık almaz da onun için. Ama bakın biz etkiledik masonları. Adamlar namaz kılıyorlar maşaAllah. “La ilahe İllAllah” diyorlar ve İslam’a hayranlık duyuyorlar, Kuran’a hayranlık duyuyorlar, vesile oluyoruz. Niye? Mehdiyet’in zıl ve gölgesi altına girdik. Mehdiyet’e tabi olduk. Ben Mehdi (a.s)’ı, kendime mürşid kabul ettim ve Mehdi (a.s)’a tabi oldum. Tabii ki bereketinden istifade ediyoruz inşaAllah. “Açık kızlara tebliğ yapılır mı?” Cübbeli’nin asla yapmayacağı bir şey, asla, tahayyül dahi edemez. Halbuki yüzde 85’lik bir kitledir, en önemli, yarının anneleri bu çocuklar değil mi? Son derece önemli. Adamlar onlara ağza alınmadık hakaretler ediyorlar. Cübbeli’yi tenzih ederim de, yani ben biliyorum onların neler söylediklerini. Yazılı elimde belge olarak gönderiyorlar, çeşitli gruplardan yerlerden, ağzı alınmadık laflar ediyorlar. Başı açık bütün hanımlara, tamamına. Akıl almaz bir nefret var aralarında, bir kısmında. Biz onların ahmaklıklarını, aptallıklarını mı uygulayalım, aynı kafayı mı uygulayalım? Biz ne yapıyoruz? Şefkat, sevgi ve muhabbetle yaklaşıyoruz. Değer veriyoruz, saygı duyuyoruz, gözümüzde büyütüyoruz, önem veriyoruz. Kardeşimiz çünkü canımız gibi seviyoruz. Ben mesela niye yıldırayım onları, niye böyle abuk sabuk böyle hurafelerle akıllarını çeleyim? Dine karşı onları soğutayım değil mi? En akılcı yolu seçiyorum, en güzel yolu seçiyorum.
Sen ne dedin? Şeyh Nazım Hocamdan bahsettin.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. “Başkası giremez o mecraya” diyor maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şeyh Nazım Hocam, dünya tatlısıdır. Diyor ki: “Süveyş Kanalı’ndan, bir tane gemi geçer, iki tane geçemez” diyor. En güzeli Hocamızın kendini dinleyelim, şeyhimi. Açık bakalım Bismillahirrahmanirrahim, benim canım Hocamı ben bir dinleyeyim.
-VTR-Şeyh Nazım El Hakkani Hazretleri’nin, Sayın Adnan Oktar İle İlgili Sohbetinden (Ocak 2011)
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Şeyh Nazım Hocamız, bizim can tanemizdir, bir tanemizdir. Bakın Hocam ne diyor? “Lakırdı söylenmez” diyor. Gelsin söylesinler, anında cevabını veririm inşaAllah. Tartışmaya, hiçbiri gelemiyor. Darwinistler güya kendi aralarında konuşmalar yapıyorlar, çıkarttıkları adamlar zaten ona uygun oluyor, onların verdiği açıklamalara, demeçlere uygun cevaplar veriyorlar. Benim daha adım duyulduğunda, adamlar felç oluyorlar.
Bak Oktar, Berker nasıl oldu? O olayı anlat bakayım sen.
ALTUĞ BERKER:Vatikan’da, evrimciler kürsüde, Oktar çıkmış, “ben Harun Yahya’nın temsilcisiyim” dediği anda, zaten suratları sapsarı oldu” dedi.
ADNAN OKTAR:Sapsarı değil, kulaklarına kadar kül gibi bembeyaz oldu. Adım yetiyor adamlara. Bakın Yiğit Bulut’un programında da, “gelin karşımıza çıkın” dedik, adamlar araziye geçti, kapıyı da içeriden kilitleyip kaçtılar. Dawkins, o elma yanak, ona da hatta İngiliz gazetelerine ilan verdim, “delikanlıysan tartışalım” dedim, kaçtı. Yani en büyük İngiliz gazetelerine ilan verdim, ismiyle “eğer kendine güveniyorsan, fikirlerine güveniyorsan, gel tartışalım halkın önünde” dedim. Hiçbir şekilde kabul etmiyor. Gidiyor çocuklarla tartışıyor. Ortaokul çocuklarıyla, liselilerle tartışıyor, Hahamlarla, Rahiplerle tartışıyor, biliyor burada pestil gibi ezileceğini inşaAllah.
