SUNUCU: İyi akşamlar, Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam Fransa’nın en çokziyaret edilen internet sitelerinden birinde sizinle ilgili haber vardı. “Harun Yahya, yaratılışçılığın sözcüsü, mücadelesini Fransa’ya taşıdı” diyor inşaAllah. Amara Bamba isimli bu yazar, geçtiğimiz aylarda sizinle röportaj yapmıştı onu ve videosunu yayınlamış. Haberde Fransa’da gerçekleştirilen konferansların önemine dikkat çekiliyor. Konferansların ücretsiz olduğu belirtiliyor. Sizin Fransa’ya verdiğiniz önemle ilgili açıklamalarınız yer alıyor inşaAllah. Şöyle söylüyor, isterseniz okuyayım Hocam; “Harun Yahya yayınlanan eserleriyle Kuran’daki bilimsel konularda vazgeçilmez bir figür oldu. Harun Yahya esas olarak evrimci tezlere karşı yürüttüğü mücadelesiyle biliniyor. Çok sayıdaki kitabının her birinde özel bir bölüm, evrim inancının tehlikerini deşifre etmeye ayrılmış. Harun Yahya gönüllü bir entellektüel. Din adamı, doktor veya bilim adamı değil; kendisini Allah’ın bir kulu olarak tanımlıyor. Harun Yahya ve ekibine göre onların amacı, evrimci fikirleri yeryüzünden silmek” diye devam ediyor hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Güzel ifade etmiş. Berkerim ben biraz hadis anlatayım. Efendim, ama senin yine vardır ilminden biraz anlat bakalım, sosyal konularda.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın bugünkü ve dünkü yazısı, ümmet şuuru ve cemaat asabiyesi üzerineydi. Uzunca yazının hepsi çok önemli ve hikmetli, güzel maşaAllah hocam. Müslümanların birlik, beraberliğinin gereğini anlatıyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeş olmaları, samimi olmaları, sevgi dolu olmaları, birbirlerini koruyup kollamaları, bölünüp parçalanmamaları, birbirlerini tekfir etmemeleri, evet.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Dünkü yazısı da Hocam, “bocalayan Müslümanlar”dı başlığı. Orada da tesettür konusunda tavsiyeleri olmuş. En sonda da “Müslümanlar biraz başı boş kaldılar” diyor. “Karanlık gecede fırtınaya yakalanmış, yağmura tutulmuş, kurtların hücumuna uğramış çobansız bir koyun sürüsü gibi Müslümanların başında bir İmam-ül Müslümin bir Emir-ül Mü'minin olmazsa olacağı budur” diyor.
ADNAN OKTAR:Helal olsun Hocama maşaAllah. Ya Mehdi diyor inşaAllah, artık Cenab-ı Allah’ın izniyle inşaAllah zuhur etsin diyor. Ne diyor bak İmam Cafer-i Sadık; “Kaimimiz Mehdi kıyam ettiği zaman Peygamber (s.a.v.)’in cahiliyet cahillerinden görmediği şeyleri, kendi zamanının insanlarının cahillerinden görecektir”. Bak; “Kaimimiz Mehdi kıyam ettiği zaman Peygamber (s.a.v.)’in cahiliyet cahillerinden”, o devrin müşriklerinden, o devrin yobazlarından görmediği zulmü ve anormal tavırları, iftiraları, saldırıları, kendi zamanının insanlarının cahillerinden, yobazlarından görecektir. “Fuzeyl şöyle arzetti: Nasıl böyle olacaktır?” diyor, imama soruyor, İmam Cafer-i Sadık’a. “İmam Cafer-i Sadık Hazretleri şöyle buyuruyor: Peygamber (s.a.v.) geldiği zaman insanlar, taşlara ve yonttukları heykellere ibadet ediyorlardı. Ancak Kaimimiz Mehdi kıyam ettiği zaman, insanlar Allah’ın Kitabını, Kuran’ı, onun aleyhine tevil ve tefsir edecekler”. Mehdiliği halka yönelik eleştirirken onun hakkında olumsuz propaganda yaparken, Kuran ayetleriyle Allah’ın Kitabını, onun aleyhine tevil ve tefsir edecekler. Demek ki, sahtekarca teviller ve tefsirler çoğalacak ahir zamanda. Gerek Bediüzzaman’ın sözlerinde, gerek Kuran ayetlerinde tevil ve tefsir ortaya çıkacak. Ne diyor orada mübarek Seyyid Salih Özcan Ağabeyimiz; “onlar tevil ediyorlar, tevil” diyor, güzel o Doğu şivesiyle, tevil ediyorlar diyor. Tefsir değil, tevil ediyorlar diyor. Tevil ve tefsir edecekler, ona karşı Allah’ın Kitabından delil getirecekler ve onu mürtetlikle suçlayacaklar, dinsizlikle suçlayacaklar, Mehdi (a.s.)’ı. Bunu kim söylüyor, İmam Cafer-i Sadık. Nereden duyup söylüyor? Peygamberimiz (s.a.v.)’den. Peygamberimiz (s.a.v.) kimden duyuyor? Vahyediyor Cenab-ı Allah, tabii. Mu'cemul el-hadis, İmam Mehdi Cilt 3, sayfa 500; Bihar’ul Envar, Cilt 52, sayfa 362.
Evet, “Resulullah Efendimiz (s.a.v.) birgün ashabına şöyle buyurdu -ona Allah salat ve selam eylesin- ‘size bir şehir anlatacağım. Onun durumu şöyledir; bir yanı denize açılmış, bir yanı karada. Aranızda böyle bir kenti gören, bilen, duyan var mı’” diyor. İstanbul’u soruyor, görmedikleri için tabii ki kimse bilmiyor. “Şöyle dediler; ‘öyle bir yerin olduğunu duymuşuz. O yer bakımlı bir yer olmalı”. Güzel, böyle hoş, bakımlı bir yer olmalı. “Şimdi yıkılıp gitti mi acaba?” Yani duruyor mudur o şehir nasıldır, bize öyle bir haber gelmişti diyor. “Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu: ‘İshak oğullarıyla yetmiş bin kişi bu kente gelecek’”, yani yetmiş bin kişilik bir faaliyet olacak. “Gelecekleri bu kent Konstantiniyye’dir. O kenti, bu ordu alır. Onu alırken ne kılıç kullanırlar, ne ok, ne de başka bir silah”. Sadece Allah’ın adını anarak. “Kendilerine karşı duranları zikirler, yani kelime-i tevhid okuyarak, yıkarlar, perişan ederler”. Allah’ın adını anarak, ilimle, fenle etkisiz hale getirirler diyor. Silah kullanmazlar, kan akıtmazlar diyor. “Şöyle ki, hep bir ağızdan tekbir getirirler, önce la ilahe illAllah derler”, bak önce la ilahe illAllah, yani Allah’ın birliğine insanları davet eder, yani Allah’ın varlığı ve birliğinin üstünde dururlar diyor. “Sonunda ise Allahü ekber derler”, Allah büyüktür derler. “Bunun üzerine o şehrin deniz yanı düşmeye başlar”, yani bütün sahilin hepsine İstanbul’a hakim olmaya başlarlar diyor. “Aynı tehlili, yani tevhid sözünü tekrarlarlar”, la ilahe illAllah’ı ısrarla tekrarlarlar diyor. “Ve tekbiri bir daha okurlar, kalan yanı da tamamen düşer”. Ondan sonra tamamen İstanbul’u manen fethederler diyor. “O sesi duyanlar sakın ki kıyamet kopuyor bu durumda o kent, nasıl düşmesin; nasıl yıkılmasın, üçüncü kere yine Yüce Hakk’ı anmaya başlarlar; kent tamamen açılır, içeri girerler” diyor. Demek ki üç safhalı bir faaliyetleri olacak. Müteşabih olmakla beraber, açığa yakın derecede müteşabih inşaAllah.
