SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri Programımıza, Kahramanmaraş Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun hocam.
ADNAN OKTAR:Asilim, zatıaliniz buyrun, tekellüm ediniz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Ahmedinejad’ın dün bir beyanatı vardı hocam. Şöyle diyor: “Mehdi (a.s) devrimi, bölgeye yönelik değil, dünyaya yöneliktir” diyor. İslami devrim vesilesiyle, 11 Şubat Cuma günü yaptığı konuşmada Ahmedinejad; “Gizli imamın dünya çapındaki devriminin çoktan başladığını ve tüm dünyaya yayılacağını” söylemiş.
ADNAN OKTAR:İşte bu kadar. Bediüzzaman; “Mehdi (a.s.) çıktı” diyor, Ahmedinejad; “Mehdi (a.s.) çıktı” diyor, yer yerinden oynuyor, bir tek bizim Cübbeli konuyu örtbas etmek için, var gücüyle uğraşıyor. Madem Mehdi (a.s) çıkmadıysa, bu ne heyecan? Niye telaşlanıyorsun? Şimdi gitmiş Beyaz Tv’de, ana konu bu. “Adnan Hoca Mehdi (a.s) değil, Mehdi (a.s) da çıkmayacak” diyor. Sakin ol. Bir kere ben Mehdi (a.s)’ım demedim bir, ikincisi de Mehdi (a.s)’ın çıktığını ben söylemiyorum, Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor, Bediüzzaman söylüyor, Ehl-i sünnet alimleri söylüyor, Mehmet Talu Hoca söylüyor ki en büyük alimdir, fıkıh alimidir. Yani sen tırnağı edemezsin Mehmet Talu Hoca’nın. Bütün Nakşibendi, Kadiri, Şazeli, bütün tarikat büyükleri söylüyor. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri söylüyor, Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri söylüyor, Şeyh Adnan söylüyor, Şeyh Hişam söylüyor, hepsi söylüyor. Ben onların dediklerini naklediyorum sana inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v.) açıkça söylemiş, dünyanın ömrü, kainatın ömrü için takvim veriyor. Diyor ki: “7000 yıldır.” Açık. Suyuti’den sekiz tane hadis var. “Bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor. 7000’den, 5600’ü çıkart ne yapar? 1400 kalır. Biz kaçtayız? 1432’deyiz. Ne kadar var 1500’e? En fazla 70 yıl var. Bediüzzaman da söylüyor ebcedle, “Hicri 1506’ya kadar” diyor “en fazla 1506’ya kadar” diyor. Bunu, Fethullah Hoca’nın talebeleri biliyor, Yazıcılar Grubu biliyor, Sungur Ağabeyin topluluğu biliyor, Zafer Dergisi’nin bulunduğu o ekip biliyor, bütün Nur talebeleri bu konuda ittifak halindeler. Menzil Cemaati’ne baktığımızda, Menzil Cemaati’nin en büyük uluları, en büyük şeyh efendileri, Şeyh Muhammed Raşid Erol Hazretleri ne diyor? “İnsanların binde dokuzyüz doksan dokuzu teslim oldu” diyor ve “Mehdi (a.s) zuhur etmiştir, hidayet ondadır, bizim yapacağımız bir şey yoktur, bütün hidayeti Mehdi (a.s)’da arayın. Allah, onu vesile edecektir” diyor. “Biz çoluk çocuk nasıl oyalanırsa, o şekilde onlarla ilgileniyoruz şu an” diyor. Hatta bunu Gavs Hazretleri söylüyor, onun babası söylüyor. Ama aynı şeklide Şeyh Efendi Muhammed Raşid Erol Hazretleri de o konuya katılıyor. Dolayısıyla ciyak ciyak Cübbeli’nin bağırması, bir şeyi değiştirmez. Bakın Şiisi, Alevisi, Bektaşisi, hepsi ittifakla aynı şeyi söylüyorlar, herkes. Yer yerinden oynuyor. Cübbeli de alttan alttan, cingir cingir bağırıyor Mehdi (a.s) gelmeyecek diye. Sakin ol. Mehdi (a.s) gelmeyecekse, niye bağırıyorsun? Gidiyorsun Flash Tv’de bağırıyorsun, gidiyorsun Beyaz Tv’de bağırıyorsun, sakin ol. Senin bağırman zaten Mehdi (a.s)’ın geliş alametidir. Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Mehdi (a.s) çıkmadıysa, sen bu kadar telaş eder misin? Gayet sakin olursun değil mi? Niye tedirgin oluyorsun? Niye başkası tedirgin olmuyor da sen oluyorsun? Seni oraya buraya çıkaranlar, istediği kadar uğraşsınlar. Biz, seni kimlerin oraya çıkarttığını da biliyoruz ayrıca, Mehdi (a.s)’ın zuhurunu engelleyemezsin, inşaAllah. “Kimileri de, Mehdi (a.s) gelecek deyip duruyor” diyor Beyaz Tv’de. Niye diyorum biliyor musun? Peygamberimiz (s.a.v.), “Mehdi (a.s)’ın gelişini müjdeleyin” diyor da, onun için diyorum. Senin gibi Mehdiyet’i kapatmakla uğraşmıyorum. Mehdi (a.s) karşıtlığıyla uğraşmıyorum, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in emrini yerine getiriyorum. Emrediyor Peygamberimiz (s.a.v.), “Mehdi (a.s) ile müjdelenin” diyor. “Kar üzerinde sürünseniz dahi, sürünme şeklinde dahi olsa, gidip Mehdi (a.s)’a biat edin” diyor. “Ve zamanın imamını yani Mehdi (a.s)’ı bilip de, fark ettiği halde, ona bağlanmadan ölen cahiliye ölümüyle ölür” diyor. Hadis var, bunların hepsini de biliyor Cübbeli. “Kıyamet kopmadan evvel, Mehdi (a.s)’ın yüzyıl başında çıkması gerekir.” Mehdi (a.s) çıktığında Bediüzzaman, kalp gözü kapalı olanlar göremeyecekler” diyor. “İmanın nuruyla bakanlar görecekler” diyor. Cübbeli; “ben göremedim” diyor. Sen hangi ekipten olduğunu göstermişsin işte tamam. Göremeyen ekiptensin. Görenler de, “biz gördük, farkındayız” diyorlar. Şeyh Nazım Hocamız neden müjdeliyor? Bediüzzaman neden müjdeliyor? Muhammed Raşid Erol Hazretleri neden müjdeliyor? Gavs Hazretleri neden müjdeliyor? Ali Haydar Efendi neden müjdeliyor? Mehmet Talu Hocamız neden müjdeliyor?
Şimdi Cübbeli’nin kafasına bir tokmak gibi insin manevi, nur tokmağı gibi. Mehmet Talu Hocamı bir dinletin de, ilmin şehri yani şu andaki asrımızdaki ilmin şehridir inşaAllah Mehmet Talu Hocamız. Beyaz Tv de biraz bilgilensin, ilmi kaynağından öğrensin.
-VTR-Mehmet Talu Hocamız.
