SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Tv Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Asilim, neler anlattın?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Cübbeli’nin bütün filmlerini gösterdik Hocam. Şimdi aynı Mehdiyet’i müjdelemediğini, İslam Birliği’nden bahsetmediğini, samimi davranmadığını söyledik, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR: Ama zamanında Allah ona söyletmiş. O kendince bir tuzak kurmuş, Allah onun ayağına dolandırıyor bak. Allah “her tuzak bozulmuş olarak yaratılır” diyor. O, Mehdiyet’e böyle tavır alacağını başlangıçta hiç bilmemiştir. O kaderde bol bol konuşmuş başlangıçta. Muhtemelen de kendisinin Mehdi (a.s) olabileceğini düşünerek çok kapsamlı anlatmış hakikaten. Bütün detaylarıyla anlatmış. Ama bir şekilde Mehdiyet’in gerçek olduğunu da anlayınca, hayata geçtiğini de anlayınca kendi aklınca da Türkiye’deki olayları durdurabilecek, yönlendirebilecek olarak düşündüğü için, o cahil kafasıyla, karşı atak yapınca da durdurabileceğini zannetti ama konu bitmiş oldu. Şu an Mehdiyet’e en iyi hizmet eden adam konumunda. En istemediği şeyi Allah ona yaptırıyor şu an. Her gün canlı yayında Cübbeli çıkıyor, Mehdiyet’i gürül gürül anlatıyor. Bir daha anlatıyor, bir daha anlatıyor, ezberletiyor insanlara adeta. Demek ki Allah’a karşı oyun oynamak mümkün değil, bunu görecek, bunu bilecek, inşaAllah. Hiç kimsenin böyle bir şey yapamayacağını Allah insanlara gösteriyor, inşaAllah. Mehdi (a.s) konusunu detaylı anlattığı için Cübbeli, biz başka ilave şeyler söyleyebiliriz.
ALTUĞ BERKER: Sizin yıllardır söylediğinizi Sayın Dışişleri Bakanı bugün Gürcistan Dışişleri Bakanına söylemiş Hocam. “Bundan sonra iki ülke arasındaki geçişler pasaportla değil kimliklerle olabilecek, biz bunun için çalışmaları başlatma kararı aldık” demiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İçinde bulunduğumuz ahir zamanın hayret verici bir yönü var, hayret verici özellikleri var. Bu hayret verici özellikleri, Allah çok sakin, olayları böyle makul bir görünümde göstererek sürekli geliştiriyor. “Mehdi (a.s)’a,” diyor Peygamberimiz (s.a.v), “Medine’de bir alim çıkar, muhalefet eder.” Şimdi en zırcahil bir insan bile olsa en azından şüphelenir, din alimiyse; Peygamberimiz (s.a.v)’in bildirdiği böyle bir deccal konumuna gelmek istemez bir insan. En azından kuşkulu bulduğu için, münafık dahi olsa, tarihe geçecek çok aşağılık bir adam konumuna gelmemek için ortalı bir yol izleyebilir. Fazla sezdirmeden de bir faaliyet yapabilir. Ama bakın Cenab-ı Allah iki mucize meydana getiriyor. Bir, Mehdi (a.s)’a karşı mücadele eden küçük deccali, o ahir zamanda Medine’de zuhur edeceğini söylediği alimi iki yönden Allah tuzağa düşürmüş. Bir kendini fark edemiyor, deccal olduğunu fark edemiyor. Bediüzzaman, “deccal kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. Kendini fark edemiyor ve muazzam faaliyet yapıyor hakikaten Mehdiyet’e karşı. Muazzam faaliyet yapıyor ama yaptığı her faaliyet Mehdiyet’i geliştirmiş oluyor. Cübbeli alınmasın şimdi, “beni ima ediyor falan” demesin. Benim kimseyi ima ettiğim yok, böyle bir insanın varlığından bahsediyorum ben, inşaAllah. Peygamberimiz (s.a.v) bildiriyor, bilmiyoruz bunun daha kim olduğunu. Net göreceğiz daha sonra. İkincisi Mehdiyet alenen geliştiği halde, çünkü o kadar bariz deliller ki, Fırat’ın suyunun kesilmesi öyle görülmeyecek bir şey değil ki. Ay ve Güneş tutulmaları görülmeyecek bir şey değil. Kabe’de baskın, gazeteler sür manşet kapaktan verdi ve günlerce konu oldu. Kabe tarihinde ilk defa oldu. Mehdi (a.s)’ın çıkışının küçük alametleri değil bunlar, büyük alametleri. Bu alametler çıktı mı Mehdi (a.s)’ın çıkmaması diye bir konu yok, mutlaka çıkıyor. Bakın, büyük alametleri sayıyorum; on beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmalarının olduğunu biz takvim yapraklarında açıkça gösterdik. Allah bu adamın manen kör olan gözünü mucize olarak kapatıyor bunu da göremiyor. Mehdi (a.s)’ın çıkışının büyük alametlerini de göremiyor, Mehdi (a.s)’ı zaten göremez. Ama kendisinin de ahir zamanda görevli küçük deccal olduğunu da göremiyor. Allah yarattı mı işte böyle yaratıyor. Sakin, sesiz bir ortamda olayları geliştiriyor ama insanlar fark edemiyor. Mesela Mehdi (a.s) çıkıyor, peki Mehdi (a.s) kendini fark edebiliyor mu? Mehdi (a.s) da fark edemiyor. Küçük deccal fark edemeyebilir. Mehdi (a.s)’ın fark etmemesi, olur mu acaba diye bazı insanların aklına gelebilir. O da fark edemiyor. Mesela Mısır’da, şurada, burada birden olaylar olacağı, Şeyh Nazım Hocamız söyledi, hakikaten insanların bir kısmı acaba “usulen mi söyledi,” “olabilir diye mi dedi” düşündüler. Hadislerde var zaten bu ülkelerde bir şeylerin olacağı. Aynısıyla çıktı olaylar. Mesela “Mısır’da alaca karga zuhur eder” diyor, hakikaten adamın resimlerine baktık, gözlerindeki donukluk ve siyahlığın hakimiyeti ve anlamsızlık hakikaten aynen kargaya benziyor. Burnunun yapısı ve yüzü. Burnunun ortasında bir çöküntü var dikkat ederseniz, delinme ve içe doğru çökme var orta kısmında, bariz olarak görülüyor. Hadiste özellikle o belirtilmiş. Burnundaki o çökme özellikle belirtilmiş, tanıtıcı. Mesela Allah onu kaderde damgalamış, burnunun ortasında bir çöküntü alanı meydana getirmiş, bir. İkincisi kargaya benziyor; saç yapısı, burunun yapısı, genel çatısı olarak andırıyor. Karganın gözündeki anlamsızlıkla, onun gözündeki anlamsızlık ve matlık, sevgisiz ve sadist bir yüz ifadesi aynı şekilde onda da var. Burnunun yapısında ve yüzünde bu görülüyor. Saç yapısı da benziyor, genel yapısı da benziyor. Hayatı da benzedi. Peygamberimiz (s.a.v) görevinden ayrılacağını söylüyor, “görevinden çıkar” diyor. ve yabancılarla işbirliği yapacağı söyleniyor. Hakikaten bütün malını yurt dışına kaçırmış, mebzul mal varlığı var ve yabancıları Müslümanların aleyhine kışkırtıp, kullanacağı belirtiliyor. Bunu da zaten bu yıllara kadar yaptı adam. CIA ile işbirliği yaptı, yabancı örgütlerle işbirliği yaptı ve Müslümanların aleyhine böyle bir yapı oluşturdu. Bu sene çok olay göreceğiz ama bir dahaki sene daha çoğalacak, daha artacak bu. 2013’de çok çok daha artacak. 2014, daha netleşecek. İnsanların epey bir kısmı dışarıda da bakarsanız bir hipnoz etkisinde oldukları anlaşılıyor. “Herkese tesir eden, manyetik alan içerisine sokan ve büyüleyen deccal” diyor Bediüzzaman. Peygamber Efendimiz (s.a.v) de söylüyor. Bizi seyreden kardeşlerimiz de baksınlar isterseler, dışarıda birçok büyülenmiş insanla karşılaşacaklardır. Gayesiz, bomboş mesela ağzında ekmek var, bir şey var, ısırarak gidiyor ama hipnozda adeta. Ne anlatırsan anlat, anlamıyor. Mesela biz bu konuları da anlatıyoruz. İlginç buluyor ama kavrayamıyor, anlayamıyor. Bir kısmı öyle insanların. Boş gözlerle seyrediyor. İlginç buluyor ama oradaki derinliği, fevkaladeliği bir türlü fark edemiyor. İşte bu büyünün etkisiyle oluyor. Ama deccalin tabii büyü etkisini meydana getiren de yine Allah’tır. Deccali vesile etmiş oluyor Allah. Deccal Allah’tan bağımsız güce sahip değil. Mesela deccalin zamanında kuş ölümleri ve balık ölümleri olacağı söyleniyor. Aynısıyla oluyor. Ne şekilde oluyor? Bir sebebi yok, araştırıldığında bir sebebi yok. Yaratan Allah’tır. Ama deccali vesile etmiş oluyor. Konu bu.
