SUNUCU:Adnan Oktar'la Gece Sohbetleri programımıza Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Şeyhimizden destur bekleniyor şu an.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah, estağfirullah Hocam. Bir yabancı dergide, uygun görürseniz Hocam, Foreign Policy Dergisi'nde Joshua Walker isimli yazar; “Türklerin Ortadoğu'nun Kilit Aktörü Olarak Dönüşü” isimli yazı kaleme almış. Şöyle diyor özetle; Türkiye'nin Ortadoğu'nun kendi kendine atanmış kilit aktörü ve uluslararası oyuncu olduğunu, Ortadoğu'da en büyük ve en hızlı büyüyen ekonomi olarak Türkiye'nin benzersiz bir şekilde -yaşanan son gelişmelerle birlikte- bölgede yeni ortaya çıkmakta olan hükümetler için alternatif modeller sunmada belirleyici rol oynayabileceğini yazmış. “En fazla, Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek tarafından temsil edilen geleneksel otoriter rejimlere karşı daha önce hiç görülmemiş düzeyde ve birbirine bağlı protestolar Ortadoğu’yu Osmanlı İmparatorluğu’nun çözülüşü ve Arap milliyetçiliğinin yükselişini hatırlatan döneme geri döndürdü” ifadesini kullanmış. Osmanlı İmparatorluğu’nun başta olduğu dönemlerden bu yana Türklerin hiçbir zaman bu kadar Arap dünyasına diplomatik, ekonomik ve siyasi düzeyde aktif dahiliyeti olmadığını ifade eden Walker; “geçmişin hatıraları Türk-Arap ilişkilerine gölge düşürmeye devam etse de, bugünün çıkarları geçmişin üstesinden gelmiş gibi görünüyor” demiş, Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, şimdi bu Amerika’da yayınlanan bir dergi, değil mi?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, şimdi bak bu Amerika’nın resmi görüşü. Adamlar; “rahatsız olduk” diyorlar mı burada? Hoşlarına gidiyor. Tescil ediyorlar, takdir ediyorlar. Bahaneyi bırakacaklar. İslam alemindeki Müslümanların onda biri dahi İttihad-ı İslam’ı istese, onda biri, Türk-İslam Birliği olur, İttihad-ı İslam olur; onda biri. Boşa şamata yapıyorlar. Hiç kimse de karşıt değil. Sadece onların keyfini kaçıracağı için kabul etmiyorlar, bir kısmının keyfini kaçıracağı için. Çünkü alışmış adam, bir imparatorluk kurmuş. “Küçük olsun, benim olsun” kafasında. Böyle olunca bir kişiye bağlanmış olacaklar. Enaniyetlerine ağır geliyor bir kısım şahısların. Konu bu. Karmaşık bir şey yok. Şu an İttihad-ı İslam’ın olması için her türlü şart mevcut. Son derece kolay. Sadece bir “evet” demeleri, hatta onda birlik kitlenin “evet” demesi yeterli. Başka bir şeye gerek yok.
Allah çok güzel yaratıyor. Cennette çok daha âlâları olacak, bunlar kavramamız için bir ön, küçük numuneler bunlar. Cennetteki bardaklar, kıyası kabil değil. “İnce işli” Allah diyor, “çok ince işli” diyor. İnsanlar şimdi buna bakınca diyorlar; “şimdi bunda şaşırılacak ne var? İtalyanlar, İtalya’da yapmış, buraya göndermişler” diyor. Böyle bir şey yok. Allah beynimizde yaratıyor. İtalyanlar bu rengi veremez. İtalyan’ı yaratan da Allah’tır. Madde beyinde Allah tarafından gösteriliyor. Renk yok dışarıda. Aslında benim şu anlattığım konuyu dünya bir anlasa, İttihad-ı İslam, Türk-İslam Birliği saniyeler içerisinde olur kavrasalar. Mesela çok şaşırtıcı, şu an beni televizyonda seyreden kardeşlerimiz evlerindeki televizyonlara baksınlar; televizyonlar onlardan bir metre, iki metre uzakta. Veyahut bilgisayarı yaklaşık elli, altmış cm uzakta. Hâlbuki herkesin bilgisayarı beyninin içerisindedir. Hiç kimsenin bilgisayarı dışarıda değil. Dışarıdaki bilgisayarı zaten okuyamaz o. Dışarıdaki bilgisayar hem saydam, hem ışık yok. Simsiyah karanlıktır. Hiçbir işine yaramaz dışarıdaki bilgisayar. Okuyamaz da zaten. Bağlantı da kuramaz. Dolayısıyla, bütün bu gördüğünüz markadaki bilgisayarlar, gerek televizyonlar, bütün bu cihazların hepsi insanın beyninde yaratılır. Bütün cihazları Allah insanın beyninde yaratır. İnsanlar da onu fabrikada oldu zannediyorlar. Allah onun için diyor, mesela; “size giyimlikler yarattık” diyor. Kıyafetleri de Allah yaratır. Diyor ki mesela; “falanca butikten şu parçayı aldım, şuna gittim, şuradan aldım.” Hiçbirini hiçbir yerden almıyorsun. Bütün kıyafetleri Allah giydirir. “Şu Fransa’dan geldi, şu şuradan geldi.” Öyle bir şey yok. Dışarıdaki gördüğün elbisede zaten renk yok, saydamdır. Onu renkli, gölgeli, ışıklı olarak yaratan Allah’tır. Gölge ayrı yaratılıyor, ışık ayrı yaratılıyor. Gölge olmasa yine çok anormal bir görüntü meydana gelir. Yani çok garip şekiller meydana gelir. Derinlik kalkacaktır, derinlik algısı kalkınca bambaşka bir dünyaya girer insanlar. Gölge çok büyük bir nimettir. Bak, ışık bir nimettir ama gölge de en az o kadar büyük nimettir. Tek başına ışık bütün güzelliği bozar, sırf ışık olursa. Gölgeye çok büyük ihtiyaç var. Onun için Allah Kuran’da, gölgeyi ayrıca yarattığını söylüyor. Çok büyük bir sanattır, Allah’ın özel sanatıdır. Tabii bu konuları, gerçekleri bilmeyen adamlar, işte sosyolojik morfolojik, Nostradamus diye ortaya çıkarlar. Entel dantel, orada burada adamların kafasını işleyen tipler oluyor, felsefeciler, kafasının ipi kopuk tipler. Adam çizmiş, kafaya kan gitmiyor. İman gözüyle, akıl gözüyle bakamadığı için dünyanın metafizik olduğunu da göremiyor. Dünya net olarak metafiziktir. Bir kavrasalar feci şekilde korkarlar. Yani, Allah korkuyu üstlerine kaplar, oturduğu yerde kalırlar. Müthiş bir korku kaplar. Onun için Allah üstlerine gaflet veriyor. Gafletten dolayı rahat ediyorlar. Gaflet ve ülfet, onla rahatlıyorlar. Gaflet, ülfet bir kalksa, netlikten dolayı