SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Çay TV, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo, www.Harunyahya.tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV'den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar'la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Konuklarımız Yağmur Hanım ve Ebru Hanım, hoş geldiniz.
ADNAN OKTAR: Berker'im şimdi sana bırakırsak sen bayağı bir şeyler anlatırsın.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bayağı dolusun, anlat, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Milli Gazete yazarı Sayın Atilla Mehdigil bugün: "Arap Ülkelerinde yaygınlaşan ayaklanmaların, Büyük Orta Doğu Projesi'nin bir aşaması olabileceğini ve İslam Ülkelerinde daha fazla kan dökülmeden, Erbakan Hocamız'ın yıllardır dikkat çektiği gibi, İslam Ülkelerinin liderlerinin bir araya gelerek, aralarında ortak bir lider seçmeleri ve birtakım siyasi kararlar almaları gerektiğini" söylemiş. Ayrıca; "Mısır'da bundan 3500 yıl evvel Hz. Yusuf (a.s.)'ın Allah'ın yardımıyla adalet ve düzeni kurduğunu" söyleyerek: "Ey Rabbimiz, biz Mısır'a bir Yusuf daha isteriz. Mısır'da bir kez daha firavuni oyunlar oynanmaktadır. Bu oyunları bozacak Musalar ve Harunlar isteriz." duasını da yazısının sonuna eklemiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocamız çok güzel yazmış, çok anlamlı yazmış, çok derin yazmış, candan. Yalnız tabii 'şahs-ı maneviciler'in yanlış anlayabileceği gibi bir şey. Şimdi Şii kardeşlerimiz var, Aleviler var, Bektaşiler var, Sünniler var; diyeceğiz ki: "Birini seçelim ve başı olsun, çok geniş yetkisi olsun, herkes ona tabi olsun, çok sevsinler." Mesela gittik, herhangi bir hocaefendiyi seçtik, hiçbiri kabul etmez, mümkün değil kabul etmez, ne emrini yerine getirirler, ne de ricasını. Allah seçerse kabul ederler, onun dışında kabul etmezler. Haklılar da, ben de olsam, ben de kabul etmem. Ne malum ne olacağı? Bilemediğimiz bir durum olmuş oluyor. Hiç kimse kabul etmez. Buradaki tek kabul, Allah'ın seçtiğini alenen bize gösterttiği bir olay olursa biz onu kabul ederiz. Bu da Mehdi (a.s.)'dır. Şimdi bakın anti-Mehdi bir ruh, deccal yanlılarında yayıldı, bu çok manidar. Ben şimdi düşünüyorum Resulullah (s.a.v.)'in torunu, Peygamberimiz (s.a.v.)'in bize bildirdiği bir insan. Ne kadar rahat, ne kadar güzel, ne kadar vicdanımızı huzura kavuşturan bir durum, değil mi? Gönlümde de ben bir tedirginlik duymam bir işaret görüyorsam, çünkü Allah o kadar işareti durduk yere meydana getirmez. Dış alemde meydana gelen bu kadar alamet, bu kadar olaylar, açıkça belli. "Yok biz bunlara önem vermiyoruz, biz sosyolojik açıdan değerlendiririz, felsefi yönden de değerlendiririz.". O zaman Marksizm’in bir çeşidi olur, sosyalizmin bir çeşidi olur. Çatışmalar, boğuşmalar, sevgisizlik alır yürür. Hiçbir netice alamayız. Bakın şu an hiçbir cemaatin mensubu, hiçbir cemaatin mensubuyla hemen hemen görüşmüyor. Çok nadirdir görüşen. Sevgi ancak Mehdi (a.s.) tarafından insanlara yaşatılacak, bu görülüyor. Çünkü iki taraf küs olduğunda bir insan sevdiğini araya koyar, barıştırttırırlar. Bu küslüğü ortadan kaldıracak, arada olan insanın ismi Mehdi (a.s.)'dır. Yok, Resulullah (s.a.v.)'ın söyledikleri önemli değil, diyorsa adam haşa, Bediüzzaman'ın söyledikleri de önemli değil biz sosyolojik, morfolojik buluruz bir şeyler diyorlarsa, şu anki sürünme nasıl devam ettiyse, bundan sonra da katlanarak devam eder, hiçbir değişiklik olmaz. Bir de liderler zaman zaman anormalleşebilirler. Başta normaldir de adam, sonra anormal olur; yahut başta anormaldir, sonra normale de dönebilir, yani tam tersi olabilir. Mesela başta akıllı giden bir adamın sonradan delirmesi durumunda, yine peşini bırakmıyorlar. Kardeşim, ayarı bozulduysa adamın, argo tabiriyle kafayı çizdiyse tamamdır. Allah razı olsun, şu ana kadar yaptığın hizmet için teşekkür ediyorum dersin, saygı hürmet duyarsın. Ölmüş demektir adam, ölmüş. Ne olur ölünce? Ben başka bir mecradan yoluma devam ederim, bunun usülü budur. Veyahut anormaldir de adam, sonradan akıllanabilir, yani üslubu falan tamamen değişebilir. Böyle değerlendirmek lazım. Modernist düşünceyle dine yaklaşmak çok tehlikelidir. Dün de söyledim, dünya metafizik. Ben o kadar detaylandırmıyorum ama metafizik olduğuna eminim. Görüyorum, ispat ediyorum ve anlatıyorum da. Allah çok sevilirse, Allah'a çok saygı duyulursa, Allah'ın çok önemli olduğu iyice belirtilirse, bütün dikkatler Allah'a verilirse, dünyada özel bir sistem Allah tarafından devreye sokuluyor. Dünyanın olayları değişmeye başlar. Eğer Allah'tan dikkat çekilirse, Allah'a önem verilmezse, dünyaya Allah ayrı bir sistemi devreye sokuyor, akıl almaz belalar geliyor. İhtilaller, belalar, cinayetler, hastalıklar, urlar, kepazelik, mutsuzluk, acılar peşpeşe geliyor. Aksinde de, son derece mutlu ve sevinçli bir ortam meydana geliyor. Bunu insanlar birini tercih edecekler. Ama isteseler de istemeseler de Allah 'Cabbar' ismiyle Kendi dediğini yaptıracak. Bunu göreceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Hürriyet Gazetesi’nde Cüneyt Ülsever yazısında, Stephen Hawking'ten Big Bang Teorisi'ne yer vermiş. "Zamanın olmadığı bir dönemde bir noktanın patlayarak evreni oluşturduğunu ve bu patlamanın sonucunda bizim evrenimiz gibi bir çok paralel evrenin de oluşmuş olabileceğini" yazmış. Ancak “’Hawking'in o ilk noktayı oraya kim koydu?’ sorusuna hiç kimse diye cevap verdiğini, 'ilk noktayı oraya yaratıcı koymuş olamaz mı? diye sorarsanız o zaman ben de o zaman size ‘Yaratan'ı kim yarattı?’ diye sorarım' dediğini Hawking'in" anlatmış. Cüneyt Ülsever tüm bu anlatılanlara cevap olarak: "Hawking kusura bakmasın ama 'İlk noktayı oraya kim koydu?' sorusuna verilen cevaplarda, Yaratılış inancından yanayım" diyerek Allah'ın varlığına inandığını açıklamış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İyi, çok güzel. Hawking'i gördü mü millet? Ben tam anlamıyorum şimdi. Hawking ile karşı karşıya konuşuyor, zannediyorlar. Adam komada olan bir insan, komaya girmiş. Eli ayağı, hiç bir yeri tutmuyor, ağzını da açamıyor, konuşamıyor da. Bütün vücut organları alet edevatla çalıştırılıyor, komada adam. "Biz gözüne bakıyoruz, konuşuyor adam; gözüyle konuşuyor adam, biz anlıyoruz gözünden, bunları söylüyor" diyorlar. Adamın kafası beyni gitmiş kardeşim. Bütün vücudu, organları gitmiş artık, perişan durumda adam. Umumi felç gelmiş vücuduna. Beyni de perişan, vücudu da perişan. "Deha" diyorlar adama, çünkü cevap verecek durumu yok adamın. Adam tek taraflı “diyor,” diyorlar. Kainatı bakın; sıfır hacim, sonsuz yoğunlukta bir şeyden, bir güç yarattı diyorlar. Sıfır hacim ne demektir? Hacmin olmaması ne demektir? Yok anlamına gelmiyor mu? "Sıfır hacim ve sonsuz yoğunluk" diyor. "Bir güç yarattı" diyor; "Bir güç meydana getirdi" diyor. Çok çocukça, özenti bir inat içindeler. Allah'ın varlığının hepsi farkında. Sırf böyle biraz şeylik olsun işte, 'züp' inanç olsun. Züp derken, zehir gibi, ünlü politik diyelim, o yani kafa bu. Başka bir mantığı yok. Şimdi biz, Hawking'i var mı; beynimizin içerisinde, şu kadarcık yerde koskoca kainatı görüp yaşıyoruz. Bir kere dış alemi hiçbirimiz daha görmedik, bilmiyoruz. Sadece bilim adamları "mevcut verilere göre böyle olması gerekir" diyor. Maddeyi hiç kimse görmedi şu ana kadar. Biz maddenin varlığını kabul ediyoruz, fakat maddeyi görmedik. Maddenin saydam olduğuna bilimsel olarak inanıyoruz, renksiz olduğuna inanıyoruz ve simsiyah karanlık olduğuna inanıyoruz dışarıda, bu kadar. Beyninin dışına çıkıp konuşan kimse olmamıştır şu ana kadar, yani beyninin dışında yaşayan kimse yok. Allah ne gösteriyorsa beyninin içerisinde, video kaset gibi, sadece onu seyrediyoruz. Başka bir şey seyrettiğimiz yok. Mesela bu anlattığımı anlamazdan geliyorlar. Bir kitapta okudum da, "Bilim adamları bu konuyu büyük bir korkuyla farkettiler." diyor, anlattığım konuyu. Farkettiler, fakat anlatmak da istemiyorlar topluma, izah etmek istemiyorlar. Yoksa modern fizikçilerin hepsi biliyor bu konuyu. Mesela şu an beni seyreden kardeşlerim televizyonda; bastırsınlar gözlerini yandan hafifçe, bir parça, görüntü böyle oynar iki tarafa. Beyninin içindeki görüntü oynayacaktır. Dışarıdaki televizyonu seyrediyorsa televizyon oynamaması lazım, değil mi? Orada durması lazım. Belli ki beyninin içindeki görüntüyü seyrediyor. Mesela buraya dokunduğumuzda, dokunma hissini beynimizin içerisinde hissediyoruz. Parmağımızın ucunda gibi görünüyor, değil mi? Bakın dokunuyoruz, kesin öyle gibi görünüyor. Parmağımızın ucundaki değil, beynimizdeki algılarla alıyoruz. Çünkü parmağımızın ucundan sinirler o hissi alıp götürüyor, beynimizde dokunma duyusu oluyor. Beynimizde alıyoruz, fakat parmağımızın ucundaymış gibi zannediyoruz. Görüntü de öyle; dışarıdan bize sadece dalga geliyor. Dalga elektriğe çevriliyor, elektrik akımı geliyor beynimize, beynimizin içindeki ruh; ben denilen ruh, o elektrik akımını pırıl pırıl aydınlık bir dünya olarak görüyor. Tam da sırrını açıklarım da, şimdi akşam akşam insanların dengesini bozmak istemiyorum. Bilseler, hiç kimse yerinden kalkamaz, Allah korkusundan, haşyetinden. Dediklerim öyle teorik bir açıklama değil. Bakın ispat ediyorum, çok kolay ispat metodları göstertiyorum. Kapatsınlar gözlerinden birini, diğer açık olanı şöyle kenardan biraz bastırsınlar, görüntü böyle böyle oynar iki tarafa oynar. Sabitse niye oynuyor kardeşim o zaman, değil mi? Bu görüntünün dışında bir şey görebiliyor musun? Yok. Dışarıdaki maddeyi şu ana kadar gören hiç kimse olmamıştır. Biz sadece varlığına iman ederiz. Varlığına iman ederiz, o kadar. Ama var oluş şeklinde de ışık olması imkansız, bilimsel olarak imkansız. Simsiyah karanlıktır. Ayrıca renk olması imkansız, çünkü renk beynin yorumu. Rengi de beyin yorumluyor, ışığı da beyin yorumluyor, gölgeyi de. Gölge de ayrı yaratılıyor. Gölge hem derinlik, hem biçim vermede Allah tarafından kullanılıyor; renk ve gölge. Renk, gölge ve ışık, üçü ayrı ayrı Allah tarafından kullanılıyor. Renkle boyuyor, gölgeyle derinlik ve biçim veriyor Allah, ışıkla da aydınlatıyor. Bunu anlamazlıktan geliyorlar. Hiç önemi yok anlamazlıktan gelmelerinin, Allah onları önemli görmez. Allah'a inanan on iki kişi bile olmuş olsa; Tevrat'ta da vardır, Allah İslam’ı dünyaya hakim ediyor. Öyle bir şey yok, Allah'ın öyle bir şeye ihtiyacı yok. Milletin ne dediği Allah'ı ilgilendirmez, üstünde durmaz Allah, çünkü onların ne dediğini onlara söyleten Allah zaten. Hiç kimse müstakil olarak o şekilde düşünemez, Allah'dan bağımsız düşünemez. Allah'ın dediği kadarını düşünebiliyorlar. Dünyanın bu metafizik yönünün sık sık hatırlatılması lazım, kardeşlerimiz de; bizi sevenler bu konuyu dillerinin döndüğü kadar birbirlerine anlatsınlar. Bir Darwinizm, materyalizmin açmazlarını anlatmak önemlidir, bir de bu konu. Aslında İslam’ın dünyaya hakimiyeti çok kolay bir şey. Çok büyütüyorlar, karmaşık bir şey zannediyorlar. Bir de İslam ahlakı dünyaya hakim olunca yobazlık çok kapsamlı hakim olacak gibi anlatıyorlar. Halbuki Allah, onun olması ihtimali oluştuğunda, ona benzer bir sistem olduğunda, zaten onu yıkıp, yerle bir edip, perişan edip, taraftarlarını da helak ediyor Allah. Zaten Allah öyle bir şeye müsade etmediğini tarih içinde çok kere göstermiş. Yobazlığa zaten Allah müsade etmiyor. Allah aydınlık bir dünya istiyor, böyle neşeli, sevinçli, akıllı, Kendisini seven, Kendisine hüsn-ü zanla bakan, Kendisine aşkla, tutkuyla bağlı, aklı başında, sanattan, estetikten hoşlanan, cennet sevgisi olan insanlardan oluşan toplum istiyor Allah. Kendisine ibadet eden, Kendisini çok seven, sık sık Allah'ı anan bir topluluk istiyor Allah. Böyle olursanız, diyor Allah; bu şekilde güzel huylu olursanız, size bereketin kapısını açarım diyor Allah. Yapıyor da Allah, bir mucize olarak yapıyor. Şimdi imanı zayıf insanların aklı; biraz da enaniyeti kuvvetli oluyor onların, bunların kafası bilimsel yöntemlere ama materyalist bilimsel yöntemlere kaydı. Sosyolojik yöntemlerle İslam’ın hakim olacağını zannediyorlar. O İslam olmaz, başka birşey olur. Bambaşka bir ideolojiyi meydana getirmiş olur. Ve o hakim de olmaz ayrıca, halk sıkılır bu işten, kimse istemez. Dine benzemeyen bir din, İslam’a benzemeyen bir İslamlık anlayışı, Allah'a saygısı olmayan iman, o olmaz.
"Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam" Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. "Hz. Mehdi (a.s.)'ın mezhepleri kaldıracağını ve sahabe Müslümanlığını hayata hakim kılacağını biliyoruz sayın Hocam. Şu an ortamda, yaşantıda her mezhebin kendine ait çok sayıda ilmihal kitapları var. Müslümanlar da ibadetlerini bu ilmihal kitaplarındaki mezhep hükümlere göre yapıyorlar. Hocam Mehdi (a.s.)'ın farklı mezhep mensuplarına yönelik birleştirici bir ilmihal çalışması olacak mı, yoksa bu dört mezhep hak mezhep olduğuna göre bu birleşme manevi birleşme mi olacak? Yani herkes daha önce nasıl ibadet ediyorsa yine öyle mi ibadet edecekler? Bu konuda biraz ayrıntılı bilgi verir misiniz muhterem Hocam? Hürmet ve muhabbetlerimle o nurlu ellerinizden öper, hayır dualarınızı bekleriz. Sizi Allah için çok seven emrinize amade talebeniz." diyor, Zonguldak'tan yazan bir kardeşimiz, ailesiyle beraber yazmışlar. Şimdi her mezhep istediği gibi hareket etsin derse, o zaman ne oluyor? Şimdi bakın Hanefi mezhebinde helaller haramlar ayrıdır, Şafi mezhebinde ayrıdır, Maliki mezhebinde ayrıdır, Hanbeli mezhebinde ayrıdır. Namazı bozanlar her mezhepte ayrıdır. Mesela Hanefi mezhebinde kan çıkması abdesti bozar, elinizde ya da vücudunun herhangi bir yerinde az miktarda da olsa bir miktar kan çıkarsa, bozar. Şafi mezhebinde kan bozmaz, kan çıksa da bozmaz. Mesela elinde kan çıktıysa bir kişi, gidip imamlık yapıyor. Arkasındaki Hanefi'nin ona namazda uyması durumunda namazı batıl olur o zaman, çünkü abdesti yok adamın, Hanefi'ye göre abdesti yok ama Şafi’ye göre de geçerli oluyor o adamın namazı. Adam kılıyor, o zaman hüsn-ü zan edip birlikte ibadet etmeleri diye, öyle bir konu olmuyor ki; onun namazı geçersiz. Hanefi’nin namazı geçersizken Şafi'nin mezhebine göre geçerli olur, bambaşka durum olur. Mesela ona göre helal olan yiyecekler vardır; Hanefi'de helal olanlar vardır, Şaafi'de haramdır Hanefi'deki bazı yiyecekler. Hanbeli'deki, Maliki'deki helaller haramlar daha değişiktir. O yüzden bir uyum olması mümkün değildir, mecburen ayrılıklar oluyor. Mehdi (a.s.) geldiğinde açar Kuran'ı, alimleri de toplar, birer birer her konuyu açıklar. Bakın işte namazın hükmü budur, orucun hükmü budur, aksi olan varsa görüşünüzü söyleyin, der. Aksi olmaz, Mehdi (a.s.)'ın dediğinin doğru olduğunu görürler. Mehdi (a.s.) sahih hadislere göre de onu açıklar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatından örneklerle de açıklar. İlmihal kitabı mı bu? Diyebiliriz tabii, bir ilmihal kitabı çıkar. Bütün dünyanın ünlü alimlerini bir araya getirecektir Mehdi (a.s); bütün alimler, çünkü ulemanın tamamı tasdik edecektir, onların huzurunda bu konuyu açıklayacaktır. Sorar; Mehdi (a.s.)'ın danışması vardır, danışır. "Şu nasıldır Hocam?" der. "Şu şöyle midir? Bu böyle midir? O zaman biz bunun böyle olduğunu anlıyoruz doğru mu?" der. "Evet, doğru" derler, tamamdır. Mehdiyet'te olay bu, inşaAllah. O zamanda işte ne Cübbeli kalır, ne kubbeli kalır, ne şu kalır, ne bu kalır? Bakın insanlar kimlerin elinde, ne hallere düşüyorlar, ne eziyetler çekiyorlar, dine ne gözlerle bakıyorlar. Tabii hepsinde hayır var. Cübbeli'nin çıkışı da, o da kaderde olan bir insan. Allah onu da öyle yaratmış, onun olması gerekirdi. O olmasaydı Peygamberimiz (s.a.v.)’in o hadisi çıkmamış olurdu. Olmaz, illaki o Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in hadisi çıkacak. Ahir zamanda çıkacağı belirtilen ehemmiyetli bir şahıstır, ahir zaman şahıslarındandır Cübbeli. Detaylı bilgi vardır onunla ilgili.
ALTUĞ BERKER: Hocam Yiğit Bulut bugünkü yazısında, Defne Joy Foster’ın ölümünün ardından, kendisinin özel hayatıyla ilgili, “üstelik ardında bir eş bırakmışken nasıl olup da bu kadar çirkin ifadelerle oh olsun türünde yazıların çıkabildiğini sorarak bu durumu eleştirmiş. Bu kişilerin cesaretleri varsa ölmüş bir insanı linç etmeyi bırakıp, çok tanınmış isimlerin ve hatta kendi yakın çevrelerinin de içinde olduğu madde kullanımının İstanbul’da ne kadar yaygın olduğunu yazmalarını” söylemiş.
ADNAN OKTAR: Bak önemli bir şey konuşmuş. Ben onun kökenini söyledim. Şimdi o çocuk hayat dolu neşeli bir genç kızdı Defne. Ben görüyordum onu; işte yerinde duramıyor hiper aktif, canlı bir insan. Hataları, kusurları olabilir, Allah affetsin ama genellikle çocuksu, dışa dönük, etrafını neşelendirmeye çalışan, mazlum bir insan. Şimdi onun ölümü tabii sosyetede ve diskoteklere giden, oraya buraya giden, eğlenen alemci insanlarda hakikaten ciddi bir şok etkisi yapıyor. Her seferinde öyle etki yapıyor, yurt dışında da öyle oluyor. Genç, hareketli, canlı bir insanın vefatı, ölümü daha ciddi ve daha derin düşünmelerine neden oluyor. Yaşlı bir insanın ölmesini normal karşılıyor ama öyle birinin ölmesinde çok sarsılıyorlar. Fakat geçiştirmek için mutlaka onun aleyhinde konuşmak gerekiyor. Onun acısından, toplumda meydana getirdiği sarsıntıdan kurtulmak için; işte esrarkeşti, uyuşturucu müptelasıydı, iyi oldu gibisinden; o zaman nerede kalmıştık? Vursun sazlar, oynasın işte tavşanlar falan tarzında bir kafaya giriyorlar. “Nerede kalmıştık? Eğlencemize devam edelim, bir şey yok arkadaşlar.” Hani var ya bazen gazinoda kavga çıkar, ortalığı yatıştırırlar; “bir şey yok arkadaşlar” falan derler böyle. “Rahat olun eğlence devam etsin” gibi, sazlar falan durur. Berker’im tebessüm ediyorsun sen.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah hocam.
ADNAN OKTAR: Az adam değilsin sen, senin de eskilerini biliyoruz. Biz bunları, hangi lisedeydin sen o zamanlar?
ALTUĞ BERKER: Saint Benoit.
ADNAN OKTAR: Saint Benoit. Bunlar, ele avuca sığmaz ekiptendi bunlar. Şimdi onlar da böyle, “yok arkadaşlar bir şey, eğlencenize devam edin” mantığında yapıyorlar. Bir psikolojik savunma metodu, yöntem. Fakat ne kadar acımasız olduklarını gösteriyorlar. Mesela annesinin, eşinin arkadaşlarının ne kadar rencide olacağını düşünmüyorlar. Dolayısıyla ayıp yapıyor Hıncal Uluç ve onu destekleyenler de çok ayıp yapıyorlar. Mazlum, kendi halinde bir çocuk. Belki sahipsiz çocuk, ondan istifade ettiler, yani sahipsiz olduğu anlaşılıyor; demek ki çevresi yokmuş. Onun basından, oradan, buradan çevresi olsaydı, böyle kimse bir üslup kullanamazdı. Bir tane bile adam olsa, öyle bir şey olmazdı. Çocuğun yalnız olduğu anlaşılıyor, yalnızmış demek ki. Yalnız olunca böyle işte kurtlar sofrasında böyle bir üslup gelişebiliyor. Ama benim gördüğüm, bu o çocuğun aleyhine olmadı. Ona herkes daha çok şefkat duydu, daha merhamet duydu, Hıncal Uluç ve arkadaşlarının aleyhine oldu. Bir kat daha katlamalı insanların kalbinde Hıncal Uluç’la ilgili bir kanaat oluştu, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Öyle ümüğüne mendil bağlayıp, orada burada pembe kazaklarla hava atmaya benzemez bu işler.
Kenan Çamurcu. Kenan Çamurcu, çamur gibi bir fikir geliştirmişsin Kenan sen. Kim bu Kenan Çamurcu?
ALTUĞ BERKER: Göstereyim Hocam, inşaAllah. Geçen gün Mozart demiştiniz.
ADNAN OKTAR: Mozart desene, Mozart desen hemen tanırdım ben onu? Kenan Çamurcu niye diyorsun? Bizim Mozart. Mozart’a sorsan, bir proteinin molekül yapısı hakkında bilgin nedir desen, sıfır çıkacaktır. Paleontoloji ile ilgili bir soru sorsan, sıfır olacaktır. Elektron mikroskobundan hatta adamın haberi bile yoktur; öyle bir şeyin varlığından. Bunlar öyle oradan buradan, gazetelerden, dergilerden bir şey okuyup, sonra biraz Mozart havası, ondan sonra bir entel poz verdin mi, bizim bazı kanallarımız böyle hoşaf oluyor. Biz modern adam bulduk, diyorlar. Al sana modern adam işte. Halbuki bilgisi var mı, yok mu araştırmıyorlar. Şimdi bu adamın konuşmasını analiz ederiz de, okuyacağım biraz sonra bakayım ben, böyle detaylandırmam biraz vakit alabilir. Fakat özetle şunu söyleyeyim, bu adam cahil, evrim konusunda bir bilgisi yok. İsterseniz herhangi bir kanala çıkartalım, yarım saat içinde ispat edeyim. On tane soru soralım, bir tanesini bile bilmez. Bir tanesini bilsin, benne derseniz kabul edeceğim. Bilmez. Teorik bunların, çok yüzeysel ve sathi bilgileri oluyor. Ne Darwin’in iddialarını, ne Darwin’in kendi kendini çürüten sisteminden, ne fosillerin 350 milyon adet olmasından, ne hiçbir şekilde ara fosil olmadığından, hiçbir şeyden haberi yoktur. Bunları kandırıyorlar, alıyorlar oradan buradan dergileri, çizimleri bunun önüne koyuyorlar, “sen modern adamsın” diyorlar, o da inanıyor. Darwinizm olduğunda din olmaz. O zaman materyalizm olur, Marksist düşünce olur. Ayrıca Darwinizm olmuş olsaydı, en etkili ben savunurdum ve konuyu da bitirirdim. Bunlar gibi böyle sürüncemede bırakmazdım, yerle bir ederdim, anlatırdık yani. Olabilirdi, Allah öyle de yaratabilirdi, evrimle de yaratabilirdi ama yok, öyle bir şey yok. Evrim teorisi doğrudan dine karşı hazırlanmış özel, şeytani bir sistemdir. Net, tartışılacak bir yönü yok, tamamen tesadüflere dayandırılmış. Tesadüf; akıl alabilecek gibi değil, en kötü açıklamadır, tesadüf. Bir proteinin yapısı o kadar karışıktır ki, çok detaylı, dantel gibi. Dantel nasıl işleniyor? Çok ince, çok karmaşık; bir tane atomun yer değiştirmesiyle bütün protein molekülü çöküyor, tek bir atomun değişmesiyle. Bir de ayrıca tek bir protein de yeterli olmuyor ve bir proteinin oluşması için başka bir proteine ihtiyaç var. Ben kolay anlatım tekniği açısından, böyle kısaca anlatıyorum. Yoksa çok karmaşık proteinin meydana gelmesi, mümkün değildir oluşması. Ama tek bir proteinin oluşması için, başka bir proteine ihtiyaç var ne demek? Proteinin oluşması imkansız demektir.
