SUNUCU:Programımıza Sayın Adnan Oktar Hocamızla beraber devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Şeyhim birşeyler anlatıyordu ben son geldiğimde.
ALTUĞ BERKER:Mehdi (a.s)’ın müjdelenmesini anlatıyorduk Hocam İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hayatta ne var daha önemli? En önemli Allah’tır, Allah’ın varlığıdır, Allah’ın rızasıdır ve dünyada güzel yaşamaktır. Ben de, ana konu olarak bunu alıyorum. Allah’ı sevmek, Allah’a inanmak, Allah’tan korkmak, İslam’ın dünyaya hakim olması. Her gün radyo ve televizyonlarda insanlar seyrederken, “acaba ne felaket oldu, nerede ne olay oldu, kim kimi öldürür, kim kime ne küfretti, olay mı çıktı, kavga ne boyutta?” genellikle öyle oluyor, televizyon haberlerinde en heyecanlanan konulardan bir tanesi de o oluyor. Bunlar ortadan kalkacak. Bizim de bu konuyu gündemde tutmamız imanın bir gereği, aklın bir gereği inşaAllah.
Şimdi Berker Hocamın Dabbe’tül Arz’ında bir şeyler var. Devam edelim.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Sayın Başbakan bugün grup konuşmasında; “Kıbrıs bizim milli davamızdır. Bu davadan asla vazgeçmeyecek, çözüm için mücadele ettiğimiz kadar, Kuzey Kıbrıs’ın menfaatlerini korumak için hassasiyetle çalışmaya devam edeceğiz. Türkiye her zaman yavru vatanın yanındadır” demiş Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İman zafiyeti olduğunda, insanın saygısı sevgisi kalmaz. İnsan bir büyüğü olsun istemez. Birisinin lider olmasını istemez. Başında birisi olsun istemez. Söz dinlemek istemez. Asi olmak ister. Her şeye isyan etmek ister. Anarşist ruh gelir. Anarşist ruh gelince ne yapıyor adam? Başbakan Kıbrıs’a misafir olarak gidiyor, bir örf, anane, adap, edep vardır Başbakan geldiyse ve gece gündüz de Başbakan, Kıbrıs’ın iyiliği için de gayret ediyor. Türkiye’nin, Kıbrıs’ın iyiliği için diyor. Ne çıkarılacak ki başka? Çok edepsizce, çok saygısızca bir pankart. Çok münasebetsiz ve küstahça bir üslup. Çok ayıp. Bu işte Darwinist, materyalist ruhtan kaynaklanıyor. Sevgisizlikten, saygısızlıktan, şefkatsizlikten. Velev ki muhalif bile olsan, ne kadar terbiyesizce ayıp olan bir şey. Misafire böyle denir mi? Üstelik Başbakan. Sessizce dinle. İstemiyorsan oyunu verirsin, başka partiyi getirirsin. Edepsizlik yapmaya ne gerek var yani? Cıvıklık yapmaya ne gerek var? Ne kadar kolay? Zaten çok az bir şey kaldı seçimlere. Ne zorun var kardeşim? İstemiyorsan bas mührü. Mesela Kır atın böğrüne bas. Eskiden Süleyman Demirel çok yamandı. “Kır atın böğrüne mührü bası basıverin” derdi. Halkın dilini çok iyi biliyordu Demirel. Başka, onun muhalifleri oluyordu. Mesela Kamran İnan vardı. Çok kibar ve klas bir insandı. Bildiğim kadarıyla hariciyeciydi o, emekli hariciyeciydi. O çıktı, böyle Anglo-Sakson edebiyatından falan bahsetti. Demirel çıktı, şimdi burada söylemeyeyim de, bir konuşma yaptı, ezdi geçti tabi. Demirel’in üslubunu aslında çok iyi çıkartırım da yakışık almaz. Özel sohbetlerde olur. Özetle dediler ki; “Anglo-Sakson edebiyatı falan bizim milletimiz böyle üsluptan pek hoşlanmaz” dediler, “kendi anlayacağı dilden hoşlanır” dediler. Demirel de onların anlayacağı dilden anlatmıştı. Hakikaten de başarılı olmuştu.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Ahmet Altan’ın birkaç gün önce bir yazısını okumuştuk. O kendi oğlunun evinde ölen Defne Hanım için bir yazısı vardı, kaderi anlayamadığına dair. Yazıda anlattığı kadarıyla Ahmet Altan, Allah’a ve kadere yönelik bazı konularda cevaplayamadığı sorular olduğu, şu şekilde özetlenebilir Hocam; bir, “Allah’ın kaderde neden insanlara böyle bir acılar yaşatan olaylar olduğunu” soruyor. Örneğin; “Allah genç bir insanı öldürerek, yakınlarının şiddetli bir acı yaşamasına neden izin veriyor ve böyle bir olay İlahi adaletle nasıl açıklanır” diye merak ediyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi, Defne’nin hayatına bir bakalım. Hakikaten o sevimli, Allah’tan, hemen hemen hiç