SUNUCU:Hocamızın da katılımıyla yayınımıza devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:Şeyhim neler konuşuyordunuz?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Muhterem büyük ağabeylerimizin ahir zaman ve Mehdi (a.s.) müjdesini dinledik videolardan Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir kısım adamlar öyle hale gelmiş ki, ne Bediüzzaman'ı dinliyor, en başta bir kere Allah'dan etkilenmiyor, Kuran'da var diyorsun, Müslümanım diyor, Kuran, ayetle ispat ediyoruz, İttihad-ı İslam’ı anlatıyoruz, İslam’ın dünya hakimiyetiyle ilgili ayetleri anlatıyoruz, adam muhatap olmuyor. Hadisleri anlatıyoruz, Buhari'den, Müslim'den, Tirmizi'den, bütün Kütüb-i Sitte'den, ondan da etkilenmiyor. Alimlerin, Ehl-i Sünnet alimlerini anlatıyoruz, Bediüzzaman'ı anlatıyoruz, mantıken de anlatıyoruz, yine etkilenmiyor. Entel dantel, işte bilgisayarcı, facebook'a girsin, bilmişlik yapsın. O nedir, twitter mıdır her neyse, oraya girsin, orada entel sohbetleri yapsınlar. Bunun sonucunda egoist, bencil bir toplum oluyor, sevgisiz bir toplum oluyor. O zaman Müslümanlığın ana bünyesi yok olmuş oluyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında fakiri, zengini falan hepsi geliyorlardı mescide, sohbet ediyorlardı, konuşuyorlardı. Peygerimiz (s.a.v.) hepsine sevgi gösteriyordu. Dostluk, arkadaşlık vardı ve tek bir toplum vardı, Müslüman topluluğu vardı. Zenciler, Çinliler, Afganlar, Türkler, herkes vardı Peygamberimiz (s.a.v.)’in sohbetinde, topluluğunda. Kimse de ayırt edilmiyordu, herkese sevgi gösteriliyordu, arkadaşçaydı üslupları. Birbirlerinin ziyaretlerine gidiyorlar, hastası olsa birbirlerini koruyup kolluyorlar. Hatta birbirlerine mirasçı olacak hale geliyorlar, öyle bir görünüm veriyor ki, ayet iniyor bu konuyla ilgili. Birbirlerini çok seviyorlar. Şimdi yeni modern kafanın nimetlerinden istifade edeceklerine, modern kafanın çıkarttığı egoistliği ve bencilliği aldılar. Bir çok Müslüman cemaate de bu sirayet etti, sevgisizlik. Mesela on tane Müslümanı bir araya getirmek dünyanın bir çok yerinde çok zor ayrı cemaatlerdense. Bir araya geldiklerinde hemen bilmişlik yapıyorlar, o onu tekfirle suçluyor, o onu tekfirle suçluyor, bir anda birbirleriyle boğuşur hale geliyorlar. O yüzden Cenab-ı Allah ona çözüm olarak ahir zamanda tek bir topluluk olarak Müslümanların birleşmesi müjdesini veriyor, onun da Mehdi (a.s) kanalıyla olacağını söylüyor İnşAllah.
ALTUĞ BERKER:Yiğit Bulut Başbakan ile birlikte Suriye'ye gitmiş Hocam. "Giderken 98 yılına kadar Öcalan nedeniyle savaşın eşiğine geldiğimiz Suriye ile göreceklerinden çok da umutlu olmadığını" yazmış; "ancak uçaktan indikten sonra binlerce insanın Erdoğan'ı beklediğini, Suriye sokaklarının Türkiye'nin liderliğini akıldan ve gönülden benimsediğini gördüğünü, sokağın Türkiye'ye inanılmaz bir sevgi ve güveninin olduğunu hatta bu sevginin Beşer Esad'a duyulandan bile daha fazla olduğunu" söylemiş. Hüsnü Muhalli, bu da Suriye asıllı Türk gazeteci, uçakta kendisine "burada oylama yapılırsa Türkiye'ye katılım için büyük bir çoğunluğun çıkacağını" söylemiş. Yiğit Bulut da; büyük Türkiye'yi bu seyahatinde bir kere daha gördüğünü belirterek, Türkiye'yi bu hale getirenlere teşekkür ettiğini söylemiş Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Anlattıklarımız doğru muymuş?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehdiyet buram buram gelişiyor muymuş?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehdiyet'in bereketi. Daha önce böyle bir şey yoktu. Hakitaten Suriye'de şu an oylama yapılsa ezici çoğunluk Türkiye ile birleşmeyi ister. Hem de tam anlamıyla birleşmeyi ister, öyle yarım da değil. İnşaAllah. Bu işte Allah'ın kalplere etki etmesiyle meydana gelen metafizik bir durum. Adamlar her şeyi materyalist kafayla anlatıyorlar. Şunun bunun etkisi değildir, Mehdiyet’in etkisidir. Allah onu vesile ediyor. Biraz daha araştırılırsa, biraz daha incelenilirse bu gerçek ortaya çıkacaktır. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah hocam. "Suriye ile Türkiye arasında yapılacak olan Dostluk Barajı'nın temel atma töreninde konuşan Suriye Başbakanı Muhammed Nuri Itri, o günü Türkiye-Suriye Dostluk Günü ilan etmiş Hocam. Bu arada törenin ardından sınırdaki geçişler tamamen serbest bırakılmış, iki ülke vatandaşları hasret gidermiş İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim böyle ara ara yapacaklarına her gün yapılsa olmuyor mu bunu? Bayramlarda yapıyorlar seyranlarda yapıyor, her gün yapılsın işte. Her gün bu yapıldığında Türkiye ile Suriye birleşmiş olacak. Sınır kapısındaki memurlara diyeceksin; “Git; çay için, yemek yiyin, işinize bakın" dersin. Olur biter, bu kadar. Başka birşey yok. Özel kanun düzenlemesine de gerek yok. Özel bir çalışma yapmaya da gerek yok. Tabii. Memurlara diyeceksin; "İşinize gücünüze bakın. Size maaşınızı yine verelim" diyeceksiniz. O kadar.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Vatan Gazetesi’ndeki bir haberde Hocam; Başbakan Erdoğan ailelerden bir ferdin faili meçhul ile öldürüldüğü ya da kaçırıldığı Cumartesi Anneleri’yle bir görüşme yaptı. Bu görüşme sırasında kendisinin de 1979 yılında öldürülen iki arkadaşının cenazesine katıldığı için göz altına alındığını ve bir gece Metris Cezaevi’nde tutularak işkenceye tabii tutulduğunu anlatmış. Başbakan Erdoğan'ın ayaklarını dizlerine kadar buzlu su olan bir kovada saatlerce tutmuşlar. Kaldığı hücre de çok soğukmuş, işkenceye son verdikten sonra da eroin bağımlılarının olduğu bir odaya kapatılmış. Bunu anlatmış Sayın Başbakan.