Şimdi Darwinistler aslında için için ağlıyorlar. Benim zamanımda, 71’lerde falan Darwinistleri ben biliyorum, Ankara Hacettepe, ODTÜ, işte buralar, diğer üniversitelerde falan Darwinizm zaten çok saygın, kesindi, net. Bilimin ortaya koyduğu tartışılmaz gerçek olarak biliniyordu ve devletin de resmi olarak savunduğu, bir nevi devletin resmi ideolojisiydi. İşin doğrusu bu, bütün dünyada devletlerin resmi ideolojisidir Darwinizm. Böyle tepe taklak gitmesine daha hala bunlar şaşırıyorlar ve hazmedemediler. Ve bu kadar komik duruma düşmek; Darwinistler açısından diyorum, hiç beklemedikleri bir şeydi. Üniversiteler şu an acayip mahcup oldular, müthiş mahcup oldular. Profesörler müthiş mahcup oldu. Bakım adamlar Darwinizm’i savunmak için; Ankara’da mesela Hacettepe, ODTÜ falan, bir çok üniversite var, yurt dışında da var. Darwinizm’i savunmak için; dikkat edin söylüyorum, profesör bulamıyorlar, adamlar yemiyorlar. Çünkü bakın adam soruyor, adam diyor ki; “sen inanıyor musun? Hakikaten inanıyor musun?” Birbirlerine soruyorlarmış inanıyor musun diye, inanmıyorlar. İşte buna biz vesile olduk, elhamdülillah.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah. Yüzde 95 şu an Allah’a inanan.
ADNAN OKTAR: Bakın üç, beş tane aynı adam çıkıyor televizyona dikkat edersiniz, başka adam çıkaramıyorlar. Farkındaysanız bir profesör falan çıkaramıyorlar, yok böyle birisi. Halbuki yüzlerce, binlerce profesör var, değil mi? Adamlar, eğer bilimsel bir gerçekliği olsa, heyet halinde otuz-kırk kişi birden çıkar anlatırlar, böyle salonun içini doldururlar. İnanan yok, bunları inanmayacak hale getirdik. Aslında ben vurdum mu çok sıkı oturturum, sonra böyle pansumanı da biz yapıyoruz tabii. Şefkatle de yerden kaldırıyoruz. Komaya girdiler aslında, şakayla falan dengelemeye çalışıyoruz. Dümdüz oldular. Ayakta dursalar, ben çok agresif hareket ederdim. Daha atak hareket ederdim. Sakinliğimin sebebi, hakikaten komaya girmiş olmalarından dolayı. Bakın sadece şu şahs-ı manevi konusunda agresifim, çünkü bu adamların yüzünde teneke çakılmış, utanmıyorlar. Çok haysiyetsizler, o da beni kızdırıyor utanmaz olmaları. Türk Milleti’nin zekasıyla ve aklıyla güya alay ediyorlar kendi kafalarınca ve kendileri aptal olduğu halde. Ve zeka kırıntısı da yok adamlarda. Mesela yalan söyler de adam zekice olur, zekasına hayran olursun ama aptallığından dolayı da gıcık olursun. Bunlarda zeka kırıntısı da yok, çok ahmakça yalan söylüyorlar. Halbuki zekice yalanlar da söylenebilir o konuda isterlerse, yapabilirler zekice. Ama abartılı şekilde ahmak, bir de onu enaniyet yapıyor, bir de kendinden emin, gurur da var bir de kafayı dikiyor. Yolda yürümekten aciz, leş gibi amonyak kokan tipler. O yüzden onlara karşı biraz böyle agresif bir üslup kullanıyorum.
ALTUĞ BERKER: Fosil gösterebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Evet
ALTUĞ BERKER: 46 milyon yıllık Ak Pelikan kafatası.
ADNAN OKTAR: Kaç milyon yıllık?
ALTUĞ BERKER: 46 milyon.
ADNAN OKTAR: Ak Pelikan, değişikliğe uğramış mı?
ALTUĞ BERKER: Hiçbir değişiklik yok. Aynı günümüzde yaşıyor kendisi. 306 milyon yıllık deniz kestanesi. 306 milyon yıl evvel nasılsa şimdi de aynı.
ADNAN OKTAR: Şimdi senin Mozart’a söylesek, bir tane fosil getir dersek getirebilir mi? Akik taşlı yüzüğüyle bize hava atıyor. Bize hava atacaksa getirsin bir fosil görelim. Tarz yapmış kendince. Daha Türkçesi benimle baş edemezler, açıkça söyleyeyim. Garibanlaşmasınlar, zavallılaşmasınlar, komik durumlara düşmesinler. Tek kelimeyle ezerim. Fikren, düşünceyle, anlatımla ezerim. Sadece komik oluyorlar, yani böyle aslanın tavşanla oynaması gibi olur. Her pençemde yerle bir olurlar. Boş yere debelenmesinler. Sadece nezaketiyle, evet yaptık bir hata, özür dileriz, desinler. Özür dilemelerine de gerek yok. Bir daha tekrar etmezlerse konu kapanır, inşaAllah. Benim en gıcık olduğum şey, kafası çalışmayan bir aptalın böyle kendini çok zeki, akıllı zannedip hava atmaya kalkmasıdır. Dediğim şahısları tenzih ederim de, genel olarak, genel mantık olarak söylüyorum.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Cübbeli’nin internetten, Flash TV’den yayınlanmış videosunu izledim. ‘Hz. Mehdi (a.s) bu yüzyılda gelmeyecek’ diyor. Sonra diyor ki; ‘Adnan Hocaya bir teklifim var. Desin ki; ‘ben Mehdi (a.s) değilim. Hiçbir zaman da Mehdi (a.s)’lık iddia etmeyeceğim’ desin. O zaman ben bir pay bırakacağım, Mehdi (a.s) bu yüzyılda çıkabilir diye’ diyor. Bir söylediği ötekini tutmuyor. Hem Hocam siz bu konuyu daha önce açıklamıştınız.” Bu Cübbeli garibanın teki, benim aslında bu derdim değil, direkt tepelerim, fikren, düşünceyle. Zaten tepelediğim bir insan fikirle, bilgiyle. Fakat bu bir zihniyeti mükemmel temsil eden bir tip. Prototip mi diyorlar? Çok klasik bir tip olduğu için bunun üstünden anlatıyorum. Yoksa Osman Ünlü’nün bundan farkı yok, al birini vur ötekine derler ya, aynı bunlar, tornadan çıkmış gibi. İsterseniz Kubbeli diye anlatayım, bir zihniyet gerekiyor bizim için, fark etmez. “Cübbeli’nin Mehdi (a.s) korkusunu anlayamadım Hocam. Acaba birini mi gördü Hocam ne dersiniz? Allah, Cübbeli’ye akıl fikir versin Hocam” diyor. İstanbul’dan Emin Yüksek. Kardeşim yoksa Mehdilik iddia eden o kadar çok gariban var ki, bir de alenen Cübbeli biliyor, çok yakınlarında da var onun, çevresinde de var. Ve en vahimi kendi de iddia ediyordu. Ben onunla daha önce onunla sık sık görüşüyordum, Cübbeli çok iyi tanıdığım birisi. Ben cezaevinden çıktığımda ziyaretime gelmişti. Net olarak söylemedi ama alenen ima etti Mehdi (a.s) olduğunu. Hatta ben dedim ki, Hocam biz aradığımız Mehdi (a.s)’ı bulduk, Allah’a çok şükür, iyi oldu, dedim. Bayağı sevindi, keyif oldu. O zaman insan demez mi? Kimi buldun, nerede, kimi kastettin, demesi lazım. Bayağı mutluydu, mesut bir havası vardı. Önce Mehdilik’le ilgili ciddi alametler; aslında yakın çevresine de söylemiştir. Biri çıkıp gelse, burada anlatsa olur. Çok kişiye anlatmıştır, bir tek bana anlatmamıştır ki bunu bu. Bir hayli insana anlatmıştır. Sultan Ahmet Camii’nin üstünden; “oğlum Ahmet” diye bir ses, nida duyduğunu, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bunun adını oradan andığını ama Sultan Ahmet Camii, “oğlum Ahmet” diye bağırdığını, bunları hatırlıyorum; kendisi de hatırlıyordur. Ve bunu çok kişiye de anlatmıştır. Zaten sürekli kerametlerini anlatıyor önüne gelene. Geçenlerde de ben konuyu uzatmamak için şey yapmıyorum. Çok uzun kerametlerini anlatıyor. Sürekli keramet gösteriyormuş.
Azerbaycan’dan Şafak Mahayeva, “Selamun Aleykum Sayın Seyyid Muhammed Adnan Hocam, nasılsınız?” Elhamdülillah, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Bizler sizleri çok seviyoruz. Güzel hizmetler yapabilmek için sizin dualarınıza çok ihtiyacımız var, inşaAllah. Hocam iyi ki sizi tanıdım. Sizi Allah için çok seviyorum. Ve bana eşim,” eşinin ismini yazmış ama bizim bildiğimiz bir isim değil, değişik bir isim. “Kızımıza ve kardeşimize dua etmenizi istiyorum. Kalbimin Allah sevgisiyle dolmasına ve her şeye ibret gözüyle bakıp, tefekkür edip, netice çıkarabilmem için, Allah’ın izniyle size duacıyım. Saygılar Hocam. O nurlu, güzel ellerinizden öperiz. Saygılar, sevgiler” diyor. MaşaAllah, Azerbaycan’da acayip bir gelişme var, maşaAllah. Gençler kendi aralarında konferans veriyorlar, toplanıyorlar. Çok zinde, çok kaliteli bir gençlik var, maşaAllah. Devlet de destekliyor gençleri. Tabii mesela bak devlet yobazlığa karşı, Azerbaycan devleti. Ama tabii Risale-i Nur’u yasaklamışlar, onu yanlış yapmışlar. Bir tek bizim kitaplarımız serbest, Rusya’da da öyle. Rus gizli polisi iki kere bizim arkadaşlarımızı aldılar Rusya’da, ifadelerini almak için götürdüler. Açıkça söylemişler; “biz sizi destekliyoruz. İstediğiniz gibi Rusya’da faaliyet yapabilirsiniz. Ne istiyorsanız yapalım. Bütün Rusya sizin” demişler. İslam’ı yayın, İslamiyet’i anlatın, istediğiniz gibi anlatın demişler. Çünkü devlet teröre karşı, uyuşturucuya karşı ve içkiye karşı. Teröre, içkiye ve uyuşturucuya karşı da çok etkili olduğu için İslamiyet; bir de biz Rus devletinin de yıkılmasını istemiyoruz, güçlü olmasını istiyoruz Rus devletinin. Devlet niye yıkılsın? Rus milleti aziz olsun. Mesut, bahtiyar olsunlar, niye yıkılsınlar? Müslüman olsunlar, kardeşimiz olsunlar, mutlu olalım, güzel olsun.