bahsetmiyordu. Sürekli dans eder, eğlenir, insanları şamataya çeken, boşvermişliğe çeken bir üslup içerisindeydi ve o çok güçlü bir propagandadır. Ona bakan “ben de öyle olayım” der. Yani Allah’ı unutmak ister. Allah genellikle toplumda en çok dikkat çeken insanların zaman zaman canını alıyor. Bu, Allah’ın bir yöntemi. O toplumda şok meydana getiriyor. Mesela, Süperman denilen bir adam vardı. İsmi nedir bilmiyorum adamın. Onu Allah, beden olarak dünyanın en mükemmel insanı havası veriyordu, Amerika’yı temsil eden bir insan görünümündeydi, Allah boynunun kırılmasını sağladı ve adam hiç hareket edemeyecek şekilde, eriyerek kaldı. Bütün dünya şok oldu bundan. Çünkü dünyanın eğitilmesi gerekiyor. Mesela Defne’de bütün sosyete ve gençlik sarsıldı, acayip sarsıldı. Bizim böyle pembelinin devreye girmesi de değiştirmez. O, “önemli değil, su testisi su yolunda kırılır” dedi ama o sarsıntı hâlâ devam ediyor. Yani çok etkiler. Mesela bizim Acun da Ali Acun, benim eski talebemdir o, 10-15 yıl benim talebemdi, çok hayta bir şeydi. Bizim çocukların bir kısmını da ayartmıştı. Bir futbol takımı kurmuşlardı. Onun küçük bir evi vardı. Ben ne zaman gitsem, takım mahallede futbol oynuyor olurlardı. Ali Acun da başta olmak üzere, bizim Coşkunlar falan. Tam ekiptiler böyle. Müthiş hayta ve değişik bir kişiliği vardı. Çok zekiydi, acayip zekiydi. Mesela o da programı iptal etti, onunla ilgili olan programı. Onun da ruhunda derin sarsıntı meydana getirmiştir. Hülya Avşar, sporculuğuyla kendini ortaya koyan, işte “ben sürekli genç kalırım, ben yaşlanmam, ben süper kadınım” havasındaydı. Ben severim aslında, çok beğendiğim bir insan, zekâsını da çok beğenirim, güzel bir insan hakikaten. O yönde bir şey yok ama ahireti açısından diyorum. Mesela Allah, Uludağ’da ayağını kırdı. Müthiş etkilendi ondan, kendisi de etkilendi. Ama o çok ağrına gitti, hissettim üslubundan. Aynı şekilde Ali Acun’un da üslubu değişti. Onun programı vardı, bir anda o da onun etkisine girdi. Onu kırmak için canlı yayına bağlantı sağladı. Olayı hafife alıyorlarmış gibi göstermek istiyorlar ama hafife alınacak gibi değil. Çünkü spor hayatı bitmiş oluyor. Yani o tenisi çok önemli görüyordu. Kayak falan yapamaz, çok tehlikeli olur öyle bir şey. Yani hayata meydan okuyan, yıllara meydan okuyan süper kadın havasındaydı. Dolayısıyla Allah, o şekilde bir olay meydana getirdi. Amaç ne? Kendine döndürmek Allah’ın. Çünkü dindarlığa yatkın Hülya Avşar. Ben ona benim kitaplarımı çok gönderdim. Hakikaten de dine yatkın bir kişiliği vardır. O evli olduğu bir çocuk vardı, Kaya Çilingiroğlu, o da dindardır o çocuk. Namazlarını kılar, dine yatkındır. Ona da göndermiştik kitaplarımızdan. Bir hayli gönderdik kitap. Hatta ben ona muntazam gönderiyordum her hafta Hülya Avşar’a. Yüze yakın kitap göndermişimdir, çok fazla kitap gönderdim. Onu Allah’a döndürmek için. Çünkü bak yaşlanıyor, adım adım ölüme doğru gidiyor ama hayata meydan okuyan, yıllara meydan okuyan bir hava vermeye çalışıyor. Bu aldatıcı olur. Belli ki eninde sonunda yaşlanıp öleceksin. Toplumu da boş yere uyuşturmuş oluyorsun, kendini de uyuşturmuş oluyorsun. Allah’tan, ona bir şefkat tokadıydı o. Şefkat tokadı derler ona. Allah’ın Kendisine çevirmek için yaptığı bir şey. Duruyor duruyor, birdenbire gençleşme seansları meydana getiriyor, “Hülya Avşar yine gençleşmiş “ diyorlar, sonra yine resimleri yayınlanıyor “bak bu kadar çöktü, perişan oldu” diyorlar. Resimleri çıkıyor zaman zaman, biliyorsunuz. Sonra yeniden “bir daha canlandı, dinçleşti, bambaşka bir şey oldu” diyorlar. Ama belli ki eninde sonunda vefat edecek. Mesela bak annesinin vefatı. Annesini de çok iyi tanırım Hülya Avşar’ın. Bize gelir giderdi. Konuşurduk, neşeli, hoş bir hanımdı, sevecen bir kişiliği vardı, acayip benziyordu Hülya Avşar’a annesi, çok benziyordu. Zannediyorum Hülya Avşar yaşlanırsa çok benzeyecek annesine inşaAllah. Ama genelde vicdanlıdır Hülya Avşar, hayat doludur, sevgi