SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Aksu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Ölüm tabii çok az düşünülüyor. Halbuki ölüm insanın hem mütevazı olmasını sağlar, hem Allah’tan korkmasını sağlar. Derin düşünmesini sağlar; egoistlikten, bencillikten kurtulmasını sağlar. Makul, dengeli olmasına vesile olur. Ölümü az düşünüp iyi olacağını düşünmek olmaz. İnsan mutlu olacağını zannediyor, bazı insanlar. Ayette var, şeytandan Allah’a sığınırım; “Her nefis ölümü tadıcıdır.” Hatta şu mezarlığın kapısında da yazıyor, değil mi? Bizim gazeteci yazarlardan birisi o yazının kaldırılmasını istemişti. Hıncal Uluç muydu onu isteyen? Oydu sanırım. O yazı işte kalktı mı, o üslup, o düşünce kalktı mı egoistlik, bencillik gelişiyor. Ama öbür türlü cömert olursun, sevecen olursun, dostlarını ararsın, dünyaya hırsın olmaz, sıcak kanlı olursun, mütevazı olursun. Manevi yönler olmadı mı zaten dünyada da bir şey kalmıyor. Sevgi yoksa, dostluk yoksa, kardeşlik yoksa, affedicilik yoksa, sabır yoksa hiçbir şey kalmıyor. Sabır olmazsa dostluğun devam etmesi mümkün değil, sevginin. Kafasına eser, adam durduk yere “görüşmek istemiyorum” der, o kadar. Keser, atar. Bahane de yok, “bıktım” diyor, o kadar. İnsan sevdiğinden bıkar mı? “Bıktım” diyor. Veya çok adice şeyler düşünebiliyor, egoistçe, bencilce. O yönüyle ölümün gündemde tutulması gerekiyor. Onu ara ara detaylı anlatalım, inşaAllah. Ölümü teknik olarak da anlatmak lazım. Ölümün her safhasını, ölüm anını, insanın ölürken ne hale geldiğini, ölümden sonraki safhaları çok iyi anlatmak lazım. Çünkü imtihanın sonu. Bir başlangıcı var, biz dünyaya birdenbire geliyoruz. Çocukluk safhamız var, gelişiyoruz. Zaman da çok süratli akıyor. Mesela bak ne güzel, Allah benim kaderimde İslam’ı yaymak, anlatmak var olarak yaratmış. Ne güzel, hazır kaderimde, görüyor musun? Hiç zorlanmıyorum, sadece samimi oluyorum; Allah bana televizyonda anlatma imkanı veriyor, internette anlatma imkanı veriyor, radyolardan anlatma imkanı veriyor. Anlattıkça da kendim de zevk alıyorum, kendi kendime de anlatmış oluyorum anlattıklarımı. Beynimin içindeki bir görüntü bana bunları anlatıyor, ben kendim konuşuyor değilim ki, Allah konuşturuyor. Konuşmayı ben yaratıyor değilim, ben konuşma yaratamam. Konuşmayı Allah yaratıyor, ben de o konuşmayı dinliyorum. Siz nasıl dinliyorsanız ben de dinliyorum. O bilgiyi aktaran da Allah.
Genel olarak söyleyeyim, imtihan içerisinde ölümü, kıyameti düşünmek çok hayatidir, çok önemlidir. Bizler metafizik varlıklarız, fizik varlık olsak söylerdim. Ama metafizik olduğumuzu ta lise yıllarında fark ettim. Kainat çok harika, çok acayip. Bunu unutmaya kalktın mı Allah’a karşı saygıya uygun olmayan bir tavır göstermiş oluruz. Entellik, mentellik bizim ne haddimize. Çok acayip hareketler. Dürüst olarak Allah’a teslim olursak Allah dünyayı da, ahireti de çok güzel yapıyor. Bir kere dünyamız çok güzel oluyor. Mesela Peygamberimiz (sav)’in sevgisi kalbimizi sarıyor. Biz, o ne diyor acaba, Peygamber (s.a.v)’e bakıyoruz, ahir zamana. Ne güzel, ahir zamanda bizi bırakmamış Peygamberimiz (s.a.v). “Benden sonra ne yaparsanız yapın” dememiş. Ne kadar güzel. Bunu diyebilirdi. “Ne yapıyorsanız yapın, ben hayatta olduğum müddetçe sizinle muhatabım, imamlığınızı yapıyorum, ben vefat edince de kendiniz ne yapıyorsanız yapın, ben size karışmıyorum” diyebilirdi. Ama öyle olmamış. Allah Peygamber (s.a.v)’e emretmiş; “ümmetine ta kıyamete kadar imamlık yap” diyor. “Kıyamete kadar imamlığın devam etsin, onlara gerekli bilgileri ver” diyor Cenab-ı Allah. “Ben onlara bir imam göndereceğim, Mehdi (as)’ı göndereceğim, senin evlatlarından Mehdi (as)’ı. Eşkali, görüntüsü şudur. Ve alametler de yaratacağım” diyor Cenab-ı Allah. “Gökyüzünde ve yerde alametler yaratacağım.” Ki insanların kanaati gelsin, onun Mehdiliğine inanabilmeleri için. Zaten bu kafadalar. Herhangi bir Mehdi gelecek. Peygamber de değil, herhangi bir insan. İnsanlar için bu çok elastiki bir şey. Ne zaman geleceği belli değil, ne yapacağı belli değil, nasıl tanınacağı belli değil. Kimse ona tabi olmaz. Çünkü hiçbir özelliği yok. Peygamber (s.a.v)’in bildirdiği bir bilgi yok, vahiyle bildirdiği bilgi yok. Ama bu riske karşı “Ben size bir Mehdi göndereceğim” diyor Cenab-ı Allah. “Öyle alametler vereceğim ki bütün dünyanın kabul edeceği gibi olacak.” Kimse reddedemeyecek. “Ve göksel alametler ve yerde alametler yaratacağım.”
Bizim yapacağımız, Kuran’ı okuyup, Kuran’ın içerisindeki toplumlara bir bakacağız, hangi toplum başsız. Hiçbir toplum başsız değil. Mutlaka dinsizlerin de bir başı var, Müslümanların da başı var. Ayrı bir yapı hiç görülmemiş. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinde de Peygamberimiz (s.a.v)’in bizi yalnız bırakmadığını ve bize yol gösterdiğini de görüyoruz. Onun için Allah’a güvenelim, Peygamber (s.a.v)’e güvenelim. Mehdi (a.s)’ı açıklaması ve arkasından tam tarif edildiği gibi göksel ve yerdeki olayların olması; bir kere Allah mucize ile yardım ediyor, sırf Mehdi (a.s)’ın çıkışı açısından değil bu, Allah’ın varlığı ve birliği, Allah’ın varlığının imani alameti olması açısından da elle tutulur çok önemli bir delildir. Şahıslar, varlıklar, hepsi çok detaylı anlatılmıştır ama vicdanıyla insanların anlayacağı gibi, inşaAllah. Ama biz akılcı olarak da düşünüyoruz, Müslümanlar birleşse ne olur? Çok güzel olur, çok rahat ederiz. Kavga olur mu? Olmaz. Anarşi olur mu? Olmaz. Peki, Müslümanlar hakim olsun ama yobazlık mı hakim olsun? Çocukluğumda şeriat tabir ederlerdi. Şeriat Kuran’dır. Ama bir şeriat daha var. Bir Cübbeli şeriatı ayrıdır. Cübbeli’nin şeriat anlayışı ayrıdır. Saddam’ın şeriat anlayışı ayrı, İran’daki kardeşlerimizin şeriat anlayışı ayrı, Afganistan’ın şeriat anlayışı ayrı. Asıl olan Kuran’ın şeriat anlayışıdır. Şeriat yol, yöntem demektir, yani hayat şekli. Kuran’a baktığımızda baştan sona bir akılcılığın hakim olduğunu görüyoruz ve her yerde, vicdansızlık yapılmaması üzerinde Allah duruyor; hep vicdansızlık; vicdanla vicdansızlığın çatışması anlatılıyor hep. Hangi sayfayı açsanız ya vicdanlılar, ya vicdansızlar ne yapıyor onu görürüz. Ana konu budur Kuran’da. O zaman biz