boğulacak gibi olurlar. Allah’ın heybeti, Allah korkusu, haşyet kaplar üstlerini; öyle zangır zangır titrerler oturdukları yerde. Şimdi mesela bu bardak, bu kahve fincanı bak rengarenk. İnce ince adamlar... Mesela altın renkleri var, üstündeki altını gördük mü hoşumuza gidiyor. Altına karşı kalbimizde bir muhabbet var. Nereden geliyor? Cennetten geliyor. Cennette çünkü altını Allah bize sevdirmiş. Kalbimizde var. Mesela inciye karşı sevgi vardır. Mesela kadına çok yakışır inci. Kuran’da Allah söylemiş, cennet kadınlarının takısıdır inci. Kalbimizde sevgi vardır inciye karşı. Mesela, müziğe karşı içimizde sevgi vardır. Aslı cennettedir müziğin. Buradaki müzikler hep böyle kulak tırmalayıcı ve sesi çok itici gelir cennetteki müzikle karşılaştırıldığında. Yani uzaktan yakından alakası yok olarak görürsün. Cennet müziğinden herhangi bir parçayı bir insan dinlese, nefesi kesilir. Yani, hiç bitmesin ister. O kadar çok hoşuna gider. Mesela cennette ağaçlar da dans ediyorlar istendiğinde, içinden geçtiğinde. Onların yaptığı dansı hiçbir dansçı yapamaz ve o danstan alınan zevk, hiçbir dansçının yaptığı danstan o zevki alamazsın. Aynı şekilde cennet hurileri de öyle. Çok güzel şarkı söylerler. Onların da öyle dans etme kabiliyetleri var, güzellikleri var. Vildanlar da küçük çocuk, ufaklıklar, onlar da ortalıkta koşuşturuyorlar. Çocuk sevgisi için özel yaratılmıştır. Küçük yaşta çocuklarını kaybedenler, hepsi çocuklarını ahirette vildan olarak görecekler. Cübbeli toprak olacakmış. Aklına taktı toprağa Cübbeli. “Ben de” diyor, “keşke toprak olsam” diyor. Bu Allah’a isyandır. Ne biçim bir söz bu ya? “Ben de toprak olsam.” Yok olmayı istiyor herhalde. Halbuki, küfür yok olmayı istiyor ahirette. “Cehennemde yok olmayı isterler” diyor Allah.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı bereketi üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam, Efendimiz (s.a.v.) Mısır’da zuhur eden alaca karga olarak bildirdiği Hüsnü Mübarek’in ne kadar kargaya benzediğini fotoğraflarla ortaya koydunuz, maşaAllah. Hocam sizin seyyid olduğunuzu biliyoruz ama maşaAllah sizin de kişiler için yaptığınız bazı benzetmeler aynı dedeniz Muhammed Mustafa (s.a.v.)’in tanımlarındaki gibi tam isabet gösteriyor maşaAllah.” Evet, doğru söylüyorsun. Bu kardeşimiz İskoçya’dan yazıyor.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam. İnşaAllah iyisiniz” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Elhamdülillah alâ külli hal; her türlü halde Allah’a hamd ediyoruz. “Sizden Muharrem Ayı ile ilgili aşure günü ile Hz. Hüseyin (a.s.)’ın yası tutulması ile ilgili bakışlarınızı bilmek isterim.” Hz. Hüseyin (a.s.) benim dedem. Onu kahpece alçakça şehit ettiler o devirdeki köpekler. “Azerbaycan’da bugün Şiiler topluca mescide gelip ağıt yakar, zincirler vurur ağlarlar. Bunun doğru veya yanlış olup olmadığını, Hocamızın nasıl bakmış olduğunu bilmek istiyorum.” Zincirle kendini dövmeye ne gerek var? Bunda bir mantık yok ki. Şimdi benim dedemi, benim güzel yakışıklı dedemi şehit ettiler. Bu durumda ne yaparsın, intikamı nedir? İttihad-ı İslam’dır, Türk-İslam Birliği’dir. Zincirle ne kendime vuracağım? Oturup zincirle kendime vuracak vakit ayıracağıma İslam’ı tebliğ ederim, Kuran’ı tebliğ ederim. Gidip zincir alacağıma bir kitap alır, birisine hediye ederim, imanını kurtarırım. Yaralanıyor bir de gidip onun tedavisi için de uğraşıyor. Biz şeytanları zincirle döveceğiz. Küfrü, küfrün fikirlerini; fikirle döveceğiz, fikir zinciriyle, ilim zinciriyle döveceğiz, inşaAllah.
“Sevgili Hocam sizi çok seviyorum. Ben on dört yaşında bir öğrenciyim. Artık Darwinizm’in, komünizmin vesaire şeylerin yanlış olduğunu kanıtlayabiliyorum. Sizden bu sene gireceğim sınav için dua istiyorum ve bir iki adet kitap.” Bu ne sevimli şey. “Allah razı olsun, Gökay.” Gökay’ın kitapları gitsin. Bir iki tane diyor, o mütevazı davranmış ama siz daha çok gönderin. Allah sana hidayet, sağlık, sıhhat, mutluluk, sevinç versin; kalbini açsın, İslam’ı tam yaşamayı nasip etsin. Hz. İsa (a.s.)’a, Hz. Mehdi (a.s.)’a talebe etsin, Gökay. Sevimli Gökay.
“Merhaba. Ben Azerbaycan’dan arıyorum, Gence’den. Nasılsınız?” Elhamdülillah alâ külli hal. “Sevgi ve saygılar, ellerinizden öpüyorum.” Biz de sizlerin ellerinden öpüyoruz. “Sizden soru var. Mehdi (a.s.), 2015’inci yılda, 2018’inci yılda gelecek, Türk slaytlarında okumuşam. Bu doğru mudur? Lütfen cevaplandırın, sizden cevap gözlüyorum. Sizin eserlerinizi okuyorum.” 2015, 2015’ler çok hareketli olur. 2011’ler böyleyse 2015’leri bir düşünün. 2018’ler çok şahane olacak. Yalnız bak, şimdi sizden istirhamım şu; bir, Harun Yahya kitaplarından mutlaka bir kütüphane oluşturun, bir tane Ali Bulaç’tan Kuran-ı Kerim, Risale-i Nur Külliyatı. Çünkü adam orijinal kaynağında bulabilsin. Çünkü biz diyoruz “kaynakta var.” Kitabı açsın baksın, kaynaktan görsün, o daha etkili olur. İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ı ve benim kitaplarımdan güzel bir kütüphane. Nereye? Ev, kahvehane, kuaför, lokanta, butikler, mağazalar; bir köşesi. Mesela adamın mağazası vardır. Ne satıyor? Mesela konfeksiyon mağazası diyelim. Orada müşteri oturması için bir yer yok mu? Vardır. Oraya bir kütüphane koy, güzel. Beş tane koltuk, dört tane koltuk koyarsın, bir de masa. Masanın üzerine kitapları koyarsın. Gelenler orada oturup dinlenirken hemen açar üç sayfa bile okumuş olsa, birçok insan hayatında ilk defa karşılaşıyor o tarz