“Selamun Aleykum değerli Hocam. Biraz önce dünyamızın beynimizde küçük bir yerde olduğunu belirttiniz. Bu konuyla ilgili daha önce bir arkadaşımızdan Hz. Ali (r.a)’ın sözü olduğunu belirtti. Şu sözleri iletiyorum. ‘Dert kendindedir bilmiyorsun. Derman yine sendedir görmüyorsun. Koskoca alem içine yerleştirilmiş. Sen hala kendini küçük bir şey zannediyorsun.’” Şimdi bunu tabii çok dikkatli incelemek lazım. Çok derin anlamı. Bakın; “dert kendindedir bilmiyorsun. Derman yine sendedir görmüyorsun. Koskoca alem, içine yerleştirilmiş.” Hakikaten çok mükemmel açıklamış Hz. Ali (r.a). “Sen hala kendini küçük bir şey zannediyorsun.” Mükemmel, mükemmel, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mercimek örneği maşaAllah. Mercimek örneğinin geçmesi gibi hadisi şerifte, maşaAllah. Cafer-i Sadık, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Cafer-i Sadık da çok şahane anlatmış. Peygamberimiz (s.a.v) bu konuları, şahane Peygamberimiz (s.a.v), maşaAllah. O kadar tatlı ki, dünya tatlısı. Anlatımı mükemmel, üslup mükemmel, temizliği, insancıllığı çok şahane bir insan Peygamberimiz (s.a.v). Çok iyi kavranıp, aynı onun ruh halini almak lazım. Onun kalenderliği, sıcaklığı, affediciliği, şakacılığı, dürüstlüğü, akılcılığı, mükemmel anlatım gücü, dirayeti, cesareti, yüksek karakteri, şahane bir insan, maşaAllah Peygamberimiz (s.a.v).
“Selamun Aleykum Hocam. Bize söylenen, sizin yazdığınız Harun Yahya kitaplarının Erbakan tarafından yazıldığı” diyor. O benim canım Hocam, tabii ki Erbakan Hocam yazıyor, inşaAllah. Biz onun talebesiyiz. Ben onun talebesi olduğuma göre ne olur? Demek ki Hocam’dan öğrendiklerimi ben kaleme dökmüşüm. O bizim canımız. “Bir başka kişi de,” boşver o adamı. Ama Erbakan Hocam’ı ben çok seviyorum. Hocam bizi yetiştirdi. Ondan aldığımız ilimle, feyzle biz o kitapları yazdık, inşaAllah. Bir de Said Nursi Hazretleri’nden, değil mi? Erbakan Hocam’a söz yok, o benim canım, maşaAllah. Bir ara rahatsızlanmış değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Nasıl şu an durumu iyi mi?
ALTUĞ BERKER: İyi inşaAllah
ADNAN OKTAR: İyi, maşaAllah. Hocam bir İstanbul’a gelirse hemen bir görüşelim, inşaAllah.
“Hocam 15 gün önce askerden geldim ve sohbetlerinizi 5 aydır pek sağlıklı takip edemedim. Mahmut Efendi Hazretleri, 15. asrın müceddidi ilan edilmiş, buna çok şaşırdım. Sizden duyduğum kadarıyla, son müceddidin Bediüzzaman Said Nursi olduğu ve bu zattan sonra gelen kişinin müceddid değil de, Mehdi (a.s) olacağı yönündeydi. Siz 15. asrın müceddidi ilanını nasıl karşılıyorsunuz?” Çok güzel karşılıyorum. Mahmut Efendi, Ehl-i Sünnet’in kalesidir. Çok şahane, büyük bir alimdir. Müceddidlerden biridir, büyük Ehl-i Sünnet müceddidlerinden biridir. Çok değerli bir alimdir. Ama çok fazla müceddid var. Mesela Şeyh Nazım Hazretleri de bir müceddiddir, büyük bir alimdir. Fethullah Gülen ilim deryasıdır. Muazzamdır Fethullah Gülen’in ilmi, Fethullah Gülen Hoca’nın. Arapça’sı, İngilizce’si, yabancı dili, Kuran’ı ezberden bilir, hadisleri ezberden bilir. Muazzam bilgisi var, genel kültürde çok geniştir. Marksist düşünceyi, Leninist düşünceyi, felsefeleri, romanları, herşeyi okumuştur. Muazzam bilgisi vardır. Hakikaten de müceddiddir, müçtehiddir, inşaAllah. Mahmut Efendi Hazretleri de öyle bir müceddiddir, büyük alimlerden birisidir. Fakat tabii bütün alimlerin üstündedir Mehdi (a.s), bütün müceddidlerin üstündedir. Bediüzzaman diyor bakın; “hem en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid” diyor. Müceddidleri ben sayıyorum, çok fazla, Afganistan’da da var, çok büyük müceddidler var Afganistan’da. Pakistan’da da var, Mısır’da da var. Mısır’da büyük bir alim var, ismini biliyor musun sen? Çok ünlü bir alim.
ALTUĞ BERKER: Yusuf El Kardavi.
ADNAN OKTAR: Yusuf El Kardavi, muazzam alimdir. Müthiş alimdir, müceddiddir, müçtehiddir. Fakat “en büyük bir müceddid, hem en büyük bir müçtehid, hem hakim, hem Mehdi (a.s), hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zatı nuraniyi gönderecek” diyor Bediüzzaman. Mehdi (a.s) hepsinin üstündedir, inşaAllah. Ama Mahmut Hoca çok mazlum, saygılı, çok efendi, lafına sözüne çok dikkat eden, tedbirli bir insandır. Aynı şekilde o gül bahçesinin yetiştirdiği çok değerli alimler vardır. Mahmut Hocamız’ın yetiştirdiği büyük alimler vardır. Bir tek o kırık dal Cübbeli’dir, başka yok, inşaAllah. Orada o gül dalı kırılmış, o kadar. Ondan gerisi hepsi değerli insanlardır ve özellikle Mehmet Talu Hocamız. Bana getirsinler başka alim varsa, ondan büyük alim varsa bana getirsinler. Konuşturalım, sorsunlar, görürsünüz. İlmin derinliğinin derinliğinin derinliğini verir. Muazzam alimdir Mahmet Talu Hoca. Fetva alimidir. Fetva alimi; çok zordur fetva alimi olmak ve en güvenilir fetva alimidir. İnsan fetva sorduğunda içi, vicdanı rahat etmiyor. Yine gidiyorlar başkasına soruyorlar, yine gidiyorlar başkasına. Mehmet Talu Hocamız’a sorduğunda, bitti, son noktadır. Mesela ben de öyle bir şey olsa, gider Mehmet Talu Hocam’a sorarım. Son noktadır, inşaAllah.
“Diğer bir soru Mihr Vakfı ile ilgili görüşlerinizi belirtir misiniz?” Onur, İstanbul. Bırakın bu garibanı, aslında ben açıkladım; yaptıklarının açıklaması küfürdür. Küfr, hata. Ama cezbe halinde yapıyor olabilir. Muhtemeldeki cezbe halinde, çünkü bakışlarında falan öyle görünüyor. Yüzündeki ifade öyle değildi, ben görüşmüştüm daha önce, bize gelmişti. Bayağı zeki bir insandı, aklı başında görünüyordu. Gerçi yine ”ıııı” yapıyordu, öyle şeyler yapıyordu da, olabilir, kötü bir şey değil o. Olur bazı kişilerde, birdenbire böyle bir şey yaparlar. Bir anda şaşırdım ben ne oluyor gibisinden. Fakat bayağı okumuş bir insan da, üniversite mezunu bildiğim kadarıyla. Önemli bir görevde de, atomla ilgili mi? Devletin bir şeyinde görevi vardı onun. Atom fiziği mi, öyle bir şey olacak. Sonra bir şey oldu ona, belki bir cezbe haline geldi. Tarikatlarda olur bazen, Mehdiyet makamına girer, gavsiyet makamına geçer. Hızır (a.s) makamına geçer ve inemez, orada kalır bazen, takılır kalır orada, Bediüzzaman da anlatıyor. Cezbeye takılmış olabilir. Önüne gelen bana vahiy geliyor derse ne olur? Gözünü kapatıyor. “Şimdi ben Allah’a sorayım. Sana cevap vereceğim” diyor haşa. “Bana Allah şimdi cevap verdi. Cevabım bu” diyor. “Hocam benim üyeliğim kabul edildi mi?” diyor veyahut “nedir benim durumum?” diyor. Gözünü kapatıyor, birden böyle bir cezbeleniyor, “tamam yavrum gözün aydın, kabul edildi, haber geldi” diyor, yani ona benzer. Şimdi önüne gelen herkes bunu yapsa ne olur? Adam gözünü kapatır derse; Kuran bana kaldırıldı, Kuran’ın hükmü kaldırıldı, bana şimdi haber geldi, benden namaz sakıt oldu. Benden oruç sakıt oldu, bununla baş olur mu? Bunun bir anormallik olduğunu çocuk olsa anlar. Kuran neyimize yetmiyor? Kuran’da hepsi var. Kuran bitiriyor konuyu. Niye bunun üstünde bir şey ararsınız? Sen Kuran’a tam uyduğunda kurtuluyorsun. Allah, “sizi Kuran’dan soracağım” diyor. İlave olarak işte Mihr Vakfı, şu vakfı, bu vakfı öyle bir konu yok ki. Bakın Allah net konuşmuş Cenab-ı Allah, ne diyor Cenab-ı Allah, net bize bildirmiş, hitap ediyor Cenab-ı Allah. “Siz ancak Kuran’dan sorulacaksınız.” Tamam, demek ki biz Kuran’ı alıp, Kuran’a uyduğumuzda, konu bitecek. Bir de ilaveten şu şahısa gelen vahye uydunuz mu, bu kişiye gelen vahye neden uymadınız, diye biz sorgulanmayacağız. Bütün tarih boyunca Peygamberimiz (s.a.v)’den sonra “bana vahiy geldi” diyen, önü sonu olmayan adamlar çıktı. Hepsi böyle kimi Mehdilik iddia etti, kimi Peygamberlik iddia etti. Vahiy geliyor; bunu bir kere bırakacaklar. Vahiy Kuran’dır. Vahiy Kuran’ın içindedir. Kuran bize yetiyor, başka da ilaveye gerek yok, inşaAllah. Öyle bir şey yok. Kuran demiyor öyle bir şey. Kuran yetersizdir demiyor Allah, “Kuran yeterli” diyor. Mesela bak bismillah, Kuran’dan herhangi bir sayfa açıyorum.
Müminun suresi, Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Müminler gerçekten felah bulmuştur. Onlar namazlarında huşu içinde olanlardır.” Bak ne yapacağımızı Allah bize bildiriyor. Namazlarında huşu içinde, namazını kılacak ve huşu içinde olacak. Beş vakit farz namazlarını, sünnetleri kılacak. “Onlar tümüyle boş şeylerden yüz çevirenlerdir.” Meleyani şeylerden vazgeçenlerdir. “Onlar zekata ilişkin söz ve görevlerinde mutlaka yerine getirendir.” Zekat; yani fazla malı, parası olduğunda onu etrafa dağıtıyor. “Ve onlar ırzlarını, iffetlerini koruyanlardır.” Yani gayri meşru ilişkiye girmiyor, helali ile ilişkiye giriyor. “Ancak eşleri yada sağ ellerinin sahip olduklarına karşı,” ya eşi, helali veyahut cariyesi, yani kendini hibe etmiş bir kadın ve yahut cariyesi. Sağ elinin dediği, yani ona ait olan kadın. Başkasıyla ilişkiye girmeyen, ona ait olduğunu açıkça ifade eden, kendini ona bağlamış, hibe etmiş. Bir şekilde hibe etmiş kadın. “Tutumları hariç. Bu konuda kınanmış değillerdir. Fakat kim bunların ötesini ararsa artık onlar sınırı çiğneyenlerdir.” İşte bak Allah, sınırın nerede çiğneneceğini söylüyor. “Onlar emanetlerine ve ahidlerine riayet edenlerdir.” Emanet, bize mesela bir emanet verildi, değil mi? İnsanlar bize emanettir. Din bize bir emanettir. Allah’ın kitabını korumakla biz mükellefiz, vatanı korumakla mükellefiz, değil mi? Emanetler çok, inşaAllah. “Onlar namazlarını titizlikle koruyanlardır.” 5 vakit sünneti seniyeye ittiba ila namazlarını koruyanlar. Sahibi tertip, muntazam namazlarını kılanlar. “İşte (yeryüzünün hakimiyetine ve ahiretin nimetlerine) varis olacak onlardır.” Böyle olursanız diyor Allah, hem yeryüzünde nimet veririm, ahirette de cennete giderseniz, Allah’ın rızasını kazanırsınız.
Yalnız şu çok önemli bakın, Allah’a ibadet ederken cennet için değil, Allah’ın rızası için ibadet etmek lazım. Allah onu makbul görüyor, Allah’ın rızasını hedeflemek lazım. Lütfuyla cennet verirse tabii ki iftihar ederiz, çok hoşnut oluruz. Ama bizim asıl amacımız Allah’ın rızası olacak, inşaAllah. Asil olan, güzel olan budur. Bak şeytan itlik yaptı, değil mi? Ne kadar güzel, biz Allah’ı görmeden iman ediyoruz ve canımızı vermeyi kabul ediyoruz. Ne kadar güzel bir sevgi, Allah bunu beğeniyor işte. Mesela gençliğimizi veriyoruz, hayatımızı veriyoruz, malımızı veriyoruz, Allah bunu çok beğeniyor. Ama öbür türlü, mesela melek kabul ediyor Allah’ı. Zaten mecbur melek Allah’a ibadet etmeye, başka ikinci bir yol yok melek için. Ama insan için iki yolu da görecek durumu var, küfre de gidebilir, İslam’a da girebilir. Allah için hareket ediyor ve Allah’ı o kadar çok seviyor ki, görmediği halde Allah için canını verebiliyor. Allah bunu çok beğeniyor işte, biz de çok beğeniyoruz. Dünyadaki en güzel görüntü bu, en hoşa giden görüntü bu, en asil görüntü budur. Dünyanın en güzel süsü de budur. Aşk; en güzel duygu aşktır. Aşkın en güzel ifade şekli de budur, canını vermektir. Allah için, sevdiği için canını vermek veyahut hayatını, gençliğini, malını mülkünü, her şeyini vermek Allah’a. Çok asil bir hareket, sevginin en güzel ifade şeklidir. Birçok sevgi karşılıklı olur ama burada karşılık yok, sadece Allah’ın rızasını istiyoruz. Çok asil, bayağı güzel ve dünyanın en güzel süsüdür bu işte. Yoksa dünya sandalyeler, bağlar, bahçeler olur, hiçbir şey ifade etmez. Allah’ı sevmedikten sonra bir insan, Allah’tan korkmadıktan sonra hiçbir anlamı yok, inşaAllah.