vicdanımıza uyacağız. Bir kere yobazlık tarzında bir din, İslam anlayışını Allah defalarca yıkmış mı? Yıkmış. Ve ümmeti perişan etmiş mi? Etmiş. Bütün ümmetin bir kısmı hatta kılıçtan da geçirilmiş mi? Geçirilmiş. Mahvetmiş Allah, her zaman mahvetmiş. Tutucu, Kuran’a uygun olmayan İslam anlayışında Allah mahvetmiş. Hiçbir şekilde müsaade etmemiş. Ya birilerini musallat etmiş Allah, insanları musallat etmiş veyahut olayları musallat etmiş ve yok etmiş. Ama Kuran’a uygun, samimi, sevgi dolu İslamlık anlayışında bir sıcaklık, bir sevecenlik hakim oluyor. Allah’ın koruması alenen net oluyor. Gün normale dönüyor, hayat pahalılığı kalkıyor, insanların yüzü gülmeye başlıyor, insanlar sağlıklı hale geliyor. Sevecenlik artıyor. İnsan ruhunda bir korku yaşamıyor. İslam ahlakı hakim ama adam korku halinde yaşıyor. Bu nasıl oluyor bu? Demek ki irtica hakim. Gericilik hakim. İslam hakim olduğunda gece üçte yataktan fırlayıp gömleğini, pantolonunu giyip sokakta neşe içinde koşması lazım. Ve kimsenin de ona karışmaması lazım. İrticada öyle sen sokakta koşamazsın. Ayağını kırarlar senin. Neye uğradığını şaşırırsın. Hele de böyle sahtekar yobazların elindeyse onu öyle bir şekline getirir ki seni ölüme kadar da götürür. Mesela genç kızlar gözleri böyle korku içinde geziyorsa orada İslam yoktur. Gözlerinde parıl parıl neşe varsa, bir araya geldiklerinde şarkı söyleyip, neşelenip oynuyorlarsa, gülüyorlarsa, beş arkadaş birden çıkıp göğüslerini gere gere ta İstanbul’dan çıkıp Şam’a kadar gidiyorlarsa ve sokakta da kimse onlara bir şey diyemiyorsa, saygı duyuyorlarsa İslam budur işte. Gericiliğin hakim olduğu bir yerde beş kız sokağa çıksa başına neler gelebileceğini herkes bilir. Bir yobaz için bir insanı öldürülecek dereceye getirmek çok kolaydır. Mesela dersin ki sen; “ben Hristiyanları dünyevi anlamda; uhrevi dostluk ayrıdır, dünyevi anlamda, tebliğ anlamında dost olarak kabul ediyorum. Yani onlara dostça davranıyorum, Allah’ın dinini anlatabilmek için. Çünkü bir Allah’a inanıyorlar; İslam’ı, Kuran’ı da öğrenmek istiyorlar, ben onlara dostça yaklaşıyorum ve dost biliyorum, dünyevi anlamda.” Bir yobaz için bu senin katledilmen için yeterlidir. Geri döndümü de kabul etmez yobaz. Özrü de kabul etmez. Onu dedin mi demedin mi? Bitti. Alır kelleni, senin hemen mürtet olduğuna dair fetvayı verir ve bitirir. Ne yapacaksın? Nefret ettiğini söyleyeceksin Hristiyandan. Haşa, çok aşağılık olduklarını söyleyeceksin. Kinle onlara baktığını söyleyeceksin. Ve Hristiyanın hiçbir şekilde Müslüman olmasına müsaade etmeyeceksin özetle. Müslüman olmasının yolunu tamamen kapatacaksın. O zaman yobaz sana o yönde takdirlerini sunar. “Doğrusun” der. Peki, sakalın boyu ne kadar olacak? Veyahut sakalın yoksa ne olacak? Bitti zaten sakalın yoksa. Sakalın boyu, tam yobazın dediği ölçüyü tutturacaksın. Onda da bitersin. Bir genç kız mesela başı açık gezecek, bitti. Allah vermesin, mahvederler. Müzik dinliyor, mahvederler. Ama Kuran İslamlığında, Kuran’ın İslamiyet’i yaşandığında adam müzik dinlediğinde kimse ona karışmaz. Başı açık bir genç kıza kimse karışmaz, saygı duyar, hürmet ederler. Başı kapalıya da hürmet edilir, çarşaflıya da hürmet edilir, peçeliye de hürmet edilir, hepsine hürmet edilir ve derin sevgi duyulur, inşaAllah. Kuran’ın anlattığı İslam’da bu vardır, inşaAllah. Hristiyanı da evine çağırırsın. Dünyevi anlamda onları dost olarak kabul edersin, çünkü uhrevi dost olması için Müslüman olması lazım. Çünkü dünyevi dostu biz mesela farz edelim Cübbeli’de, Fatih Altaylı malum durumu, değil mi? Herkes biliyor. Dine bakışını herkes biliyor. Nerdeyse elini ayağını öpecek. Baba diyor zaten, insan kime der baba diye? Manen babası olarak ilan ediyor. Ve “dostum” diyor, “dostuz” diyor. “Babam” diyor. Fatih Altaylı’nın dinle ilgili açıklamalarından bir tanesi bile Cübbeli için yeterli olması lazım. Bir tanesi bile. Sen orada o adama baba, dostum diyorsun, “babamsın” diyorsun; “dostumsun, sırdaşımsın” diyorsun; “evime gel, özelimde gör” diyorsun, “özelde de sana bazı sunumlar yapacağım” diyorsun. Ne yapacağını da bilmiyorsun eve götürdüğünde. Nasıl bir gösteri bekliyor adamları bilmiyoruz. Peki, Hristiyanın suçu ne burada? O da Müslüman olmak istiyor, İslam’ı anlamak istiyor. Ona niye dost diyemiyoruz? Dünyevi anlamda deniliyor zaten dost diye. Dünyevi anlamda, değil mi? Vaziyete göre durum alıyor, şekle göre vaziyet alıyor. Şimdi kimin borusu öterse oraya doğru adımlarını değiştiriyor, ona göre fetva geliştiriyor. Şekilden şekle giriyor, böyle bahar kelebeği gibi. Oradan oraya konuyor, oradan oraya uçuyor.
Kardeşimiz, Hermand Obeyt, bak Hristiyan iken Müslüman olmuş. Nakşibendi kardeşimiz, maşaAllah. Biz desek ki; “ey kafir, ey lanet, ben seni kin ve nefretle karşılıyorum, yolda seni köşeye sıkıştıracağım” desek, bu insanı nasıl Müslüman edeceğiz biz? Biz ona dostça yaklaşacağız ki, sevgi ve şefkat göstereceğiz ki o bize ısınsın, İslam’ı ona anlatalım, İslam’a kalbi yanaşsın. Bizim gösterdiğimiz dostluk, sevgi ne için? Onun ahiretini kurtarmak için. Biz onun inancına dostluk göstermiyoruz, inancına sevgi göstermiyoruz. Onun potansiyel Müslüman olma yönüne dostluk ve sevgi gösteriyoruz. Çünkü potansiyel Müslüman. Her insan İslam fıtratı üzerine doğduğuna göre biz orada o yönüne dostluk gösteriyoruz onun, o yönüne sevgi gösteriyoruz onun. Müslüman olma ihtimaline karşı dostluk gösteriyoruz. Başka türlü de İslam tebliğ edilmez, inşaAllah.
“Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Benim aslan Hocam, sizi dünyadaki her şeyden daha çok seviyorum.” Ama şöyle de; “bildiğim, tanıdığım insanlar içerisinde hepsinden çok seviyorum.” “Her şeyden çok seviyorum” dersen, onun ucu bucağı olmaz. Öyle olmaz. Ne diyeceksin? “Tanıdığım, bildiğim insanlar içerisinde en çok sizi seviyorum.” Sevebilir, çok güzel olur, inşaAllah. “Gülüşünüzü seviyorum, tek dileğim sizi yüz yüze görebilmek, sizin öğrenciniz olabilmek. Hocam ben sizin ayağınızın tozuyum.” Estağfirullah, biz sizin ayağınızın tozuyuz. “İnşaAllah, dini bilgiler edinmek ve Allah’a hizmet etmek istiyorum.” Özetle iltifatlar etmiş, “Hocam sizinle görüşmek istiyorum” diyor. Tamam, gel, görüşelim.