ADNAN OKTAR:Evet o işkence var. Ben çünkü bizzat gözümle gördüm. 1999'da Organize’de kız arkadaşlarımıza, kız çocuklarına o şekilde muamele yapılacağı aklımın ucundan geçmezdi. Yani işkence yapılacağı. Ben onları ayrı tutarlar diye düşündüm. Hakaretler, küfürler, işkencenin bini bir para. Her yerden insan feryatları geliyor. Yani İstanbul Emniyet Müdürü de bir ara gelmişti, orada ben gözgöze gelmiştim. Bir teftiş etti ortalığı şöyle. Bütün milleti koridora dizdiler falan. Kardeşim, Müslüman evladı, Türk evladı bunlar, ne oluyorsunuz ya! Biz gidiyoruz başkası geliyor, onlara da işkence yapıyorlardı. Başkası geliyor ona da işkence yapıyor. İstisnasız kim gelirse işkence. Ben, bu elektrik falan cesaret edemezler falan zannediyordum, hakikaten doğruymuş. Bizzat gözümle gördüm. Kaç tane arkadaşımızı sakatladılar. Ben öyle hafif dozlu falan bir elektrik veriyorlar, öylesine hani rahatsız etmek için yapıyorlar zannettim, alenen şehir elektriği veriyorlar. Sağ ayağımın baş parmağının o tırnak yuvasını koparttı elektriğin ateşi, meydana gelen ateş, kablonun değdiği yer. Duruyor daha hala ayağımda, izi duruyor ayağımda görmek isteyen görebilir yani. İnşaAllah. Ama ben şikayetçi olmadım. Yani sabaha kadar, gecenin üçünde insan çığlıkları bir hafta boyunca. Gece-gündüz, sabah-akşam, ne oluyorsunuz, ne oluyor yani nihayet! Bir çok gazete o arada coşku içerisinde, heyecan içinde, sevinç içinde bayram sevinci yaşıyorlar. Şimdi bakın iddia edilen Ergenekon örgütü davasında hüngür hüngür ağlıyorlar, ama bize işkence yapılırken aynı şahıslar tam bayram havası içerisindeydiler. Acayip bir sevinç içindeydiler, günlerce sevinç yaşadılar. Ama bak şimdi adamlar bin küsür yıl ceza talebiyle yargılanıyorlar işkenceden. Kiminin omzunu çıkarttılar, kiminin belini çıkarttılar. Feci şekilde işkence yapıldı, öyle az uz işkence değil. Bir de sonuçta ne kazanacaksınız? Neyi öğrenmek istiyorsunuz? Zaten ne istiyorsanız söylüyoruz. Bu kadar kin duymaya, bu kadar şiddetli öfkeye sebep ne? Mesela Adil Serdar Saçan geliyordu, masanın üzerine çıkıyor, yoğun anoson kokusu hakim ortamda, duruyor duruyor birdenbire patlıyor: "Paralar nerede?" Allah Allah ne parası? Şimdi cevap vermezsen, morarmış yani artık gözler mözler akmış, birçok da adamı da var orada. Ne diyeyim dedim acaba şimdi, para yok desem Allah-u Alem sakatlayacak belli yani. Çünkü her türlü imkân var, elim kolum kelepçeli. Kolum açık da olsa; şimdi kendimi savunup onlara sille tokat girecek durumum yok, öyle bir şey olmayacağı belli. Ne diyeyim dedim, şimdi bankada desek inanmazlar, en iyisi dedim, Fisal Finans’ta diyeyim. "Albaraka'da Faisal Finans'da bütün paralar" dedim. "Bayağı var işte milyonlarca dolar para var, gidin oradan alın" dedim. Gece yarısı açtırdılar Faisal Finans'ı, Albaraka'yı. Bütün elemanlarını falan çağırdılar, memurları falan hepsini, bankanın hesaplarını incelemeye başladılar. Yok tabii. Nereden bulayım kardeşim ben size para yani. Evleri aradınız, taa döşemelerin altına kadar aradılar artık, yani döşemeleri söküp baktılar. Koltukların aralarını yırtarak açıp baktılar. Evlerde ne varsa alıp götürdüler. Çok kapsamlı aradılar, zaten bulacaksan bulursun. "Suç unsuru bulamadık" dedi Adil Serdar Saçan, "ama çok şükür bir yatağın altında" dedi, onun da hikayesini biliyorum ben de, onu sonra anlatacağım, bir dosya içerisinde fotokopi halinde, basında çıkan, orada burada çıkan haberler, yazılar, falanca hakkında, şunun hakkında, bunun hakkında falan yazılar, yatağın altına koymuşlar. Bir derginin arşivini alıp yatağın altına koymuşlar, dergi arşivi. "Hah bulduk hele çok şükür" dedi. "Suç unsurunu bulduk". Suç unsuru da bir şey yok zaten, Savcı da dedi, "hiçbir suç unsuru yok" dedi. Velhasıl kerim o zaman "helal olsun sana" falan dediler bu iddia edilen Ergenekon örgütü davasında yargılanıp içeride olan tipler var, Adil Serdar Saçan'a "helal olsun" dediler. Çok şahane faaliyet yapıyorsun gibi bir üslupları oldu. Ve Adil Serdar Saçan'ın etkisiyle, günlük servis vardı. Mesela ne konuşuyorsan ertesi gün basında. Hem de manşetten. Biz orada zaten mecbur durumdayız, adam ne derse kabul edeceksin ikinci bir ihtimal yok ki. Sıkıysa bir aksini söyle. Adil Serdar Saçan; "Sen tam anlamadın galiba Hocam" dedi. "Nedir?" dedim. "Bak ayağınla yer arasında ne kadar mesafe varsa, ölümünle hayatın arasında da o kadar mesafe var" dedi. Bina da yüksek her an intihar edebilirim, her an bir kırlık alana götürülüp birden polisin elinden kaçarken, polise mukavemet ederken falan, kafam bir