SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam www.HarunYahya.Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Asu TV’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:Malumunuz, bu gece Mevlit Kandili, inşaAllah. Bizi izleyen tüm kardeşlerimizin ve tüm İslam aleminin kandili mübarek olsun inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Allah birçok kandilleri idrak etmeyi hepimize nasip etsin, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bugün Hocam, 1440 yıl önce, Rabbiülevvel ayının 12’nci gününde, yani Miladi olarak; 20 Nisan 571’de, Rabbimiz’in alemlere rahmet olarak gönderdiği son elçisi Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) dünyayı şereflendirdi. Rabbimiz Enbiya Suresi’nin 107’nci ayetinde Peygamberimiz (s.a.v.) için; “biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik” şeklinde buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Allah’ın; “ancak o, Allah’ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur” (Ahzab Suresi, 40) ayetiyle bildirildiği gibi, insanlar için son peygamber olarak gönderilen, Allah’ın en son hak kitabını vahyettiği; güzel ahlakı, takvası, Allah’a olan yakınlığıyla insanlara örnek kıldığı Allah’ın dostu, Rabbimiz’in Katı’nda üstünlüğü olan, müminlerin de dostu, en yakını ve velisidir inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, Berker Hocam. Biraz Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in özelliklerinden anlatayım inşaAllah. Açtım; “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Sevdiği Yemekler” geldi. Oradan başlayalım. “Çok sıcak yemeği sevmezdi” diyor, “Peygamberimiz (s.a.v.).” Demek ki, ılık yemek yiyordur, inşaAllah. “En çok hoşlandığı yiyecek etti.” Ben de çok severim et. Izgara olması lazım şöyle; ama sebzeli olacak inşaAllah. “Kabağı çok severdi.” Allah’ın hikmeti; şu an gelirken kabak yemeği yedim, inşaAllah. Hakikaten, çok hafif ve güzel bir yemektir. Peygamberimiz (s.a.v.); “cennet taamı” diyor kabak için, inşaAllah. “Avlanan kuş etlerini yerdi” diyor. Yani herhalde bıldırcın, keklik gibi inşaAllah. “Hurmalardan acve hurmasını severdi” diyor. “Hz. Ayşe (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in sevdiği yiyeceklerle ilgili şunları söylemiştir; ‘tatlı ve balı severlerdi.’” İnşaAllah ahirette de Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile birlikte yemek yeriz; bütün müminler, Müslümanlar hep birlikte inşaAllah. “Hz. Peygamber (s.a.v.)’in katık olarak yediği yemeklerin bir kısmı şöyle sıralanabilir; koyunun ön kolu ve sırt eti” Bu pirzola kısmı var ya. Hatta bir gün sahabelerden birisiyle yemek yiyor, Peygamberimiz (s.a.v.). Koyunun etinden getiriyorlar, koyunun ön kolu; Peygamberimiz (s.a.v.) onu yiyor. Afiyet, şeker olsun. Bir tane daha istiyor, onu da yiyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bir tane daha istiyor. “Ya Resulullah” diyor, “bir koyunun” diyor, “kaç tane kolu olur?” diyor. Gerçi öyle dememesi lazım da, orada bir hata yapmış oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor; “eğer niyet etseydin Allah o üçüncü kolu da verecekti” diyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Hz. Peygamber (s.a.v.)’in katık olarak yediklerinden bir kısmı şöyle sıralanabilir; koyunun ön kolu ve sırt eti, pirzola, kebap” ağzım sulandı şimdi “tavuk, toy kuşu, et çorbası, tirit, kabak, zeytinyağı, çökelek, kavun, helva, bal, hurma, pazı, amber balığı. Hz. Ayşe (r.a.), ek olarak şunları bildirmiştir; ‘kavun, karpuz ve yaş hurma da yerlerdi.’ Hz. Cafer (r.a.)’ten; ‘taze hurma ve kavun çok yerlerdi, “bunlar güzel meyvedir” derlerdi’” diyor. Allah Allah. “Hiçbir zaman bir yemeği yermemiştir” diyor, “Peygamber Efendimiz (s.a.v.).” Yani; “bu nasıl yemek, böyle yemek mi olur?” dememiş inşaAllah. “Hoşuna giderse yer, gitmezse yemezdi. Hoşlanmadığında bir başkasına kötülemezdi.” Vardır öyle tipler, yemekten insanları soğutur. “O yenir mi ya!” Mühim bir ahlak özelliği bu. Mesela bazı kişiler vardır, tiksindirir veyahut onu olumsuz yönde etkiler. Hoşlanmadığında sadece yemiyor Peygamberimiz (s.a.v.), o kadar. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sevdiği bazı yiyecekler için söylediği sözlerin bir kısmı ise şöyledir: ‘Etin en güzel yeri sırt etidir.’” O pirzola kısmını kastediyor. Hakikaten orası böyle düz lop et oluyor, çok lezzetli olur. “Sirke ne güzel katıktır” diyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Sirkeyi de sulandırıyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Çünkü sirke saf haldeyken, asidik özelliği yüksek olduğu için sulandırarak yenmesini tavsiye ediyor inşaAllah. Sirkenin güzelliği, vücut Ph’ına olumlu etki yapar, yani vücuttaki bakteri florasını olumlu yönde etki eder. Yani bozulmuş bakteri florasını düzenleyen bir özelliği var inşaAllah. “Mantar kudret helvasıdır” diyor mantar için inşaAllah. “Zeytinyağı yiyiniz ve kullanınız, çünkü bu yağ mübarektir” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), zeytinyağlı yemekleri tavsiye ediyor. “Şerbetlerin içinden tatlı ve soğuk olanını severlerdi. Peygamberimiz Efendimiz (s.a.v.) bal şerbeti, hurma, kuru üzüm şırası gibi içecekler severlerdi.” Kuru üzümle şıra yapıyor, onu içiyor. Biraz bekletildi mi şıra olur. Yani çok çok bekletirsen sirkeye dönüşür veyahut bozulur. “Şerbetler içinde en çok bal şerbetini severlerdi. İçecek şeylerde en çok sütü severlerdi.” Süt hakikaten, süt ve sütlü ürünler, yiyeceklerle beraber mutlaka alınması lazım. Çünkü kalsiyum ve magnezyum ihtiyacı açısından önemli inşaAllah. “Peygamberimiz (s.a.v.) süt için şöyle buyurmuşlardır; ‘Allah bir kimseye yemek yedirdiği zaman, o kimse; “Allah’ım bize o yemeği bereketli kıl ve bize bundan hayırlı rızık ver” diye dua etsin. Allah bir kimseye bir miktar süt içirdiği zaman da o kimse; “Allah’ım bize bu sütü bereketli kıl ve bize daha çok süt ver” diye dua etsin. Çünkü yiyeceğin ve içeceğin yerini tutan sütten başka bir şey bilmiyorum.’” En besleyici gıdadır hakikaten. Bütün vitaminler, yani tamamı vardır vitaminlerin, protein cinslerinin tamamı var, minerallerin tamamı var. Yani sırf sütle insan beslenebilir inşaAllah. “Peygamberimiz (s.a.v.), özellikle yolculuklar sırasında ashabına su dağıtırdı. Örneğin, bir yolculuğu sırasında bir yerde durmuş ve yanındakilerden su istemiştir. Elini yüzünü yıkadıktan sonra sudan içmiş ve yanındaki sahabelerine; ‘siz de yüzünüze, boynunuza bir miktar dökün’ demiştir.” Bak; “yüzünüze ve boynunuza” serinlemek için, hakikaten dinçlik verir, insanı açar, inşaAllah. “Resulullah (s.a.v.) su içtikten sonra şöyle dua etmiştir; ‘rahmetiyle suyu tatlı olarak yaratan, acı ve tuzlu su yaratmayan Allah’a hamd olsun.’” Yani su çok rahat tuzlu olabilirdi, çok rahat acı olabilirdi veyahut çok berbat, garip tatlarda olabilirdi. Çünkü toprağın içinde yani her şey olabilir inşaAllah. “Allah suyu temizleyici olarak yarattı, tadını veya rengini veya kokusunu değiştiren maddeler dışında hiç bir nesne onu kirletmez” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Resulullah (s.a.v.) insanların en mülayim huylusu, en yiğidi, en adili ve en namuslusu idi. O insanların en cömerti idi. Allah’ın kendisine verdiklerinden hurma, arpa ne olursa olsun yalnız senelik yiyeceğini ayırırdı, geri kalanını Allah yolunda harcardı. Kendinde bulunan bir şey istendiğinde onu ihsan ederdi” diyor.
“O hayâ olarak da insanların en mükemmeliydi. Rabbi için kızar, şahsı için öfkelenmezdi.” Yani Allah rızası için buğz ediyor. Şahsı için öfkelenmiyor. “Peygamber Efendimiz (s.a.v.), üzerindeki ağır sorumluluğu ve karşılaştığı türlü zorluklara rağmen son derece tevekküllü, teslimiyetli, huzurlu bir insandı. Hayatının her anında imanın neşesi ve şevki içindeydi. Hem bu imanın neşesi hem de güzel ahlak nedeniyle daima güler yüzlü ve candan bir tavrı vardı.
“Hz. Enes (r.a.): ‘Resulullah (s.a.v.), çocuklarla şakalaşmada insanların en önde olanıydı.’” Çocuklarla en ziyade şakalaşan Peygamberimiz (s.a.v.).
“El-Berâ (r.a.): ‘Peygamber (s.a.v)’i, Hz. Hasan (r.a.) omzundayken gördüm.’” Peygamberimiz (s.a.v.)’in omzunda geziyor Hz. Hasan (r.a.), çocukken. Yani sarılıyor, dedesinin omzunda geziyor.
“Peygamberimiz (s.a.v.) kızı Fatıma (r.a.)’a şöyle derdi: ‘Haydi şu oğulların Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.)’ı çağır bana.’ Ondan sonra ikisini göğsüne basar, koklardı.” Onlar da koşarak dedelerine gelip, sarılıyorlar.
“Babam beni, Abbas (r.a.) da oğlu el-Fadl (r.a.)’ı Resulullah (s.a.v.)’a gönderdi. Huzurlarına girdiğimiz zaman bizi sağlı sollu oturttu. Bizi öylesine bir kucakladı ki, daha kuvvetlisini görmedik.” Yani kuvvetle kendisine bastırıyor, sevgiyle.
“Çocuğa karşı mülayim davranmak Allah Resulü (s.a.v.)’in adetlerindendi. Allah Resulü (s.a.v.), bir seferden döndüklerinde çocuklar kendilerini karşılardı. Allah Resulü (s.a.v.) de durur, sahabelerine çocukları kaldırmalarını emrederdi. Onlar da çocukların kimini Allah Resulü (s.a.v.)’in önüne, kimini de terkisine bindirir ve bazısını da kendileri bineklerine alırlardı.” Peygamber (s.a.v.)’in atında gidiyorlarmış onlar da.