Ömer Mohsani, California, Amerika; “Sevgili Adnan Hocam, Harun Yahya serisinden okuduklarımdan ve izlediklerimden çok şey öğrenmeye çalışıyorum. Sizin çalışmalarınızı çok beğeniyorum, maşaAllah. Allah sizi korusun ve dünya kurtuluşuna vesile kılsın. Netleştirilmesine ihtiyaç duyduğum bir sorum var; Mesih deccal ve Darwin’in eşdeğer olduğu yönünde açıklamalar var, bir de bazen sadece bir düşünce sistemi olduğunu, bazen de gerçek bir kişi olduğunu duyuyorum, hangisi doğru? Gerçek bir şahıs olacak mı? Size ve sizin vesilenizle çaba gösteren tüm arkadaşlarınız için dua ediyorum.” Bir kere tarif ve tip olarak Darwin tam uygun. “Bodur” diyor, kısa ve bodur. “Saçı sakalına karışmıştır, rüzgar vurunca dağılır” diyor deccal için ve “haza alnında kafirun yazar” diyor. Adamın küfür içinde olacağı, alın derken beyninden, düşüncesinden, konuşmasından küfür yayılacağını; dinsizlik, imansızlık yayılacağını söylüyor. Dünyayı bu belanın içine sokan adam odur. Ama onun tabii ki bir fikir sistemi oluyor, mutlaka bir temsilcisi oluyor. Mehdiyet olur, Mehdiyet’in mutlaka temsilcisi olur, onun ana beyni. Mesela Darwinizm ana beynidir, Darwin. Fakat Mesih İsa (a.s) zamanında, İsa (a.s) geldiğinde bir deccal daha var, Mesih deccal denilen bir şahıs. İşte bu Darwinistleri, materyalistleri organize eden, dünya hükümetinin başında olan, gizli dünya devletinin başında olan bir şahıs, bir zat. “Hipnoz ve manyetizma gibi istidraci harikalara mazhar olan deccal ise” diyor, hükümet sahibi, hatta bir devletin de başına geçeceği gibi bir izlenim var, üslup var. Deccal tabii insanların tanıyacağı gibi olmuyor. Sadece o sistemi savunan, gizlice gizli dünya devletinin toplantılarına katılan; cinlerle, şeytanlarla bağlantısı olan bir mahluk, birisi. Milyonlarca, milyarlarca cin vardır ve şeytan vardır. Birçok kişi cinleri, şeytanları çağırıyor, kimisi Allah rızası için kullanır, kimi de olumsuz yönde kullanır. Bu da olumsuz yönde kullanacaktır. Çağırıyor şeytanları, “insanlara vesvese verin, unutkanlık verin, Allah’ın olmadığını onlara söyleyin, telkin edin” diyorlar. Ama o demese dahi zaten şeytan bunu yapar. Fakat deccalin söylemesiyle Allah onu vesile ediyor, o görevi onlara vermiş oluyor Allah ve onlar da insanlara etki ediyorlar. Şu an mesela ahir zamandayız, insanların beyninde, çok büyük bir bölümünde, bir çok insan da farkına varıyordur, beyninde bir uyuşma vardır, konsantrasyon bozukluğu vardır, dikkatini veremez. Yoğun unutkanlık vardır. Tarif edemediği bir sıkıntı vardır ve dinsizliğe karşı da kalbinde bir eğilim vardır. Dinden kaçma eğilimi ve dinsizliğe karşı da bir eğilim. Bu şeytanın etkisiyle oluyor. Bu da bir büyüdür. Büyünün olması için adam şeytanları kullanıyor. Şeytan da telkin yapıyor insanlara. Mesela tembellik telkini yapar, evden çıkamaz; kitap okumama telkini yapar, Kuran okumak istemez. Kuran’ı gördüğü zaman sıkılır. Namaz kılmasına karşı telkin yapar, namazdan sıkılır, namazdan kaçınmak ister. Müslümanlarla görüşmek istemez. Müslümanları görünce kaçma arzusu olur. Şeytan telkin yapar. Mesela doğru söyleyeceğine yalan söyletir şeytan. Mesela Darwinizm, hurafe olduğu açıkça belli olduğu halde Darwinizme inanma eğilimi verir. Ona ikna olmaya doğru kalbinde bir eğilim meydana getirir. Entel, dantel yapıyor farz edelim onları, o tip bir felsefe veriyor onların ruhuna. Onlar da Darwinizme karşı eğilim gösteriyor kalplerinde. Bilimsel geçersizliği net olduğu halde. “Sihir ve manyetizmanın nevinden” diyor, yani manyetik alan oluşturabilen bir şahıs, yani hipnoz özelliği yani kitlevi hipnoz, bütün dünyada kitlevi hipnoz meydana getirebilen bir insan. Nasıl yapabilir? Mesela televizyon programlarında da olur, büyük televizyon kanallarına adam, bazı kanallara hakim olur, kontrolü altına alır; mesela televizyon programındaki herhangi bir reklamda herhangi bir şeyin içine konan bir görüntü, herhangi bir hareketlilik kitle hipnozu için etkili olabilir, yeterli olabilir. Adam mesela televizyona bakarken farkında olmadan hipnozun etkisine girebilir. Bir anda etkilenebilir. Haberi bile olmaz. Görüntünün içerisine gizlenir o, farkına varmaz. “İspirtizma ve manyetizmanın nevinden istidraci harikalara mazhar olan deccal ise” diyor Bediüzzaman, yani ruhlara etki eden, manyetik alan meydana getirebilen, şeytanları kullanabilen bir varlık, adam. Ama bu Mehdi (a.s)’a da uygulanabilir, Mehdi (a.s) etkilenmez. Akıl gücü ve iradeyle bu aşılabilir. Mesela Mehdi (a.s)’ın talebelerini etkileyemezler ama geniş çapta insanları etkileyebiliyorlar. Onun için Muhammed Raşid Erol Hazretleri; “şu an dünyanın yüzde 99’u deccale teslim oldu” diyor. Yani “binde 999” diyor, çok muazzam bir rakam veriyor. “Geride kalanlar da, o yüzde birlik kesim de zor ayakta duruyorlar” diyor. “Bu yüzden görev Mehdi (a.s)’a verilmiştir” diyor. “Biz anlatsak da dinlemezler şu an. Çünkü hidayete vesile olma gücü bizden alındı” diyor. Yani “tarikatlardan alınmıştır, mürşitlerden alınmıştır. O yüzden etkili olamıyorlar” diyor. “Biz yapsak da, anlatsak da etkili olmaz, zaten görüyorsunuz durumu” diyor. “Anlatıyoruz etkili olmuyor, netice alamıyoruz, çünkü Mehdi (a.s) görevde” diyor. “Hidayetin tümü ondadır” diyor. “Gidin ona, ondan istifade edin, ondan alın hidayeti” diyor. “Görmezden gelirseniz, idare etme nevinden ben devam ederim” diyor, “idare etme nevinden.” “Eğer siz Mehdi (a.s)’a gitmiyorsanız, Mehdi (a.s)’dan istifade etmiyorsanız, illaki mürşidimden istifade edeceğim diyorsanız bir oyun ve oyalanma tarzında ben anlatmaya devam ederim” diyor. “Ama benden o anlamda bir netice alamazsınız, çünkü bizden alındı, Mehdi (a.s)’a verildi” diyor. “Ana kaynağa gidin, oradan istifade edin, oradan alın, o zaman hidayeti tam almış olursunuz, Allah’ın izniyle.” Çok açık anlatmış ama tabii bir mürşit üslubu var. Mürşitler öyle anlatırken anlayanın anlayacağı gibi anlatırlar. Gidip adres vermez; “şu kişi Mehdi (a.s)’dir, işte deccal de çıktı.” Öyle bir üslupla anlatır ki çocuk olsa anlayacak hale getirir, inşaAllah. Ama bazı bizonlar, bazı sığırlar, “biz anlayamadık” diyorlar. Anlayamıyorsan Allah’a dua et.