Bir süre sonra mesela insanların İttihad-ı İslam’ın güzelliğine dair kanaatleri gittikçe artacak. Eskiden şeriat, İslam’ın dünya hakimiyeti denildi mi insanların aklında bambaşka şeyler zuhur ederdi. Şimdi toplumda “İslam ahlakı dünyaya hakim olacak” deyince, demokrasi, canlılık, neşe, bilim, sanat, sevinç, heyecan, bu akla geliyor. Daha eskiden ne akla geliyordu? İşte Cübbeli gibi tipler olur, ellerinde kılıçlarla gezerler. En ufak bir şey yapanı mürtetlikle suçlar, kafasını keser; bağırır, çağırırlar. Nefes alamazsın, hanımlara göz açtırılmaz, başı açık hanımlara hakaret edilir, haşa. Başı kapalı hanımlara da hakaret edilir. Onlar da fasıklıkla suçlanır ve nefes aldırılmaz. Böyle biliniyordu. Kısmen de olsa bu şekilde biliniyordu. Baktılar ki İslam ahlakı dünyaya hakim olduğunda başı açık hanımlar da çok özgür, rahat ve neşeli olacaklar. Yüzde yüz Müslüman olarak saygı görecekler. Başı kapalı hanımlar da yüzde yüz Müslüman olarak saygı görecekler, çarşaflı hanımlar da saygı ve sevgi görecekler. Özgürlük nasıl olacak? Ne Amerika’da, ne Avrupa devletlerinde görülmemiş bir özgürlük olacak. Bilim ve sanat nasıl olacak? Zaten ölmüş şu anda bilim ve sanat. Bilim ve sanat hayata dönüyor, canlanıyor; sonra da gelişip büyüyor. Şu an ölü, ölmüş vaziyette, sanatçı falan yok, ölü. Var diyen bana göstersin. Dünyada sanatçı var diyen göstersin. Yok sanatçı. Bilim adamı da yok. Bilim de dondu, gelişmiyor bilim. Çok cılız gelişiyor, çok hafif. İşte Ipod’larda, bilgisayarlarda bir gelişme var. O da ticari kökenli olduğu için. Adamlar ticari iştiyakla bir parça geliştiriyorlar. Halbuki rahmani bir iştiyak, Allah rızası için bir istek ve talep olması lazım. O zaman coşkuyla gelişir. Bir de gittikçe ivme kazanacak, onu da görecekler. Şimdi bak, 2011’de bir ivme kazandı. 2012’de daha kazanacak. 13’te daha; 14,15,16 katlamalı ivme kazanacak. Ve İttihad-ı İslam, Türk İslam Birliği oluşacak. Türk devletlerinin birleşmesi eskiden çok ütopik geliyordu. “Olur mu acaba?” diyorlardı. Bak, şimdi çok makul geliyor. Bak, Başbakan’a “ağabey” diyor. “Sabahlara kadar yatamadım” diyor, değil mi? Sık sık da zaten Türk İslam Birliği denemeleri de yapılıyor. Mesela Suriye’yle sınırlar kalkıyor, bir süre, görüşmeler yapılıyor. Bu bir denemedir. Bakıyor gayet de güzel gidiyor. Hiçbir şey de olduğu yok. Kimsenin aleyhine bir şey olmuyor. Bir kere daha yapıyorlar, yine çok güzel gidiyor. Daha önce Türk İslam Birliği’ni uygulamak için iddia edilen Ergenekon Örgütü üyeleri Türki devletlere dağıldılar. Azerbaycan, Türkistan, Kırgızistan her yere gittiler. Birçok yere gittiler. Burada akıl almaz ahlaksızlıklar, akıl almaz rezillikler böyle mafya faaliyetleri yaparak halkı bizar ettiler adeta. Tedirgin ettiler, rahatsız ettiler. Yani onları kendi ahlaklarına çekmek istediler. Onlar da asil, büyük insanlar, güzel insanlar tabii. Doğu Türkistan Türkleri, Türkistan Türkleri çok kaliteli insanlardır, çok klas insanlar. Bu ahlaksızlardan nefret ettiler, acayip nefret ettiler ve kovdular bunları. Onlar da dediler ki; “bak Türk-İslam Birliği’nin olması mümkün değil.” Zaten siz oyun oynadınız. Gittiniz ahlaksızlığınızı gösterdiniz. Bunun olamayacağını onlara göstermek için gittiniz, böyle bir şey yaptınız. Onlar da sizi zaten kovdular. Onların sizi kovması zaten Türk-İslam Birliği’nin olacağının alameti. Demek ki onlar ahlaksız hayatla, ahlaklı hayatı çok güzel fark eden insanlarmış. Allah onu gösterdi işte. O bir oyun ve denemeydi. İt kopukla Türki devletlerde rahatsızlık meydana getirmeye kalktılar. Bunu da beceremediler. Şimdi bütün Türki devletlerde müthiş bir istek var, Türkiye’yle birleşmeye karşı. Müthiş bir arzu var. Ama sanki bu bazı insanlara göre çok uzak ihtimalmiş gibi geliyor. Öyle düşünüyorlar, öyle gibi görüyorlar. Halbuki çok kolaydır. Bir anlık kararla olacak bir şeydir, inşaAllah.
İstanbul’dan Emin Yüksek; “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Cübbeli’nin Beyaz Tv’deki konuşmasını internetten izledim. Sizi kastederek "Hz. Mehdi (a.s)’ın hiçbir alameti ona benzemiyor ama Mehdilik iddia ediyor” dedi ve “kıyametin en erken Hicri 1700’de kopacağını" söyledi. Hz. Mehdi (a.s)’ın vaktiyle ilgili de çeşitli şeyler söyledi” diyor. “Cübbeli’ye Allah akıl fikir versin; alametler alenen olduğu halde, görüldüğü halde görmezlikten geliyor” diyor. Cübbeli Büyük Ortadoğu Projesi’ne en etkili şekilde hizmet eden insanlardan bir tanesidir. Büyük Ortadoğu Projesi’nin hadimlerinden bir tanesidir. Bilerek mi yapıyor, bilmeyerek mi yapıyor? Haberi bile yok, muhtemelen. Şeytanın etkisinde. Bak kendisi diyor, bağıra bağıra söylüyor; “Büyük Ortadoğu Projesi’nin hayata geçirilmesinin sebebi Mehdi (a.s)’ı engellemek” diyor. Bir de ona hayretler içerisinde kalmış. Onu da anlatıyor. Şaşkın gözle onu değerlendiriyor, o şekilde bakıyor. Peki, Büyük Ortadoğu Projesi neden aniden ortaya çıktı, 1980’lerden sonra? 1980’lerden sonra ani olarak ortaya çıktı ve süratle hayata geçirmek istediler. Cübbeli’nin dediği gibi 570 sene sonrası için mi bunlar harekete geçti? 570 sene sonra değil, hemen, 1980’lerde ani devreye girmeleri hemen Mehdiyet’i durdurmak amacıyladır. Yani şu son 10-20 yılı geçirtebilmek, orada bir kopukluk meydana getirebilmek. Mehdiyet’te bir ara kopma meydana getirmek, bütün mesele bu. Bunun için Mısır’da da, Türkiye’de de, diğer ülkelerde de bir çok alimi ayaklandırdılar. Kimine şahs-ı manevi dedirttiler, kimine 5700 artı şu kadar sene, kimine 570 sene, kimine ruhtur görünmez, kimine ölmüştür, bir insanın bedenine girmiştir, İsa (a.s) ile birlikte o kişinin bedenindedir gibi Mehdi (a.s)’ın çıkışını imkansız hale getiren konuşmalar yaptırdılar. Ve böylece Mehdiyet’i durduracaklarını zannediyorlardı. Halbuki kaderde Mehdiyet durdurulabilen bir sistem değil. Dolayısıyla Büyük Ortadoğu Projesi’nin işleme sistemi zaten buyken, diyor ki; “Büyük Ortadoğu Projesi’yle bizi durduracaklarmış güya” diyor, Mehdiyet’i. Sen zaten bütün gücünle Mehdiyet’i durduran adam konumunda değil misin, kendince öyle çalışan değil misin? 570 sene ne demektir? 