“Resulullah (s.a.v.), Hz. Fatıma (r.a.)’ın evinin önüne geldi ve oturdu. ‘Burada çocuk var mı?’ diye sordu. Hz. Fatıma (r.a.)’ın çocuğu, Resulullah (s.a.v.)’in torunu süratle koşarak geldi, Resulullah (s.a.v.)’in boynuna sarıldı. Resulullah (s.a.v.), çocuğu öptü. Çocukla o kadar iç içe olmuştu ki, bir defasında yarış yapan çocukları görmüştü de, onların neşesine katılmak için birlikte koşmuştu.” Çocuklarla beraber koşuyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bir de yobaz kafasına bak, bir de Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in mantığına bak. İşte onun için diyorum “yobazlıkla Asr-ı Saadet Müslümanlığı çok farklı” diye. Bak buradaki candanlık, buradaki neşe; bir yobazda böyle bir çocuk sevgisi olur mu?
ALTUĞ BERKER:Olmaz.
ADNAN OKTAR:Bambaşka mahluklar. Onlar assın, kessin, saldırsın.
“Cabir ibn-ü Samüre (r.a.) da aynı konuda şunları anlatmıştır: ‘Resulullah (s.a.v.) ile birlikte ilk namazı kıldım. Sonra Resulullah ehline gitti, onunla ben de çıktım. Onu bir kısım çocuklar karşıladı. Derken onların yanaklarını bir bir okşamaya başladı. Benim yanağımı da okşadı. Elinde serinlik ve hoş bir koku hissettim.’” Sürekli Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de gül kokusu var.
“Kız, ne güzel evlattır” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “şefkatli, yardımsever, munis, kutlu ve analık duygularıyla doludur.” Peygamberimiz (s.a.v.)’den hadis bak; “kız, ne güzel evlattır.” Bir de yobazların kadınlara bakış açısına bak, bir de Peygamberimiz (s.a.v.)’in üslubuna bak. Bak; “kız, ne güzel evlattır; şefkatli, yardımsever, munis, kutlu ve analık duygularıyla doludur.” Yobazlarda muazzam bir kadın nefreti vardır.
“Peygamberimiz (s.a.v.)’in yardımcısı Hz. Zeyd (r.a.)’ın oğlu Üsame (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.) ile ilgili şunları anlatmıştır: ‘Resulullah bir dizine beni, bir dizine de torunu Hasan (r.a.)’ı oturtur, sonra da ikimizi birden bağrına basar; “Yarabbi, bunlara rahmet et, çünkü ben bunlara karşı merhametliyim” diye dua ederdi.
O zaman bak Peygamberimiz (s.a.v.), bu anormal zihniyeti nasıl vurguluyor ve bunun yanlışlığını nasıl anlatıyor: “Bazı kimseler Peygamber (s.a.v.)’in çocuklarla oyun oynamasını, onlarla ilgilenmesini anlamıyorlardı.” Bakın, çok manidar bu. Yani, yobaz zihniyetin kalıntıları. Hastalık yani. Tabii, ben sahabeleri tenzih ederim ve samimi müminleri tenzih ederim; fakat münafıkları kastediyorum. “Bir defasında Akra bin Habis (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’i Hz. Hasan (r.a.)’ı öperken gördü ve şöyle dedi: ‘Benim on çocuğum var, şimdiye kadar hiçbirini öpmedim.’ Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.); ‘merhamet etmeyene merhamet olunmaz’ buyurdu.” Yani çocuk sevmemek acayip bir harekettir. O devirde münafıklar çocuklara karşı çok soğuk ve sevgisizler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in çocuklara sevgi göstermesini, onlara sıcak davranmasını, sevecen davranmasını anormal karşılıyorlardı. Yani, onun peygamberliğine yakıştıramıyorlardı. “Bizim çocuğumuz içeri bile giremez. Sevgi göstermeyiz.” Hatta o gelenek birçok yerde devam etmiştir. Münafık geleneği… Yani çocuğuna sevgi göstermek ağrına gider, göstermek istemez adam. Onu küçük düşürücü bir şey olarak görür. İnşaAllah. Fakat tabii, sahabelerde bazen hata oluyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) uyarıyor, onlar düzeltiyorlar. Onları tenzih ederim ben. Fakat münafıkların bir vasfı olarak var. İnşaAllah.
“Ben ev halkına Resul-i Ekrem (s.a.v.)’den daha şefkatli, daha merhametli davranan bir kimse hayatımda görmedim. İbrahim, Medine’nin Avali kısmında, süt annesinin yanında bulunurken, Peygamberimiz (s.a.v.) onu görmeye gider, biz de beraberinde bulunurduk. Peygamberimiz (s.a.v.) içeri girer, oğlunu alır öper, sonra dönerdi. Sonra bir gün gittiğimizde Resulullah çocuğu getirtti, bağrına bastı. Ona bazı sözler söyledi, onunla konuştu.”
“Hz. Ali (r.a.) anlatıyor: ‘Peygamberimiz (s.a.v.) bize ziyarete gelmişti, o gece bizde kaldı. Hasan (r.a.) ve Hüseyin (r.a.) uyuyorlardı. Bir ara Hasan (r.a.) su istedi. Peygamberimiz (s.a.v.) hemen kalktı ve su kırbasından bir bardak su aldı, çocuğa verdi.’” Bak, bizzat çocuğa hizmeti bir güzellik olarak görüyor. Halbuki oradakiler de yapabilir ama Resulullah (s.a.v.) şefkat ve sevgisinden bizzat kendi veriyor. Bir yobaz yapar mı bunu? Acayip ağırına gider, enaniyetine ağır gelir.
Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki; “Allah’tan korkun. Çocuklarınızın size itaatli olmalarını istediğiniz gibi, siz de onların aralarında adaletle davranınız.” Adaletli davranacak çocuklara.
“Allah öpücüğe varıncaya kadar her hususta çocukları arasında adaletli davranmanızı sever.” Ona da bir öpücük, ona da bir öpücük. Çünkü ağrına gider, değil mi? Bak ona nasıl titiz Peygamberimiz (s.a.v.).
“Çocuklarınıza ikram edin ve terbiyelerini güzel yapın.” İkram edin; hediyeler alın, oyuncak alın. Çikolata alırsın, hoşuna gidecek bir şey alırsın. İnşaAllah.
“Çocuğun, babası üzerindeki haklarından biri ismini ve edebini güzel yapmasıdır.” “Çocuğun, babası üzerindeki haklarından biri ismini ve edebini güzel yapmasıdır.” İsmi güzel olacak, edebi güzel olacak inşaAllah.
“Peygamberimiz (s.a.v.); ‘küçüklerimize şefkat etmeyen bizden değildir’ diyerek, çocuklara gösterilen şefkatin önemini belirtmiştir.”
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet Berker’im, şimdi seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Hocam, “Resulullah (s.a.v.)’in Dilinden Cennet” kitabınızı tanıtmak istiyorum kardeşlerimize inşaAllah. Çok güzel anlatmış Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bizi ahirete şevklendirmek için yüzlerce hadisinde bize detaylarla tarif etmiş cenneti inşaAllah. Bu kitabınızı kardeşlerimiz yayınevinden, sadece kargo masrafını karşılayarak, ücretsiz olarak temin edebilirler. Bunun için internette GlobalKitap.Com sitesine kayıt olmaları yeterli inşaAllah. www.GlobalKitap.Com
ADNAN OKTAR:Evet maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Haşmet Babaoğlu da; “Hz. Peygamber’i Anmak” başlıklı güzel bir yazı yazmış bugün inşaAllah, Mevlid Kandili sebebiyle. “Doğup büyüdüğüm ortamda herkes ‘elhamdülillah Müslüman’ım’ der ama dini yaşamak hep ihtiyarlığa ertelenirdi” demiş, “ama çocukluğum döneminde Peygamberimiz (s.a.v.)’in adı anıldığında hep farklı farklı tariflerle karşılaşırdım. Ancak imandan bir adım daha ilerdeki saf sevgiyi ve hasret hissini anlamam epey zamanımı aldı” diyor. “Medyamızda bu yönde hiç yazı çıkmaz. Ben 2005 yılında Vatan Gazetesi’nde ‘Selam Olsun O Eşsiz Yetime’ başlıklı bir yazı yazmıştım ve medyada küçük bir şok yaşanmıştı” demiş ve yazısından da uygun görürseniz biraz anlatabilirim Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:“Çok iyi hatırlıyorum, 2005'te Vatan Gazetesi’nde "Selam olsun o eşsiz yetime" başlıklı yazım medyada küçük bir şok yaşatmıştı! İlginçtir. Hayatının en mahrem yanlarından veya siyasetin ıcığından cıcığından hiç çekinmeden söz açabilen köşe yazarlarıkonu dini inançlara ve kendilerinin bu konudaki hislerine gelince… Ayıpmış gibi sus pusolurlar! Sevgililer günü, şu günü, bu günüüzerine coşkuyla kalem oynatıp onları kutsallık derecesine çıkartırlarken… İçinde yaşadıkları manevi iklimin kutsalları konusunda tutuklaşırlar! Tuhaftır! Yazıp çizeni de, satır aralarına ‘inançsızlık’ veya ‘çok isteyip de bir türlü inanamıyormuş’ vurgusu serpiştirmeyi ihmal etmez. Bu gece Mevlit (Kutlu Doğum) Kandili. Tamam! Mevlit çok sonra çıkmış bir âdet. Kandiller de... Bu ayrı konu ve önemli bir tartışma! Ama içimden gelen his çok açık… Bugün… Şu köşede… Hz. Peygamber'i selamla anmak ve ona ilk vahiy geldiğindeki halini okurlarıma hatırlatmak istiyorum. Hani ürkmüş bir halde mağaradan eve titreyerek koşmuştu da… ‘Üzerimi örtün’ demişti. Rivayet odur ki… Onu şu sözlerle teselli edip inancını ifade etmişti Hz. Hatice: "Allah, seni asla mahcup etmez. Çünkü sen sözüne güvenilir bir adamsın, akrabalık bağlarını gözetirsin, kimsesizleri korursun, konukseversin, haklının hakkını almasına yardım edersin" demiş yazısında, Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. “Muhammed Adnan Hocam, Mevlit Kandilinizi en içten dileklerimle kutlarım.” Allah tekrarına erdirsin inşaAllah. “Hocam size bir sorum, hatta sizden bir yardım dileyecektim Hocam. Karabasanlar artık beni çok sık basmaya başladı. Yine şimdi de bu saatte bastı, aklımı zihnimi tutuyor. Hocam euzü besmele bile çekemiyorum. ‘Allah (c.c.)’ bile diyemiyorum. ‘Allah’a sığınıyorum’ bile diyemiyorum. Hocam çok korkuyorum. Lütfen yardım edin Hocam. Allah’a sığınıyorum. Annem de hastanede olduğu için annemin yanına gidip derdimi anlatamıyorum. Hocam Allah rızası için yardım edin” diyor. Felak ve Nas Surelerini oku, aç Kuran’dan. Felak ve Nas Surelerini okursan kalbine hemen bir inşirah, ferahlık gelir. Öyle bir şey de kalmaz inşaAllah. Bir de karabasanın ayrı müstakil bir gücü yoktur. O konuda şirk koşmayacaksın. Karabasan diye de bir şey yok. Vesvese ediyorsun. Allah’a sığınacaksın. Bütün gücün Allah’ta olduğuna inanırsan, her türlü gücün Allah’ta olduğuna, o karabasan dediğin şeyi de Allah’ın yarattığına inanırsan o üzerinden hemen kalkar. Ama şirk koşarsan üzerine çöker. Allah’a sığınırsan hemen dağılır gider.
“Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla.” Şeytandan Allah’a sığınıyorum. “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım. Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfüren-kadınların şerrinden ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden.” Allah’a sığınırım, bunu dersin.
“Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla” Şeytandan Allah’a sığınırım. “De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. İnsanların malikine, insanların (gerçek) İlahına; 'sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran' vesvesecinin şerrinden.” Şeytanın vesvesesidir karabasan. Allah’a sığınırsan hiçbir şey olmaz. Müstakil bir gücü yoktur, inanmayacaksın. “Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar);” Karabasan gibi hisler verir. “Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas'tan Allah'a sığınırım).” Cinlerdense yine o da Allah’ın kontrolünde olduğu için, bütün güç Allah’ta olduğu için “gücü Allah’ın gücü” diyeceksin, “bu müstakil bir güç değil. Yarabbi sana sığınıyorum” dediğinde konu biter. Ama; “bir karabasan var, bir cinler var, bir de Allah var.” Öyle yok. Sadece Allah vardır. Allah’ın gücü vardır. Allah cin de yaratır, şunu da yaratır, bunu da yaratır. Allah’a sığındığında, Allah hemen kaldırır. Felak ve Nas Surelerini okursan kalbine bir ferahlık ve inşirah geldiğini göreceksin. Ben de zaten okudum zaten şu anda da hissediyorsundur, inşaAllah.
“De ki: Sabahın Rabbine sığınırım” 1934 yılını veriyor. “Yarattığı şeylerin şerrinden” 1941 tarihini veriyor. “Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden” 1971 tarihini veriyor. “Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden” 1938 tarihini veriyor. “Ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden” 2020 tarihini veriyor. Çok önemli kilit tarihlerdir, kilit zamanlardır, inşaAllah.
“Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla” Şeytandan Allah’a sığınırım.“De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. İnsanların malikine, insanların (gerçek) İlahına;” Bak; “'Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran' vesvesecinin şerrinden.” 1985 ebcedi, şeddeli olursa 2072; İslam’ın hakimiyetinin en şaşalı yılları, inşaAllah. “Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir” 1993 tarihini veriyor. “(içlerine kuşku, kuruntu fısıldar); Gerek cinlerden, gerekse insanlardan (olan her hannas'tan Allah'a sığınırım).” Allah’a sığındın mı, biter. Bütün mesele şirk koşmamaktadır.
ALTUĞ BERKER:Hocam konferanslarımızı duyurmak istiyorum inşaAllah, yurtdışında olacak olan; 17-21 Şubat tarihleri arasında Makedonya ve Arnavutluk’ta inşaAllah konferanslarımız olacak. Makedonya’nın iki şehrinde Tetova ve Başkent Üsküp’te. Arnavutluk’un ise üç şehrin de; Elbasan, Tavaja ve Başkent Tiran’da konferanslarımız gerçekleşecek inşaAllah. Fosil sergileri de yapılacak. Konferans düzenleyenler arasında kıymetli Hocamız Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri’nin dergahı da bulunuyor, inşaAllah. Tarihleri de; 17 Şubat’ta, Güneydoğu Üniversitesi, Tetova, Makedonya’da. 18 Şubat’ta, Arnavut Tiyatrosu Üsküp, Makedonya’da, yedi buçukta. 19 Şubat 2011’de, Skampa Hoteli, Elbasan, Arnavutluk. 20 Şubat’ta Cinema of the city of Kavaja, Kavaja, Arnavutluk, iki buçukta öğlen. 21 Şubat’ta Albania National Museum, Tiran, Arnavutluk, altıda inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Mısır’daki olayların Hz. Mehdi (a.s.)’a hazırlık olduğunu anlatıyor.
VTR: Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Böyle dürüst samimi Müslümanlar olsa, böyle candan insanlar her yerde, İslam ahlakı dünyaya hemen hakim olur ve son derece huzurlu ve güzel bir ortam olur. Enaniyet yapmıyor, hırs yapmıyor, büyüklük duygusu içerisinde değil; son derece hürmetkar, son derece akılcı. Şeyhine karşı sevgisi benim çok acayip hoşuma gidiyor, Şeyh Nazım Kıbrıs-i Hazretleri’ne karşı muhabbeti Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın. Siz gördünüz mü onun yanında gösterdiği adap edebi? Hayret edersiniz. Muazzam bir adap ve edep gösteriyor. Müthiş bir muhabbeti var. Bizlere karşı saygısı sevgisi de, bütün Müslümanlara karşı saygısı sevgisi de aynı şekilde çok güzel maşaAllah.
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla. “Allah'ın yardımı ve fetih geldiği zaman ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde hemen Rabbini hamd ile tesbih et” Şeytandan Allah’a sığınırım “ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir.” 2’nci ve 3’üncü ayet “Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde hemen Rabbini hamd ile tesbih et” 2016 tarihini veriyor ebcedi. “İnsanların Allah’ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde” de, “insanların girdiklerini gördüğünde” ki İstanbul’a girmeyi düşün, 1453 tarihini veriyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
1453’ü veriyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Topkapı’dan şehre girdiler. Bak; “insanların girdiklerini gördüğünde” tam.
“Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu ya. Malı ve kazandıkları kendisine bir yarar sağlamadı. Alevi olan bir ateşe girecektir. Eşi de; odun hamalı. Boynuna bükülmüş bir ip olarak.”Şimdi bu ayette çok fazla şifre olan birçok sır var, inşaAllah. Onu da önümüzdeki günlerde inşaAllah anlatacağız. İnşaAllah.
“Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dini yalanlayanı gördün mü?” Şu an dünyanın her tarafında görüyoruz dini yalanlayanları, dine karşı mücadele edenleri. “İşte yetimi itip-kakan; yoksulu doyurmayı teşvik etmeyen odur.” Yani vicdansız olan odur. “İşte (şu) namaz kılanların vay haline” bak, namaz kılıyor. “Ki onlar, namazlarında yanılgıdadırlar” burada da yobazlara işaret var ayette. Namaz kılıyor ama sahtekâr. “Onlar gösteriş yapmaktadırlar” sadece zevahiri kurtarmış, dış görünüşünü kurtarmış kendi kafasınca. Allah ne diyor? “Gösteriş yapmaktadırlar.” Yani insanların gözünü boyuyorlar diyor Allah. “Ve ufacık bir yardımı (veya zekâtı) da engellemektedirler.” Hayrı engellerler. İttihad-ı İslam’ı engeller, Türk-İslam Birliği’nin çıkışını engellemeye çalışır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışını engellemeye çalışır. Hz. İsa (a.s.)’ın çıkışını engellemeye çalışır. Neşeyi, sevinci, güleryüzü, sevgiyi, muhabbeti engellemeye çalışır. Kuran, bu zalim yobaz takımına çok keskin bir üslupla cevap veriyor Cenab-ı Allah.
“Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şüphesiz, Biz sana Kevser'i verdik. Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu, asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır.” “Şüphesiz, Biz sana Kevser'i verdik” onun ebcedi de 1453’ü veriyor, inşaAllah. İstanbul’un maddi ve manevi fethi. Maddi fethi 1453’te, miladi 1453. Manevi fethi ne zaman? Tam dünya hâkimiyeti ne zaman? Ona işaret ediyor, inşaAllah. Hicri 1453. “Şu halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” Yani Allah için yap. “Doğrusu, asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyu kesildiğini Hz. İbrahim (r.a.), minik İbrahim (r.a.) vefat ettiğinde münafıklar bayağı sevinmişlerdi, “Peygamber (s.a.v.)’in soyu kesildi” diye, hâlbuki kızından devam etti soyu Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. “Doğrusu, asıl ebter (soyu kesik) olan sana kin duyandır” diyor Cenab-ı Allah. “Şüphesiz, Biz sana Kevser'i verdik” işte bu dünya hâkimiyeti inşaAllah, aynı zamanda dünya hâkimiyeti. O “soyu kesik” dedikleri Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyundan Hz. Mehdi (a.s.) dünyaya hâkim oluyor. Hani soyu kesikti münafıklar? Hani soyu kesikti? Anlı şanlı şekilde Hz. Mehdi (a.s.) dünya hâkimi oluyor. Bir de seyyidlerle birlikte hâkim oluyor, milyonlarca seyyidle birlikte. Anlı şanlı dünyanın sonu ve “Peygamber (s.a.v.)’in soyu kesik” denirken milyonlarca evladı bak, onun torunu dünya hâkimi oluyor Hz. Mehdi (a.s.) ile birlikte, Mehdi (a.s.)’ın liderliğinde. “…milyonlar fedakâr seyyidlerin iltihaklarıyla” diyor Bediüzzaman “o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır” diyor, “o büyük vazifeyi yapmaya çalışır” diyor, Hz. Mehdi (a.s.) için.
ALTUĞ BERKER:Evet, inşaAllah. İki gün önce Almanya’da konferansımız vardı Hocam, inşaAllah. Ansbach’ta biyomimetri ve dünya hayatının geçiciliği üzerineydi. Alman izleyiciler çok memnun kalmışlar Hocam, maşaAllah. Şeyh Ahmet Yasin Efendi’nin talebeleri de varmış. Hepsi size selam söylemişler.
ADNAN OKTAR:Aleykum Selam. MaşaAllah. Türk-İslam Birliği haritasını açmışlar, koç yiğitler, maşaAllah. Sungur Ağabeyimiz’i dinleyelim. Ağabeyleri sırayla dinleyelim, inşaAllah.
VTR: Sungur Ağabey, ahir zamanda olduğumuzu anlatıyor.
VTR: Seyyid Salih Özcan Ağabey ile Sohbet
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Berker’im ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER:Hocam, yazarlar vardı Milli Gazete’de, Zaman Gazetesi’nde. Bazı kardeşlerimizin üslubu var; onu size aktaracaktım malumunuz. Sosyal gelişmelerden bahsederken mevcut olayların gelişimini “evrilme” kelimesini kullanarak anlatıyorlar bazı gazeteci kardeşlerimiz. Zaman Gazetesi’nde iki gün evvel Ahmet Selim, sosyal değişimlerin devrim değil evrimle olmasının daha doğru olacağından bahsetmiş. Ancak parantez içinde “Darwin’in evrimi değil” diye belirtmiş. Bununla birlikte Milli Gazete’den başka bir yazar kardeşimiz de Mısır’daki halk ayaklanmasının bir devrime evrilmesinin umulduğunu belirten bir açıklama yapmış. Genellikle “evrilme” kelimesi sağ gazetelerin yazarları tarafından sık sık bu şekilde kullanılabiliyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Evrimle, çevrilme, bilmem ne falan bunlara gerek yok. Tekâmül vardır. Mütekâmil olma vardır. Mehmet Şevket Eygi Hocamız bunlara gereken dersi verir, inşaAllah. Desin canım evrildi çevrildi. Yeter ki evrime karşı olsun, evrim teorisine karşı olduktan sonra mesele yok, inşaAllah.
