SUNUCU: Hocamızın da katılımıyla yayınımıza devam ediyoruz. Buyrun hocam.
ADNAN OKTAR: Berker’im neler anlattınız?
ALTUĞ BERKER: İslam’ın dünya hakimiyeti, ayetlerin Mehdi (a.s)’a baktığını ve inşaAllah ashabına baktığını, İslam alimlerinin şerh ettiği ayetler inşaAllah. Gayret etmenin, Allah yolunda cehd etmenin önemi ve iman hakikateri, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Adamlar öyle bir şey yok Kuran’da diyorlar. “Ne Mehdiyet var, ne İslam’ın hakimiyeti var.” Gece gündüz ispat ediyoruz. Adamların yüzünde tavşan hoplamış. Utanma diye bir şey yok. Hangi sayfasını açsak dünya hakimiyeti, İttihad-ı İslam çıkıyor değil mi? Ve dolayısıyla Mehdiyet çıkıyor. Bak hastalığı biz zamanında ne güzel teşhis ettik. Geçen günler buraya İran’dan, çok değerli Şii kardeşlerimiz geldi. Sohbet ettik burada. Ayetullahtılar değil mi? Bir tanesi Ayetullah, seyyid arkadaşlar, alim. Bana çeşitli kitaplar hediye ettiler. Onlardan bir tanesi de şu dergi. “Aydınlık Gelecek” isimli dergi. “The Bright Future.” Bak şimdi bağlantıya bak da hizaya gel. Rezaletin boyutunu buradan anla. Allah vermesin, Müslümanların ne hale geldiklerini anlayın buradan. Kitabın içinde diyor ki bak; “bilim ve insanlığın hızlı evrimleşen kabiliyetleri. Bilim ve insanlığın hızlı evrimleşen kabiliyetleri, Mehdiyet doktrinini anlamaya yardımcı olur mu?” Mehdiyet ile Darwinizm bağlantısı nedir? Mehdi (a.s) zaten Darwinizm’i ortadan kaldırmaya gelen kişi. Sen ne yapmışsın? Deccaliyet doktrinini almışsın, Mehdi (a.s)’ın yanına getiriyorsun. Tabii onlar benim canım ciğerim kardeşlerim ama eleştireceğiz tabii. Anormal bir şeye biz susamayız. Yine davet ederiz. Yine soracağım bunu, böyle laf nereden geliyor diye. Şimdi bak hazretler içinde ne diyorlar. Ne yazıyor orada?
ALTUĞ BERKER: “Biyolojik evrim” diyor.
ADNAN OKTAR: Bak ne diyor orada? “Dahi biyolog” diyor. Deccal biyolog desene, nerenin dahi biyoloğu? Dahi biyolog, İran kardeşim burası, “şeriat devleti” diyorlar. Nerenin şeriat devleti? Buyrun, İslam ülkesi diyorlar, buyurun. “Dahi biyolog Charles Darwin tarafından, 19. Yüzyılın ortalarında ortaya atılan ve devrim niteliğindeki,” zaten “İran İslam devrimi” diyorlar. Bak “devrim niteliğindeki, Türlerin Kökeni kitabında, ikna edici şekilde açıklanan biyolojik evrim” diyor, buyrun. Deccaliyeti kabul etmiş oluyorlar. Ondan sonra İran gitti işte ondan sonra yapacak bir şey kalmadı sen bunu dedikten sonra, ben bir de İslam devletiyim diyorsun. Bir de Mehdilikten bahsediyorsun. “Görünmez Mehdi (a.s)” diyorsun. Charles Darwin görünüyor ama. Ona görünmez demiyorsun. Mehdi (a.s) görünmez. Görünmez olunca tabii deccaliyetin önü açık, hiçbir şey olmayacak. Zaten Mehdi (a.s)’ı da evrimin içine getirmiş. Baksana ne diyor? “Bilim ve insanlığın hızlı evrimleşen kabiliyetleri Mehdiyet doktrinini anlamaya yardımcı olur mu?” Ordan mı anlıyorsun sen? Kuran’dan anlamıyor musun sen? Hadislerden anlamıyor musun? Resulullah (s.a.v)’in anlattıklarından anlamıyor musun sen? Sen Charles Darwin’in, deccalın anlatımından mı anlıyorsun? Arkasından da, Amerika’dan korkuyorlar, İsrail’den korkuyorlar. Burada gördün, konuşuyorduk. Amerika müsaade etmez, İsrail müsaade etmez. Hem de “Ayetullahım, alimim” diyor. Tamam, Allah razı olsun. Elinden öpeyim ben senin, bir şey dediğim yok. Alim adamın söyleyeceği söz mü bunlar? Bu nasıl kitap? Bu nasıl dergi böyle? Ve de bunu alıp bana getiriyor iftiharla. Geçenlerde evrimciler çıkmıştı HaberTürk’e, dediler ki; “İran evrimi kabul ediyor. Türkiye’de evrim karşıtlığı var” dediler. Orada birisi de çıktı, “olur mu öyle