SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza hoşgeldiniz. Konuklarım Ceren Hanım, hoşgeldiniz. Buyrun Hocam
ADNAN OKTAR: Yeni konuğumuz Ceren Hanım, hoş geldin Ceren.Mübarek buyur, başla.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Cuma namazı, Mısır’dan görüntüler vardı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, maşaAllah. Demek ki olay Mehdiyet’le ilgiliymiş. Hamiyet-i İslamiye feveran etmiş. Mısır ne diyor? “Elhamdülillah Müslümanız” diyor, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hristiyanlar da beraber namaz kılmışlar galiba Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o ayrı bir güzellik.
ALTUĞ BERKER: Bir haber vardı Hocam. “Mısır’da kılıçlı, bıçaklı çatışma” diye. Mübarek’in yandaşları at üzerinde ellerinde kılıç, bıçak ve sopalarla meydana gelmişler.
ADNAN OKTAR: Vay sığırlar vay.
ALTUĞ BERKER: Resimleri de vardı.
ADNAN OKTAR: Hakikaten doğru, ellerinde var bir şeyler.
ALTUĞ BERKER: Resulullah Efendimiz (s.a.v)’in hadisi vardı Hocam. „Kılıçla çatışmaya dönüş olacağını“ söylüyor. Şu şekilde buyurmuş; “bir fitne görülür, bunu diğer fitneler takip eder ve birinciler, sonuncuların kılıçla çatışmaya dönüşünü kamçılar. Ve bundan sonra bütün haramların helal sayılacağı bir fitne gelir, sonra da hilafet, yeryüzünün en hayırlısı olan Mehdi (a.s)’a evinde otururken gelecektir” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Demek ki önce kargaşa var. Sonucunda da Mehdi (a.s)’ın hurucu var, inşaAllah. Ahir zamanla ilgili Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’ın konuşmalarını dinleyelim.
-VTR- Şeyh Ahmed Yasin’in ahir zamanla ilgili konuşması.
VTR- Şeyh Ahmed Yasin, Hz. Mehdi (a.s.)’ın İstanbul’dan çıkacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Hocamız’ın candanlığı çok güzel. Din baştan sona metafiziktir. Dini böyle sosyolojik, psikolojik, morfolojik falan o tarz sözlerle yorumlamaya kalkmak çok çok yanlış olur. O zaman materyalist bir bakış açısına gireriz. O zaman materyalizm devreye girer. Materyalist kafayla bakıldığında komünizm en doğrusu olur. Komünist düşünce en doğrusu olur. Dünyaya iki türlü bakılır, ya materyalist bakarsın ya da metafizik bakarsın. Metafizik baktığında olayları materyalist yorumlayamazsın, materyalist gözle bakamazsın artık. Çünkü cinler vardır, melekler vardır, ölümden sonra yeniden dirilme vardır, cennet, cehennem var, hepsi metafizik bunların. Oturup bunlara sosyolojik imgemeler falan böyle değerlendirmeye kalktığında din Amerikan modeline girer. Bambaşka bir model olur, Çin modeli olur, bambaşka bir model olur ve din olmaktan çıkar. Mesela Peygamberimiz (s.a.v) gelecekle ilgili olaylar bildiriyor. Materyalist gözle baktığında hiçbirine inanmazsın. Ama mana gözüyle, metafizik gözle baktığında hepsinin doğru olduğunu görürsün. Mesela maddeye eğer madde gözüyle bakarsan, materyalist gözle bakarsan şimdi bu fincan burada uzakta duruyor. Ama metafizik gözle baktığımızda fincanın beynimizin içinde olduğunu görüyoruz. Hangisi doğru? Metafizik olan doğru, beynimizin içindeki doğru ve bir gören var. Beynimizin içinde görüntüyü bir gören var. Elektrik akımını görüntü olarak gören var. Sen bunu materyalist nasıl yorumlayacaksın, nasıl açıklayacaksın? Tamamen metafizik bir konu, birisi görüyor. O birisine de ulaşmak mümkün değil. Dokunmak, bağlantı kurmak mümkün değil. Ruhla bağlantı mümkün değil. O zaman metafizik her yeri kaplamış. Çıkıp sosyolojik, morfolojik, kotolojik, motolojik falan dediğinde dini yok edersin. Ve böyle özenti, entel kafalar gittikçe gittikçe kırık çıkık, karmakarışık adamlar oluşturur ve hasta nesiller meydana gelir. Bediüzzaman’ın ilk manevi elektriğini verdiği gençlik şu ana kadar götürdü. Ama bundan sonra o gençliği sürekli materyalist bir kafaya çekmeye kalkarsan, adamın bambaşka bir şey olduğunu görürsün. Karşına böyle entel, dantel, yamuk, yumuk bir adam çıkar ve kontrol edemezsin. Teker teker Müslümanların etkili olduğu, inananların etkili olduğu neresi varsa bir de bakarsın ki baronlaşmış. Baronun borusu orada ötmeye başlar bu sefer, akıllarını başlarına alacaklar. Benim mürşidim şöyledir; kardeşim mürşidin zamanla çizmiş olabilir, bozmuş olabilir, değişmiş olabilir. Hiçbir insanın garantisi yok ki. Adam başlangıçta iyidir de, sonra hastalanmıştır. Veyahut tam tersi de olabilir. Hastadır da, sonradan normale dönüşmüş olabilir. Şimdi son zamanlarda bir kısım Müslüman kardeşlerimizde modernliğin muazzam bir netice getireceğine dair bir inanç var; materyalist bakışın, herşeyi materyalist yorumlamanın. Kardeşim adam Müslüman olmaz sen materyalist konuşursan, materyalist düşünceyle yaklaşırsan Müslüman olmaz. Materyalist olacaksa adam, komünizm var, faşizm var, herhangi birini seçer, bir sürü düşünce var. Niye Müslüman olsun? Müslüman olması için materyalist değil, metafizik düşünmesi gerekiyor. Metafiziğin kontrolündeki materyalist düşünceyi kabul edebilir ayrıca Müslüman. Metafizik inancın içerisindeki materyalist yapıyı savunabilir, çünkü o materyalist düşünce de o zaman metafiziğin içinde oluşuyor, o da metafiziğin kontrolüne girmiş demektir. Mesela Bediüzzaman gelecekten haber veriyor. Şimdi sen bunu materyalist yönden, sosyolojik yönden değerlendirirsen, yaşlı bir alim gönlünden geçen, içinde, bilinçaltında olan, samimi arzularını, isteklerini, sanki gelecekte olacakmış gibi söylemiş, diyebilirsin. O şekilde yorumlar adam. Bu onun bir temennisiydi, der. Ama metafizik bir gözle bakarsan, şimdi tek bir noktaya bakıp, gözünü oradan ayırmadan sabaha kadar bilgi aktaran bir insan var. Ve ne diyor? “Ben gözümle görmediğim bir şeyi size anlatmadım.” Şimbi sen bunu materyalist düşünceyle yorumlayabilir misin? Metafizik. Ertesi gün olacak bir olayı en ince detayına kadar söylüyor. Bir hafta sonra olacak olayı en ince detaylarına kadar söylüyor. Ayrıca kitaplarında yazıyor, 1971’de şu olacak, 1997’de şu olacak, 2001’de şu olacak, 2011’de şu olacak diyor, tek tek söylüyor. Materyalist nasıl değerlendireceksin sen bu konuyu? Bu tehlike bir kısım Müslüman cemaatleri sarmış durumda; materyalist kafa, materyalist mantık.
Birçok yazılar gelmiş, maşaAllah hep yabancılar ama biz özellikle de öncelik tanıyoruz yabancı kardeşlerimize. Amerika’dan yazmış bir kardeşimiz. Öğrenci senatosunda senatör, bir de öğrenci senatosu mu var? Öyle bir şey de mi var? Allah Allah. Nakşibendi Holmand Obeyt Danimarka’dan yazıyor, Nakşibendi. Muhtemelen Şeyh Nazım Hocamızın talebelerindendir. Harun Ali Aslan, Somali’li, Danimarka’da yaşıyor. “Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatühü,” ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü. “Adnan Oktar Hocam, ben Harun Ali, iki sorum var, inşaAllah. Bir; İmam Mehdi (a.s) evlenecek ve çocukları olacak mı?” Yok, hadiste var. Peygamberimiz (s.a.v)’den hadisler var. Peygamberimiz (s.a.v)’in torunları bu konuyu bildiriyor. “Bütün imamlar evlenir, çocukları olur. Bir ziyadesini söyleyeyim, Mehdi (a.s) hariç, o evlenmez” diyor, inşaAllah. Yani çocuğu olmayacak Mehdi (a.s)’ın. “İki; Hz. İsa (a.s) geldiğinde Museviler ve Hristiyanlar İslam’ı kabul edecekler mi?” Tabii ki, Kuran’da açıkça geçiyor zaten. “Allah Katında din İslam’dır” diyor. “Allah sizi ve ailenizi güzel çalışmalarınızdan dolayı ödüllendirsin, inşaAllah.” İnşaAllah, cümlemizi koruyup kollasın Allah, hepimize hidayet nasip etsin, inşaAllah.
“Esselamu Aleykum Adnan Oktar Hocam.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü. “Yıllardır sizi yakında takip ediyorum ve sizi bir bilgi çeşmesi ve Ehl-i Sünnet’in dinini canlandıran bir kişi olarak görüyorum.” İslam dinini ve Ehl-i Sünnet’i diyelim. “Darwinizm, materyalizm, ateist-siyonizm ve ateist-masonluğa karşı sürekli mücadeleniz bizim için bir ilham kaynağı. Bütün bunlar sizi kalbimizde çok yakınlaştırıyor ve size çok değer veriyoruz. Ayrıca sevgili sultanımız Mevlana, Şeyh Nazım Hazretleri ve Nakşibendi tarikatına, tasavvuf ilmime, ilmi ledün, İslam’ın kalbine olan yakınlığınızdan da çok etkileniyoruz. Adnan Oktar Hocamın İslam Birliği ile ilgili görüşlerini anlıyorum ve ona tamamen katılıyorum. Umarım yeni Türk İslam Birliği adı altında Osmanlı dönemi gibi olur, inşaAllah. İnşaAllah Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkması ve Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesiyle bu çok yakında gerçekleşecek. Bu münafıklar da sonunda etkisiz hale gelecekler. Gerçek İslam’ın dünyadaki hakimiyetiyle tüm dünyada barış hakim olacak, inşaAllah. Adnan Oktar Hocam ve diğer arkadaşlarının manevi makamları artar, inşaAllah. Ve bu güzel sevgi dolu çalışmaları için Allah onları cennetine alır, inşaAllah. Birgün Adnan Oktar Hocamın ellerinden öperiz.” Estağfirullah biz sizin ellerinizden öperiz. “Sürekli dualarımızdasınız. En içten sevgilerimle, kardeşiniz Bilal Eyyüp.” Güzel, kardeşlerimizde coşkulu bir iman sevgisi var. Bakın Allah nasıl kalplerine coşkulu bir sevgi koyuyor. Ne kadar güzel. Birbirlerine karşı sevgileri çok güzel, şeyhimize karşı sevgileri güzel, bana karşı sevgileri güzel, sizlere karşı sevgileri güzel. Mısır’dan bir arkadaşımız yazmış. “Sevgili Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın Selamı ve bereketi üzerinize olsun” diyor. Yine biz genel anlatalım, çünkü kardeşlerimizin hep özel oluyor soruları. Biz genele yönelik konular anlatırsak çok daha iyi olur.