“Ebu Abdullah İmam Caferi Sadık (a.s) buyurdu ki;” Cafer-i Sadık biliyorsunuz Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in torunu. On iki imamın büyüklerindendir, İmam-ı Azam’ın hocasıdır, inşaAllah, Ebu Hanife’nin. Biz Hanefi mezhebindeniz, Caferi Sadık da hocasıdır İmam-ı Azam’ın.“Ebu Abdullah İmam-ı Caferi Sadık (as) bildirdi ki; (Ebu Abdullah (aleyhisselâm) buyurdu ki: ‘Ey Hişam! Bana Amr b. Ubeyd'e ne yaptığını ve ona nasıl bir soru sorduğunu haber versene.’ Hişam sorulan bu soru üzerine Amr b. Ubeyd ile aralarında geçen diyaloğu anlattı, dedi ki: ‘Yoksa Allah, kalbi, bedenin diğer organlarının kuşkularını gidermek için mi var etmiştir?’ Amr b. Ubeyd dedi ki: ‘Evet.’ Hişam dedi ki: ‘Allah Tebareke ve Teala, senin bedeninin organlarını kendi başlarına bırakmamış. Onlara doğruyu belirginleştiren kuşkulu şeylerle ilgili kesin inancı ortaya koyan bir imam var etmiştir.”’ Kalp vücudun imamıdır, diyor. Çok güzel belirtmiş, çünkü bütün vücudu o besliyor, her yere kan gönderiyor. “Bunu yapan Allah, bütün insanları, şaşkınlıklar, kuşkular ve ihtilaflar içinde bırakır mı?” Şu anda olduğu gibi, insanların bir kısmı şaşkın, bir kısmı kuşku, vesvese içerisinde. Çok yerde de ihtilaflar var, mezhep ihtilafları, cemaat ihtilafları. “Onlar için başvuracakları, kuşkuları için çözüm yolları arayacakları, şaşkınlıklarını bertaraf etmesi için sığınacakları bir imam tayin etmez mi? Senin organlarının şaşkınlığını ve kuşkularını gidermek için başvuracağı bir imam tayin ederken,” yani kalp tayin ederken, “bütün insanları şaşkınlık ve kuşkular içinde unutur mu? Unutmaz.” diyor. O halde “İmam Mehdi (as)’ı gönderecek” diyor, inşaAllah. “Ebu Abdullah İmam Cafer-i Sadık (a.s),güldü ve şöyle dedi: ‘Ey Hişam! Bunları sana kim öğretti?’ Dedim ki: ‘Bunları senden öğrenerek bir araya getirdim.’ İmam buyurdu ki: ‘Allah'a yemin ederim ki bu, İbrahim ve Musa'nın suhuflarında yer alan gerçeklerdir.’" Tevrat’ta da, Hz. İbrahim (a.s)’nin kitabında da geçiyor, diyor. Mehdi (a.s)’la ilgili çok kapsamlı bilgi vardır. Caferi ve Şii kaynaklarında çok güzel, çok etkileyici, çok derin bilgiler var. Fakat Sünni, Şii ayrımından dolayı, ne Sünniler Şiilerden, ne Şii’ler Sünnilerden bilgi almamışlar. Halbuki derya, derya. Mesela Şii kaynakları deryadır, muazzam ilimler, muazzam bilgiler var, hayretler içinde kalıyoruz. Doğru, olay tahakkuk etmiş, doğru olduğu ortaya çıkmış.
ALTUĞ BERKER: Seyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri, İmam-ı Rabbani’den aktarıyor ki; “Nakşibendî tarikatı ta Hz. Mehdi (a.s)’a kadar devam edecek, ona ulaşacak, geri kalan tarikatlar kayıp olup gidecektir. Yalnız Nakşibendî kalacak, Hz. Mehdi (a.s.)’ın eline geçecek ve devam edecektir.”
ADNAN OKTAR: Evet 12 tarikatin hepsinin imamıdır Mehdi (a.s). Hepsine sahip olacaktır, bütün tarikatler onda toplanacaktır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sinem Altan’ın yazısı vardı Hocam Vatan Gazetesi’nde uygun görürseniz, ölümle ilgili. Kardeşi Kerem Altan’ın evinde ölü bulunmuştu Defne Foster. “Ölümünü ilk haber aldığında öldüğü eve gittiğini, Defne Joy Foster’ı görünce yaşadığı şiddetli acı karşısında Allah’a kendilerini bırakmaması için yakardığını, Defne Joy Foster’ın ahirette iyi olması için Allah’a dua ettiğini” söylemiş. Ve yazısını; “Tanrım bizi bırakma ne olur” duasıyla bitirmiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bak şu olay bile, o ölümdeki hikmeti gösteriyor. Helal olsun bu genç kıza. Bu nedir, hangi Gazete dedin sen?
ALTUĞ BERKER: Vatan Gazetesi’nde.
ADNAN OKTAR: Vatan Gazetesi’nde.
ALTUĞ BERKER: Ahmet Altan’ın kızı.
ADNAN OKTAR: Ahmet Altan’ın kızı bu öyle mi? MaşaAllah, aferin bak, maşaAllah. Dindar demek ki, maşaAllah. Ama Ahmet Altan da çok yatkın dine, üslubundan, Mehmet Altan da ikisi de. Özellikle Ahmet Altan çok yatkın. Ama dedeleri Çetin Altan, Cenab-ı Allah hidayet nasip etsin. Yaşıyor değil mi o?
ALTUĞ BERKER: Yaşıyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Çoktan beri ortalarda yok, eskiden konuşurdu o. Genel kültürü çok iyidir, Marksist düşüncede. Kalenderdir ama öyle katı bir üslubu yoktur, sert bir üslubu yok. Ama Ahmet Altan özellikle çok mülayim kişiliği, dine yatkın ama kızının bu tarz üslup içerisinde olması çok hoşuma gitti, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Yeni Asya’daki haber de şöyleydi. “Kırkyedinci güvenlik konferansına katılan İngiltere BaşbakanıDavid Cameron ‘terörün dinle hiçbir ilgisinin olmadığını, radikal dinci terör eylemlerinin genellikle dinin çarpıtılmış şekliyle eğitilenler tarafından gerçekleştirildiğini’” söylemiş. İslamiyet’le, siyasi ideoloji arasında kesin bir ayrım yapılmasını gerektiğini ifade ederek, “İslamiyet’le radikal dincilik arasında kesinlikle büyük bir fark var. Avrupa ülkelerinde cami inşaatına karşı çıkanlar din düşmanlığını körüklüyor. Dine karşı mücadele, terörizme karşı mücadeleye yardımcı olmaz” demiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi ben bir işarette bulanayım da orada siz ne anlıyorsanız anlayın. Şeyh Nazım Adil El Kıbrısi Hazretleri Hocamız, İngiltere’de üst bürokratlarca çok sevilen bir insandır. Herhalde bu kadar yeterli?
“Selamun Aleyküm Hocam.” Aleyküm selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Efendim ben Malatya Şeyhlerinden Şeyh Muhammed Kırçal Kadiri Şeyhinin dervişiyim. Allah kabul ederse, o mübarek de vefatından kısa bir süre önce; 1998 yılıydı bir sohbetinde, ‘zaman daraldı Mehdi Resul (a.s) aramızda ama kendini bilmiyor.” Yani daha görev verilmemiş diye anladık. İsmi Ahmet, babasının ismi Abdullah, annesinin ismi Emine diye buyurmuşlardı. Dikkat edin Emine denmesinden ben şunu anladım Emine ismi Türkiye’den başka bir yerde fazla kullanıldığını zannetmiyorum. Yaygın olarak diğer ülkelerde Amine olarak kullanılıyor. Sayın Oktar Hocam Allah yolunuzu açık etsin, iyi akşamlar. Fatih Ergün.” Hocamızın demek istediği şu; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “adı adıma uygun, babasının adı babasının adına uygun” diyor, annesinin ismi verilmemiştir Mehdi (a.s)’ın. Sadece, öyle bir hadis yok annesinin ismini belirten fakat; “adı adıma uygun düşer, babasının adı babamın adına uygun düşer” diyor hadiste, o kadar. Yoksa Peygamberimiz (s.a.v.)’in ismi Ahmet Mahmut Muhammed ve Mustafa’dır. Dört tane ismi var, yani neden illaki Ahmet? Niye Mahmut olmuyor, niye Muhammed olmasın neden Mustafa olmasın, değil mi? Burada bir yanlışlık var. Bu rivayetin yanlış anlaşıldığı yahut yanlış aktarıldığı bu ifadeden anlaşılıyor. O zaman Hocamızın Mehdi (a.s.)’ın zuhuruyla ilgili söylediği söz doğru. O yıllarda Mehdi (a.s.) var, 1998 yılında Mehdi (a.s.) var. Ama “adı adıma uygun, babasının adı babamın adına uygun” hadisi o şekliyle hepsini ifade ediyor, yani tam mutabık diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Ben onu daha önce de anlatmıştım, bir kere daha öyle kısaca anlatayım. Peygamber Efendimizin (s.a.v.)’in soyu Adnani’dir, Ben-i Adnan’dır, soyadı Adnan’dır Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Hatta Hz. Ali (r.a.) şiirinde, Mustafa Adnan Peygamber diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitaben. Dolayısıyla babasının adı da Adnan’dır, Peygamberimiz (s.a.v.)’in kendi ismi de Adnan’dır. “Adı adıma uygun, babasının adı babamın adına uygun”’dan kastedilen budur, Adnani olmasıdır, inşaAllah.
“Muhiddinem dervişem,Hak yoluna girmişem, On sekiz bin alemi, Bir zerrede görmüşem.” Mesela bu bizim anlattığımız konuyu çok güzel anlatan bir şiir. Bütün alemi, bizim beynimizde gördüğümüzü anlatan mükemmel bir şiir.
ALTUĞ BERKER:Hocam Mahir Kaynak Hoca yazısında, Arap ülkelerindeki gelişmelerin Türkiye’yi olumlu etkileyeceğini ve yakın bir zamanda bu bölgenin umut kapısı haline geleceğimize inandığını belirtmiş. “Ancak Türkiye’nin böyle bir lider rolünü oynaması için tüm inanç ve soylara aynı mesafede olması gerektiğini, milliyetçi bir bakış açısının bu konuma uygun olmadığını” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Mahir Kaynak Hocamız, nasıl sağlığı, sıhhati?
ALTUĞ BERKER: İyiydi Hocam, biraz kalp şeyi vardı, kolesterolü vardı. Dr. Cihat ona lipitor tavsiye etmişti.
ADNAN OKTAR:Aman aman Hocamız’la ilgilenin. Allah başımızdan eksik etmesin. Çok saygın, değerli bir insan.
ALTUĞ BERKER: Evranosoğlu Hocam, Üniversiteyi İstanbul Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu’nda okumuş. Muhasebe bölümü okumuş. İkdisadi Teşekküller, Vakıflar Bankası ve DPT’te müfettişlik, müdürlük yapmış.
ADNAN OKTAR: Devlet Planlama Teşkilatı’nda müfettişti, evet.
Elazığ’dan Çetin kardeşimiz; “Hocam manna hakkında bilgi verdiniz, banttan izlemek istedik bantta bilgi yoktu” diyor. Canım boş işti onun için, ne yapacaksın? Faydalı şeyleri sana anlatıyoruz. Şimdi boş iş derken, o devirdeki manna esas mannadır. Ama şu andaki manna sentetik olarak meydana getirilmiş bir mannadır. Oradaki mannayı biz esas alırız. Hz. Musa (a.s.) devrindeki mannayı esas alırız. Şu andaki manna bizim için meçhuldür. O yüzden imani ve ilmi bir kıymeti olmadığı için, boş işlerle vakit geçmemesi için o kısmı koymadık. Anlatımımız yeterli, boş işlerle uğraşmayacaksın Çetin, faydalı şeylerle uğraşacaksın. Sen ne yapacaksın? Türk-İslam Birliği, İttihad-i İslam, Mehdi (a.s)’ın çıkışı, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın inişi, Allah’a iman, Allah aşkı, Allah korkusu, bunların üzerinde duracaksın. Sen Sherlock takılıyorsun, olmaz. Önemli olan bilgileri ben size söylüyorum. Boş olan konularda da dikkatinizi çekiyorum. Zaten üslubumdan anlaşılıyor ama kısaca sathi bir bilgi olarak belirtiyorum, açıklıyorum. Döktüm dediğime göre demek ki önemli bir şey değil ki döktük. Önemli görseydim dökmezdim. Herhalde Çetin biraz içmek istedi anladığım kadarıyla. Sherlock Çetin, o zaman olan aklın da gider Allah esirgesin, olmaz, inşaAllah.
