SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Samsun AKS, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitesinden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Buraya gelen Tapınakçı masonların konuşmaları, bize gönderdikleri mailler: “Camide ibadet etmek bize büyük bir sevinç verdi” diyor. “Biz Müslüman kardeşlerimizle camide namaz kıldığımız her seferinde çok mutlu oluyoruz. Hem zahirde hem manevi olarak kelimeler benim müteşekkirliğimi ve hepinize duyduğum takdiri ifade edemez. Allah’a bu imkanı verdiği için şükrediyorum. Camide sizinle namaz kıldığım ilk seferi her zaman tüm berraklığıyla hatırlayacağım. Abdest aldık, sonra kardeşlerimiz bana sabırla namaz ibadetini anlattı. Söylenen sözleri ve yapılması gereken hareketleri açıkladı. Bu ibadeti yerine getirmek için çok güzel bir yol, maşaAllah.” Zaten sürekli maşaAllah kullanıyorlar, konuşurken sürekli maşaAllah diyorlar. “Bu gerçekten çok muhteşem” diyor. Benim ümidim bu inançlara mensup tüm insanların benzer şekilde birlikte ibadet etmeyi öğrenebilmeleri.” Namazdan müthiş zevk aldılar. Acayip hoşlarına gidiyor abdest almak. Camide ayaklarını sıvamışlar, soğuk havada üstelik, hiç üşenmiyorlar, sabırla güzel abdestlerini alıyorlar, namazı da güzel tadili erkanla kıldılar. Geçen sefer tecrübeleri yoktu, bu sefer bayağı düzgün, güzel kıldılar namazlarını, maşallah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah vesilenizle Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Özetle böyle dışlayarak, iterek, hakaret ederek, aşağılayarak Müslümanlık olmaz. Bu model takdir görürse bir süre sonra o model Müslümanları ezer, yıkar ve yok eder. Çok büyük enayilik olur bu, çok büyük hata olur. Sevgi, Müslümanlıkta en hayati konu budur. Sevgi ile yaklaşmak, şefkatle yaklaşmak, saygı ile yaklaşmak, değer vermek, inşaAllah. Bir de bakın, dikkat ederseniz anlatırken ben öyle bir türlü lafı açıklayamayan bir üslubum yok. Ben çok samimiyim. Ahir zamanda olmak çok hayati bir konu. Bir tane ahir zaman var, Peygamberimiz (s.a.v) de diyor ki; “ahir zaman alametleri budur.” Bir de bakıyoruz ki o denilen ahir zamanın içindeyiz. Ben bunu nasıl önemsiz göreyim, nasıl kıymetsiz göreyim? Mehdi (a.s) bir kere geliyor dünyaya, nasıl önemsiz göreyim? İsa (a.s) bir kere iniyor dünyaya, nasıl önemsiz göreyim? Hz. İsa (a.s) faaliyet yaparken, Mehdi (a.s) faaliyet yaparken önemsiz görülür mü bu? İslam dünyaya hakim olmak üzere, İttihad-ı İslam en büyük farz, ben de diyeceğim ki; “önemsiz bu. Siz zikirle meşgul olun, evinize gidin, kendinizi kurtarın yeter. Herkes kendi kendisinin Mehdisi olsun, bu zaman kendini kurtarmak zamanı, ölürsen zaten senin kıyametindir. Kıyameti düşünmene de gerek yok.” Bunu mu diyeyim? Böyle samimiyetsizlik yapamam ben. Onun için son derece candan konuşuyorum. Benim milletin baskısından, şundan bundan çekinme derdim yok. Kim ne der falan, falanca ağabey ne der falan, falanca grup ne der, beni hiç ilgilendirmez. Ben hakkı söylerim, hepsini de çok seviyorum. Bana düşman olanı da severim ben. Oturup benim bir muhalefetliğim olmaz. Ama abuk sabuk bir hareket oldu mu samimi olarak anlatıyorum. Göz göre göre bir münasebetsizlik, delilik olduğunda onu örtbas etmek çirkin olur, anormal bir hareket olur.
Kuran’dan okuyalım, ya Allah, Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım, Mü’minun Suresi; “İşte onlar, hayırlarda yarışmaktadırlar ve onlar bundan dolayı öne geçmektedirler.” Demek ki biz hayırlarda yarışacağız. En iyisini yapmaya çalışacağız. En vicdanlı, en güzel tavrı yapmaya çalışacağız. En sevecen, en güzel tavır Allah tarafından bize ilham edilir. Vicdanımızı eğer baskı altına almazsak en güzeli zaten rahatça buluruz. “Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz.” Ne kadar büyük bir mucize bu. Hiçbir insan tahammül edemeyeceği bir şeyle karşılaşmıyor dünyada, dünya tarihinden bu yana olmamış. Tahammül edemeyeceği, güç yetiremeyeceği bir şeyle karşılaşmıyor. “Elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar.” Bu kitap, kader kitabı. Bizim ne yapacağımızın, ne edeceğimizin hepsinin yazılı olduğu kitap. “Onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar.” İnsanların çoğu Allah’ın insanları haksızlığa uğrattığını düşünür. Birçok insan ondan zaten sapıtıyorlar. Allah hiçbir şekilde insanları haksızlığa uğratmaz. Sadece insan derin düşünemediği için; sathi, yüzeysel düşündüğü için bu hakikatleri göremiyor. “Hayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır; onlar bunun için çalışmaktadırlar. Nihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini azap ile yakaladığımız zaman, onlar hemen feryadı basacaklar.” Allah sürekli tehdit ediyor. Başka türlü çünkü insan zayıf varlık, tehdit çok önemli oluyor, cehennemle tehdit. Yoksa ya vefasız oluyor, ya sadakatsiz oluyor, ya şefkatsiz oluyor, yardımsever olmuyor; egoist, bencil oluyor. Onun için tehdit, yani Allah korkusunun insanlara verilmesi çok hayati. Diyorlar ya; “aman korkutmayalım o şekilde,” hasta olur, çok kötü etkilenir. Allah’tan korkarsa çok güzel olur. Güzelleşir, üslubu güzel olur, sevgi dolu olur, anlayışlı olur, vefalı olur, şefkatli olur. Öbür türlü bozulur. “Ben Allah’ı çok seviyorum” diyor ama çok acayip egoist olur, çok acımasız olur. Akıl almaz münasebetsizlikler yapabilir. Mutlaka Allah’tan korkması gerekir. Allah’tan korkmayı anormal bir şey olarak görmek, “ne gerek, Allah’ı sevelim, Allah’tan niye korkalım” demek çok yanlış olur. Hayatın bütün kalitesi, bütün güzelliği gider Allah korkusu giderse. İnsanlar onu kafalarında pek tasarlayamıyorlar. Akıl gider en başta. Akıllı olmak için mutlaka Allah’tan korkmaya ihtiyaç var. Allah’tan korkmadı mı muhakeme, yargı bozuluyor. Dengesiz konuşmalar, dengesiz üslup gelişir. Bir şeyi değerlendirme ve yorum yapabilmek için sürekli Allah’tan korkarak isabetli hareket edebiliyoruz. Sırf Allah’ı severek normal olmaz insan. “Gerçekten Benim ayetlerim size okunuyordu, fakat siz topuklarınız üzerinde geri dönüyordunuz.” Çok manidar; geriye dönmek, gericilik. Gericiler Kuran’ı kabul etmezler, Kuran’dan rahatsız olurlar özetle. Hurafeye çok önem verir gerici. “Buna (ayetlerime) karşı büyüklük taslayarak; gece vakti de hezeyanlar sergiliyordunuz.” Hurafeler, ilaveler, çıkartmalar. Kuran’a ilave yapıyor, çıkartma yapıyor, gece yarısı. “Onlar, yine