-VTR- Mısır’da son dönemde gerçekleşen olaylar Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametidir.
ADNAN OKTAR: Eğer adam çıkar da melekleri bambaşka yorumlayamaya kalkarsa, kaderi bambaşka yorumlayamaya kalkarsa, yepyeni bir din anlayışı ortaya çıkmış oluyor. Öyle bir din gelişmez. Öyle bir din anlayışıyla insanlar Müslüman olmazlar, zannettiği gibi olmaz. Bazı aptallar dini böyle sosyolojik, mosyolojik falan kendilerince bir şekle şemale sokunca haşa, o yeni oluşacak ilginç dinin insanlar tarafından çok benimseneceğini zannediyorlar. Adam niye Müslüman olsun? Niçin yapsın? Öyle put inançlar olduktan sonra, anormal inançlar olduktan sonra; dünyada yüzlerce anormal inanç var, onlara gider. İslam gerçek olduğu için, hakikaten, gerçekten din olduğu için Müslümanlar inanıyor. Allah gerçekten var olduğu için biz Allah’a inanıyoruz. Biz ihtiyaç olduğundan Allah’a inanmıyoruz. Gerçekten var olduğu için. Din gerçekten doğru olduğu için dine inanıyoruz biz. Ahir zamanı da gerçekten var olduğu için anlatıyoruz. Ahir zaman olayları, Mehdi (a.s), deccal ve diğer, Hz. İsa (a.s)’ın nüzulü, yecüc, mecüc, hepsi. Sen onları çıkar, bunu çıkar, kaderi çıkar, melekleri çıkar, cinleri çıkar; biz bunu adamların inanacağı şekle getirmeye çalışalım, diyorsun. Kardeşim sen dinin bütün hükümlerini kaldırsan adam yine Müslüman olmaz. Sen deli misin? Öyle dini değiştirerek, şekilden şekle sokarak adama sunup, adamı Müslüman edeceklerini zannediyorlar. Bir kere Müslümanlıkta canını verme var. Bak canını vermesi gerekiyor Müslümanın Allah için. Bu kadar şiddetli coşkuyla Allah’a bağlanması lazım. Metafizik düşünmeyen bir insanın, derinlik almayan bir insanın; can insanlar için azizdir, önemlidir, adam gözünü kırpmadan Allah için canını verecek hale geliyorsa, metafizik düşünüyor demektir. Sevgi kalbini sarmış demektir. Sevgi de metafizik bir duygudur. Sevgiyi biz açıklayamıyoruz ki, bir his. Mesela bakıyoruz, kediden acayip zevk alıyoruz. Mesela güzel bir varlık görüyoruz, acayip zevk alıyoruz. Ve imanımızla, vicdanımızla orantılı olarak bunun gücü daha da şiddetleniyor. Mesela herkeste sevgi gücü aynı değildir. Bazı insanlarda çok şiddetlidir sevgi gücü, beğenme gücü, sanat gücü, sevgiden etkilenme gücü çok çok yüksektir. Bazı insanlarda da fludur. Onlar da özenti olarak sevgiyi konuşurlar, yaşamaz kalbinde ama uydum kalabalığa der, insanlara uydum; var ya, bazı hırt tipler oluyor, yazıyla anlatıyor. Mesela yazısında bakıyorum hakikaten sevgiden anlamadığı anlaşılıyor. Özeniyor sadece, özenmesi de iyi, hiç olmazsa özeniyor. Bu materyalist eğitim sonucunda, materyalist din anlayışı sonucunda, mesela bak bu TV5’te genç bir arkadaş var; şimdi göstereceğim, adam bambaşka bir şekle gelmiş. Ki TV5, Erbakan Hocamızı destekleyen bir kurum, kuruluş, televizyon kanalı. Ki Erbakan Hocam da dinden asla taviz vermeyen bir insandır. Çok titizdir dindarlığı. Ehli kalp ve ehli vicdandır, veli tiynetli bir insandır. Bana göre de velidir. Çok muhterem, mübarek bir büyüğümüzdür. Mesela Kanal7’yi o kurdurmuştu. Kanal7 bambaşka bir şekle geldi ondan sonra. Bir şekilde endek döndek değiştirdiler, bir şeyler yaptılar, Erbakan Hocamız’ın arkadaşlarının elinden kanalı aldılar, ki o zamanlar Müslümanlar kimi çıkarttı yüzüğünü verdi, kimi hanımlar bileziğini verdiler, böyle çok alın teriyle, emekle, binbir çileyle kuruldu Kanal7. Aldılar Ahmet Hakan’ı oraya getirdiler, iyi olsun diye gayret ettiler. Başlangıçta biliyorsunuz çok dindardı. Sonra materyalist bakış açısıyla dini yorumlamaya kalkınca entel, dantel işte değişik bir çizgi meydana geldi. Sonunda Ahmet Hakanlar ortaya çıktı, o tarz adamlar ortaya çıktı. Ve ondan sonra da seri üretim başladı ve o tarz insanlar süratle devam ediyorlar. Şimdi Ahmet Hakan’ı dinleyen adamın, Allah için canını verecek derecede bir Müslüman olabileceğine aklınız yatıyorsa bana söyleyin. Böyle materyalist Müslüman anlayışını andırıyor üslubu, konuşması. Tabii hiç dinsiz olmasındansa öyle olması iyidir. Hiç dine, imana yakın olmayan bir insanla kıyasladığınızda o tabii ki iyi ama çok hasarlı. O hasarı da işte bu entel dantel takımı meydana getirdi. Göster o arkadaşı.
ALTUĞ BERKER: Haber5.com’da yazıyor, Kenan Çamurcu. Muhafazakar bilinen bir kişi ama evrimi savunuyor. Şöyle diyor; “muhafazakarların evrimi eleştirmesi sizi kandırmasın. Kuran’la, evrim çelişmez“ mantığında konuşuyor. "Dinsizlik o kadar büyük bir tehlike değil. Darwinizm bilimin konusu niye bu kadar dava ediniyorsunuz“ şeklinde bir üslubu var Hocam. Ayrıca tabii Saadet Partisi’ni eleştiren yazıları da çıkıyor. Daha evvel İzmit’ten Belediye Başkan adayı olmak istemiş ama Saadet Partisi aday yapmayınca, Saadet Partisi’nin entellektüellerle imtihanında başarılı olamadığını yazmış.
ADNAN OKTAR: Bir Mozart pozu var. Onu göster bunun üzerine konuşalım. Şimdi kardeşim biz klasik özenti tabir ettiğimiz hastalığın içinde olduğunu beş yaşında olan bir çocuk anlar. Dinsizlik dünyanın yüzde 95’ini kaplamışken nasıl önemsiz oluyor? Yüzde 95. Git Avrupa’ya, git Rusya’ya, git Çin’e, kitleler geniş çaplı dinsiz ve ateistler. Bir Müslüman için bu nasıl önemsiz olsun? Allah yaratılışı; melekleri, cinleri, vildanları, hurileri Allah yaratıyor. Evrimle yaratmıyor. Şimdi mesela cennette huriler var, vildanlar var, gılmanlar var. Evrimle yaratılıyorsa onlar, insanlar da evrimle yaratılıyor. Eğer onları Allah yarattıysa, ki öyle, o zaman insanı da Allah yarattı, aynı yöntemdir. Cinleri yaratan Allah, insanları da yaratan Allah’tır, aynı Allah. Dolayısıyla birini evrimle, birini bir anda yaratma, birini başka şekilde, öyle bir konu yok. Allah’ın gücüyle, bir anda ol demesiyle olan varlıklardır ve metafiziktir insanlar. Söylüyorum, mesela şimdi biz konuştuğumuzda beynimizdeki görüntüyü görüyoruz. Beynimizdeki bir varlık bu görüntüyü görüyor. Bunu nasıl materyalist yorumlayalım? Şimdi adam çıksa dese ki; “Hocam sen nereden çıkardın bunu? Yanlış düşünüyorsun” dese, diyemez. Çünkü gerçek, net gerçek.
SUNUCU 2: İspatlanamaz.
ADNAN OKTAR: İspatlanamaz. Ne labaratuvara götürebilir bunu, ne eline alabileceği gibi, ne büyüteçle bakabilir, ne mikroskopla bakabilir, hiçbir şekilde inceleyemez. Tamamı metafizik. Bilimin asla ulaşamayacağı bir konu. İnsan da metafiziğin içinde yaşadığına göre, metafizik sistemin içinde yaşadığına göre, materyalizm ne olmuş oluyor? Metafiziğin kullanabileceği, metafiziğin içinde erimiş, güya materyalist olan metafizik bir yapı olmuş oluyor, güya materyalist olmuş oluyor. Şimdi bizim Mozart bak parmağında akik yüzük var, gümüş yüzük var. Şimdi yeni bir Müslüman türü gelişti. Bak şimdi orada ona dikkat etmiş. Poz, Mozart pozu, üslup sosyalist üslubu ve işte bu bir ezikliğin sonucunda, modernist eğitimin sonucunda meydana gelen bu garaib hal. Garibeler meydana geliyor. Şimdi mesela bu insanın yetiştirdiği bir insanı düşünün siz, üç aşağıya beş yukarı kafanızda bir canlandırın. Nasıl Müslümanlık anlayışı?
SUNUCU 2: Ateist değil değil mi?