Bakın, ne diyor mübarek Seyda Hazretleri; daha önce de söyledim Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin lakabıdır. Çok büyük bir mürşittir, değerli bir insandır. Nakşibendi şeyhidir, vefat etti. Menzil cemaatindedir. Büyük, güzel, etkili bir cemaattir. O cemaatin bilinen en ünlü mürşididir, şeyhidir. Çok güzel hizmetleri oldu. Bakın şimdi o mübareğin anlatımı, ona ait bir konuşma; “Bu zamanda” diyor, 1980’ler, o zamanlar o gözaltına da alınmıştı, 12 Eylül döneminde, “bu zamanda insanların binde biri bile, “ bak binde biri, “ahirete dünyadan fazla kıymet vermiyor. Dünya işinde eksiklik olunca hastalanıyor ve yataklara düşüyor. Fakat ahireti elinden gitse hiç umursamıyor” diyor. “Bu zamanda insanların,” 1980’ler bunlar, Mehdi (a.s)’ın çıktığı zaman, “bu zamanda insanların binde 999’u Allah yolunu terk etmiş” diyor. “Deccal çıktı” diyor. Binde 999’u Allah yolunu terk ettiyse deccal çıktı işte. Ahir zaman, dünya tarihinde hiç görülmemiştir bu. Binde 999’u insanların Allah yolundan çıkması, İslam tarihine bakın, dünya tarihine bakın, hiç rastlanmamıştır. İlk defa ahir zamanda oluyor. Son kere. “Bu zamanda insanların binde 999’u,” yani 1980’lerde, Mehdi (a.s)’ın çıktığı zamanda söylüyor, “bu zamanda insanların binde 999’u Allah yolunu terk etmiş ve ibadetten habersiz hale gelmiş. Geriye kalan binde birinin ise ahiret işleri çok perişan ve gevşek durumdadır.” Bunu Muhammed Raşid Erol Hazretleri söylüyor. En etkili olduğu dönemde söylüyor bunu. “Artık insanın da dünyanın da sonuna gelinmiştir.” Ahir zaman, son artık. Yıl sayılıyor. “Kıyamet iyice yaklaşmıştır. Artık vaaz ve nasihat devri değildir. Çünkü hiçbir teshir olmuyor” diyor, “anlatsam da etkilenmiyorlar” diyor. “Çünkü dünya zevki, keyfi ve sefası çok artmıştır,” , deccaliyet levhiyatı, sefahati çok arttırıyor. İnsanları dünyaya çekiyor deccaliyet. “Çünkü dünya zevki, keyfi ve sefası çok artmış, Allah’ın emirlerine karşı gelmek çoğalmış. Helal ve haram gözetilmez olmuş.” Bu deccaliyette olacak olayların tamamıdır. Hadislerde belirtilmiş. Deccal çıktığında olacak olayların en vurucu ve en önemli olanını saymış. “Bu devirde irşat oldukça zorlaşmış. İnsanlar dini arkasına atmış, Allah-u Teala’dan bahsedildiği zaman rahatsız olmaya başlamıştır, garip olmuştur.” Mehdi (a.s)’ın şifresi, din artık garip olmuş. Ahir zamanda. “Ne mutlu o gariplere” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin, o mübarek, Nakşibendi şeyhi olan, seyyid olan mübareğin şeyhi ve hocası ve babası olan Gavs Hazretleri’ne soruluyor; “Efendimiz” diyorlar Gavs Hazretleri’ne, “bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı.” Tarikat ehli vardı; Nakşibendiler, Kadiriler. “Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler.” Çünkü deccalin etkisine girmişler, demin anlattığım konu. “"Bu niçin böyle oluyor?" Gavs Hazretleri buyurmuş: "Evet, artık hidayet kalmamış da ondan."” “Hidayet alındı bizden, hidayete vesile olma gücü bizden alındı” diyor. “Bizimkisi bu zamanda vallahi,” Allah adına yemin ediyor, “bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s)’ın elindedir.” Yani “kurtuluşu arayan artık Mehdi (a.s)’ın yanına gitsin. Ama bulamadıysa, bana tabi olduysa o zaman idare ve aldatmaca gibi bir şey olur” diyor. “Ben hidayete vesile olamam” diyor. “Çok zayıf olur” diyor. “Çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s)’ın elindedir.” “Eğer kurtuluşu, hidayeti arıyorsanız gidin Mehdi (a.s)’ın yanına” diyor. “Tam manasıyla hidayeti o yapacak. Biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz. Çünkü tam hidayet artık Hz. Mehdi (a.s)’in elindedir.” “Tam manasıyla hidayeti o yapacak” diyor. Daha ne desin. “Mehdi (a.s) çıktı” diyor, deccali de anlatıyor, bütün kapsamıyla anlatıyor. Adam da “Mehdi (a.s) çıkmadı ki” diyor. Daha ne desin? Deccali bütün kapsamıyla anlatmış mı? Anlatmış. Karşıt, onu yok edecek Mehdi (a.s)’ın da çıktığını söylüyor. Deccal çıkmadan Mehdi (a.s) çıkar mı? Deccali anlatmış işte, bak; “binde 999’u dinsiz oldu dünyanın, dünya gitti” diyor, deccalin eline teslim oldu” diyor. “Buna karşı Allah Mehdi (a.s)’ı gönderdi, Mehdi (a.s) çıktı” diyor. Adam da soruyor, “deccal çıktı mı, Mehdi (a.s) çıktı mı?” diyor. kafan portakal kabuğu mu senin? Bu nasıl bir şeydir, nasıl anlamazsın? Daha ne desin, çok açık anlatmış işte. “Tam manasıyla hidayeti o yapacak, biz ise çoluk çocuk nasıl aldatılırsa, eğlendirilirse öyle yapıyoruz” diyor. “Madem geldiniz bizden bu kadar olur” diyor. “Ama gerçekten kurtuluşu istiyorsanız gidin Mehdi (a.s)’ın yanına” diyor. “Ben anlamadım” diyorsa, anlamıyorsa anlamıyordur. Anlaşılmayacak bir şey yok burada. Çok net anlatmış. Bayağı kapsamlı, çok çok kapsamlı anlatmış. Seyyid Muhammed Raşid Erol (ks), Seyda Hazretleri’nin Hayatı, Muhammed Raşid Erol Hazretleri’nin Hayatı, Dr. Selahattin Kınacı’nın eseri. O kitaptan kardeşlerimiz açıp bakabilirler.
Mercimek kadar toprak vermeyeceğiz Allah’ın izniyle, bilakis büyüteceğiz. Türkiye büyüyüp Turan olacak, inşaAllah. Türklük aleminin tamamını birleştireceğiz. Bütün İslam alemini de kardeş yapacağız, Türk-İslam Birliği içerisinde birleştireceğiz, inşaAllah. Olmaz diyecekler, şeytan onlara onu dedirtecek, buna rağmen olacak. Ben onların gözlerinin önündeyim, gözlerinin içine baka baka söylüyorum, Türk-İslam Birliği oluyor ve olacak. Kimse de engelleyemez ve engelleyemeyecektir. Bağırta bağırta getireceğiz Türk-İslam Birliği’ni. Beni seyredin, arkadaşlarımızı da seyredin, hodri meydan, göreceksiniz, inşaAllah. Bunlar çocuklar gibi bağıracaklar, direnecekler, çırpınacaklar, hatta bir kısım Müslümanlar da çırpınıp, direnecekler. Buna rağmen din Allah’ın olacak, fitne yeryüzünden kalkacak, bütün dünyaya İslam ahlakı hakim olacak, inşaAllah. İstedikleri kadar dirensinler, ne yapıyorlarsa yapsınlar.
ALTUĞ BERKER:Yeni internet sitelerinizi tanıtmak istiyordum Hocam; www.ateizminbitisi.com , dinsizliğin sahte felsefeleri, hümanizm ve perde arkası; www.ateizmincokusu.com dünya tarihinin dönüm noktası olan ateizmin çöküşü, inşaAllah; www.ateizminsonu.org Darwinizm ateizme temel oluşturur. Bu konuyla ilgili makaleleriniz var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:DeccaliNasılBiçiyoruz.com gibi olmuş, deccali böyle yaparlar gibi olmuş, çok güzel olmuş. Yani deccali lime lime eden siteler diyorsun, anti-deccal siteler.
Sevgili Canım Muhammed Adnan Hocam. Siz hem şerif hem seyyidmişsiniz.” Evet, seyyidim fakat şerife annelerim var, yani geçmiş cedlerimde. Oradan şeriflik de var, inşaAllah. “Mehdi (a.s)’daki fiziksel özellikleri lütfen anlatır mısınız. Mehdi (a.s)’daki fiziksel özelliklerde sizde olan benzer özellikleri görmek bende şevk ve heyecanımı artırıyor. Ne olur tekrar tekrar anlatmanızı çok istiyorum. Bu konuyu siz anlatmasanız inanın araştırmacı yapımız olmasa Allah bilir ben ne vakit öğrenecektim, merak ediyorum. Sizi ben çok seviyorum, biliyor musunuz?” MaşaAllah. Tamam, anlatırım sonra, inşaAllah.
İngiltere, Londra’dan Ufuk. “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Ufuk, İngiltere’yi şöyle bir ufalayın. Oradaki gençler bir hayli çoklar, maşaAllah. Arkadaşlarınla bağlantıda ol. “Hayırlı geceler diliyorum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Bu gece de önceki geceler gibi bizleri ve tüm dünyayı yaratılış hakkında Kuran’ın nuruyla aydınlatıyorsunuz. Allah sesinize güç katsın ve duyulmadık dünyanın bir köşesini bırakmasın, inşaAllah. Sizin sesinizle bu sahih hadisi okumanızı istirham ediyorum. Çok teşekkür ederim. "Ebu Mûsa (r.a) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v)'ı dinledim, şunu söyledi: ‘Allah Teâlâ Hazretleri, Adem'i, yeryüzünün bütün (cüzler)inden almış olduğu bir avuç topraktan yarattı. Âdem'in oğulları da arzın kısımlarına göre vücuda geldi. Bir kısmı beyazdır, bir kısmı kızıldır, bir kısmı siyahtır. Bunlar arasında orta (renkliler) de var. Ayrıca bir kısmı uysaldır, bir kısmı haşindir, bir kısmı habis (kötü kalbli), bir kısmı iyi kalblidir.’" (Ebu Dâvud, Sünnet 17, Tirmizî, Tefsir, Bakara, (2948))” Evet, Peygamberimiz (s.a.v) anlatmış. İnsanlar çeşit çeşit. Hz. Adem (as)’ın oğulları da. Hz. Adem (as)’ın genetik kodunda vardı onlar; kimi ufak tefek oldu, kimi uzun yapılı oldu, kimi esmer oldu. Nesiller ilerledikçe o genetik yapı ortaya çıktı, inşaAllah.
“Esselamu Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Sohbetlerinizi hiç kaçırmamaya çalışıyorum. Dergilerinizi de okuyorum. Sizin sayenizde tüm ateistleri morartıyoruz” diyor. Helal olsun, morartmaya da devam edeceğiz, inşaAllah.