570 sene geriye alıyorsun sen. Ve Müslümanların gücünü kırıyorsun, şevkini kırıyorsun, heyecanını kırıyorsun, onları pasifize ediyorsun. İttihad-ı İslam’ı hiç ağzına almıyorsun. Türk-İslam Birliği’ni ağzına almıyorsun. Bu ne demek bu? Büyük Ortadoğu Projesi neyi yapıyor, sen neyi yapıyorsun? Aynısını yapmıyor musun? Tıpkısının aynısı, yaptığın şey. Amerika Büyük Ortadoğu Projesi’ni durdururken Mehdi (a.s)’ın karşısına askerleri geçip durduracak değil ki. Büyük Ortadoğu Projesi işte böyle durdurulur. Böyledir. Çıkarırsın hocaları, gazetelerde büyük gazete köşelerinde “Mehdi (a.s) çıkmayacak, İsa (a.s) gelmeyecek,” “Mehdi (a.s) çıkmayacak, İsa (a.s) gelmeyecek” veyahut “şahs-ı manevidir, görünmez,” “ruhtur, görünmez,” “gelmiş geçmiştir, bitmiştir” veyahut “570 sene sonra gelecektir.” Bu konuşmaların hepsi birbiriyle aynı olan konuşmalar, hiç farkı yok. Al birini öbürüyle değiştir. Hiç farkı yoktur. Ve Cübbeli bu üslubu, bu stili Büyük Ortadoğu Projesi’ne var gücüyle gayret ediyor. Büyük Ortadoğu Projesi’ne de hizmet ettiğini bildikleri için büyük basının bir kısmı bunu var gücüyle destekliyor. Büyük Ortadoğu Projesi’ne destek olduğunu bildikleri için destekliyorlar. Ve çok yetenekli buluyorlar bu konuda. Adam durduk yere bunu niye çıkarsın. O kadar Türkiye’de alimler var, müceddidler var, müçtehitler var çok değerli, Cübbeli’yi cebinde götürecek alimler var ama özellikle onun üzerinde duruyorlar. Bunun sebebi Büyük Ortadoğu Projesi’ne en mükemmel hizmeti sunması, en etkili hizmeti sunması. Peki, bunu yapınca ne oldu? Mehdiyet’i nasıl durdurdular? Katlamalı geliştirdiler, katlamalı. Bak, Cübbeli’nin haberi yok, büyük basının da aslında haberi yok, bir kısmının, mesela Beyaz Tv’nin haberi bile yok. Çünkü ben adamların konuşmasına baktım, önce ben zannettim ki Cübbeli’yi kaae alan bir konuşma mı? Konuşan adamın üslubu müstehzi ve Cübbeli’yi öyle şey yerine koyan bir üslubu yok, üslup anlaşılıyor, yani hiç kaale almıyor. Yüzde zaten garip bir varlığa bakar gibi bakıyor böyle, değişik böyle. Üslubu zaten “Cübbeli’dir der” diyor. Hakikaten o da mesela “ben siyasete girmedim” diyor, “çünkü siyasete girenler yalan malan işlerine giriyorlar. O yüzden girmedim” diyor. Halbuki oraya Melih Gökçek çıkarıyor Beyaz Tv’ye. Melih Gökçek kendisine faydası olur diye muhtemelen onu çıkardı, seçimlerde ona destek olur, yardımcı olur diye. Halbuki Cübbeli şark kurnazıdır, kendini kullandırtıyor gibi gösteriyor bunlara ama Cübbeli onları kullanır. Cübbeli müthiş kurnaz adamdır. Mesela bazı siyasiler ona yanaşıyorlar, hakikaten oradan bir şey çıkar, oy deposudur, bir şey diye, Cübbeli tahmin etmedikleri bir şahıstır, sadece o onları kullanır, o kadar. Kendini kullandırtmaz, süper uyanıktır o konuda, şark kurnazıdır. Şu ana kadar hep böyle yapmıştır, bundan sonra yapacağı stil de odur. Dolayısıyla “seçimlerde gidin Melih Gökçek’e oy verin” demez o. Böyle bir şey olmaz. Sadece onun televizyonunu kullanmış oldu. Ama bak oradaki ne diyor; “siyasetçiler yalan söylerler” diyor. “O yüzden ben siyasete girmedim” diyor. Şimdi burada Melih Gökçek de muhatap olmuş oluyor, Melih Gökçek’i de bu itham altında tutmuş oluyor. Dolayısıyla diğer kişileri de, diğer kim varsa siyasetle ilgilenen, hepsine aynı iddiayı söylemiş oluyor. Haberi bile yok, adam uyarıyor, diyor ki; “Cübbelidir der” diyor, kaale almayın gibisinden konuşuyor, yine haberi yok, coşmuş yine devam ediyor. Lafın nereye gideceğinden haberi bile yok, ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Orada daha hala şirinlik edebiyatı yapıyor. Bir de bu deprem zamanında herhalde böyle abuk sabuk konuşmuş anladığım kadarıyla. Benim o konuda o kadar detaylı bilgim yok. Ben konuşmalarının hukuki dökümünü almadım, bilgim yok. Onu düzelmeye çalışıyordu kendince ama düzeltmeye çalıştıkça daha da bir konuyu ortaya koymuş oluyor. O devirde daha çok biliniyordu herhalde bildiğim kadarıyla, mahiyetini bilmiyorum onun.
Mücahide’den güzel bir yazı gelmiş. Müthiş bir sevgisi var, maşaAllah. Ben de onu çok seviyorum. Allah onu sevgisini, muhabbetini kat kat arttırsın, kalbine derinlik versin, dünyada ahirette ayırmasın, inşaAllah Allah. Cennet kardeşi yapsın, inşaAllah. Herkes şu Cübbeli’nin “Mehdi (a.s) ile ilgili bir tane bile hadis Adnan Hocaya uymuyor” diyor ya, ona gıcık olmuşlar. “Paniğin ne kadar şiddetli olduğunu gösteriyor” diyor. Hakikaten insan bir şey söylerken biraz makul konuşur, “bazı hadisler benziyor ama değil” der yani. “Ben anlıyorum” der, işte ne bileyim, “ilmi yetersiz” diyebilir veyahut “Arapça bilmez” diyebilir ama o da zaten Mehdilik alameti olarak görüldüğü için onu söyleyemiyor herhalde. “Değildir işte, benim kanaatim değil” der. Ama “hiçbir alamet uymuyor” demesi, bir de dinleyenleri de pek kaale almadığını gösteriyor. İnsanların aklına pek o kadar inanmıyor Cübbeli, zekasına o kadar inanmıyor gibi, kavrayışına da o kadar inanmıyor gibi. En azından bir kısmının. Mehdi (a.s) bir kere orta boylu ben orta boyluyum. “Alnı geniş” diyor, alnım geniş. “Siyah saçlı” diyor,” “kaşları kavisli,” kaşlarım kavisli, “burnu küçük” diyor, burnum da küçük. “Yanağında ben vardır” diyor, sol yanağımda ben var benim.
ALTUĞ BERKER:Yeşil gözlüdür.
ADNAN OKTAR:“Yeşil gözlüdür” diyor. Bu çok belirgin bir alamet, çok net bir alamet. Nerden benzemiyormuş, benziyorum işte. Peki, Mehdilik iddia edebilir miyim? Dinden çıkarım böyle bir şey yaparsam, Allah esirgesin. O insan Müslüman değildir, öyle bir şey derse. Ama benzemiyor niye diyorsun? İnandırıcı bir şey söyle, makul bir şey söyle acaba diyebilir insanlar. Ama bu inandırıcı değil ki. Mesela “Mehdi (a.s) geniş omuzludur” diyor, “vücudu da geniştir” diyor, “uylukları geniş.” Sen uzun uzun anlatıyorsun uyluklarının genişliğini, vücudunun genişliğini, alnının genişliğini anlatıyorsun; “ak pak alnı” diyorsun, “cildi parlar” diyorsun, değil mi? Hatta detay veriyor, “şu kulağıyla sakalının arası parlaktır” diyor, kendisi anlatıyor. Ben mesela bilmiyordum bu hadisi. “İki kaşının arası da parlaktır” diyor, “iki kaşının arası parlaktır” ve “kulağıyla sakalının arası da” demek ki kulağı ile boşluk var sakalının arasında, o kısmı “parlaktır” diyor ve “cildi son derece güzeldir” diyor Mehdi (a.s)’ın. Uzun uzun anlatıyor ve bunu anlatırken de “şemail-i şerifi anlatıyorum” diyor.