ADNAN OKTAR: Değil ama güya değil ama, ki değildir, tabii ki değildir. Ama öyle bir üslup ki “ateizm tehlike değil, böyle bir şey yok” diyor. Yüzde 95’i dünyanın dinsiz, yüzde 95’i. Gitsin, dünyanın neresine bakarsa bakın Türkiye’dir dindar olan. Mısır bile; Mısır’dan adamlar geldi buraya, dindar bir kanal dediler, geldi. “Hocam sizinle röportaj yapacağız” dediler, Arap kanalı. Tamam dedik. “Darwinizm hakkında ne diyorsun?”dedi. Biz “uydurma, hurafe” dedik. Anlattım bilimsel metodlarla. “Hocam olur mu? Siz bilime karşı geliyorsunuz. Bilimin gerçeklerine nasıl karşı gelirsiniz ben anlamayamadım” dedi. Hem bana Fatiha’yı soruyor, hem İhlas Suresi’ni soruyor, hem de Darwinizm’i gayet katı şekilde savunuyor ama gayet katı şekilde, kararlı. Hatta sinirlendi hazret, zor yatıştırdık böyle. Ezildiği için; ezilenlerde genellikle böyle bir sinirlenme oluyor ne hikmetse? Öyle dümdüz edeceğimi pek tahmin etmedi. İki tane oturttum, sırtının üzerine oturdu böyle, abandone oldu. Bir de videoya da alındığı için gururu tabii yerle bir oldu, biz de çünkü videoya aldık, onu yayınlayacağımızı da biliyor. Çok ağrına gitti. Toparlanmak istiyor, bir tane daha vuruyorum, oturuyor sırtının üzerine, yine toparlanmak istiyor, bir daha vuruyorum, dümdüz ettim. İyice böyle paspas gibi düzlendi, müthiş sinirlendi. Mısır’daki herhangi bir genç, bu şekilde yetiştirilmişler. Ve acayip yaygın Mısır’da Darwinizm, materyalizm. Mesela alim, ulema zannediyorsun, adamlar Darwinist, materyalist. Mısır’da yetişip gelen hocalardır bu Türkiye’dekilerde; El Ezher’de yetişen hocalardır bir kısmı. Çok fazla Darwinist var. Mesela o Vatan gazetesinde yazan dedemiz.
ALTUĞ BERKER: Süleyman Ateş
ADNAN OKTAR: Süleyman dede mesela Darwinist, materyalist düşüncede. Üslubu materyalist ama güya dindar. Biz dindar diyelim tabii de ama Darwinist ve tamamen özenti. Bunlar küresel güç, işte bilmem ne güç, karmakarışık şeylere inanan insanlar; sosyolojinin gerçekleri var, küresel güçlerin gerçekleri var... Kardeşim sadece Allah’ın gerçeği vardır. Şimdi adam beni belki böyle katı görüşlü olarak görebilir. Tabii ki katı görüşlüyüm. Müslümanlıkta görüş elastiki olmaz. Böyle lastiklenen bir kafa materyalist bir kafada olur. Müslümanın görüşü tabii ki kesindir. Bakın sırf şu Mısır’da şu 2 milyon kişi var ya, bunlar derse ki “biz İttihad-ı İslam’ı istiyoruz. Allah bize Mehdi (a.s)’ı nasip etsin” derse, slogan olarak bağırsalar. Fas, Tunus, Cezayir bağırsa, Türkiye’deki Müslümanlar söylese, İran da söylemiş olsa bir haftaya biter. Konu biter, bir haftaya biter. Fazla adama da gerek yok, öyle karmaşık bir şey yok. “Yeis ve ümitsizlik” diyor Bediüzzaman. Acayip ümitsizler, acayip yeis içinde oluyorlar. Ve havf damarı, korkaklık, acayip korkaklık yaygın. “Hatta bir kısım alimleri bu şekilde etkiliyorlar” diyor Bediüzzaman, yani korku yoluyla. Mesela Bediüzzaman’ın talebelerinin bakın resimlerini gösterdim, hepsi koç yiğittir. Sungur Ağabey olsun, diğer ağabeyler olsun. Hapse giriyor, hepsinin yüzünde gülümseme, acayip mutlular hapse giriyorlar diye. Suçu ne? Risale-i Nur’u okumak ve yazmak. Ifhitar eder adam, girsin, yatsın çıksın. Ne olacak? Çünkü Risale-i Nur’u okumak, yazmak suçsa biz sürekli yatalım. Müebbet de yatarız ne olacak, değil mi? Ama yatmayla, kalkmayla bu işin olmadığını gördüler. Çünkü bir insanı yatırmayla durduramıyorsun, fikir durmuyor. Sen orada bir tane yatırıyorsun, bin tane dışarıda gelişmiş oluyor. Onun için böyle; bak bunun kadın modelleri de var bu Mozart’ın, entel dantel. Bir tane var öyle, satanist kılıklı bir tane, ismini vermeyeyim. Böyle özenti, aşağılık kompleksi her tarafını sarmış. Zaten ezik de, birisiyle tartışması var, darmekeşan ediyorlar bunu, acayip aşağılıyorlar, süklüm püklüm. Ama Müslümanlarla konuşurken böyle Denizli horozu gibi kabarıyor. Ama Darwinist, materyalist birisiyle konuşurken de dümdüz ezik ve zavallı. Onların karışımını yapmış. Biraz Müslüman karışımı, biraz kıyafetlerini ona benzetmiş, karmakarışık bir şeyler yapmış. Halbuki böyle bir şey yok, Müslüman istediği kıyafeti giyer. Öyle bir kıyafet yasağı yok. Ceket, palto da giyer, gömlek de giyer, cübbe de giyer istiyorsa. Neyse artık duruma göre, pardesü de giyer. Ne istiyorsa giyer. Bu modernist kafa çok ciddi bir tehlike, ben Müslüman kardeşlerimi bu konuda uyarıyorum. Bir de cins ve böyle akıl hastası gibi hocalar ünlü de olsa, tanıyor da olsa, zamanında iyi olmuş olsalar da, eğer çizdiyse, çizgisi anormal hale geldiyse, biz mecbur değiliz peşinden gitmeye.
Mesela İttihad-ı İslam’ı bize acayip zor gösteriyorlar. Kardeşim zor olan bir şeyi yok. Mesela bir düğünü yapmak insana zor gibi gelir ama o kadar kolaydır ki, misafirleri çağırırsın, köylere haber verirsin, davul zurnayı da getirirsin, çalar eğlenirsin, düğün öyle kolaydır. Veyahut mesela bir ziyafet vereceksin, dostlarını çağırırsın, yemek hazırlarsın. Zor gibi görünür ama bir de bakarsın çok kolaydır. Gayet de neşeli olur, çok da hoş olur. İttihad-ı İslam da son derece kolaydır. Misafirleri çağıracaksınız, sofrayı hazırlayacaksın, teklifi yapacaksın, kabul edecekler. O kadar kolay. Mesela bir nişan yapacaksın; bir insanın çok beğendiği bir kız oluyor, anasına kardeşini gönderiyorsun, babanı gönderiyorsun, kız kardeşini gönderiyorsun. Geliyor müjdeli haber, ne diyorlar? “Tamam, olur” diyorlar. Düğün dernek kuruluyor, evleniyorsun. Karmaşık gibi görünüyor ama gayet de kolay oluyor. İttihad-ı İslam da son derece kolaydır. „Amerika ne der?“ Amerika’nın bir şey dediği yok, diyorum. Amerika’yı bahane etmeyin. Amerika bir şey diyorsa, gelin bana söyleyin. Siz hani İttihad-ı İslam istemiştiniz, biz de ortaya çıktık, bak Amerika istemiyor, deyin. Amerika öyle bir şey demedi ki. Amerika’daki bütün gazeteler bas bas bağırıyor; İttihad-ı İslam’ın güzelliğini, faydalı olacağını adamlar açık açık, hatta gurur verici bir gelişme olarak anlatıyorlar Türkiye’nin liderliğini ve Türkiye’yi övüyorlar, “helal olsun size” diyorlar. Adamlar korkmuş, çekiniyorlar, böyle bir şey yok. Mesela İran’dan da buraya muhterem ağabeylerimiz geldi, Şii. Baktım kabadayı, delikanlı takılıyorlar. Şöyle dümdüz ederiz, yamukluk yapanı şöyle ezeriz, böyle yaparız falan, ona benzer. Dedik bunlar herhalde öyle cesur arkadaşlar. İttihad-ı İslam’dan bahsettim. “İsrail müsaade etmez ki” dedi. Sen İsrail’i hiç yerine koyuyorsun konuşurken, “bir gecede dümdüz ederim” diyorsun, değil mi? “İsrail müsaade etmez” diyorsun. Demek ki çekiniyorsun, korkmuşsun sen. “Amerika müsaade etmez” diyor. Sen bırak Amerika’yı, İsrail’i. İsrail canı gönülden ister Türk-İslam Birliği’ni. Niçin istemesin? Alabildiğine özgürlüğe kavuşacak adam. Bütün vaadedilen topraklarda, Müslüman kardeşleriyle beraber istediği gibi yaşayacak adam. Duvarlar yıkılacak, anarşi korkusu yok, terör korkusu yok. Alabildiğine zengin olur. İstediği gibi ibadetini yapar, kimse karışmaz, görüşmez. Hristiyanlar istediği gibi kilisesine de gider, ibadetini yapar, kimse de karışmaz, zengin de olurlar. İslam alemi de “oh, elhamdülillah” der. Anarşi olmaz, terör olmaz, şiddet, hiçbir şey olmaz. Amerika, askeri harcamalar yüzünden ekonomisi çöktü adamların. Adamlar dümdüz oldular, perişan haldeler. Millet sokakta yatıp, kalıyor. Amerika fakir ülke oldu. Zengin ülke iken fakir ülke oldu. Amerika neden istemesin Türk İslam Birliği’ni? En üstteki adamdan tutun, orta tabakaya kadar hepsine sorduk, hepsi istiyorlar. Bire bir görüşmem olmadı, elçi aracılığıyla konuştum, görüştüm. Bazılarıyla direkt konuştum, telefonla da görüştük, hepsi istiyor, öyle bir şey yok. Sanhedrin, İsrail’deki en yetkili topluluktur. Bütün dindarların mahkemesi, İsrail’deki bütün dindarların mahkemesi. Eriyorlar Türk İslam Birliği için. Çünkü Türk İslam Birliği’nin başına geçecek olan Mehdi (a.s), onların beklediği Kral Mesih. Kral Mesih ile Mehdi (a.s) aynıdır. Hatta uzman bir haham var görüştüğümüz, İran’lı arkadaşlara yazı hazırlamış. “Biz Kral Mesih’i bekliyoruz, yani Shiloh, Menahem. Fakat sizin beklediğiniz Mehdi (a.s) ile o aynı kişi” diyor. Yani “Kral Mesih ile Mehdi (a.s) aynı kişi” diyor, mektubu var bende, isterseniz okuyayım. Adam uzun uzun yazmış, „aynı kişiyi bekliyoruz” diyor. İsrail bayram eder Mehdi (a.s.) çıksa, acayip hoşlarına gider. Üç bin yıldan beri Allah’a dua ediyorlar, üç bin yıldan beri. Her gün; günde defalarca, hatta ağlayarak dua ediyorlar Mehdi (a.s) için, Mehdi (a.s)’ın zuhuru için. Biliyorsunuz onların da ibadetleri var. Aynı olmasa da, aslında namaz da var onlarda. Hristiyanlarda da var namaz, normal yüz üstü kapanıyorlar. Kuran’da da zaten, “çenelerinin üstüne kapılırlar” diyor Allah. Allah’ın ayetleri okuduğu zaman, çenelerinin üstüne; onlardaki secde öyle, yüzü koyun yatıp, çenesi de yere geliyor, o şekilde secde ediyorlar. Allah ona “secde” diyor, “secde ediyorlar” diyor.