bilgilerle. Ben mesela çocuktum, annem yanımdaydı, bir tanıdığımızla konuşuyorduk. Annem dedi ki; “benim çocuk” dedi, “çok dindardır” dedi, “oruçlarını tutuyor” dedi. Adam dedi ki; “namazını kılıyor mu?” dedi. “Yok kılmıyor” dedi. Benim üzerimden sıcak sular boşaldı. Acayip etkilendim. Bir tek bir tebliğ, bir kelime; “namazını kılıyor mu?” Oradan ayrıldıktan sonra hızla Ulus’a gittim, Ankara- Ulus’a. Pazar günüydü, kitapçılar kapalı. Yerde kitap satıyorlar ya, sergi oluyor. Ankara’da o büyük Ulus’taki çarşının yan tarafında sıhhiyeye giden dükkanların bulunduğu yerde yere sermişlerdi kitaplardan. Baktım “Namaz Hocası” yazıyor, hemen aldım oradan bir tane kitaplardan, verdim parasını. Hemen koşarak eve gittim, “Namaz Hocası”. Diyor ki; “ikişer rekattan dört rekattır” diyor, “öğlen namazı” diyor. Öğlen namazı kılacaktım. “İkişer rekat olduğuna göre” dedim, “o zaman ben iki rekat kılayım.” Öğrendim iki rekat kılmayı. Kıldım. Sonra gittim yemeğimi yedim, gezindim geldim. İki rekat daha var, onu da ilave ettim, dört rekat oldu. Bilmiyorum, “ikişer rekattan dört rekat” deyince… Halbuki kesintisiz kılınıyormuş dört rekat, sonra öğrendim. Hepsini sonra öğrendik. Hüseyin Hilmi Işık Hocam’ın İlmihal’ini aldım. Bir de Şafi mezhebini taklit ediyordum ben, ilave. Hem Hanefi mezhebi hem Şafi mezhebi. Yani çok çok zor Şafi mezhebi, acayip detaylı ve hiçbir şekilde taviz vermiyordum. Bilenler bilir, bizim çocuklar da bilirler. En ince detaylarına kadar uyguluyordum. Dinden taviz vermem. Hiçbir zaman için de taviz vermedim inşaAllah. Kesintisiz devam etti. Sonra Risale-i Nur Külliyatı ile tanıştım. Bir kaymakam arkadaşımız vardı, beni yolda görmüştü, öyle tanışmıştık. O beni önce Nur talebeleriyle tanıştırdı, arkadaşlarıyla dışarıda görüştük. Sonra Ankara Dikimevi’nin orada bir Nur dershanesi var, bir ara sokakta, Dikimevi’nin karşı tarafında ara sokakta. Oraya gittik. “Gayet hakimhane, gayet rahimhane” aklımda bu ikisi kaldı. Güneydoğuluydu bir arkadaş. Böyle çok zayıf. Eline kitabı aldı, ayağını böyle katladı. Oturmak zordur o tarz oturmak. Güneydoğu’daki kardeşlerimizin daha çok oturduğu tarzda oturdu. Gayet güzel üslupla anlatmıştı. Orada dinlemiştim. Geceli gündüzlü Risale-i Nur okuyordum. Baştan sona hepsini okudum Risale-i Nur’un, bütün ciltlerini okudum. Demek istediğim şu, bir tek tebliğ, yani bir tek hatırlatma muazzam etki yapar. İnsanlar çok nadir Allah’ı anıyorlar. İnsanların birbirine dini hatırlatması olayı çok nadirdir. Diyor ki; “gençlere mutlaka hatırlatılır.” Öyle bir şey olmuyor. Yok, ben kendimden biliyorum. Kimse bana hatırlatmıyordu. Hiç öyle hatırlatma diye bir olay yoktu. Sadece küçükken “sizi” dediler, “camiye gönderelim.” Babam alır götürürdü cuma namazına, bayram namazına. Bir tek onu bilirdik, o kadar. Ramazanlarda, özellikle teravih namazlarına, mutlaka giderdik teravih namazlarına.
Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden; “Hz. Cabir (r.a.) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Bu ümmetin sonradan gelenleri önceden gelenlerine lanet ettiği vakit, kim bir hadisi söylemez, ketmederse (gizlerse), Allah’ın indirdiğini ketmetmiş (gizlemiş) olur.”” (Buhari, İlim)” Bakın çok önemli, Resulullah (s.a.v.) ferman ediyor; “bu ümmetin sonradan gelenleri önce gelenlerine lanet ettiği vakit” mesela adam Hz. Ebu Bekir (a.s.)’a, Ömer (a.s.)’a, Osman (a.s.)’a –haşa- lanet ediyor. Allah esirgesin. Bu ne zaman oldu? Ahir zamanda oluyor. Şu anda da var. “Kim bir hadisi söylemez, (gizlerse) ketmederse” mesela bak deccalla ilgili hadisleri gizliyorlar, Mehdi (a.s.)’la ilgili hadisleri gizliyorlar, Hz. İsa (a.s.)’ın inişiyle ilgili hadisleri gizliyorlar. Duyuyor musunuz? Çok nadir. Cübbeli de diyor bak, kendisi de diyor; “gizliyorlar” diyor “tahakkuk etti, söylemiyorlar” diyor. Peki, sen söylüyor musun? Kendisi de söylemiyor. Bak hem şikâyet ediyor, hem de o suçu işliyor. “Allah’ın indirdiğini ketmetmiş (gizlemiş) olurlar” diyor Buhari’de, sahih hadis. “Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: “Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kim bir ilimden sorulur, o da bunu gizlerse” mesela ahir zaman, Mehdiyet, deccaliyet, hepsi “kıyamet günü ateşten bir gem ile gemlenir”” (Ebu Davut, İlim; Tırmızi, İlim) Şu an gizliyorlar mı? Gizliyorlar. Hatta yok etmeye çalışıyorlar. “Şahs-ı manevidir”, “gelmiş geçmiştir”, “ruhtur, görünmez”, “beş yüz yetmiş sene sonra gelecek” işte çeşitli metotlarla gizliyorlar. “Ebu Sa'îdi'I-Hudrî anlatıyor: Resulullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kim insanların din işlerinde Allah’ın faydalı kıldığı bir ilmi gizlerse, Allah, kıyamet günü onu ateşten bir gem ile gemler.”” (Buhari)” İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği en büyük farz mı?
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Adam bununla ilgili bütün ilimleri gizliyor mu? Gizliyor. Bir de hayran hayran peşinden gidiyorlar. Hâlbuki insan akılcı bakacak. Mesela ben yanlış yoldaysam benim peşimden kimse gelmesin, anlattıklarımı dinlemesinler. Kim yanlışsa onun peşinden gitmesinler. Doğruyu kim anlatıyorsa onun peşinden gitmek lazım. Samimi kim anlatıyorsa onun üstüne gitmek lazım. Ben kaynağını gösteriyorum. “Bak açıkça anlatıyor” diyorum, "Peygamberimiz (s.a.v.) bunları anlatmış.” Ve ispat ediyorum fotoğraflarla, belgelerle. Gizleyenleri de uyarıyorum, inşaAllah.
VTR: Gerçekleşen kıyamet alametlerinden bazıları.