“Hz. Mehdi (a.s.) hikmet zırhına büründü mü”, hikmet zırhı, yani güzel ve isabetli konuşma, güzel konuşma. “Zırhına büründü, onu bütün dünya adabıyla teveccüh, marifet ve feragatle kuşandı”. “Onu bütün dünya adabıyla teveccüh, marifet ve feragatle kuşandı. Hikmet onun nezdinde yitiği, hep istediği ihtiyacıdır”, yani her yerde hikmeti alır, hikmetle konuşur diyor. “Teveccüh eder, marifet sahibidir ve feragatle kuşanmıştır” ve feragatlidir diyor. Bediüzzaman diyor ya; sanat, marifet ve ittifak diyor. Bak, burada da hadiste marifet diyor. Aynı ifade geçiyor.
Mehdi cemaati diyor, “dünya halkı, uyudukları halde yürütülen kervan ehline benzer” diyor. Yani dünya uyuyordur ama onların kervanı sürekli yürür diyor. Ama bütün dünya derin bir uykudadır diyor. Mehdi (a.s.) talebeleriyle beraber, onlar emin adımlarla yol alırlar diyor. Nech-ül Belağa Hikmetli Sözler, 64. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru hakkında buyrulmuştur. Dünya inattan sonra yavrusuna şefkatle dönen ısırıcı deve gibi şefkatle bize dönecektir”. Yani dünya önce inat edecektir diyor insanlara, ama Mehdi (a.s.) devrinde, böyle saldırgan, ısırıcı deve nasıl inatçıdır, önce nasıl terstir, ama sonra şefkatle yavrusuna dönüyor ya, dünyaya diyor Mehdi (a.s.) zamanında yeniden şefkatle dönecektir dünya diyor inşaAllah. Yani dünya nimetleri, dünya güzellikleri. Önce tersine oluyor, yiyecekler bozuluyor, hayat bozuluyor, trafik bozuluyor, sokak bozuluyor, herşey bozuluyor. Ama Mehdi (a.s.) devrinde herşey geri en güzel şekle geliyor. “İnsanlar sonbaharın bulut parçaları gibi onun etrafına toplanırlar”. Sonbaharda nasıl bulut parçaları toplanıyor diyor, aynı onun gibi, onun etrafında toplanırlar diyor.
“Biz ehli beytten muzaffer ve gizli, bütün halkın açıkça bilmediği, bir imam çıkacaktır.” Bak, muzaffer, fakat gizli, halk tam bilmiyor, bilemiyorlar. Bir imam yani Hz. Mehdi (a.s.) çıkacaktır. “Allah onun ortaya çıkmasını dilediği zaman kalbine ilham verir.” Yani ortaya çıkması için onun kalbine ilham verir diyor Allah. “Bunun üzerine ortaya çıkar Allah’ın emriyle imamlık emanetini ve tebliğini üstlenir.” Yani Allah onu mecbur ediyor, imam yapıyor inşaAllah.
Resulullah (s.a.a) şöyle rivayet etmiştir: Yakında”, yakın bir zamanda, “akıllı bir insanı göremeyeceğiniz bir şekilde, insanların akıllarının kendisi hakkında şaşırıp kalacakları, kör ve sağır bir fitne size yönelecektir”. Yani insanların aklı gidecektir diyor ahir zamanda. Kör ve sağır bir fitne, mesela Darwinist, materyalist cereyan. İnsanların akılları körleşecektir diyor, bir fitne yönelecektir diyor. “O zaman insanlar, hayvanlara benzeyecek şekilde akılları yok olacaktır”. Yani böyle ağzı açık, sokaklarda gezecekler diyor. Son derece akılsız olacaklar diyor. Ne geleceğini düşünecek, ne geçmişini düşünecek, ne ahireti düşünecek, ne Allah’ın varlığını düşünecek, ilkel sadece işte yemek, içmek, ilişkiye girmek, uyumak, böyle ilkel ihtiyaçlarının peşinde olacaklar. Bak, “insanlar, hayvanlara benzeyecek şekilde akılları yok olacaktır”. Hayvan ne yapar, yer, içer, ürer, uyur, o kadar, gezer bir de. “Nitekim insanlardan hiçbir kimse, o fitneden saklanabilecek bir sığınak bulamayacaktır. Hiçbir kimsenin "Niçin?" "Niye?" "Yeter artık!" gibi şeyler söylemeye gücü yetmeyecektir”, aklı olmadığı için, yani niye böyle oluyor, neden böyle oluyor, yeter artık, bu düzelsin, İslam dünyaya hakim olsun demeyecek insanlar diyor, ekseriyeti, büyük çoğunluğu. “Fitne, bir yerde bitmeden başka bir yerde başlayacaktır. Herkes kendisini bir şey üzerinde sanacaktır” diyor. Yani çok doğru yolda olduğunu, çok akıllı olduğunu, isabetli olduğunu, en iyi topluluk olduğunu sanacaktır diyor. Bir yerde bitti zannederken, bir yerde başlayacaktır diyor fitne inşaAllah. “Sonunda soyumdan olan biri –Mehdi- ortaya çıkıncaya kadar fitnenin girmediği hiçbir ev kalmayacaktır”. Herkesin evine fitne girecektir diyor.
ALTUĞ BERKER: Yeni Asya’da Halil Uslu bu dönemde İslam aleminin mutlaka ittihada muhtaç olduğunu yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Hay maşaAllah. Halil Uslu, helal olsun Hocamıza. Çoktan beri duymadığımız güzel bir söz. En büyük farz, Bediüzzaman’ın en çok üzerinde durduğu, en büyük farz olan konu inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yine Yeni Asya’dan Ali Ferşadoğlu da; “bu devirde bir müceddid ve müctehid lazım bize” diyor Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bize diyor, “ilimde rasih, ibadette, takvada, cihadda, cesarette, mücadelede, hizmette en ileri seviyede olan bir bir müceddid ve müçtehid lâzımdır.
ADNAN OKTAR: Yani Mehdi (a.s.), Mehdi (a.s.)’dan başka yok. Dünya çapında bir imam kim olur, ahir zamanda Mehdi (a.s.)’ın dışında? Deccal devrinde, deccaliyete karşı? Ancak Mehdi (a.s.) olur, çok güzel. Bunu Yeni Asya’da özellikle duymak çok hoş.
“Ergenekon’dan tutuklanan Erol Ölmez, Yazıcıoğlu’nu susturma toplantısı yaptıklarını öne sürdü” diyor. “İsmail Ağa’ya sızma girişimlerini, Bayram ve Hızır Ali Hoca cinayetlerini anlattı. Ergenekon’un eğitim yerlerini açıkladı” diyor. Fatih Çarşamba’daki İsmail Ağa Cemaati’ne sızmaya çalışan ekibin arasında yer aldığı gerekçesiyle tutuklanmış. “Sakal bırakıp cübbe ile aralarına sızdım” diyor. Sakal bırakıp cübbeyi de giydi mi, farkedilmiyor adam, inşaAllah.