“Bismillahirahmanirrahim. Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Güzel Adnan Hocam, gören gözlerimizdeki perdeleri açıyorsunuz. Rabbim sizden razı olsun. Özetle, sormak istediğim şey şudur ki; Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri "yurtdışından dönüş yapın" dedi. Ben yurtdışında okuyorum ve dönmem imkansızlaşıyor.” Yurtdışından dönüş yapın derken, hocamız eğer faydalı olamıyorsanız, İslam’ı orada tebliğ edemiyorsanız, etkili olamıyorsanız, gelin burada faydalı olun. Yahut memleketinize gidin, orada faydalı olun, boş durmayın,” o anlamda diyor. “Hz. Mehdi (a.s) çıktığında onun yanında olmama korkusu beni çok korkutuyor. Mehdi (a.s) Hazretleri’ni İstanbul’da beklemekten başka ne yapabilirim? Dua edin Hocam. Rabbim sizi başımızdan eksik etmesin. Hayırlı geceler diliyorum. Selam ve dua ile, Gözde.”
“Adnan Hocam, selamlar. Yüz tane maymun çeşidi var dediniz. Peki, bu maymunların yüz çeşidi de ayrı olarak mı yaratıldı yoksa birbirlerinden mi türedi? Sorum diğer hayvanlar için de geçerli. Mesela kediler, arılar, karıncalar, çok fazla çeşitleri var.” Hepsi ayrı yaratılmıştır. Mesela kırmızı karınca daha iri olur böyle, rengi de kırmızı. Siyah karınca vardır böyle, minik, her yerden çıkar onlar, koca kafalarıyla gezerler. Kafa da pırıl pırıl. Ama acayip şekerler nerede olsa onları kurtarıyorum, çok seviyorum onları. Acayip güzel huylular, diğer böceklerden ayrılar. Bütün karınca çeşitleri ayrı yaratılmıştır, bütün böcek çeşitleri ayrı yaratılmıştır. Birbirleriyle birleştiklerinde de kısır çeşitler oluşuyor. Mesela at ile eşek birleştiğinde katır oluşur ama onun üreme kabiliyeti yoktur. Özetle her tür ayrıdır. Mesela goril ayrıdır, gibbon ayrıdır, maymun ayrıdır, mesela makak maymunu tamamen ayrıdır. Zaten fosil kayıtlarına baktığımızda bunu bütün açıklığıyla görüyoruz. Her canlı türünde. Bitki türlerinde de, hayvanlarda da, böceklerde de. Ve mebzul fosil var. O kadar çok ki fosil. Evin bahçesinde ben de buldum fosil. Evin bahçesinde, kaya parçasının arasında. Çok fazladır fosil. Bakıyorsun, değişmemiş. Değişse ne zorumuz. Allah böyle yaratmış, çok makul olurdu. Allah mesela bir türden hepsini çoğalttı derdik. Fosil kayıtlarında da bu görülürdü. Allah böyle yaratmış derdik. Ne zorumuz yani? Yok, gerçekten yalan olduğu için bunu açıklıyoruz. Yani yüz çeşit hayvan türünden bir çeşit kalıyor. Mesela şöyle oluyor, anlaşılsın diye söylüyorum, mesela üç bin türü oluyor farz edelim, üç bin türden kaç tane kalmış? Yirmi tane kalmış, elli tane kalmış. Böyledir, çok az kalmıştır. Mesela ata, eşeğe benzeyen o kadar çok hayvan çeşidi var ki. Çıkış tarihi belli, başlıyor, bitiş tarihi de belli. Ondan sonra bir daha yok hayvan. Allah’ın yaratması. Farz edelim balık, balıktan hakikaten ayaklar, bacaklar çıkartabilir Allah, Cenab-ı Allah istese yapar. Kaplumbağayı mesela insan haline de getirir, değiştirir şeklini. Kardeşim, yok. Niye yalan söylesin bu konuda? Burada bilim değil mi konu? Bilim bunu bize vermiyor. Yok öyle bir şey. Fosil diyorsun, fosiller ortada. Yok. Protein, olacak iş değil protein. Hepsi ittifakla söylüyor, imkansız. Protein çok hassas bir madde. Bir tane atomu yer değiştirdi mi zehre dönüşüyor, başka bir şeye dönüşür. Bir protein kaç atomdan oluşuyor?
OKTAR BABUNA: Çok atom Hocam. 500 tane aminoasidi olsa…
ADNAN OKTAR: 500 tane aminoasidi oluyor en basiti düşünün. Tabii öyle bir ölçü veremeyiz. Çok fazla protein çeşidi var ama bir aminoasitte bile çok kapsamlı yapılanma var. Ama bir proteini oluşabilmesi için çok fazla aminoasit gerekiyor ve onlardan da bir tanesi çıktığında protein komple çöküyor. Yani dantel gibi örülmesi gerekiyor. Bunu bildikleri için “uzaylılar yaptı” diyor adamlar. Zaten kromozomlar hiç açıklayacakları gibi değil. Kromozom normal şehir, şehir hayatı gibi. Çöpçüleri var, muayene edenler var, tedavi edenler var. Adam molekül, protein molekülü, alıp parçayı götürüyor, ayağı var, yürüyor. Molekülde ayak olur mu? Adam sırtlıyor, alıp taşıyıp götürüyor. Yürüyor yani. Bak ilgili yere götürüp teslim ediyor adam. Bak başka bir protein molekülü. Artık en ilkel madde. Adam geliyor kromozoma, “hemşerim şunu bir ayıralım ortadan” diyor, cart diye ayırıyor ortadan. “İki taraftan tutun da yapışmasın” diyor. Tutan ayrı ekip var, hamal gibi adam tutuyor böyle, bayağı tutuyor, yapışmayı engelliyor. “Şimdi paralelini çıkaracağız” diyor. Başlıyorlar onun bir paralelini çıkartmaya, aynısını yapıyor. Aynı harflerden oluşan, boydan boya binlerce, on binlerce, yüz binlerce harfi adam teker teker aynısıyla diziyor. “Bitti” diyorlar adamlar, “ biz gidiyoruz” diyorlar, “tamam ama bir kontrolden geçirelim, ne olur ne olmaz. Siz yine de bir yamukluk yapmış olabilirsiniz” diyorlar. Kontrolör protein geliyor. Geliyor bakıyor, diyor ki; “hemşerim burada bu parçayı yanlış koymuşsunuz” diyor. Protein. Haber veriliyor, oraya o parçanın doğrusunu getiriyorlar, imal edip. Adam da söküp çıkarıyor onu oradan, alıp onu oradan normal parçayı takıyorlar. “Şimdi tamam mı” diyor, “tamam, hiçbir kusuru yok. Hadi bırakın, kapatalım” diyor, kapatıyorlar. Kardeşim protein yapıyor bunu. Yani dünyanın bütün profesörleri bir araya gelse o proteinin gösterdiği, bir tanesinin gösterdiği aklı gösteremez. “Bu nasıl oluyor?” diyorsun, “tesadüfen oluyor, karmaşık bir şey yok” diyor. “Protein nasıl oldu?” diyor, “o da tesadüfen oldu” diyor. Olamıyor bak bilimsel olarak, “o zaman uzaylılar yapmıştır” diyor. “Uzaylıları kim yaptı?” diyorsun, “o kadar da kurcalama şimdi” diyor. Kardeşim deli misin sen? Bizi ne uğraştırıyorsun?
OKTAR BABUNA:Onu ama siz söylettiniz ona. Yoksa o kitap yazmıştı tesadüfen olduğuna dair, bir değil birçok kitabı vardı, siz söylettiniz o lafı.
ADNAN OKTAR:Alayı öyle, kaval gibi ötüyorlardı Darwinistler, “hemşerim, bu böyle olmaz, bunun molekül yapısını bak görüyorsunuz” dedik. “Bir proteinin olması için başka bir proteine ihtiyaç var ve çok karmaşık bir yapısı var. Bu teknik olarak mümkün değil” dedik. “Evet, doğru” dediler. “Peki, ne olabilir?” dedik. Adam böyle bakıyor, Dawkins. Soruyorlar; bakıyor, bakıyor, bakıyor, aklına bir şey gelmiyor. Birden bakarken havaya uzaylılar geldi aklına, uzaylılar yapmıştır diyor, bir kısım uzaylılar. Göktaşlarının üzerine uzaylılar koyuyormuş, göktaşları da gelip; göktaşı gökte yanıyor zaten. Olsun yanmamış olabilir, onun arasına girmiştir. Göktaşını fırlatmışlar, o da gelmiş uzaya birden, taşın arasından çıkmış protein, öbür proteinlerle anlaşıp bizi meydana getirmişler. Bu kadar basit. “Karmaşık bir şey yok. Anlamıyor musunuz siz, cahillik yapmayın, şaka yapıyorsunuz herhalde, anlaşılmayacak ne var bunda?” diyorlar. La havle vela kuvvete, Allah akıl, fikir versin. İnanılır gibi değil, kabus mu görüyorum ben?