“Selamun Aleykum efendim. Özür dilerim” diyor. Özetle “Hocam, soruma cevap vermediniz” diyor. Şimdi bir de diyor ki: “Hocam bilmiyorsanız, bilmiyorum demenizde bir mahzur yok” diyor. Ne uyanık, ne uyanık. Ben diyeceğim “ben nasıl bilmem”, ağrıma gidecek, şak cevabını vereceğim. Yeni yöntem bu, psikolojik baskı yöntemlerinden bir tanesi. Allah enaniyetten korusun Ben tabii öğrenciyim, yeni öğreniyorum. Yani öyle biz alimiz, büyük alimiz demiyoruz, biz alimlere uyan insanlarız. Özetle sorusunu soruyor kardeşimiz; “hayvanlar gördüklerini beyinlerinde mi görüyorlar, tıpkı insanlar gibi ruh sahibi midirler? Saygılarımla Recep Sarı.” Bak diyor ki Cenab-ı Allah ayette; “Gözler, Allah’ı idrak edemez ama Allah bütün gözleri idrak eder.” Her hayvanın gözünden, her yerden bakan, hepsinden Allah’tır, her yerden bakan Allah’tır. Sağdan, soldan, üstten, kenardan, her yerden bizi görür. Ama bizim gözlerimiz onu idrak edemez. Hayvanlarda Allah’ın ruhu vardır. Allah’ın ruhu her yeri kaplamıştır. Ama bilinç yoktur. Yani şuurunda değildir. Yani ben neyim, ben kimim, beni kim yarattı, bunlar ne, bunu diyemez. Bir fotoğraf makinesi gibi, bir robot gibidir, farkına varmaz. Mesela kedinin kuyruğuna basarsan, bağırır hayvan ama bir makine gibidir. Allah onlara acıdığı için, onlara zulmetmemeleri için, Allah onlarda şuur meydana getirmemiştir. Yani acıyı duyar ama acının şuurunu bilmez. Şuur çok önemlidir. Şuur olmadığında da acı çekmez. Mesela insanın şuuru kapandığında ne oluyor? “Bitti” diyorlar adam, “şuuru gitti” diyorlar. Artık şuuru kapandığında, acıyı hissetmez. Yani bedeni hisseder, fakat anlamaz, algı olarak almaz. Hayvanlar da algı olarak almazlar, bilmezler. Ama cennette Allah onlara, ruh veriyor. Yani konuşuyorlar bilinçle. Allah’tan bahsediyor, dinden bahsediyor, Allah’a hamd ediyor, ruh sahibi. Mesela Hz. Süleyman (a.s)’ın kuşu Hüdhüd, iman sahibi, gördüğümüz kadarıyla hayvanda ruh var. Allah ruh vermiş. İman ediyor, konuşuyor. Mesela karıncalar kendi aralarında konuşuyorlar, şeytandan Allah’a sığınırım; “Hz. Süleyman (a.s)ın ordusu, bizi farkına varmaksızın ezmesin” diyorlar. Ruh sahibi. Allah’ın dilemesiyle olur. Yani hepsinde olmaz inşaAllah.