-VTR- Cübbeli Mehdi (a.s)'ın Şemail-i Şerifini Anlatıyor
ADNAN OKTAR:Dikkatlice dinleyenler bunun çok galiz hatalar yaptığını da görürler. İsraili diye bir boy var mıdır? Japon oluyor adam, iki metre Japon da var; 1.40’lık, 1.30’luk Japon da var. Nerede görülmüş? “Cismi İsraili” diyor. Zaten cisim diyorsun. Cisim ne demek? Bütünü, yapısı İsraili görünümlü, Ben-i İsrail görünümlü, yani İbrani soy özelliği. Hz. İbrahim (a.s) neslinden geldiği için öyle bir görünümü var. Mesela ne diyor? “Orta boyludur.” Hani benzemiyordum? “Geniş alınlı” diyorsun, benim alnım geniş. “Burnu ince ve küçük” diyor. Benim de burnum ince ve küçük. Mesela “cildi parlak” diyor, parlak benim cildim. “Dişleri parlak” diyor, dişlerim de maşaAllah bayağı güzeldir benim, düzgün ve parlaktır, inşaAllah. “Omuzunda mühür” diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in kalp hizasında ben vardı. Kocaman ben var sırtımda. Ve gittikçe küçülüyor. Bir tane daha ben, bir tane daha ben, boynuma doğru geliyor ve sonra da kayboluyor. Kuyruklu yıldız gibi, geçen de söylemiştim. “Uylukları geniş” diyor, uyluklarım geniş. “Omuzları geniş” diyor rivayette, omuzlarım da geniş. “Buğday renklidir” diyor. Buğday renkliyim. “Ak pak” diyor alnı. Peki Cübbeli Efendi sen kitabında ne yazıyorsun? Kendi kitabında panikle, bana benzemesini kurtarmak için can havliyle, zaten kitabı bana ithaf etmiş, Mehdi (A.S) Muhakkak Gelecek Fakat Bu Yüzyılda Değil diye bir kitap yazmış. Kitabın girişi doğrudan benden bahsediyor. “Harun Yahya müstear isimli Adnan Oktar’ın Hz. Mehdi (a.s) hakkındaki hadis-i şerifleri” diyor burada, açıklıyor. Bak “bir” diyor, “rengi çok esmer olacaktır.” Çok esmer zenci gibi bir şey anlamına gelir. Çok esmer ne demek? Sen “ak pak” diyorsun, “buğday renkli” diyorsun. Burada “çok esmer.” Biz de diyeceğiz ki; “tamam, bambaşka bir şey.” “İnce yapılı ve zayıf olacaktır.” Demin ne diyor? “Zayıf olmayacak” diyordu. Burada diyor ki; “ince yapılı ve zayıf olacaktır” diyor, değiştirmek için. Panikle yazdığı bir kitap bu. Çok samimiyetsiz bir üslup. Ama devam ediyor yine, o devirde olacak alametleri söylüyor. “Ramazan ayında iki kere ay tutulacaktır.” “Doğu cihetinde iki dişli bir boynuz, iki başlı bir sütun doğacaktır.” “Doğu tarafından dolunay gecesinde ay gibi parlayan kuyruklu bir yıldız doğacaktır.” Peki, bu kuyruklu yıldızlar çıktı, bundan niye bahsetmiyorsun sen? İkisi de çıktı. Bahsediyor musun? Bahsetmiyorsun. Ay ve Güneş tutulmaları Ramazan ayında oldu. Onlardan da bahsetmiyorsun. “Kargaşa ve zelzeleler çok olacaktır” diyor. 1980’lerden sonra kargaşa ve zelzeleler bilimsel istatistiklerle de gösterdik, olağanüstü artmış. Gösterdik. “Yeryüzü zulüm ve haksızlıklarla dolu olacaktır” diyor. Yeryüzünde her yerde zulüm ve haksızlıkla dolu olduğunu zaten kendisi anlatıyor, değil mi? “Doğu tarafında bir rivayette üç gece, diğer bir rivayette yedi gece büyük bir ateş zuhur edecektir.” İstanbul’da o büyük ateşi de gördü. Gündüz gibi aydınlattı İstanbul’u. İstanbul’un tarihinde ilktir, İstanbul’un tarihinde hiç böyle bir şey olmamıştır. Böyle gündüz oldu denecek şekilde İstanbul’u aydınlatan, böyle büyük patlamalarla seyreden bir olay hiç olmamıştır. Dolayısıyla Cübbeli bu Mehdiyet konusunu örtmeye çalıştıkça Mehdiyet’i iyice açmış oluyor. Dolayısıyla bana benzemiyor demesi de o paniğin bir ifadesi. Benim zaten öyle bir iddiam yok ki panik oluyorsun. Duruyor duruyor, “yemin etsin Mehdilik iddia etmeyeceğine, Mehdi (a.s)’ın bu yüzyılda geleceğini o zaman söyleyeceğim” diyor. Kardeşim, bu kadar samimiyetsizlik olur mu? Bu nasıl bir şeydir böyle? Aklına geldiği şekilde değişiklik yapıyor. Hadisleri değiştiriyor. Kapatıyor. Anlatılacak şeyleri anlatmıyor. Bir kere her halükarda Mehdi (a.s)’dan bahsetmen lazım senin. Hilyesinden bahset, Mehdi (a.s)’ın gelmesini müjdele, değil mi? İttihad-ı İslam’ı söyle, Türk-İslam Birliği’nin oluşunu söyle. Israrla söylemiyorsun. Tek sebebi var, benim. Kardeşim, müsterih ol, böyle bir iddiam yok, böyle bir şey yok, sen anlat. Ama anlatırsa mutlaka bana faydası olacağı kanaatinde. Artık saplantı haline gelmiş adamda, kanaati gelmiş. Hangi televizyon kanalına gitse “Selamun Aleykum, Adnan Hoca Mehdi değil.” Bu ne biçim saplantıdır. Başka konu yok mu? Flash Tv’ye çıkıyor, bunu söylüyor; Habertürk’e çıkıyor, bunu söylüyor. “Selamun Aleykum, Adnan Hoca Mehdi (a.s) değil.” Anladık, tamam, sakin ol. “Mehdi (a.s) gelmeyecek,” “Mehdi (a.s) gelmeyecek.” Tamam, bir tek bundan mı? Değil. Vatan Gazetesi’ne bakıyorsun, koskoca profesör hafta sekiz gün dokuz, “Mehdi (a.s) gelmeyecek, İsa (a.s) gelmeyecek.” Dedem, sakin ol, niye tedirgin oluyorsun? Diğer kanallara çıkarıyorlar milleti; birçok alimi, hocayı çıkarıyorlar; “Mehdi (a.s) gelmeyecek, Mehdi (a.s) gelmeyecek.” Peki, Büyük Ortadoğu Projesi ne o zaman? Bana bir tarif edin. Bak, Cübbeli diyor ki; “Büyük Ortadoğu Projesi Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesini engellemek için yapılmış bir projedir” diyor. Peki, sen ne yapıyorsun? Bu projenin en etkili elemanlarından birisin. İsteyerek veya istemeyerek, farkında bile değilsin. Birçok gazete ve köşe yazarı da farkında olarak veya farkında olmayarak hizmet ediyorlar Büyük Ortadoğu Projesi’ne. Şimdi güya Mehdi (a.s)’ı engelledi Cübbeli, değil mi? Bak, sen nasıl hizmet ediyorsun, görüyor musun? Şimdi Beyaz Tv’deki konuşmanın üzerine senin o konuşmanı ben analiz edeceğim, detay detay sana dört ay anlatacağım. Bak, sen bir kere konuşuyorsun, ben dört ay cevap vereceğim, inşaAllah. Ve dört ay Mehdiyet’e hizmet edeceksin. Geceli gündüzlü daha önce de Mehdi (a.s)’ı anlatmışsın. O diyordur, “keşke dilim tutulsaydı da konuşmasaydım Mehdi (a.s) konusunda. Nereden anlattım?” diyordur. İşte, bak Allah böyle anlattırır, Cebbar ismiyle anlattırır. Nasıl coşkulu anlatıyor, nasıl Allah’tan aşkla, şevkle istiyor Mehdi (a.s)’ı. Yalvarıyor, “Ya Rabbi! Bize Mehdi (a.s)’ı gönder” diye. Allah sana Mehdi (a.s)’ı gönderdi, fakat sen Allah’ın gönderdiği Mehdi (a.s)’ı istemiyorsun. Türk İslam Birliği’ni istemiyorsun, İttihad-ı İslam’ı istemiyorsun. Sebebi şu, sen diyorsun ki, işte kafasına boru mu takmışlar beynine, bir şey mi takmışlar ne? Birçok yerine boru takmışlar; kalbine, şurasına, burasına falan. “Tıkanmış her yer, dolmuş damarlarım, benden Mehdi mi olur?” diyor.
Senin göstereceğin bir şey mi var?
ALTUĞ BERKER: O programdaki görüntüsü var.
ADNAN OKTAR: Bakalım. Bak şimdi, şu arkadaş çok yaman. Ben zannediyordum ki onu hakikaten kaale alarak konuşuyor zannettim. Baştan sona kadar onunla bir nevi böyle hani şey geçiyor diyelim, dini konuları tenzih ederim. Zaten bakışlarından, üslubundan da anlaşılıyor.
ALTUĞ BERKER: Bir resim daha var Hocam.
ADNAN OKTAR: Üslup çok net yani, konuşması çok net. Dini konuları tenzih ederim, onunla kafa buluyor. O tarz bir şey var. Zaten Yiğit Bulut’un üslubunda da biz bunu gördük. O tombulların üslubunda da bunu gördük. Bu da coşuyor, meşhur oluyorum, hani işte kaale alıyorlar, televizyona çıkarıyorlar, heyecan duyuyor. İşte şunu yapmadım, bunu yapmadım, şu da yanlıştır, bu da yanlıştır. Halbuki o depremde hakikaten çok acayip konuşmalar yaptı, o deprem zamanında. Buna o yüzden hapis cezası verdiler. Konuşma metni tam olarak yok. Aslında onu da, gerçek kişiliğini, gerçek karakterini göstermek açısından onun anlatılmasında da fayda var. Çünkü bunun bilinçaltı ve insanlara göstermediği yönünün ortaya konulması çok önemli. İnsanlar bu çok şirin, böyle işte milleti güldüren adam konumunda kendini gösteriyor. Ama bunun geri planının insanlara iyi tanıtılması gerekiyor. Mesela ben bunu çok sıkıştırdım, üzerine gittim ilmi yöntemlerle, sonunda Alevilere karşı saygılı bir üsluba dönüştü üslubu. Bektaşilere karşı da saygılı bir üsluba dönüştü. Ama Şiileri uzak gördüğü için, Şii kamuoyu Türkiye’de olmadığı için, Caferi kamuoyu Türkiye’de olmadığı için, Vahhabi kamuoyu olmadığı için onlara akıl almaz laflar ediyor. Onların kıtır kıtır kesilmesi gerektiğine inanıyor ve açıkça da söylüyor. Pırasa gibi doğranmaları gerektiği inancında, Şiilerin. Ama Şiiler Türkiye’de bir kamuoyu oluşturmuş olsalar, çok şirinlik yapmayı bilen bir tip. Hemen anında lafı çeviriyor. Bir de bakarsın bir anda Şii dostu olmuş, acayip muhabbet, acayip konuşma. Bunun bu üsluplarına aldanmamak lazım, çok akılcı yaklaşmak lazım. Yani bunun gerçek görüşleri ile anlattıkları arasında çok büyük farklılıklar var. Gerçek görüşleri böyle değil, yani gerçek düşünceleri. Gerçek hayatı da böyle değil. Gerçek yaşantısını insanlar bunun görse şok olurlar, hayret ederler. Gerçek kişiliğini bilseler şok olurlar. Fakat müthiş bir rol kabiliyeti var. Muazzam bir oynama kabiliyeti var. Ve insanlara kendini bambaşka gösteriyor, çok değişik gösteriyor. Normalde daha önce yaptığı o olay mesela çok açık bir insan öyle bir konuma gelse, mesela bir konuşması diyelim, bambaşka bir tavır içinde olur, nedamet getirir. Bunda o olmuyor. Velhasıl kelam bu ve bunun gibiler bizim Mehdiyet’i çok iyi anlatmamıza vesile oluyorlar. Vatan Gazetesi’nde güya anti-Mehdiyet yönünde bir çalışma yapılıyor. Aydın Doğan’ın orkestrası bu. Cübbeli de Aydın Doğan’ın orkestrasının içerisinde, bazı profesörler de Aydın Doğan’ın güdümü altındalar şu an. Cübbeli’ye Aydın Doğan bir kol kanat gerdi. Ona sahip çıktı, bu çocukta ışık var gibisinden. Zaten onlar bayağı bir muhabbet ehli oldular. Diyor ya, “gel eve” diyor, “özele gel” diyor, “bak daha neler var” diyor. Kim bilir bunda ne numaralar var ki “eve gelirsen göstereceğim” diyor. Ama tabii biz asıl onun tıyneti değil de İttihad-ı İslam’a karşı yaptığı mücadele ve Türk-İslam Birliği’ne karşı yaptığı mücadele ile ilgileniyoruz, Mehdiyet’e karşı yaptığı mücadele ile ilgileniyoruz. Bunlara müsaade etmeyeceğiz, inşaAllah. Müsaade etmeyeceğiz derken aslında konuşsun, anlatsın, bizim Mehdiyet’i çok daha iyi anlatmamıza vesile oluyor, çok daha güzel anlatmamıza vesile oluyor, inşaAllah.