ADNAN OKTAR:Bakın şimdi burada otorite, Mehmet Talu Hocamız’dır. Fıkıhta da, tasavvufta da üstüne yoktur. Var diyen, bana gelsin. Beyaz Tv, tamam gazetecilik yapıyorlar, televizyonculuk mu yapıyorlar öyle kendilerine göre bir şey yapıyor olabilirler, insanları kendilerine göre heyecanlandıracak veyahut dikkatlerini çekecek bir modda tutmak istiyor olabilirler. Ama doğru bilgi vermemek çok büyük yanlıştır ve topluma karşı işlenmiş, bir nevi suçtur. Ve vicdanları bu çok büyük yaralar. Gerçek alim varken, alime benzeyen ve alim olmayan insanları çıkarıp şov yaptırmak, o olmaz. Gerçek alimleri konuşturmaları lazım. Çıkartın gerçek alimleri. Bediüzzaman’ın talebelerini niye çıkartmıyorsunuz? Seyyid Salih Özcan Hocamı niye çıkartmıyorsunuz? Sungur Ağabey’i niye çıkartmıyorsunuz? Said Özdemir Ağabey’i niye çıkartmıyorsunuz? Mehmet Talu Hocamı niye çıkartmıyorsunuz? Şeyh Ahmet Yasin Hocamı niye çıkartmıyorsunuz? Sen şovmen çıkartıyorsun. Olmaz. Adam, kendi kafasına göre, kendi zekasına göre, kendi dar anlayışına göre, küçük bir dünya kurmuş, o dünyada yaşıyor adam. Hadislerden haberi yok. Alimlerin sözlerinden haberi yok. Yer yerinden oynuyor, haberi yok. Onun dünyası, tavan, yer, duvarlar o kadar. Başka bir şeyden haberi yok. Dünyayı en çok Fatih Çarşamba kadar görüyor. Ufku dar, görüşü dar. Oturuyorsunuz, adamı konuşturuyorsunuz, sanki etkisi olacakmış gibi, daha da iyi Mehdiyet gelişir o zaman. Durdurmak şöyle dursun, katlamalı gelişir. “Mehdi (a.s) yok” diyecek insanlara zaten ihtiyaç var. Bakın, büyük alim Mahmut Hocamız’ın göz bebeğidir, Mehmet Talu Hocamızla Cübbeli’yi karşılaştırmış olsak, Cübbeli’nin esamesi okunmaz. Herkes bilir bunu. Mehmet Talu Hocamızın gerek nezaketiyle, gerek efendiliyle, gerek ağırbaşlılığıyla, gerek ilminin karihası, genişliği, derinliği, fıkıhta ve tasavvuftaki olağanüstü bilgisi kıyası kabil değil. O nezaketli bir insandır, ağırbaşlıdır, şöhretten uzak duran bir insandır, o tarz tavırlardan kaçınan bir insandır. Mehdi (a.s) konusunda Mehmet Talu Hocamız diyor ki: “Mehdi (a.s) çıkar, bir kısım nasipsizler, onu tekzip ve inkar ederler. Mehdi (a.s) şu anda yaşıyor” diyor. “Mehdi (a.s) şu anda, bugünümüzde yaşıyor” diyor. “Sadece hurucunu bekliyoruz” diyor. Yani “kendini belli etmesini bekliyoruz” diyor, alenen. Nasipsizler ne yapacakmış? Bilemeyecekmiş ve tekzip edeceklermiş. Nasıl tekzip edecekler? İnkar edeceklermiş. Bir kısım nasipsizler, tekzip ve inkar ederler diyor. Cübbeli hangi konuma giriyor? Tekzip eden, nasipsiz konumuna giriyor. Bediüzzaman da diyor ki: “Kalp gözü kapalı olanlar, göremeyecekler” diyor. “İmanın nuruyla bakamayanlar, göremeyecekler” diyor. Cübbeli, imanın nuruyla bakmıyor. Gaflet gözüyle bakıyor ve göremiyor. Göremediği için de, etrafa karanlık saçmış oluyor. Sadece karanlığı belirtebiliyor. Ama “imanın nuruyla, aydınlık gözle bakanlar, nuru imanla bakanlar, nuru imanla bakanlar” diyor Bediüzzaman, “Mehdi (a.s)’ı fark ederler” diyor. Dolayısıyla şamatayla, ehl-i dünya kafasındaki insanlar, Kıyamet korkusuyla, Mehdi (a.s) korkusuyla, Cübbeli ile kurtulmaya çalışmaları, sadece komik oluyor. Fatih Altaylı, Mehdi (a.s)’dan kurtulmak için Cübbeli’yi , bu garibanı çıkartıyor, Beyaz Tv, Mehdi (a.s)’dan kurtulmak için bu garibanı çıkartıyor, Flash Tv bu garibanı çıkartıyor. Mehdi (a.s) gelmeyecekse, niye telaş ediyorsunuz da, bunu bas bas bağırttırıyorsunuz, ciyak ciyak. Niye telaş ediyorsunuz? Demek ki, bir Mehdi (a.s) heyecanı her yeri sarmış ki, eminsiniz ki, çıkartıp bas bas bağırttırıyorsunuz. Bağırttıkça da Mehdiyet, dalga dalga gelişiyor. Siz onu ne kadar öyle bağırttırırsanız, Mehdiyet o kadar gelişecektir veyahut bir başkası. Bağırttırmazsanız, yine gelişecek, yine katlamalı gelişecek, durduramazsınız inşaAllah. Hodri meydan, inşaAllah.
Ayrıca, Mahmut Hocamız’ın çok değerli büyük alimleri vardır. Bir tek Mehmet Talu Hocam değil. Ama tabii onun ilmi herkesçe tasdik edilmiş, herkesçe bilinen bir vakadır, fetva alimidir. Yani bugün Ortadoğu, Balkanlar’da onun üstüne yoktur, fetva konusunda kesin. Yani o bir konuda hüküm verdiğinde, tartışması olmaz. Çok güvenilirdir. Mesela bir başkasına sorduğunda insan tabii tereddütte kalabiliyor, şuna da soralım, buna da soralım diyebilirsin. Ama Mehmet Talu Hocamıza sorduğunuzda, en sağlam fetvayı almış olursunuz, inşaAllah. Padişahların o zaman, huzur hocaları vardı, fetva hocaları vardı, onlar gibidir. MaşaAllah, değerli bir insandır. Aynı şekilde, onun yetiştirdiği çok büyük alimler, büyük fıkıh alimleri var, ben bizzat konuştum, sohbet etmiştim, deryalar maşaAllah. 12 kişilik derin alimlerden oluşmuş bir ekibi var. Allah’ın ona bir lütfu. Ama bunun dışında da ayrıca o mübarek dergah, alim yetiştirir maşaAllah. Çok değerli alimler var, büyük alimler var. Zamanı gelince onlardan da bahsedeceğim inşaAllah.