“Hocam benim, canım Hocam. Sizi içten, canımdan çok seviyorum Hocam. Mükemmel derinliklere sahipsiniz.” İnşaAllah öyle oluruz. “Her konuşmanıza bakıyorum ne kadar eskilerini de dinlesem hepsi anlam dolu, hepsi mi böyle olur? Ama öyle işte hepsi dolu dolu. Sizin ruhunuzun, aklınızın mükemmelliğini gösteriyor Hocam.” İnşaAllah öyle oluruz. “Hocam sizden istirhamım, dileğim bana dua edin ben de sizin gibi olayım, ne olur canım Hocam. Ellerinizden hürmetle öperim. Ahmet Canpolat, İstanbul.” Çerkez herhalde. Canpolat soyadını genellikle Çerkezler alır. Allah razı olsun, Allah sevgini arttırsın, coşkunu arttırsın. Ne güzel bu sevginizin böyle olması, bu coşkunuzun böyle olması ne güzel, maşaAllah.
“Selamun Aleyküm değerli Hocam. Sizin programlarınızı son zamanlarda çok sık takip ediyorum. Artık Mehdi (a.s.) kim, nereden, ne olur söyleyin Hocam biat edelim. Hz. İsa (a.s.) hayatta sanırım, ne olur bizlere yardımcı olun, rica ediyorum. Sizi seviyorum değerli Seyyid Adnan Hocam, saygılarımla İsmail Hakkı.” Şimdi İsmail ben görsem, ilk başta ben gidip biat ederim Mehdi (a.s.)’a, ben de arıyorum, sen de ara, hep beraber arayacağız. Ama on yıla kadar bulacağız, bulmazsanız gelin yanıma ben size gösteririm. Beraber gider biat ederiz, inşaAllah. Ama bir on yıl mücadele edeceğiz, inşaAllah, on yıl. İsa Mesih (a.s.)’ın de rahat hareket edebilmesi için onun hakkında bilgi vermezsek en güzeli olur. Öbür türlü olmaz.
“Muhterem Hocam aslında çok sorum var ancak şimdi yalnızca duanıza talibim. Allah sizi muvaffak etsin ve muvaffakiyetinizi daim kılsın. Ahmet Karakaş.” Allah sana, diğer kardeşlerimize hepsine hidayet, samimiyet, deli aşık ruhu versin, Allah derin sevgi versin. Hakkıyla Allah’tan korkmayı nasip etsin. Allah hidayet nasip etsin, hidayet çok önemlidir. Allah hidayet verdi mi kalbe ferahlık gelir. Böyle insan anasından doğduğu gibi olur, çok ferahlar, inşaAllah.
“Selamun Aleyküm muhterem Muhammed Adnan Hocam.” Ve Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Hocam, Mısır ile ilgili hadisi okudunuz, çoğu çıktı, inşaAllah. Hadisin tam olması için ülkeyi terk edip Rum’a kaçması kaldı. O da mutlaka olacaktır şüphesiz Hocam. Birkaç gün önce demiştiniz ‘Türk-İslam Birliği’nin ilk birleşmesi Suriye ile gerçekleşecek’ diye, Allah’ın izniyle, inşaAllah. Bugün Suriye ile birleşmemiz resmileşti Hocam. Hocamızın, önderimizin sözü bir bir gerçekleşiyor.” Ben söylemiyorum, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor ben naklediyorum. “Buradan tüm izleyenlere ve dinleyenlere saygılarımı selamlarımı ederim. Hocamızın takipçisi olanlar bilsin ki hiç şüphe yoktur ki aynen doğru istikamettedirler. Sadece azimli ve kararlı olsunlar, seslerini kısmasınlar. Halk içinde Hak ile olsunlar. Gayeleri ve meseleleri Türk-İslam Birliği ve Allah’ın rızası olsun. Bütün canlar Allah için feda olsun.” Evet, uzun uzun sevgisini belirtmiş Aziz kardeşimiz. Aziz Kütahya’dan yazıyor, maşaAllah. Berker’im sen neler anlatacaksın?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, Oktay Ekşi, CHP’li Oktay Ekşi şöyle demiş.
ADNAN OKTAR:CHP’li mi? Oktay Ekşi?
ALTUĞ BERKER:Evet, öyle oldu Hocam.
ADNAN OKTAR:Hayırlı uğurlu olsun, hadi bakalım. Ne zaman oldu CHP’li?
ALTUĞ BERKER: Hürriyet’ten çıkınca. “Bazı Ergenekon sanıklarının CHP’den milletvekili adayı olmaları ve parlementoya girmelerini en derin şekilde gönlümden geçiyor” şeklinde açıklama yapmış. Tuncay Özkan, Mustafa Balbay, Mehmet Haberal, Fatih ?.
ADNAN OKTAR: Dedemin yaşı ilerledikçe deha yönü de gittikçe artıyor. Böyle ışıklar saçmaya başladı, tam bir dahi, tam ilim kaynağı, ışık kaynağı. Bak yaşı daha da artsın daha ilginç, güzel şeyler konuşacak, hayretler içinde kalacaksınız. En en sonunda da hayretler içinde kalacağınız, şok olacağınız bazı açıklamalarda bulunacak, inşaAllah. Gidişat öyle gibi gözüküyor, duruş da zaten dediğimi doğrular vaziyette, hadi bakalım hayırlısı. CHP’ye de hayırlı, uğurlu olsun, yalnız CHP niye böyle bir şey, neyse... Kılıçdaroğlu Bey’in vardır bir bildiği, hayırlısı, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam “Filistinliler, İsrailliler’in çok sayıda tankı Mısır sınır bölgesine hareket ettirdiğini” söylemişler. İsrail’in bu hareketliliği, Mısır’da rejimin devrilmesinden sonra sınır bölgesinin işgal edeceğinin işareti olarak değerlendiriliyormuş.
ADNAN OKTAR: İşte bir şeyler olacak dedik 2011, 2012’de olacak bir şeyler, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v) ne diyorsa doğru çıkıyor, doğru çıkar.
ALTUĞ BERKER: Sadreddin Muhammed Konevi Hazretlerinin vasiyeti var Hocam. Kendisinin, onüçüncü yüz yılda yaşamış Muhiddin Arabi’nin üvey oğlu olduğu söyleniyor, inşaAllah. Konya’ya yerleştiği için Konevi olarak adlandırılmış, inşaAllah. “Benden sonra bu yol kapatılmıştır. Onlar, hiç kimsenin kendi sözleri olarak söyleyip naklettikleri sözlere itibar etmesin, sadece onlardan kimİmam-ı Muhammed Mehdi’ye yetişirse ona benim selamımı ulaştırsın ve başkasının değil sadece onun haber verdiği şeyleri, bilgileri alsın.”
ADNAN OKTAR: Demiş.
ALTUĞ BERKER: Evet, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Sen ayrı söylüyorsun, ben de diyorum, ne oldu? Allah Allah Zaman Gazetesi böyle, devrim mi oldu Zaman Gazetesi’nde? Hakikaten nutkum tutuldu, Zaman Gazetesi böyle bir şeyi asla söylemez.
ALTUĞ BERKER: Ama devrim mahiyetinde bir şey demişler hocam.
ADNAN OKTAR: Efendim.
ALTUĞ BERKER: Dediğiniz gibi devrim maliyetinde başka bir şey demişler Hocam.
ADNAN OKTAR: Ne demişler?
ALTUĞ BERKER: Sizin açıklamalarınızdan sonra, Mustafa Ünal Zaman Gazetesi yazarı, Atatürk’ün cami cemaatine yaptığı Balıkesir Hutbesi adı verilen konuşmasına yer vermiş. Bu konuşmada Atatürk şöyle diyor; “Peygamber Efendimiz Hazretleri (s.a.v) Cenab-ı Hakk tarafından insanlara dini gerçekleri duyurmaya memur ve elçi seçilmiştir. Temel kanunu hepimizce bilinmelidir ki yüce Kuran’da ki manası açık olan ayetlerdir. İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son dindir, en mükemmel dindir. Çünkü dinimiz akla, mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve uygun düşüyor. Eğer akla, mantığa ve gerçeğe uymamış olsaydı bununla diğer İlahi tabiat kanunları arasında çelişki olması gerekirdi çünkü tüm evren kanunlarını yapan Cenab-ı Allah’tır.”
ADNAN OKTAR: Peki bunu nasıl yorumluyorlar bunu verirken? Yani buna bir yorum getirmiyor mu? Atatürk bunu diyor, ne diyor sonra, arkası gelmiyor mu?
ALTUĞ BERKER: Onu Hocam başlığında, Cuma günü değil, Çarşamba günü ve bir hitap olduğunu, hutbe değil bir hitap olduğunu söylüyor ama tasdik ederek anlatıyor Hocam, inşaAllah. “Her cümlenin ayrı bir mesajı var” diyor, “bu metni özellikle Atatürk’ten bir ideoloji çıkaranların iyi okuması gerekir” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi dediğin doğru, bir devrim olmuş ama o devrimi biz yaptık. Birçok cemaat, birçok topluluk sonradan bizim stilimizi aldı. Mesela Fethullah Hocamız’ın cemaati mutaasıp, içine kapalı bir cemaatti. Resimlerin bile boynunu ayırırlardı çizgiyle. Bakın, Sızıntı’nın ilk sayılarına bakın, ince bir çizgiyle resimler ayrılmıştır. Kendine içine kapalı bir cemaatti, sonra stil olarak böyle aşağı yukarı aynı bizim yöntemimizi aldılar. Modernlik açısından, stil açısından, çalışma modeli açısından ve Atatürkçülüğe bakışaçısı açısından, her şeyi model olarak aldılar ve ondan sonra da muazzam atağa geçtiler ve hakikaten çok başarılı oldular ondan sonra. Çünkü en önde gelen yöneticileri gelmişti, onlara söylediler. Hocam dediler biz sizi on yıl geriden takip ettik, sen var mıydın orada?
ALTUĞ BERKER: Vardım Hocam.
ADNAN OKTAR: On yıl geriden takip ettik ama işte bu kadar oldu dediler; Fethullah Hocamız da dediler, şimdi üslup olarak, dil olarak sizin kitaplarınız çok mükemmel, dediler. Anlaşılırlığı, vuruculuğu, etkenliği çok mükemmel. Fethullah Hocamız’ın yazıları çok ağır, dili anlaşılacak gibi değil dediler, gençlik açısından. Ama Fethullah Hocam şu an birden bir stil değiştirse, yöntem değiştirse bundan sonra da olmaz, gitmez dediler. O yüzden en iyisi yine sizin kitaplarınız, sizin kitaplarınıza tabi olmak ve onları okumak, dediler. O yönden de çok başarılısınız, çok etkilisiniz maşaAllah, dediler. Dağ dağa kavuşmazmış dediler. Fethullah Hocamız ile niye görüşemiyoruz, dedim. Dağ dağa kavuşmazmış dediler, büyük değerli bir ağabeyimiz böyle güzel şiirsel bir şey anlatmıştı. “Dağlar yücedir ama birbirlerine kavuşamazlar” dedi. İnşaAllah görüşürüz, dedim Hocamız’la, Fethullah Hocamız’la. Daha önceden istesem görüşürdüm de, ben onu biraz tabii Fethullah Hocamız’ın üstünde yetmiş bin kristal var, şimdi onları kıpırdattın mı, şangur şungur dökülebilir. Onun için o ne yaparsa yapsın ben Fethullah Hocamız’a; haşa haddimize değil de, eleştiri getirmem. Çünkü çok zor durumda hareket ediyor, çok güç durumda hareket ediyor. Oturup benim mesela açıkça, alanen bir Mehdiyeti anlatmasını bekleyemem. Çünkü mesela herkes bana soruyor “Mehdi (a.s) nerede?” diyor. Ben gayet sakin cevap verebiliyorum ama Fethullah Hocamız’ın cevabı, yer yerinden oynar, çok büyük etkisi olur. Mehdi (a.s) sadece İstanbul’da dese, çok büyük olay meydana gelir, çok önemli. Hatta Hz. İsa (a.s) gelecek dedi dergilerinde, Türkiye ayağı kalktı, nasıl böyle dersin, nasıl Hz. İsa (a.s) gelecek dersin, dediler. Onlar da, yanlış anlaşıldı, işte şahs-ı manevidir gibi hafif bir geçişle konuyu kapattılar. Yoksa dergilerinde açıkça yayınlandı, hatta başlık yaptılar dergilerinde. Dolayısıyla Fethullah Hocamız’a laf söyletmem, inşaAllah ama Fethullah Hocamız’ı yanlış anlayıp da orada burada onu oturup anlatmaya kalkan olursa, yani gerçekmiş gibi anlatmaya kalkan olursa, ona cevap veririz tabii. Fethullah Hocamız’ın bir gerekçesi var, makul bir bahanesi var, ona saygı duyarım. Ama Fethullah Hocamız’ın o anlattığını gerçekmiş gibi anlatmaya kalkanın bahanesi yok. Varsa bahanesi tamam ona da bir şey demem ama hiçbir şey yokken oturup oradaki inceliği, oradaki yöntemi, oradaki stili kavrayamayıp, insanların imanını sarsacak şekilde, insanları ümitsizliğe sevk edecek şekilde; şahs-ı manevi var, artık bundan sonra Kıyamet bekleniyor, yapacak bir şey yok gibi mantık geliştirirlerse, sosyoloji, mosyoloji falan o zaman cevabını veririz. O zaman olmaz. Orada esir bir insan var, ona ben saygı duyarım. Ama sen burada esir değilsin, senin ne zorun, değil mi? Gürül gürül söyle; “Mehdi (a.s) gelecek, Hz. İsa Mesih (a.s) inecek, İslam dünyaya hakim olacak, İttihad-ı İslam olacak” de. Kim var senin önünde?