dolu bir insandır. Ben onunla konuştum, sevgiden bahsettim. “Senin dediğin sevgiyi, ben hiç görmedim hayatımda” dedi. “Hiç kimsede görmedim” dedi. Tutkudan bahsettim. “Ben hiç yaşamadım öyle bir şeyi” dedi. “Seni demek ki bu kadar sevmelerinin nedeni de o” dedi. “Sevgiyi çok iyi bilmen, tutkuyu çok iyi bilmen, o yüzden seni bu kadar çok seviyorlar” dedi programında. Ama özetle, bu tip olaylar sürekli devam eder. Mesela Amerika’nın en güçlü bilinen adamı geçen gün birden kalp enfarktüsüyle, hükümet toplantısında öldü. Bu, Amerika’yı çok sarstı. Çok ünlü bir pop sanatçısı aniden vefat ediyor. Bu, toplumu çok sarsıyor. Çünkü insanlarda, “gençler ölmez, alemciler, eğlenceciler ölmez, sosyeteye bir şey olmaz” kafası oluyor, Allah da özellikle oralardan, numune vakalar meydana getiriyor. Amaç Kendisine dördürmek, Kendisini sevdirtmek ve dünyanın boş olduğunu onlara göstertmek yani insan olduklarını onlara hatırlatmak. Çünkü beyninin içerisinde bir görüntünün olduğunu insanlar unutuyor. Mesela Hülya Avşar, zannetmiyorum düşündüğünü, beyninin içinde olduğunu bu görüntülerin. Ali Acun’un programına çıktığında, beyninin içinde o görüntüyü Allah’ın ona yarattığını, Ali Acun’u da, kendisini de Allah’ın yarattığını, o programı baştan sona Allah’ın yarattığını bilmiyor benim kanaatim. Yani öyle bir üslup hissetmedim. Bütün programları, bütün parçaları, bütün sanat eserlerini, her şeyini Allah yaratır, tamamını Allah yaratır. İnsanın yaptığı hiçbir şey yoktur. İnsan sadece onu seyreder ve imtihan olur. Defne de, geçen baktım filmini yayınlıyorlar, hakikaten dans ediyor, hopluyor, zıplıyor maşaAllah böyle çok canlı ama “ben hiç ölmem” der gibi bir üslubu var. Bu “Nişantaşı’nda olan insanlar, sosyetede olan insanlar ölmezler”, Nişantaşısı falan yok, her insan ölüyor ve hayat çok kısa. Yüz yıl önceki fotoğraflara bakın, nasıl neşeli insanlar? Özellikle çok fazla fotoğraf aldım öyle, orijinal fotoğraf. Çocuklar sokakta oynuyorlar, kadınlar pür neşeler, kimi kırda eğleniyor, böyle fasıl yapanlar var. Akıllarının ucundan geçmez ki, oradaki fotoğrafta binlerce insan görünüyor. Tamamı yok olmuş, bir tane yok. Tamamı ölmüş. Yani kucaktaki çocuklardan tut, orada geçen atlar, diğer hayvanlar da dahil, hiçbir şey kalmamış, tamamı ölmüş. O anda onlara söylesen, “ya bırak şimdi ne alakası var” falan diyecekler. Ama bak kısa sürede zaman geçiyor ve bitiyor, göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor. O da, Cenab-ı Allah’ın yöntemi olarak, ahir zamanda olduğumuz için, bu tarz uyarılar yapıyor Allah. İstedikleri kadar unutmaya çalışsınlar, Allah sürekli unutmalarını engelliyor. Mesela farzedelim, hastalıkları da öyle yapıyor Allah. Ufacık bir hastalık meydana getiriyor, hemen ölüm korkusu sarar. Mesela vücudunda bir ben biraz gelişiyor, kanser korkusu oluyor. Beni alsalar bile kanserin vücuda yayılmış olma ihtimali oluyor. Buna karşı yine tedavi uygulanması gerekiyor vücuda. Hem ışın tedavisi veriyorlar, hem ilaçla ve ağır bir tedavi uygulanıyor. Tespit edemiyorlar, çünkü “vücuda dağılmış olabilir kanser, biz bilmiyoruz” diyorlar “nereye gittiğini, ne yaptığını.” Aynı kanser hastasıymış gibi tedavi uygulanıyor, parça alınmasına rağmen. İkinci kere kanser olduğunda da, eğer olursa da yeni tedavi olduğu için, vücut kaldırmıyor onu o zaman. “Biz ilaç tedavisi yapamayız şu an” diyorlar. “Yeni olmuş tedavi” diyorlar. Ne yapacağız? “Bekleyeceğiz” diyorlar. Beklemek ne demektir? Ölüm. “Evine gitsin” diyorlar. Ama bunlar da olmasa, insanın ne kadar şımarmaya açık olduğunu, ne kadar dünyaya açık olduğunu ve ne kadar kendini beğenmeye açık olduğunu hepimiz görüyoruz. Enaniyete, kibire, öfkeye ne kadar açık olduğunu, dünyaya ne kadar bağlanma sevdasında olduğunu, dünyaya bakarak kendinden nasıl geçtiğini herkes görüyor, gözünün önünde. Bunu önlemek için Allah bu olayları yaratıyor ve ancak ucu ucuna yetiyor işte bunlarla, tam Allah ayarında meydana