Huzeyfe, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e şöyle nakletmiştir: “Kaim Mehdi (a.s) kıyam ettiği zaman seslenen bir kimse, gökyüzünden şöyle seslenecek” radyo, televizyon, internet, ‘zalimlerin süresi bitti ve sona erdi’ diye seslenecek” diyor. Şu an İslam aleminde, Fas, Tunus, Cezayir, Mısır’dan dalga dalga etrafa yayılan ses nedir? “Zalimlerin süresi bitti ve sona erdi.” “Muhammed (s.a.v.)’in ümmetinin en üstünü Hz. Mehdi (a.s), işi üstlenmekle görevlendi.” Yani İslam alemine sahip çıkmakla görevlendi. “Mekke’ye gelin. Sonra Mısır’dan seçkinler, Şam’dan ileri gelenler ve Irak’tan geceleri Allah korkusundan dolayı ibadetle geçiren ve gündüzleri, Allah’ın dinine yardım konusunda aslan gibi yürekli olan sağlam yürekli erkekler (Müslümanlar, o devrin mücahitleri, Allah yolunda hareket edenler), Mehdi (a.s)’a doğru hareket edecekler” diyor. “Mecbul e-hadis, İmam Mehdi, cilt 1, sayfa 364, ihtisas sayfa 208, İsbat-ül Hüdat, sayfa 578.” Mısır’da Hüsnü Mübarek’in ekibi gitti, Tunus’ta Zeynel Abidin Bin Ali ve ekibi, Irak’ta da Saddam’ın tüm ekibi gitti. Hadiste de ne diyor? “Mısır’dan seçkinler, Şam’dan ileri gelenler ve Irak’tan geceleri Allah korkusundan dolayı ibadetle geçiren, gündüzleri Allah’ın dinine yardım konusunda aslan gibi yürekli olan sağlam yürekli erkekler” Mümininler, muttakiler, mücahitler “Mehdi (a.s)’a doğru hareket edecekler” diyor.Demek ki, Mısır’da, Suriye’de ve Irak’ta, esaslı bir hareketlenme olacak ve “hepsi Mehdi (a.s)’a teslim olacaklar” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bir de bakın “Mısır’da seçkinler” diyor. Hakikaten Mısır’dan çok fazla alim çıkar. Birçok büyük alim oradan çıkmıştır. Mısır alimleri ünlüdür, bilinirler inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bugün, Cemil Çiçek ile ilgili bir haber vardı. “Kıbrıs Türk Hava Yolları’nın battığını” hatırlatmış Cemil Çiçek. “Kıbrıs’ın da protokollere uymaması durumunda, batma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu” açıklamış. Ayrıca Cemil Çiçek, son zamanlarda sık sık Türkiye’nin, Kıbrıs’a yaptığı parasal yardımları, Kıbrıs halkına hatırlatan konuşmalar da yapıyor.” Kıbrıslı gazeteci Metin Münir’de, Cemil Çiçek’in Kıbrıs ile ilgili son günlerde yaptığı açıklamalar hakkındaki bir soruya; “Cemil Çiçek’in, Kıbrıslılardan nefret ettiğini, Kıbrıslıların da Cemil Çiçek’i sevmediğini” söylemiş. “Cemil Çiçek’in Kıbrıs’taki ekonomik programının başındaki kişi olduğunu, Kıbrıslıların ekonomik tedbirlerden değil, siyasilerin bu üslup ve stilinden rahatsız olduklarını” yazmış Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben Cemil Çiçek’i şahsım adına sevmem. Yani birçok insan da sevmez, biliyorum. Malumdur, kendine has bir lakabı da vardır, sevilen bir insan değildir. Taha Akyol’un yakın arkadaşıdır. Yozgat’tan çok iyi tanışırlar. İkisi de İmam Hatip mezunu, Cemil Çiçek de, Taha Akyol da, ikisi de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezunlar, o yönden de aynı. Fakat en önemli yön; aynı avukatlık bürosunda, birlikte uzun zamanlar avukatlık yapmışlardır. Yedikleri, içtikleri, yattıkları, kalktıkları ayrı olmamıştır. Çok sıkı ahbaptır ikisi. Taha Akyol ile Cemil Çiçek. Bu şahsın, Cemil Çiçek, bir özelliği vardır, birisi ona bir ricada bulunursa, o ricayı yerine getirir. En vahim özelliklerinden bir tanesi de; Aydın Doğan ile çok samimidir. Birbirleriyle pek muhabbet ehlidirler, pek severler birbirlerini. Hürriyet Gazetesi’ne bakın, onun çok öven haberler çıkar. O da, Aydın Doğan ile ilgili bir şey olduğunda, pek şirin demeçler verir. Ondan yana demeçler verir. Yani o, onu kollar, o da, onu kollar. İkisi de birbirlerinin parmağına basmazlar. Birbirlerini kollayan insanlardır. Bir ara rahmetli Sabahattin Zaim Hocamız vardı, çok değerli ağabeyimiz, onu nasıl etkilemişlerse, bir şekilde etkilemişler. Cevat Babuna bizim Oktar’ın babası, Ali Coşkun, Taha Akyol ve Cemil Çiçek. Cemil Çiçek o zaman, Adalet Bakanıydı. Cemil Çiçek, Ali Coşkun, Cevat Babuna, Sabahattin Zaim Hocamızın evinde toplanmışlar, konu ne? Konu ben. Yargılanma devam ediyor, o da Adalet Bakanı. Cevat Babuna, bir kısım istirhamlarda bulunuyor, artık Ali Coşkun var, Taha Akyol var yani dehşet adamlar kendi şeylerine göre. Ali Coşkun da gariban mazlum bir insandır. Fakat tabii o da yönlendirilince bu çizginin içerisine girmiş. Şu an bu tip işlere girdiği için, Ali Coşkun pişman. Toplantı neticesinde, mutlu bir karar almışlar, güzel bir karar almışlar, hoş bir karar almışlar. Bakın benim mahkemem devam ediyor. Bu hoş karardan sonra dağılmışlar, herkes evine. Ama sonra ilginç gelişmeler oldu. Benim mahkemem normalde zaman aşımına girdi. Çünkü biz, 313’den yargılandık. Zaman aşımına girdi. Yani 4422 kanun olarak kalktı. Yani bizim dava sürerken 4422’nin yanlışlığının farkına vardılar. 4422’yi kaldırdılar. Ama bizim dava ile ilgili olarak bir acayipliği olduğu anlaşıldı, bir gariplik olduğu anlaşıldı. 4422 kalktı ve biz, 313’den yargılandık ve zaman aşımına giriyor, Yargıtay Başsavcılığı tasdik etti, Yargıtay tasdik etti, Yargıtay’ın bütün şubeleri beşinci şubesi tasdik etti, diğer şubesi tasdik etti, yani ilgili şubeler tasdik etti. Ağır Ceza mahkemeleri, DGM’ler tasdik etti, hepsi tasdik ettiler, yani zaten tartışılacak bir yönü yoktu o açıdan, hepsi tasdik ettiler. Gitti, bu toplantıdan sonra, tak bozuldu. “Neden zaman aşımı? Öyle bir olay yok” dediler. “Olay 4422 tarzı bir şey” dediler. Biz saygı duyuyoruz, hürmet ediyoruz. “Evet” dedik. “Bu 220 olabilir” dediler, mahkemeye geri gönderdiler. Ama karar vermedi Yargıtay yani “220 olabilir” dediler. Normal kanuna göre de 4422 bitti, dava bozulduğunda, sanığın yani yargılanan kişinin lehine olan kanun maddesi seçiliyor. Lehine olan hangisi? 313. Aleyhine olan hangisi? 