ALTUĞ BERKER: Hocam Yeni Asya’da Maya Bolder adlı bir gazetecinin Mısır’dan yazdığı bir makalenin tercümesi Yeni Asya Gazetesi’nde yayınlanmış. Yazıda; ”Mısır’daki ayaklanmalar esnasında, Hristiyanlarla, Müslümanlar arasında büyük bir dayanışma olduğu, Müslümanlar namaz kılarken, Hıristiyan Mısırlıların onları koruduğu ve bu manzaranın bu iki din mensupları arasında herhangi bir nefret veya sorunun olmadığının açık bir kanıtı olduğu görüşüne yer verilmiş. Ayrıca zulme karşı Müslüman ve Hristiyanların birlikte hareket etmesinin önemi vurgulanırken Mısırlıların Allah’tan Mısır için yardım talep ettikleri” belirtilmiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak Allah yardım ediyor, Allah’ın yardımını kabul etmiyorlar. Yarabbi bize yardım edin, diye sürekli yalvarıyorlar. Allah yardımını yapmış zaten, Mehdi (a.s)’ı göndermiş, açıklamış, Peygamberimiz (s.a.v) izah etmiş. Allah’ın en büyük yardımı Peygamberimiz (s.a.v)’in gelmesidir zaten değil mi? Ve Peygamberimiz (s.a.v) zaten bütün detaylarıyla anlatmış ama sen kaale almıyorsun. Peygamber (s.a.v)’e saygı duymuyorsun, inanmıyorsun. Ben Peygamber (s.a.v.)’in açıklamalarına göre değil, kendi kafama göre hareket ederim diyorsun. O zaman, Allah, Allah esirgesin, belanı verebilir. Bak şimdi İsrail oraya hazırlık yapıyor, kim bilir neler olacak. Mehdi (a.s)’a tabi olmak, Peygamber (s.a.v.)’in bir gün bir sözünü dinleyin, bir gün dinleyin, ölmezsiniz, bir şey olmazsınız. Bir tabi olun Peygamber (s.a.v)’e, tam anlamıyla bir inanın, her sözüne inanın, kanaat getirin.
“Benim şerefli, onurlu, her kelimesi ile insanları, özellikle düşünebilen insanları etkileyen, onlara yol gösteren aslanlar aslanı canım Hocam.” O ne güzel hitap, maşaAllah. “Ama şimdi sizi övmeye çalışsam bir program bitirmiş olsanız da bu övgüyü bitiremezsiniz” diyor, maşaAllah. “Allah size ne kadar güzel tecelli etmektedir ki, sizi sevmemek mümkün bile değil canım Hocam. Bir sorum olacak, inşaAllah. Genellikle bu soruyu herkes soruyor ama kendi adıma sorup sizden dua istiyorum. Bize, Mehdi (a.s.) talebesi olmak için, Allah’tan derin imana sahip olmak için dua edin. Ben bütün kalbimle buna kesin olarak inanıyorum. Sizin duanız da, inşaAllah o da kabul olacak, bizim hayatımızda değişiklik olur ve bizim cehdimizi, şevkimizi artırır, inşaAllah. Canımızın içi her zamanki gibi çok yakışıklı olan Hocam bizleri unutmayınız, inşaAllah. Sizleri Allah için çok ama çok seven, Firuze.” MaşaAllah Firuze’yi ben tanımıyorum ama ben de onu en az onun kadar seviyorum, hatta daha fazla seviyorum, maşaAllah. Allah sana hidayet versin, kalbine açıklık versin, Allah İslam’ı, Kuran’ı tam anlamıyla yaşamayı sana nasip etsin. Türk-İslam Birliği’ni görmekle şereflendirsin Allah seni. İsa Mesih (a.s.)’ı, Mehdi (a.s.)’ı görmekle şereflendirsin, inşaAllah ve bütün milletimizi, inşaAllah.
“Selamün Aleyküm sayın Hocam, Allah sizden razı olsun.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Benim size bir sorum var Hocam; Hollanda’da nasıl Yehovacılar,” Yehova Şahitleri’ni kastediyor. “Kapı kapı dinlerini yayıyorlarsa ben de sizin kitaplarınızı kapı kapı dağıtabilir miyim?” Aman ha, seni döverler. “Hollandaca yayınlarınızı, sizi mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum televizyondan. Ben ev hanımıyım” maşaAllah. “Dinime hizmet için bir şey yapmak istiyorum. Eşim; ‘kitapları verdikten sonra insanlar sana geldiklerinde yönlendireceğin birisi olması gerekiyor’ diyor. Allah sizden razı olsun. Saygılarımla. Perihan Aslan”. Sevimli Perihan şimdi sen kadınsın, Hollanda’da iti var, kopuğu var, manyağı var, çok tehlikeli olabilir kapı kapı, ne reaksiyon göstereceklerini bilemeyiz. Posta ile göndermen olabilir. Mesela biraz açık posta ucuz olur, açık posta ile gönderebilir. Kitabın üzerine pul yapıştırır; bilmiyorum, Türkiye’de ucuz açık posta, gönderebilir. Yehova Şahitleri yapıyor ama başları bayağı belaya giriyor onların, çok riskli bir şey olur.
Muhammed kardeşimiz Kocaeli’nden yazmış. “Esselamü Aleyküm mübarek Hocam. Sizin ne anlattığınızı, ne anlatmak istediğinizi ve ne zaman anlayacağız” diyor, inşaAllah. “Allah anlayışımızı artırsın. Net ve tek olarak dosdoğru olacağı herkesin hakikat üzere Erbakan Hocam’ı ve sizi aynı şekilde anlayabileceği günün kesin bir tarihi var mıdır?” diyor. “İtiraz etmeden kabul edip, çok hızlı bir şekilde bolluk ve bereketin ve adaletin uygulanacağı çalışma tarihi ne kadar yakın Hocam?” Muhammed kardeşimiz demiş. Ben Erbakan Hocam’ı sevenleri çok seviyorum. Kardeşimiz de sevdiği için ben de onu çok seviyorum. Benim sevdiklerimi sevmek hakikaten çok hoşuma gidiyor. İnsanın ruhunda var o. Şeyh Nazım Hocamız’ı seven birisini ben müthiş seviyorum. Ne yaparsa yapsın severim, maşaAllah.
Mücahide, sevimli Mücahide ne yazmış bakalım. “Selamün Aleyküm canım Hocam” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatühü. “Nefsim ile mücadelemde bazen mağlubiyet yaşıyorum, çok derin üzülüyorum kendimi öyle yorgun, öyle perişan hissediyorum ki ne yapacağımı bilemiyorum. O gün adete ceza gibi sizin sitenizde açılmıyor, canlı yayını bile izleyemiyorum. Önce bilgisayar ile cebelleşiyorum sonra nefsime kızıp tövbe ediyorum o zaman bir bakıyorum ekrandasınız. Hazır tövbe etmişken bir daha nefsimin eline düşmeden Allah için ölsem, ne yapayım bu simsiyah saydam dünyayı. Bana bir şeyler söyleyin canım Hocam, Mücahide.” Mücahide, şimdi ne yapıyorsun sen. Niye ölesin ki? Allah uzun ömür versin, ne kadar uzun yaşarsan o kadar iyi hizmet edersin, o kadar çok sevap kazanırsın. Hemen ölmeyi istemek anormal bir harekettir, olur mu öyle şey? Ben Allah’tan uzun ömür istiyorum çünkü ne kadar uzun ömür olursa o kadar çok hizmet ederiz o kadar çok sevap kazanırız, o kadar çok Allah’ın rızasını kazanırız. Ölmek en kolay iş olur mu öyle şey? Bir de ayrıca nereden çıkarttın dünyanın simsiyah ve saydam olduğunu? O Allah’ın gördüğü bir yönüdür dünyanın, Allah’ın gördüğü bir yönüdür. Allah dünyayı bir başka türlü de görebilir, bir başka türlü de gösterebilir. Ama bizim nefsimizi kırmak için öyle bir sistem kurmuştur. Seni zaten simsiyah dünya ile Allah seni muhatap etmiyor ki, saydam bir dünyayla muhatap etmiyor. Seni renkli, canlı, pırıl pırıl aydınlık bir dünya ile muhatap ediyor, değil mi? Mücahide şimdi bu olmadı, bunu bir düzelt, inşaAllah. Hocam Allah bana da sizlere de uzun ömür versin, bol bol İslam’a, Kuran’a hizmet edeyim diyeceksin, dine hizmet edeyim diyeceksin.
ALTUĞ BERKER: Bu Matrix’in yapımcılarına siz kitap göndermiştiniz Hocam, Madde kitabınızı, sonra o filmler başladı Allah’ın izni ile.
ADNAN OKTAR: Kimdi Matrikis diyen? Zekeriya Beyaz’dı. Matrikis, birde anuştayn diyen vardı. O kimdi?
ALTUĞ BERKER: Evrimci Ali Demirsoy.
ADNAN OKTAR: “Büyük alim Ali Demirsoy huzurlarınızda” dediler, adam anuştayndan başlayınca, biz aman ne yaptık dedik, yanlış adrese mi geldik? Hem de anuştayn, tayin pekmezi gibi laf, anuştayn ne demek? Birisi ona bir öğretsin.
Fatih Can şöyle söyleyeyim, şimdi bu adamların sana propagandasını yapmayalım da şöyle diyeyim, faydalı bir yayın varsa biz her yerde izleriz, faydasızsa kapatırız o kadar.