de o sözü (Kur'an'ı) gereği gibi düşünmediler mi?” Allah sürekli Kuran’a dikkat çekiyor. Biz de geceli gündüzlü Kuran’a dikkat çekiyoruz. Kuran’ın yeterliliği eğer kabul edilmezse felaket bir türlü bitmez. Kuran artı hurafe, rezil olursun. “Yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?” Hurafenin diğer açıklaması işte. “Yoksa onlara, geçmişteki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi?” Bir vahye dayalı değil. “Nereden çıktı bu bilgi?” diyor Cenab-ı Allah. “Ya da kendi elçilerini tanımadılar mı ki, şimdi onu inkar ediyorlar?” Çünkü Peygamber (s.a.v) öyle bir şey söylememiş. Böyle bir vahiy yok, böyle bir hüküm yok. Peygamber (s.a.v) adına yalan uyduruyorlar. “Yahut: "Onda bir delilik var" mı diyorlar?” İlk yaptıkları şey budur. Allah yolunda mücadele eden birisi oldu mu ilk iddia delilik iddiasıdır. “Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.” Hakla gelmek ne demek? Sürekli doğruyu söylüyor. Mehdi (a.s) gelecekse mutlaka Mehdi (a.s) gelecek diyor. İsa (a.s) gelecekse, gelecek diyor. Kuran yeterlidir diyor, mesela şunlar hurafedir diyor, “şu sahtekardır” diyor, ispat ediyor, açıklıyor. Ne yapıyorlar adamlar o zaman ona karşı? “Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.” Kabul etmiyorlar diyor. Ebcedi 2022 tarihini veriyor. Mehdiyet’e bakıyor. Demek ki nasıl olacakmış? “Hayır, o,” yani Mehdi (a.s), “onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır.” Doğruları samimi olarak anlatıyor, “onların çoğu hakkı” doğru anlatımı, “çirkin karşılıyorlar.” Kendi hurafe, bağnaz ifadelerini daha doğru görüyorlar anlamına geliyor. “Eğer hak, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olsaydı,” yani yobazların dediği gibi olsaydı, hurafeye uygun olsaydı, “hiç tartışmasız, gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve her şey) bozulmaya uğrardı” diyor Allah. Yani irticaya teslim edilmiş olsa dünya mahvolursun, azılı münafık, üçkağıtçı sahtekarlar hayatı cehenneme çevirirler. Ne sanat kalır, ne bilim, ne sevgi, ne şefkat, ne dostluk, ne arkadaşlık. Tam bir cehennem olur, Allah vermesin. “Hayır, Biz onlara kendi şan ve şeref (zikir)lerini getirmiş bulunuyoruz.” Yani Kuran. “Kuran’ı getirdik Biz onlara” diyor Allah. “Fakat onlar kendi zikirlerinden yüz çeviriyorlar.” “Kuran’ı beğenmiyorlar” diyor Allah. Hurafeye dönüyorlar, kendi kafalarına göre hareket ediyorlar. “Yoksa sen onlardan haraç mı istiyorsun?” diyor Cenab-ı Allah. “Para mı istiyorsun, çıkar mı istiyorsun, hiçbir şey istemiyorsun” diyor Allah. “İşte Rabbinin haracı (dünya ve ahiret armağanı) daha hayırlıdır.” Allah’ın dünyada vereceği nimetler ve ahirette vereceği nimetler daha hayırlıdır. “O, rızık verenlerin en hayırlısıdır” diyor Allah. “Gerçekten sen onları dosdoğru olan bir yola çağırıyorsun.” İslam’a, Kuran’a çağırıyorsun. Bu ayetin ebcedi de yine Mehdiyet’in devrini veriyor. Allah bu mantığın yanlışlığını şöyle vurguluyor ayette, Mü’minun Suresi, 53’te; “Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler.” Çeşitli mezhepler, çeşitli inançlar halinde böldüler. “Her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir.” Yani en doğru yolda olan benim diyor. Seviniyorlar diyor Allah. Halbuki tek kitaba bağlı olmaları lazım. Kuran’a bağlı olup mezheplerin de kalkması gerekiyor. Ama şu an mecbur olduğumuz için, çünkü şimdi ben mukallit olmaya mecburum. Çünkü müceddid değilim, müçtehid değilim, ne yapacağım? Bir müceddide uyup onun görüşlerini almak durumundayım. Ama Mehdi (a.s) geldiğinde, “en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid, hem hakim, hem mehdi, hem mürşit, hem kutbu azam olarak” diyor Bediüzzaman, “bir zat-ı nuraniyi gönderecek, o da Ehl-i Beyt-i Nebevi’den olacaktır” diyor, inşaAllah.
“Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akarsuyu olan bir tepede yerleştirdik.”Şimdi ikisini bir, barınmaya elverişli iki, akarsuyu olan üç, bir tepede dört. Ne anlama geliyor? Zamanı gelince söylerim. Kuran’daki bu detayları söz olsun diye söylemez Allah. Mutlaka o detayda bir ifade var.
Ne güzeldir anneler, ne sıcak, ne tatlı varlıklardır anneler. Dindar, efendi. Oturup onları üzmek olmaz. Çok günahtır. Allah “öf bile demeyeceksiniz” diyor, ayet var, Kuran ayeti. Bu müthiş bir detaydır. “Çok emek verdi size” diyor ayette Cenab-ı Allah. “Birçok zorluğa girerek sizin yaratılmanızda vesile oldular” diyor Allah, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hani gün içinde gözümüz vasıtasıyla fotoğraf çeker ve o fotoğraf gün boyunca gözümüzün önüne gelir ya, biz de inşaAllah her gün sizin o güzel fotoğrafınızı çekip bütün gün sizi görüyoruz. Başka bir fotoğraf hayalimize girmiyor.” Allah razı olsun ama şöyle diyelim; aklımın bir köşesinde duruyor denir, yoksa bütün dikkatim derse, bizim kalbimiz Allah’ta, Resulünde, Kuran’da kalbimiz. Ama sevdiklerimiz de durur, inşaAllah. Çünkü ufkumuz geniş, inşaAllah. “Akabinde hem maddi hem manevi huzurlu ve mutlu bir gün geçiriyorum” diyor. “Dua ediyorum, daha iyi, daha güzel olması için. Allah sizden razı olsun” diyor. Cümlemizden, inşaAllah.
“Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Allah’a delice dost olan ve herkesi kurtarmaya delice çalışan Saygıdeğer Muhammed Adnan Hocam.” Doğru, ben Allah’ın delisiyim. “Çok şükür Allah bana merhamet etti ve kurtulmamı istedi, sizi tanıttı, elhamdülillah. Hocam dört ay oluyor, gece gündüz sizi internetten takip ediyorum.” Hayatınız bana çok acayip geldi. Sizin etkinizi kırmak için size deli demeleri de çok acayip diyor. Daha önce tımarhaneye koymuşlardı ya, “o da çok acayip bir durum” diyor. “Sizi Allah görevlendirdi, vazifenizi yerine getiriyorsunuz ama engellemeye çalışanların böyle bir yöntem kullanması yanlış” diyor. “Allah onlara ne güzel cevap veriyor. Şu an bütün dünya delilik değil çıldırmak üzere. Bakalım bu kadar deliyle nasıl baş edecekler” diyor. Bütün Müslümanların Allah’ın delisi olduğunu söylüyor. “Bakalım bu kadar deliyle nasıl baş edecekler” diyor. İyi, güzel. Serbest üslup, hoşuma gidiyor benim. Usturuplu değil, konuşurken aklınıza ne geliyorsa yazın. Konuşurken öyledir. İrticalen, sözü seçmeye gerek yok, ben dergi dili istemiyorum. Rahat konuşacak. Ben evde de öyleyim, sokakta da öyleyim, her yerde öyleyim.
Emel Kurtuluş yazmış, Almanya’dan. Bayağı güzel, sevgisini ifade etmiş, maşaAllah.
“Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) gelmiştir. Nerede ve kim olduğuna dair bilginiz var mıdır? Yaptığınız açıklamalardan anladığım kadarıyla bütün dünyada faaliyetiniz var. Bu kadar faaliyete rağmen Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’ın nerede olduğunu tespit etmemeniz mümkün değil Hocam. Mehdi (a.s)’ın Arapça bilmemesi de acayiptir” diyor, doğru. Mesela çok acayip bir durum. “Allah onu bir gecede ıslah eder” diyor. Bu da çok acayip. Harika haller. Ahkamda masum olması mesela çok acayip, hiç görülmemiş bir şeydir. Ahkamda masum. Mesela anormal bir şey yaptığını zannediyorsun fakat yine doğru hareket etmiş oluyor. Her ne yaparsa yapsın doğru hareket etmiş oluyor.
Mehdi (a.s) konusunda ve İsa (a.s) konusunda doğru söylüyorum. İttihad-ı İslam konusunda da doğru söylüyorum. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sözlerinin böyle hepsinin doğru çıkacağını yobaz güruhatı hiç tahmin etmiyordu. Acayip şaşırdılar. Zannettiler ki hep hurafe gibi hep böyle anlatırlar, milletin beynini uyuştururlar. Öyle milleti idare ederler. Mehdi (a.s) çıkacak, deccal çıkacak, hurafeler... Bir de baktılar Mehdi (a.s) gerçekmiş, bütün olaylar doğru, hepsi doğru çıktı, Peygamber (s.a.v)’in dedikleri. Şu alaca kargaya varıncaya kadar hepsi doğru çıktı. Adamlar ne yapacağını şaşırdı. Bu sefer panik oldular. Koro halinde Mehdi (a.s)’ı kapatmaya çalışıyorlar şu anda. Bunlar bilse Mehdi (a.s)’dan hiç bahsetmezlerdi başında. Böyle olacağını nereden bilsin adamlar. “Biz emek verdik” diyor adam özetle, “Mehdi (a.s)’a yaradı” diyor. Ne zannettin sen? “Biz bunca yıl emek verdik, boşa emek vermiş olduk, bu sistem Mehdi (a.s)’a yaradı” diyor. Allah seni işte kullandı. Allah seni görevlendirdi. Cemaatini de görevlendirdi, seni de görevlendirdi. Sen kendini baş olacak zannediyordun, Allah seni kavurdu. Enaniyet yapıyordun, Allah seni kavurdu. Bak, hiç tahmin etmediğin, ummadığın bir insanın Mehdi (a.s) olduğunu gördün. Ayette diyor ya; “şu iki büyük şehirden birinin içinde olan o zengin, büyük olan şahsa gelmesi gerekmiyordu Peygamberlik” diyorlar. “Gele gele Ebu Kasım’ın yetimine mi geldi?” diyorlar. “Olacak iş mi?” diyorlar, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e Peygamberlik geldiğinde. Acayip ağırlarına gitti. “Mekke’nin, Medine’nin ileri gelenleri var, zenginleri var, onlara gelmesi gerekirdi, niye ona geldi” dediler. Mehdi (a.s)’da da hazırlık yaptılar. 20 sene, 30 sene, 40 sene; bazı kişiler hocalarını Mehdi (a.s) zannettiler. Bir de baktılar ki kendileri Mehdi (a.s)’ın askeriymişler. Çok ağırlarına gitti. Ayette diyor; “bütün yapıp-ettikleri boşa gitmiştir” diyor Allah ayette. Onu ihlasla yapacaklardı, samimi yapacaklardı. Kendilerini büyük gördükleri için bütün yapıp ettikleri boşa gitti ve son anda ani bir çarkla ne demeye başladılar? “Mehdi (a.s) şahs-ı manevidir, Mehdi (a.s) diye de bir şey yoktur. Nostradamus gibi oturup gaybtan haberler vermeye kalmayın, sapıttınız mı siz?” demeye başladılar. Ahlaksızca ve terbiyesizce Peygamberimiz (s.a.v)’i Nostradamus’a benzetmeye kalkıyorlar. Bu bir bunak üslubudur. Bediüzzaman’ı Nostradamus’a benzetmek bir bunak üslubudur. Bediüzzaman Risale- i Nur Külliyatından alıyor. Ne zannetmiştin? Bediüzzaman’ın dedikleri, bütün hepsi doğru çıkınca şok oldular. Bediüzzaman bunlara evlenmelerini sağlayan, hastaneler kuracaklar, okullar açacaklar, eğlenecekler. Bediüzzaman hapislerde yatacak ama, talebeleri de hapislerde yatacak. Perişan olacaklar. Ama bunlar steyşın arabaya çocukları dolduracak, arabanın arka tarafına; filenin içerisine marul, bilmem ne falan, ıspanak falan onları dolduracak, mutlu bir şekilde ailece toplantının yapılacağı yere gidecekler. Elinde kürdan, lokantadan çıktığında dişini karıştıracak, sonra Risale-i Nur’dan okuyacaklar ama ne Mehdi (a.s), ne İttihad-ı İslam, ne Türk-İslam Birliği, ne Hz. İsa (a.s)’ın inişi, ne deccal, o konulara girilmeyecek. Allah ani yakaladı. Birçoğunu Allah ani yakaladı. Onların birçoğu kendilerini zannettiler. Ve hakikaten canı gönülden hizmet ettiler Mehdiyet’e. Bir de baktılar ki ne o, ne o, ne o; Mehdi (a.s) apayrı birisi. Ama bakın bu sefer ne yapıyorlar, çok dikkat edin; koro halinde “Mehdi (as)’yle ilgili hadisler zayıftır.” Şimdi mi aklına geldi? Hadi zayıf olduğunu kabul edelim; tamam, kabul, zayıf; tahakkuk etti mi, oluştu mu olay? Oluştu. Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki mesela; “şu şahıs, şu tarihte şuraya gelecek; şu şekilde, şu kıyafetle. Aynısıyla oldu mu? Şimdi sen buna nasıl zayıf hadis diyeceksin? Allah seni bir daha tuzağa düşürdü. Zayıf hadisle kurtulmaya çalışıyordun, hadis tahakkuk edince ne olur o? Sahih hadis olur ve tevatürü manevi derecesinde olur. Netleşir, inkarı mümkün değil artık, imkansız olur. Bediüzzaman’ın bütün dedikleri ortaya çıktı. Bediüzzaman için diyorlardı ki; “şart-ı muallakla konuşuyor Bediüzzaman.” Yani şunu yaparsanız öyle olur, yoksa olmaz gibisinden. “Siz İslam’a hizmet ederseniz Mehdi (a.s) çıkar, İslam’a hizmet etmezseniz Mehdi (a.s) çıkmaz. Biz de hizmet etmedik o yüzden Mehdi (a.s) çıkmaz.” Şart-ı muallak. Şart-ı muallak da kafalarına tas gibi geçti. Öyle bir oyun da oynayamıyorlar artık. Şart-ı muallak diye de bir şey yok. Peygamberimiz (s.a.v) şart-ı muallakla konuşmamış, vahiyle belirtiyor. Olacak diyor, oluyor, o kadar. Cenab-ı Allah şart-ı muallakla konuşmaz. “Kıyamet kopacak” diyor, kopar. “İslam dünyaya hakim olacak” diyor, hakim olur. Bu şart işini kendileri çıkardı. Öyle bir konu yok. Bakın, köşeye sıkışmanın ikinci bir açıklama şekli daha var. Bediüzzaman bir insan her şeyi bilecek diye bir şey yok ki diyor. Söyler, çıkmaz diyor, niçin olmasın ki diyor. Şu ana kadar dediklerinin tamamı çıktı mı? Peki, burada niye bunaldın sen? Mehdi (a.s) konusunda niye bunalıyorsun? Ve dedikleri tam birebir çıkıyor ayrıca. Niye inkar ediyorsun? Daha da olmadı, bunaldılar, Bediüzzaman’ı inkar ettiler. “Bediüzzaman’ın vakti geçti, onu bir geçelim” dediler. “Hadisler?” dedik, “hadislere de güvenemeyiz.” “Ayet?” dedik. “Ayette öyle demiyor ki” dedi. “Ne anlama geliyor?” “Bambaşka anlama geliyor” dediler. Bambaşka anlamı var mı? “Din Allah’ın oluncaya kadar, fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar mücadele edin” diyor Allah. Bunun başka ne anlamı olabilir? Dünya hakimiyetidir anlamı, bir tane anlamı var, başka anlamı yok. Onun için bakın, samimiyetsizlere karşı, kardeşlerim beni mutlaka desteklesinler. Ben bütün milletimin kölesiyim, kapıcısıyım. Mehdi (a.s) çıksın, kapısında köle olurum, ne görev verirse yaparım. Benim bir hırsım yok. Ama oynanan büyük bir oyun var. Bunu görmezlikten gelmesinler. Cübbeli ne diyor? “Siz Mehdi (a.s)’ın gelmesini istemezsiniz arkadaşım” diyor. “Siz çocuklara karışmışsınız, evlenmişsiniz, işinize gücünüze bakmışsınız. Birkaç yıla kadar Mehdi (a.s) gelsin diyorsunuz ama istemezsiniz” diyor. “Gelin size bir güzellik yapayım” dedi, 570 yıl ilave etti. “Sizi bir rahatlatayım” dedi. Dini kendince haşa hamur gibi görüyor, şekillendiririm zannediyor dini. Din öyle değildir ki, dinin hükümleri kesindir. İkincisi Mehdi (a.s) ile ilgili hadisleri çıktığı halde görmezden geliyorlar diyor. Sen ne yapıyorsun? Aslını yapan sen değil misin? Sen tamamını kapatıyorsun, tamamını örtüyorsun hadislerin.