ADNAN OKTAR: Ama inanılır gibi değil. Ahir zaman alametlerini niye gizliyorlar? Ben anlamıyorum. Ne mahsuru var? Mehdi (a.s.) gelip senin yakana mı yapıştı? Ne olacak? Hz. İsa (a.s.) kılıcın altına mı yatırdı? Ne yapacak? Ne mahsuru olabilir? Israrla kaçınıyorlar. İnanılır gibi değil, çok şaşırtıcı. Cübbeli yana yakıla anlatıyor. Bizzat kendi gizliyor. Mesela ramazan ayında on beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmasını söylediğinde bu insanların imanını artırır, sevincini artırır; bunun ne zararı var? Mesela Fırat’ın suyun kesilmesi Peygamberimiz (s.a.v.) söylemiş, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışının büyük alametlerinden. Bunu söylenmesinin ne zararı var? Etin mi kopar? Çoluğunu çocuğunu okuldan mı atarlar? İşinden mi gideceksin? Ne mahsuru var? Mesela ramazan ayındaki bu on beş gün ara ile olan Ay ve Güneş tutulmalarında biz takvim yapraklarıyla tek tek gösterdik, ispat ettik. Lulin Kuyrukluyıldızı, iki uçlu kuyrukluyıldızın çıkması, bu harika bir şey. Peygamber (s.a.v.)’e olan sevgiyi artırır, Allah’a olan sevgiyi artırır. Bir mucizedir. Bunu gizlemenin alemi ne? Bu ne fayda getirecek insana? Ben bunları söyleyince, ben gürül gürül anlatacaklar zannettim. Ödleri kopuyor adamların “Mehdi (a.s.) çıkacak” diye. Cübbeli de diyor ya; “aman, istemezsiniz çıkmasını” diyor. Kardeşim Mehdi (a.s.)’ın çıkmasını istemeyen ahireti nasıl istiyor, ben onu anlayamadım. Cenneti nasıl istiyor, o zaman? Cenneti istiyorsun, dünyada da rahatlığı da istiyorsun; Mehdi (a.s.)’ı istemiyorsun, Hz. İsa (a.s.)’ı da istemiyorsun. İmtihan da istemiyorsun, zorluklara girmeyi de istemiyorsun ama cenneti istiyorsun. Cenab-ı Allah diyor; “daha öncekilerin başına gelenler” diyor, şeytandan Allah’a sığınırım, “sizin başınıza gelmeden hemen cennete gireceğinizi mi zannettiniz?” diyor. Çocuk olsa bu ayetin hükmünü anlar, anlaşılmayacak bir şey yok.
Şuara Suresi çıktı, şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlara Rahman (olan Allah)’dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız ondan yüz çevirirler.” “Dinlemezler” diyor. İstediğin kadar anlat İttihad-ı İslam’ı, Türk İslam Birliği’ni, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mucizelerini anlat, olduğunu anlat; adamlar yüz çeviriyorlar. “Gerçekten yalanladılar”. Hatta direkt yalanlıyorlar. “Nereden çıkarıyorsun?” İspat ediyorum, delille gösteriyorum. Daha nasıl söyleyeyim? Hadis tam, olay tam. Gerçekten çıkmış. “Gerçekten yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeyin haberi kendilerine pek yakında gelecektir” diyor Allah. “Az bir şey beklesinler” diyor Allah, “pek yakında cevabını alacaklar” diyor. Yine Şuara Suresi, 4’te; “dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz”. Hz. İsa (a.s.)’ın nüzulüne bakıyor aynı zamanda ayet. Ebcedi tam 2022 tarihini veriyor. Hz. İsa (a.s.)’ı beklediğimiz tarihi veriyor. Yani kendisini göstereceği tarihi inşaAllah. Bak açtım, tam mutabık sayfa çıktı. Genelde de tam ilgili, mutabık sayfalar çıkıyor. Ben çıktığında da söylemiyorum. Zaten seyredenler gördüğü için, fiilen olay net olduğu için; “bakın tam mutabık sayfa çıktı” demiyorum. Çünkü beş yaşındaki çocuk olsa anlayacak gibi oluyor.
Secde Suresi ve Ahzab Suresi. Ahzab Suresi’nin başlangıcı, Secde Suresi’nin devamı. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Derler ki: "Eğer doğru söylüyor iseniz” yani eğer Mehdi (a.s.) gelecekse, Hz. İsa Mesih (a.s.) gelecekse, İttihad-ı İslam olacaksa, Türk-İslam Birliği olacaksa “şu fetih ne zamanmış?” “Bize zamanını bildirin” diyorlar, “madem böyle bir fetih olacakmış, madem böyle hâkimiyet, böyle bir güç ortaya çıkacakmış, bir de vaktini bildirin” diyorlar. Ebcedi tam 2041 tarihini veriyor, bakabilirler. Secde Suresi, 28. Tabii ben ahir zamana göre yorumlayarak anlatıyorum. Yoksa Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in zamanına bakıyor ayet.“De ki: "Fetih günü, inkâr edenlere (o gün) inanmaları bir yarar sağlamaz ve onlara bir süre tanınmaz.” Zaten ezilmiş oluyor. Zaten hâkimiyet olmuş oluyor. Yani zaten direnecek bir durumu yok. Ne PKK’nın, ne itin kopuğun zaten direnecek bir konumu kalmayacak. “Öyleyse, sen onlardan yüz çevir ve bekleyedur; gerçekten onlar da beklemektedirler.” “Herkes beklesin” diyor Allah. El mi yaman, bey mi yaman göreceğiz inşaAllah.
“Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla.” Şeytandan Allah’a sığınırım. Ahzab Suresi, 1’inci ayeti. “Ey Peygamber, Allah'tan sakın”. Helale, harama dikkat et, Kuran’ın hükümlerine titiz ol. “Kâfirlere ve münafıklara itaat etme.” Darwinist, materyalist, ateist, faşist, komünist; hiçbirinin fikirlerine itaat etme, düşüncelerine itaat etme. Onları böyle entel dantel kafayla taklide kalkma. Maymun karakteri gösterme. Kuran’dan aldığın feyzle, Kuran’ın ruhuyla hareket et. Ahir zamana göre yorumluyorum, inşaAllah. “Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” “Sana Rabbinden vahyedilene uy.” Yani Kuran’a uy. “Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” “Allah'a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.” Yani hiç tedirgin olmana gerek yok. Rahat ol. Kendini huzursuz edecek bir ruh hali içerisinde olma. Allah her şeyi en güzel şekilde yerine getirecektir. “Peygamber, mü'minler için kendi nefislerinden daha evladır.” Yani onu daha önce değerlendirir. Mesela Mehdi (a.s.) için de aynıdır. Biz fedakârlıkta Mehdi (a.s.)’ı daha önde tutarız. Onun başarılı olması için, faydalı olması için, etkili olması için kendi çıkarımız varsa ondan vazgeçeriz, onun imkânlarını genişletiriz, inşaAllah. “Onun zevceleri de onların anneleridir. Rahim sahipleri (akrabalar) de, Allah'ın Kitabı’nda birbirlerine öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır. Ancak dostlarınıza maruf üzere yapacaklarınız başka; bunlar Kitap'ta yazılmış bulunmaktadır.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e farz edelim ok geliyor havadan yahut mızrak attılar. Şimdi çözüm yok. Ne yapılır? Önüne gidilir. Başka bir çözüm yok orada. Çünkü kalkan yok, bir şey yoksa Kuran’ın hükmü budur. Gelir alnının ortasına ok veyahut göğsüne gelir, sen durdurursun. Bu ne demektir? Nefsinden daha evladır. Yani kendi nefsini düşünmüyorsun, Peygamber (s.a.v.)’i düşünüyorsun. Bunun uygulaması bu şekildedir. “Onun zevceleri de onların anneleridir.” Bütün Peygamberimiz (s.a.v.)’in evlendiği hanımlar, hepsi bizim annemizdir. Öz ve öz annemizdir. Yani “annemiz” diye hitap edeceğiz, hitap ederken. “Rahim sahipleri (akrabalar) de, Allah'ın Kitabı’nda birbirlerine öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır.” Yani öz kardeşi ise, mesela babası ise “Allah’ın kitabında birbirlerine öteki mü'minlerden ve muhacirlerden daha yakındır.” Öyle bir arkadaşlık, dostluk olmuş ki o devirde, yani öz kardeşinden daha öne geçmişler muhacirler. Ama ikisi de takva. Mesela malını mülkünü muhacir kardeşine veriyor. İmkânı varsa ona veriyor. Hâlbuki Kuran’da varis olanlar, mesela veraset varsa akrabalara intikal eder. Çocuklara intikal ediyor. Ama öyle bir şey olmuş ki artık diğer kardeşlerine, herkese dağılıyor. Allah onun için orada bu öncelik sırasını hatırlatıyor. “Akrabalara önce” diyor. Yani çoluğuna çocuğuna, yakınlarına veraset. Çünkü zaten onlar da Allah rızası için kullanıyorlar, inşaAllah.