şey? Öyle bir şey yoktur” falan dedi. Buyrun işte ayetullah bu dergiyi bana getiren. Biz dedik ki; “İran’da evrim karşıtı böyle bir hem sergi olsun, hem de müze gibi bir şey açalım“ dedik. Şiddetle karşı çıktı. Biz anlayamadık o zamanlar. Bak İran resmi olarak kabul ediyor. Devlet ideolojisi Darwinizm, materyalizm. Üslup komünist yöntem olmuş oluyor. Devrim aşağıya, evrim yukarı. Bakın vahşete bakın üsluptaki; “Bilim ve insanın hızlı evrimleşen kabiliyetleri.” Bilim tekamül ediyor. Bilim gelişir. Evrimleşen mevrimleşen bir şey yok. Ve Allah geliştiriyor. “Mehdiyet doktrinini anlamaya yardımcı olur mu?” Doktrin, nerenin doktrini? Mehdiyet Kuran’ın işaret ettiği, hadislerde de açıkça geçen ve Allah’ın bize bildirdiği bir bilgidir, bir gerçektir. Ve biz bunu anlarken Kuran ve hadisi kullanıyoruz. Bunun dışında bir delili olmaz. Adam anlayamamış Mehdiyet’i, Charles Darwin’in izahlarından anlayacakmış. Oradan anlamamıza yardımcı olur mu diyor. Sökemiyormuş. “Mehdi (a.s) nerede?” diyorsun. “Görünmez” diyor. Yani ruh gibiymiş böyle görünmüyormuş. Dünyanın her yerindeymiş. Mehdiyet’i yok etmenin bak yolunu bulmuşlar. Hibçir zaman için öyle bir Mehdi (a.s) gelmez. Dünyanın her yerinde olan öyle bir Mehdi (a.s) olur mu haşa? Allah gibi haşa onların anlatımına göre. Dünyanın her yerinde, odaya giriyorsun Mehdi (a.s) var, her yere giriyorsun Mehdi (a.s) var. Allah her yerdedir. Mehdi (a.s) Allah’ın bir kuludur. Allah’ın zavallı bir kuludur. Allah onda tecelli eder, Allah ona ilim verir, imkan verir, yol açar, konuşturur. İslam’ı onun vesilesiyle hakim edecek. Biz olmazsak demek ki fitne, fücur, bela dünyayı saracak. İnanılır gibi değil. Biz de göğsümüzü gere gere diyoruz; “İran maşaAllah, adamlar bayağı sıkı.” Adamlar Marksist felsefenin zeminini, devlet eliyle hakim etmiş. Halk içerisinde, gençlik içerisinde, üniversitelere hakim etmişler. Öyle bir durumda adam müsaade eder mi evrim karşıtı müzeye, evrim karşıtı bir sergiye müsaade eder mi? Bu nedir bu komünist hayranlığı kardeşim? Bu Marksist hayranlığı. Kimine bakıyorsun Mozart takılıyor, kimi bakıyorsun biri Marks takılıyor, kimi Lenin havasında, müthiş özentiler. Resulullah (s.a.v)’i doğrudan doğruya örnek almak varken, Peygamberleri doğrudan örnek almak varken girdikleri çizgiye bak. Allah o durumda da başlarından belayı eksik etmiyor. Sürekli dertler başlarında oluyor. Şimdi o Chavez falan bunları destekliyor. Eğer bu anlamda destekliyorsa bu rezalet. “Ben Mehdi (a.s)’ı bekliyorum” diyor Chavez. Nasıl Mehdi (a.s)? “Ancak Darwinizmle anlaşılabilen, Charles Darwin’in doktrini ile anlaşılabilen Mehdi (a.s) ve görünmeyen, yok.” Radyo dalgası gibi göremiyorsun. Hiç bir zaman için gelmeyecek bir Mehdi (a.s)’dan bahsediyorlar. Chavez onu da destekler kardeşim öyle bir Mehdi (a.s)’ı tabii ki. İran devleti de destekler. Bu olmadı şimdi. Bir de bak gençler ortalığa çıktılar, bir ara hadise çıkardılar, İran‘da bir ara ayaklanma falan havaları oldu. Ben çağırdım İran’dan elçilik mensuplarını, bu nedir dedim. “Yok öyle hafif, gençler arasında olur öyle şeyler” dediler. Baksana siz gençlere, Darwinizm‘in, materyalizmin eline teslim etmişsiniz. Senin kökende gerçek imanın Darwinizm ve materyalizm olduktan sonra adam namaz kılsa ne olur kılmasa ne olur. Yani imanı materyalizm olduktan sonra, imanı Darwinizm olduktan sonra, o kılınan namaz nedir o? Şimdi bu konuda tabii çok yoğun bir çalışma yapacağız. Ben duymuştum, inanamamıştım. Şimdi belgelenmiş oldu. Çünkü İran’a gitmedim ben, okulları kontrol etmiş de değilim. Bilmiyorum vaziyeti. Ama bu pervasızlık çok acayip.