getiriyor. Tam ucu ucuna. Hastalıklar, dertler, belalar ve ölümler, ancak istenen neticeyi veriyor. Yani Allah tarafından istenen neticeyi veriyor ve kısmen insanlar düşünebilecek hale geliyorlar. Başka türlü de imtihan olmaz. Ya hayat dümdüz olur, anlamsız olur, ya imtihan olacak dünya, çok çok güzel olacak, çok renkli, alabildiğine güzel bir cennet hayatı olacak veyahut dünya anlamsız olacak, dümdüz olacak. İkisinden birisi. Yani bizler için. Onun için, Allah imtihanı yaratmıştır. İmtihanda bizim ne yapacağımızı Allah bilir. Biz bilmeyiz ne yapacağımızı. Bizim ne olduğumuzu gösteriyor Allah. Mesela şu an ahir zamanda Mehdiyet, cayır cayır yaşanıyor. İnsanların büyük bir bölümü farkında değil, belki Mehdi (a.s) da farkında değil. Muhtemelen o da farkında değil. Ama cayır cayır yaşanıyor. Bakın, imtihandaki Allah’ın ustalığını görüyor musunuz? Mükemmelliğini görüyor musunuz? Sanatı görüyor musunuz? Bediüzzaman diyor, “Mehdi (a.s), kendisi dahi kendisi bilmez” diyor. “Belki o eşhas” diyor yani İsa (a.s) ve Mehdi (a.s) “imanın nuruyla belki tanınabilir” diyor, “başlangıçta”. “Bidayeten” diyor, başlangıçta. Bu çok önemli. Şimdi İslam hakim olacak, hiç kimsenin ihtimal vermediği bir şey. İslam eskiden, ben çocukken işin doğrusu sarıklı cübbeli insanlar olur, ilkokulda öyle düşünürdüm, asanlar, kesenler olur, namazlar kılınır. İlkokulda öyle biliyordum ben. Ama yine de makul görüyordum. Öyle muhalifliğim yoktu. Sert bir yönetim olur diye düşünüyordum, bilmiyordum çocukken. Ama ben yine de beğeniyordum yani o hali yanlış olmasına rağmen kafamdaki, yine de Allah’a inancımdan dolayı teslim oluyordum. Baktık ki, yobazlık diye bir şey var, gericilik diye bir şey var, din gitmiş, yerine onu koymuşlar adamlar, şeytan oyun oynamış. Baktım ki yüzsüz, haysiyetsiz, imanı zayıf, aklı da zayıf hatta deli imamlar var, deli hocalar var. Alenen gitmiş aklı ve alenen ahlaksız ama delilik derecesinde ahlaksız, alenen manyak ve çok sahtekar ve yalancı. Ama bakıyorsun, adam çevre de edinmiş. “Laf söyletmem” diyor, “çok mükemmel” diyor. Bu da ahir zamanın bir harikasıdır işte. Hayret edicidir. Artık Allah ispat ediyor, rezil rüsva ediyor, yani net ispat ediyor Allah, gösteriyor. Adam “yok” diyor, “gayet güzel gidiyor” diyor. Adam olmadık rezillik yapıyor, hakaret ediyor adamlar, aşağılıyor, alenen aşağılıyor. “Siz şöylesiniz, böylesiniz” diyor “ben de böyle mübareğim, şöyle mübareğim, böyle yüceyim” diyor, adamlar “helal olsun, ne kadar güzel konuşuyorsun” diyorlar. Adamın bir küfretmediği kalıyor, ağzına gelen her şeyi söylüyor millete, kendisini de neredeyse, Peygamber ilan edecek, o kadar yüceltiyor, alenen yüceltiyor. “Şöyle kerametlerim var, böyle kerametlerim var” diyor. Bu da bir imtihanın parçası işte. Bu tip insanlar da olacak. Onun için Ahmet Altan’ın şaşırması yersiz. Eğer o olaylar olmasa, imtihan diye bir şey olmaz ve güzellikler diye bir şey olmaz. Bütün güzellik ortadan kalkar. Cennetin de bir anlamı kalmaz, cehennemin de bir anlamı kalmaz, hayatın da bir anlamı kalmaz, dümdüz olur her şey. Biz adeta robot gibi oluruz o zaman. Bunu düşündüm, olabilecek en mükemmeli yaratmış Allah. Bunun dışında bir yöntem olamaz. Her yönüyle onu düşündüm. Olabilecek en mükemmel olayların meydana geldiğini, en mükemmel planlamanın yapıldığını, plana ihtiyacı yok da Allah’ın, bizim anlamamız için diyorum, açıkça gördüm. Bunun dışında bir yöntem aklına gelen varsa bana yazsın. Başka hiçbir şekilde bir yöntem olamaz. Tek yol budur. Her şeyin güzel olması için tek yol budur. Mesela aşkın anlamı kalmaz o zaman, tutkunun anlamı kalmıyor, sevmenin anlamı kalmıyor. Eşyanın, hiçbir şeyin anlamı kalmaz aksi gittiğinde. Her şey gider. Ne arabanın anlamı var, ne uçağın anlamı var, ne yemenin ne içmenin, hiçbir şeyin anlamı kalmıyor imtihan bittiğinde. Acılar olmayan bir imtihan da imtihan değildir. Acı olmadan imtihan olur mu? Her türlü acının yaşandığı bir imtihan olması lazım.