duvara muvara çarpabilir. Her şey olabilir maazAllah insan bu yani. Mesela stresli ortam gerginsin, yapar yaparsın. Birden kafanı duvara da vurabilirsin o anda kızıp sinirlenip her şey olabilir. Bir anda da intihar edersin. Ben de intihar etmek istemediğim için ne diyorlarsa yaptım. Ne söylüyorlarsa kabul ettik. Adını sanını duymadığım adamlara bana iftira attırıyorlar. Şununla beraber oldun, bununla beraber oldun; tamam dedim oldum. Ne diyeyim? “Para?” burada da var dedim. "Çete" dedi, evet çete kurdum dedim. Ben organize ettim dedim. Ne diyeyim kardeşim? Bizim avukatlar geldi, başımızda polis bekliyor, izbandut gibi adamlar, iki metre falan. "Avukat ne diyorsun?" dedi, “biz mecburen kabul edeceğiz” dedim. “Savcının karşısına çıkınca doğrusunu anlatırız, ne yapacağız başka türlü?" dedim. "Yok öyle olmuyor, sen 4422. maddeyi bilmiyorsun” dedi. “Nedir?” dedim. “Bu bütün dediklerini ispat etmek durumundasın. Olmadığını ispat edeceksin teker teker" dedi. Yani "bunu dedikten sonra bu tamam geçerli. Bunun için delile gerek yok. Senin sözün yeterli oluyor. Sen olmadığını ispatla mükellefsin" dedi. Allah Allah, bana yüzlerce madde yazdırdılar belki, hangi birini ispat edeyim şimdi onların? Uğraşılır mı onlarla? On yıl sürdü uğraşmamız cevap vereceğiz diye. Bak, 10 saatlik ifadeyi, 10 yıldan beri cevaplamaya çalışıyoruz. Böyle bir sistem yani inşaAllah. Tabii Adil Serdar Sarçan'ın ekibi de vardı orada, ben kimin kanalıyla haberin gittiğini bilmiyorum. O zamanlar gazeteciler kimlerdi onun ekibi?
ALTUĞ BERKER:Tuncay Özkan Kanal D'nin sorumlusuydu.
ADNAN OKTAR:Tucay Özkan değil mi evet. Tuncay Özkan o zamanlar gazetede her gün anormal bir coşku ve sevinçle anlatıyordu. Şimdi bak tutuklu, cezaevinde her gün ağlıyor. Demokrasi, insan haklarından bahsediyor. Peki biz tutukluyken niye tek kelime ağzını açmadın ve anı anına, günü gününe naklen yayın yaptın gazetenden, televizyonlarından değil mi? Eli kolu bağlı bir adama, konuşma hakkımız yok, cevap veremiyoruz, zor şartlarda tehditle konuşturuluyor bir insan, onu manşetten yayınlamanın alemi ne? Anormal seviniyordu, neredeyse zil takıp oynayacaktı acayip sevinç içindeydi. Sonra şimdi demokrat, insan hakları savunucusu, ince araştırmacı havasında İnşaAllah. Yani derler ya, alma mazlumun ahını derler. Evet, anlatacak çok şey var da fakat tabii usturuplu konuşmam gerekiyor onun için pek bir şey diyemiyorum.
Çamurcu’ya diyorsunuz, cevap mı vereyim diyorsunuz. Yahu bırakın garibanı Allah aşkına. Bu sadece Darwinist, beni o yönü ilgilendiriyor. Bana ne adamın Mozartlığı bilmem ne, istediği kadar isterse beline kadar saçını uzatsın, güzel zaten sünnettir saçını uzatması. Onunla bizim alıp veremediğimiz yok da, artistik pozlar falan yapmış, o da olabilir genç delikanlı çocuk, hoşuna gidiyordur. Ne yapsın cepheden değil yandan çektirmiş işte. Bir de yüzünü göstermek istiyordu herhalde. Fakat bizim asıl orada üzerinde durduğumuz şey Darwinizm’in; Marksizm’in, Leninizm’in ve faşizmin kökeni olduğunu bildiği halde, dinsizliğin kökeni olduğunu bildiği halde, cahil yapısıyla cahil mantığıyla oturuyor Darwinizm’i savunuyor. Konu bu. Ve ortaya çıkarttıkları adamlar da bu tarz oluyor. Kardeşim, profesör olarak çıkarttıkları adam bile anuştayn, manuştaynlı konuşuyor, böyle tipler. Bediüzzaman onun için diyor ki; "cehalet, zaruret ve ihtilaf" diyor karşımızdakiler. "Cehalet". Darwinist düşünceyi, Darwinist felsefeyi, biyoloji felsefesini inceleyen adamların, proteinlerin yapısını ve fosilleri çok iyi bilmesi gerekiyor, yani paleontolojiyi. Bunu bildiğinde zaten Darwinist olamaz, yani proteinlerin moleküler yapısını biliyorsa ve paleontolojiyi biliyorsa, b çıktı böyle, hocaları, şunu bunu falan, en ummadığımız adamla aşkla şey bilmesine gerek yok. Darwinist olması mümkün değil. Bu hazret de, yeni bir gelenek rı bile Darwinist yapıyorlar. Bir çok profesör, alim, hoca bildiğimiz ilahiyatçı var, çok fazla ilahiyatçı var hepsi Darwinist. Cübbeli mübbeli tarzı tipleri de zaten cehaletler içerisinde bıraktılar. Adama soruyorlar Cübbeli'ye; "Ne diyorsun evrim konusunda?" diyorlar. Adam haşır huşur kaşınarak "evrim ne ki?" diyor. Zaten pasifize olmuş adam, zaten bir etkisi yok teslim olmuş o. Öbürlerini de Darwinist yapmışlar. Bu entel dantel takımı da kenardan devreye giriyorlar. Bir tane daha var öyle, gulyabani gibi bir tip var kız, o da bunların ekipten, o tarz böyle. O da ayrı bir havada; hem ezik, hem entel, böyle garip bir halleri var. Kardeşim, bir protein tesadüfen meydana gelemiyorsa