Dolayısıyla böyle yaşı ilerlemiş hayatı kaymış bazı tipler oluyor. İlk başlarda bunlar kendilerini Mehdi (a.s.) zannediyorlar. Bakıyor, Mehdi olacaklığı yok. Uğraşmış, emek vermiş ama Mehdiliği de bir başkası kapacak diye korkuyor. Boş yere emek verdim ben, şimdi adamın birisi çıkmış, diyor. Mesela onun daha az emeği çıkmışken, benim verdiğim emeği toptan alacak, kendisine maledecek kafasıyla hareket ediyor. Kardeşim senin yaptığın çalışmayı Allah yaptı, sen yapmadın. “İki büyük şehrin büyüklerinden birine neden gelmiyor Mehdiyet” diyor; müşrikler gibi aynı. Müşrikler de biliyorsunuz Peygamberimiz (s.a.v)’e peygamberlik geldiğinde çok ağırlarına gitti. “Ebu Kasım’ın yetimine mi peygamberlik geldi” dediler. “Bu mu? Yollarda geziyor, çarşılara giriyor. Yiyor, içiyor bizim gibi. O nasıl Peygamber ki öyle?” diyorlar. “İki büyük şehrin önde gelenleri var, zenginleri var, ünlü şahısları var. Onlara gelsin, tamam. Ama o olmaz” diyorlar. Ağırlarına gidiyor. Sanki Mehdilik bir yarışmış da, kim uyanıksa, kim daha böyle zekice, kim işini biliyorsa o kapıyormuş gibi, sanki bayrak yarışı var. Ne alakası var? Kaderde kimse Mehdi (a.s), o Mehdi (a.s) olur. Kim uyanıksa, kim zekice hareket ederse, kim fırsatları iyi değerlendirirse o öne geçer; bu materyalist kafadadır, böyle bir şey yok. Geçenlerde duydum da onun için. “Biz emek verdik o kadar, işte falanca o emeğin sonucunu, semeresini alacak” diyor. “Ben böyle bir şey istemem. Yıllarca biz onun için mi emek verdik?” diyor. Bakın, ahmağa bak sen. Sen yıllarca Allah rızası için ibadet yaptın. Sen şeyhini, neyse artık hocanı başa geçirmek için yaptıysan, zaten bütün yapıp ettiklerin boşa gitti senin. Allah rızası için yapmamışsın. Hizmet, Allah rızası için yapılır. Öyle delice, o kadar sivri, o kadar cıvık akıllar çıkıyor ki, hayretler içinde kalıyorum. Ben bu kadar delinin çok olmasına şaştım kaldım. Ben çocukluğumda böyle bilmiyordum. Nereye elimi atsam bir deli çıkıyor karşıma, çeşit çeşit. Sayıları az ama zehirliyorlar ümmeti. O çok önemli. Sayısı az olması önemli değil. Ama bizim milletimiz, özellikle Türkiye çok aydınlıktır. Çok zarif yaşanır İslamiyet ve temiz yaşanır. Mesela bakın ne Mısır’daki Müslümanlığa benzer, ne Suudi Arabistan’daki Müslümanlığa benzer. Burada çok zarif ve temizdir. Mesela bizim Topkapı Sarayı’na gidin, gıcır gıcırdır. Dolmabahçe’ye gidersin, gıcır gıcırdır. Kardeşim Mekke’de ben zannettim ki Kabe’ye acayip güzel bakıyorlar. Dünyanın parası geliyor. Allah sizi kahretmesin diyorum, ne diyeyim? Sevr Mağarası, Peygamberimiz (s.a.v)’in çile çektiği, gezindiği yerler, mağaralar; her yeri pis, yağlı boyayla, konserve kutularıyla, pis çer çöple bir acayip hale getirmişler. Çok fazla fotoğrafı var bende. Hacca giden bir tanıdığımızın fotoğraflarında gördüm, hayretler içinde kaldım, inanılır gibi değil. Bir kere kutsal topraklarda, orada şu kadarcık bile bir parçanın oraya atılması, çok ciddi bir suçtur. Oralar nur gibi tertemiz olacak. Ne haddine senin? Mesela adam ismini yazmış mağaranın ağzına, yağlı boyayla, şu yılda geldim diye. Bu ne kadar aptalca bir hareket? Kimse de bir şey demiyor. Önüne gelen yazmış. Boş pet şişeler, akıl hayal alacak gibi değil. Tarihi olan binaları yıkıyorlar, her yere oteller dikiyorlar. Bir resim getirdiler, böyle dev, koskoca gökdelen gibi oteller, binalar var. Kabe nerede, dedim. Arada baktık orada küçücük görünüyor. Bütün binalarla Kabe’nin etrafı sarılmış. Delirmiş bunlar, başka açıklaması yok. Bu ne cesaret? Ve Kabe’yi de Allahualem kasten kirlettiriyorlar çevresini. Peygamberimiz (s.a.v)’in el izleri var oralarda, mağaranın içinde. İyi, temiz olanı tenzih ederim de, leş gibi herifleri oraya sokuyorlar. Bir kere oraya girmek için birçok şart konulması lazım. Bedenen de çok temiz olacak, akli dengesi de yerinde olacak, nezaketine çok dikkat edecek ve parmak ucu kadar oraya çöp bırakamaz. Bu ne rezilliktir böyle? Mesela Osmanlı döneminde, Osmanlının elindeydi oralar, çok temiz ve bakımlıydı. Osmanlı çok özen gösteriyor, çok titizdiler. Bu arkadaşların eline geçince, bambaşka bir şekil aldı. Şimdi Mehdi (a.s)’ın kontrolüne girecek orası, Mekke, Medine, Hicaz, hepsi. Bakın o zamanki temizliğe, düzene, güzelliğe, bakın o gökdelenlerin konumuna. Bir tane gökdelen kalacak mı orada?Orayı bağlık bahçelik yapsana, genişletsene. 50 km. öteye yap. Hızlı tren sistemi kur, al şehri kaydır ve eski haline getir. Yemyeşil geniş çimenlikler yap, bağlık, bahçelik yap. Peygamberimiz (s.a.v)’in geçtiği, gezindiği yerleri çok titiz koruma altına al. Biz Peygamberimiz (s.a.v)’in nefesini orada hissedeceğiz. Peygamberimiz (s.a.v)’in nefesi sinmiş o mağaralara, oralara. Parmak izleri var, o mübarek eli dokunmuş. Oraya leş gibi adamları sokmanın alemi ne? Temiz olanları tenzih ederim de. Öyle yazılar yazılmış ki inanılır gibi değil, var ya adamlar böyle ağaçları oyarlar, yazarlar, cins tipler vardır keser, biçer falan, böyle bir yapı var. Yani alttan alta böyle sezdirmeden bir dejenere etme politikası izliyorlar anladığım kadarıyla. O yüzden Mehdi (a.s)’a her yönden ihtiyaç olduğu anlaşılıyor, her yönden, her cihetten. Hem bu modernist kafayı durdurmak açısından, hem dini materyalizme doğru çekme kafasını durdurmak açısından, her yönden önemli.
ALTUĞ BERKER:Kitap Ehli namaz kılarken görüntüleri vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Onlar da namaz kılıyorlar. Bakın ne kadar benziyor bizim namazımıza. Bak dua şekilleri ne kadar benziyor. Museviler bu şekilde ibadet ediyorlar.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrardan devam edeceğiz. Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyrun Hocam
ADNAN OKTAR:“Selam Hocam” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Bu akşam da pırıl pırılsınız. Allah sizi nazardan saklasın. Kıskananlar çatlasın.” Kıskananlara Allah hidayet versin. “Sizi çok ama çok seviyoruz. Sizi her akşam izlemeye çalışıyoruz. Bizi aydınlatıyorsunuz. Allah sizi bizden ayırmasın.” İnşaAllah sizleri de bizlerden ayırmaz Cenab-ı Allah, inşaAllah. “Hocam size bizim sorumuz var. E-mailimizi okursanız ve cevap verirseniz bizi sevindirirsiniz. Hocam biz Doktor Ömer Çelakıl’ı takip ediyoruz, farklı şeyler anlatıyor Kuran-ı Kerim hakkında, şifreleriyle. Hocam siz onun hakkında neler düşünüyorsunuz? Saygılarımla, Eda ve Fidan.” Kardeş herhalde bu sevimliler. Ömer Çelakıl dürüst çocuktur, dürüst delikanlıdır, elinden yüzünden okunuyor. Adi adamla dürüst adam hemen anlaşılır. Öyle karmaşık bir şey yoktur. Böyle sahtekar profesyonel bazı hocalar oluyor, üçkağıtçı, kaşı gözü her yeri oynuyor. Adamın elinden yüzünden adilik akıyor, belli. Dürüst insan da hemen anlaşılıyor. O çocuk da çok dürüst, çok efendidir. Hangi kanalda çıkıyor o? Kanal D? Orada durması için çocuğun bir kere Mehdiyet’ten bahsetmemesi lazım. Deccalden de bahsedemez. İsa (a.s)’dan da bahsedemez ama metafizik konulardan bahsedebilir. Hani derler ya “ortalı” bir üslup kullanabilir ama genelde çok samimi dindar, bayağı dürüst. Son derece de efendi, hiçbir çıkarı da yok, Allah rızası için çalışıyor. Geçenlerde öyle kaşar bazı tipler çıkmıştı onun karşısına. Çocuk efendi, böyle efendiyle çakalların boğuşması gibi bir şey oldu böyle. Bir yerde; adı lazım değil, her yerde terbiyesini, hürmetkar üslubunu gösteriyor. Güvenebilirsiniz, fakat yanlış söyleyebilir tabii, yanlış olan burdan döner, inşaAllah. Bizim kitaplarımızı alır okursanız, doğrusu orada var ama genellikle doğru konuşuyor. Mehdi (a.s) için bir tek herhalde yanlış söyledi, ama başka türlü de yapamaz herhalde orada durabilmesi açısından gerekiyordur. “Ne zaman çıkacağı belli olmaz” diyor, halbuki çok iyi biliyordur o. Kur’an’dan da çıkarmıştır o, ebcedle çıkarmıştır. Hadislerden de biliyor. Bütün alametler çıkmış. Mehdi (a.s)’ın geldiğini biliyor ama şimdi derse ki “Mehdi çıkmıştır” derse, Kanal D’den şöyle bir yüksek öksürme sesi gelir herhalde, biz sizi gene bekleriz, başka bir gün inşaAllah çayımızı da içmeye gelin derler ve bir daha da bağlantıyı keserler. O, İslam’a, dine hizmet edebilmek için elindeki o fırsatı kaçırmak istemez. Bir çıkarı da yok çocuğun, para falan da almıyordur, hiçbir şey almaz, Allah rızası için çıkıyor, sorun değil. Çünkü her anormalin yakasına yapışıyorum ben, gözümüzden kaçmaz, inşaAllah.