ALTUĞ BERKER: Dün anlatmıştınız. Dine materyalist bakış açısıyla bakma gafleti.
ADNAN OKTAR: Tabii. İkdüd Dürer;“Hz. Mehdi (a.s) huzuru ve asaletiyle”, bakın “Hz. Mehdi (a.s) huzuru ve asaletiyle”, iki özelliğine dikkat çekiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Bir; huzur, iki; asalet. “Haram ve helale dair bilgisiyle.” Doğru helal, doğru haram. Uydurma haramlar, uydurma helaller yok. Hurafeye dayalı bir şey yok. “Ve ona ihtiyaç olunması.” Ona insanlığın ihtiyacı olunması. Bütün insanlığın ona ihitiyacı vardır diyor. “Onun ise kimseye ihtiyaç duymaması ile tanınır.” Onun da hiç kimseye ihtiyacı yoktur diyor. “Mehdi (a.s)’ın erdemi,” erdem; güzel ahlaka ait her türlü özellikler. “Tüm dertlere ve şiddetli fesada karşı gösterdiği üstün sabrındandır.” Bak tüm dertlere, şahsi olsun, sosyal olsun tüm dertlere ve şiddetli fesada karşı. Mesela bak bu da şiddetli bir fesattır. Bu İran’da olan olay. “Şiddetli fesada karşı gösterdiği üstün sabrındandır.” Sabır değil, üstün sabrındandır. Çok iradeli, asla peşini bırakmıyor. “Deccalin üzerindeki kuşatıcı olması hiç kalkmaz.“ Deccali sürekli kuşatma altında tutar diyor. Nefes aldırmaz deccale, her gördüğü yerde vurur, her gördüğü yerde indirir diyor. İs'afur Rağibin’den aktarılmıştır. Tılsımlar mecmuası 212. “O Hz. Mehdi (a.s) asla hata yapmaz.“ Ahkamda masum. „Çünkü görmediği yerde,” bak görünmeyecek şekilde, “görmediği yerde, hata yaptığında, doğrusunu gösteren bir melek vardır.” Muhyiddin Arabi, Fütuhat Mekkiye, 366. Bölüm. “Hz. Mehdi (a.s)’ın bilgisi olağanüstüdür.” Yani normalin üstünde bir bilgiye sahip ama alışılmış bilgiler değil. Bilinen bilgiler değil, hayret verecek bilgilere sahip. “Ona hikmet” yani kısa, özlü, vurucu bilgi. “Ona hikmet ve bilgi İlahi bir nimet olarak verilmiştir. Allah’tan ona bir nimet olarak verilmiştir.” Verilenler ne? Hikmet ve bilgi. Ama tam özlü ve gerekli olan bilgi. “İlahi bir nimet olarak verilmiştir. O etkili biridir.” Yani her yönden etkili. Ramuz-ül Ehadis sayfa, 518.
Her halükarda burada mesela çeşitli konuşma metinleri var. Ama bunu adam dağıtıyor. Buna cevap vermemiş. İran’ın buna resmi olarak cevap veren bir çalışması yok. Yani adama bunu dediğinde adamlar zehirlenir. Ateist masonlar da öyle yapıyorlar, diyorlar ki; ”konferans sonucunda, oradaki konuşmacıların düşüncelerini aktarıyoruz. Bu bize ait bir düşünce değil. Ama aktarıyoruz.” Mason locasında, masonlar aktarıyorlar. Almış dergine koymuşsun hemşerim. Sen dergine koyduğunda bu ne demektir? Ben kabul ediyorum demektir. Sen aksini yazıyor musun? Yok. Geçersizliğini yazıyor musun? Yok. Adamlar dinsizlik propagandası yapsa, cevabı yoksa bu nedir? Misafir geldi, paketi bıraktı gitti denilir mi öyle bir şey? O zaman niye koyuyorsun dergiye? Anormal bir konuşmaysa çıkarırsın, karşıysan. İftiharla koyduğuna göre, cevabını da vermediğine göre o zaman bir anormallik var.
ALTUĞ BERKER: Mehmet Şevket Eygi Hocamızın güzel bir yazısı vardı Hocam.
ADNAN OKTAR: Aslan Hocamız. Ne diyor?