Dün çeşitli internet sitelerine girdim, Muhammed Raşid Erol’un o ifadesine baktım, Gavs Hazretleri’nin ifadesine baktım “yani çoluk çocuk nasıl eğlendirilirse, biz de öyle eğlendiriyoruz” diyor ya, yani hakikaten dediği tam anlamıyla öyle, net o tarz. Bakın diyor ki; “Biz, çoluk çocuk nasıl eğlendiriliyorsa ancak öyle eğlendiriyoruz.” diyor. “Mehdi (a.s.)’ı bulun, hidayet onda” diyor. “Bizden bir şey beklemeyin.” diyor “O anlamda, gerçek anlamda hidayeti, bizim verme gücümüz yok” diyor. “Biz çoluk çocuk nasıl eğlendiriliyorsa, öyle eğlendiriyoruz” diyor. Aynısıyla gördüm, kısaca bir baktım. Ben o mübareğin dediğini, o gözle bakmamıştım. Onun dediği gözle bakınca hakikaten öyle, ama çok net öyle. Mükemmel anlatmış, tam anlatmış.
Ben size yeni hadisler var, onları okuyayım. Bir ahd duası var Mehdi (a.s) ile ilgili. Ondan sonra şu hadisi okuyabilirim. “Ama onlar” Mehdi (a.s) talebeleri, “neredeler ve sayıları ne kadardır? Onlar sayıca çok az da olsalar, zikri yüce olan Allah Katında değerleri çok büyüktür. Onlar dinin kılavuzları olan hidayet imamlarına tabi olurlar. Başkalarına zor gelen hadisleri onlar kolaylıkla kabul ederler.” Mesela Mehdi (a.s) ile ilgili hadisleri adamlar, anlamazlıktan geliyorlar değil mi? Ama “Mehdi (a.s) talebeleri, onu kolaylıkla kabul ederler” diyor. “Bu işin sahibi Mehdi (a.s)’ın kaybolması kaçınılmazdır.” Mutlaka kaybolacaktır, ya hapsedilecek, ya kendi iradesi ile gizlenecek. “Kayboluşu sırasında bir köşeye çekilmesi kaçınılmazdır. Köşesine çekildiği menzil, ne güzel bir yerdir. Otuz kişinin arasında olmak yalnızlık değildir.” “Otuz talebesiyle faaliyet yapacak” diyor, yani kitap çalışmaları, belki CD çalışmaları yapacak, otuz kişilik bir ilim heyeti olacak Mehdi (a.s)’ın ve bir menzil, bir evde, bir yerde böyle bir çalışma yapacağı ve halka pek görünmeyeceği uzun süre, ilk başlangıçta görünmeyeceğini hadiste belirtiyor. Bakın, “Köşesine çekildiği menzil ne güzel bir yerdir.” Güzel bir yer, güzel bir ev. Hoş bir ev, belki çok beğenilen güzel bir evde, otuz kişilik bir arkadaş grubu var ve ilim grubu “onlar arasında olmak yalnızlık değildir” diyor hadiste.