Peygamberimiz (s.a.v.), ahir zamanda ilim sahibi bazı kişilerin toplumda zalimliği ile bilinen yani psikopatlığı ile bilinen, saldırgan, böyle iftiracılığı ile bilinen insanlarla samimi dostluklar kuracağını bildiriyor. “İşte o anda” diyor, ahir zamanda, Mehdi (a.s.) devrinde, “emri bil maruf ve nehyü anil münker terk edilecek” yani güzel olanın anlatılması mesela dürüst olun, doğru olun, özgürlük olsun, demokrasi olsun, barış olsun, güzellik olsun diyenler olmayacak diyor. Kötülüklerden vazgeçin, mesela zulüm yapmayın, anarşiye girmeyin, teröre girmeyin, Allah’ın birliğine inanın diyenler olmayacak diyor, terkedilecek. “Zina çoğalacak”, yani fuhuş, gayri meşru cinsel ilişki, “çoğalacak, çok kan dökülecek” anarşi ve terör olacak. “Alimler, zalim kimselerle samimi olacaklar”. Mesela farzedelim, gidecek adam resmi bir görevli, ama ters bir insan. Veyahut bir gazetenin genel müdürü, veyahut bir haber ajansının yahut bir üniversitenin bir şeyi, ama zalimliği ile tanınan bir insan. Ne yapacak? “Alimler, zalim kimselerle samimi olacaklar”. Gidecekler, onlarla böyle sanki kırk yıllık ahbapmış gibi arkadaş olacaklar. Onları kendilerine babası gibi, ağabeysi gibi, kardeşi gibi görecekler. Samimiyetinden artık, yatmalı kalkmalı, yemeli içmeli, işte gel buyur görüşelim konuşalım, evimize gel, özelde görüşelim falan tarzında bir yakınlık kuracak. Ne diyor bak; “alimler, zalim kimselerle samimi olacaklar”, güya alim bunlar tabii. Sahte alimler. “Devlet idarecilerinin kapılarına çok gelip gidecekler”, şöhret olabilmek için, çevre edinebilmek için. “Devlet idarecilerinin kapılarına çok gelip gidecekler”, onlarla resimlerinin çıkması için, onlarla işte beraber olmak için. Adı duyulsun gibisinden. Sürekli onlarla bağlantıda olacaklar diyor hadiste.
ALTUĞ BERKER:Hürriyet’te Ertuğrul Özkök özetle ben yargı sonuçlanmadan kimseyi yargılamam, hayatımda böyle bir şey yapmadım, bu duygu bana yabancı mealinde yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Herhalde biz hariç. Herhalde biz hariç, çünkü bizim 99’daki yargılandığımız dönemde, daha önceki dönemlerde Hürriyet Gazetesi koro halinde aleyhimizde propaganda yapıyordu. Eğer unuttuysa, hafızasında öyle bir bilgi kalmadıysa getireyim, Hürriyet’in ilgili sayılarına baksın. “Adnan Hoca yandı”, işte şu, bu falan, “Adnan Hoca kokainman” falan diyerek Hürriyet manşetten haber yapıyordu. Sonra ben beraat ettim, beraat ettiğimi yazdı mı? Yazmadı. Emniyette kanıma kokainin karıştırıldığı, yiyeceğime karıştırıldığı tespit edildi Adli Tıp’ta ve beraat ettim. Haftalarca, aylarca kokainman diye propaganda yapan Hürriyet, ben beraat edince tek kelime yazmadı. Ebru Şimşek olayında da. Ebru Şimşek ile ilgili, “yok işte silahlarla milahlarla geldiler. Zorla tecavüz etmeye kalktı, yok kameraya aldı” filan diye ortaya çıktılar. O bayan öyle iddialarda bulundu. Sonra ben onu Ağır Ceza Mahkemesi’nde ispat ettim. İki evin farklılığını gösterdim. Bizim kaldığımız evin tavanının dümdüz asmolen tavan olduğunu, diğer evin de kirişli tavan olduğunu, o yapıyla o yapının uzaktan yakından alakası olmadığını ispat ettim. Gerekse pencereler de. Benim bulunduğum evde tavandan tabana kadar pencereler. O evde pimapen pencere var. Birçok cihetten hem şahitlerle hem de evin farklılığını ispat ettim ve beraat ettim. Beraat edince hiç gazetede gördünüz mü siz? Hürriyet Gazetesi yıllarca aleyhimde bunu propaganda unsuru olarak kullandı. Beraat edince de tek kelime yazmadı. Onun için buradaki ifadesi samimi değil.
Bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil, çok fazla bu konuda delil var inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir yazı vardı yine Defne Joy’un ölümüyle alakalı yazarın biraz alaycı bir üslubu var, mukaddesatla ilgili konularda. Yılmaz Özdil Hürriyet’te. Defne Joy’un ölümünden yola çıkarak Defne’nin kendince ahiretteki halini tasvir eden “Son Durak” başlıklı bir yazı yazmış. Defne’nin burada Abdi İpekçi, Türkan Saylan, Sakıp Sabancı, Timur Selçuk, Dündar Kılıç, Aysel Gürel, Duygu Asena gibi son otuz yıl içinde ölen tüm siyasetçiler, sanatçılar, mafya babaları, gazetecilerle birlikte olduğunu ve bulunduğu yerde hepberaber şamata, gırgır, sohbet ortamı oluşturduklarını yazmış. Yılmaz Özdil yazısında ölümün ardından başka bir yaşam ve mekan olduğunu vurgulamak ile birlikte, ahireti kendince haşa alaycı, dünyevi ve hafif bir üslupla tarif etmiş.
ADNAN OKTAR:“En önce Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Örsan Öymen ve Ufuk Güldemir gelmiş yanına... Çetin Bey, her zamanki gibi zarif, ardından yazılan iğrençlikler için, basın mesleği adına senden özür dileriz demiş...” Şimdi istediği kadar önem vermesin, derin düşünen bir insan oradaki fevkaladeliği görür. Yani onun önem vermemesi önemli değil. Ölümle kendince alay ediyor ama, işin doğrusu evinde bambaşka bir üslupla, bambaşka bir bakış açısıyla olayları değerlendiriyordur.
ALTUĞ BERKER:Bu konu ile ilgili bazı internet sitelerimizi tanıtabilir miyim Hocam inşaAllah? www.dunyahayati.com dünya hayatının gerçeği ve dünyanın mahiyetini anlatan izahlarınız, kitaplarınız, çalışmalarınız Hocam. www.Ahiretvar.com; burada da ahiretin varlığı detaylı bir şekilde çalışmalarınız anlatılıyor. www.yaklasanolumani.com
ADNAN OKTAR:Evet, aklı başında bir insan ölümden ibret alır, derin düşünür.
VTR- Dünya Hayatı ile İlgili Video
ADNAN OKTAR: Evet, güzel olmuş.
ALTUĞ BERKER:Cengiz Çandar’ın bir yazısı vardı Hocam; şöyle: Mısırlıların ülkelerine ve başkent Kahire’ye ummu dünya, yani dünyanın anası dediklerini, ve bunun tarihin derinliklerine giden büyük bir özgüvenin ifadesi olduğunu söylemiş. İranlılar içinse, isfahan nıfsı cihandır yani cihanın yarısıdır demiş. Türkiye’nin tüm bu ülkeler için model bir ülke olduğunu söyleyerek Türkiye Mısır’a, yani dünyanın anasına model olarak onu cihanın yarısı ile, yani İran ile buluşturabilecek ve birleştirebilecek bir ülkedir. Ve yeryüzünün Müslüman, demokratik merkezidir demiş. Müslüman-kültürel kimlik ve demokratik-siyasi kimlik birbirlerinden ayrılmaz, bu nedenle Türkiye şu tarih döneminde, bölgenin en güçlü ülkesidir. Ve bu iki özelliğe sarıldığı takdirde de öyle kalacaktır demiş.
Hocam fosil gösterebilir miyiz inşaAllah? 490 milyon yıllık deniz yıldızı.