“Hocamız gelmeyecek mi? Onsuz olmuyor” diyor. “Seni unutmak zor, anlatmaksa imkansız” diyor. Niye canım, anlatırsın, inşaAllah. “Sen unutuldukça hatırlanan, anlatıldıkça bitmeyensin. Melek gibisin. Seni uzaktan sevmeyi, bana bakmadan görmeyi, seni duymadan dinlemeyi…” bayağı uzun, güzel, şiir gibi bir yazı yazmış bu sevimli, bu tatlı hanım. Allah sevgisini artırsın. “Sevgi pınarım” diyor, bak ne kadar güzel bir üslup, maşaAllah. “Canım Muhammed Adnan Hocam. Hem hasta, hem süzgün, hem de ağlayarak bugün düşündüm” diyor. Allah şifa versin. Niye ağlıyorsun ayrıca? Allah sevgisinden, Allah korkusundan ağlanır. Ama niye ağladığını… “Ben ne işe yararım bu dünyada diye” diyor. Olur mu? İşte sen sevgi pınarısın, ne kadar sevgi dolu, ne kadar güzellik dolu bir insansın. Allah ömrünü uzun etsin. “Yorumu size bırakıyorum” diyor. Aman, aman, aman, bu ne biçim laf, Müslüman böyle söyler mi? “Ölmeyi yaşamaya tercih ederim.” Sakın, değil mi? Müslüman böyle bir şey söyler mi? Bilakis, Allah’tan uzun ömür dilemeliyiz. Ben mesela Allah’tan uzun ömür istiyorum. Bütün Müslümanlar için uzun ömür istiyoruz. Allah yolunda mücadele edeceğiz, İslam’ı anlatacağız, sevgiyi yaşayacağız, güzel ahlakı yaşayacağız ki cennet kursu burası. Cennete hazırlanıyoruz. Biz burada ne kadar uzun kalsak o kadar iyi, inşaAllah. Hayırlısıyla tabii, takdir Allah’ın. Olmaz, yani o üslubunu değiştireceksin, inşaAllah. Allah’tan uzun ömür iste. “Ya Rabbi! Bana uzun ömür ver, İslam’a daha çok hizmet edeyim, sizleri daha çok göreyim. Ecrim daha artsın” diyecek, inşaAllah.
“Sevgili Muhammed Adnan Hocam, Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “"Fitnenin girmediği hiçbir ev ve dokunmadığı hiçbir Müslüman kalmaz. Bu durum soyumdan bir adam (Hz. Mehdi (a.s)) çıkıncaya kadar devam eder." "Yeryüzünde İslam dininin girmediği toprak, çamurdan yapılmış bir ev, çölde bir çadır kalmaz." Hocam, bu iki hadis Hz. Mehdi (a.s)’ın üstünlüğünü gösteriyor, değil mi? Yorumlarsınız, inşaAllah. Serdar Biçer. Hayırlı geceler.” İşte, “İslam her yere hakim olacak” diyor. En ince detaylarına kadar, ta Kuzey Kutbu’na kadar. Hatta öyle detay veriyor ki Peygamberimiz (s.a.v), ne diyor? “Çölde bir çadır” diyor. Mesela en ücra yerlere kadar, “çamurdan yapılmış bir ev,” “her yere İslam hakim olacak” diyor inşaAllah.
“Azerbaycan’dan, lütfen okuyun. Soru: Hz. Mehdi (a.s) neden Mehdi (a.s) olduğunu inkar edecek. Allah izin vermediği için mi, yoksa kendisi Mehdi (a.s) olduğunu mu bilmiyor?” Bir kere vahiyle bildirilmeyen, Kuran’da bir hüküm yoksa bir insan çıkıp “ben Mehdi (a.s)’ım” derse, bu ne demektir? “Ben masumum, yani günahsızım, imtihana da gerek yok, benim imtihan olmama da gerek yok” anlamına gelir. “Ben vahiy aldım” anlamına gelir ayrıca. Kaç yönden küfre gitmiş olur, dinden çıkar. Mehdi (a.s) takva olacak, Allah’tan korkan bir insan olacak. “Gerges kuşunun kanadıyla titremesi gibi Allah’tan korkan bir insandır” diyor. Dolayısıyla Müslüman çıkıp ben veliyim, ben evliyayım, ben cennete gideceğim diyemeyeceği gibi, Mehdi (a.s) da çıkıp “ben Mehdi (a.s)’ım” diyemez. Belki şüphe ediyor olabilir kendisinden ama “Allahualem,” “olur mu acaba,” “mümkün müdür” diyebilir. Ama “ben Mehdi (a.s)’ım” diye teşhis koyamaz. Mehdi (a.s)’ın çevresindeki insanlar da belki hani “Mehdi (a.s) olabilir mi acaba, Mehdi (a.s)’a benziyor” diyebilir. Hüsn-ü zan edebilir ama “Mehdi (a.s)’dır” diyemez.
Sevimli hanım cevap göndermiş, “Hocam, ben bugün çok ağladım, bıraksam kendimi helak edecektim.” Müslümanın haramdır kendini helak etmesi. Olur mu? “Hocam, siz de ağlamış gibisiniz.” Allah Allah, beni de işin içine ortak edecek. “Hayatınızda hiç ağladınız mı?” Allah aşkıyla, sevinçten ağlanır tabii. Coşarsın ağlarsın, sevinçten ağlarsın. Coşku alametidir, inşaAllah. “Neden ağladınız? Sizi çok seviyorum ben.” Bu çok güzel. Allah sevgini artırsın, kat kat artırsın. En derin sevgiyi Allah sana versin, inşaAllah. Allah aşık etsin seni, Cenab-ı Allah, Kendisine aşık etsin seni ve tecellilerine de en derin aşkı duymanı sağlasın. Fakat bir kere o üslubu bırakacaksın, o yanlış. “Ölmek istiyorum.” O haramdır, o olmaz, bir. Müslüman öyle şey düşünmez. Ne kadar güzel uzun ömür. Mesela bakın her geçen gün, mesela Cenab-ı Allah bir gün önce benim canımı alabilirdi. Bakın bugün bunu anlatmış oldum. Ne güzel işte, bir hayır daha. Yarın Allah ömür verse yine aynı şekilde güzel bir hizmet daha yapacağım, sevap kazanacağım. Niye ömrümün kısalığını isteyeyim, değil mi? Olmaz, çok yanlış. Ama sevgiden ağlıyorsan helal olsun sana. Allah sevgisinden ağlıyorsan; Allah coşkusundan, Allah korkusundan ağlıyorsan, yakışır, güzel olur. Coşup ağlayacağız, sevinip ağlayacağız tabii ki. Zeynep de çok sevimli, güzel bir mektup yazmış. Ama onun cevabını ayrı sonra yazayım. Çünkü o daha değişik bir şeyler yazmış.