“İmam Caferi Sadık (a.s) Mufassal’a şöyle buyuruyor; ‘Muhakkak hangisinin hangisinden olduğu belli olmayan ve birbirlerine benzeyen 12 bayrak yükselecektir.’” Avrupa Birliği’nin bayraklarını hadis belirtiyor. Bak, “Hangisinin hangisinden olduğu belli olmayan ve birbirlerine benzeyen 12 bayrak yükselecektir.” Hepsinin yıldızları birbirine benzemiyor mu? Hepsi yıldız, birbirinin aynı. 12 bayrak ama hiç biri de birbirinin aynısı değil, ayrı ülkeler bunlar, apayrı ülkeler. “Mufassal bu sözleri işitince, tedirgin oluyor. Neden böyle tedirgin olduğu sorulunca, “Çünkü siz şöyle buyurursunuz, birbirine benzeyen 12 bayrak yükselecek ve hangisinin hangisinden olduğu belli olmayacak. İmam Caferi Sadık (a.s); bulutların arasından geçmekte olan güneşe bakarak şöyle buyurdu;” Başını kaldırıyor göğe, bulutların arasından güneş geçiyor o anda. “güneşe bakarak şöyle buyurdu; “Şu güneşi görüyor musun?” diyor Mufassal’a. “O da “Evet” diyor. İmam Caferi Sadık Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunu diyor ki; “Allah’a Andolsun ki” diyor, yemin ediyor, “bizim ışığımız, Mehdi (a.s), güneşten daha aydınlık olacaktır” diyor. Yani on iki tane devletin bir araya gelmesi hiçbir şeydir diyor. Avrupa Birliği şu bu falan hiçbirisinin etkisi olmaz, ne küresel güçler, var ya bazı korkaklar çıkıyor, “küresel güç, sosyolojik olaylar”, hiçbirisinin etkisi olmaz diyor. “Güneşten daha parlak olacaktır Mehdi (a.s.)” diyor inşaAllah. “Allah’ın gücünün karşısında hiçtir” diyor.
Burada yine ebcedler var, hadisler var Buhari’den. Bir hadis daha var; “Ali bin Ebu Hamza der ki:İmam Abdullah Cafer-i Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:” Cafer-i Sadık, Mehdi (a.s)’ı acayip seviyor maşaAllah, onun neslinden zaten on iki imamın neslindendir Mehdi (a.s.). O kadar fazla hadis var ki Cafer-i Sadık’dan. İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin de hocası. Türkiye hep genellikle Hanefidir, çok az Şafi vardır Güneydoğu’da. Alevi ve Bektaşi kardeşlerimiz vardır. Aleviler, Bektaşiler zaten canı gibi severler Cafer-i Sadık’ı. Şiiler zaten çok çok severler. Yani Caferilik var zaten, direkt İmam Caferi Sadık’a bağlı, Caferiler. “kâim (Mehdi (a.s) kıyam ettiğinde halkın çoğu onu inkâr edecektir.” “Ya” diyorlar “Mehdi (a.s.) gelmeyecek, beş yüz yetmiş sene sonra gelecek, bin yıl sonra gelecek. Görünmez, ruhtur, fark edilmez.” Şöyle böyle inkar edecekler. “Onu (Hz. Mehdi (a.s)’ı) sadece zer aleminde” biz daha dünyaya gelmeden önce zer aleminde Allah’a ahid verdik. Bize daha sunulmadan ruhlar. “zer aleminde Allah’ın ahid aldığı Mü’minler kabullenecektir.” Bilmiyor, içgüdüyle, Allah’ın emriyle Mehdi (a.s.)’a talebe oluyor. Yani mesela şu anda Mehdi (a.s.)’ı birçok insan hissediyordur, hisseder. Ama zer aleminde Allah’ın ahid aldıkları hemen gidip bulup, mutlaka tabi oluyorlar, ayrılmıyorlar. Yemin vermiş Allah’ın Katında.
“İmam Caferi Sadık aleyhisselam şöyle buyurdu:Kaim’in (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) kıyamından önce belirtiler vardır (alametler vardır): “Yüce Allah tarafından mümin kullarına belalar gelecektir.” Savaşlar, kıtlık, sıkıntılar. “Bu belirtiler nelerdir? diye arz ettim.Buyurdu ki:O, Allah Azze ve Celle Celalühu’nun şu buyruğudur.” Bakara suresi 155. ayeti okuyor İmam Caferi Sadık. Şeytandan Allah’a sığınırım. “sizleri korku, açlık, mal, can ve mahsullerin eksilmesi ile mutlaka imtihan edeceğiz.” bakın, “sizleri korku, açlık, mal, can ve mahsullerin eksiltilmesiyle mutlaka imtihan edeceğiz.” Sizlerde ölümler de olacak, can kayıpları da olacak, malınızı kaybedeceksiniz, korkuyu yaşayacaksınız, fakat ne diyor Allah; “ve sabredenleri müjdele.” “Eğer bunlara sabrederlerse müjdele” diyor Allah.