220. Yargıtay, bizim aleyhimize olanı olabilir dedi, bu şekilde gönderildi. Yargıtay bozuyor normalde böyle bir dava geldiğinde. Yani bir insanın lehine olan bir madde değil de, aleyhine olan madde uygulanıyorsa, bozuyor. Ama buna rağmen Yargıtay “220 olabilir” dedi. Dava Yargıtayda daha incelenirken, Hürriyet Gazetesi, sürmanşet, sekiz sütuna manşet bir haber yaptı; “Adnan Hoca Yandı.” Daha karar çıkmadı ama, hiçbir şey yok. Allah Allah dedik, gazeteciler falan hepsi ayaklandı, biz de basın toplantısı yaptık, “böyle bir şey yok, böyle bir şeyi nereden çıkarttınız” dedik. “Olur mu” dediler, “Aydın Doğan’ın kulağı deliktir” dediler, “Taha Akyol’un kulağı deliktir” dediler, biliyorlardır gibisinden, “sen yanlış biliyorsundur” dediler. “O zaman işi sağlama alalım” dedik, Yargıtay’dan gittik yazı aldık. Yani “bu konuda Yargıtay’dan bir karar çıkmamıştır” diye bir yazı aldık. Derkenarlı, imzalı kağıt aldık. “Kardeşim” dedik, “bak imzalı kağıt da var yanımızda” dedik, böyle bir karar yok, karar çıkmadı” dedik. “Sen öyle san hocam” dediler. İki gün sonra “evet, biz böyle bir karar verdik” dediler.“Allah Allah, biz derkenarı aldık, yazı aldık”, “öyle bir karar yok” diyorsunuz, Hürriyet Gazetesi, iki gün öncesinden biliyor. Bu ne ilimdir maşaAllah, hayret. Tamam, “peki yandığımı nereden biliyorsunuz?” dedik. Tamam karar çıkar da, yargılanır beraat edersin. Ceza alacağımı nereden biliyorsun? Aldığım cezanın Yargıtay tarafından onanacağını nereden biliyorsun? Bu ne ilimdir, bu ne fendir, sen nereden çıkarıyorsun bunu? Sonra, mahkemeye geldi, mahkemede biz yargılanmaya başladık. Taha Akyol, o aralar İstanbul Adliyesini de ziyaret etti. Onun tarihi bir ziyareti oldu, hakimlerle görüştü. Tabii yanlış anlamayın, gazeteci tabii ki görüşecek. Bizim davayı merak etmiştir, ne oluyor, ne bitiyor diye görüşmüş olabilir. Toplantının hemen arkasından gitmiş olması da bir şeyi değiştirmez değil mi? Meraklı ya görüşmüş olabilir. Biz hüsnü zan ediyoruz. Sonra biz yargılanmaya başladık, mahkeme dedi ki; “hemen savunmanızı yapın, karar vereceğiz” dedi. “Efendim bayağı bir vakit var yani bir yanlışlık olmasın, biraz süre verseniz bize” dedik. “Yok süre vermiyoruz” dediler. “Peki efendim o zaman istirham ediyoruz, hangi maddeden yargılandığımızı söyleyin” dedik. Yani “313’le mi yargılanıyoruz, 220’den mi yargılanıyoruz, bilmiyoruz” dedik, “yani söyleyin ki ona göre savunma yapalım” dedik. “Onu da söylemiyoruz” dediler. “Peki o zaman savunma yapalım” dedik. “Onu da yaptırmıyoruz” dediler. “Teşekkür ederiz, ne yapmamız gerekiyor?” dedik, “ceza vereceğiz” dediler, “tamam” dedik, “Bir yıl da ilave edeceğiz” dediler. Mahkeme Başkanı Salih Öztürk Beyefendi’nin mübarek ellerinden öpüyorum, Allah razı olsun. Hak ettik ki yapmış demek ki. Teşekkür ediyoruz. Yani demek ki öyle olması gerekiyormuş. Bakın bir önce cezayı verdi, üstüne de bir yıl ilave etti ve neden olduğunu da bilmiyoruz onun yani neden olduğu yazmıyor. Yani hangi suçtan dolayı benim bir yıl daha ilave aldığım yazmıyor. Bilmiyoruz. Hangi kanun maddesinden yargılandığımızı da bilmedik. Son savunmaya da müsaade edilmedi. Tak, cezayı aldık, Yargıtaya gönderildi. Ellerine sağlık Salih Öztürk Beyefendi’nin. Teşekkür ediyoruz. Salih Öztürk Beyefendiyi de, oraya, o makama getiren de Cemil Çiçek’tir. Yani çocuk mahkemesinde görevliydi, süratle alınıp getirildi mübarek, bizim yargılandığımız mahkemeye başkan yapıldı Salih Öztürk Beyefendi. Çocuk mahkemesinden, başkan yapıldı. Alakası var mı? Tabii alakası yok. Tamamen tevafuk. Hakimin kendi samimi kanaati. Tabii ki biz, bakan telefon aldı, konuştu da, böyle netice aldı demiyoruz. Yani toplantı neticesinde böyle bir karar alındı, uygulattı da demiyoruz, böyle bir iddiamız yok. Sadece onlar birer rastlantı, ilginç olduğu için söylüyoruz. Yoksa bir bağlantısı yok. Biz güzelce cezamızı aldık, dava Yargıtaya gitti, dedik “herhalde, tamam yani bu süratle çok güzel gidiyor, sürati çok hoş gidiyor.” Yargıtaya geldi, bayağı süslü bir gelişme var, bayağı hoş bir gelişme var, her şey mükemmel gidiyor. Dosyamız gelince, 100 klasördü yaklaşık, 99 klasör savunma, 1 klasör de suçlamalara ait. O da, zaten Cumhuriyet Savcısı dedi ki: “Bu dosyada, sanıkların aleyhine yargılanan kişilerin aleyhine, hiçbir suç unsurunu ifade edecek, hiçbir delil yok” dedi, “dosyada hiçbir şey yok” dedi. “Yargılananların aleyhine, hiçbir delil yok dosyada, bu bir” dedi. İkincisi, “mahkeme daha önce yargıladığı bir grup arkadaşımızı aynı iddialarla yargıladınız, aynı imamlık iddiası, başka iddialar, hepsi birbirinin aynı” dedi, “dosya aynı, şahitler aynı, hepsi aynı, fakat siz bunlara beraat verdiniz” dedi Savcı. Yani “bu çocukların yarısına beraat verdiniz” dedi. “Adnan Oktar ve arkadaşları yargılanırken de, ceza veriyorsunuz” dedi. “Bu olmaz” dedi. Yargıtaya itirazında. “Ayrıca bu kişilerin ifadeleri alınırken, yanlarında avukat yoktu” dedi ve “işkenceyle alınmış. O yüzden, bu ifadeler de geçerli değildir” dedi. “Geçerli olmayan ifadeleri, mahkeme delil olarak kullanamaz” dedi. Yani “hukuken geçerli değil” dedi. “Çünkü yanlarında avukat yok ve işkenceyle alınmış ifadeleri, geçerli değil ve ayrıca sizin mahkemeniz de buna karar verdi” dedi. Yani “bu ifadelerin geçersizliğine mahkeme resmi olarak karar verdi” dedi. “Mahkemenin açıklaması var” dedi. “Buna rağmen siz bu ifadeleri geçerli göremezsiniz” dedi Savcı. Yargıtaya itiraz etti. Yani böyle bir ceza olmaz dedi. Yargıtaya geldi, Yargıtayda 99 dosya var, orada bir hanımefendi var, bizim kararımızı verecek olan, hukuk profesörünün yanında söylüyor bunu; “100 dosya var, bunlara 3 yıl verilmiş, bu çok az, 3 yıl da çok az” diyor. “Baksana 100 dosya” diyor. Cezanın daha da artması lazım” diyor. Bakın Salih Öztürk Beyefendi bir sene de ilave verdi, şanımız artsın diye, ellerine sağlık, Allah razı olsun az bile yani, daha da fazla verebilirdi tabii ki, zaten onu fark etmiş Yargıtaydaki hanımefendi, “daha da artsın” diyor. “100 klasör” diyor, ama daha okumadan. Klasörlere bakıyor, hacminden. Hiç daha eline sürmüş değil. “Efendim” dedik, “99 dosya savunmaya ait, 1 dosyada suçlama var” dedik. “O da başımızda polis vardı, yanımızda avukat yoktu, o şekilde imzaladık ve işkenceyle imzaladık” dedik. “Bu geçersiz zaten, savcı böyle dedi” dedik, “savcının bu şekilde ifadesi var” dedik. “Yine takdir sizin efendim” dedik. Sonra daha da ilginç bir gelişme oldu, savcıya gitti dosya, karar alınması için 100 klasör, mübarek maşaAllah, acayip yetenekli çıktı savcı. Önce Yargıtay savcısı zaman aşımı vermişti aynı dosyaya. Aylarca inceledi, benim hatırladığım, o zamanlar 100 dosyayı 6 ay incelemişti. O zaman muhtevası daha azdı, 60 klasör civarındaydı. İnceledi o zamanlar, zaman aşımı verdi. Sonra ona geldi dosya, demiş ki savcı beyefendi; “benim çoluğum, çocuğum var, bir şey olursa, tavrım öyle şey olmaz” demiş. Tam da söyleyemiyorum ama uygun bir şekilde, “benim çoluğum çocuğum var, büyüklerimiz var, sevdiklerimiz var beni anlayın” gibisinden demiş.