“Hocam, inşaAllah Allah nasip ederse araba almaya çalışıyorum. Gönül ister ki sıfır olsun araba.” Allah Allah, ne hikmettir? “Tabii maddi durum şu an için sıfıra el vermiyor ama inşaAllah, Allah’ın izniyle sıfır da alırım. Çünkü mal, mülk Allah’ındır. Allah dilerse o da olur, inşaAllah. Sizin sayenizde ‘inşaAllah’ demeyi, her kelimenin ortasında, sonunda söylemeyi huy ettim. Bu yüzden size sonsuz teşekkür ederim” diyor Mert. Mert, araba ne alaka şimdi? Bu araba sevgisi nereden çıktı böyle? İyi, Allah sana nasip etsin, sıfır bir araba almayı nasip etsin, inşaAllah, hadi bakalım. Sürekli beni dinliyormuş. Ama araba, Allah Allah, ne alakası var acaba? Herhalde arabasıyla İslam’a hizmet edecek, inşaAllah. Müslüman kardeşlerini götürüp, getirecek, değil mi? Yaşlı, yolda kalmış amcaları evlerine götürecek. Yaşlı teyzeleri alıp evlerine götürecek. Ben bazen anneleri görüyorum yolda, fileyle gidiyor; özel arabayla yanından böyle çekip gidiyorlar. Durdur arabayı, “anne” dersin, “nereye gidiyorsun, gel.” Aç arabanın bagajını. “Ben seni istediğin yere götüreceğim.” Değil mi? Ama tabii güvenilir biri olması lazım. Yanında da birisi daha olsa mesela o tarafa giden, “gel atla hemşerim, seni de alayım” dese daha da güzel olur. O zaman daha güven verici olur, değil mi? “Anne” dersin, “gel, ben evin içine kadar bırakacağım.” Ne kadına taşıtıyorsun onu sokakta? Yaşlı dedeye niye taşıttırırsın? Al götür evine kadar ne olur yani? Yolumun üstü dersin, alıp götüreyim sizi dersin, beş dakikada. Ama tek götürmek olmaz. O tarafa giden birisi varsa onu da mutlaka almak lazım. Yani mesela tek bir hanımı almak, bu olmaz. Güvenlik açısından tedirgin edici olabilir. Ama birkaç kişiyi birden alırsa o zaman olur. “Gelin hemşerilerim, gelin kardeşlerim, binin, alıp götüreyim sizi” dersin. Ne güzel sevinirler, değil mi? Yolda da bir iyilik, güzel bir söz edersin. Şimdi Mert, araba bu kasıtla olursa, tamam, inşaAllah. Ama “Boğaz’da gezeceğim” falan diyorsan sadece, o zaman o sıfır arabayı Allah sana nasip etmez, inşaAllah.
“Esselamu Aleykum Canım Hocam. Ellerinizden öper, dualarınızı beklerim.” Estağfirullah, biz sizin ellerinizden öpüyoruz. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam geçen gün de yazmıştım, okunmadı mesajım. Şimdi okursanız sevinirim.” Canım, dedim ya, binlerce yazı geliyor, onun içinden seçiyorlar. Yani rastgele seçiliyor, elektronik seçiyorlar. Rast gelmemesi normal, yine iyi. “Hocam internette on iki imamımızın resimleri var, simaları size o kadar çok benziyor ki bu bile inşaAllah Allah’ın bir işareti olabilir mi?” Ah tamam, sonunda bu beni Mehdi (a.s) yapacak Allahualem. Rıza. Yani böyle bir iddiada bulunacak gibi görünüyor. “Saygılarımla, Allah’a emanet olun Hocam” diyor. Ne güzel 12 imama benziyorsak. Benziyorum hakikaten de, hoşuma gidiyor, maşaAllah. Özellikle sarıklı müthiş benziyorum, yeşil sarıkla acayip benziyorum, maşaAllah. Benzeyeceğiz zaten. Allah “onlara benzeyin” diyor. Biz on iki imama benzeyeceğiz, Hz. Ali (r.a)’a benzeyeceğiz, Resulullah (s.a.v)’a benzeyeceğiz en başta, Peygamberana benzeyeceğiz. İftihar ederim, maşaAllah.
Osmanlı Azeri Türkü Berlin’den Kamile Hanım yazmış; “Hepimizin sevgilisi Celle Celalühü Allah’ın sevgili kulu,” velisi dersen olmaz, “inşaAllah velisi” diye dersin, inşaAllah Allah’ın velilerinden, “yakışıklı Adnan Hocam.” “Cennet gözlü” diyor. Güzel, güzel bir iltifat, maşaAllah. Bak bu yakışır sözdür, güzel sözdür. Böyle sevgiyi çok candan yaşıyor olmanız müthiş hoşuma gidiyor, maşaAllah. Bunlar hakikaten Allah aşığı üslubu, çok güzel. Samimi sevgi alametleri bunlar. “Cennet gözlü Sayın Muhammed Adnan Hocamıza kalbimizin ta derinliklerinden aşkla selam olsun.” Allah aşkıyla. “Ellerinizden öperiz” diyor. “İnşaAllah tevazunuzdan dolayı Allah sizi cennetle taltif etsin, inşaAllah.” Nimetlendirsin. Berlin’de kalıyor, Azeri Türkü. Ama bu üslup çok güzel. “Bilsin ki o üzülünce biz de üzülürüz.” Yok, bakın defalarca söyledim, üzülmek haramdır. Niye üzülelim? Kaderde olanı yaşıyoruz. Niye üzülelim, değil mi? “Sevindiğinde biz de seviniriz.” Bu güzel, sevinçte sevinilir. Ama üzüntü varsa Allah anılır; kalplere bir inşirah, ferahlık gelir. O bela zail olur. Üzüntü bir beladır. Allah’tan o istenmez. O bir sağlıksızlıktır yani. Niye üzülesin? Müslüman üzülmez. Çünkü tevekkülsüzlükte olur. Allah vermesin bu felakettir. Hemen Allah anılır, hemen tevekkül hatırlatılıp üzüntü zail edilecek. Olmaz üzüntü. “Her zaman emrinizdeyim” diyor. Estağfirullah, biz sizin emrinizdeyiz. “Cenab-ı Allah’a sürekli dua ederiz” diyor. “Hiç o dünya münafıklarına ve müşriklerine keyfini bozmasın” diyor. Yani onlardan rahatsız olduğumu, münafık ve müşriklerden rahatsız olduğumu düşünüyor. Münafık ve müşrik Müslüman için nimettir. Onları ezdikçe Müslüman takva olur, ezdikçe sevap kazanır. Küfür olmasa, münafık olmasa Müslüman ne yapacak o zaman, değil mi? Onlar çiğnenecek yoldur, inşaAllah. “Kendi söylediği gibi Celle Celalühü Allah-u Teala, inşaAllah tezlikle zalimin üstesinden gelecektir.” “Zalimlerin Allah üstesinden gelecektir” diyor, inşaAllah. “Adaleti yeryüzüne hakim edecektir. Celle Celalühü Allah-u Teala mümin, kendini Allah yoluna sarf etmiş kulunu zayi etmez.” Tabii, Cenab-ı Allah’ın korumasındadır mümin. Mesela şu ana kadar hep öyle oldu. En çetin şartlarda bile Allah korudu, maşaAllah. MaşaAllah ne anlı, şanlı olaylar oluyor kardeşim, maşaAllah. Hiçbirinde de Allah bir şey meydana getirmedi, yani zararla karşılaşmadım. “Çünkü o Rahman Rahimdir ve adalet sahibidir. Sevgilerimle” diyor, maşAllah.
“Esselamu Aleykum Hocam. Gözlerim ekranda hep sizi aradı. Hoş geldiniz, sefalar getirdiniz Hocam. Sizin bağımlınız oldum. Hamd olsun Allah’a. Celle Celalühü sizi başımızdan eksik etmesin, inşaAllah.” Şimdi oraları biraz değiştireyim de. Şöyle diyelim: “Ben Hz. Mehdi (a.s) efendimi hissediyorum” diyor. Bu doğru. Ben de hissediyorum, hissedebilir insan. “Ve sizinle bir an önce kavuşmayı Yüce Allah’tan niyaz ediyorum.” İnşaAllah. “Hocam” dersin, “ben İslam’a, Kuran’a hizmetçiyim, Allah yolunda hadimim, üzerime bir görev düşerse yerine getiririm” diyebilirsin. “Yüce Rabbim o nurlu ellerinizden öpmemi nasip eder.” İnşaAllah, ben de sizin ellerinizden öpüyorum. “Ben her zaman bu dileğim için dua ediyorum. Allah ömür ve izin verdikçe size kavuşmak için ve sizinle Allah yolunda mücadele etmek için dua etmeye devam edeceğim. Hayırlı geceler, hayırlı sohbetler. Allah yar ve yardımcınız olsun” diyor. MaşaAllah. Kardeşimiz çok sevimli.
“Çok önemli rica, sadece Sayın Hocamızın okuması için yazıyorum.” Allah, upuzun bir yazı. Çok güzel, sevgi dolu bir üslubun var. Son satırlarına baktım, hep böyle sevgiden, muhabbetten bahsediyor. Bak, görüyor musun işte yobaz zihniyetle Mehdiyet ruhunun arasındaki farkı?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Ben mesela Mehdi (a.s) öncüsüyüm, Mehdiyetin gölgesi altındayım. Şu meydana gelen sevgi haresine bak ve bu güzel insanların ruhundaki sevginin kalitesine bak. Ne kadar coşkulu, ne kadar iştiyaklı ve ne kadar candan ve ne kadar yaşayarak? Allah aşkı her taraflarını sarmış. Adamların hiç ağzından Allah aşkından bahis duyuyor musunuz siz? Yazdıklarına bir bakın, internete girin. Tek kelime Allah sevgisinden, Allah aşkından bahsettiğini görüyor musunuz? İt gibi saldırsın, fitne çıkarsın, ona laf söylesin, buna laf söylesin. Böyle kuduz köpek gibi nefret saçsın. Halbuki insan usulen bile olsa, içinden gelmiyor dahi olsa, alıştırmak için bile olsa sevgiden bahsetmesi lazım. Allah hiç bunlara sevgiden bahsetmeyi nasip etmiyor. Allah’ı aşkla anlatsana, değil mi? Yüce Mevlamızı aşkla anlatsana, muhabbetle anlatsana. Resullullah (s.a.v)’e olan aşkını, Allah rızası için olan aşkını anlatsana. Mehdi (a.s) aşkını anlatsana. İttihad-ı İslam’a olan sevgiyi anlatsana. Allah’ın yarattığı güzelliklere olan sevgini anlatsana. Anlatamıyorlar adamlar. Güzel bir şey koy, sitene güzel bir şey koy. Hep nefret yazıları, hep kin yazısı, hep siyaset, hep öfke. Güzel bir çocuk resmi koy, güzel bir manzara resmi koy, Allah ne güzel yaratmış de altına, Allah’ı çok seviyorum de, iki kelime söyle. Dilleri kilitlenmiş, konuşamıyorlar.