“Kuran-ı Kerim’in Şura Suresi 51. ayetinde, şeytandan Allah’a sığınırım, ’Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur yahut elçi gönderir, izniyle dilediğine vahyeder.’ buyurmaktadır. Hz. Mehdi (a.s) Peygamber olmadığına göre, nasıl Allah Katından bilgilendirilmektedir?” Kalbine ilham oluyor Mehdi (a.s)’ın. Yanında bir melek var. Melek onun kalbine ilham ediyor. Cenab-ı Allah onu vesile ediyor, ahkamda masum oluyor o yüzden. İrticalen Mehdi (a.s) mesela güzel konuşur, isabetlidir, hata yaptığı yerde de mutlaka düzeltilir o meleğin yardımıyla. Cebrail (a.s.), Mikail (a.s.) yanındalar, inşaAllah.
“Naci Gümüş, Eynesil, Giresun. Gördüğünüz rüyalara ne kadar itibar ediyorsunuz Hocam?” diyor. Rüya ile amel edilmez, rüyanın hükmü yoktur ama bazen uyarıcı olur. Mesela bir rüya görürsün, ona göre insanın tedbir almasında fayda var. Bir şey olduğunda Allah rüya ile bir şey bildirirse, benim ona göre hareket ettiğim oluyor ama kendime mahsus olarak. Ben bu böyledir demiyorum. Hakikaten de birçok kere faydası oldu bana. Rüyamda tehlikeli olarak gördüğüm bir şeye göre tedbir aldığımda, ertesi gün yahut birkaç gün sonra o tehlikenin doğru olduğunu gördüm. O çok oldu rüyamda, onu daha önce söylememiştim, şu an söylüyorum. Ama ben bu vahiy hükmündedir demiyorum, yanlış da çıkabilir o, doğru da çıkabilir. Ama bende şu ana kadar doğru çıktı. O yönden faydası olur, inşaAllah.
Show TV, Kanal D farketmez işte hepsi aynı şey zaten. Aynı ekoller yaklaşık, inşaAllah; Ömer Çelakıl için diyorum.
“Peygamberimiz (s.a.v)’in güzel torunu, Hz. Ali (r.a.) Efendimiz’in arslan evladı Seyyid Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı, bereketi, rahmeti üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü. “Muhterem Hocam Hz. Mehdi (a.s) cemaatinden zaman zaman münafıklar çıkacağını Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hadisine dayanarak anlatmıştınız. Resulullah (s.a.v) Mehdi (a.s) cemaatini temiz ve bereketli bir buğdaya benzetiyor. Aralarından çıkan münafıkları da bu temiz buğdaya musallat olan asalak, iğrenç buğday kurtlarına benzetiyor. Saygıdeğer Hocam, Mehdi (a.s)’ın cemaati bu iğrenç buğday kurtlarından, münafıklardan ne zaman temizlenecektir? Mehdi (a.s)’ın talebeleri şu an 313 kişi olarak tamamlanmış mıdır? Yoksa hala Hz Mehdi (a.s)’e talebe olma şerefine nail olacak bahtiyar insanlar çıkacak mıdır? Eğer çıkacaksa o bahtiyar insanlardan biri olabilmek duasıyla, hürmet ve muhabbetle o nurlu ellerinizden öper, hayır dualarınızı bekleriz. Sizi Allah için çok seven, emrinize amade talebeniz Beytullah Aydın ve ailesi, Zonguldak’tan” Muhtemelen Mehdiyet şu an Bediüüzaman’ın açıklamasına göre, hadislerin açıklamalarına göre en son aşamada. Dolayısıyla 300 civarında talabesi olduğunu tahmin ediyorum, inşaAllah. Samimi, iyi insanlar daima Allah tarafından korunup kollanır. Ben mesela Hz. İsa (a.s)’a talebe olmayı niyet ediyorum, inşaAllah talebesi olurum. Mehdi (a.s)’a talebe olmak istiyorum, inşaAllah olurum. Allah samimi duayı kabul eder. Candan bir duayı Allah kabul eder. Ben kendimi zaten şu an Mehdi (a.s.)’ın talebesi olarak kabul ediyorum. Çünkü Mehdi (a.s)’ın yapması gereken herşeyi ben de yapıyorum, her şeyi, öncüsü olarak. Mehdi (a.s)’la ben karşılaşmış olsam, gönlüm müsterih. Ama belki az gayret etmiş olabilirim, daha çok gayret etmek istiyorum tabii. Daha fazla imkanlarımı kullanmak istiyorum. İnsan hiçbir zaman kendisini yeterli görmez. Ama Mehdi (a.s) ne yapacak? Darwinizm’i, materyalizmi yerle bir edecek. Ben de Darwinizm’i, materyalizmi gücüm yettiğinde yerle bir ediyorum. İman hakikatleri anlatacak, ben de iman hakikatleri anlatıyorum. Mehdi (a.s.), Mehdiyeti müjdeleyecektir, Mehdiyet’le ilgili hadisleri şerh edip açıklayacaktır, insanların tam kavrayacağı hale getirecektir, deccallik tehlikesine karşı dikkat çekecektir ve deccali insanlara tanıtacaktır. Hatta var hadiste, “Resulullah (s.a.v)’ın belirttiği deccal işte budur der“ diyor insanlara. „Ümmete tanıtır“ diyor hadiste, Mehdi (a.s)’ın bir görevidir bu. Mehdi (a.s) barışı, kardeşliği, sevgiyi savunacaktır, ben de savunuyorum. Kan akıtılmamasını, uyuyan kişiyi uyandırmamayı söyleyecektir, ben de bu yönde gayret ediyorum. Öncüsü olmak, aynısı işte. Sen de Beytullah kardeş, benim gibi gayret edersen, sen de Mehdi (a.s.)’ın talebesi olmuş olursun. Ben nasıl talebesiysem, sen de talebesi olursun. Mehdi (a.s) ben seni talebe kabul etmiyorum demez ki. Kendisi gibi aynı modelde çalışan bir insanın Mehdi (a.s) neden talebeliğini kabul etmesin? Kabul eder. Çünkü Mehdi (a.s) makul, güzel bir insan, iyi bir insan, akıllı bir insan, Allah’a tam tabi olmuş bir insan. Ne gerekçe göstersin ki Mehdi (a.s), ben seni talebeliğe kabul etmiyorum demesi için bir gerekçe olması lazım. Kuran’a, sünnete tam uyuyorsan, aynı Mehdi (a.s) modelinde çalışma yapıyorsan, sen de bir nevi Mehdi (a.s.) talebesi olmuş oluyorsun, inşaAllah.
“Selamun Aleyküm.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berakatühü. “Gül bahçesi arslan Hocam, Allah için sizi çok seviyoruz. Yayın saati geldiğinde nerede olursa olsun hemen televizyon veya bilgisayar bulup sizi seyrediyoruz. Hocam cinler yer, içer mi? İsimleri bize benzer mi? Sizin sohbetinizi anlattığım bazı kişiler bana sordu, suyu sevdiklerini duymuştum, dedim. En iyisini siz bilirsiniz Hocam. Bize dua buyurun, inşaAllah.” Benim yeşil sarığımı istiyor, “layık görürseniz şu kardeşinize gönderir misiniz“ diyor. Ne sevimliler. Bir şeyi bir kere söylemek yetiyor. “Allah (c.c) cehdinize yar ve yardımcınız olsun.” Amin, Süleyman Büyükdere. Acayip sevimliler, maşaAllah. Söz vermeyeyim, inşaAllah. Çünkü ardı arkası kesilmez, değil mi inşaAllah. Cinler; zaman zaman ben arkadaşlarla beraberken, o köftelerle öyle bir cin çağırma seansı talep ediyorum onlardan, arkadaşlardan. Onlar üstadlar, onlar biliyorlar. Ben sadece seyir eden ve onun sağlamasını yapan konumunda oluyorum, yani doğru mu, yalan mı söylüyor gibisinden. Benim sağlamam; evde herhangi bir yere bir şey saklıyorum. Mesela evin diğer odalarına geçiyorum, kapatıyorum kapıları, evin herhangi bir yerine bir şey saklıyorum. Soruyorum, nerede ne var diyorum, şak diye söylerse, tamam. Doğru cinle muhatabız demektir. Mesela harf soruyorum, çünkü uzun cümlelerde sıkılıyorlar, yapamıyorlar, güçleri yetmiyor, bunalıyorlar. Harf sorduğumda peş peşe sürekli doğru söylüyor, eğer aklı başında cinse, normal Müslüman cinse. Fakat eğitim yapılmadan, Kuran’dan bahsedilmeden, dinden bahsedilmeden çağırmak onları çok yıpratıyor ve yoruyor. Bilmiyorum yani nasıl bir sistemleri varsa, çok sıkılıyorlar. Biz de, arkadaşlarımız da onlara özen gösteriyorlar. Cinler ortaya çıkmak istediklerinde böyle, eğer yanlış aklımda kalmadıysa ektoplazma denilen bir şey var, maddeye benzemeyen bir madde; bu Tapınak Şövalyeleri’nin elde ettikleri o manna var ya, o da mesela suyun içerisinde o, yani olabilecek en küçük parçacıklardan oluşuyor o. Suyun içinde bulut gibi görünüyor, hiçbir maddeye benzemiyor, çok garip bir madde manna. O da havanın içerisinde oluşan bir şey meydana getiriyor, ektoplazma denilen bir yapı meydana getiriyor. İlk o oluştuktan sonra onlar maddeye dönüşmeye başlıyorlar. Cin çağıranlar bilirler, o bir beyaz duman gibi oluşur, hafif beyaz bir duman gibi oluşur. Sonra yavaş yavaş şekil almaya başlar, sonra cisim gibi olur, cisme dönüşür. Hz. Süleyman (a.s.) bu ilmi tam biliyor. Mesela Hz. Musa (a.s.)’ın o kayaya vurup kayadan o suyun çıkması olayında da gene bu mannanın da vesile olması mevzu bahis, yani kayanın içerisindeki mannanın vesile olması mevzu bahis. Allah’ın dilemesi ile inşaAllah, mucizedir ama Allah tabii bazı mucizelere bazı şeyleri vesile edebilir. Cinlerde de; cin çağıranlara da tabii tavsiye etmem, şöyle yapsınlar böyle yapsınlar diye, fakat böyle bir olay olur. Sudan hoşlanıyorlar, doğru. Cin çağırırken zaten su konur. O köftelerin içmesi için veya yemesi için. Niyeyse hoşlarına gidiyor su. Güzel kokudan hoşlanıyorlar. Özellikle gül kokusu veyahut güzel bir parfüm kokusu ondan hoşlanırlar. Fakat en hoşlandıkları şey ayet, Kuran okunmasıdır, dinle eğitilmektir, Allah’tan bahsedilmesi ve cinlere şirk koşmamak. Cini bu delirtir, çok kötü etki yapar. Cinin müstakil bir güce sahip olduğuna inanmak haramdır. Cin doğrudan Allah tarafından yaratılır ve Allah tarafından yönlendirilir. Cinin öyle kendine ait müstakil bir gücü yoktur. Her ne yaparsa Allah yaptırır. Ne konuşursa Allah konuşturur. Cinin müstakil olduğuna inandın mı şirk koşarsın ve Allah vermesin, sapıtmış olursun, bambaşka bir şey olur o, müşrik olursun. Ki Kuran onu, Allah tel’in ediyor, Kuran’da uyarmış, ondan kaçınacağız, inşaAllah. Bir de boş iş için cin çağrılmaz, faydalı bir şey içinse çağrılır.