evrimden bahsedilebilir mi? Kökünden bitmiş olay. Sen ne diyorsun? "Proteinleri uzaylılar yaptı" diyorsun. Bitti. Uzaylılar yaptı diyorsan senin konun kapandı. Nasıl evrimci oluyorsun? Halkın, bazı kardeşlerimizin, halktan bazı insanlarımızın bilgisizliğinden istifadeyle ortaya çıkıp böyle şamata yapmak; daha Türkçesi özetle bu kafaya nefes aldırmayacağız. Müslümanları Darwinist yapıp, entel yapıp, ondan sonra direkt dinsiz yapacak bir çizgiye doğru götürüyorlar. Bakıyorum en güvenilir adamlar bile bazen, alim diye bilinen, bakıyorsunuz; sosyoloji morfoloji, entoloji falan; arkasından gençliğe bakıyoruz, onlar da yavaş yavaş entel dantel ve dinsiz çizgiye doğru gidiyorlar. Zannedildiği gibi olmuyor, dindarlık sürekli devam etmiyor. Mesela en başta benim dindar gördüğüm birçok insan vardı, sonra alânen dinsiz gibi oldular. Bütün üslupları sistemleri değişti. Mesela yirmi yıl, otuz yıl dayanamıyorlar, mesela kırkıncı yıla doğru sapıtıyor adam, otuzuncu yıla doğru sapıtıyor. Aklı insanların hepsinin aynı değildir. Allah ayette diyor; “İnsanlar zayıf yaratıldı” diyor Allah. O kadar dirençli değildir, yani dış telkine, dış etkiye o kadar güçlü olmuyorlar. Biraz üzerine gittiğinde çökebiliyor. Ama aynı şekilde dinsizlik için de bu vardır. Dinsizlik de öyledir, güçlü bir cereyan değildir. Yani üzerine biraz gittiğinde çöker. Ama dindarlık da öyledir, üzerine biraz gidildiğinde o da çöküyor, çökebiliyor. Onun için imanı güçlü, aklı güçlü liderlerin, gücü, psikolojisi, ruhu ve enerjisi topluma yansıyor. O yüzden yıkılmıyorlar toplumlar. Onu nokta-i istinad ediniyorlar o tarzdaki insanları. Mesela Bediüzzaman zamanında öyleydi. Bediüzzaman’ı ve talebelerini nokta-i istinad ettiler halk, insanlar ve imansızlığa karşı dayandılar. Çok güçlü kaldılar. İmansızlık, hakikaten gücü yetmedi onlara ve geriledi imansızlık. Şimdi de Mehdiyet devrede olduğu için, biz de Mehdi (a.s.)’ın talebeleri olduğumuz için, onun enerjisi, onun gücünü dünyaya yansıtıyoruz. Ve insanlar zincirleme bundan etkilenerek dinsizliğe karşı dayanabiliyorlar. Yoksa dinsizliğe karşı dayanmak çok güçtür. Bakın Muhammed Raşid Erol Hazretleri söylüyor; “İnsanların binde 999’u dinsiz oldu” diyor, “deccal çıktığını” söylüyor, açıkça anlatıyor. Geriye kalanların da zayıf olduklarını söylüyor, böyle dış etkiye açık olduklarını söylüyor. Hatta orada herkes kendi başının çaresine baksın gibi üslup kullanmış. Ama Mehdi (a.s.) devrinde herkesin başının çaresine bakma diye bir şey yoktur, Mehdi (a.s.)’nin çevresinde toplanma vardır. İnşaAllah. Zaten orada da Gavs Hazretleri diyor; “Bütün mesele Mehdi (a.s.)’nin etrafında” diyor. Yani “bütün konu onun etrafında, hidayete vesile olacak olan odur” diyor. Dolayısıyla “Mehdi (a.s.)’ı nokta-i istinad edinin, onun çevresinde toplanın” diyor.
ALTUĞ BERKER:Sungur Ağabeyin sözü geldi aklıma Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Size, beraber ziyaret ettiğimizde şöyle demişti; “Sen seddi Zülkarneyn oldun, seni aşıp bize gelemiyorlar.”
ADNAN OKTAR:Evet geçenlerde ziyaretine gitmiştik, epey oldu ama bir yıl olmuştur. Ziyaretine gitmiştik o zaman dedi; “Sen seddi Zülkarneyn oldun, seni aşıp bize gelemiyorlar” dedi. Hakikaten tuttuğumu çökertiyorum. Bir de bunların entel dantel özentisi olanlar var, onları da yakaladığımda çökertiyorum. Yani böyle avanesi, bağlantılı falan, işte oğlu, onunla bağlantılı kim varsa, onların da tepesine anında ilimle bilimle çöktüğüm için nefes alamıyorlar. Yoksa bıraksak zaten gönüllüsü çoktu bu işin. Kardeşim bak, Tükriye Gazetesi çok mutasıp bir gazetedir ve tam ehl-i sünnettir. Kurucusu, banisi Nakşibendi şeyhidir, yani geri planda olan, Hüseyin Hilmi Işık Hocamızdır ve asla taviz vermeyen bir insan. Ne diyor Hüseyin Hilmi Işık Hocamız ilmihalinde; “oradan buradan duydukları, Darwinizm ile materyalizm ile ilgili duyduklarını alıyorlar sanki gerçekmiş gibi yayınlıyorlar. Bu çok büyük bir hatadır, çok büyük bir yanlıştır” diyor. Bakıyoruz Türkiye Gazetesi Darwinizm ile ilgili ne haber olsa yayınlıyor, Haber7.com ne haber olsa yayınlıyor. Hatta Fethullah Hocamızın talebelerinin çıkarttığı gazeteler, dergilerde de bu tip yazılar görüyorduk. Ve ısrarla ikaz ederek hızını nispeten kestik ve durdurduk, yani geniş çapta %80-90 hızı kesildi. Yapmayın etmeyin dedik. Mesela Yeni Şafak güvendiğimiz bir gazetedir, orada bile çıkıyor. Durdurmaya çalıştık onda da kısmen başarılı olduk yani. Neredeyse Milli Gazete’de, Haber5 bile değil mi? Haber5’te değil mi o çocuk?
ALTUĞ BERKER:Çamurcu evet.