ADNAN OKTAR:490 milyon yıllık deniz yıldızı, evet bakalım. İspat böyle olur işte.
ALTUĞ BERKER:70 yıl saklamışlardı Hocam dünyadan. 500 milyon yıl önce bulunan bu fosilleri evrimciler özellikle saklamışlardı. Yaratılışın delili olduğu için. 110 milyon yıllık akrep.
ADNAN OKTAR:110 milyon yıl. Şimdi onların iddiasına göre bu, Einstein gibi bir şey olması gerekiyordu, değil mi onların iddiasına göre. Olağanüstü gelişmesi gerekiyordu.
ALTUĞ BERKER:28 milyon yıllık kozalak.
ADNAN OKTAR:Hiçbir değişiklik yok. En ufak bir değişiklik yok milyonlarca yıldan beri.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Kuzey Kore “açız” diye haber göndermiş.
ADNAN OKTAR:“Açız”.
ALTUĞ BERKER: Hocam Kuzey Kore “açız” diye haber göndermiş büyükelçiliklerine. Halkın açlık sınırına gelmiş olması ve büyük bir gıda sıkıntısı çekmesi nedeniyle dünyanın dört bir yanındaki elçiliklerine gıda yardımı talebinde bulunuyormuş. Normalde gıda yardım talebini sadece Dünya Gıda Programı gibi uluslararası kuruluşlara bildiren Kuzey Kore, durumun kötüleşmesi nedeniyle direkt olarak yabancı başkentlerden yardım talep etmiş.
ADNAN OKTAR:Çok acayip. Bunlar kabadayılık falan yapıyorlardı zamanında, yanlış hatırlamıyorsak.
ALTUĞ BERKER:Atom bombası falan.
ADNAN OKTAR:Paraları atom bombasına gitmiş demek ki. Mehdi (a.s) devrinde bu harcamalar atom bombasına, silaha değil; halka gıda olarak, yiyecek olarak ve ihtiyaç maddesi olarak dağıtılacak. Dolayısıyla ekonomik kriz de olmayacak. Silahlanmaya kazancınıın neredeyse yüzde 70-80’ini harcıyor Kuzey Kore, ondan sonra da “açız, perişanız” diye oraya buraya haber gönderiyorlar.
“Sayın Adnan Oktar Hocamızın konuştukları, anlattıkları doğru ve sahih bilgilerden oluşuyor. Bunu özellikle belirtiyorum” diyor. “Ayrıca hanım kardeşlerimizle yaptıkları sohbet toplantıları da çok olumlu etki yapıyor” diyor. “Anlattıklarınızın tamamının gerçeklik payı yüzde yüz. O konuda hiçbir şüphem yok” diyor. “Hocamızın hadis ve ayet okurken Kuran’dan okuması ve ilgili kaynaklardan okuması çok güven verici oluyor. Şüphe riski olmuyor o zaman kafamızda. Bilgisi az olan kimselere çok büyük etkiniz oluyor. Bilgisi olanları da daha da aydınlatıyorsunuz. Risale-i Nur’u kaynak almanız çok güzel. Özellikle kapatılan, örtülen, insanlardan gizlenen Risale-i Nur gerçeklerini anlatmanız da çok isabetli oluyor” diyor.
“Selamun Aleykum Muhterem Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Şu an Mısır’daki hususları anlatan çok güzel bir ayet. Bugünün tarihi 11.02.2011. 11 artı 2 eşittir 13. Surenin 11. ayeti aşağıda yazılıdır. Sizinle paylaşalım diye düşünmüştük, inşaAllah.” Selim kardeşimiz yazmış. Sure el-Rad, şeytandan Allah’a sığınırım; "Onun önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) var. Bir toplum kendindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.” Allah bir topluma iyilik diledi mi onu da geri çevirme imkanı yok, inşaAllah.
İsmail yazmış, “Selamun Aleykum Seyyid Adnan Hocam. Hz. Mehdi (a.s)’ın yaşadığını söylüyorlar. İslam alimlerinin bazıları hayatta olduğunu söylüyor. O halde Hz. Mehdi (a.s) nerde? Ashab-ı Kehf dirildi mi? Bir de Sayın Hocam beynimizde gördüğümüz her şeyin kayıtlı olduğunu söylediniz. Bu konu hakkında biraz bu gece sohbetinizde yer verebilir misiniz? Anlamak ve öğrenmek istiyorum. Bu konuyla ilgili kitabınızın ismi nedir? Allah razı olsun. Saygılarımla Hocam.” Kuledeki Küçük Adam var benimkitabım, roman diliyle yazılmış güzel bir kitap, onu al, oradan anlarsın. Hayalin Diğer Adı Madde var, oradan da bu konuyu anlayabilirsin. Yaratılış Atlası’nın birinci cildinde var, detaylı olarak var, inşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s) nerede?” Mehdi (a.s) gönlümüzde, arıyoruz. Ama biz Mehdi (a.s)’ı ararken oturmuyoruz. Sürekli aynı onun yapacağı gibi faaliyetler yaparak ona zemin hazırlıyoruz ve imkanlarımızı o yönde kullanıyoruz, inşaAllah. 11.02.2011 hakikaten acayip bir konum oluşmuş. Tersten, düzden tam bir benzerlik oluşmuş. Demek ki önemli bir gün, inşaAllah. Ezbercilik değil de tabii kaynak göstererek olması çok daha güzel olur. Ezber de güzeldir ama kaynaktan belirterek anlatmak çok daha güven verici olur, daha doyurucu olur, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam. İttihad-ı İslam hakkında genelde cemaatlerden, tarikatlardan konuştuğum kişiler şöyle diyorlar; ‘cemaatler, tarikatlar çok ama hiçbiri arasında kırılganlık yok. Sonuçta yol aynı yol.’ Yani çoğu kişi tarafından İslam aleminde bir birlik olduğu düşünülüyor. Sizce bu kişiler neden böyle bakmakta ısrar ediyorlar? Selametle, Oğuzhan.” Şimdi bir cemaat oluyor, tamam, güzel. Diğer cemaatlere karşı bir muhaliflikleri yok, kırılganlığı yok. Bağlantı var mı? Bağlantı da yok. Selamı var mı? Selamı da yok. Ziyareti var mı? Ziyareti de yok. Tanışmışlığı var mı? Tanışmışlığı da yok. Çünkü kendi cemaatinin dışındaki kişilerle Müslümanların epey bir kısmı bağlantı kurmuyor. Asıl anlatılan bu işte. İttihad-ı İslam’da Müslümanlar birbirlerine kurşunla kaynatılmış binalar gibi bağlanıyorlar. Birinin hakkına müdahale edildiği vakit topluca, hep birlikte karşılık veriyorlar. Burada Müslümanın hakkına müdahale olduğunda adamın haberi dahi olmuyor, haberi. Değil birlikte müdahale edip karşı atağa geçmek. Hatta diyor ki Cenab-ı Allah; “kurşunla kaynatılmış binalar gibi, lehimlenmiş gibi mücadele edenleri Allah sever” diyor. Burada lehimlenme yok, paramparça olma var. Lehimde nedir, tam yapışır. Burada adamın haberi bile yok, bağlantısı bile yok. Tevafuken bağlantı kuruyor. Mesela Menzil cemaatinden, bir kısım Nur talebelerinin haberi bile yoktur, bağlantıları bile yoktur. Onların da onlardan haberi olmaz. Bir kısmı için diyorum tabii ki. Bir kısmı da bağlantıdadır tabii ki. Ama doğrusu ortadadır, bunun anlaşılmayacak bir yönü yok. Mesela bizim Mısır’daki Müslümanlardan haberimiz olmuyor. Onların bizden haberi yok. Fas, Tunus, Cezayir’deki Müslümanlardan haberimiz olmuyor. Oradaki zulümden adamların haberi bile olmuyor. Irak’ta, Afganistan’da yapılan katliamlardan hangi Müslümanın haberi var? Gazetelerden okunuyor. Çok nadir bilgi geliyor. Adamları da ilgilendirmiyor, birçok kişiyi ilgilendirmiyor. Halbuki Allah diyor ki bak; “haklarına müdahale edildiği vakit el birlik karşı koyanlardır” diyor. bizim hakkımıza müdahale ediliyor. “Aralarında herhangi bir Müslümana saldırı olduğu vakit el birlik karşı koyanlardır” diyor. Böyle bir şey yok ki Müslüman aleminde. Bunu anlamazlıktan gelmenin alemi yok. Eskiden mesela sahabelere yönelik, iki kişiye, bir kişiye bile bir müdahale olmuş olsa bütün ordu, Müslüman alemi ayaklanıyordu, tamamı. Ve tek bir kişinin komutası altında, tek bir birlik olarak hareket ediyorlardı. Ne mezhepler vardı, ne cemaatler vardı, ne tarikatlar vardı. Mehdi (a.s) zamanında mezhepler, cemaatler, tarikatlar kalkıyor. Tek bir bütün oluyor. Kurşunla kaynatılmış binalar gibi oluyorlar. Ve birinin hakkına müdahale edildiği vakit dışarıdan, hep birlikte tek noktadan karşılık veriyorlar. Böyle bir topluluğu yenmek, etkisiz hale getirmek mümkün değil.