ALTUĞ BERKER:Hocam bugün ölümle ilgili yazı yazan bazı yazarlar vardı, özellikle Haşmet Babaoğlu Sabah Gazetesi’nde güzel bir yazı yazmış. “Ölüm ve Biz” başlıklı. “Modern toplumların ölümü anlamaktan uzak olduklarını, oysa eski insanların ölümü düşünerek, hayatını ona göre şekillendirdiklerini” yazmış. “Ölümü bazı insanlara yakıştıramıyoruz, hastalık gibi görüp canlı enerjik insanlar bu hastalığa yakalanmaz sanıyoruz, hiç ölmeyecekmiş gibi hayata sarılıyoruz, beklenmedik ölüm sanıyoruz bazı ölümleri, oysa ölüm hep var ve olacak. Ölümün farkında olarak yaşamamız lazım.” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Bu, temiz bir insan. Çok efendi bir insan. Ben bilmiyordum Haşmet Babaoğlu’nun böyle bir konumda olduğunu. Güzel üslubu, çok candan. Allah’a inanan bir insan, bir de derin düşünen bir insan.
ALTUĞ BERKER:Arkadaşlarımız yıllardır kitaplarınızı kendisine gönderirler Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, evet. Dürüst yaklaşıyor olaylara, güzel maşaAllah. Müslümanca yaklaşıyor.
ALTUĞ BERKER:Bir de Ahmet Altan’ın bir yazısı vardı Hocam ölümle ilgili.
ADNAN OKTAR:Onu dinleyelim.
ALTUĞ BERKER:Defne Joy Foster adlı 32 yaşındaki bir oyuncu ani bir şekilde evvelsi gece hayatını kaybetti. Ahmet Altan’ın oğlunun evinde hayatını yitirdi. Bu kişinin ölümü üzerine Ahmet Altan “bazı zamanlarda İlahi adaletten kuşkuya düşüldüğünü, bu adaletin tecelli ediş şekline haşa baş kaldırıldığı zamanlar olduğunu, bu ölümü kader diyebilirsiniz ancak bu kadar genç yaşta bir insanın ölmesinin bu kaderin haşa acımasız bir yönü olduğunu, insanların canını yaktığını” söylemiş. Yazısına şu sözlerle devam etmiş. “Ölümün yanında durup da sonsuzluğa değerek baktığınızda, bütün kainat, bütün hayat, hatta ölüm bile öylesine küçülüyor ki, bir kudret bize ne kadar önemsiz olduğumuzu hatırlatmak mı istiyor diye merak ediyorsunuz” demiş.
ADNAN OKTAR:Yani Allah’ı kastediyor, evet. Yine Allah inancına yatkın olduğu için konusu o yöne doğru gelmiş, inşaAllah.
Şimdi bak yine İnci Sözlükçüler beceremediler, yine olmamış. “Muhterem Hocam, ben Ayşe Tezcan” diyor. “Rotterdam’da oturuyorum” bak bak üsluba bak. “Geçen gece bir rüya gördüm. Rüyamda siz vardınız. Yakında Hollanda’ya da geleceğim dediniz, sonra elime bir istiridye verdiniz ve içinden çok iri bir pembe inci çıktı. Çok heyecanlandım, inciyi elime aldım. Sonra çıkan ışık Rotterdam, İstanbul ve Kudüs üzerinden her yeri kapladı. Çok heyecanlıyım o günden beri” diyor. Şimdi benim dediğim metotla yaparsanız belki olur ama burada çok anlaşılıyor, olmuyor. Aslında biraz da uzun bir yazı olması lazım, dikkati dağıtacak gibi olması lazım. Mesela birinci sorum bu diyebilir, ikinci sorum şu, orada inciler geçer ama burada çok belli olmuş, yine olmamış. Daha anlaşılmaz hazırlarsan, ben ona hakikaten çok iyi olmuş diyeceğim, takdir edeceğim, inşaAllah.
Azerbaycan’dan Emirhan Vatanoğlu; “Muhterem arslan Adnan hocam. Allah’ın salat ve selamı sizlere olsun.” Ve aleyna Aleyküm selam Ve Rahmetulahi ve Berekatühü. “Allah size uzun ömür versin. Sizin sayenizde dünyaya bakışım değişti, hayatın anlamının ne olduğunu yıllarca kendime sormuştum ama mantıklı bir cevabım yoktu. Şimdi sizin kitaplarınız, videolarınız, canlı yayınlarınız sohbetlerinizle bu sorunun cevabını buldum. Muhterem hocam ben her şeyin farkındayım ama imanımın zayıf olduğunu biliyorum. Çünkü ne zaman Allah’a dönsem, şükür iyi oluyorum desem, kendimi daha çok şeytana aldanmış buluyorum. Kendimle bir mücadeledeyim, bu mücadelemde beni mutlu edecek bir şeyler söylerseniz beni mutlu edersiniz. Bir de o Karabağ’da Ermeni faşistlerle savaşmayalım mı? Teşekkürler, Allah sizden razı olsun.” Kardeşim şimdi Türk İslam Birliği olduğunda, İttihad-ı İslam olduğunda Ermeni faşist, sinek gibi kaçar. Onlar leş sineği gibidirler, aslanı gördü mü pır kaçar. Dolayısıyla onlarla senin savaşmana falan gerek kalmaz. Ama Allah esirgesin, daha önce Azerbaycan yalnızdı, Türkiye’nin desteği vardı ama zayıf. Diğer Türki devletlerin desteği var mıydı? Aşağı yukarı yok gibi. İslam aleminin desteği var mı? Yok. Ermenistan faşistleriyle, Azeri kardeşlerimizi silahlı çatışmaya soktular, silahlı çatışmaya. Ne yaptı adamlar? Rusya’dan silah aldılar, mühimmat aldılar, destek aldılar ve Azeri kardeşlerimizi mahvettiler, delik deşik ettiler. Kurşuna dizdiler ve vahşet uyguladılar. Eğer çatışma çözüm olsaydı, orada olurdu zaten çözüm. Bakın orada vahşetle sonuçlandı. Yine denensin, yine vahşetle sonuçlanır, çözümün bu olmadığı belli. İkiyse on vahşet gelir bu sefer, daha şiddetlisi gelir, çözüm bu değildir, çözüm İttihad-ı İslam’dır, Türk İslam Birliği’dir. Türk İslam Birliği oldu mu Ermeni faşistleri gidersin, tek tek kulaklarından tutar, saklandıkları inlerden çıkarırsın, mahkeme edersin, ilgili kanun maddelerine göre tecziye edersin, cezalarını verirsin. Ve bir daha da zaten ortaya çıkmaz öyle tipler. Türk İslam Birliği olacak da; bakın zaten söylüyorum ininden tutup çıkaracağız, zaten kaçar, saklanacak o, ininden çekip çıkartırız ve bir daha da öyle çatışma matışma olmaz. Ermeni teyzeler, anneler falan mazlum insanlar. Ermeni dedeler mazlum insanlar. Çocuklar; küçük köfte gibi Ermeni çocuklar var, ne bilir onlar şiddeti? Ermeni genç kızlar, aslan gibi genç kızlar, onlar ne bilsinler adam asmayı kesmeyi? Modern, tertemiz genç kızlar. Dolayısıyla bir avuç faşist yüzünden koskoca bir Ermeni toplumunu, Ermeni kardeşlerimizi düşman ilan edemeyiz. Bu şeytanın oyunu olur. Biz onlara Osmanlı döneminde neden ‘Millet-i Sadıka’ dedik bir düşünelim. Yüzyıllarca nasıl dostça kardeşçe yaşadık bunu bir düşünelim. O zaman faşistler var mıydı? Komünistler var mıydı? Yoktu. Darwinizm, materyalizm ortaya çıktıktan sonra bu rezalet ortaya çıktı. Çözüm, Darwinizm, materyalizmin yerle bir edilmesidir ve Türk İslam Birliği’dir. Bu oldu mu konu biter.