-VTR- Cübbeli Anlatıyor I
-VTR- Cübbeli Anlatıyor II
ADNAN OKTAR: İşte biz de anlamıyoruz, biz de şaşırıyoruz. Çıktığı halde niye gizliyorsun? Fırat’ın suyunun kesilmesi oldu, gizliyorsun; 15 gün arayla Güneş ve Ay tutulması olmuş, gizliyorsun; kuyruklu yıldızların ikisi de çıktı, bunu da gizliyorsun; Mısır’daki alaca kargaya varıncaya kadar, Kabe baskınına varıncaya kadar hepsi oldu. Kabe bir kere basıldı tarihinde. Gizliyor musun, gizlemiyor musun? Gizliyorsun. Hatta 570 yıl gerisine atıyorsun kendince. Bir de bunu yapan sanki kendisi değilmiş gibi insanlara anlatıyor. Bizzat yapan sensin. “Yarısı çıktı” diyorsun, çıkanları anlatsana. “Yarıdan çoğu çıktı” diyor ve “çıkmaya devam ediyor” diyor. Çıkmaya devam edenleri anlat, niye anlatmıyorsun? Adamlar zamk gibi yapışıyorlar buna kardeşim bir de. Gidip sorsana, hocam yarısından çoğu çıktı diyorsun, bunlar hangisi, bir kere bunları bir say, bir. Ve devam ediyor diyorsun, çıkmaya devam ediyor diyorsun. Bunları da say, iki. Bunları bir görelim, anlat. Anlatmıyorsun sen. “Hem Peygamber (s.a.v)’e bağlıyım diyorsunuz hem de inkar ediyorsunuz” diyorsun. Bunu yapan kim oluyor?
-VTR- Bediüzzaman Hazretleri’nin has talebeleri ve diğer kıymetli hocalarımız İttihad-ı İslam’ı anlatıyor
ADNAN OKTAR: Ali Çetinkaya, Kazakistan; Allah Kazakistan ile birleşmeyi bizlere nasip etsin, inşaAllah. “Selamun Aleykum Hocam. Allah çalışmalarınızda muvaffak etsin, inşaAllah.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam, Medine döneminde Hendek Gazvesinde Müslümanlar; müşrikler, şehir içinde münafıklar ve Yahudilerle mücadele etmek zorunda kalmış ve İslam’ın çıkışından bugüne kadar Yahudiler Müslümanlara karşı hep yıkıcı bir tavır almışlar. Peki, onca asırlardan beri bu olayları yaşayan biz Müslümanlar bu Yahudileri nasıl iyi görebilir ve güvenebiliriz? Ne zaman güvenmişsek hep yanılmışız. Hocam mutlaka onların içinde halis inananlar vardır. Ama genel çoğunluğu düşmanlık yapıyor. Siz biraz onlara karşı çok güven içinde değil misiniz? Yoksa biz mi çok önyargılıyız?” Ahir zamanda Mehdiyet Allah’ın kahredici gücüdür. Ne Yahudilerin içerisinden çıkan anormal insanlar, ne Hristiyanların içinden çıkan anormal insanlar, ne Müslümanların içinden çıkan anormal insanlar milyarlarca olsalar da Mehdi (a.s)’ın karşısında hiçtir. Yani Allah’ın karşısında hiçtir. “Allah kahredici gücüyle daha üstündür” diyor Allah. “Allah galip olandır” diyor, “Allah hizbi galiptir” diyor, hizbulgalibun. Onların çok gariban olduğunu göreceksiniz, mazlum olduklarını göreceksiniz ve Mehdi (a.s)’a biat ettiklerini, bağlandıklarını göreceksiniz. Saygı, hürmet ve sevgiyle. Mosiah olarak, Kral Mesih olarak gördüklerini göreceksiniz. O kafaya göre İslam hiç hakim olmaz Ali, senin bu söylediğine göre, mümkün değil, bir milyon sene geçse yine hakim olmaz. Ama benim dediğime göre süratle hakim olacak. “Allah kahredici baskısıyla daha üstün olandır” diyor, “Allah’ın tuzağı daha çetindir” diyor Allah. Biz metafizik varlıklarız, sen dikkatlice bir baksan. Sen televizyonda beni görüyorsun ama televizyon sana kaç metre uzakta? Buradan en az 3.5 metre falan uzakta görünüyor. Ama benim beynimin içinde televizyon. İsrail de benim beynimin içinde, Amerika da benim beynimin içinde. İsrail’i yaratan Allah’tır, Amerika’yı yaratan Allah’tır, Rusya’yı yaratan Allah’tır. Atom bombalarını yaratan Allah’tır, silahları yaratan Allah’tır, Mehdi (a.s)’ı yaratan Allah’tır, Cebrail’i yaratan Allah’tır, melekleri yaratan Allah’tır. “Sebep açısından bakarsanız son derece makul ve vukua layıktır ki” diyor Bediüzzaman, “ve herhalde öyle olması lazım gelir” diyor. “Her ne durum olursa olsun öyle olması lazım gelir.” “Hadis dahi olmasaydı bu konuda mutlaka böyle olacaktır” diyor. Çünkü ayetlere göre öyle olması gerekiyor zaten, Kuran ayetlerine göre. Hiç hadis olmasa dahi İslam ahlakının dünyaya hakim olması için Cenab-ı Allah baştan sona kadar bize talimat veriyor Kuran’da. En başından en sonuna kadar. Dolayısıyla Yahudi korkusu, CIA korkusu, KGB korkusu, komünist Çin korkusu, eğer böyle bir kafa olmuş olsa bir trilyon sene verilse sana İslam mümkün değil o kafaya göre. Nitekim havf damarı, korku damarından dolayı İttihad-ı İslam’ı istemeyen yüzlerce, binlerce alim var, deccalin taraftarı. Korkudan deccalin dizine yapıştılar. “İttihad-ı İslam” diyoruz, “olur mu öyle şey, imkanı yok” diyor. “Olacak iş değil” diyor, “niye olmaz ki” diyoruz. “Olsaydı Peygamber (s.a.v) zamanında olurdu” diyor. Peygamber (s.a.v)’in torunu, Peygamber (s.a.v)’in parçası, ciğer paresidir Mehdi (a.s), onun evladı zaten Mehdi (a.s), Peygamber (s.a.v)’in. Mehdi (a.s)’ın hakimiyeti nedir? Resulullah (s.a.v)’in hakimiyeti. Peygamberimiz (s.a.v)’in kumandanı bir başarı kazandığında kim kazanmış olur? Peygamberimiz (s.a.v) kazanır. Uhud Savaşı’nda, Hendek Savaşı’nda, oradaki olaylarda zafer kazanıldığında sahabeler yok muydu? Kumandanlar yok muydu? Çok başarılı kumandanlar vardı. Zaferi kim kazandı? Resulullah (s.a.v) kazandı. Dünyaya hakim olacak olan, dünyanın lideri olacak olan yine Resulullah (s.a.v) olmuş oluyor. Onun torunu. Peygamberimiz (s.a.v)’e vekaleten görevdedir, inşaAllah. Onun için o lafları bırakın, onlara hiç gerek yok. Yahudiler garibanlar. Geliyorlar buraya, masonu geliyor, tapınakçısı, çok mazlum insanlar. Ve adamlar yaka silkiyor dinsiz, ateist Yahudilerden. Ne ibadetlerine müsaade ediyorlar, ne sinagoglarında rahatlar, ne kurban kestiriyorlar, nefes aldırmıyorlar adamlar. Adamlar ağlıyor; bağıra bağıra koskoca adamlar ağlıyor. Önüne geleni tutukluyorlar, muazzam zulüm var İsrail’de, dindarlara yönelik. Hristiyanlara, Müslümanlara ve Musevilere yönelik. “İsrail din devletidir” diyorlar, ateist devlettir İsrail, nerenin din devleti? Nereden çıkarıyorsunuz? Mısır mesela, Müslüman ülke değil, firavunun hakimiyeti var. Akıl almaz acımasız bir sistem var. Mısır derin devleti bu iddia edilen Ergenekon örgütünü katlar. Acayip psikopat bir devlet, acayip acımasızlar. İhvanı Müslümin’in, kitleler halinde çocukları şehit ettiler. Bir tane, iki tane, on tane, bin tane değil yani.