ADNAN OKTAR:Çamurcu. Çamurların içerisinde insanların evrimle oluştuğunu iddia ediyor biliyorsunuz Darwin. “İlk kâinatın yaratılışında çamurlu ortam vardı, bataklık ortamı vardı, orada tesadüfler sonucu atomlar birleşti, protein tesadüfen oldu, proteinden de hücre oldu tesadüfler sonucu, sonra da kâinat oldu bizler olduk” diyorlar. Yani “insanlık oldu” diyor. Şimdi Çamurcu yandan destek verdin mi, yandan körükledin mi, üfledin mi, bu cahil cühela felsefe tevessü edip gelişmeye başlar. Bediüzzaman ne diyor? Madiyyun tabiyyun taunu, yani Darwinist materyalist felsefe beşer içinde intişar etmesiyle, herşeyden evvel felsefeyi madiyyun ve tabiyyun taununu tam susturacak tarzda beşere ders vermektir diyor Mehdi (a.s.)’nin vazifesi. Yani Darwinizm’i durdurmaktır diyor, materyalizmi durdurmak. Birinci vazifesidir diyor Mehdi (a.s.)’ın, ana vazifesi budur diyor. “İkna ve telkin kabiliyeti geliştikçe, bu taun da tevessü eder gelişir” diyor. İkna ve telkin kabiliyeti nedir? İkna etmek nasıl olur? Israrlı anlatım ve güvenilir insanların, güvenilir bilinen insanların sözlerinin devreye sokulması. Şimdi alânen ateistin Darwinizm’i anlatması ayrıdır, dindar bilinen birisinin anlatması ayrıdır, Haber5’teki bir insanın anlatması ayrıdır. Şimdi Haber5 Erbakan Hocamızın oluşturduğu son ilim kalelerinden bir tanesidir. Kardeşim oraya da girmişler Darwinistler? Mozart bak oraya papatya gibi oturmuş, adam oradan ışık saçıyor, radyoaktif ışık. Bir de eleştirimden biraz alerji kapmış gördüğüm kadarıyla. Benim üzerinde durduğum, o espri kısımlarını geçsin, asıl üzerinde durduğumuz Darwinizm’i savunması, materyalizmi savunması. Yani detaylara kafasını takmasına gerek yok. “Bana niye Mozart diyor” bilmem ne oturmuş onun derdine düşüyor. Mozart işte birisi Allah Allah, önemli bir konu değil o kadar üzerinde duracak. Özetle, Darwinizm’e materyalizme nefes aldırmayız. Halkımızın, milletimizin bir kısmının bilgisi noksan oluyor tabii, araştırma imkânı olmuyor. Fırsat bu fırsat aradan entel dantel hoplama zıplama olduğunda tak yakalarız. Haber7’deki o tip neydi gocuklu bir tip vardı, Aydın Doğan’la gazoz içiyordu karşılıklı?
ALTUĞ BERKER:İliksiz.
ADNAN OKTAR:İliksiz. Bak, kömürsüz, iliksiz, şekersiz, bilmem ne, Çamurcu. Şimdi biz bir de bunlarla uğraşıyoruz. Halbuki bunların zaten yaratılışı savunan konumda olmaları gerekiyordu. Zaten Darwinizm’e materyalizme tavır almaları gerekiyordu, bir de bunlarla da ayrıca uğraşmak gerekiyor. Kardeşim fosilleri bir incelesene, 350 milyonun üstünde fosil var. Hangi fosilde yaratılışı anlıyoruz? Hepsinde. Hangi fosilde Darwinizm’i görüyoruz? Hiçbirinde. O zaman nereden çıkıyor bunlar? Bana bir tane delil göster, tek bir tane delil göster anlayayım. Yani ses çıkarmasak çoktan Türkiye’ye çaka çaka Darwinizm’i yerleştirmiş olacaklardı. O kadar çok din alimi savunuyor ki Darwinizm’i, aklınız durur. O kadar çok yani, kraldan fazla kralcılar. Bir kısmı ezik, bir kısmı entel dantel havasında, bir kısmı özenti, bir kısmı cahil. Tesadüfen insan meydana gelir mi? Tesadüfen portakallar, mandalinalar, zürafalar, filler, kuşlar meydana gelir mi? Kâinattaki mükemmelliği görmüyor musunuz siz? Üstelik beynimizin içinde bir görüntü seyrediyoruz. Çok renkli, kaliteli ve üç boyutlu, dünyanın en kaliteli televizyonunda bile böyle bir görüntü yok. Bak televizyon şirketleri geceli-gündüzlü çalışıyorlar, şu beynimizin içinde oluşan, ki şu kadar etten oluşuyor, toplam on gram ettir hepsi, şu kalitedeki görüntüyü tahayyül dahi edemiyorlar. Çünkü o kadar inandırıcı ki bu görüntü, hakikaten madde dışarıda bu şekilde varmış gibi görünüyor. Ve hakikaten uzaktaymış gibi görünüyor. İnanıyor herkes, mesela sorduğunda “ne kadar uzaktayım?” “Üç metre uzaktayım” diyor. Yani beyninin içinde olduğunu zanneden insan sayısı çok azdır, parmakla sayılır. Halbuki Allah metafizik yaratmış hayret edilecek bir şey. Bakın, beyindeki elektirik akımını bir göz görüntü olarak görüyor ve görüyor. Nasıl biliyor musun? Gözsüz görüyor, beyni de yok, gözü de yok. Ruhun, ne gözü var, ne beyni var.