“Hocam, sizi internetten izleyebilmek için lap top aldım” diyor. Tabii ki alacaksın Cem, şu ana kadar almaman anormal. Alacaksın, arkadaşlarına da tavsiye edeceksin, izleyeceksiniz. Televizyondan da izleyeceksin, internetten de, radyodan da, inşaAllah.
“Selamlar, güzeller güzeli biricik canım Muhammed Adnan Hocam. Hocam şu dünyada hiç kimseyi sevemeyeceğim kadar Allah için sizi çok ama çok seviyorum. Rabbim inşaAllah dünyada da, ahirette de sonsuza kadar sizinle olmayı nasip eder.” Gördüğün insanlar içinde diyorsun, evet. Sevimli Dilara, Allah sevgini, muhabbetini artırsın, cennete kardeş etsin. Sana sağlık sıhhat, uzun ömür versin. İmanını artırsın, inşaAllah.
“Selamun Aleykum güzeller güzeli Muhammed Adnan Hocam. Hocam, bu yazıyı canlı yayında olmasa da lütfen okuyun. Ben geçen cumartesi anne ve babamla ziyarete gelmiştim. Hatırlamışsınızdır. Nasılsınız, iyisiniz?” diyor. Elhamdülillah. “Hocam, benim o gün heyecandan elim ayağım birbirine dolaştı, hiçbir şey söyleyemedim size. Heybetiniz, güzelliğiniz karşısında büyülendim, kaldım. Ne diyeceğimi şaşırdım. Benim ilk defa başıma böyle bir şey geliyor. Sanki gerçek değilmiş gibi gördüklerim. Melek gibiydiniz, maşaAllah. Ekranda zaten çok güzelsiniz, bağımlılık yapıyorsunuz insanda. Ama canlı görmek bir başkaymış sizi Hocam. Allah’a çok şükrettim o gün için. Siz karşımda otururken içimden nasıl bir insan, nasıl bir güzellik diye sayıklayıp durdum hep. Nasıl anlatsam içimde size karşı muazzam bir sevgi var. Şiddetini aklım almıyor. Hayatımın en güzel günüydü. Zaten heyecanım günler öncesinden başlamıştı, sizi göreceğim diye. Cennet söz konusu olunca biliriz ki, cennette en güzeli Allah’ın cemalini görmektir. Allah dostlarının hayatını okuyunca, dinleyince onların sadece Allah’ın cemalini istemelerini anlayamazdım, idrak edemezdim. Nasıl bir güzellik ki "cennetin güzellikleri bir yana bana sadece Senin cemalin yeter Allah’ım " diyorlar o güzel insanlar. Hep düşümdüm kim bilir nasıl bir güzelliktir diye, aklım almazdı bir türlü. Ama bunu sizi gördüğüm gün anlamaya başladım. Düşündüm, tecelli bu kadar büyüleyici ve muazzamsa, insanı bambaşka yerlere alıp götürüyorsa kim bilir Kendi eşsiz, benzersiz, tarifsiz o güzel cemali Cenab-ı Allah’ın nasıldır diye. Nurunuz, güzelliğiniz etrafınızdaki kişilere de yayılmış, yansımış Hocam. Bizi orada çok güzel karşıladılar, Allah razı olsun. Bilmem mümkün müdür, kaderimde var mıdır, Allah’tan dileğim sizi daha sık görebilmek; bu mutluluğu, heyecanı daha sık yaşayabilmek, yakın talebelerinizden olabilmektir, inşaAllah. Dualarınızı eksik etmeyin güzel Hocam. Güzel Allah’ım bizleri sizinle ahirette de beraber eylesin, inşaAllah. Sizi kendi aklımın bile alamadığı, tarif edemediğim kadar çoook seviyorum güzel Hocam. Allah’a emanet olun. Tuğba” diyor. Ben de seni çok, çok, çok, çok seviyorum. Allah hidayetini artırsın. Cennette sana güzel köşkler nasip etsin. Allah derin iman nasip etsin. Allah deccallerin, firavunların şerrinden seni korusun. Dünyada, ahirette kardeş etsin. İnşaAllah, böyle derin sevgiyi Allah bütün mümin kardeşlerimize nasip etsin, inşaAllah.
“Mısır’da Mübarek’siz dönem başladı” diyor. Mübarek hopladı mı, nedir bu? Gitti mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hele şükür, şu dededen kurtulduk, inşaAllah. Hadis-i şerifte “gidecek” diyor, ama sonra da yurtdışına gidecek. Peygamberimiz (s.a.v)’in ifadesine göre yurtdışına da gidecek. Sonra da Mısır’da karışıklık çıkaracağı söyleniyor bu kişinin, hadiste.
ALTUĞ BERKER: Hocam, yarın, 12 Şubat Cumartesi günü, Almanya’daki konferansımızı hatırlatıyorum. Yarın saat beşte, Almanya’da, Ansbach’ta ‘Teknoloji Doğayı Taklit Ediyor’ ve ‘Dünya Hayatının Geçiciliği’ konferansımız olacak, inşaAllah.12 Şubat Cumartesi günüsaat beşte Kulturzentrum, Angletsaal’da, Öztürk kardeşimiz verecek, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Almanca, Fransızca ne kadar farklılar. MaşaAllah. Halbuki birbirine çok yakın ülkeler ama uzaktan yakından alakası yok. İtalyanca da öyle, iç içe ülkeler, bir sınırdan ayrılıyor, İtalyanların o meşhur üslubunu biliyorsun. Almanların da öyle. Allah’ın diller yaratması, birbirlerine bitişik oldukları halde bu kadar farklı diller yaratması ayrı bir güzellik, dünyaya verilen bir süs o işte. Mesela bütün diller aynı olabilirdi. Allah ayrı ayrı yapmış. Renk olsun, ırklar yapmış, ayrı ayrı kavimler yapmış, her birine ayrı töreler vermiş. Adetleri ayrı, yemekleri ayrı, kıyafetleri ayrı, mimarisi ayrı; bir renk, bir güzellik işte. Süs olsun diye yapıyor Cenab-ı Allah.