“Selamun Aleykum. İsmini saklayan kardeşlerimiz gibi yapmayıp, ismimi gürül gürül söylüyorum, gururla onur duyarak gizlemiyorum inşaAllah” diyor Sefa Ölmez. Allah ömrünü uzun etsin. “Müslüman yiğit olur, delikanlı olur, cesur olur inşaAllah. İsmini saklayanların, korkak olduğunu düşünüyorum.” Yok niye öyle olsun? Mesela bir genç kızdır, ismini gizleyebilir makul, utanır, gizler. Yahut bir kardeşimiz vardır, daha iyi hizmet yapabilmek için, ailesinden baskı görüyordur, çevresinden baskı görüyordur, ismini gizleyebilir. Bir şey olmaz. Ama ters bir laf etmek için ismini gizleyenler var, onların da kendi isminin ne olduğunu söylüyorum, IP numaralarını da söylüyorum, daha ne yapayım? İsterlerse resimlerini de göstereyim burada. Nasıl oluyor? Onu da bana bırakın inşaAllah. Cinniler bizleri seviyorlar demek ki inşaAllah. Ekip var arkadaşlardan, cinlerle irtibattalar. “Ültimatom tarzı mail atanları okuyorsunuz, ben de öyle giriş yapmak isterdim” diyor. Ama ültimatom benim hoşuma gittiği için yani şaka yollu, onlara sevgimden yapıyorum. Yoksa normalde ültimatoma ben ters cevap verebilirim. Ama şefkatli olduğumu, sevgi dolu olduğumu biliyorsunuz. İyi niyetle yazılmış yani tatlı ültimatomlar onlar. Gerçek anlamda ültimatom olanlar, gidip emniyette hazır olda tir tir titriyorlar. Yani hukuki hakkımı kullanırım, öyle bir şeye müsaade etmem. “Ben de öyle bir giriş yapmak isterdim ama ilk defa mail atıyorum ama okursanız, benden mutlusu olmaz.” Olur niye olmasın? Öyle bütün dünyayı kaplayan açıklamalar olmaz. Mesela “dünyada bundan daha mükemmel bir şey yoktur” denmez. İman için diyebiliriz onu, Allah için, en mükemmel Allah’tır. “Hocam, atılan iftiralar, üzerinde oynanan oyunlara rağmen dimdik ayakta olmanız, bizlerin İttihad-ı İslam sevdamızı daha da arttırıyor inşaAllah. Ben Mahmud Efendi’ye gönül vermiş bir gencim.” MaşaAllah. Biz de Mahmut Hocamızı canımız gibi severiz, çok muhterem, büyük evliyaullahtan bir zattır. “O cemaatin içinde çok bulundum. Amcamın oğlu tavsiyesiyle, sizin röportajlarınızı takip etmeye başladım ve Efendi Hazretleri’ne sevgim sizin sayenizde daha da arttı.” Mahmud Hocamız, dünya güzelidir, dünya iyisidir ve çok takvadır. Asla taviz yok, Ehl-i sünnet’e çok titizdir. “Cübbeli’nin, Efendi’nin yolundan gitmediğini anladım. Sürekli belli hocaların, Mehdi (a.s)’ı gizlemesini şimdi anlıyorum. Hep “Mehdi (a.s)’ı bekleme, sen kendini düzelt, yoksa Mehdi (a.s)’ın ordusuna giremezsin” denip, geçiştirilen bu konu hakkında, bilgi almak isteyenlere sadece bu kadar söyleniyor. Siz bu yüzyılın olayını bağıra bağıra, gürül gürül, aşkla şevkle herkese duyurmasını, anlatmasını öğrettiniz bizlere.” Allah’ın dilemesiyle, EvelAllah bir tek Allah’tan korkarım. “Allah’ım sizden razı olsun, cennette bize komşu eylesin inşaAllah. Hocam ben 10 Şubat’ta Medine’de İslam Üniversitesi’ne başlayacağım.” Allah