ALTUĞ BERKER: “Afyonlanmış Müslümanlar” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Afyonlanmış, ilaç almış, afyonlanmış. Uyuşturulmuş, büyü yapılmış. Deccalin büyü yaptığı, şeytanın hipnoza soktuğu, beyni donan, bir kısmı tabii hepsi değil, muhakeme ve yargısını kaybeden, zararlıyı zararsızı fark edemeyen, yobazı, sahtekarı, üç kağıtçıyı, gerçek Müslümanı birbirinden ayırd edemeyen, fahişe, yobaz olan birisinin mesela açıkça peşine düşen, küçük deccallerin peşine düşen, deccali fark edemeyen gibi genişletiriz de genişletiriz. Bir kısım Müslümanlar bahsediliyor.
ALTUĞ BERKER: “Müslümanların günümüzde yaşadıkları zorluklar“ demiş. Okullarda evrim teorisinin bir gerçekmiş gibi anlatılması, yüce İslam dininin gerçek şekliyle bilinmemesi, Müslümanların yüzlerce fırkaya ayrılmış olması gibi konuları örnek vererek, Müslümanların bu durum karşısında gereken gayreti göstermediğini vurgulamış. Bu konuyu diğer yazılarında da sık sık bahsettiği gibi yine Müslümanların birlik olması ve başlarında bir lider seçmeleri gerektiğine bağlayarak, böyle bir durum karşısında, milyonlarca Müslümanın Allah korkusuyla ayağa kalkarak bu duruma karşı mücadele etmeleri gerekir demiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Bak ne kadar şahane üslup, ne kadar güzel bir üslup. Tam Mehdi (a.s) üslubu, tam Mehdiyet üslubu. Candan bir üslup, gayet güzel. Ama Hocamızı bir kısım adamlar işine gelmediği için kendilerince yalnız bırakmak istiyorlar. Ama biz çok seviyoruz. Herkes çok seviyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hekimoğlu İsmail Ağabeyimizin bir yazısı vardı Hocam. Şöyle diyor; Mehmet Akif’in İslam’a aşık bir insan olduğunu belirterek, onun maymun soyundan geldiklerini iddia edenlere karşı çıkarak insan olmanın ve insan neslinden gelmiş olmanın gururunu da taşıyan çok değerli ve imanlı bir Müslüman olduğunu vurgulayan bir yazı yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Evrim teorisinin tehlikesine Hocam da dikkat çekiyor ama tabii çok cılız ve güçsüz dikkat çekmeler bunlar. Halbuki koyduğunda oturtacaksın, vurduğunda yapıştıracaksın. Sen Darwinizm’e „niye böyle diyorsunuz, ayıp yaptınız. İnsan maymundan geliyor denilir mi, hiç utanmıyor musunuz, yakıştı mı bu size“ yani bu üslup değil ki bunlar. Adam seni ezer geçer o zaman. Adamın kulağından tutup, koyduğunda oturtacaksın sırtının üzerine. İlimle, fenle, bilgiyle, akılla, hikmetle. Bir daha da koyduğunda kalkamayacak.
ALTUĞ BERKER: Sizin yaptığınız gibi Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tabii. Böyle flu vuruşlar olmaz.
ALTUĞ BERKER: Bir haber vardı. Şöyle diyor; Müjdat Gezen geçtiğimiz hafta katıldığı Uğur Dündar’ın Arena programında, AK Partiye oy verenlere aptal demeye getirmiş. “Aziz Nesin Türk halkının yüzde 60’ı aptal demişti. Demek ki AK Partinin oyları yüzde 60 olmalı” demiş. Bunun üzerine hem AK partiden, hem de birçok köşe yazarından tepki almış. Bunun üzerine daha da sert ve biraz da çirkin ifadeler kullanmış.