Sevgi Hanım yazmış. “Selamun Aleykum Hocam.” “Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Size sevgilerimi ve saygılarımı iletiyorum. Hocam size kalp gözümü sormak istiyorum. Açılmasının avantajları, sorumlulukları ve yükümlülükleri nedir? Olsa iyi mi olur? Olmasa bizim için kayıp mı? Açılmasını istesek olur mu? Açılmasından korkuyorum. Bana kısaca kalp gözünü, artı ve eksilerini anlatabilirsiniz. Dinimizde burç var mı? Ben kova burcuyum. Fal diye burçlara inanmıyordum. Sizi Allah için çok seviyorum. Gençlik rehberimizsiniz. Tam tarzımızsınız Hocam. Dualarınızı bekliyorum Hocam. Özellikle Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)’i rüyamda görmek istiyorum. Bir de özel bir duam var, onu benim için Allah’tan istemenizi rica ediyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum. Bana cevap olarak yazarsanız sevinirim. Olur ki akşam sizi izleyemezsem ne dediğinizi merak ederim. İnanın sizden tek istediğim duanız. Selam ve dua ile. Ben size secdelerde dua ediyorum.” MaşaAllah, elhamdülillah. “Sizi Allah için çok seviyorum” diyor. Allah sevgini kat kat artırsın. Allah kalbinizde bu derinliği, bu güzelliği daha da genişletsin. Cennette coşkun sevgiyle yaşatsın Allah, sonsuza kadar, inşaAllah. Cennet sofralarında da sohbet etmeyi nasip etsin Allah size, maşaAllah.
Esra yazmış. “Esselamu Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Bütün hamdler alemlerin Rabbi olan Allah’adır. Yaratılmışların sayısınca salatu selam Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)’e ve onun ashabına olsun. Allah’ın rahmeti, bereketi Adnan Hocam sizin üzerinize olsun.” Allah’ın rahmeti, bereketi ve selamı da senin üzerine olsun, inşaAllah. “Ben Yasemin.” “Osman Seracettin Hazretleri’nin talebelerindenim.” MaşaAllah, çok muhterem, büyük bir şeyhefendiydi Osman Seracettin Efendi. Allah cennette görüşmek, sohbet etmek nasip etsin. “3-4 aydır yayınlarınızı keşfettim, izliyorum. Çok önceden de Kavimlerin Helakı adlı kitabınızı okumuş ve çok etkilenmiştim. Mehdi (a.s)’ın geleceğinden hiçbir zaman şüphe duymamış bir insan olarak sizi izledikten sonra beklentimiz sancılı bir aşka dönüştü.” Allah sevgisi kalbinde demek ki, maşaAllah ve Mehdi (a.s.) sevgisi tabii, Allah rızası için. “Allah’tan Mehdi (a.s)’a talebe olmayı ve tabi olmayı istemek gece gündüz yaptığımız bir dua haline geldi. Rabbim kabul eder inşaAllah. Size her gün yazmak isterim fakat benim bilgisayarım yok. Sizi ancak televizyondan takip edebiliyorum. Sizi izlemeye başladığımdan beri değişik manevi haller yaşıyorum. Size olan sevgim ve takdirim her gün biraz daha büyüyor. Sizin imansızlıkla mücadele etmek onları ezip geçmek için yaratan Allah’a hamd ederim, Allah gücünüzü artırsın. Yaptığınız faaliyetlerde bir vazife olursa seve seve yerine getiririm. Belki bundan sonra size yazma imkanı bulamayabilirim. Onun için telefon ve adresimi vermek istiyorum” diyor. “Bu aciz haftada bir mürşidimizden aldığımız himmet ve icazetle toplanıp zikir ve sohbet yapıyoruz. Sizin kitaplarınızı gücüm yetse hepsini almak isterim. Fakat şimdilik maddi gücüm buna yetmiyor.” Benim bu güzelime benim kitaplarımdan gönderin, kütüphane kuracak kadar gönderin, inşaAllah, maşaAllah. “Eğer bana sohbetlerimizde okuyabileceğim, faydalanabileceğim birkaç kitabınızı Allah rızası için hediye ederseniz çok mutlu olurum.” İftihar ederim, şeref duyarım. “Sizin ağzınızdan mürşidimin adını duymak beni çok mutlu edecek. Sizi mürşidimin cenazesinde ilk görmüştüm. Size en derin saygı ve sevgilerimle. Allah’a emanet olun. Mektubumu bir de okursanız sevinirim.” Yani bu saatleri kastediyor herhalde, “sevinirim” diyor. “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetulahi ve Berekatuhu. Bu güzeller güzeli Esra’ya hem Yaratılış Atlası’ndan gönderin hem de diğer kitaplardan gönderin. MaşaAllah, bağlı olduğun mübarek insan çok şahane bir insan. Allah seni güzel bir yola getirmiş. Çok sevinç duydum, maşaAllah. Muhammed Osman Seracettin Hazretleri, ismi de güzel, kendi de güzel, maşaAllah. Allah rahmet etsin. Çok değerli ve çok mübarek, muhterem bir insandı.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın ahkamda masum olması onun insanlar tarafından yanlış yaptığı düşünülen hareketlerinin bile aslında doğru olduğu anlamına mı gelir?” Evet, o anlama gelir. “Hocam, yine ahkamda masum olması Hz. Mehdi (a.s)’ın ledün ilmini çok etkili olarak sıkça kullanacağını göstermez mi?” Evet, gösterir. “Bir de Hocam, Hz. Mehdi (a.s) günümüzde internet, televizyon ve uyduların hakim olduğu 7.5 milyar insanın yaşadığı bir dünyada gelmiş geçmiş en kaliteli, en üstün ledün ilmini kullanmak zorunda kalmaz mı inşaAllah?” Tabii ki, uygulayacak zaten, anlaşılıyor bu, inşaAllah. “Ve bunda Hz. Hızır (a.s)’dan yardım alacak mıdır?” Allahualem. “Siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Saygılar ve hürmetler.” Yine İskoçya’dan bir koç yiğit yazmış. İskoçya’da kardeşlerimiz maşaAllah şahaneler, inşaAllah.
Kardeşlerimizin sevgileri çok güzel, çok hoş ve çok candan bir sevgi anlayışı. Daha önceleri bu 1970’lerde, 60’larda görmediğimiz, duymadığımız bir sevgi anlayışı, çok kaliteli, derin, coşkulu, Allah’a olan derin sevgilerinden kaynaklanıyor maşaAllah. Tecellilerine karşı da tabi ki insanda o coşku olur MaşaAllah.
“Hocam, selamlar. Acaba bugüne bakan ayet ebcedleri var mı? Bugünün tarihini bir de tersten okuyun” diyor. “11 02 2011. “Hüsnü Mübarek’in istifasıyla bağlantısı olabilir mi?” diyor. Olabilir tabii. Bir tek o değil, birçok harika olay olmuş olabilir bugün. Bilgisayar mühendisiymiş kardeşimiz. MaşaAllah, o zaman bilgisayarla bayağı bir hizmet yapabilirsin. Aslan. Kendin de aslansın, adın da aslan. Yeri göğü birbirine katacaksın. Güzel internet siteleri kur, internet arkadaşları edin.