“Penguen’den Allah’a ve İslam’a yönelik yakışıksız bir şey yapmışlar” diyor. Penguen, dergi mi bu nedir? Kardeşim ne biçim insanlar ya? Bu nedir? Şimdi Penguen bu karikatürü yaptı diye millet; “biz dinden vaz” mı “geçelim” diyecekler. Çok ayıp. Yani tiksinti veren, çirkin hareketler bunlar. Akıllarını başlarına alsınlar, yakışık almıyor. Espriyle de alakası yok bunun ayrıca. Çok itici ve kızdırıcı yani. Adabın, edebin, ahlakın uygulanması durumunda böyle şeyler olmaz. Adabı, edebi, ahlakı uygulayacaklar. Yalnız bunları kaale alıp, bunlarla oturup uğraşmak da bunlara bir nevi dikkat çekmek oluyor. Bunların istediği de odur. Belki de onun için. Satmıyordur dergileri. Müslümanlar merak etsin baksınlar diye öyle bir şeye giriyor olabilirler. Hiç muhatap olmasınlar.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in Şemail-i Şerifi. “Mübarek cismi güzel, hep azası mütenasip (uygun)” yani çok oranlı vücudu “endamı gayet matbu, alnı ve göğsü ve iki omuzlarının arası ve avuçları geniş” Alnı geniş, göğsü geniş, “iki omuzlarının arası” omuzları geniş “ve avuçları geniş, boynu uzun ve mevzun (yakışıklı ve her bir vasfı ölçülü) ve gümüş gibi saf, omuzları ve pazıları ve baldırları iri” yani Peygamberimiz (s.a.v.) kaslıydı, yapılıydı, pehlivan yapılıydı. “Kalın bilekleri, parmakları uzunca, elleri ve parmakları kalınca idi.” İri yani genel vücut yapısı da iri. Yani ayakları, elleri, kemikleri iri Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Kas yapısı da çok gelişmiş. Pehlivandı biliyorsunuz Peygamber Efendimiz (s.a.v.). “Mübarek cildi ise ipekten yumuşak idi.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in cildi ince, çok utangaç. Peygamber (s.a.v.) bir şey oldu mu hemen rengi kızarıyor. Hemen anlaşılıyor. Çok utangaçtır. “Kemal-i itidal üzere büyük başlı” başı büyüktü Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Peygamberlerin başları genellikle büyük olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in başı da büyük. Mehdi (a.s.)’ın başı da büyüktür, inşaAllah. “Hilal kaşlı” Mehdi (a.s.)’ın da öyledir. “Çekme burunlu” yani böyle burnu küçük çekme fakat hafif üstü bombeli Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. “Oval yüzlü idi. Kirpikleri uzun” yani siyah uzun kirpikler var Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. “Gözleri kara” simsiyah gözleri, kara gözlü böyle, kirpikleri uzun “güzel, büyücek” büyük gözleri “ve iki kaşının arası açık” yüksek kaşları “fakat kaşları birbirine yakın idi” yani ayrık gözlü değil. Kaşları mutedil, kaşları yüksek. Yani gözüne daha uzak kaşları, yüksekte. Fakat kaşları birbirine yakın, yani normal görünümlü. Bazı insanların uzak olur ya öyle değil. İki gözü birbirine yakın. Yani normal yakınlıkta, fakat kirpikleriyle kaşları arası daha yüksek kaşları. “O Nebiyy-i Mücteba (seçilmiş, kıymetli Peygamber (s.a.v.)), rengi nurlu ve parlak idi” Bak, rengi nurlu ve parlak, cildi parlak. “Yani ne ak, ne de kara esmer, belki ikisi ortası ve gül gibi kırmızıya mail (benzer) beyaz ve nurani ve berrak olup, mübarek yüzünde nur lemean (parlardı) ederdi.” “Dişleri, inci gibi parlak” dişleri çok düzgün Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in. Sürekli misvaklanıyor, pırıl pırıl parlıyor. Gıcır gıcır dişleri sürekli. “Sağlam vücutlu” zaten o devrin başpehlivanını defalarca yenmiş kişidir Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bak, başpehlivan yani öyle orta sıklet değil; başpehlivan; var ya böyle Ahmet Taşçı var ya onun gibi böyle başpehlivan. Getiriyorlar, “eğer sen beni yenersen” diyor, “ben iman edeceğim” diyor. “İmkânsız” diyor, “beni yenmen” diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) aldığıyla vuruyor; hemen, anında yeniyor. “Boş bulundum” diyor, “olmadı böyle” diyor. “Yani rast geldi de öyle yaptın” diyor. “Tamam” diyor Peygamberimiz (s.a.v.), “bir daha yapalım” diyor. Yine aldığıyla yine vuruyor. Artık itirazı da kalmıyor tabii.
Dişleri pırıl pırıl yani bembeyaz, insanların dikkatini çekiyor konuştuğunda. “Gülerken, fem-i saadeti (saadetli ağzı), bir latif (mülayim, yumuşak, nazik)di” diyor. “Saçı, sakalı henüz ağarmaya başladı” diyor. “Âlem-i bekaya (geride kalanların dünyasını)” diyor. Yani vefatından biraz önce saçı, sakalı henüz ağarmayı başlamış. Başında, biraz da sakalında yirmi kadar beyaz tüy var, maşaAllah. Acayip sağlıklı, inşaAllah. “Havassı (duyuları) fevkalade kavi (sağlam, kuvvetli) idi. Pek uzaktan işitir” yani en ince sesi bile işitiyor, “kimsenin göremeyeceği mesafeden görür idi.” Yani gözleri sağlam. Hem yakından, hem uzaktan çok iyi görüyor gözleri. “Onu ansızın gören kimseyi sevgi alırdı ve onunla ülfet ve sohbetler, konuşup görüşmeler eyleyen kimse, ona canı gönülden âşık ve mühib olurdu.” “Biraz konuşan, biraz beraberinde olan Peygamberimiz (s.a.v.)’e âşık olurdu” diyor. Hepsi âşıktı sahabelerin, maşaAllah. “Ehl-i fazl'a (kerem, ilim sahibi), derecelerine göre ihtiram (hürmet, saygı) eylerdi.” Yani mesela çocuğa, çocuğa davranır gibi davranır. Mesela ilim ehline, ilim ehline davranır gibi davranıyor. “Hizmetkârlarını pek hoş tutardı. Kendisi ne yer ve ne giyerse, onlara dahi onu yedirir ve onu giydirir idi.” Yani insanların hizmetçiler daha fakir yaşıyorlar ya, yani kıyafetleri daha değişik oluyor. Hangi kalitede kıyafet giyiyorsa aynı kalitede giydiriyor. Kendi kebap yiyorsa aynısından hizmetçisi de yiyor. Arada fark yok. “Sahi (cömert, eli açık, herkese iyilik etmek isteyen) bir karakteri vardı” diyor. “Kerimdi, her şeyin iyisi, faydalısına önem verirdi” diyor. Şefikti, şefkatliydi. Rahimdi, rahmet ediciydi. Kahraman ve yiğit bir karakteri vardı” diyor. Ama yani yiğitlerin yiğidi böyle. Gösterdiği şecaat ve kahramanlıkları zaten herkes tarafından biliniyor. “Resulullah (s.a.v.) insanların en mülayim huylusu, en yiğidi, en adili ve en namuslusu idi. O hayâ olarak da insanların en mükemmeliydi” diyor. “Lafı uzatmadan en beliğ konuşanıydı” diyor. “Lafı uzatmazdı” diyor. Kısa, özlü, etkili. “Güler yüzlü, dünya işlerinden hiçbir şey kendisini endişeye düşürmezdi.” Yani gayet tevekküllü. “Medine'nin öbür ucundaki hastaları ziyarete giderdi” diyor. Hastaları mutlaka ziyarete gidiyor. “Güzel kokudan hoşlanır, pis kokulardan rahatsız olurdu” diyor. “Fakirlerle oturur” diyor, “yoksullarla yerdi.” Yani onlardan böyle itici bulup uzak duran bir şeyi yok. “Kimseye kaba davranmazdı, kendisine özür beyan edenin özrünü kabul ederdi. Şaka yapar. Latife yapar idi ama hakkı söylerdi. Mubah oyunları gördüğünde men etmezdi, hanımlarıyla yarış yapardı.” Bir yobaz bunu yapar mı? Yapmaz. Bak, hanımıyla yarışıyor. Bütün milletin içinde, insanlar içerisinde yarışıyor hanımlarıyla. “Zavallıları yoksulluklarından dolayı horlamaz, zengine de varlığından dolayı saygı göstermezdi, onu da bunu da Allah'a eşit olarak çağırırdı. Allah-u Teala üstün huyu ve mükemmel siyaseti onda birleştirmişti... Allah-u Teala ahlakın bütün güzelliklerini, iyi yolları, öncekilerin ve sonrakilerin başlarından geçmiş ve geçecek hadiselerin haberlerini, ahirette kurtuluşa ve saadete erdirecek hususları, dünyada gıpta edilip peşinden gidilecek ve gidilmeyecek her şeyi ona öğretmişti.” Müthiş bir genel kültüre sahipti Peygamberimiz (s.a.v.), vahiy ile aldığı bilgiye dayalı olarak. Tıp konusunda da, her konuda muazzam genel kültüre sahipti.
SUNUCU:Programımıza kısa bir aradan sonra tekrardan devam edeceğiz.
Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Berker Hocam’a biz yine.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Radikal Gazetesi’nde bir haber vardı iki gün önce. “Üç milyon yıl önce ayaklanmışız” diye evrimi savunan bir haber.
ADNAN OKTAR:Üç milyon yıl önce ihtilal mı olmuş? Ne olmuş? Ayaklanma nerede olmuş? Ne ayaklanması öyle ya? Sosyalist ihtilal mı nedir? Anlat Berker seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Her zamanki gibi evrimci çırpınışlar Hocam. Doğru değil. Çünkü üç buçuk milyon yıllıktan fazla insan ayak izleri var.
ADNAN OKTAR:Evet, o ayak izlerini görelim. Bunlar “üç milyon yıl önce ayaklandık” diyor. Sen gösterdiğin delili göster.
ALTUĞ BERKER:Üç buçuk milyon yıllık Tanzanya Laetoli'deki insan ayak izleri.