Şimdi ben Hocalarımdan bir şeyler dinleyeyim. Bir kere o önemli, Mehmet Talu Hocamız’ın iki tane konuşması vardı. Biri bizimle yaptığı röportaj, diğeri kendisinin Lalegül FM’de yaptığı röportaj. Her ikisini de yayınlayalım. Küçük deccal, Mehmet Talu Hocamız’a da kafayı takmış vaziyette hasedinden. Yine değerli bir âlim daha var, o cami de imamlık yapıyor, çok değerli bir âlim; ona da kafayı takmış vaziyette. Enaniyetine kim ağır geliyorsa, kimi rakip olarak görüyorsa ona kafayı takıyor küçük deccal. O da ayrı bir mahlûk yani. Evet, seyredelim
VTR:Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri, ahir zamanda olduğumuzu anlatıyor.
VTR: Mehmet Talu Hocaefendi: “Hz. Mehdi (a.s.)’ı ben de şahsen göreceğime inanıyorum.”
VTR: Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın şu anda hayatta ve görev başında olduğunu söylüyor – Lalegül FM, 24 Ocak 2011
ADNAN OKTAR: Mehmet Talu Hocamız’a Allah uzun ömür versin, Allah hidayet versin, Allah şerirlerin, deccalların şerrinden korusun. Mahmut Hocamız’a da Allah sağlık sıhhat versin. O mübareği Allah başımızdan eksik etmesin. Çok derin ilme sahip, çok temiz, muhterem bir insan. Mehmet Talu Hocamız da onun yetiştirdiği güzel bir gül. Çok değerli insanlar. Allah’a hamd ediyorum. Çok seviniyorum. Daha da başka büyük âlimler var. Fakat benim görüşüm tabii Mehmet Talu Hocamız’ın üstüne âlim yok. Yani “var” diyen gelsinler konuşalım. Daha önce de anlatmıştım. Ben Hocamızı bir vesileyle ziyarete gitmiştim. On iki tane müceddid, müctehid ayarında âlim talebesi var. Onlarla fıkhın derinliklerine dair, detaylarına dair müthiş araştırmalar yapıyorlar; en ince delillere kadar ulaşarak. Öyle hurafeler anlatarak soytarılık yapan hocaların tavrına karşı, Allah böyle mübarek, muhterem, ciddi, saygın, değer verilen, hürmet edilen, herkesin güvendiği büyük bir âlimi de Allah nasip etti, elhamdülillah. Hocamızın çok şahane etkili çalışmaları oluyor. Allah ömrünü uzun etsin. Yalnız haset edenler var. Haset edenlerin şerrinden Allah, Hocamızı muhafaza etsin. Hasutların da kalbine Allah hidayet versin. Hidayet vermiyorsa Allah, helak etsin. Hocamıza haset eden hasutları helak etsin. Çünkü var öyle iblisler, şeytanlar biliyorum, inşaAllah. Yalnız iblis anlaşılmaz. Çok zordur anlaşılması. Yani Peygamberler fark ediyorlar. Mesela Hz. İsa (a.s.)’a da iblis yaklaşmıştır. Anlamıştır hemen iblisi. Fakat Müslümanlar bazen anlayamıyor iblisi. Kıyafetinden, görünümünden dolayı anlayamaz. Üslubundan dolayı anlayamaz. Ayette diyor; “sizi Allah ile aldatmasın aldatıcılar” diyor. Müslümanları aldatabiliyorlar ama böyle büyük âlimleri aldatamazlar, inşaAllah. İnşaAllah. Başka kimleri dinleyelim büyük âlimlerimizden, hocalarımızdan? Berker Hocam söyle.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Kırkıncı Hocamız.
ADNAN OKTAR: Mehmet Kırkıncı. Hem Fethullah Hocamız’ı dinleyelim hem Mehmet Kırkıncı Hocamız’ı dinleyelim. Çünkü ikisi birbirini teyit eder mahiyette konuşuyorlar. Özellikle Fethullah Hocamız’ın Mehdi (a.s.) ile ilgili hadislerin sahih ve tevatür niteliğinde olduğunu söylemesi çok hayatidir. O mübarek cemaatte bir dalgalanma, bozulma olmasını istemiyorum ben. Eski güzel çizgilerini devam etmelerini istiyorum. Onun için tedirginliğimi mazur görmeleri gerekiyor.
VTR: Mehmet Kırkıncı Hocamız Hazretleri ile Sohbet.