ADNAN OKTAR: Müdat Gezen, kaç yaşında bu arkadaş? Senin Hıncal da abuk sabuk bir şeyler konuşmuştu Hıncal Uluç, var mı onun yazısı? O çocukcağız, mazlum çocukcağız vefat etti. “Su testisi su yolunda kırılır“ diye çocuğa nasıl bir üslup bu? Vefat eden bir insanın arkasından böyle konuşulur mu? Annesi babası, kadın çok perişan vaziyette. Öyle bir konumda, bu kadar böyle onur kırıcı, bu kadar rencide edici bir üslup kullanılır mı? Allah rahmet etsin dersin. Allah geride kalanlara başsağlığı versin dersin. Ama tabi onun anlatmak istediği... Şimdi o çocuk hayat dolu, neşeli bir tipti bildiğim kadarıyla. Bir de sosyete içinde de tanınan bir tipti. Onun vefatı tabii sosyeteyi çok sarstı. Gençliği de çok sarstı. Böyle eğlenceci, alemci olan kesimi de çok sarstı. Onun ölmesine Hıncal Uluç kızmış olabilir. Milletin neşesini kaçırdın, şevkimizi kaçırdın, tam eğlenirken, birden bütün herkesin ağzının tadını kaçırdın. Ölümü hatırlattın herkese, Allah’ı hatırlattın. Eğer Hıncal Uluç ona sahip çıkarsa, gençler üzerindeki etki ve acı yüksek olacak. Çünkü sevilen bir insanın vefatı sarsar toplumu, çok etkiler. Ama “su testisi su yolunda kırıldı” bırakın onu canım, ölmüş gitmiş, iyi olmuş gibi haşa bir üslup kullanırsa, o acı bir kısım kalplerde, ruhlarda ortadan kalkar. “Çünkü sıradan bir insan, hak etmiş haşa belasını bulmuş“ der gibi bir üslup kullanırsa, onda ibret alma ve acıma, şefkat duyguları kalkar o şahısta, artık o ona değer vermez, önemsiz görür. Güya kendi aklınca böyle bir atraksiyon yapmak istedi. Neşesi kaçmıştır onun. Alemci olduğu için o, tam viski içerken eğlenirken, neşesini kaçırdığı için ve kendi topluluğu içerisinde olduğu için yani kendi çevresi içinde olduğu için bu olay, onun haşa böyle münasebetsizlik yaptığını düşünüyor. Tam eğlenirken hani rakı meclisinde birisi bir olay çıkartır, adamlar “neşemizi kaçırdın akşam akşam“ derler. Bütün sorun, onun neşesinin kaçması, aslında ona karşı olduğundan değil. Eğer yaşamış olsaydı ona çok saygı, sevgi gösterirdi. İnanın bana çok saygı gösterirdi, öyle bir şey demezdi. Vefat ettiği için ve gençliği sarstığı için birçok insanın neşesini kaçırıp, ölümü düşündürttüğü için ona öfkelenmiştir. Kızgınlığının nedeni bu, onun için gözünden silip, insanların da gözünden silmek için böyle bir üslup kullanıyor. Mazlum kendi halinde bir genç kızdı. Olabilir hataları, eksiklikleri olabilir. Ama birisi vefat etti deyince, Allah rahmet etsin denir değil mi? Annesine, babasına başsağlığı dilenir. Kadıncağızı ben gördüm televizyonda var gücüyle bağırıyor yazık, ağlıyor. İnsan gider teskin eder. İnşaAllah cennete gitmiştir, siz de cennete gidersiniz, değil mi? Hayat son hepimiz vefat edeceğiz insan gönlünü alacak bir üslup kullanır. Şimdi o kadar acılı bir insanın eline gazete alsa, nerede o gazete yazısı?
ALTUĞ BERKER: Bu yazı sonunda söylediğiniz cümleye getireyim Hocam.
ADNAN OKTAR: “Astım hastasıymış, fena halde sarhoşmuş, bilinen o. Alkol mü? Son zamanlarda zararı bilimsel araştırmalara konu olan bir nevi doping, enerji içeceklerinin aşırı kullanılması mı? Uyuşturucu mu? 10 gün içinde Adli Tıp gerçeği açıklayacakmış, öğreneceğiz. Ama benim görüşüm değişmeyecek. Defne’nin ölümü tipik bir “su testisi, su yolunda kırıldı” olayıdır”. Sen içmiyor musun? Gece gündüz sen de içiyorsun. Genç kızları kucağına oturtturuyor. Yarı çıplak genç kızlarla resim çektiriyorsun. Alem, cümbüş hepsi var sende, her türlü ortama giriyorsun aşağı yukarı, sen şimdi bir yerde vefat etsen biz desek ki “su testisi, su yolunda kırıldı” bu yakışık alır mı? Ondan ne farkın var senin, Defne’nin onun tavrından, hayatından ne farkın var? O alkol alıyorsa, sen de alıyorsun alkol, içiyorsa sen de içiyorsun. O eğlence mekanlarına gidiyorsa, sen de gidiyorsun. O diskoya gidiyorsa, sen de gidiyorsun. Hepsini yapıyorsun. Hatta daha da fazlasını yapıyorsun. Sana kimse diyor mu su testisi diye, değil mi? Ne kadar ayıp. Annesi kadıncağız fenalık geçiriyor. Bunun üstüne o kadın onu okursa ne olur? Ailesi ne olur o çocuğun,
SUNUCU 1: Eşi, çocuğu onlara yazık her şeyden önce.