ALTUĞ BERKER: Büyük veli İbrahim Hakkı Bursevi Hazretleri, Hz Mehdi (a.s.) zamanındaki şiddetli ortamı ve Mehdi (a.s.)’ın derin ilmini şu şekilde anlatmış Hocam, inşaAllah; Şeytan’dan Allah’a sığınırım. Onun için Kuran’da bildirilir, “sıkıntıya düşenin duasını kabul ettiğinde.” Neml Suresi 62. Ayette. “Kastedilen mecburiyet zamanı geldiğinde, duanın Allah tarafından kabul olunması beyandır ve bu sebeptendir ki, her asırda olan şiddetli musibetleri ortadan kaldırmaya tam anlamıyla muktedir bir kişi zuhur eylemiştir. Ve alemin karışıklığı had safhaya gelip ihtiyaç olunca, Hz. Mehdi (a.s.) zuhura gelse gerekir. Zira doktorun kuvveti, hastalığın, illetin, derdin, belanın şiddetine göredir. Ahir zamanda ise, dünyanın ne derece hastalığa, illete, derde, belaya müptela olacağını, o vakitte hazır olanlar bilirler” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak Muhammed Raşid Erol Hazretleri Hocamız ne diyor? “Binde doksandokuzu insanların delalette” diyor. “Geride kalan %1’de zor ayakta duruyor” diyor. Çok manidar Hocamız’ın buradaki açıklaması. Ne diyor Seyda Hazretleri Muhammed Raşid Erol? Lakabı Seyda’dır Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin “Bu zamanda insanların binde biri bile ahirete dünyadan fazla kıymet vermiyor.” Bak “binde biri bile” diyor, binde biri. “Dünya işlerinde eksiklik olunca hastalanıyor ve yataklara düşüyor.” İşler rast gitmeyince, çekler ödenmediğinde, imtihanında başarılı olamazsa, beğendiği mantoyu alamazsa veyahut bir eğlenceye gidemezse. “Fakat ahireti elinden gitse hiç umursamıyor.” Ahiret hiç önemli değil onlar için diyor. “Dünyası ahiretinden bin kat makbul olmuş oluyor.” Bak, “dünyası ahretinden bin kat makbul olmuş oluyor,” yani dünyayı ahiretten bin kat daha önemli görüyorlar, diyor. “Hal böyle olunca, nasıl Allah-u Teala insandan razı olur. İnsanın yanında en değerli şey Allah-u Teala'nın rızası, dostluğu ve ahiret olmalıdır. Sahabeler zamanında biri cemaatle namaza yetişemese matem tutardı. Evde cenaze varmışçasına üzülürdü. Arkadaşları cemaati kaçırdı diye ona taziyede bulunurlardı. İşte ahiret ve Allah-u Teala'nın rızası onların yanında o kadar kıymetliydi. Tabii ki onlar da Allah-u Teala'nın yanında o kadar makbullerdi. Bu zamanda insanlarin binde dokuzyüz doksandokuzu Allah yolunu terk etmiş” diyor. Bunun diğer adı deccaliyettir işte. Bu dünya tarihinde ilk defa oluyor, hiç olmamıştır. Bakın binlerce yıllık dünya tarihinde bu kadar dinsizliğin dünyaya hakim olduğu bir dönem olmamıştır. Bakın Muhammed Raşid Erol Hazretleri deccali nasıl açıklıyor. “Bu zamanda insanlarin binde dokuzyüz doksandokuzu Allah yolunu terk etmiş ve ibadetten habersiz hale gelmiş, geriye kalan binde birinin ise ahiret işleri çok perişan ve gevşek durumdadir.” Çok çok küçük bir bölüm normal devam edebiliyor, diyor. “Artık insanın da dünyanın da sonuna gelinmiştir, Kıyamet iyice yaklaşmıştır.” Deccal çıkmış, Mehdi (a.s) gelmiş Kıyamet iyice yaklaşmıştır. “Artık vaaz ve nasihat devri degildir, çünkü hiçbir tesiri olmuyor.” Tarikatlerin etkisi olmuyor diyor Muhammed Raşit Erol Hazretleri. “Çünkü dünya sevgisi, keyfi ve safâsi çok artmış, Allah'in emirlerine karşi gelme çoğalmış, helal ve haram gözetilmez olmuş.” Bunların hepsi deccalin alametleridir. Şu Hocamız’ın dediği; bin kısımdan dokuz yüz doksan dokuzu, zaten deccaliyetin tam tarifidir. Ve “Din garib olmuştur.” Mehdi (a.s)’ın çıktığı anın özelliğidir dinin garib olması. “İnsanlar dini arkasına atmış, Allah-u Teala'dan bahsedildiği zaman rahatsız olmaya başlamıştır.” Bu da deccalin çıkış alametidir. Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin Seyda Hazretleri’nin babası, büyük Nakşibendi Şeyhi Gavs Hazretleri’ne sorulmuş, zamanın Gavsı. "Efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı.” Yani ehli tarikat olan insanlar. “Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor? ‘Gavs Hazretleri buyurmuş: "Evet artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda vallahi” diyor bak, Allah adına yemin ediyor. “Vallahi bu durumu muhafazadır, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet” bak, “çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir” diyor. “Bizden çıktı” diyor. “Tam manasıyla hidayeti o yapacak. Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” diyor. Çok hayatidir, yani çok önemli. Bu kitaptan edinsin kardeşlerimiz.Seyyid Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin hayatı. Çok değerli, çok muhterem bir alimdir, maşaAllah. Allah rahmet etsin.
Kadir Ünlü, Almanya. “Allah’a, Kuran’a, vatana, bayrağa yemin olsun, şehitlerin gazilerim emin olsun, Türk gençliği olarak komünizme, kapitalizme, faşizme ve her türlü emperyalizme karşı mücadelemiz sürecektir. Mücadelemiz son nefer, son nefes, son damla kana kadar sürecektir.” Yani ilmi anlamda diyorlar tabii. Bilimsel. “Mücadelemiz Türk İslam Birliği, Turan’a kadardır. Türk gençliği olarak yılmayacağız, yıkılmayacağız. Başaracağız, başaracağız, başaracağız. Allah Türk-İslam Birliği’ni kursun ve yüceltsin. Amin. Yiğitlerin yiğidi Muhammed Adnan Hocam” diyor. MaşaAllah, yiğitlerden birisin sen Kadir, maşaAllah. Almanya’dan. Bu ne güzel sözler bunlar, maşaAllah. “Son damla,” tabii vatan için kan verilir. “Faşizme ve her türlü emperyalizme karşı mücadelemiz sürecektir. Mücadelemiz son nefer, son nefes, son damla kana kadardır” diyor. Ama tabii kan akmayacağı için tabii böyle bir şey olmayacak. Mehdiyet devrinde kan yok. İnsanların burnu dahi kanamaz, kan akmayacak, uyuyan kişi uyandırılmayacak. Ama vatan için canımız feda, Allah için. Mesela gitsinler bir askere, biz mesela askerimiz, Allah vermesin bir savaş oluyor, bir şey oluyor kanının son damlasına kadar yiğitçe mücadele eder. Bu onun şerefi olur, şehit oldu mu. Çok büyük bir şereftir, inşaAllah. Ama çok güzel yeminin, maşaAllah. Turan, tabii Türk olan bir insanın kendi kardeşlerinden bir topluluk olmasını istemesi zaten Kuran’ın bir emridir. Allah “sizi milletler olarak yarattık” diyor. Türklük aleminin paramparça olması akıl almayacak bir gaflet, akıl almayacak bir anormallik ve eksikliktir. Nasıl olur? Konya’yı, Eskişehir’i, İstanbul’u bizden ayırsalar, Allah vermesin, Ankara’yı. Ne güzel diyeceğiz, arkadaş görüşüyoruz, konuşuyoruz, falan. Bir gün belki birleşiriz. Olur mu böyle şey? Derhal birleşilmesi lazım, derhal, tabii. Yani çok anormal bir hareket. Allah diyor bak, “sizleri kavimler olarak yarattık.” Türk kavmi paramparça. Nasıl oluyor bu? Olur mu öyle şey? Hemen birleşmeleri lazım. Türk-İslam Birliği oluşacak, inşaAllah. İttihad-ı İslam. “Yılmayacağız, yıkılmayacağız, başaracağız, başaracağız, başaracağız” diyor, maşaAllah, elhamdülillah. Aferin Kadir’e, güzel yazmış.
“Sayın Hocam Allah razı olsun sizden. Biz bu hizmetlerinizi her gün can kulağıyla dinliyorum. Sizin sesinizi telefondan o da yeter Hocam. Hocam size bir fosil gönderip ben de katkıda bulunmak isterim bu davanızda. Ali İhsan ben. Allah yardımcınız olsun. Herhalde bu şekilde mesajımı ulaştırabilirim. Belki de ulaşmaz. O zaman nasıl ulaşacağım size? Bana bir telefon, bir adres gönderirseniz sevinirim. Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Şimdi ben buradan telefonumu verdiğimi bir düşün. Sabaha kadar uyuma diye bir şey olmaz. Ne uyuması yani 8 ay uyuyamayız herhalde. Şimdi sevimli böyle yapmayalım da sen ne yap biliyor musun? Fosili nereden buldun ayrıca sen? Eğer koleksiyonersen güzel. Ama böyle sertifikalı bir fosil aldıysan fotoğraflarını gönder tabii, inşaAllah. Ama iyi bir hediyedir fosil hediyesi, güzle bir hediye şekli, inşaAllah, inşaAllah. Sesimi telefonda duymak istiyorsun. Konuşuyorum burada, bunu niye kabul etmiyor? İnşaAllah.
“Selamlar sayın Adnan Hocam” diyor. “Yaratılışı ispat etmek için fosillerden ve proteinlerden ve bilimin gösterdiği her türlü delilleri istifade ediyorsunuz” diyor. “Ve böylece deccaliyete karşı mücadele ediyorsunuz” diyor. “Bu açıklamanızı yaparken Kuran ayetleriyle ve hadislerle de bu açıklamalarınızı destekliyorsunuz” diyor ve “güçlendiriyorsunuz” diyor. Evet, Bahattin Varol. İyi, maşAllah. Tabii ahir zamanda deccal karşımıza bilimle çıkıyor. Tabii biz de onu bilimle tepeliyoruz. Çünkü bilim ve felsefede, Bediüzzaman diyor; “ahir zamanda maddi felsefe vesilesiyle” diyor, değil mi? “Bir ceyrani nemrudane ikna ve telkin kabiliyetiyle gittikçe tevessü eder ve gelişir” diyor. Buna karşı çözümü Bediüzzaman söylüyor. “Mehdi (a.s)” diyor. Mehdi (a.s) Darwinizm’i, materyalizmi yerle bir edecek” diyor. “Maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içine intişar etmesiyle,” işte Darwinizm ve materyalizm, deccaliyet yani. Darwinizm’i böyle açıklıyor Bediüzzaman. “Maddiyun ve tabiiyyun tâunu, beşer içinde intişar etmesiyle herşeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini” yani Darwinizm’i, materyalizmi, “tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır” diyor birinci görevi. “Bu vazife hem herşeyi bırakmakla, çok zaman tedkikat ile meşguliyeti iktiza ettiğinden Hazreti Mehdînin, o vazifesini bizzat o görevi yapmaya vakit ve hal müsaade edemez. Öyleyse ondan önce bir tâife bu görevi bir cihette görecek. Bu taifenin uzun tetkikatıyla yazdıkları eserleri hazır bir program olarak Mehdi (a.s) neşr ve tatbik edecek” diyor. Yani bilim adamları mesela Avrupa’da, İngiltire’den, Amerika’dan nereden bulursa, fosillerle ilgili, şunlarla ilgili, bunlarla ilgili bilgisel bilgileri toplayacak, bir araya getirecek. Kitap haline getirecek ve onunla, o birinci vazifeyi tam yapmış olacak, diyor. “Bu vazifeyi yapmak için ihtiyacı olan ordusu yalnız ihlas, sadakat ve tesanüt sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirtlerdir” diyor. Yani küçük bir talebe grubu ona yardımcı olacak diyor bu kitapların hazırlanmasında. “Her ne kadar az da olsalar manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor Bediüzzaman. Mehdi (a.s)’ın, yani kitaplarını nasıl yapacağını çok detaylı anlatmış. Bir de diyor ki Bediüzzaman, “ben kardeşim görmediğimi anlatmadım” diyor. Gördüğüm şeyleri anlattım, diyor. Anlattığım şeyler de gördüğüm şeyler, diyor. Mehdi (a.s)’ı da, bizzat gördüğünü anlatıyor Mehdi (a.s)’da. Nerden bilsin Mehdi (a.s)’ın Bediüzzaman Darwinizmle ilgili kitap yazacağını? Vaktinin dar olacağını nereden bilsin? “Vakit ve hal müsaade etmez” diyor. Küçük bir ekip olacağını nereden bilsin? Bir kısım şakirtler, şakirtlerin hepsi demiyor bak. “Bir kısım şakirtler” diyor. Kendi talebe grubu içerisinde ayrı küçük bir grup oluşturacak” diyor. Yani bilimsel çalışma yapması için. “Onlarla o birinci vazifeyi tam yapmış olacak” diyor, inşaAllah.
Kardeşimiz diyor ki; “Hocam siz başı açık hanımlara da başı kapalı hanımlara da bu şekilde hitap etmeniz çok isabetli oluyor. Bu zamana kadar başı açık hanımlar hep ihmal edildi, onlara karşı tavır aldı insanlar. Onları dışladılar ama siz şefkatle yaklaştınız ve onlara hitap eder durumdasınız. Allah sizden razı olsun. Çok isabetli hareket ediyorsunuz” diyor. Uzun uzunca açıklamış kardeşimiz. Mesela diyor, “söylediğiniz doğru” diyor, “Türkiye’nin %70-80’i hanımların başı açık. Fakat birçok insan tarafından onlar dışlanıyorlar. Siz sahip çıkıyorsunuz Allah razı olsun. Hatta başı kapalı hanımları bile dışlıyorlar. Onları bile anormal olarak değerlendiriyorlar. Siz de onarla da sahip çıkıyorsunuz, Allah sizden razı olsun” diyor. Evet, Şahin kardeşimiz. Biz de ondan dolayı kardeşimizi tebrik ediyoruz böyle derin düşündüğü için, inşaAllah.
“Hocam Mehdi (a.s) neden İstanbul’dan çıkıyor?” Feridun kardeşimiz soruyor. Neden İstanbul’dan çıkıyor? Allah öyle takdir etmiş onun için. Peygamber Efendimiz (s.a.v) hadisi var. Yaklaşık on tane hadisi var. Konstantiniye, Konstantiniye, sürekli İstanbul diye geçiyor. O yüzden İstanbul’dadır. Bediüzzaman da İstanbul’dan çıkacağını söylüyor. “Basra, Küfe ve Şam gibi yerlerde tasavvur edilmiş. İslam aleminin merkezi hep oralarda kalacaklarmış zannetmişlerdir, bu bir sehiv, hatadır. İslam aleminin son başkenti İstanbul olduğu için Mehdi (a.s) İstanbul’dan çıkacaktır” diyor. Risale-i Nur Külliyatı’nda Bediüzzaman. Hadislerde de Peygamber Efendimiz (s.a.v) zaten; “İstanbul’u tekbirle, Allah’ı anarak feth edecek, kan dökmeyecek İstanbul’u alırken” diyor. “Fikirle, bilgiyle, Allah’ı anarak fethedecek” diyor.
SUNUCU:“Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza 00:30’dan itibaren TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.tv internet sitemizden devam edeceğiz.
ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra TV Kayseri’deyiz inşaAllah. Yarın da akşam 22.00’da Adıyaman Asu TV’de inşaAllah.
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Kitaplar
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...