Cübbeli’yi de biraz kızdıracak bir şey ama madem söylediniz, söyleyelim Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerini ve Mehdi (a.s)’ın alametlerini. Allah’ın bunu bildirip de bu olayların böyle aynısıyla çıkması samimi söylüyorum nefesimi kesiyor, çok acayip bir olay. Ben Mehdi (a.s) derler, her zaman ağızlarında geçer, hayat devam eder zannediyordum. Doğru. Hayret, hakikaten İslam dünyaya hakim olacak. Kimse ummuyordu. Alenen İslam dünyaya hakim oluyor, yer yerinden oynuyor. Bütün İslam alemi yıkılıyor. “Ve din gitti , yok oldu, bitti, doğal süreçte kendiliğinden yok olacak zaten, ellememize bile gerek yok dine” diyorlardı. Marks da söylüyordu, Lenin de söylüyordu, bizim komünistler de; “uğraşmanıza gerek yok” diyorlardı, hatta “dindarlara şefkat gösterin, din kendi içerisinde zaten kendi kendini çökertecek bir sistemdir, doğal akışında yok olacak zaten, karışmayın” diyorlardı. Nereden bilsinler adamlar Mehdi (a.s)’ın geleceğini, nereden bilsinler deccalin tepeleneceğini. İşte Allah böyle yaratıyor, maşaAllah. Gökte ve yerde alametler oldu. Cübbeli ne diyor? “Gizliyorlar, Mehdi (a.s)’ın alametlerini gizliyorlar, yarıdan çoğu çıktı ve gizliyorlar, söylemiyorlar” diyor. “Hutbelerde söylenmiyor, siz duyuyor musunuz hocalardan hiç?” diyor. Sen hiç söylemiyorsun, tamamen vazgeçtin sen, sana ne demeli? Sen cima teknikleri, yok işte yoğurdu nasıl yiyeceğiz onları anlatıyorsun. Pilav nasıl yenir, kavun nasıl yenir, onları anlatıyorsun. Hiç gördün mü sen Flash Tv’de anlattığını? Çok önemli konu, “günde beş defa Peygamberimiz (s.a.v) anlatıyordu sahabelere” diyor. “Sürekli gündemdeydi” diyor. “İslam’ın hakim olduğu dönemde de sürekli gündemdeydi” diyor. “Deccal çıktı, konu kapandı” diyor. “Deccalin çıkış alametidir; Mehdi (a.s)’dan, deccalden bahsedilmemesi. Hutbelerde bahsedilmiyor” diyor. “Yarıdan çoğu çıktı, gizliyorlar, söylemiyorlar” diyor. En baş gizleyici sensin, en başta sen gizliyorsun. Bu çok büyük mucize, kendi söylüyor, kendi yapıyor. Bakayım ahirette nasıl açıklayacak. “Fırat’ın suyu kesilecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v); açık, aleni, net. Dünya tarihinde ilk defa oluyor, binlerce, on binlerce yıllık tarihte ilk defa. “Fırat’ın suyunu kesecekler” diyor Peygamberimiz (s.a.v), kesilir demiyor, “kesecekler” diyor, “Fırat’ın suyunu kesecekler.” Fırat’ın suyunu kestiler. Ve “havzası kuruyacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v), su havzası kuruyor. Fırat’ın içinde insanlar geziniyordu, çocuklar, su havzasında. Kurudu. Tarla oldu, Fırat Nehri’nin yatağı tarla oldu, kurudu. Bakın, on binlerce yıllık dünya tarihinde ilk defa oluyor, hiç olmadı. Cübbeli’den duyuyor musunuz? Duyamazsınız. “Ramazan ayında on beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları olacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v). İki kere peş peşe oldu ve takvim yapraklarında ispat edip gösterdim. Duydunuz mu Cübbeli’den? Duyamazsınız. Kabe, Hz. İbrahim (a.s) döneminde de yok, hiçbir dönemde yok, ilk defa Dünya tarihinde Kabe basıldı, kan akıtıldı ve hac engellendi. İlk defa engelleniyor hac. Her halükarda hac yapılıyordu. Sel de bassa hac yapılıyordu. Hac engellendi. Bir kere oldu Dünya tarihinde. Cübbeli’den duydunuz mu? Mehdi (a.s)’ın çıkışının küçük alametleri var, bir de büyük alametleri var. Bu saydıklarım Mehdi (a.s)’ın çıkışının büyük alametleri. Alenen ve açık, bağıra bağıra anlatıyorum, hiç duyuyor musun Cübbeli’den?
OKTAR BABUNA:Hayır Hocam.
ADNAN OKTAR: “Deccal devrinde deccaliyet buna müsaade etmeyecek” diyor. Özetle bunu anlatıyor. “Deccalin etkisiyle insanlar Mehdi (a.s)’dan ve deccalden bahsedemeyecekler” diyor. “Bu deccalin çıktığının alametidir” diyor. kendisi anlatıyor, net tarif ediyor. Ve “hutbelerde konuşulmuyor” diyor. “Resulullah (s.a.v)’in zamanında günde beş vakit namazda Mehdi (a.s), deccal konuşuluyordu” diyor, beş vakit. “Hiç duyuyor musunuz şu an?” diyor. Tekrar tekrar söylememenin nedeni olayın büyüklüğünü, harikalığını göstermek. “Alametlerin yarıdan çoğu çıktı ve çıkmaya devam ediyor. Hiç duyuyor musunuz, söylüyorlar mı size? Gizliyorlar” diyor. Baş gizleyicisin, baş gizleyici. Hayret edilecek bir şey bu, inanılır gibi değil. İki tane kuyruklu yıldızdan bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v); vaktiyle, çok detaylı belirtiyor ve “iki uçlu” diyor öbürü. Bakın, bilim adamları tespit edemiyor daha önce ne zaman çıktığını. İlk defa çıktı kuyruklu yıldız. Çift uçlu kuyruklu yıldız, binin tarihinden tespit edilebilen ilk çift kuyruklu yıldız bu, Lulin. Daha öncekileri tespit edemiyorlar. Daha önce kaç bin yıl önce çıktığını bilmiyorlar. Ama Peygamberimiz (s.a.v) biliyor, çıkacağı vakti de biliyor. “İki uçlu, çok parlak, diğer kuyruklu yıldızların aksi istikamete gidecek” diyor. Aynısıdır. Cübbeli’den duydunuz mu? Söyleyemez. Bunu söylediğinde “Mehdi (a.s) geldi” demek durumunda kalacak. “Kafama stent taktılar, beyin damarlarım tıkandı” diyor. “Oram buram da tıkandı, birçok yerime boru taktılar, bilmem ne taktılar” diyor, anlatıyor. “Benden Mehdi mi olur? Ben bittim, adamlar benden Mehdilik beklemesinler” diyor. “Benim hayatım kaymış” diyor. “Ben olmadığıma göre kimse olamaz Mehdi (a.s)”diyor. “Olamayacağına göre Mehdi (a.s) da gelmeyecektir” diyor. “Ama 570 yıl bekleyin, belki o zaman gelir” diyor. 570 yıl. Bunu da büyük bir hararetle savunanlar var. “Ne kadar güzel konuşuyor” diyor. Bakalım ahirette nasıl hesabını verecekler. Bir de böyle adamların “Mehdi (a.s) gelmeyecek” demesiyle Mehdi (a.s) gelmemezlik etmez. Allah Cübbeli’yi dinlemez. Cübbeli “gelmeyecek” deyince Allah durdurmaz Mehdi’sini. Eze eze, söke söke Mehdi (a.s) ilerler, inşaAllah.
“Mehdi (a.s)’ın şemaili şerifesidir” diyor Cübbeli. “Müminler heyecanla dinliyor” diyor, şemaili şerifeyi, o devirde müminler heyecanla dinliyorlardı. Bunu da yasakladı. Cübbeli, sen kimi gördün, neyi fark ettin sen? Neden böyle dehşete kapıldın ve neden Mehdi (a.s)’ın geldiğinden bu kadar eminsin? Ve neden Mehdi (a.s)’ın geldiğini inkar etmek için bu kadar dehşet içinde bir politika izliyorsun? Yüzde yüz emin olmasa bu dehşeti yaşamaz. Birini gördü bu, bütün vasıflarını haiz gördüğü birini gördü ve paniğe kapıldı. Usulen yap hiç olmazsa, utancından yapar insan. Usulünden yap, “Mehdi (a.s) gelecek deniliyor” de, diyemiyor adam. Hiçbir şeyden, deccalden de bahsedemiyor ve İttihad-ı İslam’dan da bahsedemiyor, Türk-İslam Birliği’nden de bahsedemiyor, hiçbir şeyden bahsedemiyor. Çok, çok, çok bastırdık, “İttihad-ı İslam tamam” dedi. Berker konuştu, telefonda birkaç kere konuştu, “tamam, söyleyeceğim” dedi, İttihad-ı İslam’ı. Ertesi gün nihayet Flash Tv’de, “tabii, İttihad-ı İslam’ı istiyoruz” dedi. MaşaAllah. Bir kere söyledi, konu kapandı. Bir daha da söylemiyor. O da benim onunla konuşmam şartıyla. “Benimle konuşursa ben söyleyeceğim” dedi. “İttihad-ı İslam’ı bekliyoruz, diyeceğim” dedi. “Mehdi (a.s) olduğunu iddia etmeyeceğine yemin etsin, Mehdi (a.s)’ın geleceğini de söyleyeceğim” dedi. Yani “Mehdi (a.s)’ın bu asırda geleceğini de söyleyeceğim” dedi. Aylardan beri yemin ediyorum, defalarca yemin ettim. Sen neyi gördün kardeşim, neyi fark ettin de kadar eminsin? Bu ne paniktir? Kaç defa lanetleştim, kaç defa yemin ettim. Yemine doymuyor, “yemin etsin” diyor, yemin ediyorum, yine “yemin etsin” diyor. Niye panik oldun ki bu kadar?