ADNAN OKTAR: Yazık günah değil mi? Ne kadar onu kırıcı bir ifade bu, ne kadar acayip. Velev ki, mesela Allah esirgesin, farz edelim o doping içeceğinden içmiş olsa bile bu şamatası yapılacak bir şey değil ki. Olabilir insanlık hali hata da yapabilir. Bunu basına yansıtmak, böyle insanların kafasında kuşku meydana getirmek yakışık alacak bir şey mi? Astım hastası ise olabilir mümkün, hakikaten tıkanmıştır çocuk, bir şekilde başka kalbinde de rahatsızlık olabilir. Enfarktüs de geçirmiş olabilir. Birçok şey olabilir. Hiç görülmemiş bir vaka değil ki. Tıp yönünde incelendiğinde ortaya çıkar. Ama biz bunun açıklanmasının peşinde değiliz. Biz sadece Allah rahmet etsin demekle mükellefiz. Ama çocuk genç kız cahil olabilir, eksiklikleri olabilir. Ama neşe dolu ben görüyordum böyle hopluyor, zıplıyor neşeli bir şeydi. Kendince etrafındaki insanları neşelendirmeye çalışıyor. Eksiği, kusuru olabilir, birçok insanın eksiği, kusuru var. Böyle bir üslup kullanılmaz. Sen barlara gidiyorsun, eğlence mekanlarına gidiyorsun. Alkolün her türlüsünü kullanıyor aşağı, yukarı. Bir elinde puro, bir elinde viski bardağı. İsterse ispat edeyim, bir çok resmi var. Bu çocuğa kullandığı üslup, neşesini kaçırması, başka bir şey yok. Keyfini kaçırdı. Böyle üslup kullanınca da, içindeki o rahatsızlık güya gitmiş oluyor. Ve arkadaş çevresinde de konuşacak, diyecek “su testisi, su yolunda kırıldı” boş verin diyecek. Her nereye gitse bu konu açılacağı için, bu konudan kurtulmak ve keyfinin kaçmaması onun için esas oluyor. Bu tip insanların hemen hemen hepsinde bu kafa vardır. Keyfinin kaçmasını istemez. Adamın babası dahi ölse keyfinin kaçmasını istemez. Eğlencesinin tam anlamıyla devam etmesini ister. Ona bir iş çıksın istemez, bir konu çıksın istemez. Mesela babası yaşlı ise alır, düşkünler yurduna koyuyor o kadar, mesela hastaysa alıp götürür bir yere atar, bir köşeye atar. Bunu yapar demiyorum da bazı buna benzer vakalarda, bu tip insanlara rastlıyoruz. Bunun ne yapacağını biz bilmiyoruz. Bakalım bunun sonu nasıl olacak? Ama biz öyle bir şey olmuş olsa, biz “oh oldu” demeyiz. “Su testisi, su yolunda kırıldı” demeyiz, değil mi? Allah rahmet etsin denir. Bu ruh işte mateyalist eğitimin, Darwinist eğitimin bize getirdiği bir sonuç. Egoist, bencil, kendini düşünen, eğlencesine, çıkarına zarar geldiğinde de çok acımasız olan bir üslup. Bunun bir çok versiyonlarını siz sokaklarda da görürsünüz. Ben şimdi Hıncal Uluç da aynısı yapar demiyorum ama akıl almaz anormallikler yapanlar var, öyle materyalist kafayla bakıp da. Bir de su testisi nasıl oluyorsa, mesela, bunun da başına bayağı işler geldi. Hiç kimse “oh olsun” demedi. Boynuna bir şey taktı çıktı ortaya değil mi? Bilmem başka dertlerle, belalarla karşılaştı. Hiç kimse “oh olsun” demedi. Herkes geçmiş olsun dediler. Allah’tan sağlık dilediler.
En azından gençliğinde içiyordu şimdi ihtiyarlayınca içemiyor olabilir. Tabii tansiyonu vardır, şekeri vardır. Onda olmadık hastalık yoktur şu an, hepsi vardır. O yüzden tabii ki öyle alemci, eğlenceci olamaz, bedeni kaldırmaz onu. Sadece özeniyor. Yoksa ben daha önce biliyorum onu viski de içiyordu, sigara da içiyordu hepsi vardı, inşaAllah. Ama şu an her yerinde bir şey var. O yüzden alkol kullanmıyor olabilir.
Zeki Arslan “Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Programınızda Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini açıklıyorsunuz” diyor. “Yüz elli kadar alameti zuhur etti” diyor, inşaAllah. Tabii ki çıkmış olduğunu, Bediüzzaman’ın üslubundan da anlıyoruz. Özetle Mehdi (a.s)’ın geldiğini biz hem hadislerden, hem Bediüzzaman’ın açıklamalarından, hem dünyadaki genel gidişattan anlıyoruz. Biz Allah’ın varlığını nereden anlıyoruz haşa benzetmek gibi olmasın, yarattıklarından anlıyoruz. Mesela, bir insanın bir evde yaşadığını nereden anlıyoruz? Eve gidiyoruz ki tabakta yemek var, yemek kırıntıları kalmış, ocak yanıyor, ateş var. Burada birisi yaşıyor diyorsun. Anlaşılıyor değil mi? Çok fazla alamet buluyorsun. Yatak var, odada kıyafetleri var. İşte Mehdi (a.s) da böyledir. Bakıyoruz, her yerde alametleri olmuş. Kıyafeti ortada, yiyecekleri ortada, konuşmaları ortada, etkisi ortada, her şeyi ortada. Biz buradan Mehdi (a.s)’ın geldiğini anlıyoruz, inşaAllah.