“ Yani böyle değişik bir konuşma da yapmış. Yani adamın konuşmasını detaylı vermek istemem, ayıp olur adamın konuşmasını, ama şunu söyleyeyim, en belirgini “benim çoluğum çocuğum var, beni anlayın” demiş. “Biz de anlıyoruz tabii, haklısınız” dedik. MaşaAllah mübarek bir saatin içinde dosyayı inceledi. 100 klasörü bir saatin içerisinde, hemen tasdik etti cezayı, hemen “evet ceza verilmesi lazım” dedi. Kardeşim ne yetenektir bu maşaAllah. Yani 40 klasörü daha önce 6 ay incelemişti, en az 40 klasör daha var ki yani muazzam vakit alacak bir şey, bütün dosyayı yeniden incelemesi gerekiyor, bir saatin içerisinde yüksek yeteneğiyle incelemiş maşaAllah. Olur yani olmaz değil, harika bir hukukçudur, yapar. Cezayı hemen onadı, Yargıtaya gönderildi. Biz de tabii Yargıtaya nezaketiyle açıkladık olayları. Yargıtay saydırdı, “şu husustan, şu husustan, şu husustan, say say say bitmiyor, “bundan bozulmasına” dedi. Doğrusu buydu zaten. Her hususta bozdu Yargıtay ve geri gönderdi. Kardeşim çok ilginç görüşmeler oluyor. Yani sizin tahmin tahayyül edeceğiniz gibi değil. Biz anlatsak, hayretler içinde kalırsınız. Akıl, sır alacak gibi değil. İnsanların ben cesaretine, pervasızlığına, rahatlığına inanamıyorum, hayretler içindeyim. Yani ben hakimlerimi, savcılarımı tenzih ederim de, bunun dışındaki bir kısım derin güçlerin pervasızlığına hatta arsızlığına hayretler içinde kalıyorum. Yani ismi geçen kişilerin hepsini tenzih ediyorum. Cemil Çiçek’e de saygılarımızı sunuyoruz, sevgilerimizi sunuyoruz, toplantılarına devam etsin. Tabii ki arkadaşları, kardeşleri görüşecek, bizim bir sözümüz olamaz. Ama bakın Savcı efendinin ne kadar güzel ifadesi, insan çoluğunu çocuğunu her şeyin üstünde görür, çok sever değil mi? Bak ne kadar şefkatli bir insan. En büyük Allah’tır, hak adalet esastır ama bazı insanlar da çoluğunu çocuğunu çok önemli görür. “Aman aman, benim çoluğum çocuğum var” demiş. Yani öyle bir yetenek göstermiş ki, 1 saat içerisinde... Yani dosya hakkında, onunla görüşenler olmuştu da, şimdi biz oturup onu anlatmak durumunda değiliz. Anlatsam aklınız durur. Ama saygı duyuyoruz, genel hukukun gereğini yapmıştır, biz savcı efendiye hürmetlerimiz her zaman büyük yani dürüst insan, biz bir şey demiyoruz. Cemil Çiçek de gereğini yapmıştır, bizim hiç kimseye bir şey dediğimiz yok. Sadece ilginç, şaşırtıcı, hayret ediyoruz, anlayamadığımız için kavramaya çalışıyoruz, olay bundan ibaret. 4422’den yargılanırken, Ağır Ceza Mahkemesi DGM; “4422 değil” dedi, “313” dedi. Yargıtay’ın bütün şubeleri kabul etti, Başsavcılık da kabul etti, hepsi kabul etti, yani ilgili bütün şubeler kabul etti, kaç defa? Defalarca kabul etti. Defalarca Ağır Ceza Mahkemeleri kabul etti, kendi mahkememiz de kabul etti, “313’tür” diye, sonra bu kutlu toplantıdan sonra, ılık bir meltem rüzgarı esti, bambaşka bir dünya meydana geldi. İnsanlar olur yani demek ki bir insan daha önce dikkatini verememiş, fark edememiş, bir anda dikkati açıldı Yargıtaydaki o mübareklerin, hemen gördüler ki, 313 değil 220’ymiş. Hemen fark ettiler maşaAllah ve gereğini yaptılar inşaAllah. Zaten karar Yargıtay’ın 5. Dairesi dedi ki; “4422’den bozmuşsunuz” dedi, “bunun 220 olması mümkün değil, sanığın lehine dönmesi gerekiyor, sanığın lehine olur” dedi, “dolayısıyla 313’tür dedi yani “eski hüküm doğrudur” dedi. “313 doğrudur, zaman aşımı doğrudur” dedi Yargıtay’ın 5. Dairesi. Böyle olunca, 8 ile 5’in arasında çelişki meydana geldi. Yani bir taraf diyor ki; “hayır kaldırılması lazım, zaman aşımı kalkacak, 4422’den bozulmuş fakat 313 değil 220’ye dönmesi gerekir” diyor. Ama Yargıtay içtihatlarına göre de, sanığın lehine olan madde isteniyor. Yani Yargıtay sırf bu nedenle, defalarca bozmuş. Yani 220’den adam eğer yargılandıysa, Yargıtay bozmuş. Diyor ki; “sanığın lehine olan 313’ü tercih etmeniz lazım” diyor. “Siz burada 220’yi tercih etmişsiniz” diyor. Ama orada da aynı şekilde, bu sefer kendisi yani yargılananın lehine değil de, aleyhine olan maddeyi istedi Yargıtay. Ki bu nedenle bozuyordu daha önce. Biz de dedik ki; “o zaman efendim” dedik mahkemeye, “siz karar verin. Böyle diyor Yargıtay 5. Dairesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da bizim dediğimizi söylüyor” dedik, “5. Daire de bizim dediğimizi söylüyor” dedik, “biz lehimize olan maddeden yargılanmamız gerekiyor, 313’ten yargılanmamız gerekiyor, onun için bu çelişkinin gitmesi için, Yargıtaya dosyayı gönderir misiniz?” dedik. Yargıtay, mahkemeden bizim dosyamızı istedi. Mahkemede ilginç bir gelişme oldu, sağolsun Salih Öztürk Beyefendi unuttular dosyayı göndermeyi yahut fark edemediler ne bileyim, insanlık hali bu ya. Sonuna kadar beklettiler. Defalarca uyarmamıza rağmen, dedik ki; “Yargıtay bekliyor, hangi maddeden yargılanacağımız belli değil” dedik. “Yargıtayda çelişki oldu, gönderin, buna genel kurulda karar verilecek” dedik mahkemeye. Göndermedi, hemen cezayı verdiler, 1 sene de ilave etti, ondan sonra gönderdiler. Bu da ilginç. Yani Yargıtay Başsavcılığı dosyayı gönderdi, biz hangi maddeden yargılanacağını tespit edeceğiz diyor, mahkeme göndermedi. Mahkemeye soruyoruz, “hangi maddeden yargılanıyoruz” onu da söylemediler. “Son savunmayı yapalım” dedik, “onu da yaptırmıyoruz” dediler. Hay maşaAllah. Birbirinden ilginç, güzel gelişmeler. Türkiye’de oluyor bu olaylar, güzel, saygı duyuyoruz, hürmet ediyoruz, Salih Öztürk Beyefendinin elinden öpüyorum, ellerine sağlık, az bile yaptı, on yıl daha ilave etse, olabilir yani kendi bilir, ne istiyorsa yapsın. Ama şaşırtıcı değil mi bunlar biraz? İncelemek durumundayız, hayret ediyoruz. Olay bu, başka bir şey yok, ben kimseyi suçluyor değilim. Ama Cumhuriyet tarihinde, ben böyle olaylarla karşılaşmadım, ilk defa karşılaşıyorum. Hayret verici şeyler.