“Haber Vaktim” bu kimin? Vakit Gazetesi’nin. Şimdi buyrun, ki Vakit delikanlı gazetedir. Bak bunda da Darwinizm’le ilgili haber. Kardeşim insan bir inceler, bir bakar, ne oluyorsunuz? “Antropologların, Avrupa, Ortadoğu ve Asya"daki kafataslarını inceleyerek yaptıkları araştırmaya göre, bu dönemde modern insanın (Homo Sapiens) ortalama beyin ölçüsü, 1500 santimetreküpten 1359 santimetreküpe, yani bir tenis topu kadar küçüldü” diyor. Tam düz atış. 1500 santimetreküp olan Neandertaller ve Neandertallerin hemen hemen hepsi zaten büyük beyin hacmine sahip. Bu kavim, bu ırk, ya bir soykırıma uğramış veyahut diğer ırklar içerisinde elimine olmuş, bir şekilde yok olmuş bu. Ama bu Neandertallerde küçülme olayı olmamış. Neandertaller sürekli 1500 santimetreküp civarında. Homo Sapiens de her zaman 1350 falan civarında. Her zaman böyle olmuştur. Ve direkt düz atış, aslı astarı yok. Ama gören haberin üzerine atlıyor, gören haberin üzerine atlıyor. Neandertale maymun bilmem ne falan dediler, maymun türü falan, adamlar baktılar ki müzik aletleri yapmış, elbiseler yapmış kendilerine, medeniyet yaşamışlar. Hani maymundu! Bu sefer “tenis topu kadar küçüldü”, bir de entel dantel üslupları, tenis topu, bilmem futbol topu falan. Öyle bir konu yok. Homo Sapiens’in fosilleri ortada, bütün hayvan kafataslarının fosilleri de ortada. Hiçbir hayvan kafatasında büyüme ve küçülme olmamış. Hayır olması son derece makuldü, olabilirdi, mucize olarak, olmamış. Nereden anlıyoruz? 350 milyon fosilden anlıyoruz. Ne böceklerin kafasında, ne hayvanların kafatasında, kafa yapılarında, hiçbir şekilde değişiklik yok. Balık kafatası aynı kalmış, böceğin kafatası aynı kalmış, primatınki aynı kalmış, bütün havyan türlerinin aynı kalmış. İnanamıyorum diyorsun değil mi; 350 milyonun üzerinde fosil var hepsine bakabilirsiniz. 100 milyon, 150 milyon, 200 milyon. Bak diyor ki; “O kadar süratli gelişmiş ki” diyor, tam atış üslubu. Çünkü kimse bunu oturup araştırmayacağı için. Öyle bir sürat mürat yok. Neandertaller ortada, 1500 santimetreküptür yaklaşık. Homo Sapiens’in de halen de öyle aynı. Ama Japonlarda, Pigmelerde beyin hacmi zaten en başından beri sürekli küçüktür. Irk olarak küçüktür. Yani ufak tefek insanlar olur. Mesela eski Vikinglerin olduğu yerde İsveç, Norveç falan, izbandut gibi tipler 2 metre, 2.10 falan adamlar. Ama Pigmelere gittiğimizde ufacıklar. Japonlar da ufacıktır, Çinliler de ufacıktır. Ama zekâ yönünden zehir gibi Japonlar. Mesela adamlar 2 metre ama zekâ testi yapsan Japon onu on kere katlar yani inşaAllah. Anlaşıldı mı? Dolayısıyla uluorta böyle ortaya çıkılması çok hata olur. Haber Vaktim’in de gözünden kaçmış, Haber Vaktim delikanlı gazetedir, yapmaz böyle bir şeyi. Fakat onlar da uydum kalabalığa gözü kapalı almışlar, çok tehlikeli ve yanlış bir üslup. Bak, “bilim adamları insan beynini son 30 bin yılda küçülmesinin” öyle bir atış ki bu, yani görülmemiş. 30 bin yıl o kadar kısa bir süre ki, 30 bin yılda milim santimetre bile gelişme olmaz, mümkün değil, hiçbir şey olmaz. 300 milyon yılda gelişme olmamış da, değişme olmamış da, 150 milyon yılda gelişme olmamış da, 30 bin yılda nasıl gelişme olsun? Birden yıldırım gibi de gelişmiş diyor. O devre ait fosillerin hepsi ortada, tam anlamıyla atış. Hiçbir şekilde böyle bir şey yok. Neandertallerin resimlerini getireyim göstereyim, her zaman aynıdır. Homo Sapiensler hep aynıdır. Bu Homohabilis, işte tubilis falan, bunların hepsinin beyin hacimleri bellidir. Bunların bir kısmı hakikaten maymunlara ait. Bir kısmı goril, gibon, işte makak maymunu var, şunlar bunlar. Yüzlerce çeşit maymun çeşidi olduğu için beyin hacimleri tabii değişiklik gösteriyor, birbirinin aynı değil. Çünkü 100 maymun türünden 1 maymun türü kalmış, 99 maymun türü yok olmuştur. Bunların fosillerine ulaşıldığında, irili ufaklı birçok kafatasıyla karşılaşıyoruz, ama hiçbirinde değişiklik olduğunu görmüyoruz. Bana fosille konuşsunlar, mesela 30 bin yılda küçülmesini diyor, peki kardeşim 30 bin yılda küçüldü diyorsun neyi alıyorsun sen? Neandertal kafatasını alıyorsun, yanına da Homo Sapiens koyuyorsun, Neandertal ayrı bir ırk zaten, ayrı bir insan ırkı. Şu anda da ölçsek, mesela Danimarkalı, Norveçli bir insanın kafatasını ölçsek 1500 santimetre çıkar. Japon’u ölçsen 1200 santimetre falan çıkar beyin hacmi. Şu anda da öyle, eskiden de öyle. Yani bir büyük beyinli ırk var, büyük beyinli gelişmiş ırk var, birde küçük beyinli, küçük bedenli ırk var. Ama zeka yönünden birbirinin aynılar, ruh olarak aynılar. Allah çeşit çeşit insan kavmi yaratır. Mesela maymunlar da, el kadar maymunlar var ufacık böyle avucunun içine sığan maymunlar var, bir de goriller var kapı gibi adamlar. Mesela evin içine sığmaz, adamın ucu bucağı belli değil, kafası falan şu kadar falan var bir tane. Şimdi biz ne diyeceğiz? Bak maymundan goril bu hale geldi mi diyeceğiz? O zaman maymun kafatası ne kadar, şu kadar falan, şu kadar oluyor. Goril? Kamyon kasası kadar var kafası. Ne diyeceğiz? 