ADNAN OKTAR:İşte tabii biz bunlara pek bir şey demiyoruz ama benim kanaatim en fazla iki yüz bin yıldır homo sapiens’in çıkışı. Bunlar da maymun türü bir şey olabilir. Çünkü insanlara çok benzeyen maymunlar var, bayağı benzeyen. Bir de maymun türlerinin yüz kısmından bir kısmı kalmış. Yani doksan dokuz türü kaybolmuş. Tıpatıp insana benzeyen maymunlar var. Bildiğin maymun, ağaca tırmanıyor filan. Şuuru kapalı yani, hayvan, insan değil. Sırf insanda ruh vardır. Bir tek insana mahsustur ruh. Yani bilinç vardır. Yani “ben kimim?”, “nerden geldim?”, “nereye gidiyorum?” diye yorum yapabilen şuur sahibi varlık bir tek insandır. O yüzden ben bu olayları pek makul görmüyorum. Yani kısa bir süre sonra dediğimin aynen doğru olduğunu göreceksiniz. En fazla yaklaşık iki yüz bin yıl insanın ömrü. Yani Homo sapiens. Yani Hz. Âdem (a.s.)’den bu yana en fazla iki yüz bin yıldır, inşaAllah. Ondan önce maymun türleri var, çeşit çeşit. Birbirleriyle boğuşuyorlar. O ona saldırıyor, o ona saldırıyor. Hayvanlar bitti. Hepsini Allah meydana getirmiştir. En son, insanı yaratmıştır. Yani insanın olmadığı, sadece hayvanların olduğu çok uzun bir dönem geçmiştir dünyadan. O, bir süs, güzellik. Allah beğeniyor öyle. Melekler görüyor, cinler görüyor. Bir hayat şekli o. İşte dinozorlar var, şunlar var, bunlar var. En son Hz. Adem (a.s.) gelmiştir. Homo sapiens de modern insan görünümlüdür, yani klasik Avrupai insan görünümlüdür. Ona ait fosillere baktığımızda en fazla iki yüz bin sene geriye gidebiliyoruz. Onun dışında var. Ayakta da gidiyor hakikaten, böyle klasik maymun. Goriller var, gibon cinsleri var, şempanzeler var. Var oğlu var. Çeşit çeşit var. Yani hiç akla hayale gelmeyecek türleri de var, tükenmiş. Dolayısıyla işte arkadaşların anlattıkları bu izahlar genellikle serbest atışa dayalı oluyor, Darwinistlerin izahları. Bak orada da adamlar diyor; “3.600.000 yıllık.” Burada da var, internette. Doğru, dedikleri de doğru. Böyle bir şey var. İnsan ayağına benzemekle beraber ben onun bir maymun türüne ait olduğunu düşünüyorum. Yani çünkü bakın burada çok önemli anlattığım. Bayağı alenen benzeyen, insana alenen benzeyen maymun türleri var ama tam klasik maymun. Ağaca tırmanıyor. Anormal sesler çıkartıyor. Şuuru tam kapalı. Nasıl hayvanın şuuru tam kapalı, değil mi? Maymuna baktığınız an şuurunun kapalı olduğu hemen anlaşılıyor. Mesela bir kediye, köpeğe baktığında; hayvanın şuuru kapalı. Aynı onun gibi şuuru kapalı ama tam anlamıyla insan görünümünde. Tabii biraz deforme tabii, tüylü tüylü. Oradan bunların kafası gidiyor. Zannediyorlar ki, bedeni benzemesi insan olması için yeterlidir. Bedeninin benzemesi yeterli değildir. Yani bazı insanlar vardır, başka bir mahluka benzeyecek şekilde de doğabiliyor ama ruh sahibi. Yani ufacık olur mesela, çok küçük olur. Mesela, 1.10, 1.20 de olabiliyor bazen boyu, insanlar oluyor. Yahut işte pigmelerde zaten kısa boyları. 1.40 en fazla, 1.30. Ama müthiş zekiler. Dolayısıyla o iddialar pek geçerli değil.
ALTUĞ BERKER:Fosil gösterebilir miyiz Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Gösterebiliriz.
ALTUĞ BERKER:500 milyon yıllık denizanası fosili inşaAllah. Hiç değişmemiş. Aynen günümüzde yaşıyor.
ADNAN OKTAR:500 milyon yıllık.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. 50 milyon yıllık meşe yaprağı. Aynı, hiç bir farkı yok. 50 milyon yıldır aynı şekilde, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne kadar sevimli şeyler. “Aslan Muhammed Hocam. Çok şahane, çok yakışıklı görünüyorsunuz, maşaAllah. Ekranlara kilitlendik adeta. Saçlarınız çok yakışmış” diyor, “çok güzel, maşaAllah. Her haliniz çok yakışıklı. Eminim şu anda birçok kişiye tercüman olmuşumdur. Hürmetler, saygılar. Hayırlı kandiller” diyor. Melisa isimli bir sevimli hanım, güzel bir hanım, maşaAllah.
“Yiğitler Yiğidi Muhammed Adnan Hocam kandilinizi kutlar, nice kandiller dilerim Allah'tan. Hocam sıhhatler olsun. Saçınız kısalmış gibi görünüyor ekranda doğru gördüysem.” Kadir Ünlü, her türlü iltifat var bu akşam, maşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam, geceniz mübarek olsun.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sizi ailecek çok seviyoruz. Sizi tanıdığım...” Oh, maşaAllah. Ya cezaevinden ya tımarhaneden arkadaşlarım genellikle. “Sizi çok seviyorum. Sizi tanıdığım Kartal Cezaevi bana hayırlı oldu, inşaAllah. Çünkü sizi orada tanıdım. Kaldığınız koğuşta kaldım.” Kartal? Kartal Cezaevi? Kartal Cezaevinde bizim ne işimiz var?
ALTUĞ BERKER:‘99
ADNAN OKTAR:Kartal ama Kartal'da hücrede kaldık biz. Ayrı ayrı. Koğuşta kalmadık. Neyi kastediyor acaba? “O zaman kaldığınız koğuşta kaldım. Şimdi hayata daha güzel bakıyorum. Allah sizden ve sizle beraber herkesten razı olsun. Oğuzhan Yakut.” Bizim öyle bir şeyimiz olmadı. Ben, biz iki kişiydik sadece koğuşta. O şekildeydi. Bazen tımarhaneden arkadaşlarım çıkıyor; “Hocam Selamun Aleykum” diyor, bazen hapishaneden. MaşaAllah, iftihar ediyoruz inşaAllah koç yiğitlerle.
“Adnan Hocam Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam öncelikle yayın arkadaşlarınızın kandili mübarek olsun.” Hepimizin kandili mübarek olsun. “Hocam şu Mısır'daki yeşil atlıyı merak ettim.” “Yeşil atlı Hz. Hızır (a.s.)” dedik ya, “Hızır (a.s.) organize ediyor” demiştim, o. “Hocam bazıları 'İncil'de adı geçen dört atlı' diyor.” Yok. Hızır (a.s.) öyle bazen öyle siluet halinde, bazen öyle eşya halinde. Bak şurada görünüyor. Bir süre sonra da yok oluyor. Görüyorsunuz, değil mi?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, halkın arasına karışmış benim gördüğüm kadarıyla. Sonra da birden görüntü haline gelip, oradan kayboluyor. “Görmedim, duymadım” olmasın diye Cenab-ı Allah gösteriyor. Aslında buna benzer olayları var da ben şimdi pek o konuların açılmasına pek taraftar değilim. Buna ait çok fazla film var elimizde, bu tarz. Yani harika olaylara ait filmler var. Fakat şu an onları göstermeyi düşünmüyorum, inşaAllah. Bu herkes tarafından görüldüğü için tamam, bunu söylüyorum.
“Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu “Seyyid Adnan Hocam. Sizleri tanımış olmanın mutluluğuyla bunları yazıyorum. Eserleriniz bizlere ışık tuttu. Size olan sevgimi ne kadar anlatsam az. Allah bizleri sizler gibi samimi, doğru, din âlimleriyle aydınlattı.” Din âlimi miyim? Din öğrencisiyim, din talebesiyim, inşaAllah. “Canımız siz ve sizin gibi büyüklerimize Allah rızası için…” Şöyle diyelim; “canım Allah için Allah'a kurban olsun” diyorsun, evet. “Bu hac yılında Hz. Mehdi (a.s.)'ın zuhur olacağını Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri’nden okudum. Sevinçle bekliyoruz onun zuhurunu. Biraz daha anlatırsanız sevinirim. Erdal Kardeşimiz.” “Bu hac yılında” tabii ki bir hissedilme olur. Hissetme olur da Hz. Mehdi (a.s.)'ın tam zuhuru; benim samimi kanaatim 2021’i bulur. 2021’i bulur. Ondan önce, kanaatler netleşmeye başlar, daha gittikçe kanaatler güçlenir, gittikçe güçlenir. “Zannı galip” denir, “zannı galip.” Zannı galip artar, galip zanna dönüşür. Ama netleşme 2021’lerde olur yani inşaAllah, zannı galibin tam oturması. Şu an kuşkular, şüpheler oluşur. Şüpheler gittikçe güçlenecektir. “Acaba o mu”, “olabilir mi” “mümkün mü”, “benziyor” gibi şeyler duyacağız. Bir süre sonra netleşme olacaktır. 2021’lere doğru, inşaAllah. Şeyhimizin dediği de Allahualem o. Zaten diyor; “eğer bu hacda çıkmazsa” diyor, “bir dahaki hacda çıkacak” diyor, “Büyük Hac’da” diyor, “Hacc-ı Ekber’de” diyor. Onun için de yaklaşık yedi veya dokuz yıl veriyor. Tam işte dediğim tarihi tutuyor yani, inşaAllah.
“Fatih Turan, Belçika. Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Muhammed Adnan Hocam. Bugün bilgisayar tamiri için bir müşterimin evine gittim. Müşterimin ismi Joseph Handajav. Bana Endonezyalı olduğunu söyledi. Kendisinin Katolik olduğunu söyledi. Endonezya kahvesi ve kek ikram ettiler. Konu Türkiye'ye geldi ve duyduklarım beni şok etti. Türkiye'yi, Türkleri ve Türk Devleti'ni benden daha iyi biliyorlardı. İslam hakkında bilgisinin çok olduğunu tahmin ediyorum. Çünkü Nakşibendileri iyi biliyordu. Türkiye'nin on-on beş yıl içinde dünyanın en güçlü ülkelerinden biri olacağını söylüyor. Türkiye'nin Arap ve Türk ülkeleri arasında en iyi ilişki içinde olduğunu söyledi. Hatta bizim Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün ismini bile biliyordu.” Bilir canım. “Hatta” denir mi orada? Cumhurbaşkanımızı bilecek tabii. “Türkiye'nin on yıldan beri kendini, dinini, tarihini, aslını tanımaya başladığını, büyük adımlarla ilerlediğini söyledi. Hocam kendisinin Katolik olduğunu söylemeseydi sizin eserlerinizden etkilendiğini söylerdim. Allah Handajav Bey’e hidayet nasip eylesin. Onu Müslüman eylesin. Eve geldiğimde internetten, Google'dan araştırdım. 2000’lerde Cumhurbaşkanlığı yapmış olan Abdurrahman Vahid'in danışmanlığını yapmış Handajav. Mevlüt kandiliniz mübarek olsun” diyor. Allah hepimize mübarek etsin. Demek ki bayağı kültürlü bir insan.