Kayseri’den Yunus Çakır, “Essselamu Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Allah’ın aslanı Hocam, okumuş olduğunuz hadis-i şerif; "Kureyş’in alimi yeryüzüne ilmini dolduracaktır" hadisi aslında farklı alimlere işaret ediyor. "Peygamberimiz (s.a.v) buyurdu: ‘Asrın imamını tanımayan cahiliye üzerine ölür’ buyuruyor."” Evet, doğru, tabii, insan Mehdi (a.s)’ı hissettiği halde, anladığı halde anlamazlıktan geliyorsa, İslam’a hizmet etmiyorsa, Kuran’a hizmet etmiyorsa ahirette Allah sorar. “Deccaliyetin farkında mıydın?” “Farkındaydım.” “Müslümanlara saldırdığının farkında mıydın?” “Farkındaydım.” “Müslümanların bölündüğünü görmüş müydün?” “Gördüm.” Mehdiyet’in alametlerini gördün mü? Gördüm. Kuyrukluyıldızı gördün, Fırat’ın suyunun kesilmesini gördüm, on beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları, hepsini gördüm, fark ettim. “Hissettin mi?” Hissettim. “Aşağı yukarı da anladın mı?” Anladım. “Neden Mehdiyet’e hizmet etmedin? Neden İslam’ın hakimiyeti, İttihad-ı İslam için gayret etmedin de boş şeylerle vakit kaybettin?” derse Cenab-ı Allah, söyleyecek sözü olmaz. Allah esirgesin.
“Anlamayan bilmez ama tadım tuzum kalmıyor Hocam, sizi görmeden. Allah’ın lütfusunuz siz bizler için” diyor. Acayip şeker. Güzel de bir şiir yazmış. MaşaAllah.
“Sayın Adnan Hocam,” bir izleyici Kanal 7’de Cuma günleri sohbet eden ve soruları yanıtlayan hocaya bir soru sormuş. Gülden Hanım soruyor. Kuran’da en az 150 yerde İslam’ın dünya hakimiyetinin tarihi veriliyorsa ve İslamiyet’in hakimiyeti ile ilgili ayetlerde, İslam’ın dünya hakimiyeti ile ilgili ayetlerde, 150’nin üzerinde aynı tarihi veriyorsa, müsaade etsinler de bir hayret edelim yani. Bir şaşıralım yani. Çünkü nerde bu tarz bir ayet varsa mutlaka ahir zamanın tarihini veriyor. Normalde 3918, 4771, böyle çok acayip tarihler çıkıyor. Ama bu ayetlerde tam ilgili tarih çıkıyor. Milimetrik çıkıyor. Şimdi biz buna rastlantı diyemeyiz. İster Karataş desin, ister Karabaş desin, kim ne diyorsa desin, fark etmez. Fiili durum var.
Almanya’dan yazan kardeşimiz, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in bir hadisini soruyor. “Benim bildiğimi bilseydiniz çok ağlar az gülerdiniz” buyuruyor” diyor. Adam gafil, kakara kikiri sürekli gülüyor. Ne Allah’tan bahsediyor, ne dinden bahsediyor, ne İslam’dan bahsediyor. Ahiretteki konumunu görmüş olsa o gülecek hali kalmaz. Ne yapar? Dehşete düşer, aklını başına alır, ağlar, Allah’a kendini affettirmeye çalışır. Hadisin anlatmak istediği budur. Gaflet içinde, akılsızca, insanlara saldırarak, oyun oynayarak, insanları rahatsız ederek, canını yakarak, zulmederek ortada geziyorsa; İslam’a, Kuran’a ehemmiyet vermiyorsa; İslam’a, dine karşı mücadele veriyorsa, soytarılık yapıyorsa; internet sitelerinde Allah’a, dine, mukaddesata ve Müslümanlara yönelik çirkin sözler güya alaycı garip sözler, haram olan ifadeler kullanıyorsa ve onunla da eğlenip gülüyorsa soytarılık yaptığını düşünüp, şaklabanlık yaptığını düşünüp gülüyorsa, ahiretteki halini bir görse, ne yapar? Dehşete düşer, eli ayağı boşalır, ağlar ve Allah’tan tevbe eder. Kastedilen bu, inşaAllah.
“Mehdiyet’in açık ve aleni olduğunu kardeşimiz fark etmiş. Bu güzel, inşaAllah. Medine’nin İstanbul olduğunu Peygamberimiz (s.a.v) hadislerde belirtiyor. Bunu da anlamış, bu da çok güzel. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v)’e soruyorlar, “hangi Medine Ya Resulullah (s.a.v)?” diyorlar. “Konstantiniyye” diyor. İstanbul. İstanbul ile ilgili en az on tane, Mehdi (a.s)’ın İstanbul’da çıkacağına dair hadis vardır. “Ahir zamanda” diyor Bediüzzaman, “ahir zaman eşhaslarını, Mehdi (a.s)’ı, deccaliyeti, İsa Mesih (a.s)’ı Basra, Küfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek İslam aleminin merkezi hep orası kalacak gibi düşünerek oralarda tasavvur etmişler. Basra, Küfe, Şam, Mekke, Medine demişlerdir” diyor. “Halbuki İslam aleminin merkezi sürekli yer değiştirmiş. Bazen Mekke, bazen Medine, bazen Basra, bazen Küfe, bazen Şam’a gelmiştir. Hadis ravileri, hadisi şerh eden alimler, mesela Basra’daysa Basra’da çıkacak, Küfe’deyse Küfe’de çıkacak, Şam’daysa İslam aleminin merkezi Şam’da çıkacak demişlerdir” diyor. “Hadisin hükmünü değiştirmişlerdir” diyor Bediüzzaman. Hakikaten baktığımızda hadisin sürekli hareket halinde olduğunu görüyoruz. Bir alimde başka, bir alimde başka, neye göre değiştirmişler? Hep İslam aleminin merkezi değiştikçe yer değiştirmiş, üslupları değişmiş. En son nerde aldı? İstanbul’da kaldı İslam aleminin merkezi. Hilafet ilga oluncaya kadar, başkentliği İstanbul’un kaldırılıncaya kadar İstanbul’da kaldı. O zaman ahir zaman hadisatı nerede geçecekmiş? İstanbul’da. Vukuat-ı süfyaniye, vukuat-ı Mehdiye, vukuat-ı İseviyenin yeri burasıdır. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın da geleceği yer burasıdır. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı yer de burasıdır. Vukuat-ı süfyaniye de burasıdır, vukuat-ı deccaliyet de burasıdır, inşaAllah. deccaliyet ve süfyaniyet Darwinizm ve materyalizmdir. Süfyan da Hafız Esad’dır. Daha önce de söylemiştim.
“Mehdi (a.s.)’ı inkar eden şüphesiz kafir olur.” “Mehdi (a.s.)’ın çıkışını inkar eden Muhammed (s.a.v)’e indirilene inkar etmiştir.” İki tane hadis Peygamberimiz (s.a.v)’den. Doğru bu hadisler. Bu hadisler hakkında soruyor kardeşimiz, doğru.