Mehdi (a.s)’ın dış görünümü, Peygamberimiz (s.a.v) onun siyah saçlı olduğunu söylüyor. “Saçları güzeldir” diyor. “İleri yaşlarda genç görünümlüdür” diyor. Mehdi (a.s)’ın mühim özelliklerinden bir tanesidir, ileri yaşlarda genç görünümlü olması. “Alnı geniştir ve parlaktır” diyor. Cübbeli de diyor, “alnı ak ve pak” diyor. Sonra da zenci haline getirmişti. Önce “ak, pak” diyor, sonra da “zenci gibidir” diyor. “Koyu esmer” diyor, sonra da “buğday tenlidir” diyor. Sigortası karıştı heyecandan. Kaşları kavislidir, kaşı yüksektir” diyor Peygamberimiz (s.a.v). “Gözleri yeşil” diyor, ‘ayn-ül hadra’, net, yeşil olarak geçiyor. Çimen yeşili için söylenir, yeşillik. “Burnu küçük ve kalkıktır” diyor. Özel Arapça’da söylenen bir kelime var, onu söylüyor Peygamberimiz (s.a.v). Ortası hafif bombeli, küçük ve kalkık burun için söylenen Arapça bir söz var onu söylüyor. Arapça bilen herkes bilir. “Yanağının birisinde bir ben var” diyor ama “beyaz bir bendir, ışık gibidir” diyor. “Yanağını aydınlatan bir bendir” diyor, “incimsi” diyor. “Yüzü nurludur” diyor, parlaktır yüzü. “Sakalı ile kulağı arasındaki kısım beyaz ve parlaktır” diyor. Kendisi, Cübbeli tarif ediyor. Cildinin kalitesi ve güzelliğini söylüyor Peygamberimiz (s.a.v). “Cildi parlaktır ve sert ciltli değildir” diyor. Onu da Cübbeli uzun uzun anlatıyor. “Sakalları meczum, cezm edilmiştir” diyor, “alttan toparlanmış, yanlardan da incedir sakallar” diyor. “Kevsectir” diyor. Orta boyludur; alnı, omuzu, karnı ve uylukları boydan boya geniş. “Ben-i İsrail’den bir recul gibidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Cübbeli de hadisi açıklarken etrafındakilerin bilgisiz olmasından istifade ederek, kısmen veyahut bilgili olanlar da zaten ses çıkartmıyorlar, “Ben-i İsrail boyundadır” diyor. Ben-i İsrail boyu diye bir şey olur mu? Ben-i İsrail’de bir metrelik adam da var, iki metrelik adam da var. Ben-i İsrail boy olur mu? Ben-i İsrail’in görünümü olur. “Cismi Ben-i İsrail” diyor, kendi söylüyor, “cismi Ben-i İsrail” diyor, arkadan da, “boyunu dedi burada” diyor. Millet de dinliyor. Cisim diyorsun, cisim en demek? Bütünü, kitlesi, yapısı demektir. Cismi Ben-i İsrail görünümdedir. Yani eli, yüzü, vücudu, görünümü Ben-i İsrail gibi heybetli ve acar, o anlamda. Yani kafa yapısı, yüz yapısı, anatomik özellikleriyle Ben-i İsrail görünümünde. Söylenen bu. Paniğinden onu da kendince gizlemeye çalışıyor. Omuzunda iki tane benden bahsediyor ama “biri yaprak gibidir” diyor. Yaprağın özelliği nedir? Düşer. Zaman zaman da belirir. Öyle bir ben, sırtında. İkincisi, Peygamber (s.a.v)’in üzerinde durduğu ben, kalp hizasında Peygamberimiz (s.a.v)’de olduğu gibi bir mühür tarzında bir ben olduğunu söylüyor, inşaAllah. “Siz de var mı?” diyorlar. Bende var, sırtımda öyle bir ben var, büyükçe bir ben. Onun arkasında bir ben daha var, küçük bir ben daha var, ona yakın. Kuyruklu yıldız gibi benler gitgide küçülerek arka arkaya devam ediyor. Kalbin hizasından boynuma doğru devam ediyor. Öyle bir ben yapısı var, sıralı, onu daha önce söylememiştim. Dün de dikkatlice baktım, irice bir ben var, ondan daha küçük bir ben var, sonra daha küçük, daha küçük, daha küçük, daha küçük, böyle kuyruklu yıldız gibi boynuma doğru gidiyor. Ondan sonra kayboluyor. “Uylukları geniştir” diyor. Uylukları geniş, yani boydan boya bütün vücudu geniş. Cübbeli kendi anlatıyor zaten, “bacakları aralıklarıdır” diyor, “uylukları geniştir” diyeceğine, “bacakları aralıklıdır” diyor. “Gözü çekiktir” diyor. Hafif gözü çekiktir. “Alnı hafif iç bükeydir” diyor. Yani dış bükeydir alınlar, onda hafif iç bükeydir, inşaAllah. Başka ne vardı?
OKTAR BABUNA: Alnında bir iz vardır diyor.
ADNAN OKTAR: Alnında bir iz var, evet.
OKTAR BABUNA: Konuşurken sağ elini depretir diyor, inşaAllah.“Sağ bacağında siyah biz iz vardır” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Kocaman bir ben var sağ bacağımda. Var. Ama bunların hiçbiri Mehdilik iddia etmek için geçerli olmaz. “Bunlar bana uyuyor” dese biri, tamam, güzel. “Ben Mehdi (a.s)’ım” dese küfre girer. Biz nereden anlarız Mehdi (a.s)’ı, bak bir tane alamet söylüyorum, net ve kesin, kimsenin inkar edemeyeceği; İslam’ın dünyaya hakim olmasına vesile olur bir şahıs, İslam hakim olur, Müslümanlar da ittifakla derler ki “sen Müslümanların başına geç.” O da der ki; “ben kabul etmiyorum.” “Geçeceksin” derler, “kabul etmiyorum.” Hatta diyorlar ki; “seni öldürürüz” diyorlar, “kabul etmezsen.” “Çünkü bütün ümmet-i Muhammed perişana durumda, senin bunu yapmaman fitne olur” diyorlar. Fitne katilden beterdir. “Hükmün ölüm olur” diyorlar. “Ya kabul edeceksin, ya öldürürüz” diyorlar. Tekbirler arasında kabul edecek. Mecbur. Bak, diyorlar; “ümmetin, bütün bu insanların akan kanları, çektikleri acılar; bu kadınların, bu insanların çektiği bütün bu acılar ve bu meydana gelen zulmün hepsinin günahı boynuna olsun, eğer kabul etmezsen.” Ne yapsın? Bu durumda kabul edecektir. Tam kamet getirip namaza duracakken, “efendim, bir dakika bekler misiniz?” diyorlar. Bir dönüyor, İsa Mesih (a.s), talebeleriyle. Bakar bakmaz anlar; elinden, yüzünden nur akar, Peygamber bambaşka bir şeydir. Hiç öyle araştırılacak gibi olmaz. Çok şiddetli alamet olur Peygamberlerde. Mesela bizim Peygamberimiz (s.a.v)’i görenler bayılıyorlardı. Adam konuşmaya geliyor, “sohbet edeceğim” diyor, tahmin etmiyor öyle bir şey olacağını, bir görüyor yüzünü, şak adamların koluna düşüyor. Dayanamıyorlar heybetine. Peygamber (s.a.v) espriler, şakalar yapıyor ki rahatlasınlar diye. Muazzam bir heybet var, Peygamberlik heybeti var. Sabah kalktığında hanımlarıyla şakalaşıyor, o heybet azalsın da konuşabilecek duruma gelsinler diye. Onun için Peygamber (s.a.v) çok şaka yapıyordu. Hz. Ali (ra) da öyle, çok şaka yapar. Sürekli espri yapıyor, sakinleşsinler diye. Dayanamıyor adamlar, dili tutuluyor. Mesela Peygamber’e biat için geliyor, konuşmak için geliyor, nasıl birisi diye görmek için geliyor, adamın gidiyor dili, konuşamıyor. Peygamberimiz (s.a.v) eliyle ağzını mesh ediyor, ondan sonra ağzı çözülüyor, konuşamıyor. Yüzlerce, binlerce vaka böyle. Hz. İsa Mesih (a.s) da öyle; elinden yüzünden nur saçılır, alenen belli olur. Öyle acaba mı denilecek gibi olmaz. Gördü mü der; “efendim, siz buyurun namaza.” Peygamberimiz (s.a.v) bildirdiği için ve ayrıca vahiy aldığı için, Hz. İsa (as) “kamet senin için getirildi” diyor. “Allah’ın ikramı olarak bir kısmımız bir kısmımıza imam olacak” diyor. “Senin benim imamım olmanı istiyorum” diyor. “Ben sana tabi oldum. İmam sensin” diyor. Allah-u Ekber deyip namaza girdi mi bitti, dünya lideri olmuş oluyor. İmamlık ona geçmiş oluyor. Bütün Hristiyan alemi de Mehdi (a.s)’a bağlanmış oluyor imam olarak. Peygamberlerine bağlılar, imam olarak da Mehdi (a.s)’a bağlanmış olacaklar. Ne kadar sürecek? Çok kısa, çok çok kısa. 1506’ya kadar. “Aşikare, zahirane, belki galibane” diyor Bediüzzaman, 1506’dan sonra artık bozuluyor. Biz şimdi 1432’deyiz. Mehdi (a.s)’ın başka özellikleri de var, çok detaylı özellikleri var, söylemediğim bazı özellikleri de var, onlara rastladım, çok şaşırdım. Üç tane daha var söylemediğim, sonra söyleyeceğim, inşaAllah. Şii kaynaklarda muazzam bilgi var. Şiiler maşaAllah hep saklamışlar. MaşaAllah.