“Selamun Aleykum. Görünümü azametli bir aslana benzeyen muhterem Muhammed Adnan Hocam” diyor. MaşaAllah. “2012 yılında Amerika’nın sahte bir ufo saldırısı düzenleyeceği konuşuluyor. Bu ne kadar doğrudur? Selametle kalınız.” Ufo, mufo, yok öyle bir şey. Ecinniler vardır, cinni takımı, onlar arada sırada şamata yaparlar.
“Canpare Hocam, birkaç gün önce gece gelmiştik. Eniştem, ablam ve uyuyan yeğenimle. Fatih Üniversitesi Edebiyat’ta okuyorum. İnşaAllah hatırladınız?” Tabii, tabii, nasıl hatırlamam. Hepiniz tek tek gözümün önündesiniz, inşaAllah. “Yanınızda çok ağlamıştım, inşaAllah sizi üzmedim” diyor. Ağlaman sevgiden oluyor, sevgiden olan ağlamaya ben niye üzüleyim. Allah aşkından ağlanır, sevinçten ağlanır, coşar ağlarsın. Coşku ifadesidir. Allah aşkıyla, Allah korkusuyla ağlanır. Kuran ayeti okunuyor, adam hüngür hüngür ağlıyor, aşka gelen ağlar. Allah aşkıyla ağlar. “Sizi şimdiden çok özledim. Dualarınızda Nurdan kızınızı unutmayın, inşaAllah. Rabbim gücünüzü artırsın inşaallah. Saygılarımla, Nurdan Çakır.” Nasıl unuturum? Ben sizleri çok seviyorum. Allah sevginizi, muhabbetinizi artırsın. Sevginizi daha derinleştirsin. Dünyada, ahirette kardeşiz, inşaAllah. Beraber olacağız, gönlün çok çok rahat olsun, inşaAllah.
-VTR- İsrail’de dindar Yahudilere yapılan zulüm
ADNAN OKTAR:Bak, İsrail polisi sinagog basıyor, adamları yerlerde yuvarlıyorlar. Bağırtıya, çağırtıya bak, görüyor musunuz? Buna İsrail’de sık sık karşılaşılıyor. Var gücüyle dövüyor adam dindar adamları, feci şekilde dövüyor. Hani özgürdüler İsrail’de, hani din devletiydi? Bak, adamı saçından sürükleyerek götürüyor, döverek. Geri kalanı da biz mi yapalım yani? Onlar iyi dövemedi, gerisine biz devam ettirelim mi diyelim? Biz bu zulmü durdurmak istiyoruz, olay bu. Birçok film var, adamlar hüngür hüngür ağlıyor. Perişan ediyorlar, tuttuğunu alıp içeri sokuyorlar. Ne diyor kardeşimiz de? “Bu az onlara, geri kalanını da biz tamamlayalım” diyor. Biz, acılardan insanları kurtarmak için varız. Elemi durdurmak için varız. Akan kanı durdurmak için varız. Zulme zulüm katmaya gelmedik. Onun için görevimiz var değil yani. Biz Mehdi (a.s) talebeleri olarak, Mehdi (a.s) öncüleri olarak şefkati, sevgiyi, coşkuyu, muhabbeti yaymak için geldik. Allah’ın kulları onlar, Ehl-i Kitap’tır. Yazık, günah. Onların sinagoglarına saldırı Kuran’da yasaklanmıştır. Allah açıklıyor; kiliselere ellenmez, sinagoglara ellenmez. Bilakis güvenlikleri sağlanıyor. Osmanlı’da, Peygamberimiz (s.a.v) zamanındaki fiili uygulama neydi? Biz İspanya’dan niye alıp getirdik buraya onları? Yanlışsa söyleyin, yanlış deyin. Yazın bana, “Osmanlı yanlış yaptı” deyin. İspanya’dan gemilere doldurup alıp getirdik buraya. Müthiş zulüm görüyorlardı, geldiler, İstanbul’un toprağını öptüler burada, müthiş sevindiler. Ehl-i Kitap, niye zulüm yaptıralım. Tabii ki kurtaracağız. O sevgiyle, o muhabbetle çoğu da Müslüman oldu bundan sonra, Muhammedi oldular, inşaAllah.
Mehdi (a.s)’ın 1400 senesinde çıkacağı ile ilgili Bediüzzaman’ın Risale-i Nur’dan Bediüzzaman’ın açıklamaları. Diyorlar, Risale-i Nur’da yok 1400 ile ilgili bir açıklama. Kafalarına kafalarına nurla bir hatırlatma yapalım.
-VTR- Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Hz. Mehdi (a.s)’ın Hicri 1400’de zuhur edeceğine dair açıklamaları-3. Bölüm: Bediüzzaman Hazretleri Hz. Mehdi (a.s)’ın üç büyük görevi bir arada yapacak gelmiş geçmiş en büyük veli olduğunu ifade ederek onun kendisinden sonra geleceğini bir kez daha vurgulamıştır
ADNAN OKTAR: “1400 sene sonra gelecek bir hakikati,” net tarih veriyor. Ve “bundan yüz sene sonra” diyor Mehdi talebeleri için, kendi vaktinden yüz sene sonra. Birçok yerde onu vurguluyor.
SUNUCU: Hocam, şey demiştiniz; aynı zamanda hem doğduk, hem vefat ettik, hem hepsi oldu. Peki, vefat ettiğimizde direkt kıyamet gününde mi uyanacağız? Yani hiç zaman geçmemiş gibi mi?