VTR: Fethullah Gülen Hocaefendi, Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, Fethullah Hocamız’ın açıkladığı bu gerçekleri Ehl-i Sünnet alimleri bin üç yüz seneden beri çok şahane biliyorlar; bin üç yüz, bin dört yüz seneden beri çok iyi biliyorlar. Fakat oynanan oyunlara karşı bütün Nur talebesi kardeşlerimiz, diğer kardeşlerimiz de teyakkuza geçsinler. Ben bayağı samimiyim bu konuda. Ben, kim olursa olsun Mehdi (a.s.), söz bir Allah bir, ayağını öpüp peşinden gideceğim. Yani benim öyle bir iddiam veyahut öyle bir hırsım yok. Kim olursa olsun. Ama Mehdiyet’in kökten reddi çok korkunç bir şey. İttihad-ı İslam'ın, Türk İslam Birliği’nin reddi çok korkunç bir şey ve çok büyük bir zulüm. Ve söylenen yalanların tekniği de çok çirkin ve kızdırıcı. Başta şu şahs-ı manevi yalanı. Peygamberimiz (s.a.v.), yirmi tane hadiste sahabeler, hepsi şahs-ı maneviden bahsetmişler. Hangi dönemde, hangi Peygamber (s.a.v.), hangi veli şahs-ı manevi olarak geldi? Niye kıvırıyorsunuz? Niye yalan söylüyorsunuz? Niye oyun oynuyorsunuz? Ne gerek var? Bir de ne kaybedersiniz? Söyleyin doğruyu. Sakalından, boyundan posundan, bütün detaylarından bahsediyor Mehdi (a.s.)'ın. “Hz. İsa (a.s.)'ın arkasında namaz kılacak” diyor. Şahıs olduğu her yerden belli. Hiç bir dönemde de ruh olarak, şahs-ı manevi olarak gelmemiştir. Kim uyduruyor bunu? Bediüzzaman da demiyor ayrıca. Bediüzzaman'dan sonra çıkan, yeni yetme, nevzuhur, imanı zayıf, enesi kavi bir kısım avanaklar bunu ortaya attılar. Birçok insan da buna inandı. Bunu söylerken insan bir delil gösterir. Yani mesela bir kaynaktan; “bak burada yazıyor” dersin, “kaynağı şu.” “Benim aklım almıyor” diyor, “Mehdi (a.s.)'nin şahıs olarak çıkacağını” diyor. Allah'ı da almıyor senin aklın, peygamberi de almıyor, kaderi de almıyor, cenneti cehennemi de almıyor. Her yerde kafan gitmiş zaten. Ahirette bile evrimle yaratılacağımıza inanıyorsun sen. Kafa, beyin kalmamış ki sende. Ve bunlar toplam beş-on kişi bunlar, böyle mafya gibi. Bediüzzaman'dan sonra bu sahtekarların kontrolüne geçmiş sistem. Bunlar da böyle boruları öttürerek devam etmişler. Bunlara karşı böyle sürekli yayın yapılması, anlatım yapılması bunları inlerine kaçmaya mecbur etti. Bunlar artık öyle ötmüyorlar. Ama yani çok geniş çaplı üstlerine gidilmesi lazım. İlmi olarak, akılcı olarak çok kapsamlı anlatılması lazım. Anlatıldıkça bu iblisat geri çekilecektir. Ama bir kısmı da hakikaten iyi niyetle yapanlar da var. Onları tenzih ederim. Çünkü korkuyor adam, çekiniyor. Mehdi (a.s.)'ı şahıs olarak belirtmekten çeşitli nedenlerden çekiniyor. Tedbir olarak düşünüyor. Onlara ben bir şey demiyorum. Bir kısmı da hakikaten cahil, bunların hipnozuna kapılmış. Onlara da bir şey demiyorum. Sahtekarca ve samimiyetsizce, oyun olarak yapan iblisatı kastediyorum. Onlar kendilerini biliyorlar. Onlara karşı sürekli özellikle büyük alimlerin, hocaların izahlarını anlatarak bu büyük tehlikeyi savuşturmaya çalışıyoruz. Savuşturma değil de zaten savruluyorlar, havalara uçuyorlar. Her vurduğumuzda hopluyorlar ve devam edeceğiz, inşaAllah. Evet, başka kimi rica etsek, konuşsa, Hocalarımızdan?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah. Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Şeyh Nazım Hocamız’dan bahsedelim. Şeyh Nazım Hocamız’ın eski videoları var Mehdi (a.s.) ile ilgili; Mehdi (a.s.)'ın gelmesiyle, vaktin daralmasıyla ilgili. Onlara bakalım. Sonra da Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın videoları var. Son videoları. Çok sarahaten anlattığı videoları var.
VTR: Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri, Ümmetin Ömrünü Anlatıyor
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ı Anlatıyor
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Sayın Adnan Oktar’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ı Anlatmakla Vazifeli Olduğunu Anlatıyor
ADNAN OKTAR: İlk defa işte Mehdiyet bu yıllarda, özellikle son bir yıldan beri, özellikler altı-yedi aydan beri Almanya, Amerika ve dünya çapında ve Türkiye çapında çok kapsamlı olarak hem anlaşıldı, hem anlatılıyor, hem kavrandı, hem ciddiyeti fark edildi, hem ehemmiyeti görüldü, hem de insanları müthiş bir heyecan sardı. Ve bu ilk defa oluyor, bin dört yüz seneden beri ilk defa oluyor. Böyle bir olay hiç olmamıştır. Bu kadar geniş çapta insanın Mehdiyet’ten bahsetmesi, Mehdiliğin bu kadar gündeme gelmesi bir Resulullah (s.a.v.) zamanında var, bir de asrımızda var. İki kere var. Yani yeni oluyor bu. Ve çapı da gittikçe katlanarak artıyor. Yani insanlar, daha önce bir kısım Cübbeli tarzı tipler halkı “Mehdi (a.s.) gelecek, deccal çıkacak” böyle hikaye gibi anlatarak onları bir nevi memnun ediyorlardı, mutlu olmalarını sağlıyorlardı. İşte böyle hani masal anlatır gibi. Cübbeli bir baktı ki doğru olay. Yani anlatılanlar doğruymuş. Her şey doğru. Ondan sonra panik oldu. Zaten “Mehdiciler ve biz” diye konuşuyormuş. Yeni konuşma şekli. Yani Mehdi (a.s.)'nin gelişini savunanları, İttihad-ı İslam'ı savunanları “onlar Mehdiciler” diyormuş. Kendisine “biz” diyormuş. “Biz” derken herhalde bir on-on beş tane ekibi var kendisinin, bir de o kendini kastediyor. Çünkü Mahmut Hocamız, o da Mehdi (a.s.)'ı bekleyen, bu yüzyılda geleceğini söyleyen bir insandır. Mehmet Talu Hocamız’ı zaten gördünüz. Şu an dünyadaki en büyük âlimdir benim gördüğüm. Onun anlatımını da gördünüz. Dolayısıyla Cübbeli “biz” derken neyi kastettiğini ayrıca anlatsın. Belki bizim göremediğimiz de başka “biz”leri vardır. Onların sonra anlayacağız ne olduğunu. Bediüzzaman da Mehdi (a.s.)'ı anlatmıştı. Onu da, ehl-i keyf olanlar “şahs-ı manevi” diye boğup, işine gücüne bakacaklardı. Baktılar ki şahs-ı manevi uydurması tutmuyor. Her yerden sökülüyor. Ama işte herkes her yerde anlatsın. Diyorlar ki mesela; “bazısı anlatıyorum etkilenmiyorlar.” Hiç önemli değil. Anlattıkça onların direnci kırılacaktır. Çünkü şeytan yardım ediyor onlara. Gittikçe dirençleri kırılacaktır. Siz sadece anlatmaya devam edin. Bak ben tek başına anlattım. Darmakeşan oldular. Demek ki oluyormuş. Bastırın, bir süre sonra tamamen kopacaklar. Çünkü şeytan onlara kanatlarını gerdi. Şeytan onlarla tam ittifak halinde. Kollarıyla onları sardı. Ve “aman” diyor şeytan, “hep birlikte mücadele edelim. Aman direnin. Bu Mehdi (a.s.) konusunu mutlaka atlatalım. Bundan bir kurtulalım” diyor şeytan. “Ben sizin yanınızdayım” diyor, “var gücünüzle bastırın” diyor. Var güçleriyle bastırıyorlar ama karşılarındaki güç buldozer gibi eziyor onları. Onun için Danimarka, Norveç, İsveç'te olan kardeşlerimiz, Malezya'da olanlar, yani dünyanın her tarafında, Amerika'da olanlar her gördükleri yerde şahs-ı manevi sahtekarlığının, aldatmacasının sırlarını, gerçeklerini, delillerini ortaya koysunlar, anlatsınlar. Etkilenmiyor olması; bazı kaşar adamlarla karşılaşır, adam etkilenmiyor gibi yapar ama anlar. Yani onun beynine tokmak gibi inmek çok önemlidir. Yani adam gerçeği öğrendikten sonra, yalanının ortaya çıktığını bildikten sonra tabii ki kaşarsa direnecektir. Her kaşar direnir zaten. Direnmesi önemli değil. Siz anlatın. Rezil olduğunu bilsin. Oyun oynayamasın. Ama cahilliğinden yapanları biz tenzih ediyoruz. Şimdi Bediüzzaman'ın izahlarından yine ısrarla anlatacağız. Bediüzzaman'ın izahlarını da yayınlayın. Böylece bu üçkağıtçı güruhat gittikçe köşeye sıkışacaktır.