OKTAR BABUNA: Mehdi (a.s)’ın, Peygamberimiz (s.a.v) hadisinde özel bir ilme sahip olacağını bildiriyor. “Sır bilgileri tefsir edecektir” diyor.
“Yakub b. Cafer şöyle rivayet etmiştir: Ebu İbrahim (Musa b. Cafer aleyhisselâm)’ın yanında bulunduğum bir sırada Yemen'in Necran bölgesinden bir rahip geldi. Sonra rahip "gökten inen ve dört harfi yeryüzünde açıklanan, diğer dördü ise havada kalan sekiz harfin hangileri olduğunu söyle ve havada kalan bu dört harf kime inmiştir? Bunların tefsirini kim yapacaktır?" dedi. Dedi ki: "Bizim soyumuzdan gelen Mehdi (a.s)’a indirir Allah. Mehdi (a.s) bunları tefsir edecektir. Allah sıddıklara, Resullere ve hidayete erdirenlere indirmediği şeyleri ona indirir."”
ADNAN OKTAR: Tabii ki dünyadaki ilim, bilgi şu an çok acayip yüksek. İnternet var, bilgi var… Tabii ki Peygamberimiz (s.a.v), ilmin sultanı odur. Tabii ki dünyevi ilimler var, o çok muazzam bir gelişme gösterdi dünyada. Mehdi (a.s) devrinde çok yüksek bir bilgi seviyesine ulaşılıyor. Hadisin kastettiği bu, ahir zamandaki bilimin seviyesi, inşaAllah. “Mehdi (a.s) evlenmeyecek” diyor Peygamberimiz (s.a.v), “çocuğu olmaz” diyor. “Malı olmayacak” diyor, “üzerine kayıtlı malı yoktur” diyor. Yok, olmayacak. “Doğumu evde olacak” diyor, gizli olacak. “Kardeşi az olacak” diyor, yani bir tane olacak, inşaAllah. Benzerlik var mı? Var. Benim bir tane ağabeyim var. Üzerime kayıtlı hiç malım yok benim. Tapuya gidip bakın, üzerime kayıtlı hiçbir şey yok. Çocuğum da yok. Doğumum evde oldu hakikaten. Ağabeyiminki hastanede, benimki evde oldu, gizli oldu benim doğumum. Bütün bunlara rağmen gece gündüz bayağı korkuyorum cehenneme gideceğim diye. Hiçbir şekilde de iddiam da yok. Çıksın bir insan İslam aleminin başına geçsin, bu insan Mehdi (a.s.)’dır desinler, söz bir Allah bir, ayakkabısının altını öpüp kölesi olacağım. Köle olacağım. İslam hakim olsun, kim olursa olsun ben kabul ediyorum. Kim olursa olsun. Zaten iki günlük dünya. Biz ahirete gideceğiz. Sonsuz hayat bizi ilgilendiriyor. Allah'ın rızası beni ilgilendirir. Dünya, ne kadar sürer ki bu dünya? Hayır, tamamı zaten, İslam’ın hakimiyeti tamamı çok kısa zaten. “1506 gibi bitecek” diyor, Peygamber (s.a.v)’in hadisi var. “7000 yıllık dönemde 5600 yılı geçti” diyor. 1400 ile 1500 yılı arasında zaten. 1432'ye geldik. Çok az bir süre var zaten. Ayette de var; “Resuller, "Allah'ın yardımı ne zaman?" dediler” diyor, Allah zaferi geciktiriyor, bekletiyor, bekletiyor, son ana kadar, Peygamberler diyorlar ki; “Allahı’n yardımı ne zaman?” O dereceye geliyorlar. Şimdi hakimiyeti birdenbire Allah vermediği için, bir kısım şahıslar bambaşka bir çizgiye giriyorlar, Cübbeli gibi. Ama Cübbeli'nin zaten asıl sorunu o, yani yirmi beş yıl geçmesi, otuz yıl geçmesi değil. Onun öyle bir sorunu yok. Onun kafasına, orasına, burasına takılan borularla başı dertte. Onlardan bahsediyor. “Benden Mehdi olmaz” diyor adam, “bitmişim ben” diyor. “Yürüyemiyorum, yoluma yürüyemiyorum” diyor. Anlatıyor, bantta açıklıyor. “Şeker bir yandan, tuz bir yandan,” anlatıyordu bir şeyler. “Bana diyorlardı Mehdi (a.s) diye. Benden Mehdi mi olur?” diyordu. “O zaman Mehdi (a.s)’ın gelmesine gerek yok” diyor işte, özetle “bunu anlatmak istiyorum” diyor.
OKTAR BABUNA:Konuyla ilgili bir hadis vardı. Ahir zamanda bazı kimselerin Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişine gerek yok diyecekleri şeklinde. “İmam Cafer-i Sadık aleyhi’s-selâm şöyle buyurdu: Allah’a andolsun ki Mehdi’niz aranızdan gaybete çekildiğinde, içinizden bazı cahiller diyecek ki: Allah’ın Âl-i Muhammed’e ihtiyacı yoktur. Sonra o, yeryüzüne parlak yıldız gibi dönecek ve yeri zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi, adalet ve eşitlikle dolduracaktır.”
ADNAN OKTAR: Fatır Suresi, 24, şeytandan Allah’a sığınırım, “Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” 1983, “Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.” 2026. İnceleyip baksınlar ayete, Arapça bilenler bilirler
“Hiçbir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı,” bir Mehdi, “gelip-geçmiş olmasın.” “Mutlaka gelmiştir” diyor Allah. Her yüzyılda. “Şüphesiz Biz seni, hak ile bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” 1983, inşaAllah.
“Derler ki: "Bizden hüznü giderip yok eden Allah'a hamd olsun; şüphesiz Rabbimiz, gerçekten bağışlayandır, şükrü kabul edendir."“Adn cennetleri (onlarındır); oraya girerler, orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir.”
Bu altın bilezikler evrimle olmuyor hazretler. “İncilerle süslenirler. Ve orada onların elbiseleri ipek(ten)dir.” Bu elbiseleri terzi dikmiyor, Allah yaratıyor, inşaAllah. Evrimle de meydana gelmiyor.
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’dan itibaren Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, www.Harunyahya.TV 'den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Yasin Suresi, şeytandan Allah'a sığınırım. “Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin)” diyor Allah. Bak, “Babaları uyarılmamış, böylece kendileri de gafil kalmış bir kavmi uyarman için (gönderildin).” “Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan ve gayb ile Rahman olan (Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.” Kimi uyarabiliyor muşuz? “Sen ancak, zikre (Kur'an'a) uyan,” Kuran’a tabi olan, “ve gayb ile,” yani görmediği halde, “Rahman olan (Allah')a (karşı),” görmediği halde, “(Allah')a (karşı) içi titreyerek korku duyan,” demek ki Allah korkusu çok önemli, bak görüyoruz, “korku duyan kimseyi uyarırsın. İşte böylesini, bir bağışlanma ve üstün bir ecirle müjdele.” “Sevapla müjdele” diyor Allah ve “bağışlayacağım onları” diyor Allah.
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Canlılar Dünyası
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...