“Buyuruyor ki” Caferi Sadık. Şimdi Cenab-ı Allah’ın ayetini açıklıyor Caferi Sadık. “Biz müminleri mutlaka imtihan edeceğiz.” Açlıkla, mahsullerin pahalılığı ile pahalılık, hayat pahalılığı ile. “Malların azalması” ekonomik kriz, “yani ticaretlerin kesat olması” ekonomik krizin açıklaması devam ediyor. “faziletlerin azalması” güzel ahlakın azalması, “canların azalması” teröre insanlar sürekli canlarını teslim ediyorlar. Her yerde, savaşlarda terörlerde can azalması oluyor. “canların azalması, hızlı ve ani ölümler.” Mesela ani kalp enfarktüsleri, kanserden ölümler çok yoğunlaştı ahir zamanda. “Mahsullerin azalması,” yani çiftçiliğin azalması. Sanayiye dönüldüğü için çiftçilik azalıyor. Mesela tarlalar, siteler yapılıyor, evler yapılıyor veyahut başka tesisler yapılıyor. “Çiftçiliğin azalması ve meyvelerin bereketinin azalması.” Meyvelerde de biliyorsunuz, hormonlu, meyvelerde değişiklikler yaparak bereketi kaybediliyor. Yani etkisi, mesela normalde meyve çok faydalı olacakken zarar vermeye başlıyor. “Sabredenleri müjdele yani işte o zaman Kaim Mehdi (a.s)’ın zuhuru ile onları müjdele. Sonra bana buyurdu ki; “Ey Muhammed bu onun tevilidir. Bu ayetin tevili budur” diyor İmam-ı Caferi Sadık. “Mehdi (a.s) zamanındaki ızdıraplar ve ona karşı Mehdi (a.s)’ın zuhur etmesi. Bu olaya karşı Allah’ın yaratmasıyla asıl mana ve yorumu budur” diyor. “Allah Azze ve Celle Celalühu buyuruyor ki; onun tevilini sadece Allah ve ilimde derin olanlar bilirler.” Cafer-i Sadık da ilimde derin olduğu için açıklıyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam muhterem Mehmet Talu Hocamızın bir yazısı vardı bugün Milli Gazete’de. Şöyle diyor; “Bir İslam alimlerinde bulunması gereken bazı özelliklerden” bahsetmiş. Söyle sıralamış; “İslam ahlakının yasakladığı günahları küstahça ve açık şekilde işleyen azgınlardan olmamak. Sadece şerri ve zahiri bilgilere değil, tasavvufi bir özelliğe de sahip olmak, Kuran’ı Kerim ve Hz. Peygamberimiz (s.a.v) ahlakı ile bezenmek, din yoluyla para kazanmamak, şöhretten kaçınmak, ruhi ve akli dengeye ve sağlığa sahip olmak, mal, para, mülk, dünya düşkünü olmamak, para kazanmak için yalan yanlış kitaplar çıkarmamak, ilim gizlememek, Kuran’ı Kerim’in yorumunu yaparken, tefsir bil heva yoluna saparak Allah-u Teala’nın kitabına ihanet etmemek.”
ADNAN OKTAR:O kadar mükemmel açıklamış ki Hocam. Şimdi böyle iblis dinliyorsa, tam cevap iblise, şeytana tam cevap, ki dinliyordur. Şeytanın dinlemediği bir şey olmaz. İblise tam cevap. Mükemmel anlatmış, maşaAllah. Mehmet Talu Hocamız, dünya iyisidir. Alim öyle olur işte. Efendilik, terbiye, nezaket, adap, edep, şöhretten kaçınmak, riyadan kaçınmak, dini dünyaya alet etmemek, Kuran’ı, hadisi doğru ve samimi yorumlamak, hırs için, kin için, nefret için yorumlamamak ve diğer anlattığı. Ama çok mükemmel anlatmış. Tam anlatmış, mükemmel anlatmış. Bir daha oku. Yani iblise tam cevap.
ALTUĞ BERKER:“İslam’ın yasakladığı günahları, küstahça ve açık şekilde işleyen azgınlardan olmamak.”
ADNAN OKTAR:Mükemmel bir açıklama şu, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Sadece şerri ve zahiri bilgilere değil, tasavvufi bir özelliğe de sahip olmak.”
ADNAN OKTAR:Bakın bu çok hayati. Yani zahir ulema değil, tasavvufi derinliğe sahip olmak. Şaklaban, soytarı böyle iblisat karakter içerisinde olmamak.
ALTUĞ BERKER:“Kuran-ı Kerim ve Hz. Peygamberimiz (s.a.v) ahlakı ile bezenmek, din yoluyla para kazanmamak, şöhretten kaçınmak, ruhi ve akli dengeye ve sağlığa sahip olmak, mal, para, mülk, dünya düşkünü olmamak, para kazanmak için yalan yanlış kitaplar çıkarmamak.”
ADNAN OKTAR:Mükemmel açıklamış. İblise cevap, o kadar. MaşaAllah. Ben, Hocalarımdan yine güzel sohbetler dinleyeyim. En çok unutturulmaya çalışılan seyyid Salih Özcan Ağabeyimizdir. Bazı iblisat, onu köşesine çektirip, onu unutturmaya çalıştılar. Bizde onu baş tacı yaptık. Bediüzzaman’ın o aslan talebesini. Hocamızı dinleyelim.
-VTR- Seyyid Salih Özcan Hocamız
ADNAN OKTAR:Şimdi de büyük alim Mehmet Talu Hocamızı dinleyelim, inşaAllah.