30 bin yılda bak ne hale geldiler mi diyeceğiz? O ayrı tür, o ayrı tür. İnsanlarda da ayrı ayrı türler vardır. Neandertal belli bir dönemde başlıyor, belli bir dönemde bitiyor, birdenbire bitiyor. Allah belli bir dönemde yaratmış, belli bir dönemde bitmiş. Zınk diye bitiyor, aniden. Geçiş dönemi de yok. Homo Sapiens de belli bir dönemde başlıyor ve şu anda da devam ediyor. Başlangıçla şu an arasında hiçbir farklılık yoktur Homo Sapiens’de aynıdır. Net yalan söylüyorlar 30 bin yılda, çok daha eskidir Homo Sapiens. Çok daha eski yıllara ait Homo Sapiens kafatasları var. Hiçbir şekilde de değişikliğe uğramamışlar. Birtek insan değil hiçbir hayvanın kafatasında bir değişiklik olmamış. Olması son derece makuldü, zaten mucize olduğu için şaşıyorum. Kardeşim 350 milyon yıl geçer de bir insan, bir canlı nasıl değişmez? Bir şey olması gerekir, makul mantıken insanın aklına öyle geliyor. Milim santimetre değişmemişler, şaşırtıcı olan o. Deniz hayvanlarında da öyle, bitkilerde de öyle, mesela ağaçlarda da öyle. Mesela portakal bakıyorsun 100 milyon, 200 milyon yıl önce aynı, şu anda da aynı, hiçbir değişikliğe uğramamış. Ne bedenlerinde, ne genel çatılarında, ne kafataslarında bir değişiklik yok. Değişen tek bir tane kafatası yoktur, direkt atıyorlar öyle bir şey yok. Yani Darwinistleri söylüyorum, atanlardan da kardeşlerimiz havada tutuyorlar. Haber Vaktim, çok titiz bir gazetedir Haber Vaktim. Yani şimdi o çok acayip olmuş. Haber5 çok titizdir. Bunlar kale olan, ilim kalesi olan yerlerdir, buraya hurafenin girmemesi lazım. Buralara da hurafe giriyorsa çok acayip bir durum olur. Haber Vaktim’in bu haberine cevap hazırlayalım, Haber5’in de haberine cevap hazırlayalım gönderelim. Maddenin varlığıyla ilgili de, onu da gündemde sürekli tutmak lazım. Çünkü Darwinistlerin en korktukları konu budur. Çünkü burada tamamen metafizik devrede olduğu için, burada atma tutma da yapamıyorlar. Dışarıda madde var, fakat saydam ve simsiyahtır, karanlıktır ve renksizdir. Şimdi dışarıdaki maddeyi eğer biz o şekliyle görmüş olsaydık, ne ışık görecektik, ne gölge görecektik, zifiri karanlık görecektir. Zifiri karanlık hafif aydınlanmış olsa bile renk göremeyecektik, sadece saydamlık görecektik. Allah bize, çok renkli, üç boyutlu, çok kaliteli nefis bir görüntü meydana getiriyor. Nasıl oluyor biliyor musun? İmam Caferi Sadık’ın ifadesiyle söylüyorum, “mercimek kadar” diyor bak İmam Caferi Sadık, mercimek kadar yere Allah kâinatı sığdırıyor. Mercimek kadar etin üzerinde meydana gelen elektriği, ruh gözü olmadan görüyor, gözü olmadan görüyor, kulağı olmadan duyuyor, dili olmadan tadıyor, burnu olmadan kokluyor, eli olmadan da dokunuyor; ruh. Sadece elektrik akımı, küçücük bir ortamda oluşuyor toplam, şuurda oluşuyor, ruh bunların hepsini, oradaki elektrik akımını, birbirine girmiş elektrik akımını bu şekilde okuyor. Pırıl pırıl renkli bir dünya, çok nefis tatlar, portakalın mandalinanın tatları gibi tatlar, çok güzel kokular olarak, mükemmel bir dokunma hissi olarak alıyor ve çok güzel sesler olarak alıyor. Ama bakın, kulağı olmayan ruh kulaksız duyuyor. Kulağın getirdiği sesi, kulağın getirdiği elektriği, ruh kulaksız duyuyor. Gözün getirdiği elektriği, ruh gözsüz görüyor. Demek ki insanın, ne göze ihtiyacı varmış, ne kulağa ihtiyacı varmış.
Şimdi Mozart diyormuş ki; “ayet söylesin” diyormuş paleontolojik delillerle ilgili. Darwinizm zaten paleontolojik delille ortaya çıkıyor, ayetle mi ortaya çıkıyor da biz ayetle cevap verelim. Darwinistler zaten Allah’a, dine inanmıyor ki biz adamlara ayet söyleyelim. Allah “ol der”, “ol” diyor ayette. “Cenab-ı Allah bir şeye ol dediğinde olur” diyor. Hz. Musa (a.s.)’ya Firavun geliyor, Hz. Musa (a.s.) ilk önce herşeye yaratılışı veren Allah’tan bahsediyor. İlk anlattığı budur bak yaratılışı anlatıyor, ilk söylediği Hz. Musa (a.s.)’ın firavunla karşılaştığında. Yaratılışı Allah’ın yaptığını söylüyor. Firavun diyor ki; “İlk nesillerin durumu ne o zaman?” diyor. Yani şimdiki Darwinistler gibi o da soruyor, o da Darwinist. “Daha önceki nesillerin durumu ne?” diyor, hani var ya böyle mağara adamları falan, o zaman o devirde de vardı, öyle iddialar. “Onların durumu nedir?” diyor, “hepsi” diyor Hz. Musa (a.s.) “Rabbimin Katında bir kitaptadır” diyor. “Hepsi Rabbimin Katında bir kitaptadır. Rabbim hiçbir şeyi unutmaz ve yanılmaz” diyor. Yani hepsini Allah yaratmıştır diyor, daha öncekileri de, daha sonrakileri de. Ama ayetin 4., 5. işari anlamı olarak bakacak olursak, bir kitaptadır dediğine göre ahir zamanda demek ki Darwinizm’i çökertecek kitaplar da var. Mesela Yaratılış Atlası gibi bir kitap. İşari anlamına bakarsak, ilk anlamı kaderdeki anlamındadır, Allah’ın kader kitabındadır. Ama 3., 4., 5. basamak olarak ayete bakacak olursak “cevabı bir kitapta vardır” diyor Allah, “var” diyor. İnşaAllah. Hz. Musa (a.s.) diyor inşaAllah. Onun için bizim Mozart’la böyle buradan sürekli atışmamız biraz vakit alır. Mozart’a biz tek yanlı konuları anlatalım, Mozart da aklını başına alsın, güzelce bilgisini arttırsın. Bak ayette, mesela farzedelim Ahiret, anlasın, gerçi görmedi ama görecek, örnek olarak veriyorum; orada huriler var, gılmanlar var, vildanlar var, bunlar evrimle mi yaratılıyor, bu mübarekler? Değil. Melekler