ADNAN OKTAR: Zaman geçiyor da fakat biz zamanı hissetmiyoruz. Üstünden farz edelim 3000 yıl geçiyor, sorulduğunda, “ne kadar vakit geçti?” diyorsun, “bir gün geçti” diyor, farkına varmıyor. Zaman çok izafi olan bir konu olduğu için, algıya bağlı olduğu için fark edemiyor. Ama peş peşedir, mezardaki duruş, dirilme, kalkış… Öyle bir zaman algısı olmuyor. Ayette çok net açıklamış onu Allah; “Bir gün hatta bir günün bir vakti kadar” diyorlar. Samimi kanaatleri. Allah da “az kaldınız” diyor, zaman izafidir. Kalktıklarında şaşırıyorlar. Bir zeminde, düz toprak bir zeminde toptan, hepsi birden aniden kaldırılıyor. Baygın olan çekirgelere benziyor. Hatta çekirgelere benzetiyor Allah. Aniden hepsi birden kalkıyorlar. Kalktıklarında durumu önce tam tespit edemiyorlar; nerede olduklarını ve olayı tam tespit edemiyorlar. Sonra farkına varıyorlar, “eyvahlar bize” diyorlar. “Kastedilen din günü bu” diyorlar. Sanki dikili bir cisme doğru koşmaya başlıyorlar, orada ne kadar insan varsa. Sokakta da rastlarız, mesela peynir satılıyor, bir şey satılıyor, kuyruk oluyor, insanlar koşuyor o tarafa doğru. Bir mağaza ucuz bir şey satıyor, herkes koşuyor o tarafa doğru. Orada da bir kurtuluş var zannederek o tarafa doğru toptan hepsi birden koşmaya başlıyorlar. Orada ne kadar insan varsa, olay yerine doğru geliyorlar. Zaten istenen de o, onların oraya gelmesi. Fakat müminlerde başından sonuna kadar bir kolaylık vardır. Dünyaları da rahattır Müslümanların. Ölümleri de çok rahattır. Allah onu detay olarak belirtiyor, “mülayemetle canları alınır” diyor Allah. Azap çekmiyorlar. Ondan sonraki her safhalarında kolaylık olur. Müslüman kalktığında çok kısa kaldığını zannediyor. Müslüman olanlar sorgulanıyorlar, tek tek sorgulanıyorlar. Mesela diyor ki Cenab-ı Allah; “sen şu gün gidip tebliğ yaptın mı, anlattın mı?” diyor. “Evet, anlattım Ya Rabbi” diyor. “Neler anlattın?” diyor. “Şunları şunları anlattım” diyor. Bunu normalde herhalde bir insanın altmış yıl falan anlatması lazım bunu. Altmış saniye bile sürmüyor. Süratle hemen bitiriyor, zaman izafi olduğu için. En son sorgulanan ilk sorgulanan olduğunu zannediyor. O kadar süratli oluyor. O sorgulamanın amacı da onere etmek için oluyor, Müslümanların sorgulanmasının amacı. Küçük düşürmek; küfürde öyledir, ezilmeleri için yapıyor Allah. “Şu zulmü niye yaptın?” diyor. “Yapmadım” diyor. Allah yaptığını ispat ediyor, gösteriyor. Dili konuşuyor, derisi konuşuyor, derisi “yaptık” diyor. “Ben olay günü oradaydım ve yaptık” diyor. Hatta “buna ne oluyor” diyor, ayette var. Kendine şaşırıyor. Bedenine şaşırıyor. Bedenini kontrol edememesine şaşırıyor. Bedeni kontrolünden çıkıyor. Dolayısıyla yalan söyleyemiyor. Hadislerde de Mehdi (a.s) tarif ediliyor, ilk bakışta çok acayip bir şey zannediyoruz ama bakıyoruz Mehdi (a.s) normal bir insan olarak çıkıyor, normal bir vaka. Mesela Mehdiyet normal bir vaka olarak çıkıyor. İsa Mesih (a.s)’ın inişini biz, meleklerin kanadında gökten alenen inecek zannediyoruz. Öyle değil. Bakıyoruz, baygın olarak Hristiyan bir cemaatte bulunuyor. O cemaatin bir evinde bir köşede uyur halde bulunuyor. Aklın ihtiyarı kalkmıyor. Ahirette de, oradaki üsluptan o kadar şaşırmadıkları anlaşılıyor. İlk kalktığında anlayamamaları anormal zaten. Halbuki hemen anlamaları lazım. Sonradan farkına varıyorlar, ölüp dirildiklerinin. Daha hala dünyada olduklarını zannediyorlar. Çöl gibi bir yere bırakıldıklarını zannediyorlar. İnanamıyorlar. Ahirette de yine arsızlıkları devam ediyor. “Pişmanlıklarını saklarlar” diyor Allah ayette. Ben pişman oldum demiyor, enaniyet yapıyor. Daha hala orada inat yapıyor. Aynı ahlaksızlığına, deliliğine devam ediyor, vazgeçmiyor. Ama tabii bizim kafamızda cennet deyince insanlar her halükarda Kuşadası, Fethiye, Köyceğiz gibi, öyle bir yer zanneder. Kapılar var altından, öyle değil. Hiç ummadığımız bir şeyle karşılaşacağız, tahmin etmediğimiz. Allah diyor ayette; “hiçbir göz görmedi, hiçbir nefis tatmadı” diyor. Biz dünyaya gelmeden önce de bize deseler, mesela biz kapalı bir hücrede tutulsak; siyah, kapalı bir hücre. Şimdi sizi dünyaya göndereceğiz deseler biraz sonra. Orada arabalar var, evler var. Kafamızda ne canlanacaktır bizim? Kıyas imkanı olmadığı için çok acayip şeyler oluşur kafamızda. Ancak gelip görünce olayın makullüğünü anlıyoruz. Çok makul bir hayat olduğunu anlıyoruz. Bize cennet de mesela anlatılıyor. Gittiğimizde cennet bize hoş gelecek ama o kadar şaşırmayız, hoşumuza gider. Çünkü tepkilerinden anlaşılıyor, üsluplarından; “biz bunların benzerlerini dünyada görmüştük” diyorlar. Üsluptan anlaşılıyor, sakin ve sevinçli bir üslupları var. Allah, Benim için çok kolay diyor yaratmak. Çünkü zaten bizim kendi sistemimiz içine de onu koymuş. Mesela biz bir sevdiğimiz olduğunda kafamızda onu hemen canlandırıp, onu oluşturabiliyoruz kafamızda. Hatta manzara, büyük bir şehri bile kafamızda oluşturabiliyoruz. Caddeler, yollar, hepsini oluşturabiliyoruz istediğimizde. Gözünü kapatsın bir insan, uzak bir şehri komple kuş bakışı olarak kafasında canlandırabilir. Hiç bilmediği bir şehri canlandırabilir. Mesela rüyasında hiç bilmediği yollardan geçiyor. Rüyasında gittiği, gördüğü yerler daha önce bildiği yerler değil. Hatta şaşırıyor, çok acayip yerler görüyor. Son derece kolaydır Allah için, yaratılması cennetin. Cenab-ı Allah’ın özel bir ilimle yarattığı bir sistemdir. Ama tabii bizim anlattığımız bu konuyu bilmeyenler için bambaşka bir durum oluyor. Adam materyalist kafayla baktığı için kafasında toparlayamıyor. Halbuki dünya da, cennet de, her yer metafiziktir. Tamamı metafizik yaratılmıştır. Fakat vicdanlar farklı. Mesela Mehdi (a.s)’ın vicdanı yüksek bir vicdandır. Hz. İsa (a.s)’ın vicdanı çok yüksek bir vicdandır. Vicdanı zayıf olduğunda Allah’tan yana candan yaklaşmıyor insanlar. Vicdanı yüksek olduğunda Allah’tan yana candan yaklaşıyor. Çok candan oluyorlar. Arada fark bu oluyor. Şimdi de ahir zamanda hoşumuza gitsin diye Cenab-ı Allah Mehdi (a.s)’ı gönderiyor, İsa (a.s)’ı