“İmanı zayıf.” Olur o ahir zamanda. Vesvese zaten iman ehlinin özelliğidir. İman etmeyenin zaten öyle bir konusu olmaz. Müslümanlarda olur o, iman edenlerde olur. Müslümanlarda da rastlanan bir şeydir. Herkesin imanı öyle güçlü olmaz. Hatta ahir zamanda bu daha da şiddetleniyor, Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor; “iman ateşten bir kor haline gelir, avucunda tutar şahıs fakat avucunu yakar, bıraksa imansız olur. Onun için kişi sabah imanlı olur, akşam imansız olur, akşam imanlı olur, sabah imansız olur.” diyor. Bu tip dalgalanmalar Müslümanlarda olur. Bu onu imansız hale getirmez. Sıkça rastlanan bir olaydır, iman ehline has bir özelliktir bu, olur onlarda. Ama bazı insanların sarsılmaz imanı olur, çok güçlüdür. Mesela Hz. İsa Mesih (a.s.) bir an için bile vesvese etmez, hep Allah’tan yanadır. Mesela canı gibi seviyordu Zekeriya (a.s.)’ı, Yahya (a.s.)’ı, Allah teker teker elinden aldı, şehit etti ikisini de. Bu çok büyük olay, Hz. İsa (a.s) yalnız kaldı. Talebeleri; “onlardaki iman zafiyetini sezince” diyor. Çok sorun çıkarıyorlar, on iki kişidir iman eden ona. Acayip zor şartlarda hareket etmiştir. Önüne gelen “bana şifa ver, cildim bozuk, gözüm görmüyor.” Tamam, gözünü açıyor Allah’ın dilemesiyle, hadi bana müsaade. Kardeşim sen nasıl Müslümansın, nasıl insansın? Bir mucize meydana getiriyor. Bak otuz yıldır gözün görmüyor, elini bir kere sürüyor gözü açılıyor, bana müsaade diyor, bir daha İsa (a.s) ile görüşmüyor, onun oraya kadar dostluğu, sevgisi. Mesela İmam Mehdi (a.s)’ın imanı güçlüdür, sarsılmaz imanı. Resulullah (s.a.v)’in çok güçlüydü imanı, hiçbir şekilde sarsılmaz. Peygamberlerde öyledir. Fakat zelleler olur Peygamberlerde de zaman zaman. İnsanlardakine hata denir, Peygamberlerdekine zelle denir. Mesela Hz. Yunus (a.s) yüz bin kişi veya daha fazla olan bir şehre Peygamber olarak gönderilmiştir ama orada tebliğ yaptı insanlar dinlemedi, yine tebliğ yaptı yine dinlemediler. Sıkıldı, kızdı, bıraktı çıktı gitti onların yanından. Mesela bu Peygamber zellesidir. Halbuki bırakılmaz, her halikarda dinlemiyorsa yine anlatırsın. Bir kişi olursun tamam, yüz bin kişiyi iman ettirmiş gibi yine sevabını alırsın sen tebliğ yaptıktan sonra, herhangi bir kişi için söylüyorum. Tabii Peygambere ben o şekilde hitap etmem. Allah affetsin, yanlış anlaşılmasın. Dolayısıyla orada bir zelle oluşmuştur. Allah da onu çok şiddetli korkuttu, Allah korkusunu yaşadı ve geri döndü, düzeldi. Peygamberlerde zelleler olur ama imanları güçlüdür. İnsanlarda, avamda iman zafiyeti olur, gelir gelir gider, gelir gelir gider. Yobaz hocaların da çoğu imansızdır, net imansızdır, dini meslek olarak kullanır, farkına varmaz insanlar. İnsanların beğeneceği takva Müslüman görünümünü vermeyi onlar çok iyi becerirler. Gerekirse ağlar, zırlar, yalan söyler, kendini evliya gibi gösterir, oyun oynar. Halbuki tam üçkağıtçının, sahtekarın gözüdür. Son derece sahtekardır, delilik derecesinde sahtekardır ama bambaşka bir kişilikle insanları kandırabilir. Mesela çok dilbaz olurlar yobaz hocalar, hakikaten de şeytani bir ilme sahip oluyorlar. Şeytanın yardımı olur ve çok zeki olurlar. Münafık tiynetli olduğu için, Bediüzzaman da onu söylüyor; “şeytani bir zeka, şeytani bir ustalığa sahip oluyorlar.” Cahil halkı hipnotize ediyorlar adeta. Alenen fuhuş yapıyor, hiçbir şey yapmamış gibi gösterebiliyor kendini. Mesela alenen hurafelerle, sahtekarlıklarla, yalanlarla insanları etkiliyor, fakat halk onun; bir nevi deccal olduğu için, hipnozunda olduğu için, farkına varamıyorlar. Bunlar küçük deccallerdir. Ahir zamanda büyük deccal vardır, bir de küçük deccaller vardır. Bunlarda da hipnoz etkisi vardır, manyetik alana alırlar insanları. Takva görünümü altında; mesela sarığıyla, cübbesiyle, sakalıyla, şalvarıyla zahiri tamamladığı için, halk onun dış görünümüne baktığı için bir türlü derinliğini, ruhundaki iblisliği ve şeytanlığı bir türlü göremez. Göremediği için ona tabi oluyorlar. Ne kadar rezillik yaparsa yapsın yine göremiyor, gözüne adeta perde geliyor. Biz de ipuçları vererek bu perdenin nasıl kalkabileceğini onlara gösteriyoruz. Gören görüyor, göremeyen göremiyor tabii.
ALTUĞ BERKER: TESEV’in bir araştırması vardı Hocam. Yedi Arap ülkesi ve İran’da yaptığı araştırma sonucunda; “Ortadoğu’da Türkiye Algısı 2010” isimli bir araştırmasında, Türkiye hem en sevilen ülke çıktı hem kimliği, ekonomisi, demokrasisi ve Filistin meselesindeki duruşu nedeniyle model ülke olarak görüldü Hocam. Siz bunu kaç sene evvelden söylüyordunuz Hocam Allah’ın izniyle. Şimdi araştırmalar da bunu doğru çıkardı. Türkiye’nin model ülke olduğu şimdi araştırmalarla ve halkın teveccühü ile. Siz 16 Eylül 2008’deki Endonezya Antara Haber Ajansıyla yaptığınız röportajınızda şöyle söylüyorsunuz Hocam; “Avrupa Türkiye’yi bu konuda güzel görüyor, faydalı görüyor; yaşanan İslam modelini de dünya için ideal görüyor. Bu zaten konuya tam bir çözüm getirmiş oldu. Türkiye’nin önderliğinde aydın, akılcı, samimi bir İslam anlayışı bütün dünyaya hakim olacak, inşaAllah” diyorsunuz. Bir başka röportajınızda Ağustos 2008’de, inşaAllah. “En makul en tutarlı, en adil, aklı başında yaşayan Türklerdir İslam’ı, en temiz, tertemizlerdir. Onun için ittifak var, yani Türkiye önder olsun istiyorlar. Bütün, Türk alemi de İslam alemi de bunu söylüyor” dediniz Hocam. Söylediklerinizin çıktığı 1300’ü aştı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: „Ortadoğu’nun lideri kim?“ Koyun olsa anlar. Bazı şeyler çok açık, alenidir, anlaşılamayacak bir şey yok, Türkiye’nin lider olduğu açık. Yıllardan beri söylüyoruz Türkiye liderdir diye. Mesela Mısır lider olacak konumda değil, İran lider olacak konumda değil. Lider doğal olarak ortaya çıkar. Allah onu hissettirir, kalplere hissettirir. Mısır’da gidin kime sorarsanız sorun, Türkiye liderdir der. İran’da da mesela samimi sohbet etsen, kime konuşsan Türkiye lider diyecektir. Zaten bunu hissettiriyorlar. Mesela Ahmedidejad buraya geldi. Normalde Şii, Sünni imamların arkasında Osmanlılardan kalan bir camide namaz kıldı. Bu nedir? İmama tabiyet var, Sünniliğe tabiyet var, Osmanlıya tabiyet var, özellikle yapmıştır. Osmanlı ruha tabiyet var. Osmanlı kişiliğine, “lider olursanız size tabiyiz” diyor, anlamı bu.
ALTUĞ BERKER: Rahim Er Hocamız da Hocam şöyle demiş yazısında, Türkiye gazetesinde. “Nil Taştı” başlıklı yazısında, Türkiye’nin bölgenin lideri olduğunu, çok aydınlık bir çağa girdiğimizi, birbirleriyle kardeş olan Müslümanların bir araya geleceklerini, çünkü Peygamberimiz (s.a.)’in kurduğu o birliğin tüm ihanetlere rağmen hiçbir şekilde ortadan kaldırılamadığını yazmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Rahim Er, Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın yetiştirdiği güllerden bir tanesidir. Çok değerli ve çok efendi bir insan, çok kültürlü, dürüst, Ehl-i Sünnet, samimi bir Müslümandır. Değerli bir kardeşimizdir. Allah hidayetini artırsın, hidayet nasip etsin. Bak Türk İslam Birliği’ni dolaylı yoldan anlatıyor. Bak, “Mısır patladı, Nil taştı, ocak ateş aldı.” Bak bunlar hep şifre kelimelerdir. Bu Mehdiyet’i anlatıyor. Türk İslam Birliği’ni anlatıyor. “Bütün Kuzey Afrika, Akdeniz havzasının altında, Akdeniz’i kocaman bir kazana benzetirsek, bu ateş unvanı ne olursa olsun, halkından uzak, Hak’tan ırak bütün prefabrik devletleri sarsacağı kesindir. I. Dünya Harbi şimdi her şeyiyle ortadan kalkıyor.” Necip Fazıl Kısakürek’ten de bir alıntı yapmış. “1949’da haykırdığı meşhur Sakarya Destanı şiirinde Anadolu’nun nabzı gibi atan nehre neyi sormaktadır? ‘Nerede kardeşlerin cömert Nil Yeşil Tuna? Giden Şanlı akıncı ne gün döner yurduna?’ Şanlı akıncı yurduna dönüyor. Bunlar doğum sancıları, akıncının atının nal sesleri” diyor. Ki orada zaten doğrudan Mehdi (a.s)’ı anlatıyor rahmetli Necip Fazıl Kısakürek. “Ayağa kalk Sakarya” diyor. Sakarya dediği, bütün İslam alemi şu an ayakta. Sakarya ayağa kalktı ve daha da kalkacaklar. Yer yerinden oynayacak, inşaAllah. Meşhur Sakarya şiirini bir şerh etmiştim. Bana rahmetli üstadın, ki dünyada ben onun üzerine şair göremedim. Gelmiş geçmiş en büyük şairdir. Varsa getirsinler bana, gelmiş geçmiş en büyük şairdir. Rahim Er Ağabeyimizin bu yazısını da çıkaralım, daha geniş analiz edelim, çünkü çok muhterem bir insandır. Rahim Er Ağabeyimizi, tanırız kardeşimizi, yemeğimize de defalarca gelmiştir. Ondan sonra diğer yine Hocamız’ın, Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın yetiştirdiği diğer değerli ağabeylerimiz de öyle. Zaman zaman yemeğimize gelirler, sohbet ederiz. İçimize bir sevinç geliyor, bir muhabbet geliyor onları gördüğümüzde, maşaAllah. Dünya iyisidirler, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam siz vizelerin kaldırılacağını bundan dört sene evvel, üç dört sene evvel söylüyordunuz. O zaman kimse tahayyül dahi edemiyordu. Şimdi Kırgızistan’la vizeler kalkıyor ve yaklaşık altmış ülkede vizeler kaldırıldı Türkiye ile. Siz 2008 de söylüyorsunuz Hocam. Şöyle söylüyorsunuz Çay Tv de 23 Temmuz 2008’de; “yani iki devlet, bir millet olarak, çok rahat birleşebiliriz, hiç engel yok. Kazakistan da öyle, Kırgızistan da öyle, Türkmenistan da öyle, Doğu Türkistan da öyle hepsi rahatlar. Başka bir röportajınızda The Gulf Today 2 Kasım 2008 de; “pasaport kalkacak vizeler kalkacak, ülkeler birbirleriyle rahatça ticaret yapabilecekler, alışveriş yapabilecekler kardeş olacaklar.” İnşaAllah şimdi “Kırgızistan ile vize kalkıyor yüksek stratejik işbirliği konseyi kuruluyor”, “Orta Asya’da Vizeyi Kaldıralım” haberleri ve kimsenin telaffuz edemediği bir dönemde siz bunları söylüyordunuz Hocam, şimdi gerçekleşiyor, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Sevimli Murat senin sevgin çok güzel ama hüsn-ü zannını şöyle yapacaksın. Allah, inşaAllah sizi bizlere ağabey yapar, inşaAllah Hocamız olursunuz gibi olabilir. Bunun biraz dozu değişik olmuş. Öyle bir üslup çok daha güzel olur. Mesela biz ne diyoruz? İnşaAllah Fethullah Gülen Hocamız Mehdi (a.s) olur, inşaAllah olsun. Ama Mehdi (a.s)’dir demeyiz, inşaAllah velidir, veli olur deriz.