“Oradaki kardeşlerim nasıl sakin oturuyorlar Hocam, anlamıyorum” diyor. “Hocam, ben bir kursa gidiyorum, hatibelik kursu. Hadis, fıkıh, tecvit, siyer gibi dersler görüyoruz.” MaşaAllah. “Ancak talebe ortamı çok cahil, yanlış anlamayın ufuk açısından, bir kısmı Cübbeli kafasında, ne yapmalıyım onlara? Aldırmıyorum ama onlara tebliğ de etmiyorum. Çünkü çok kapalılar Hocam, bir yol gösterin” diyor. Onlar da öyle işte artık, Allah her şeyde bir hayır yaratıyor. Belki bir kısım yönleri benziyordur. Cübbeli çünkü özel bir tiptir, özel bir insandır. Ona benzeyecek insan biraz zordur. Öyle demeyelim de. Ama kıyafet olarak diyorsan kıyafet olmaz o. Onu kastetmiyor zaten de.
“Ne olur bunu Hocama şimdi iletin. Sevgili Hocam, sizi gerçekten çok seviyorum. Allah sizi başımızdan eksik etmesin. Sizin aleyhinizde bir şey söylendiğinde tahammül edemiyorum Hocam. Sinirim gerçekten çok bozuldu birkaç dakika evvel.” Kardeşim, benim aleyhimde konuşulmasa ben nasıl sevap kazanayım. Benim zıttım olmasa ben neyle mücadele edeceğim? Benim sevabımı elimden almış olursunuz, Allah esirgesin, değil mi? Ecir kazanmamı engellersiniz. Benim karşımda it kopuk olacak, çakallar olacak, yobaz takımı olacak, münafıklar olacak, küfür olacak, Darwinist-materyalist olacak, dinsiz imansız olacak, ben de onlara karşı mücadele edeceğim. Siz diyorsunuz ki; “hiçbir şey olmasın Hocam, siz rahat edin, koltukta oturun.” Diyorsunuz. Olmaz. O zaman sevap kazanamayız.
Şimdi o dediğin şahsa ben çok güzel böyle usturuplu cevap verdim. O cevapları zaten orada görebilirsin. Kendi internet sitesine gir, orada iftiharla almış zaten benim verdiğim cevabı. Ben ona “öyle demezler” dedim. Öyle güzel bir açıklama yaptım ki ciğerine böyle derler ya karaciğerine oturmuş. Esaslı bir şekilde oturmuş. Ama tam oturan bir üslupla anlattım. Hakikaten o cevabını aldığı için suskun şu an. Bir daha da konuşmadı. Zaten cevap verdim mi iyi cevap veririm. Bak, dikkat et bir daha konuşması yok o şahsın. Çünkü çok iyi cevap verdik. Kendi de almış cevabı, koymuş sitesine. Onun için, cevabı verildiği için gönlün rahat olsun, inşaAllah.
“Fethullah Gülen Hoca hakkında da bir kısım şeyler söylüyorlar.” Ona da rahatsız olmuş kardeşimiz. O da Fethullah Hocamızın sevabını arttırır. Fethullah Hocamız adeta esir gibi orada, zor şartlarda yaşayan bir insan. Onun elinden gelen bu. O şartlarda elinden gelen bu. Yani en iyisini yapmaya çalışıyor kendi imkanlarıyla. O esaret ortamında ancak bu kadar yapabiliyor. Daha iyisini biliyorsanız siz ilavesini yapın. Bak, Hocamız buraya kadar getirmiş. Yani bazı insanlar vardır, adamı alır camiye kadar getirir. Namaz kıldırmayı da sen yap, değil mi? Fethullah Hocamızın yaptığı camiye kadar adamı getirmektir. Sen de götür namaz kıldırttır, namaz öğret, inşaAllah. Oturup eleştirmeyle olmaz. Fethullah Hocamız bu esaret ortamında dünya çapında böyle büyük bir hizmet yapıyor. Eli öpülür. Yapabildiği bu kadar. Belki imkanı, gücü artarsa daha da fazla hizmet yapacaktır, inşaAllah. Kenan boş ver sen o adamın ne dediğini, boş ver kafana takma.
“Zekeriya Okumuşoğlu. Değerli Adnan Hocam diyorsunuz ki; Musevilere Tevrat’ın aslıyla, Hristiyanlara İncil’in aslıyla hükmedecek.” Ben bunu söylemiyorum bunu Peygamberimiz (s.a.v) söylüyor, ben söylemiyorum. Ve Cübbeli de zaten oturdu anlattı Peygamberimiz (s.a.v)’in bu hadisini ve böyle olacağını da söylemiş oldu. “Hem İslam dünyaya hakim olmuşken o nasıl oluyor? Hem tek geçerli din İslam iken?” İlk aşamasında, ilk bidayeten, başlangıcında. Sonra İsa Mesih (a.s) indikten sonra hepsi Müslüman oluyorlar zaten. Mesela biz şu an ne yapıyoruz? Hristiyanlarla bağlantıya çalışıyoruz, onlarla görüşmeye çalışıyoruz. Musevilerle görüşüyoruz. İslam’ın, Kuran’ın hakikatlerini anlatıyoruz. İslam’ı, Müslümanlığı daha çok sevdirmeye çalışıyoruz. İslamiyet’in barış dini, sevgi dini olduğunu gösteriyoruz. Hristiyanlara Müslümanların öyle katletme gözüyle, nefret gözüyle, işte dağların taşların arkasına saklanacaklar, tuttuğunu keseceksin mantığıyla yaklaşmadığımızı, merhamet gözüyle, himaye gözüyle yaklaştığımızı söylüyoruz. Bu bir gerçek. Bunu kim bu şekilde yapmış? Peygamberimiz (s.a.v) yapmış. Nereden anlıyoruz? İslam tarihine baktığımızda bunu görüyoruz. Çünkü Peygamberimiz (s.a.v) Hristiyanlara güvenmiş, onların yanına Müslümanları hicrete göndermiş. Hicret etmişler onların yanına gidip. Kardeşim, niye başka yere gitmiyor da Hristiyanların yanına gidiyor Müslümanlar? Güvenilir görmüşler, Müslümanlığa yakın görmüşler. Allah ne diyor ayette, Kuran’da? “Biz Hıristiyanız diyenleri kendinize daha yakın göreceksiniz” diyor Allah ayette. Bu ne demektir? Potansiyel Müslüman demektir. Museviler de potansiyel Müslümandırlar. Dolayısıyla onlara şefkatle, merhametle, koruyuculuk ruhuyla yaklaşmak lazım. Osmanlı ceddimiz ne yaptı? İspanya’da Musevileri katletmeye kalkmıştı İspanya hükümeti, İspanya devleti. Hemen gemi gönderdiler, büyük gemiler gönderdiler. Musevi kardeşlerimizi alıp doldurdular, alıp buraya getirdiler. Dünya kardeşi olmak ayrıdır, din kardeşi olmak ayrıdır. Din kardeşi değiliz tabii ki ama dünya kardeşiyiz. Din dostu olmak ayrıdır, dünya dostu olmak ayrıdır. Dünya dostuyuz. Din dostu olmak için dinde tam mutabakat gerekir, aynı olması lazım, yani birebir. Beraber namaz kılmamız, beraber oruç tutmamız, aynı hükümlere, aynı inanca tabii olmamız gerekir. Ama dostça ve kardeşçe, şefkatle yaklaşmalıyız ki İslam’ı sevsinler, Müslümanlığı sevsinler. Nefretle, kinle yaklaşılmaz, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Sevgili Muhammed Adnan Hocam. Hadis-i şeriflerden birinde Mehdi (a.s)’ın kara köyünden çıkacağı belirtiliyordu. Bu konuyu anlama lütfuna erişemedim. Kara denilen yer Karadeniz mi oluyor? Bu hadis-i şerifi açıklayabilir misiniz? Tüm saygı ve sevgilerimle, Mustafa.” Kara, Karadeniz de olur, Karamürsel de olur, Ankara da olur. Başka ne var? Karalı çok, inşaAllah. Kim bilir nereden? Ama Mehdi (a.s) büyük bir şehirde doğacaktır ve doğumu da gizli olacaktır, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam. Sizi iki buçuk yıldır takip ediyorum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sizi o kadar çok seviyorum ki sizi görmeden rahat edemiyorum. Sizleri göremediğimde sıkılıyorum ve üzülüyorum” diyor. Bak, şimdi olmadı Yakup. Şimdi üzülme. Tevekkül edeceksin, değil mi? Kardeşim, bana her şey olabilir; hastalanabilirim, ölebilirim, tutuklanırım, hapse girebilirim, kaçırırlar, her şey olabilir. Yani din demek ben demek değil ki, inşaAllah. Ahiretteki buluşmayı esas alacaksınız. Ahiretteki buluşmayı esas alacaksınız. Ahirette sonsuza kadar, bu dünyada kısadır beraberlik. Sen de ölebilirsin, ben de ölebilirim, başkası da ölebilir. Yani an meselesidir. Şak durduk yere ölürsün. Sebepsiz yere de ölebilirsin. “Hocam size sevgimi anlatamam. Allah size her şeyin güzelini nasip etsin canım Hocam. Sizinle tanışmayı öyle istiyorum ki.” Tamam, gelin, kardeşlerimize yazın. Akşam burada görüşebiliriz, 02:00 gibi falan. 02:00’den sonra genellikle oluyor. İnşaAllah İslam ahlakı hakim olduğunda gece gündüz birlikteyiz zaten, evelAllah. Sofralarda beraberiz, sokakta beraberiz, eğlencede beraberiz, sürekli beraberiz, inşaAllah.