“Selamun Alekum, hayırlı geceler.” Özetle benden Mehdi (a.s) konusunda soru soran kardeşlerimiz, Cumhur-u Ulema, ulemanın bütünü, tamamı Mehdi (a.s)’ın geldiği kanaatinde. Cübbeli gibi kişilerin çığlıkları, Mehdi (a.s)’ın gelişini engellemez. Beyaz Tv’ye çıkartsınlar, Flash Tv’ye çıkartsınlar, HaberTürk’e çıkartsınlar, bütün kanallara çıkartsınlar, hiç fark etmez. Bir garibandan medet ummaları da, biraz garibanca duruyor. Acayip duruyor, biraz da yakışmıyor. Bir de utanacakları bir şey yapıyorlar. Bakın ulemanın hepsi, ittifakla Mehdi (a.s)’ın geleceğini söylüyor. Aksini söyleyen kimse yok. Aksini söyleyen, bir tek Cübbeli.
ALTUĞ BERKER:Bilim adamları, “2036 yılında, dünyanın yörüngesinden geçecek Apophis adındaki bir göktaşının dünyaya çarpma ihtimali olduğunu açıklamışlar. Böyle bir çarpmanın, dünya üzerinde yaşayan milyonlarca insanı öldürebileceğini” belirtmişler. “NASA; ‘bu çarpma ihtimaline karşı hazırlık yaptıklarını ve ihtiyaç olması durumunda, bunları hayata geçireceklerini’ açıklamış.”
ADNAN OKTAR:274 metrelik dev göktaşı dünyaya ne zaman çarpacakmış?
ALTUĞ BERKER:“2036 yılında” diyor.
ADNAN OKTAR:O hesapta yanlışlık yapmışlar. 2036 mı, 2120 mi?
ALTUĞ BERKER:2120.
ADNAN OKTAR:2120 evet. Hesabı yanlış yapmışlar. O taşlardan sadece bir tanesini tespit etmişler, bir tane değil. İki tane taş var çarpacak olan, bu birincisi, bir tanesi. İkincisi, çok çok daha büyük, çok daha büyük azametli. Ayette diyor; “Önce bir çarpma” diyor, “onu takiben ikinci bir çarpma” diyor. Çift çarpma olacaktır, iki tane, peşpeşe. Ve Allah diyor; “sen onları sarhoş zannedersin” diyor. O zaman tabii Beyaz Tv de olacaktır, Flash Tv de olacaktır. Muhtemelen patronları ölür tabii, o zamana kadar kalmaz da, onların çoluğu, çocuğu artık kimse varisleri onlar da kalacaklardır. Tam Cübbeli’nin programını seyrederken, “Mehdi (a.s) gelmeyecek” derken, Cübbeli’nin şen şakrak programlarını seyrederken, dünya zangır zangır sallanmaya başlayacak. Beti benzi kül gibi olacak, ayette diyor Cenab-ı Allah; “hamile kadınlar, çocuklarını düşürürler” diyor. Yani bu, vücut kontrolünün tamamen gideceği anlamında söylenmiş bir söz. Yani o, Kuran’ın nezaketidir. Vücuttaki kontrol tamamen kalkacaktır. Vücut kontrolü tamamen kalkınca bir insanın nasıl acze düşeceğini, Kuran daha detaylandırmamış. Yani anlayan anlar. Çocuğunu düşürecek hale gelen bir insan ne olur? Cenab-ı Allah; “siz, onları sarhoş zannedersiniz” diyor, “halbuki sarhoş değillerdir” diyor. Alkol aldığından değil diyor veyahut uyuşturucu aldığından değil. Korkunun şiddetinden aklı gitmiştir diyor Allah. Konuşamıyor böyle. Tam böyle Kıyamet ile alay ederken, “Adnan Hoca böyle demişti, Cübbeli de cevap verdi, daha yüzlerce yıl var” derken, dünyanın darmakeşan olduğunu görecekler. “Dağlar kum yığını gibi erir” diyor Allah. Yavaş yavaş, saatlerce sürecek Kıyamet. Ve korkunun şiddetinden, acının şiddetinden insanlar yürüyemeyecek. Hareket edemiyorlar. Sadece abuk sabuk konuşuyor. Mesela adın ne desen, acayip sesler çıkartır. Konuşamıyor korkudan. Daha on dakika evvel şımarıyordun, “Kıyamet gelmeyecek” diyordun. Ne oldu? Hani senin kabadayılığın, hani alaycılığın? Alay etsene orada da. Çünkü zemin kaynıyor artık, zemin gitmiş. “Eyvahlar bize” diyor. Çünkü gökyüzü, bulutlar açılıyor, gökyüzünü görüyorlar. Öğlen vakti, karanlık olarak gökyüzü görünecek, bulutlar açıldığı için. O mavi olan gökyüzü tavanı açılıyor, parçalanıyor gök, uzay görünüyor ve alenen melek inecek. Cübbeli’nin dediği “melek inmesi” olayı o zaman olacak. Alenen kanatlı melekler, gökyüzünden yağmur gibi yağmaya başlayacaklar. “Eyvahlar bize, vaat edilen bu” diyorlar. Şimdi Cübbeli, onların yüreğine su serpmeye çalışıyor. Adama yarayan o. “Kıyamet yok” diyor. “Mehdi (a.s) da gelmeyecek, daha çok var, rahat edin, istediğiniz gibi” diyor. “İttihad-ı İslam diye de bir şey yok” diyor. Israr, ısrar, söylettik, benimle görüşebilmek için bir tek usulen, hükmen bir kere söyledi. “İttihad-ı İslam evet gerekiyor” dedi. Ondan sonra sustu. Onun dışında da istemiyor, ağzına dahi almıyor. Onun dışında da, bakıyor ki adam kendisi gibi aynı Cübbeli de, tam aradığı hoca. Cübbeli çok ilginç konuşmalar yapmış. ahir zamandan bahsediyor. Diyor ki oradaki adam; “şeker gibi adam” diyor. Şeker gibi olduğunu nereden anlamışsa, onu anlamıyoruz tabii. Demek ki bayağı bir samimiyet var. Şeker gibi olduğunu anlamış adam, bir şekilde anlamış. “Çok sevilen bir hoca” diyor. Git kardeşim Bağdat Caddesi’nde, Etiler’de veyahut herhangi bir semtte sor bakayım, sevenleri kimlermiş, bir görelim. “Esprili” diyor. Dinle, imani konularda espri yaparsa, o kafadaki adamlar ondan etkilenebilirler. Dinde espri olmaz. “İnanılmaz reytingleri var” diyor. Adam olay çıkartıyor, binlerce kişi televizyonun başına yığılıyorlar. Yani reyting olması, o kişinin aklını, kalitesini, ilmi derinliğini göstermez ki. Yani hiç tahmin etmediği bir olay oluyor, bütün millet televizyonda onu seyrediyor. Şimdi bana söyletmesinler. Ben söylerim de ne tür olaylar çıktığını. Ama bunu destekleyen adam, bunun