Bakın Sakarya Türküsü Necip Fazıl Kısakürek’in ünlü şiiri. “İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak. Herşey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir; Oluklar çift; birinden nur akar, birinden kir. Akışta demetlenmiş, büyük-küçük kâinat; Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat!“Hayrettir yani, Allah kalbine ilham etmiş. Şu uyuma bak, inanılır gibi değil, maşaAllah. “Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne, Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine; Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için. Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin? Rabb’im isterse, sular büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur.“Bakın Türk İslam Birliği’ni çok şahane bir üslupla vurgulamış ve kimlerin görevli olduğunu da açıklamış oluyor.“Eyvah eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük? Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!“ Demek ki Müslümanlar ahir zamanda horlanacaklar, ezilecekler ama “bu dava büyük” diyor.“Ne ağır imtihandır başındaki, Sakarya! Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya? İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal; Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.“ Allah rızası için yapılır hizmet, diyor.“Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan; Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan;“Demek ki Allah rızası için gerekirse annesinden de ayrılır, babasından da ayrılacak, hicret edecek. Gerekirse arkadaşlarından da ayrılacak. “Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an; Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; Hani ardında çil çil kubbeler serpen ordu? Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;“ Türk-İslam Birliği’nin sınırlarını anlatıyor. Tuna’ya, Tuna’nın daha da ilerlerine, inşaAllah. Ve Nil, Mısır’a da, her yere hakim olacak İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği, inşaAllah.“Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir? Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir! Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler; Sakarya, kandillere katran döktü geceler. Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya, Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!“ Yani Mehdi (a.s) talebeleri müthiş ezileceklerdir, öz yurdunda garip olacaklardır, mağdur olacaklardır, ona dikkat çekiyor. “İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su; Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu. Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek; Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?“ Allah’ın onları dirilteceğine dikkat çekiyor. “Kaf dağını aşsalar belki çeker bir kıl. Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl! Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun, divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun! Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız; Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız! Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader; Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!” Yani imtihan dünyasıdır, orada hiçbir olaydan etkilenmeyin, diyor. Hiçbir şeyden etkilenmeyin, sonuna kadar böyle gidecektir diyor dünya. “Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz.” Yani Müslümanın her an ölüme hazır olması gerekir, diyor. “Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!” Yani birçok kıvrımlardan geçerek gideceğiz, diyor. Son Peygamberimiz de Sallallahu Aleyhi ve Sellem’dir, kılavuzumuz o, bizde Kuran’a tabi oluyoruz. “Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya: Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!” diyor. Müslümanların çok eziyet çekeceklerini, çok ızdırap çekeceklerini fakat ayağa kalkacaklarını, hamiyet-i İslamiye’nin feveran edeceğini söylüyor. Hocamız da bu güzel şiire gönderme yapmış.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Enfal Suresi, 71. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Eğer sana ihanet etmek isterlerse, onlar daha önce Allah'a da ihanet etmişlerdi; böylece O da, ‘bozguna uğramaları (için) sana imkan vermişti.’” Demek ki küfrün bozguna uğraması için Allah’ın imkan vermesi ve Allah’ın özel ortam hazırlaması gerekiyor ve güç vermesi gerekiyor. Demek ki sosyolojik güçlerle olmuyormuş. Ne ile oluyormuş? Allah’ın güç vermesiyle ve zemin hazırlamasıyla oluyormuş. “Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler, hicret edenleri barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır.” Bak bir; iman etmek, iki; Allah yolunda hicret etmek. Küfürse, dinsiz, imansızsa annesinin, babasının yanında duramaz. Müslümanların yanına gidecek. “Allah yolunda mallarıyla,” malını, mülkünü Allah’a teslim edecek. “Ve canlarıyla,” gerekirse Allah yolunda canını verecek, gençliğini verecek, hayatını verecek. “Cehd edenler, hicret edenler” yani Allah yolunda mücadele edenler “ve onları barındıranlar,” Hicret edenler; mesela Allah rızası için gelmiş yanına, hakikaten mecbur olduğu için, zor durumda olduğu için Müslümanın yanında. Müslüman ne yapacak? Onu barındıracak. Ne yapıyorsan yap demez, samimi Müslüman ise. “Ve yardım edenler,” gerekirse; mesela bir ekmek yiyorsa, yarısını kardeşine verecek, yardım edecek. “İşte birbirlerinin velisi olanlar bunlardır.” Dost, kardeş, koruyucu olanlar bunlardır.“İman edip hicret etmeyenler, onlar hicret edinceye kadar, sizin onlara hiçbir şeyle velayetiniz yoktur.” Onları siz korumak durumunda değilsiniz, diyor Cenab-ı Allah. “Ama din konusunda sizden yardım isterlerse, yardım üzerinizde bir yükümlülüktür.” Yani Kuran’ın, dinin bir hükmünü soruyorlarsa, onlara anlatırsınız. Ama onun dışında adam, Allah’a, dine kendini adamadıysa, küfrün içinde yaşıyorsa ve Müslümanların yanına hicret etmediyse bir mecburiyet yok. “Ancak, sizlerle aralarında anlaşma bulunan bir topluluğun aleyhinde değil.” Yani gidip de bir kepazelik çıkarmak istese, öyle bir konun yok, gidip de rezalet çıkarırsa, orada da ona yardım etmek durumunda değilsin. Çünkü laf, söz dinlemiyorsa orada karışamaz Müslüman. “Allah, yaptıklarınızı görendir.” Demek ki Allah bizi şu an seyrediyormuş, değil mi seyrediyor? Adam öyle bir konuşuyor ki, sanki Allah’ın hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi. Herşey sosyolojik, psikolojik, morfolojik gelişiyor gibi, öyle bir şey olmaz. Sosyolojiyi yaratan da Allah’tır, küresel güçler ortaya çıkarmıyor. Küresel gücü de Allah yaratır, inşaAllah.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Zümer Suresi, bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. 22. ayet; “Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa,” demek ki Allah göğsünü İslam’a açması gerekiyor. Gidip tebliğ yapmayla, modern takılmayla, artistik hareketlerle din yayılmıyor. Allah’ın göğsünü İslam’a açması gerekiyor önce. “Artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler.” Şeddesiz 1990, şeddeli 2022 tarihini veriyor ayet. 22. ayet. 2’ler hakim. “Andolsun,” diyor Cenab-ı Allah, yemin ediyor. “Biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp-düşünürler diye,” bak öğüt alacak ve düşünecek. Demek ki düşünmek çok önemli. Cübbeli ne diyor? “Öyle fazla düşünmeyin, kafayı kırarsınız” diyor, değil mi? Ona benzer bir şeyler diyor. Cenab-ı Allah ne diyor? “Andolsun, Biz bu Kur'an'da, belki öğüt alıp-düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik.” Demek ki Kuran’da verilen her bir örneği derin derin düşüneceğiz, inşaAllah. “Çarpıklığı olmayan Arapça bir Kur'an'dır (bu). Umulur ki sakınırlar. Hiç şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecek” diyor Allah, ölüme de dikkat çekiyor. Hiç kimse baki değil dünyada. “Sonra şüphesiz sizler, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız.” Orada haksızlığa uğradıysa Allah’a şikayet ediyor. “Ya Rabbi bu bana bu şekilde haksızlık yapmıştı” diyor, inşaAllah. “De ki: "Allah, bana yeter. Tevekkül edecek olanlar, O'na tevekkül etsinler.” Küresel güçlere değil. Allah’a tevekkül ediyorlar, inşaAllah. “Allah, kimi hidayete erdirirse, onun için bir saptırıcı yoktur.” Artık o deccalin etkisine girmiyor. Mehdiliğin etkisinde. “Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?” Allah ‘Hadi’ ismiyle tecelli ettiyse, o insan bir nevi Mehdi’dir. “Onun için bir saptırıcı yoktur.” Deccal ona etki etmez. “Allah, intikam sahibi, güçlü ve üstün olan değil midir?” İntikam alan da Allah’tır. Güçlü ve üstün olan da küresel güçler değil, Allah’tır. Bunu bilecekler, inşaAllah.
SUNUCU: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 12.30’dan itibaren Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV internet sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Müminun Suresi, 50. Ayet, şeytandan Allah’a sığınırım. “Biz, Meryem'in oğlunu ve annesini bir ayet kıldık ve ikisini barınmaya elverişli ve akar suyu olan bir tepede yerleştirdik.” Bakacağız bu barınmaya elverişli, akar suyu olan tepe nedir? Ahir zamanda biz bunları da anlayacağız, inşaAllah.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...