VTR:Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin, Hz. Mehdi (a.s.)'ın Hicri 1400'de Zuhur Edeceğine Dair Açıklamaları 3. Bölüm
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman'ın buradaki anlatımları dolaylı olan anlatımlardır. Net olan anlatımlarını asıl yayınlayın. Mesela “yüz yıl sonra” diyor, “bin dört yüz sene sonra zuhur edecek bir hakikati” diyor veyahut “bundan otuz-kırk sene sonra” diyor. “Yarım asır sonra onları darmadağın edecek” diyor. Tam tarih, net tarih veriyor, inşaAllah. Net tarih verdikleri varken, dolaylı olanları ikinci planda yayınlayacağız, inşaAllah.
VTR: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Ahir Zamanın Büyük Mehdisi’nin Kendi Yaşadığı Yüzyıldan Bir Asır Sonra, Yani Hicri 1400’de Zuhur Edeceğini Açıklamıştır
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bunları, bu konuları ayrıca okuyarak da anlatalım. Çünkü kendini uyanık zanneden aptallar insanı çok kızdırıyor. Yani zekice de değil yalanları. Ahmakça yalan söylüyor ve hakikaten kandırdığını zannediyor ve kendinden çok emin. Bir de enaniyet yapıyor üstüne. Bunların aptal olduğunu ben ispat edeceğim, sahtekâr olduklarını ispat edeceğim ve yaptıkları yalanların da ahmakça olduğunu ısrarla göstereceğim. Ayrı sen mesela adam “tamam” dersin, bunu anlatırsın ama “ben tamam buna rağmen inanmıyorum” diyor, o ayrı. Ben sahtekârlık yaptırmam, yalancılık yapmayacaklar. İnanmıyorsa inanmaz, saygı duyarım, o bir şey değil ama o kırıntı, o aptal zekâsını çok müthiş bir güçmüş gibi göstermesi, kendini çok oyuncu gibi göstermesi ve alenen ahmak olduğu halde bunu insanların fark etmediğini düşünmesi, bu kızdırıcı. Buna müsaade etmeyeceğiz inşaAllah.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Seyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin, Seyda Hazretleri’nin hayatı, geçenlerde okumuştum, önemli. “Seyda Hazretleri”, Muhammed Raşid Erol, “içinde bulunduğumuz devrin ahir zaman olduğunu sık sık bahseder, deliller getirir. Kötülüklerin, günahın arttığını, buna karşılık yapılan iyilik ve ibadetlere kat kat sevap verileceğini müjdelerdi.” Bakın ne diyor? “Bu zamanda” Seyda Hazretleri diyor bunu, Muhammed Raşid Erol; Nakşibendi şeyhi, Menzil Cemaati’nin o ünlü, büyük lideri; çok muhterem, çok mübarek bir insandır. Allah rahmet etsin. Bakın; “bu zamanda” diyor, “insanların binde biri bile” bakın, “binde biri bile” yani bin kişiden biri bile “ahirete dünyadan fazla kıymet vermiyor.” Yani “ahireti önemli görmüyorlar” diyor, “dünyayı önemli görüyorlar.” “Dünya işinde eksiklik olunca hastalanıyor ve yataklara düşüyor.” Mesela bir parayı ödeyemediği vakit yahut istediği bir çantayı alamadığında yahut bir süs malzemesi alamadığında “hastalanıp yataklara düşüyor” diyor. “Fakat ahireti elinden gitse hiç umursamıyor.” Yani; “ahiretle ilgili herhangi bir şey onu hiç etkilemiyor” diyor, “Allah rızası için olan bir şey.” “Dünyası ahiretinden bin kat makbul olmuş oluyor. Hal böyle olunca nasıl Allah insanlardan razı olur?” “Böyle bir insandan Allah razı olmaz” diyor, inşaAllah. Yani bin tane yönü varsa, dokuz yüz doksan dokuz tanesini dünya için kullanıyor. “İnsanın yanında değerli şey Allah’ın rızası, dostluğu ve ahiret olmalıdır.” “İnsan Allah rızası için yaşamalıdır” diyor. “Sahabeler zamanında birisi namaza yetişemezse matem tutardı.” Sırf cemaate yetişemediği için. “Evde cenaze varmışçasına üzülürdü. Arkadaşlar cemaati kaçırdı diye” yani cemaatle namaz kılamadı diye, “ona taziyede bulunurlardı. İşte ahiret ve Allah rızası, aşkı ve sevgisi yanlarında bu kadar kıymetliydi.” Yani; “o kadar çok Allah’ı seviyorlardı ki” diyor, “sahabeler; Allah rızası, Allah aşkı, Allah sevgisi o kadar kıymetliydi ki cemaatle namaz kılamadıklarında, geç kaldıklarında bundan müthiş rencide olup, rahatsız olurlardı” diyor. “Tabii ki onlar Cenab-ı Hakk’ın yanında makbullerdi. Bu zamanda” ahir zamanda “bu zamanda” diyor bak Seyda Hazretleri diyor bunu, Muhammed Raşid Erol Hazretleri. “İnsanların binde dokuz yüz doksan dokuzu Allah yolunu terk etmiş.” “Binde dokuz yüz doksan dokuzu” yani; “bin kişiden bir kişi Allah yolunda” diyor. Bakın; “bu zamanda insanların binde dokuz yüz doksan dokuzu Allah yolunu terk etmiş ve ibadetten habersiz hale gelmiş.” Şimdi bu ne? Bu deccaliyet işte. “Deccaliyet çıktı” diyor. Bin insandan dokuz yüz doksan dokuzu Allah’ı terk ettiyse deccaliyet geldi demektir. Deccaliyetin zaten başka açıklaması yok. İlk defa oluyor bu ahir zamanda, dünya tarihinde ilk defa oluyor. “Bu zamanda insanların binde dokuz yüz doksan dokuzu Allah yolunu terk etmiş ve ibadetten habersiz hale gelmiş ve ibadetten habersiz hale gelmiş.” İbadetten haberi bile yok deccalın etkisiyle. Adam diyor ki; “yok” diyor, “deccal gelecek” diyor. Deccal gelecekse bakın ne diyor? “Bu zamanda insanların binde dokuz yüz doksan dokuzu Allah yolunu terk etmiş.” Peki, gelen deccal nereye, kime neyi anlatacak? Zaten bin kişinin dokuz yüz doksan dokuzu Allah’ı terk etmişler, dini terk etmiş. Zaten bitmiş işte. Deccalın bunun üstüne görev yapacağı nedir? Deccal zaten dünyayı dinsiz yapmayacak mı? Binden dokuz yüz doksan dokuzu dinsiz olduysa geriye ne kalmış? Bitmiş işte, deccal deccallığını yapmış. Bak; “geriye kalan binde birinin ise” diyor Seyyid Muhammed Raşit Erol Hazretleri, “geriye kalan binde birinin ise” bak, “bin kişinin dokuz yüz doksan dokuzu sapıttı” diyor. “Binden bir kaldı” diyor. “Onlar ise” diyor, “ahiret işleri çok perişan ve gevşek durumdadır.” Deccalın geldiğinin net açıklaması işte bu. “Artık insanın da, dünyanın da sonuna gelinmiştir.” Biz ne anlatıyoruz? “Yetmiş yıl var” diyoruz. “Kıyamet iyice yaklaşmıştır. Artık vaaz, nasihat devri değildir. Çünkü hiçbir tesiri olmuyor.” Kimin tesiri olur? Ancak Mehdi (a.s.)’