gönderiyor. Normalde kıyameti koparabilirdi Allah, Darwinist, materyalist sistemle. Küfür zaten dünyaya hakim olmuş. Konu biterdi, Allah istese parçalardı dünyayı, konuyu bitirirdi. Bitirmiyor. Yeniden İslam’ı hakim ediyor. Sırf güzellik olsun, hoşumuza gitsin diye. Mehdi (a.s)’ı çıkaracak, İsa (a.s)’ı gösterecek. O heyecanı yaşattırmak istiyor Allah. Arkasından yeniden bozuyor. Ama şimdi bakın bunca büyük güçlere rağmen, dünyanın bunca büyük gücüne rağmen durduramıyorlar. Mesela İslam ülkelerinde birdenbire bir hareketlenme oldu, gördünüz. Herkesin canı tatlıdır. Kimse sokağa mokağa çıkmaz. Çok tehlikelidir sokağa çıkmak. Özellikle öyle bir modelde çok büyük bir ihtimaldir, öldürürler adamı, çok riskli bir şey. Ama görüyorsunuz akıl almaz bir cesaret geliyor; internet yasak olduğu halde, telefonla görüşmeyi de durduruyorlar, buna rağmen çok rahat organize olup iki milyon insan sokağa çıkabiliyor. Müthiş bir hareket oluyor. Bu öyle zannedildiği gibi kolay bir şey değildir. Durduk yere olmaz bu. Halk bunu çok normal bir şey gibi görüyor ama bu metafizik bir olaydır. Çünkü adam uykusuz kalıyor, aç kalıyor; çok zordur, sokaklarda sabahtan akşama kadar koşuşturuyorlar. Bağırıyor, çağırıyor ve fiili çatışmaya giriyorlar. Hayati tehlikeye giriyor. Adam gider evinde oturur. Canı tatlıdır insanların çoğunun, yapmaz öyle bir şey. İki milyon insan sokağa dökülüyor. Aslında Mısır’daki rejim de o kadar da onların keyiflerini kaçıracak bir rejim değil. Dine, İslam’a karşı ama nefsaniyet açısından bakanlar için uygun Mısır. Kimseye karıştığı yok adamların. Çalsın sazlar, oynasın vatandaşlar kafasındalar, inşaAllah. Ve diğer ülkelerde de süratle oldu ve müthiş bir panik oldu. Bunun organize edilmesi bir şahıs tarafından oluyor. Tek bir şahıs organize ediyor ve istese de hemen durdurur. Allah’ın görevlendirdiği bir şahıs. Hemen durdurur. “Hadi” dedi mi yaparlar, “durun” dese dururlar. Hızır (a.s)’ın yöntemleridir bu. Mesela bir devleti yıkmak istediğinde yıkar. Yeniden kurmak istediğinde kurdurur. Mısır’ın yıkılmasına hükmettiyse yıktırır Cenab-ı Allah. Öyledir ve kimse de durduramıyor, engel olamaz.
-VTR- Bediüzzaman Hazretleri’nin has talebeleri ve diğer kıymetli Hocalarımız İttihad-ı İslam’ı anlatıyor
ADNAN OKTAR: Hocalarımız ittifakla İttihad-ı İslam’ın farz olduğunu, en büyük farz vazife olduğunu söylüyorlar.
Serdar Kardeşimiz İskoçya’dan yazmış; “Hocam, ben annemi, babamı çok seviyorum. Onlarla ilgili benim hiçbir sorunum yok. Ama dine, İslam’a, Kuran’a bakış açıları zannedildiği gibi değil.” Diyor. “Çok ters ve alaycı bir üslupları var, İslam’a ve Kuran’a karşı. Ben de mecbur olduğum için uzak duruyorum.”diyor. “Burada söyleyemeyeceğim bazı sözler ediyorlar. Yoksa benim öyle bir tavrımın olması mümkün değil.” diyor “Ben Kuran’ın hükümlerine çok titizim. Ama onlar Kuran’a, İslam’a, dine karşı kesin tavır aldıkları için ben de onlardan uzak durmak durumunda kalıyorum, tavırlarından rahatsız olduğum için” diyor. Eğer öyleyse tabii olur, o zaman olur, Kuran ayeti var. Allah diyor; Allah’a isyan konusunda itaat yok, olmaz. Ama Müslümanlığa, Kuran’a, İslam’a sevgileri ve saygıları varsa, daha önce de söylemiştim, adam zil zurna içer meyhanede, “oğlum gel beni al” der; gider omuzlar, alır getirir babasını. Ama dine, mukaddesata laf söylememek şartıyla, inşaAllah.
İsmail Sarıkaya, İsmail sen benim dediklerimi anlat, çok faydalı olacak. Biraz tahribat büyük olduğu için, deccalin tahribatı, yüz elli senedir yapılan tahribat yüz elli saatte düzelmez tabii. Biraz emek vereceksin. Bir süre sonra düzeldiklerini göreceksiniz.
“Hocam selam.” Aleykum Selam. “Hocam, her gün çok az uyuyormuşsunuz ve bunu 30 senedir yapıyorsunuz. Hatta bazı günler hiç uyumadığınızı duydum. Allah için hapis, işkence, iftiralara uğradınız. Ama hiç zaaf dışarı göstermiyorsunuz. Hocam siz çok asilsiniz. Kim bilir daha ne çileler çektiniz, kimse bilmiyordur. Bundandır. Allah Katı’nda çok çok kıymetli olduğunuzu inşaAllah düşünüyorum” diyor. “Benim güzel bakışlı Hocam, dua edin, ben de sizin gibi güzel, pırıl pırıl, çok derin ve çok güzel bakışlı olurum Hocam, inşaAllah. İstanbul’dan Ahmet.” İnşaAllah Ahmet, Allah bakışlarını güzelleştirsin.
“Merhaba Değerli Adnan Hocam, bir haber sitesinde, “dünya bu görüntüleri tartışıyor” başlıklı videoda Kudüs’teki Mescid-i Aksa üzerinde nurani bir vücudun dolaştığı görülüyor. Bu vücut daha sonra adeta ışık hızıyla gökyüzüne fırlıyor. Eğer bu görüntüler gerçekse şimdiye kadar yalanlanmadı, Hz. İsa (a.s)’ın zuhuruyla ilgili olabilir mi? Selam ve dua ile. Ahmet Eren.” Aklın ihtiyarını kaldıran olay pek olmaz. Işıkların etkisiyle olmuş olabilir. Işıklarda bazen teknik yönden bu tip olaylar olabiliyor. Geçenlerde Habertürkte de göstermişlerdi. Fatih Altaylı, tombul falan; pencereden içeriye birşey giriyor gibi oluyor, halbuki sinek falan kameraya konduğunda o tip birşey olabiliyor. Bu da, güvenlik kameralarında oluşabilen bir şey. Bu tip ışık oyunları olur, onlar o kadar önemli değil. Aklın ihtiyarını kaldıran bir şey olmaz. O zaman imtihan kalkar. O zaman iyi insanların konumu ne olacak? Yüksek vicdanların konumu ne olacak? İmtihan ancak böyle bir ortamda olabilir.
“De ja vu tam olarak nedir? Boyutlarla mı ilgisi var? Saygılarımla” diyor. Ben öyle olayla çok karşılaştım. Mesela Ortaköy’de bir arkadaşım ısrar etti, yukarıda bir cami var, oraya gidelim dedi. Merdivenlerden çıktık, ben o camiyi çok iyi hatırlıyorum, gayet iyi hatırlıyorum. Hatta oraya gittiğimizde bir insanla karşılaşıyorduk, aklıma geldi, adamla bir konuda tartışmıştık. Adam geldi hakikaten, hakikaten de tartıştık adamla orada. Tartışacağım bir konu açtı, tartışma konusu açtı, tartıştık. Çok net hatırlıyorum, gayet net. Aynı, bina falan, merdivenlerden çıktığım an falan, hepsi. Yine Boğaziçi’nde bir binaya gitmiştik, çok ilginçti, hatta şaşırmıştım böyle, çok garip bir mekandı, görünüşü çok garipti. Aynı yer, çok net hatırlıyorum, gördüm. Bu tip olaylar oluyor. Adına dejavu mu ne diyorlarsa desinler.