muvaffak etsin, Allah yolunu açsın maşaAllah, inşaAllah hadi bakalım. “İnşaAllah, dilimizin döndüğünce İttihad-ı İslam’ı anlatmaya çalışıyoruz çevremize, kutsal topraklarda durmak yok inşaAllah. Sizin de dualarınızla inşaAllah, Mehdiyet döneminde İstanbul’umdan ayrı olacağım için” Hayır var, güzel git, gitmende hayır var inşaAllah. “Resulullah (s.a.v.)’in yanına gideceğim.” Daha ne işte ne güzel inşaAllah. “Dualarınızı eksik etmeyin inşaAllah Hocam. Bu aciz kardeşinizi dualarınızla anın inşaAllah. Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Sizin gibi cesur, Allah’ın aslanlarına, yiğitlere çok ihtiyacımız var.” Allah razı olsun. Doğru delikanlıyım, maşaAllah. Kardeşim ne kadar kızdırıcı, bütün Ehl-i sünnet alimleri detay, detay anlatmışlar, övüyor adam, “ben ehl-i Tarik’im” diyor. MaşaAllah, ayağının altını öpeyim, güzel. “Suyuti büyük alimdir” diyor, “İbn-i Hacer büyük alimdir” diyor. Anlattıkları ne oluyor? “Anlattıkları yanlış” diyor. Nasıl büyük alim oluyor o zaman? O zaman en büyük sensin oluyor değil mi? Hani sen Ehl-i sünnet’tin? Ebu’l-Leys Semerkandi, Muhyiddin Arabi, İmam-ı Rabbani, hepsini bir kenara koymuş adamlar. Mesela İmam-ı Rabbani’nin, Mehdi (a.s) ile ilgili sözlerini niye anlatamıyorsun kardeşim, niye çekiniyorsun anlat. Suyuti, Mehdi (a.s) ile ilgili yüzlerce hadis açıklamış. Niye anlatmıyorsun? Mesela İbn-i Haceri Mekki Hazretleri El Kavlu’l Muhtasar fi Alametil Mehdiyy-il Muntazar eserinde, yüzlerce hadiste anlatmış Mehdi (a.s)’ı. Onları raflara kaldırdılar. Bambaşka bir stil, bambaşka bir yapı. İşte “şahs-ı manevi, ruh, görünmez.” Demagoji ne kadar olabilir, insan aklının alabildiği demagoji ne kadar yapılabilirse, hepsini yapıyorlar Mehdiyet’i kapatmak için. Bir iki tane de değil demagoji çeşidi, rengarenk; istediğin desende, istediğin çeşitte, istediğin biçimde yani kaçmak isteyenler için, her çeşit tekniği uyguluyorlar.
“Sevgili Muhammed Adnan Hocam. Yayınlarınızı devamlı izliyorum, Allah sizden razı olsun. Size yardımı dokunan mübareklerden de Allah razı olsun” diyor. “Hocam bırakın gözlerimi açmayı, gözlerimin olduğunu farkına vardım sayenizde” diyor. “Gülümsemenin güzel bir şey olduğunu anladım Hocam. Günlük hayatın hengamesinde, karmaşasında koşuştururken beni durdurup düşündürdünüz ve kendime sordum ne yapıyorum, ne olacağım diye, öyle ya da böyle, iyi ya da kötü ölene kadar yaşayacaktım. Ancak ölümden sonrasını düşünmüyordum. Sanki benim yerime yaptıklarımdan başkası sorumlu tutulacakmışçasına. Allah rızası için dua edin Hocam. Duadan geri kaldık, tövbeden geri kaldık, bundan sonrası için, dua edin Hocam. Lütfen ailem için dua edin Hocam. Hepimizin dualarınıza ihtiyacımız var.” Allah sana hidayet versin, sağlık sıhhat versin, gönlüne inşirah, ferahlık versin, derin iman versin, Allah aşkıyla Allah seni delirtsin, deli aşık ol inşaAllah.