kafasında demektir. Başka açıklaması olur mu? “Hoca, siyasete katıldığı tüm oyları kapardı” diyorlar mesajlarda, diyor. Yani meclis önüne gelenin girebileceği bir yer değil. Şimdi ben bu konulara tam cevap vererim de tabii nezaketiyle cevap vermek istiyorum. “Kendini Mehdi (a.s) zannedenler var” diyor. “Bir de bunun peşine takılanlar var” diyor. Bakın asıl konuya hemen girmiş. Yani program bunun üstüne oluyor. “Kendini Mehdi (a.s) zannedenler”, tabii ki olur Mehdi (a.s) zannedenler. Var, Mehdi (a.s)’ın çıkış alametidir. Ama onun asıl probleminin ne olduğunu herkes biliyor. Bak “kimileri de Mehdi (a.s) gelecek deyip duruyor sürekli” diyor. Benden başka diyen de yok şuan herhalde. Alenen. Şimdi alimler söylüyor fakat mescitte kalıyor, camiide kalıyor, kitapta kalıyor veya cd’de kalıyor. Ben televizyon kanallarından müjdeliyorum, açıklıyorum inşaAllah. Bakın diyor ki: “30 sene önce ben çıktım, 30 yıldır faaliyetteyim diyor, bir de alametler bana uyuyor diyor. Oysa bir tane bile alamet uymuyor. Kimileri de bunlara inanıyor” diyor. Demek ki sorun kimmiş? Benmişim. Şimdi kardeşim bir kere ben defalarca yemin ettim. Yani bu konuda çok samimiyetsiz, ısrarlı bir tavrı var. Lanetleştim. Benim Mehdilik iddiam yok, sakin olsun. Ve bütün ulemanın, özellikle en başta Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, hatta onun da üstünde Kuran ayetlerinin, İttihad-ı İslam’ı bize farz kıldığını söylüyorum. İttihad-ı İslam en büyük farzdır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde; “Mehdi (a.s) ile müjdelenin” diyor. Ben de Mehdi (a.s) ile insanları müjdeliyorum. Peygamber (s.a.v.)’in emrini yerine getiriyorum. “Kar üstünde sürünerek de olsa, Mehdi (a.s)’a biat edin, bağlanın” diyor. “Mehdi (a.s)’ın varlığını bildiği halde, ona bağlanmayan cahiliye ölümü üzerine ölür” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Cübbeli; “bir de alametler bana uyuyor diyor” diyor. Doğru uyuyor. Birçok insana uyar, bana da uyuyor. “Oysa bir tane bile alamet uymuyor” diyor. Bakın bu, paniğin şiddetini gösteriyor. Hiç olmasa de ki; orta boylu olması benziyor dersin. “Mehdi (a.s) sakallıdır” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), oradan benziyor dersin. Üç beş alamet benziyor diyebilirsin. “Bir tane bile benzemiyor” dediğinde, bu senin şiddetli panik içinde olduğunu gösterir. Çünkü bu şuurun zorlanması demektir. Mehdi (a.s)’a benzeyen Türkiye’de, en az on bin kişi çıkartırım, en az on bin. Ben de benziyorum. Ama on bin tane daha adam çıkartırım. Bu panik normal panik değil. Bu kadar kafası çalışmayan bir insan değil, kafası çalışıyor bunun. Demek ki Mehdi (a.s)’ın farkında. Ve sırf bunu dedirtmek için de, bunu kanallara çıkartıyorlar. Beyaz Tv de paniğe kapılıp bunun çıkarmasının sebebi, dünya korkusu. Yani Kıyamet’ten korktukları için, Mehdi (a.s)’ın zuhurundan korktukları için bunun, gönülleri yatıştırmasını bekliyorlar. Dünya kaynıyor görmüyor musunuz Mehdiyetle, bütün İslam alemi kaynıyor. Sen istediğin kadar onu çıkartıp cingir cingir bağırttır. Bir şeyi değiştirmez. “Basiret ve feraset gözüyle, nuru iman gözüyle, Mehdi (a.s) görülecektir” diyor Bediüzzaman. Mehdi (a.s.)’ı herkes görecek demiyor ki. “Ben göremedim, o zaman Mehdi (a.s) gelmedi.” Sen göremiyorsan, Allah basiretini, ferasetini kapatmış demektir. Mehmet Talu Hocamız, Ortadoğu, Balkanlar’ın en büyük fıkıh alimidir. “Mehdi (a.s) şu an yaşıyor” diyor. Mahmut Hocamız’ın yetiştirdiği, en büyük alimlerden birisidir. Bence onun yetiştirdiği en büyük alimdir. Benim kanaatim o. Binlerce kişinin de kanaati o, fetva alimidir. Bakın “Mehdi (a.s) çıktı, elan yaşıyor” diyor. Cübbeli de güya Mahmut Hocamız’ın talebesi olduğunu iddia ediyor, o da diyor ki: “Ben göremedim” diyor. Senin gözüne perdeler çekilmiş. Kulağına da perdeler çekilmiş, göremiyorsun. Ama gözünden perde kalkanlar görüyorlar işte. Şeyh Nazım Hocamız görüyor, büyük alimler görüyor, İskender Paşa’nın alimleri görüyor, tasavvuf büyükleri görüyor, Bediüzzaman’ın talebeleri görüyor, Bediüzzaman müjdeliyor ve hepsinin üstünde Peygamberimiz (s.a.v.) açıkça alametleri sayıyor. Bütün alametler teker teker çıktı mı, çıkmadı mı? Çıktı. Sen ne diyorsun? “Alametleri var” diyor, “fakat gizliyorlar” diyor. Sen hangi alametleri gizliyorsun? Bak, Fırat’ın suyu kesildi, bunu gizliyorsun Cübbeli. Mehdi (a.s)’ın çıkışının büyük alametleridir, bir. Kabe’ye baskın yapıldı, ilk defa Kabe’nin tarihinde yapıldı, Mehdi (a.s)’ın çıkışının büyük alametidir, bunu da gizliyorsun. “İki tane kuyruklu yıldız çıkacak” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Bir tanesi çift uçludur” diyor, “diğer kuyruklu yıldızların aksi istikametinde gider ve çok parlaktır” diyor, bunu da gizliyorsun. Ramazan ayında on beş gün arayla, ay ve güneş tutulmalarını, biz takvim yapraklarından gösterdik ve ispat ettik. Irak’ın işgalini gösterdik, Afganistan’ın işgalini gösterdik, ahir zamandaki bütün alametleri gösterdik. Sen tamamını gizliyorsun. Bir de diyorsun ki; “gizleyenler var” diyorsun. Sen gizleyenlerin başını çekiyorsun şu an.