“Selamun Aleykum Hocam. Hocamızın tv ve internetten izlenme oranını gösteren istatistikleri, verileri göndermenizi rica ediyorum. Farklı kaynaklarla desteklemeniz mümkünse çok memnun olurum. Saygılar, Gökhan Alaçam.” Gökhan, ben de hayret ediyorum ama hayret edilecek şekilde bir izlenme oranı var. Ama ben de olsam ahir zamanla ilgili, İslam’ın dünya hakimiyeti ile ilgili, İttihad-ı İslam ile ilgili bu kadar sarih ve doğru, böyle evirip çevirmeden, dilini eğip bükmeden düz bilgi veren bir insan olsa, ben de olsam heyecanla dinlerim. Mutlaka takip ederim. Dinsiz de takip eder, dindar da takip eder. Çok hayati bir konu çünkü. Bu kadar samimi ve akılcı analiz eden bir yazar, alim diyelim, yahut bir hoca veya bir insan ile karşılaşmış olsam çok özenle takip ederim. Serdar Turgut’un programlarında ilmi kalitenin ne kadar düşük olduğunu görüyorsunuz, ben adama bir şey dediğimden değil. O kadar düşük olmasına rağmen, ben aşağılamak için söylemiyorum ama yoğun bilgisizliğe rağmen, program bakın nasıl izleniyor? Mesela Fatih Altaylı, o tombul falan da çıkıyorlar, konu itibariyle ahir zaman ve Mehdiyet’se, mesela Hızır (a.s)’sa, deccaliyetse bütün insanların nefesi kesiliyor. Çünkü Allah vahyetmiş içimize, ilham var, adeta hipnotize olmuş gibi seyrediyorlar. Bilgi çıkıyor mu? Çıkmıyor. Her ikisinde de bilgiye ulaşamıyoruz. Çok nadir gerçek bilgiye ulaşabiliyoruz. Yüz kısımdan ancak üç tane, dört tane bilgi çıkıyor. Ama burada anlattıklarımızın en az yüzde 99,99’u doğru. İnsanlık hali çok çok küçük hatalar olabilir, yanlışlıklar olabilir. Onları da zaten düzeltiyorum. Ama ezici şekilde doğru. Ve ben hiç evirip çevirmiyorum. Mesela bak buraya badem bıyıklı bir şahs-ı manevici çıksa gevrek sesiyle gıcık eder insanları. İllet edecektir ve sürekli kıvıracak öyle tabir edeyim, yalan söyleyecek, şahs-ı maneviyi oturtturmak için. Şahs-ı manevi çünkü bir türlü oturmuyor. Eviriyor, çeviriyor, çekiyorlar oradan, buradan ama hiçbir yere sığmıyorlar. Mehdi (a.s) konusunu da hiçbir yerde sığdıramıyorlar. Cenab-ı Allah başlarını öyle belaya sokmuş ki yani akılsızlıklarıyla, Hz. İsa (a.s) konusunu unutmuşlar. Hangi biriyle baş edeceksin? Mehdi (a.s) ile zaten baş edemiyorlar, Hz. İsa (a.s) ile hiç baş edemiyorlar, şahs-ı manevi konusunda. Yok, “pencereden girdi, namazını kıldı, dışarıya çıktı, mezarını biz bizzat kazdık, Hz. İsa (a.s)’ı gömdük.” “Mehdi (a.s) şahs-ı manevidir” diyor. Öbürü “570 yıl sonra gelecek” diyor, öbürü bin yıl sonra. Bu panikten anlamıyor musunuz Mehdi (a.s)’ın geldiğini? Vatan Gazetesi ne alaka kardeşim? Hafta sekiz, gün dokuz, dedem; “İsa (a.s) gelmeyecek” diyor. Niye dehşete düştün dedem? “Mehdi (a.s) gelmeyecek” diyor. Hafta sekiz, gün dokuz; her on beş günde bir yazıyor adam. Tombulla Fatih Altaylı çıktılar, haftalarca Mehdi (a.s) gelmeyecek programları yaptılar. Gelmeyecekse niye heyecanlanıyorsun kardeşim? Bu sefer baş edemediler, Bediüzzaman’a karşı aldılar Cübbeli’yi, onu kullanmaya kalktılar. Cübbeli’ye de tabii Nur talebeleri ayıp yapıyorsun, vicdansızlık yapma dediler, bu sefer çıktı Lalegül Fm’e “özür diliyorum” falan dedi, ona benzer. Ama büyük kanallarda söylemedi özrünü, Bediüzzaman ile ilgili olarak. Lalegül Fm’de söyledi, onlar da “iyi, aferin” dediler ona o şekilde. Dolayısıyla Cübbeli gibi bir adamı Fatih Altaylı alıp oğlu hükmüne getirdiyse, o da onu babası hükmüne getirdiyse, tek kaynaşma noktaları Mehdiyet’e karşı olmalarıdır. Fatih Altaylı’nın özelliği Mehdiyet’e karşı olmasıdır, Cübbeli’nin de özelliği Mehdiyet’e karşı olmasıdır. Cübbeli panik halde şu an. Ne yapacağını şaşırdı. Elinden gelen her şeyi yapıyor ama bak eski ifadelerini unuttu. İlk kendinin Mehdi (a.s) çıkacağını zannettiği için o zamanında muazzam konuştu Mehdi (a.s) ile ilgili. Sonra orasına burasına tıkaç taktıklarını, tıkandığını, borular taktıklarını kafasına, kalbine malbine bir şeyler. “Ben ölmüşüm, bitmişim ben, benden Mehdi (a.s) mı olur?” diyor. Sanki biz aradık, dedik ki; “Cübbeli sen Mehdi (a.s)’sın,” o da diyor ki; “benden olmaz” diyor, “Ben çürük durumdayım, bittim ben” diyor. Sana kim dedi Mehdi (a.s)’sın diye. Öyle bir talep oldu mu? “O zaman 570 yıl sonra gelsin bari” diyor. Daha önce nasıl coşkulu, geleceğinden nasıl emin. Bu sefer de bana diyor ki; “yemin etsin Mehdiliğini ilan etmeyeceğine, o zaman ben Mehdi’nin bu yüzyılda geleceğini söyleyeceğim. Yoksa söylemem” diyor. “Öbür türlü doğru söylemeyeceğim” diyor. Şimdi bu söylenecek söz mü? Allah’tan korkan konuşur mu böyle?
“Esselamu Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Değerli Sayın Muhammed Adnan Hocam, siz "üzülmek haramdır" demiştiniz ama Necm Suresi’nde Cenab-ı Allah (c.c) şöyle söylüyor; "ve gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz.” O ayeti tam olarak açıklar mısınız?” Şimdi adam dine, imana, mukaddesata saldırıyor, gülüyor. Arsız, görüyorsunuz, internette, orada burada görüyorsunuz; İslam’a, dine, mukaddesata, Müslümanlara adamlar kudurmuş gibi saldırıyorlar ve ona gülüyor. Böyle maymunun yerde kozalak bulması gibi kakara kikiri ona gülüyor. Gibbon tarzında yahut makak maymunu gibi havalara sıçrıyor, soytarılık yapıyor. Allah da onların ağlayacağını belirtmiş oluyor bu ayette. “Ağlatacağım” diyor Allah, o soytarılık yapanları, şaklabanlık yapanları; Allah’a, dine, mukaddesata saldırıp kendini güya akıllı zannedenleri rezil rüsva edeceğim, ağlatacağım, yaptıklarına yapacaklarına bin kere pişman edeceğim. Ayetin anlatımı budur.
“Hocam, kızım Ecrin, hanımım Ferah ve ben Metin sizi çok severek izliyoruz. Bizim için dua ederseniz seviniriz. Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Allah kalbinize inşirah, ferahlık versin, hidayet versin. En güzel şey hidayettir. Allah’ın iman, derin iman vermesidir. Onu aldın mı üzerinden yirmi bin ton yük kalkar; dünyanı da, ahiretini de kurtardın demektir. Dünyada da cennet, ahirette de cennet yaşarsın. En büyük nimettir.
“Allah rızası için yazımı aslan Hocama iletin sevgili talebeler” diyor. Abdul Metin Koçkaya.
“Hocam, şeytan Allah’ı tam olarak, yani nurunu gördü mü?” Yok. Allah’ın Kendi Kendini bildiği gibi kimse bilemez. Şeytan da bilemez, melekler de bilemez. Allah’ın Kendi Kendini bildiği gibi bilmesi için bir varlığın haşa Allah olması lazım. Sonsuza kadar Allah’ın Kendi Kendini bildiği kimse bilemez Allah’ı. Şeytan tecellisini görmüştür.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren Aba Tv, Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...