“Hocam izin verirseniz, bir sorum olacak. Atomlardan yaratıldığımızı düşünürsek, atomlarımıza ayrıldığımız zaman aslında yokuz diyebilir miyiz? Yani atomlardan yapılmış olmamız bile korkutucu hocam. Sanki oyun hamurundan yapılmışız gibi, atomlardan yapılmış olan bu bedene, ben demek bana tuhaf gelmeye başladı Hocam. Aydınlatırsanız sevinirim. Nurlu ellerinizden öpüyorum hocam, sevgiler, saygılar, İstanbul’dan Nazım Güran.” Nazım atomlardan ne istiyorsun? Atomların her biri bir alemdir. Mesela atomun içine bir girsen, Samanyolu Galaksisi gibi, koskocaman bir şeyle karşılaşırsın, atomu beğenmiyorsun ama atomlar sana küser öyle dersen. Asıl olan ruhtur. Ruhun atomla hiçbir şeyle alakası yoktur. “Ben” dediğimiz varlık; ruhtur. Şu an benim ruhum dinliyor seni. Ruhum görüyor, ruhum hissediyor. Cisim atomlardan oluşur. Ahirette de yine atomlardan ama başka bir tür atom. Bizim alıştığımız gibi değil. O bize gösterilen atom. Bambaşka bir yaratılışla yeniden yaratılacağız. Fizik kanunları yeniden değişecek. Bütün fizik kanunları değişecek. Bizim alıştığımız fizik kanunları var. İkinci, üçüncü, dördüncü boyuta geçtiğimizde, oradaki fizik kanunlarıyla buradaki fizik kanunlarının uzaktan yakından alakası yok. Orada da atom kullanılıyor ama bildiğin atom değil. Ama ruh, ne parçalara ayrılır, ne bölünür, ne şu olur, ne bu olur. Allah, “Ruhumdan üfürdüm” diyor. Allah’ın ruhu, hiçbir şekilde yok olmaz. Sonsuz evvelde de vardır, sonsuz sonrada da vardır. Hiçbir şekilde yok olmaz. Ruhun üstüne, beden ilave ediyor Allah. Bedenimiz sürekli eriyor her gün. Yeniden gıdalarla, yeniden atomlar alıyoruz, onlara ilave oluyor, vücut diğer atomları atıyor. Vücut sürekli parçalanıyor, defalarca tazeleniyor. Yani bir insan ömrü boyunca aynı bedende kalmıyor. Bedeni sürekli değişiyor. Bütün beden yıkılıyor, yerine yeniden beden oluşuyor. Her gün vücuttan, vücut hücrelerinin yıkımından oluşan azot ıtrahı vardır. Yani azot atılımı, o vücudun yıkımından kaynaklanıyor ve sürekli vücut protein alır, protein yıkımı olur öyle söyleyeyim inşaAllah. Tamam değil mi bu atom olayı, anlatayım mı daha detaylandırayım mı? Çünkü atomlarla alakamız yok bizim. Şu an beni atom seyretmiyor, ben seyrediyorum, ruh seyrediyor, Allah’ın ruhu seyrediyor. Atom duymuyor, benim ruhum duyuyor. Bakın dokundum, atom değil hisseden, ruhum hissediyor şu an. Anlattıklarımı biraz derin düşünürseniz, zaten çok açık, karmaşık bir şey yok.
“Can parem, aslan Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Deccal kimdir?” diyor. “Hz. İsa (a.s), onunla birebir karşılaşacak mı? Bana birisi sordu, anlatırsanız sevinirim. Allah sizden razı olsun, sizi çok seviyorum” diyor. Ben de seni çok seviyorum ama tanımıyorum seni, Allah bir gün tanıştırır inşaAllah. “Deccal kimdir?” Deccal Darwin, Darwinizm, materyalizm ve onun avanesi işte Karl Marx, Stalin, Lenin hatta o Mısır’daki karga bile o ekipten. Develerle millete saldırıyormuş. Hz. İsa (a.s), işin doğrusu biraz rahat ortama gelecek söyleyeyim. Yani Mehdi (a.s) konuyu bitirecektir. Hz. İsa (a.s), siyasi yönüne daha çok ağırlık verecektir. Yani Darwinizm’i-materyalizmi bitirecek olan Mehdi (a.s)’dır. Hristiyanlığı, Müslümanlığa çok yaklaştıracak olan da Mehdi (a.s)’dır. Ama İsa (a.)’ın mucize gösterdiğini görünce ve görünüşünden de onu İsa (a.s) olduğunu anladıkları için, müthiş bir heyecan duyacaklar, Müslüman olmada tereddüt etmeyecekler. Yani kolay olacak Müslüman olmaları. Vicdanen rahatsız olmayacaklar, vicdan azabı çekmeyecekler. Çünkü İsa (a.s)’a kötülük yaptıklarını düşünüyorlar. Müslüman olurlarsa, İsa (a.s)’ın onları ayıplayacağını düşünüyorlar. Bakacaklar ki İsa (a.s), Peygamberimiz (s.a.v.)’in aşığı, Allah aşığı, İslam aşığı. Diyecekler; “biz de severek Müslüman oluyoruz” diyecekler, “Elhamdülillah, La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah” diyecekler.