-VTR-Cübbeli Peygamberimiz (s.a.v.)’in Bildirdiği Kıyamet Alametlerinin Gerçekleştiğini Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Bakın, Cübbeli nasıl aşkla dua ediyor. Daha önce böyleydi. Gece gündüz Mehdi (a.s)’dan bahsediyor ve “Mehdi (a.s)’dan bahsetmemek, gaflettir” diyordu. “Nasıl oluyor, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini yarısından çoğu çıkmış, çıkmaya devam ediyor, adamlar anlatmıyor, gizliyorlar” diyor ve “bu ahir zaman deccal alametidir” diyor, uzun uzun anlatıyor. Şimdi ne yapıyor? Kendisi Mehdi (a.s) ile ilgili bir şey anlattığını görüyor musunuz? Tek anlattığı bir şey var, “Mehdi (a.s) gelmedi ve gelmeyecek” başka bir şey dediği yok. Ne Mehdi (a.s)’ın alametlerinden bahsediyor, ne Kıyamet alametlerinden bahsediyor, ne İttihad-ı İslam’dan bahsediyor. Hiç duyuyor musunuz, Mehdi (a.s)’ın çıkış alametlerinden bahsediyor mu? Asla. O zamanlar, aşkla, şevkle Mehdi (a.s)’ı bekliyordu hakikaten. Ama bu, birisini gördü. Birinde, Mehdi (a.s.)’ın alametlerini gördü. Birinin Mehdi (a.s) olduğuna kanaati geldi bunun. Dehşete düştü. Hem bu konuyu bütün gücüyle örtbas etmeye, hem de hiç olmasa bu yüzyıldan kurtulmaya çalışıyor. Büyük Ortadoğu Projesi’nin ana noktası, ana mücadele noktası nedir biliyor musunuz? Şu 10-20 yılı geçirebilmektir. Yani Mehdi (a.s), ileriki yüzyılda gelecek projesidir Büyük Ortadoğu Projesi. Çünkü eğer Mehdiyet’i atlatabilirlerse, İslam alemini paramparça edeceklerini düşünüyorlardı. Onun için de Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; Mehdi (a.s) çıktığında yetmişbin sarıklı ve kafası tıraşlı kişi, deccale uyar ve Mehdi (a.s)’a karşı mücadele verirler” diyor. Bakın, “yetmişbin tane başı tıraşlı, taylasanlı” diyor, başı sarıklı yetmişbin kişi, deccalin safında, Mehdi (a.s)’a karşı mücadele verir” diyor. “ve Medine’den yani İstanbul’dan bir yobaz, Mehdi (a.s)’a karşı var gücüyle mücadele verir” diyor ve bunu İmam-ı Rabbani Hazretleri de ayrıca belirtiyor, mühim bir konu olduğu için. “Meşhur bir şahıs çıkacak ahir zamanda” diyor. “Bir mahluk, küçük bir deccal, Mehdi (a.s)’a karşı mücadele edecek ve Mehdi (a.s)’ı, mürtetlikle itham edecek” diyor. Bunu kim diyor biliyor musunuz? Peygamberimiz (s.a.v.) diyor, “ve Mehdi (a.s)’a karşı, Mehdi (a.s)’ın, Kuran’a uymadığı iddiasıyla mücadele edecekler” diyor. Peygamber (s.a.v.) diyor; “o zamanlar putlara karşı mücadele ediliyordu” diyor yani “müşriklere karşı mücadele edilirdi” diyor, Mehdi (a.s)’ın işi çok zordur, çünkü karşısındaki kişiler, putlara tapanlar değil, karşısında münafıklar olacak ve ona, Kuran ile mücadele edecekler” diyor. “Kuran’a karşı olmakla itham ederek mücadele edecekler” diyor. “O yüzden Mehdi (a.s)’ın işi zordur, vazifesi zordur” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ve İstanbul’da, bir mahlukun, bir küçük deccalin çıkacağını” söylüyor Medinede, Mehdi (a.s.)’a karşı bir şahsın çıkacağını, bu kişinin Mehdi (a.s)’ı tekziple görevli olacağını” söylüyor “ve ona karşı mücadele edeceğini söylüyor.” Cübbeli’nin kendi videosu vardı, bu konuyu açıklayan, “bu o değildir” diyor Mehdi (a.s)’ı açıklayan, videosu vardı, yani kısmen açıklıyor, onu yayınlayın.
-VTR-Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın En Büyük Düşmanlarının “Fıkıh Alimleri Olduğunu” Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Beyaz Tv, Melih Gökçek’in oğluna ait. Biz tabii bütün Beyaz Tv, bunu destekliyor anlamında demiyoruz. Oradaki programı yapan kişi bunu çıkaran, o sorumlu olur tabii ki. Demek ki Cübbeli ile aynı kafada ki, onu desteklediğine göre, yani bütün bir kurum bundan sorumlu olmaz ama sunan kişinin, Cübbeli ile aynı kafada olduğunu anlamış olduk, aynı özelliklere sahip olduğunu anlamış olduk, o bizim için önemli.
Bakın “hakiki alimler, şeyhler, Mehdi (a.s)’a tabi olacaklar” diyor. “Sahtekar alimler, üçkağıtçı hocalar, Mehdi (a.s)’a karşı olacak” diyor. Özetle bunu anlatıyor. Ne diyor? “Hoca geçinenler, çok büyük muhalefet edecekler” diyor. Bakın “hoca geçinenler, sahtekar hocalar, Mehdi (a.s)’a, çok büyük muhalefet edecekler” diyor. Demek ki, biz de bunu göreceğiz. Biz de bunu hissedeceğiz. Bu da Peygamber (s.a.v.)’in bir mucizesi işte. Bakın diyor ki Peygamberimiz (s.a.v.); “o devirdeki sahtekar hocalar, onun ölümüne fetva verecekler” diyor eğer çekinmeseler, ne diyecekler? “Mürtet” diyecekler Mehdi (a.s)’a. Mürtet nedir? Katledilmesi gerekiyor. O kafaya göre yani onun düşüncesine göre, mürtetin hayat hakkı yok, katledilmesi gerekiyor. Mürtetlikle itham edecekler. Gerçi Cübbeli de beni mürtetlikle itham ediyor ama irtidatla, katli vacip konumuna getiriyor gerçi de, biz de Mehdi (a.s) öncüsü olduğumuz için, bizde de demek ki, öyle bir koku hissetti, bir Mehdiyet kokusu hissetti, böyle bir fetvası var. Yani mürtet olduğuma kanaati gelmiş. Fetva veriyor, ki katledilmesi gerekir mürtetin. Belki bunu da söyleyecek de ama çekiniyor. Belki ortam biraz daha müsait olsa, katli vacip diyecek belki. Ama “mürtet” diyor. Mürtet dediği zaman zaten arkasını getirmeye gerek duymuyor, zaten anlayan anlar yani. Biz Mehdiyet’in bir gölgesiyiz. Bakın bizde de benzer olaylar oluyor. Bu çok manidar ve hayret vericidir.
-VTY-Cübbeli Ahmet Hoca’nın Mehdiyet İle İlgili Bir Konuşması
ADNAN OKTAR:Demek ki, böyle bir tehlike varmış. Yemin ederek söylüyor Cübbeli. “Vallahi böyle bir tehlike var” diyor. Çünkü yobaz ne yapacak? Kendisine göre dini değiştirecek. Hurafeler çıkaracak. Hurafeyi, sünnet diye uygulamaya kalkacak. Mehdi (a.s) çıkacak ne diyecek? “Sen yobazlık yapıyorsun, sünnet diye hurafe uyguluyorsun” diyecek. Adam da, muhalefet edecek ona” diyor. Yani sahabe devri İslam’ı savunduğu için Mehdi (a.s), o devrin yobazlarına karşı tavır koymasının nedeni nedir? Sahabe dönemi Müslümanlığını savunmasıdır Mehdi (a.s)’ın. Ve mezhepleri de kaldıracaktır. Zaten Cübbeli uzun uzun anlatıyor. Cübbeli’nin her konuşmasında, en az dört ay gerekli açıklamayı yapacağım. Beyaz Tv’deki, o ilgili şahıs da, bizi dinlesin, doğruları öğrenmeye çalışsın, biraz kafasını açsın. Melih Gökçek’in oğlunun haberi var mı bilmiyorum bunun oraya çıktığından ve bunun böyle reklamının yapıldığından, o da ayrı bir konu tabii, o da çok acayip.
Ben size Bediüzzaman’ın sözlerini okuyayım. “Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkese teshir eden (etkisi altına alan) o dehşetli deccali öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak harika ve mu'cizatlı ve umumun makbulu bir zat olabilir ki; O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların Peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselamdır.” Mektubat, 53. Deccaliyet ne yapıyormus? “Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla kendini muhafaza ediyor.” Yani “Mehdi (a.s) çıkmayacak, İsa (a.s) gelmeyecek, Mehdi (a.s) yoktur, İsa (a.s) yoktur.” Yüzlerce yıl geriye bırakmak da aynı metoddur, gelmiş geçmiş demek de aynı metoddur, görünmez bir güçtür, bir ruhtur demek de ayrı metottur, bunların hepsi Büyük Ortadoğu Projesi için çok uygun.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren, Çay Tv, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Gözardı Edilen Kuran Hükümleri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Hayata Dair
Devamı ...