VİDEO- “Dünya bu görüntüleri konuşuyor”
ADNAN OKTAR:Yalnız bu şimdi, eğer çıplak gözle bu görülüyorsa, bu ışık görülüyorsa, bu ilginç tabii. Ama kamera böyle görüyorsa bu olmaz. Kameranın görmesi geçerli olmaz. Çıplak gözle görülüyor, öyle mi? Onu bir araştırın o zaman. Çıplak gözle görülüyor da ve Kubbet-üs Sahra’nın tam üzerine geliyorsa tabii orada bir ilginçlik var. O zaman şaşırtıcı. Orada birçok bina var, herhangi bir yere, rastgele, şuursuzca değil de biçimli bir gelişle geliyorsa ve gelip onun üzerinde duruyorsa o zaman incelenir tabii. Ama şimdi bilmiyorum pek.
SUNUCU: Cin olma olasılığı var mı?
ADNAN OKTAR:Cin olabilir, cin rahatça yapabilir. Akşam bir soralım uzman arkadaşlara, inşaAllah.
Sevim Özlü, Ankara’dan; “Hocam, şu an sizi izliyorum” diyor. Beni rüyasında görmüş. Güzel, Allah sevgini artırsın, muhabbetini artırsın. “Hocam mürşit var mıdır, bağlanan Mehdi (a.s)’a şu an var mı? Devrin imamı kim?” Mürşit, ben birkaç tane mürşit görüyorum şu an. Mahmut Hocamız çok değerlidir, Şeyh Nazım Hocamız çok değerlidir ve tabii onların vekilleri değerli insanlardır. Yine var böyle, samimi, çok candan. Zaten o mürşit efendilerin konuşmalarını yayınlıyoruz, çok efendi, güzel insanlar. Üslupları çok samimi, görüyorsunuz; akıcı, tabii konuşuyor, yapmacıklık yok. Abartı yok, aşkla, şevkle, candanlıkla konuşuyorlar. Son derece mütevazı, mazlumlar. Bir de basitlik akan üzerinden, adilik akan, böyle haysiyetsiz bazı hocalar oluyor. Adamın adiliği elinden, yüzünde akıyor, bana neyini soruyorsun? Bak, adam bağırıyor yani. Adamın her yeri hopluyor. Bir ona bak, bir de o mürşit efendilerin efendiliğine, nezaketine, saygısına, hürmetkarlığına bir bak, arada dağlar var. Ben ayırt edemiyorum diyorsan, o zaman dua edeceksin Allah’a, inşaAllah.
Gündüz, Berlin’den yazıyor, Almanya’dan, bir ayet sormuş. “Selamun Aleykum Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Geçenlerde arkadaşlarımızla Nisa Suresi’nin birinci ayeti üzerine konuştuk, anlamak için. Sizden ricam, sizleri takip eden, yurtdışında yaşayan bizlere Nisa Suresi, birinci ayetini açıklar mısınız? (İlm-i ledünlü halini.)” Allah bize ledün ilmini nasip etsin, biz de açıklayalım, inşaAllah. “Allah sizlerden razı olsun. Sizleri seviyoruz, sayıyoruz, takip ediyoruz. Gündüz, Berlin.” Şeytandan Allah’a sığınırım; dördüncü surenin, birinci ayeti, Bismillahirrahmanirrahim, Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla; “Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir.”
Hepimiz tek bir nefisten yaratıldık, Allah’ın ruhunu taşıyoruz. Varolan bir durumu söylüyor Allah. Bir erkek ve bir hanımdan, Havva annemizden ve Hz. Adem (a.s)’den insanlar çoğaldı. “Rabbinizden korkup-sakının.” Allah’tan korkmak her türlü güzelliğin, kalitenin başıdır. Allah’tan korkan çok klas olur, güzel olur. Hayatı da çok kaliteli olur. Tavırları çok mükemmel olur. Bir kere vicdanı çok güzel olur. Uyanık olduğu müddet içerisinde sürekli çok güzel tavırlar gösterir, Allah korkusuna dayalı olarak. “Birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının.” “Annenize, babanıza, akrabalarınıza, büyüklerinize karşı sevgi dolu olun” diyor. Allah’tan sakının; Allah’ın helallerine, haramlarına dikkat edin. Ve yakınlarınızı sevin. Kuran’a, dine, İslam’a bir söz etmiyorlarsa onlara karşı koruyucu, şefkat dolu olun. Çünkü anne-baba sevgisi çok zevkli, güzeldir. Anneanneler, dedeler çok sevimli olurlar, evin süsüdür onlar. Özellikle babaanneler, anneanneler, nineler, dedeler, değil mi? Her eve bir tane gerekir. Benim dedem çok şahaneydi, anneannem çok şahaneydi. Üslupları güzeldir, evin güzelliğidir, onlara şefkatli davranmak lazım. Yaşlandıklarında biraz huyları bozulabilir, anlayışlı davranmak gerekiyor. Asabi olabilirler, aksilik gösterebilirler. Tahammülsüz olmak olmaz. Ama dine, imana, mukaddesata saldırıyorlarsa o zaman yapacak bir şey olmaz. Ayetin hükmü açık, o zaman itaat yok, olmaz. Ama dine, İslam’a, Kuran’a saygılı olduğu müddetçe Müslüman onlara karşı köle gibi olacak, evlad-ı köle gibi olacak. Hürmette kusur olmaz. Anneye hürmet berekettir. Çok güzel olur. Elini öpecek böyle, yanaklarını öpecek, yardımcı olacak, “aman yorma kendini” diyecek. Ben yardımcı olayım diyecek, maddi manevi her yönden destek olacak, inşaAllah.
Caner Toygar kardeşimiz, “Hocam doğum gününüzü kutlarım, Allah uzun yıllar sizi başımızdan eksik etmesin.” Caner’e maşaAllah, Caner çok dindar oldu, aferin Caner’e. Allah zalimlerden korusun. Caner’i sahipsiz zannetti bazı dangallar, çocuğu çok rahatsız etmişlerdi bir ara, Allah’a çok şükür şu an iyi, rahatı yerinde görünüyor. Caner namazlarını beş vakit kılacak, kılıyordur inşaAllah. Allah nurunu artırsın, ilmini artırsın, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yusuf El Kardavi Hocamız, meydanlara inmek her Müslümana farzdır demiş, yarınki Cuma namazından sonra herhalde Mısır’da.
ADNAN OKTAR: “Meydanlara inmek farzdır.” Bu adamcağız çekip gitse konu bitecek. Niye o kadar uzatıyor ki? Gurur yaptı. Halk istemiyorsa git bir 10 gün, 15 gün git, bir gez gel. Şamata yapmaya ne gerek var, gerilim meydana getiriyor. “Meydanlara inmek,” demokratik bir üslup olursa, demokratik bir tepki olursa birşey yok, yoksa olay çıkartmak çok yanlış olur tabii. Ama toplanırlar, anlatılır, konuşurlarsa, miting gibi bir şey olursa, olabilir. Barış yürüyüşü; olur. Barışı, kardeşliği, sevgiyi, dostluğu anlatıyorsa çok güzel, onda bir şey yok. Ama olay çıkartmaktan şiddetle kaçınmak lazım. Kardeş, hepsi kardeş. Kardeşi kardeşe kırdırmak olmaz.
SUNUCU: Bizi yarın 22:00’dan itibaren Kocaeli Tv’den, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Cahiliye Toplumunda İnsan Karakterleri
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...