ın. Çünkü emanet Mehdi (a.s.)’a verilmiş. Hidayet Mehdi (a.s.)’da, hidayet onun kanalıyla yayılıyor. Onun için bak Seyda Hazretleri diyor ki; “artık vaaz ve nasihat devri değildir. Çünkü hiçbir tesiri olmuyor.” Emanet Mehdi (a.s.)’da olduğu için. “Çünkü dünya sevgisi, keyfi ve sefası çok artmış.” Yani deccaliyetin kullandığı her türlü dünyevi imkan; içki, eğlence, sefahat, hepsi artmış. “Allah’ın emirlerine karşı gelme çoğalmış.” “Helale harama karşı insanlarda bir bağlılık kalmamış. Yani helal haram ayrımı yapmıyorlar” diyor. Bu ne zaman oluyor? Deccal devrinde oluyor hadiste. Bak; “helal ve haram gözetilmez olmuş.” Bak, detay detay deccaliyeti anlatıyor. “Bu devirde irşat oldukça zorlaşmış, insanlar dini arkasına atmış, Allah-u Teala’dan bahsedildiği zaman rahatsız olmaya başlamışlar.” Bak; “Allah-u Teala’dan bahsedildiği zaman rahatsız olmaya başlamışlar.” Bu deccal devrinde olan bir şeydir. Allah’ın bahsedilmesinden insanların rahatsız olması, Allah anıldığında kaçması, hadislerde de vardır, deccal devrinin özelliğidir. Bakın, son noktayı koyuyor. Deccaliyetin en önemli delili, Mehdi (a.s.)’ın çıkışının en önemli delillerinden bir tanesi; “din garib olmuştur” diyor, acayip. Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin babası Gavs Hazretleri, büyük Nakşibendi Şeyhi. Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin babası, biliyorsun, Muhammed Raşid Erol Hazretleri’ni yetiştiren odur, Gavs Hazretleri’dir. O da seyyid. Tabii, babası seyyid olunca o da seyyid olmuş oluyor. Muhammed Raşit Erol Hazretleri de seyittir. “Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin babası olan Nakşibendi Şeyhi, Büyük Mürşit Gavs Hazretleri’ne soruluyor: “Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, vird ehli vardır.” Yani; “ehl-i tarik olan kardeşlerimiz vardı” diyorlar Menzil Grubu içerisinde. “Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor?” Gavs Hazretleri buyurmuş: “Evet, artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi” diyor, Allah adına yemin ediyor, “vallahi bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü” diyor, bak müjdeyi veriyor “çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir.” “Mehdi (a.s.)’a tabi olun” diyor. Yani “benim yapacağım, bizim yapacağımız bir şey yok” diyor. “”Mehdi (a.s.)’a tabi olun. Çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir. Tam manasıyla” tam manasıyla; böyle oturmuş, ezici, etkileyici, mükemmel, güzel “tam manasıyla hidayeti o yapacak.” Yani Mehdi (a.s.) yapacak. “Eğer hidayete vesile olmasını istiyorsanız gidin, Mehdi (a.s.)’ı bulun” diyor. “Yapacak olan odur” diyor. “Bizim yapabileceğimiz bir şey yok” diyor, “fazla bir şey yok” diyor. “Tam manasıyla eğer hidayet istiyorsanız” bak, “tam manasıyla hidayeti o yapacak” diyor. “Biz ise çoluk, çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” diyor. Çok uzun konuşma, ben bir kısmını aldım, anlattım.
Bak, sahabeler bu konudaki uzun konuları da anlatmış. Sahabelerin ahir zamanla ilgili soruları var, onları da uzun uzun anlatıyor.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’den itibaren Çay TV, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi Bora Arslantürk, sevimli Bora, iyi niyetle şahs-ı maneviyi savunanları ben tenzih ediyorum zaten, söyledim. Mesela adam Mehdi (a.s.)’ın rahat çalışması için böyle diyebilir, kargaşa çıkmasın diye böyle söyleyebilir, bir de cehaletinden söyleyebilir. Ama Büyük Ortadoğu Projesi’nin ajanı olduğu için alçakça ve sahtekarca Müslümanların aklıyla ve zekasıyla alay etmeye kalkan ahmaklar olursa, ben onlara bu ifadeleri kullanıyorum. Yoksa iyi niyetle söyleyen adama ben sevgiyle bakarım, şefkatle bakarım. Tedirgin olur; “aman Mehdiyet’e bir zarar gelmesin, İslam’a bir zarar gelmesin” diye Mehdi (a.s.)’ı perdeleyebilir bir şahıs, gizleyebilirler. Ben sahtekarları diyorum. Büyük Ortadoğu Projesi’nin sahtekarlarını söylüyorum. Evet, ama tabii dürüstçe devam edecek. Mesela “arkadaş ben imanlıydım ama imanımı kaybettim” diyecek. Oturup “ben şahs-ı maneviciyim” demeyecek. Dinsizce açıkça söyleyecek. Diyecek; “arkadaş ben Avrupa’da bazı istihbarat örgütlerinin eline geçtim. Zavallı bir adamım. Benden bir şey beklemeyin. Benim nevrim döndü. Gittim ben, yani bambaşka bir şey oldum. Siz İslam’ın, Kuran’ın yolundan ayrılmayın. Allah size hidayet versin. Mehdi (a.s.)’a da tabi olun. Kendinizi kurtarın” demesi lazım, değil mi? Oyun oynarlarsa biz cevabını veririz. Fethullah Gülen Hocamız’ın da fikirlerinde hiçbir değişiklik olmamıştır. Hadis söylüyor zaten. Başlangıçtaki fikirleriyle sonraki fikirleri arasında bir değişiklik yok, aynısıdır. Yani yirmi tane sahabenin naklettiği hadisi nasıl Fethullah Hoca reddetsin? Olacak iş mi bu? O zaman bütün inancını, hayatını reddetmesi lazım. Böyle bir şey yok. O uydurma. Onlara inanmayacaksınız.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam, www.HarunYahya.Tv’den devam ediyoruz inşaAllah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Gözardı Edilen Kuran Hükümleri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...