Suyuti'nin bir eseri vardı ahir zaman ile ilgili, biz onları nerede bulabiliriz o kitapları? Burada olması lazım. Bir El-Kavl-ül Muhtasar olması lazım, bir de Suyuti'nin eserlerinden hazırlanmış bir eser daha vardı. Şu Cübbeli kubbeli hazretlerine biraz daha açıklama yapmamız için kaynak olması gerekiyor.
MaşaAllah. “Allah aşkı ile sevdiğim Hocam” diyor, “selam” diyor. Aleykum Selam. “Hocam saçınız çok güzel olmuş” diyor. “MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah Muhammed Adnan Hocam” diyor Fatma Beyaz, inşaAllah.
Şimdi ah seni Cübbeli seni seni seni. Bak şimdi şu iç kısmında bir yazısı var. Bizim Beril'in dikkatini çekmiş. Ben baştan sona okumadım kitabını da. “Adnan Oktar gibi” diyor. İşte bana bayağı bir saldırmış kendince. “Hz. Mehdi (a.s.)'ın bu yüzyılda çıkacağını” bunu büyük bir suç gibi anlatıyor zaten, “bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak” dememi. “Zira 1500 yılında kıyamet kopacağını” bir de böyle bir şey de demiyorum. Bunun kafası nasıl çalışıyor ben anlamıyorum? Hicri 1500’e kadar, Bediüzzaman Said Nursi de diyor, Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine göre de; 1500’e kadar ümmetin galibane ömrü. 1545 gibi kıyamet bekleniyor, inşaAllah, hicri. “Bu yüzyıldan beri başka bir asır kalmadığına göre de mecburen bu yüzyılda Hz. Mehdi (a.s.)'ın çıkması gerektiğini söylemektedir.” Bayağı ağzını bozmuş. Uzun uzun böyle hakaretamiz ifadelerden sonra asıl konuya gelmiş. “Bu adam” diyor, “bu hadisi İmam-ı Suyuti (r.a.)'dan naklettiğini anlatıyor” diyor. Tabii hakaret ifadeleriyle söylüyor da ben onları anlatmıyorum. Oysa İmam-ı Suyuti, el Havili-lFetava isimli eseri içerisinde bulunan Elkesfu An mucavezeti Hazihilumme el Elf isimli risalede böyle bir hadis mevcut değildir.” Şimdi Cübbeli senin cübben mübben gitti. Senin durumun ne olacak bilmiyorum. Sen serbest atışa geçtin, değil mi? Ben de senin serbest atışını durduracağım ve yakalayacağım seni. Şimdi dediği eser bu. “Böyle bir hadis yok” diyor, değil mi? Şimdi seni Cübbeli kubbeli seni. Şimdi bakalım burada ağzını acayip bozmuş. Yani muazzam hakaretler ediyor. Ben ümmetin ömrünün açıklamasına ait işte o konuda yaptığım açıklamayı kendince eleştirmiş. Şimdi “yok” dediği kısmı sen bir oku. Bakalım var mıymış, yok muymuş göreceğiz.
ALTUĞ BERKER:“Dünyanın Ömrünün Yedi Bin Yıl Olduğu
İbni Asakir diyor ki: Ebu Said Ahmed b. Muhammed Bağdadi (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)’dan. O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Kim bir din kardeşinin Allah yolunda bir ihtiyacını görürse, Allah Teala onun için, gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirmişçesine şu dünyanın yedi bin yıllık ömrü müddetince sevap yazar.
İbni Adiyy diyor ki: Ebu İshak, İbrahim b. Abdullah Nebti, (aradaki ravi silsilesi ile) rivayet etti. Enes b. Malik (r.a.)’dan. O dedi ki, Resulullah (s.a.v.) buyurdu: Dünyanın ömrü, ahiret günlerinden yedi gündür. Allah Teala buyurdu ki: "Senin Rabbinin yanındaki bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.
İbni Ebi Dünya, Zemmil Emel’inde diyor ki: Ali b. Said, Hamza b. Hişan’dan, O da Said b. Cubeyr’den rivayet ettiler ki, Dünya, ahiret haftalarından bir haftadır.
İbni Ebi Hatem, Tefsir’inde İbni Abbas’dan rivayet etti ki: Dünya ahiret haftalarından bir hafta olup, yedi bin senedir ve bunun altı bini geçmiştir.
İbni Abbas’dan sahih olarak nakledilen şöyle bir rivayet vardır. O dedi ki: Dünya yedi gündür. Her bir gün bin yıl gibidir. Ve Resulullah (s.a.v.)’de onun sonunda gönderildi.
Ettaberani Elkebiyr diyor ki: Ahmed bin Ennadril askeri ve Ceafer bin Muhammedul Aryani’ye nakletmişler ki ravi silsilesi ile. Dakkak b. Zeyd-ü Cüheni 'den rivayet ettiler. Ben gördüğüm bir rüyayı Resulullah (s.a.v.) 'e anlattım. Bu rüyada Peygamber (s.a.v.) yedi basamaklı bir minberin en üst basamağında idi: O buyurdu ki, yedi basamaklı gördüğün minber şu dünyanın ömrü olan yedi bin senedir. Ben de onun son bininde olacağım.
İbni Abd-il Hamid, Tefsir’inde diyor ki; Muhammed b. Fadl, Hammad b. Zeyd’den, O da Yahya b. Atik’den, O da Muhammed b. Sirin’den, O da Müslüman olmuş kitap ehli birisinden rivayet ettiler ki: Allah, gökleri ve yerleri altı günde yaratmıştır. Rabbimin yanında bir gün, sizin dünya hayatında saydığınız bin yıl gibidir. Ve dünyanın eceli altı gündür, yedinci günde kıyamet kopacaktır. Altı gün gitmiştir ve siz yedinci gündesiniz. Peygamber (s.a.v.) zamanında Adem (a.s.)'dan beri beş bin altı yüz yıl geçmiş oldu.
Ahmed İbni Hanbel İlel’inde nakletti. İsmail b. Abdülkerim, Abdüssamed’den O da Vehb’den rivayet etti: Dünyadan beş bin altı yüz yıl geçmiştir.”
ADNAN OKTAR:Evet, Cübbeli şimdi bunları boş gözlerle dinliyordur ama burada mühim bir konu anlatılıyor. Bak Peygamberimiz (s.a.v.) yedi bin yıllık bir takvim veriyor. Çok net. Sekiz tane hadis ile belirtmiş. “Beş bin altı yüz yılı geçmiştir” diyor. Yedi binden beş bin altı yüzü çıkartırsak kaç kalır? Bin dört yüz. Bu ne demektir? Ümmetin ömrü bin dört yüz ile bin beş yüz arası bitecek. Başka vakit yok. Başka bir anlamı var mı? Yok. Şimdi diyor ki bak bu kitabında; “Hz. Mehdi (a.s.) muhakkak gelecek fakat bu yüzyılda değil.” Şimdi ben de bir kitap hazırlıyorum; “Hz. Mehdi (a.s.) Muhakkak Gelecek Fakat Bu Yüzyılda” diye hazırlıyorum ama onun kendi sözlerinden hazırladım, yani tamamı kendi sözlerinden. Ve Suyuti'nin hadislerini de koyacağım. Bu açıklamaları da koyacağım, kendi atış tutuş izahları var onun böyle. Kitabımın ismi; “Hz. Mehdi (a.s.) Muhakkak Gelecek Fakat Bu Yüzyılda”. O; “fakat bu yüzyılda değil” diyor. Biz de; “bu yüzyılda”. Aynı, kapağını da aynı yapacağım aşağı yukarı, yani böyle renk falan. Bu keratayla böyle uğraşacağız, inşaAllah. Ya akıllanacak, inşaAllah. Bak diyor ki -ben tabii hakaret kısımlarını geçiyorum- “kıyametin 1500 senesinde kopacağına dair Resulullah (s.a.v.)’in bir hadis-i şerif bulunduğu nasıl kabul edilebilir? Varsa bunun kaynağı nedir?” Kitap okuyor musun ki sen sana kaynak verelim? İşte bak sana kaynak. “Bunun kaynağı nedir?” diyor. İşte sana kaynak veriyoruz. Haberin bile yok. Bak sekiz tane hadis var, haberin yok. “Bu adam” diyor -ben yani- “bu hadisi İmam Suyuti (r.a.)’ın naklettiğini söylüyor” diyor, “oysa İmam Suyuti, el Havili-l Fetava isimli eseri içerisinde bulunan Elkesfu An mucavezeti Hazihilumme el Elf isimli risalede böyle bir hadis mevcut değildir” diyor. Şimdi bak Cübbeli, sana bu hadisleri okuduk. Bir daha ama iyi görmen için -Cübbeli mi kubbeli mi artık neysen de- şimdi kitabın kapağını da göstereyim. Ona da aslında bunu postayla da gönderin bir tane de okusun. Gidip alamıyor. Bak kitabın önce bak kapağını göstereyim. Ne yazıyor Berker'im oku bakayım?
ALTUĞ BERKER:Celaleddin Suyuti'nin Tasnifinden Hadisler.