Hacet namazıyla Mehdi (a.s) bulmak, bu şirktir. Tam klasik dinsizliktir. Ben bir şey öğrenmek isteyeceğim, diyeceğim ki; ben “Ya Rabbi bana uykumda bunu bildir. Mesela, üniversite imtihanına gireceğim. Kazanacak mıyım, kazanamayacak mıyım bana bildir. Rüyamda göreceğim. Kazanmışım tamam. Üniversite imtihanını ben kazanacağım arkadaşlar diyorum önceden. Bu şirktir. Kendini ilahlaştırmaktır. Buna müşrik denir. Dolayısıyla dinsiz olur böyle bir insan. Veyahut bir yere gidecek, bir şey yapacak. Veyahut mesela seçim sonuçlarını merak ediyor, kazanacak mı kazanmayacak mı? Anket de yok ama bir rüyaya yatıyor. Falanca parti kazanıyor. Diyor ki; “falanca parti kazandı kesin. Bana Allah bildirdi. Allah bana vahyediyor “diyor. Kuran’da Allah bana vahyediyor diyen yalancıların, sahtekarların konumunu Allah, onları lanetleyerek anlatıyor. Aynı konuma düşersiniz. Dolayısıyla böyle bir yöntem yok.
Süleyman Özsüren, Şeyh Nazım Hocamızın yanına gitmek istiyormuş görüşmek için. Şeyh Nazım Hocamız ile direkt görüşmek değil de, mesela onun bir vekili ile görüşmek daha uygun. Hocamızı yormayın, inşaAllah. Ama bazen o halk içine çıkıyor. O zamanlar, eğer onlar uygun görürlerse seni görüştürür. Ama herkesin görüşmesi çok yorar Hocamızı değil mi? Binlerce, on binlerce insan, “ben görüşeceğim” derse ne olur? Bir de herkes soru sormaya kalkarsa, herkes vaktini alırsa olmaz. Mesela Kıbrıs’ta gördüm, mübarek gidiyor yolda, çocuk bir soru soruyor. Şimdi yaşlı bir insan, yorgun mu, hemen vakti var mı, insan bunu düşünmez mi? Sorduğu soru çok kapsamlı, yine de onu güzel bir şakayla geçiştiriyor. Olgun olmak lazım, derin düşünmek lazım. Veyahut geliyor, “şeyhim kolum ağrıyor, bacağım ağrıyor” diyor. Git hastaneye. Ne yapsın sana? Orada her kolu, bacağı ağrıyan oraya gelirse ne olur? “Yok evlenmek istiyorum, yok iş kurmak istiyorum” diyor. Çok ayıp, çok rahatsız edici bir şey bu. O, İslam dünyaya hakim olsun diye uğraşıyor mübarek, gayret ediyor. İttihad-ı İslam için uğraşıyor. Fitne ortadan kalksın, deccaliyet ortadan kalksın. Adamın sorununa bak sen?
“Selamun Aleykum Adnan Hocam. Sizi çoktan beri takip ediyorum. Sizi izliyorum. Bu fakir Şeyh Halit Yaşar Efendiye bağlı. Bugün Cuması’nı tebrik etmek için aradım.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ve sizi dinlediğimi söyledim. Sakıncası var mı dedim. “Sizi takip etmemden memnun olduğunu” söyledi. “Adnan Oktar bizim kardeşimiz, tabii ki takip edebilirsin’ dedi” diyor. Şeyh Halit Yaşar Efendi. Bunlar nur gibi tertemiz şeyhler, nefsini ezmiş, enaniyetini yok etmiş, Allah’a teslim olmuş, nur gibi temiz insanlar. Şeyh Nazım Hocamız olsun, Ahmed Yasin Hocamız olsun, böyle kişiler hakiki, samimi Müslümanlar.
Yarın ki kanallarımız nereler?
ALTUĞ BERKER: Yarın Kanal Avrupa ve Çay TV, saat 22.00’da inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kanal Avrupa ve Çay TV, hem Karadeniz, hem Avrupa iyi, güzel. Yarım saat sonra neredeydik?
ALTUĞ BERKER: Gaziantep Olay TV ve Kahramanmaraş Aksu TV, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah, tamam. Ama tabii bu mannanın incelenmesi de gerekiyor. Mesela onlarda bu konuyla ilgili çok kapsamlı açıklamalar var. Ama ben tanışmadığım için onların hepsini anlatamıyorum. Bana bunları sır olarak mı verdiler. Ama ben sır tutmam tabii, Müslümanlardan benim sırrım olmaz. Kardeşlerime her şeyi açıklarım. Ama yani ayıp olabilir de söylemeyin dediği bir şeyi de söylememiz yakışık almaz herhalde. Çünkü bana diye söyledilerse. Fakat öyle bir şart görmedim. Çünkü yazılı olarak göndermişler. Ben de anlatıyorum, inşaAllah. Fakat başka detayları da var. Onları bir soracağım inşaAllah. Bir mahsuru yoksa onları da anlatacağım.