Mikail Karaduman, Fransa’dan; “Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam ben Fransa’da yaşıyorum. Üç senedir sizi izliyorum ve elimden geleni yapıyorum, inşaAllah.” MaşaAllah. “İslam ahlakı dünyaya hakim olsun, inşaAllah. Sizi çok seviyorum ve saygı duyuyorum. Yaptığınız bu dava ve bu cehd en mükemmel, en şerefli, en doğru ve en büyük dava. Ben de bu anlamsız yaşantımı bırakıp sizin yanınıza gelmek istiyorum. Talebeniz olma umuduyla istiyorum. Lütfen Hocam, Allah rızası için yanınızda bana küçük bir yer verir misiniz? Elimden gelen her şeyi yapmak istiyorum. Her türlü hizmete hazırım Hocam” diyor. Şimdi Fransa bırakılır mı? Nemçelileri, değil mi? Osmanlı orayı muhasara etmiş, inşaAllah. Bak ta Estergon’a kadar dayanmışlar. “Estergon Estergon, yedi krala saray olan Estergon, biz seni nemçelilerine, Allah’a emanet ettik ve işte almaya geldik” diyor, inşaAllah. Siz orada Osmanlı öncülerisiniz, inşaAllah, akıncılar. Dolayısıyla Allah gazanızı mübarek etsin. Bırakmayın yakalarını, devam edeceğiz. Olur mu? Fransa daha yeni başladık, Bismillah. Sen diyorsun, “Hocam çekilelim.” Ricat, kaybedildiğinde savaş, taktik olarak geri çekilme olabilir. O an başarılı olamazsın, çekilirsin, ricat edersin, ikinci akımın çok daha güçlü olur. Şu an çok başarılıyız. Dolayısıyla çekilmek yok. Fransa dahildir. Bak, daha yeni geldi çocuklar oradan, Fransa’dan. Konferanslar orada peş peşe, peş peşe, peş peşe devam edecek. Sen ne yapacaksın biliyor musun Mikail? Kocaman bir salon tutacaksın, “Hocam, salonu tuttuk, afişleri de istirham ediyoruz, hemen hazırlayalım Hocam” diyeceksin. Fransa’nın sokaklarını afişlerle donatacağız, diyeceğiz yeni bir akın daha, Osmanlı akını daha. Türk-Osmanlı akını, inşaAllah. “Akın var, güneşe akın, güneşi zapt edeceğiz, güneşin zaptı yakın” diyor. Güneş İslamiyet’tir, inşaAllah. İslam bütün dünyaya hakim olacak. Yani Güneş gibi bütün dünya parlayacak, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Hz. Muhammed (s.a.v) kitabınızı tanıtabilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: On sekizinci baskısını da gül kokulu yapmıştınız Hocam, maşaAllah. Mevlüd Kandili’nde kardeşlerimiz birbirlerine hediye edebilirler arzu ederlerse. Çünkü yayınevi kargo masrafını karşılayana ücretsiz gönderiyor kitabı. Sadece internete girip, www.GlobalKitap.com’a girip kayıt olmaları yeterli, inşaAllah. www.GlobalKitap.com.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Ama hakikaten bu konuda, Hz. Muhammed (s.a.v) Efendimiz’i anlatan bence en mükemmel eser. O kadar güzel anlatım var ki. Resimler çok güzel oldu. Yazı çok güzel oldu, elhamdulillah. Ben kendim yazdığım halde her seferinde böyle hoşuma giderek sevinçle okuyorum, maşaAllah. Her evde bulunması lazım. Yaratılış Atlası bir ve bu kitap. Daha Türkçesi Harun Yahya eserlerinin kütüphane olarak oluşturulup her yerde bulunmasında fayda var, inşaAllah.
Sevenlerimiz çok güzel yazılar yazmışlar. “Bize sevmeyi ve sevginin derin anlamını siz vesile oldunuz, öğrettiniz Hocam. O yüzden de Allah rızası için sizi çok seviyoruz” diyor.
Kuran’dan ayet okuyalım. Ya Allah, Bismillah. Kasas Suresi, 37, şeytandan Allah’a sığınırım; “Musa dedi ki: "Rabbim, kimin Kendisi'nden bir hidayetle geldiğini ve bu (dünya) yurdun(un) sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir.” Yani dünyanın son hakiminin kim olacağını daha iyi bilir. “Gerçekten, zulmedenler, felah bulmazlar.” Deccaller felah bulmazlar. “Ama dünya yurdunun sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir.” İnşaAllah, Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa Mesih (a.s)’a ait olacak, Allah’ın izniyle. “Rabbim, kimin Kendisi’nden bir hidayetle geldiğini,” hidayetle gelen kimdir? Mehdi (a.s)’dır, inşaAllah. Birçok anlamı var, birçok işareti var. Biz ahir zamana, Mehdi (a.s)’a bakan yönüyle tefsir ediyoruz, açıklıyoruz. “Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum.” Deccallik yapıyor, deccalliğini ilan ediyor. Yani haşa “Allah yok” diyor. O zamanın Darwinist, materyalisti, o zamanın Darwin’i firavun. O devrin Darwin’idir firavun. Çünkü “Nil’in çamurlarından oluştunuz” diyor onlara. Nil’in çamurundan. “Büyün hayvanlar, bitkiler, bütün hepsi Nil’in çamurlarından tesadüfen oluştu” diyor. O devrin Darwinist, materyalisti. “Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et.” Tabii bu, gerçekten bir çamur kastediyor. Ama biz üçüncü, dördüncü, beşinci derecede tefsir edecek olursak, derinliğine bakacak olursak, işari anlamda; Darwinist ve materyalistler ne diyor? “Nil’in çamurlarından oluştu” diyor, değil mi adam? Burada ne diyor? Çamur. “Çamurun üstünde bir ateş yak.” Ne ateşi yakıyor? Fitne ateşi yakıyor ve o fitne ateşi bütün bölgeyi kaplamış oluyor. “Bana yüksekçe bir kule inşa et.” “Öyle bir deccaliyet inşa et ki, oluştur ki, deccaliyetin görünümü o kadar göz boyayıcı olsun ki adeta bir kuleyi andırsın. Büyük bir bina gibi olsun” diyor. “Belki Musa’nın İlahına çıkarım.” Güya kendince, aptalca alay ediyor firavun. “Çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum.” Onu tekzip ediyor, Hz. Musa (a.s)’ı. O devrin deccali, onu kendi dininden dönmekle, mürtetlikle itham ediyor. “Mürtet” diyor, “benim dinimden döndü” diyor. Senin dinin zaten sapkın bir din, değil mi? Hak din İslam’dır, inşaAllah. Bazen de münafıklar çıkar. Münafıklar da Mehdi (a.s)’a “hak dinden döndü” diyecektir. O da ayrı bir fitnedir, inşaAllah. “O ve askerleri, yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve gerçekten Bize döndürülmeyeceklerini sandılar.” İslam ülkelerinde mesela bak Enver Sedat da öyleydi, bu firavun da öyle. Kime güvenerek kepazelik çıkarıyorlar? Askere güvenerek kepazelik çıkarıyorlar. Mısır askeri ne yaptı? Bunu tersledi. Bunun ahlaksız olduğunu bildiği için, “biz senin hizmetçin değiliz” dediler adamlar. Yakışanı yaptılar ve bunu kovdular. Ve yapayalnız kaldı ve sonunda istifa etti. Ama tabii istifası da alengirli bir istifa. “Biz, onları ateşe çağıran önderler kıldık.” Fitneye, belaya, cehenneme çağıran önderler kıldık. Bakın buradaki çamur ve buradaki ateşle, buradaki ateş bağlantılı görünüyor. “Ateşe çağıran.” Bak ne diyor: “Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak.” Bir fitne ateşi. “Nil’in çamurlarından insanlar türedi” diyor. Büyük bir fitne ateşi işte bu. Ve büyük bir kule inşa etmiş oluyor. Deccalin de böyle bir kule gibi olduğu, bu kadar kametli olduğu müteşabih olarak hadislerde benzetmeyle belirtiliyor. Hatta “Hz. İsa (a.s) sıçrar, kılıcı ancak dizine kadar ulaştırır” diyor. O kadar yüksektir yani. Onun fitnesinin ne kadar azametli olduğu anlatılıyor.
SUNUCU: Yarın 22:00’dan itibaren Asu Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve www.Harunyahya.Tv sitemizden takip edebilirsiniz.
Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...