ADNAN OKTAR:Evet. “Ahir zaman Mehdisi (a.s.)’nin Alametleri.” Bu sayfa kaç? Sayfa 103. Bak dediği yer. Cübbeli görüyor musun? Dikkatlice bak. Bak; “dünyanın ömrü” diyor. Görüyorsun değil mi? Bak bunların hepsi Peygamberimiz (s.a.v.)'in hadisi. Bak bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi ve sekiz. Görüyor musun? Bu hadislerin hepsinde; “dünyanın ömrü yedi bin yıldır” diyor, “bunun beş bin altı yüzü geçmiştir.” Yani; “bin dört yüz ile bin beş yüz arasındaki bir vaktin dışında vakit yok” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Sen ne diyorsun? “Böyle bir hadis mevcut değildir.” Bak uyanıklık yapıyor. İstiyor ki o; “ümmetin ömrü hicri 1500’e kadardır” diye Peygamber (s.a.v.)’den hadis olsun istiyor. Böyle bir hadisin olmadığını ben de biliyorum, herkes biliyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bu hadisi nasıl söylüyor? Bak bu hadis iki türlü söylenir. Bir, “bu ümmetin ömrü hicri 1500’e kadardır” denir, değil mi? İkincisi nasıl denir? “Dünyanın ömrü yedi bin yıldır. Beş bin altı yüzü geçmiştir” denir. Bu ifade ile o ifadenin farkı nedir? Sadece küçük bir hesap yapmamıza bırakmış Peygamberimiz (s.a.v.) o kadar. 7000’den 5600’ü çıkaracağız, 1400 ile 1500 kalmış oluyor. Ha böyle denmiş, ha öyle denmiş, ne fark eder? Aynısı. Yani ifadede bir değişiklik oluyor mu? Anlamda bir değişiklik var mı? Yok. “Böyle bir hadis yok” diyor. Ben de biliyorum böyle bir hadis olmadığını. Ama sekiz tane hadis bu hadisin yani bu ifadenin, ümmetin ömrünün 1500’e kadar olacağının açıklaması zaten, çok net. “Ancak adamın biri” diyor, “o zamanki bir alimin 1000 yılında kıyamet kopacağını söylediğine dair İmam Suyuti (r.a.)’a bir varaka getirince İmam Suyuti (r.a.) ona; ‘bu ümmetin ömrü 1000 yılı geçer ama 1500’ü geçmez’ mahiyetinde bir cevap yazmıştır.” Bunu yazıyor da senin gibi kafasından, ezberden söylemiyor ki. “1500’ü geçmez” diye niye diyor Suyuti? Bu hadislere bakıyor. Bu hadislere göre 7000’den 5600’ü çıkartacak kadar ilmi var, bilgisi var. Çocuk olsa bilir bunu. Çıkartınca bakıyor ki 1500’e kadar. O zaman ne diyor? “‘Bu ümmetin ömrü 1000 yılı geçer ama 1500’ü geçmez’ mahiyetinde bir cevap yazmış.” Biz de bunu söylüyoruz. “Tabii ki o bunu hadis olarak nakletmemiş ancak eserin delalet vecihlerinden bir hesap çıkarmış” bak; “eserlerinin delalet vecihlerinden bir hesap çıkarmış; tabiî ki bu hesabı da yayınlamıştır.” Ne fark eder? Peygamber (s.a.v.)’in hadislerine dayandırarak söylüyor. Ha bunu söylemiş, ha onu söylemiş. Ama burada zaten “Peygamberimiz (s.a.v.) söyledi” demiyor. Bak, “‘bu ümmetin ömrü 1000 yılı geçer ama 1500’ü geçmez’ mahiyetinde bir cevap yazmış.” Bunu neye dayandırıyor? Hadislere dayandırarak yapıyor. 7000 yılla ilgili sekiz tane hadis var ve 5600 yılı çıkartıp, 1400 ile 1500 arasında olduğunu hesap etmiş, tespit etmiş ve bunu da Suyuti söylemiş. Sen burada ağza alınmayacak hakaretlerle bu gerçeğe saldırıyorsun. Bu anlatımı söyleyenlere saldırıyorsun. “Adnan Oktar gibi” diyor, “bazı kimseler” diyor, tabii bayağı bir hakaret etmiş. “Zira 1500 yılında kıyamet kopacağını”. Ayrıca bakın bir daha söylüyorum; “1500 yılında kıyamet kopacak” demiyor. Bediüzzaman da “1500 yılında kıyamet kopacak” demiyor. “1506’ya kadar” diyor, “gizli, galibane; 1506’dan sonra başlayacak” diyor. “1506’ya kadar galibane Müslümanlar devam edecekler” diyor; ama o kadar, hicri 1506’ya kadar. “1506’dan sonra bitiyor” diyor. Sungur Ağabey de anlattı, gördünüz, Bediüzzaman’dan alıntı. “1542’ye kadar devam eder” diyor. “1542’den sonra artık bitiyor” diyor, “tamamen.” Tam dalalete düşüyorlar. Yani gizli ve mağlubiyet içinde de faaliyet yok 45’e kadar. “1545 gibi de kıyamet kopacak” diyor Bediüzzaman. Bunu neye dayandırıyor Bediüzzaman? İşte bak Suyuti’nin bu hadisine dayandırıyor. Cübbeli de bunu anlamazlıktan geliyor. Bu hadisleri daha hala okumadı, 7000 yılla ilgili hadisi. Önce “yok” dedi, sonra “var” demişti. Şimdi “7000 yılla ilgili hadis var” dese, benim dediğim doğru çıkmış olacak. Onun için, Fatih Altaylı’nın programına çıktı; “7000 yılla ilgili hadis yoktur” dedi. Sonra ben üstüne varınca “evet” dedi, “böyle bir hadis var” dedi. Arapçasını ezberden söyledi. Niye doğru söylemiyorsun? Kaçacağın yer, nereye kaçarsan ben seni yakalarım illaki, banyoya kaçsan banyoda da seni bulurum ben ve bunu sana söyletirim. Ve bunu da sana söylettim ve doğru söylemediğin de doğru çıktı. Bak şimdi de sana ispat edeceğim, göstereceğim. 7000 yılı kabul etti. 7000 yılı kabul edince… Peygamberimiz (s.a.v.); “5600 yılı geçti” diyor. “Bundan hesap çıkmaz” diyor. Şimdi bak, 7000’den 5600’ü çıkaramıyorsa bir insan, özel sınıflarda tedavi görmesi gerekir. Yani özel tedaviye ihtiyacı var demektir. 7000’den 5600’ü bir insan çıkaramıyorsa nedir? Sen çıkaramıyorsun ama bizim milletimiz çıkarıyor, bütün milletimiz çıkarıyor. Çok nadir, Allah vermesin, imtihan için aklı gitmiş kişiler vardır, insanlar vardır; onlar çıkaramaz. Cübbeli sen de diyorsun; “ben de çıkaramıyorum” diyorsun. Sen doğru söylemiyorsun. Sen cin gibi adamsın. Çıkarıyorsundur hesap; anlamazlıktan geliyorsundur. 7000’den 5600’ü çıkarırsan 1400 kalır. 1400 ile 1500 arasında her şey bitiyor. Bunun gerçek olduğunu da biliyorsun. Ama Büyük Ortadoğu Projesi’nden sana üflediler, derin derin üflediler, kulaklarına üflediler. Üfledikleri için o büyünün etkisine girdin ve var gücünle Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini inkâr ediyorsun. Sen diyorsun ki; “Büyük Ortadoğu Projesi Hz. Mehdi (a.s.)’ı durdurmak için yapıldı.” Sen en başta Hz. Mehdi (a.s.)’ı durdurmak için bu projede yer alan adam konumunda değil misin şu an? Haberin bile yok; o projenin üstüne oturtmuşlar seni, kaydırağa binmiş çocuk gibi kayıyorsun, gidiyorsun. Haberin bile yok; adamlar seni bindirmiş, gezdiriyorlar. Projenin bir numaralı elemanısın sen şu an. Hz. Mehdi (a.s.)’ı engellemek için var gücüyle çalışan sen değil misin? Büyük Ortadoğu Projesi’ne gerek kalmıyor ki, sen en başı çekiyorsun sen şu an. Haberin bile yok Büyük Ortadoğu Projesi’ne hizmet ettiğinden. O göstersene, o, bak nasıl lafı çeviriyor. Önce diyor ki; “7000 yılla ilgili bir hadis yoktur” diyor; sonra diyor, “evet vardır, böyle bir hadis vardır” diyor. İşte bak adama böyle dedirtirler işte.
VTR: Cübbeli Bu Konuşmasında Dünyanın Ömrünün 7000 Yıl Olduğuna Dair Hadis Olmadığını İddia Ediyor (Teke Tek 2 Ağustos 2009)
VTR: Cübbeli, Bu Konuşmasında da Dünyanın Ömrünün 7000 Yıl Olduğuna Dair Hadis Olduğunu İtiraf Ediyor.
ADNAN OKTAR:Cübbeli bak dediğini sana yeniden oradan geri aldırttık, değil mi? Demek ki nereye kaçarsan kaç yakalıyormuşum, inşaAllah.
Banu Keskin, güzel Banu, şeker Banu, sevimli Banu, sen yine gittin Darwinistlerin şapkasının üstüne gidip oturmuşsun kerata. Bak Banu, ben sana pratik anlatayım. Sen kafanı oturup patatesle, yok insan geniyle falan kafanı karıştırma. Eğer fosil olayına girersen fosilde zaten ezilip gidersin. 350 milyon fosil yaratılışı ispat ediyor. “Hayır” de, gel karşıma çık. Ben canlı yayında seni çıkartayım buraya. 350 milyonun üstünde fosil. Tek bir tane fosil evrimi savunan mahiyette değil. Bunu kim diyor? Darwin’in kendisi söylüyor. “Tek bir tane” diyor, “ara fosile rastlayamadık şu ana kadar” diyor, “eğer bulamazsak” diyor, “evrim teorisi bitmiştir” diyor. Darwin’in kendisi söylüyor. “Bütün dünyanın katmanlarını aradık” diyor, “toprak katmanlarının hepsini aradık.” Kendi zamanında on binlerce işçi çalışıyordu çünkü. Her yeri taradılar. “Tek bir tane” diyor, “ara fosil bulamadık. Eğer bu böyle devam ederse ileride” diyor, “ve hakikaten” diyor, “dünya katmanlarının” diyor, “aralarında ara fosil bulamazsak ki” diyor, “milyonlarca bulunması lazım” diyor, “çok fazla sayıda bulunması lazım” diyor, “eğer bulamazsak” diyor, “benim teorim iflas etmiştir, bitmiştir” diyor, kendisi söylüyor. Banu, şeker Banu bak deden kendisi söylüyor; “ben iflas ettim” diyor. Şu an bulunamadı, yok, ara fosil yok. Sen nereden çıkıyorsun dedene sahip çıkıyorsun kerata Banu, sevimli Banu? Nasıl böyle heyecanla savunmuş kerata, bir şey biliyormuş gibi. İkincisi bir proteinin tesadüfen meydana gelmesi mümkün değil. Bak, ağababanız çıktı, Dawkins midir nedir, elma yanak. Önce diyordu ki; “proteinler tesadüfen meydana gelir.” Sonra ben ona kitap gönderdim, Yaratılış Atlası. Okudu, beyninin yağları açıldı. Kolesterol plakları kafayı tıkamış bazı noktalarda. Kafasına kan gelmeye başladı. Anladı ki proteinler tesadüfen meydana gelemez. Bizim kitaplardan okuyan bazı arkadaşlar onu aldılar karşılarına oturttular. Dediler ki; “Dawkins” dediler, “sen şimdi ‘proteinler tesadüfen meydana gelir’ diyorsun ama” dediler, “bu olamadığı belli” dediler, “biliyorsun bilimsel açıdan mümkün değil. Sen bize bu işin doğrusunu söyle” dediler, “proteinler nasıl meydana geldi?” dediler. Seninki böyle havaya bakıyor, bakıyor, bakıyor, bakıyor. “Bir kısım” diyor, “uzaylı varlıklar” diyor, “bunu yapmıştır” diyor. Var mı filmi? Bu şeker Banu’ya gösterelim. Evet. Kerata bezelye yemeğinden de hoşlanıyormuş falan feşmekan. İpsiz sapsız ifadeler inşaAllah. O ne demekse?