evrimle mi yaratıldı? Değil. Biz huri için, vildan için arafosil mi arayacağız Ahiret’te? Evrimle mi gelişti diyeceğiz? Proteinler tesadüfen meydana geldi vildanlar mı meydana geldi diyeceğiz? Değil. Cennet’in bardakları, kadehleri var, örtüleri var, Allah “ağır işlenmiş atlastan” diyor, evrimle mi meydana geldi? Cennet’in koltukları var, muhteşem koltuklar, evrimle mi meydana geldi bunlar. İbrikler var, testiler var, süslü ve Cennet elbiseleri var, bunlar evrimle mi meydana geliyor? Nasıl bunlar evrimle meydana gelmiyorsa, insan da evrimle meydana gelmemiştir. Melekleri yaratan Allah, cinleri yaratan Allah, hurileri, gılmanları, vildanları yaratan Allah, Cennet testilerini, Cennet bardaklarını, Cennet kadehlerini, Cennet eşyalarını ve Cennet arabalarını yaratan Allah, insanı da aynı kanunla yaratmıştır. Yani tek kanun geçerlidir. Nasıl orada evrim kullanmadıysa, burada da evrim kullanmamıştır. Nasıl orada ol emriyle yarattıysa, burada da ol emriyle yaratmıştır. Mozart anlamıştır zannediyorum detaylı anlattık, herhalde anlamıştır. Ben Darwinistlere göz açtırmam evvelAllah, atıp tutmalarına da müsade etmem, havada yakalar geri kafalarına küt diye çarpar söyleyeyim. Kardeşim atışa bak, atışın şiddetine, 30 bin yıl insaf artık ya. 30 bin yılda akılalmaz bir değişiklik meydana geliyor. Neandertal 30 bin yılda Homo Sapiens oluyor, bir anda, Allah Allah! Hiçbir canlıda rastlanmış bir olay değil. Yalan olarak söylediklerinde bile, zaten baştan sona Darwinizm yalandır da, yani diğer yalanlarında rastladığımız bir olay değil bu. Onlarda bile milyonlarca seneyi kullanıyorlar, yalanlarında, milyonlarca seneyi, delil olmamasına rağmen. Burada artık şuur kapanmış düz atışa geçmişler, 30 bin yıl yani. Konu insan olunca çünkü bütün mesele onlar için insanda, atın, eşeğin evrimi onları ilgilendirmiyor. Çünkü hepsinin kemiklerini onlara yedirdik. Teker teker böyle hasta çorbası gibi içtiler, onun üzerine gidemiyorlar. Ama bütün mesele insanda olduğu için, bütün dikkati de oraya verdiler, artık paniğin şiddetinden 30 bin yıla indirdiler evrimleşme hızını. Neandertal 30 bin yılda al sana Homo Sapiens olmuş. Hadi bakalım hayırlı uğurlu olsun diyorlar. Peki biz ne olacağız? Bizi nasıl aşacaksınız? Bak böyle koyduğumda otuttururum işte. Şimdi ben Homo Sapiens’in, 2. yarıda göstereyim fotoğraflarını, Neandertal’in de, hiçbir değişikliğe uğramamıştır. Ve bakın dikkat edin, hiçbir hayvan kafatasında da değişiklik olmamıştır, hiçbirinde. Ne böceklerde, ne hayvanlarda. Bir tek insanda oldu diyorlar ne hikmetse, çünkü onları insan ilgilendirdiği için. Orada da atış yaptırmam. Hiçbir delil yok, bu tarz iddialarına dair hiçbir delil yok. Bilakis tam tersi Homo Sapiens’in hiçbir değişikliğe uğramadığı hepsinin bildiği bir gerçek. Neandertal de belli bir döneme kadar, muhtemelen ya bir savaş yaptılar, ya bir şey yaptılar zaten az sayıları, toplu katliamlar oluyor. Jenosit mi ne diyorsunuz ona, soykırım. Bir soykırıma uğramışlar anladığım kadarıyla, olabilir geçmiş dönemlerde savaşlar falan oluyor, hepsini kitle halinde öldürmüş olabilirler. Bir anda yok oluyor adamlar. Tarihte yok mu kitle katliamları? Var. Bir şekilde bir kitle katliamına uğramış adamlar. Yani iriyarı olmak demek ki kurtarmamış onları, inşaAllah. Daha ufak boylu olanlar demek ki ne bileyim artık bir özel yöntem kullanmışlar herhalde bir şeyler olmuş.
Ya Allah bismillah bir ayet açalım bakalım. Bismillah, Hz. Musa (a.s.) ile ilgili İbrahim Suresi’ndeki açıklamalar geliyor. “Musa demişti ki:” şeytandan Allah’a sığınırım "Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile” hepiniz Darwinist-materyalist olsanız bile “şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür” diyor. “Resulleri dedi ki: "Allah hakkında mı şüphe (ediyorsunuz)? O, gökleri ve yeri yaratandır; O, sizi, günahlarınızı bağışlamak için davet ediyor ve sizi adı konulmuş bir süreye kadar erteliyor." Dediler ki: "Siz, benzerimiz olan birer beşerden başkası değilsiniz. Siz bizi, babalarımızın taptıklarından çevirip” yani Darwinist-materyalist düşünceden çevirip” engellemek istiyorsunuz, öyleyse bize apaçık bir delil getirin." İşte bak biz de delili getiriyoruz. Hem Kuran’dan, hem paleontolojiden, hem bilimden delil getiriyoruz.
İbrahim Suresi devam ediyor; “Peygamberler” Mehdiler “Fetih istediler, (sonunda) her zorba inatçı” yani Allah’ın dinine direnen materyalistler, inatçılar “bozguna uğrayıp yok oldu” diyor. 1993 veriyor Kuran ayeti ebcedi. Cenab-ı Allah yine 14.ayette devam ediyor; “Ve onlardan sonra sizi o arza mutlaka yerleştireceğiz.” Dünyaya hakim edeceğiz. “İşte bu, makamımdan korkana ve tehdidimden korkana ait (bir ayrıcalıktır)." Mehdi (a.s.) ve cemaatinin ayrıcalığı inşaAllah. “"Şüphesiz Biz, zulmedenleri helak edeceğiz.” Etkisiz hale getireceğiz diyor Allah. “Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermiştir: Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir ki, onun kökü sabit, dalı ise göktedir” diyor Allah.
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00:30’dan itibaren Aksu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...