“Hz. Ali (r.a), Ebu Hureyre (r.a.), Hz. Ali Keremullah ve İbn-i Abbas’tan rivayet edildiğini öğrendim. Hadis-i şerif’te, “ahir zaman harbi, cihan harbidir. Çok kimselerin öldürüldüğü iki büyük harpten sonra bir üçüncüsü daha olacak. İkinci cihan harbinin ateşini yakan büyük reis künyesinde bir adamdır” denilmektedir. Buna göre Yahudilerin, Urfa’ya kadar saldıracakları, daha sonra Müslümanların birleşerek İsrail Devletini ortadan kaldıracağı” öne sürülüyor. Bu hadis sahih midir? Sahih ise bu savaş ne zaman gerçekleşecektir? Yoksa bazılarının yorumladığı gibi bu savaş değişik cephelerde Afganistan, Çeçenistan, Irak gibi süren savaşlar mıdır? Bir de deccal, şahıs olarak gelecek midir? Allah, yar ve yardımcınız olsun. Allah, Hz. Mehdi (a.s)’ı görmeyi ve biat etmeyi hepimize nasip etsin. Kütahya’dan Mehmet Emin Acar.” Mehmet sen bir tane hadis almışsın, ben sana Suyuti’den, Kütüb-i Sitte’den, Hakim’den, Hakim’in Müstedrek’inden El Kavlu’l Muhtasar’dan çok fazla hadis getiririm. Mehdi (a.s) kan akıtmayacak. Uyuyan kişiyi uyandırmayacak. Hatta “burnunu dahi kanatmaz” diyor. Dolayısıyla, sen benim dediklerime bak. Ben hepsini sana ispat ederim tek tek delilleriyle. İki tane savaş olacak, bir üçüncü savaş kansızdır. Mehdi (a.s)’ın, deccalle yapacağı savaştır üçüncü savaş. İki savaş kanlıdır. İki büyük savaş olacak bu doğru hadislerde var, oldu onlarda birinci ve ikinci dünya savaşları. Hatta diyor; “şehirler, bir gün içinde yok olur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Nagazaki, Hiroşima’ya atom bombası atıldı, bir gün içinde yok oldu şehirler yerle bir oldu. Yani “hemen yok olur” diyor “şehirler.” Bu ancak atom bombasıyla olur. İsrail, Mehdi (a.s)’ın kontrolüne gireceği için, Mehdi (a.s), İsrail için, devletin ta kendisi. Ben sordum, Ben-i İsrail olan arkadaşlarımıza, kardeşlerimize, dedim “nasıl görüyorsunuz”, Müslümanları onlar Müslüman olarak görüyorlar onu söyleyeyim, Nuhi olarak görüyorlar. Mesela bizle konuştuklarında “biz seni halis Müslüman olarak görüyoruz” dediler. Ve “dinimize göre seni hak yolda görüyoruz” dediler. Yani “biz seni küfür içinde görmüyoruz” dediler. “Müslümansın” dediler. “Tevrat’a göre, bizim sana bakma durumumuz şudur, sen Nuhi’sin dediler. “Nuhi ve hak dindesin. Ve Hz. Muhammed (s.a.v.)’i de hak Peygamber olarak gören Musevi kardeşlerimiz de var. Ben dedim ki; “Mehdi (a.s) yani Shiloh yani Kral Mesih, İsrail Devletinden daha mı büyük, yoksa İsrail Devletinin emrinde mi olacak” dedim, onlar dediler ki; “İsrail Devletinden daha büyük o” dediler. Bitti. Mehdi (a.s)’a tabi oldular mı ne demektir? Konu kökünden halloldu demektir. Mehdi (a.s), devletin ta kendisi onlara göre. Konu bitmiş oluyor o zaman inşaAllah.
Ne yapıyoruz yarım saat sonra?
ALTUĞ BERKER:Samsun Aks Tv’den devam edeceğiz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvelAllah, evelAllah, haydi bakalım.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Dergiler
Devamı ...