Genlerin zaten yüzde ikilik kısmı çözülebildi. Yani insan geninin yüzde ikilik kısmı çözülebildi, yani yüzde bir buçuk, ikilik bölümü. Çözülen kısmında maymuna benzerlik var, patatese de benzerlik var, solucana da benzerlik var. Kardeşim ne alaka? Şimdi biz marulla, ayvayla, bilmem ne, kavunla insanı bağdaştıramayız, değil mi? O yüzden bu konularda akılcı ve samimi bakacak. Ayrıca Banu’nun haberi olmadığı bir konu var. Banu sana bu yazıyı yazdıran Allah, senin beyninin içindeki görüntüde sana bunu oluşturuyor. Senin haberin bile yok. Kaderde bu sana yazdırılıyor. Haberin bile yok. Sen şu an beyninin içindeki görüntüde bunları yazabiliyorsun. Bilgisayarın da beyninin içinde. Televizyon da, seyrettiğin televizyon da beyninin içinde. Haberin bile yok. Darwin deden uçuyordu. Bunlardan hiç haberi yok Darwin dedenin. Darwin dedenin resimlerine bakarsan anlarsın. Dedem böyle deniz tutmuş küçük güvercin gibi böyle kuş gibi bakıyor. Bu derinlikleri, bunu kavrayacak durumda değil inşaAllah.
VTR: Richard Dawkins Bizi Uzaylılar Yarattı Diyor!
ALTUĞ BERKER:Okuyayım mı?
ADNAN OKTAR:Evet. Ne düşünüyor?
ALTUĞ BERKER:“Olay şu şekilde gerçekleşmiş olabilir. Bundan çok uzun zaman önce evrenin herhangi bir medeniyet Darwin’in teorisinde öne sürdüğüne uygun olarak çok ileri teknoloji sahibi olacak şekilde evrimleşmiş olabilir ve bir hayat formu olmuş olabilir. Dünyamızdaki yaşamın tohumlarını atmış olabilirler. Bu bir olasılıktır. İlgi çekici bir olasılıktır. Kanıta ulaşabileceğimi zannediyorum” diyor. Devam edeyim mi Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet. Banu seyrediyorsun değil mi? Keskin akıllı Banu seni. Banu Kesken. Soyadı da Keskin. Tam cin, kerata. Tamam, işte gördü. “Uzaylılar yaptı” diyor özellikle. Hani proteinler tesadüfen oluyordu Banu? Demek ki dediğim doğruymuş. Bak, “yüksek akla, yüksek düzeye sahip, yüksek teknolojiye sahip çok akıllı varlıklar tarafından” diyor, “protein yapılmış olabilir” diyor, “başka türlü olmaz” diyor ve “dünyaya dışarıdan gönderdiler” diyor. Göktaşlarına binmiş proteinler, gelmiş. Kaç bin dereceye çıkıyor sıcaklığı, taş paramparça oluyor. Haydi farz edelim proteinleri taşın içine paketlediler diyelim geldi. Protein tozu paketini bir paket doldurdular. Bodycilere satıyorlar ya protein tozu. Bir paket doldurdular, taşın arasına koydular, dünyaya geldi. Güm diye düştü. Paket patladı, proteinler saçıldı. Ne olur? Banu’nun yüzüne de bulaşsa bir kısmı proteinlerin. Durur da durur. Hiçbir şey olmaz. Protein canlanıp Banu’yu oluşturmaz, Banu’nun dedesi olmaz, Banu’nun yediği domatesler, biberler, patlıcanlar oluşmaz. Hiçbir şey olmaz. Bunu da biliyorsun kerata. Sırf işte okulda arkadaşlarıyla öyle birbirlerini dolduruşa getiriyorlar. Akılcı bakacaklar, samimi bakacaklar. Bak en ağababaları; “tesadüfen olmaz bu iş arkadaş” diyor, bitmiş. Daha benim bunun üstüne fosil sunmama dahi gerek yok. Başlangıçtan bitmiş olay. “Mümkün değil” diyor, “ancak yaratılışla olabilir” diyor. Daha ne desin adam? Böyle işte Pakistan’da, Türkiye’de, Afganistan’da, Uzak Doğu ülkelerinde bazen bilgi eksik oluyor. İnsanlar tam yetişmemiş oluyor. Türkiye’de sürekli TRT’den, oradan buradan, Şeş TV’den Darwinizm anlatıldığı için Banular, böyle keskin zekalı minik tavşanlar bunlara inanıyor. Ama Adnan Hocaları da geliyor işte böyle darmakeşan ediyor özetle.
SUNUCU:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, uzun uzun uzun sorular. Bunlar bize şimdi mümkün mü? Değil. Çünkü yedi dakikamız var. Banu aklın yattıysa, bak iki tane delil verdim. Bir, ağababanız olan adam; “tesadüfen olamaz. Bir üstün zeka, üstün teknoloji, üstün kabiliyete sahip varlıklar tarafından” diyor, “protein yapılmış olabilir” diyor. Ama bakın işin ilginç yanı, onlar da yapamaz proteini. Çünkü proteinin olması için başka bir proteine ihtiyaç var. Yani proteini ancak canlı bir hücre yapabiliyor. Mutlaka Yaratan olması gerekiyor. Mümkün değil. Ve uzaylıları da yaratan olması gerekiyor Banu, minik Banu. Fosilleri de anlattım. Bak, ara fosil yok. Darwin’in kendisi söylüyor. Darwin’in sözünü bulsana.
ALTUĞ BERKER:Okuyayım Hocam inşaAllah. Darwin, Türlerin Kökeni, sayfa 172’de şöyle diyor; “eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz?”
ADNAN OKTAR:Bak; “sayısız”, milyonlarca olması lazım.
ALTUĞ BERKER:“Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde?”
ADNAN OKTAR:Bak, matematik düzgünlük var, canlılarda simetri var, altın oran var, müthiş bir geometri ve müthiş bir düzgünlükte yaratılmış. “Bir karmaşa, bir kaos, bir anlaşılmazlık, karman çorman bir yapı olması gerekiyor” diyor, “müthiş düzgün, matematik mükemmellikte” diyor Darwin. “Bu nasıl oluyor?” diyor. Niye oluyor? Allah yaratıyor da onun için öyle oluyor.
ALTUĞ BERKER:“Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz? Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.”
ADNAN OKTAR:İşte bitti. Olay bu kadar.
“Harun Yahya Hocam” diyor, “mason musunuz?” diyor. Ben masonların Müslüman olmasını sağlayan bir şahısım. Dünya tarihinde hiç hatırlıyor musunuz masonların Müslüman olmasına sebep olan bir insan? Bakın, 5000 yıllık tarih içerisinde bu konuda tekim elhamdülillah. Yani masonluk tarihi içerisinde tekim. Ve kitlevi olarak masonlara geniş çaplı olarak Müslümanlığı anlatıp Müslüman olmasına vesile olan tek insanım Allah’ın izniyle, elhamdülillah. Masonluğun da açmazlarını dünyada en mükemmel anlatan yine benim. Bütün masonların kabul ettiği bir şeydir. Yani anti-masonik çalışmayı dünyada en etkili yapan benim. Anti-masonik eserleri en mükemmel yazan yine benim. Yani belgeler, teknik açıklamalar, teknik donanım yönünden mükemmelliğini hepsi kabul ediyorlar. ‘Yahudilik ve Masonluk’ isimli eserle başladım. O devre kadar, benim kitabı yazdığım devre kadar hiçbir kimse masonluğu benim anlattığım tarzda anlatamadı. Yani genellikle hakaretamiz, belgesiz, delilsiz konuştular. Ama ben ilk defa belgeli, delilli, sağlam açıklamalara dayalı olarak yaptım ve masonluğa en büyük darbeyi dünyada ben indirdim. Ondan sonra masonluk dünyada durdu. Türkiye’de de faaliyetini durdurdu. Eskiden çığ gibi gelişiyordu. Gelişemediler Türkiye’de masonluk. Dünyada da çığ gibi gelişiyordu, gelişemediler. Yani ana darbeyi, öldürücü darbeyi vuran benim masonluğa ve masonluğun hidayete kavuşması, doğru yolu bulması için de en etken mücadeleyi yapan yine benim. Şu an yüzlerce, binlerce mason Kuran’ı ve İslam’ı inceliyor ve Müslüman olanlar var, olmak için can atanlar var. Muazzam bir faaliyet var.
ALTUĞ BERKER:Resim uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Göster. Bak, koç yiğidim, bu arkadaşların hepsi mason. Bak tadil-i erkanla namaz kılıyorlar. Bu da mason, bu da mason ve yüksek dereceli masonlar bu kişiler ve İslam, Kuran hayranı oldu bu insanlar. 5000 yıllık tarihte yok böyle bir şey ve bir tek onlar da değil; çok fazla sayıda mason Müslüman oluyor kitlevi olarak. Biz güvenlik nedeniyle söylemiyoruz, açıklama yapmıyorum.
Onur sen orada, Beşiktaş’ta böyle haytalık yaparken kerata, cigarayla orada göbeğini kaşıyıp gezerken biz işte böyle faaliyetler yapıyorduk.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza 00.30’da Aksu TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii bütün gücü veren Allah’tır. Masonları böyle hidayete yönelten Allah’tır. Beni onlara etkili olarak yönelten yine Allah’tır. Bütün güç, kuvvet Allah’ın elindedir. Masonluğa bu etkili darbeyi vuran Allah’tır. Beni vesile etti, kitaplarımı vesile etti. Dünya çapında bütün masonların ittifak ettikleri en etkili anti-masonik çalışma yapan insan benim. Mason müzelerine gidin bakın. Benim kitaplarım en etkili, yani masonluğa karşı en etkili kitap olarak yayınlanır ve gösterilir. Bütün mason kaynaklarında ve bütün mason localarında bilinir. Dünya çapında masonluğa en etkili karşılık veren ve masonluğu etkisiz hale getiren, o yönüyle etkisiz hale getiren kişi olarak bilinirim. Ama aynı şekilde hidayetlerine vesile olacak en etkili, dünya çapında en geniş çalışmayı yapan da yine benim Allah’ın dilemesiyle. Onur kerata sen orada Beşiktaş’ta haytalık yaparken işte biz bu işleri yapıyorduk, böyle faydalı şeyler yapıyorduk inşaAllah.
Burcu Sipahi. Burcu senin yazını ikinci yarıda inşaAllah. Şimdi Berker’im neredeymişiz?
ALTUĞ BERKER:Hocam yarın 22.00’de Gaziantep Olay TV’de, yarım saat sonra da Kahramanmaraş Aksu TV’de inşaAllah.
ADNAN OKTAR:EvelAllah, Kahramanmaraş, Maraşlılar da kahramandır, bütün milletimiz kahramandır. Tamam, görüşüyoruz yarım saat sonra inşaAllah.
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...