“Selam Sayın Adnan Hocamız, nasılsınız? Size sorum var benim Azad isimli bir kardeşimiz. “İslam’ı nasıl anlatabilirim” diyor özetle. İşte bizim internet sitelerimize girsinler www.HarunYahya.org www.HarunYahya.com www.HarunYahya.net gayet güzel anlatıyoruz, çok net. Ve demagoji yok, lafı uzatmak yok, edebi sanat gösterisi yok, vay be ne adammış, ne alimmiş, bak nasıl da cümleler kurmuş, edebiyatta ustaymış; Böyle bir konumuz yok, ben tam doğru neyse onu anlatıyorum. Bir de kim ne der diye de bir konumuz yok bizim. Yani Museviler ne der, Hristiyanlar ne der, ateistler ne der, komünistler ne der, faşistler ne der, şu ne der, bu ne der, öyle bir konu yok. Ben hak bildiğimi gürül gürül anlatıyorum, doğru bildiğimi. Nasıl anlatıyorum? Net ispatlayarak anlatıyorum. Ben anlattığım konuları çok kapsamlı araştırıyorum, tam içime siniyor, tam delilleri net görüyorum, ondan sonra anlatıyorum yüzde yüz emin olduğum konuları anlatıyorum inşaAllah.
Biraz ayet okuyayım inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Yunus Suresi, 109 ”Sana vahyolunana uy”Kuran’a uy diyor Cenab-ı Allah. “Ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret.” Yani Allah İslam’ı dünyaya hakin edinceye kadar, İttihad-ı İslam oluncaya kadar sabret, o anlamda da alabiliriz. “O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” En güzel hükmeden Allah’tır.
Hud Suresi, 9, şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, Biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırıp sonra bunu kendisinden çekip-alsak” yani önce o zenginlik bereket, bolluk, rahatlık versek, sonra çekip alsak. “Kuşkusuz o, (artık) umudunu kesmiş bir nankördür.” Hemen Allah’a karşı tavır alır” diyor ve nankörleşir diyor. Nimet verirken ama ses çıkarmaz diyor. Ama nimeti aldığında nankörleşir ve Allah’a tavır alır diyor. “Ve andolsun, kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona bir nimet taddırsak” yani onu değiştirsek üstünden kaldırsak. “Kuşkusuz; "Kötülükler benden gidiverdi" der. Çünkü o, şımarıktır, böbürlenendir.” Onu da Allah’a vermez diyor. Yine kendi imkanlarıyla tesadüfler sonucu olduğunu olduğuna inandığı için, şımarıklığını ve böbürlenmesini yaparak kötülükler benden gitti der diyor. “Sabredenler ve salih amellerde bulunanlar başka.” Sabretmek ne demek? Mesela biz buraya röportaja geliyoruz, iki yıldan beri yoğunlaştık, otuz yıldan beri devam ediyorum. Otuz yıldan beri hiç tatile çıkmadım, hiç. Geceli, gündüzlü faaliyet yapıyoruz. Fevkalade bir durum olmadıktan sonra geliyorum. Bu nedir? Sabırdır. Kitap dağıtmaya devam ediyoruz, kitap basmaya devam ediyoruz, kitap yazmaya devam ediyoruz, Mehdiyet’i anlatmaya devam ediyoruz, İttihad-ı İslam’ı anlatmaya devam ediyoruz. Bu nedir? Sabırdır. Ben mesela desem ki; “ben kitapları dağıttım, Darwinizm ile ilgi görevim bitti, İttihad-ı İslam’ı anlattım, o da bitti. Mehdiyet’i de anlattım, kaç defa anlatacağım, iki kere, beş kere, on kere anlattım, o da bitti. Ben çekileyim işime gücüme bakayım” diyebilirim, demem çünkü bu konuda sabır ve istikrar gerekir. Sürekli devam edilmesi lazım neticeleninceye kadar. “İşte, bağışlanma ve büyük ecir bunlarındır.” Allah’ın rızasını bu kişiler kazanır diyor Allah ve günahlarını da bağışlarım diyor Allah inşaAllah.
Bismillah Zümer Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım.22. ayet “Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi?”şeddesiz 1990, şeddeli 2022 tarihini veriyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, Mehdi (a.s) devrine bakıyor.
ADNAN OKTAR:Mehdi (a.s) devrine evet. Tekrarlayan ikiyi, burada da görüyoruz.
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri Programımıza, 00:30’dan itibaren, Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.tv sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Dergiler
Devamı ...