-VTR- Mehmet Talu Hocamız
ADNAN OKTAR:Mübarek Hocamı herkes, bütün Mahmut Hocamın talebeleri de, diğerleri de çok derin sevgi duyuyorlar. Biz de çok çok sevgi duyuyoruz. Bütün cemaatlerin, bütün toplulukların çok değer verdiği, sevdiği, Nur Talebeleri de çok sever, biz de çok seviyoruz, Süleymanlı kardeşlerimiz de çok sever, herkes sever, herkes itibar eder, herkesin gözbebeğidir. Hem tasavvufi yönü, hem fıkhi yönü çok derindir. Çok mübarek bir insan. Şöhretten, riyadan, kisbten şiddetle kaçınır. Ve son derece adaplı ve edeplidir. Konuşmasına dikkat ediyor musun?
ALTUĞ BERKER:Tabii, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Son derece hürmetkar bir üslubu vardır. Alim böyle olur işte inşaAllah. Mahmut Hocamızın çok değerli başka alimleri de var yetiştirdiği. Çok muhterem insanlar var, onlardan da zamanı gelince bahsedeceğiz, inşaAllah.
“Es Selamun Aleyke.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Muhammed Adnan Hocam. Mevlana Celaleddin Rumi, Mehdi (a.s) hakkında şu görüşü bildirmiş; “İşte diri ve fail imam, o velidir. İster Ömer (r.a) soyundan olsun, ister Ali (r.a) soyundan.” Hz. Ali (r.a)’ın soyundan, seyyiddir Mehdi (a.s) ona dikkat çekiyor. “Ey yol arayan, Mehdi (a.s) da odur, Hadi de, hem gizlidir, hem karşında oturmakta.” Çok güzel bir ifade, çünkü adam “ben Mehdi (a.s)’ı çıkaramıyorum, tanıyamıyorum” diyor. Mevlana da onlara yol gösteriyor. Bak diyor ki; “hem gizlidir” yani bilemezsin. “Hem de senin karşında oturuyor” diyor. “Ama aynı zamanda gizlidir” diyor Mevlana inşaAllah.
Yunus kardeş, aferin, maşaAllah. Kayseri’de İslam’ı çok güzel tebliğ ediyormuş Yunus. Akılla, ilimle, bilgiyle, sevgiyle, çok çok güzel, maşaAllah.
Bediüzzaman’ın da bu tarz bir açıklaması var, inşaAllah. “Mehdi (a.s)’ı nasıl tanıyacağız?” diyorlar. Bediüzzaman da ona benzer bir açıklama yapıyor, inşaAllah. Çantacı Necmi Ağabey anlatıyor çok güzel. Hz. Hızır (a.s)’a adam soruyor. Diyor ki; “ben, Hz. Hızır (a.s)’ı nereden anlayacağım?” diyor. “Böyle karşına gelecek, karşı karşıya konuşacaksınız” diyor. “Başka?” diyor. “Yerden böyle taşı alacak, böyle kum yapacak, bir bastıracak” diyor. Elinde de kum gibi yapıyor. “Bu şekilde yapacak. O adam Hızır (a.s)’dır” diyor. “Hay Allah razı olsun. Tamam ben ararım bundan sonra” diyor. Yani dikkatlice bakan anlar, inşaAllah. O anlamda söylüyor. Çok güzel Çantacı Necmi Ağabey çok şeker. Bir İstanbul’a geldiğinde Hocamızla bir görüşelim. Elini öpeyim bir Hocamızın, inşaAllah. Bütün hayatını, bütün gayretini Allah’a, İslam’a vakfetmiş. Neşesi de çok yerinde, hayat dolu böyle. Üstadı acayip seviyor, maşaAllah. Çok güzel üstadına bağlılık. Yani böyle delicesine bir sevgi. Öyle olması lazım, maşaAllah. Ve müthiş bir sadakat gösteriyor.
Beril Hocam nereden konuşacağız devam olarak?
SUNUCU:Kaçkar TV’den 00:30’da devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR:Karadeniz tamam. Ben o zaman birkaç ayet okuyayım. Kehf Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. Kehf Suresi, 30. ayet; “Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise,” iman ediyor ve samimi olarak amellerde bulunuyor. Yani eylemlerde bulunuyor. “Biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.” Ebcedi; 2062, İslam’ın kutuplara kadar yayıldığı tarih, inşaAllah. “Onlar; altından ırmaklar akan Adn cennetleri onlarındır, orada altın bileziklerle süslenirler, hafif ipekten ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler giyerler ve tahtlar üzerinde oturup-dayanırlar. Ne güzel sevap ve ne güzel destek” diyor Allah. "Bağına girdiğin zaman, 'MaşaAllah, Allah'tan başka kuvvet yoktur' demen gerekmez miydi?” İşte maşaAllah, inşaAllah, her ikisi de, Kehf Suresi’ndedir. MaşaAllah’ı açıklayan ayet 39. ayettir, Kehf Suresi, 39. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yarınki kanalları söyleyebilir miyim Hocam? Yarın saat 22:00’da, Tv Kayseri ve Samsun Aks Tv’deyiz, inşaAllah. Yarım saat sonra da Kaçkar Tv’deyiz, inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...