SUNUCU: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.Harunyahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz. Buyrun Hocam.
ALTUĞ BERKER: Müsaade ederseniz Hocam dün Hz. Muhammed (s.a.v.) doğum günü itibariyle Cumhuriyet Halk Partisi ilk defa kendi internet sitesinde Peygamberimiz (s.a.v.)’i sembolize eden kırmızı gül resmiyle birlikte bu kutlu günü kutlayan bir mesaj yayınlamış.
ADNAN OKTAR: Ne güzel, ne güzel, maşaAllah ne güzel. Gönlümüz ne kadar ister Atatürk’ün kurduğu partinin böyle ezip geçmesini. Yüzde yetmişle iktidar olmasını. Ama dediğim olay doğru. Bir, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı kesin tavır. İki, Darwinist ve materyalist düşünceye karşı kesin tavır. Türk milliyetçiliğine kesin sahip çıkmak. Ki, zaten milliyetçiler o konuda kuşkumuz yok. Ve milletin maneviyatına, mukaddesatına sahip çıkmak ve gericiliğe karşı tavır. Bitti. En az yüzde yetmiş demektir. Biz CHP’li kardeşlerimizi genellikle dürüst olarak görüyoruz. Ama diğer partiler de öyle dürüsttür. MHP de öyledir, delikanlı partidir. Bizim milletimizin hepsi güzel insanlardır. Gönlümüz ister tabii bir o iktidar olsun, bir o iktidar olsun; gül bahçesi gibi olsun. Hepsi birbirinden güzeldir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İddia edilen Ergenekon davası ile ilgili bugün Fatih Çekirge bir yazı yazmış Hocam, Hürriyet Gazetesi’nde. “İddia edilen Ergenekon davası ile ilgili basın ayağına yönelinmesi nedeniyle, Oda Tv yöneticilerinin gözaltına alınmasından büyük bir korku ve endişe duyduğunu” yazmış, Fatih Çekirge. Korktuğunun ise yargılanmak değil yargılanmayı hapiste beklemek yani tutuklu yargılanmak olduğunu söylemiş. Bir aldılar mı içeri aylarca bekliyorsunuz endişesini de söyleyerek yazısını öyle bitirmiş.
ADNAN OKTAR: Kardeşim biz Fatih Çekirge’ye şefkat duyarız. Ankara’da da gitmiştik ziyaretine, konuşmuştuk. Ne hikmettir biz tutuklandığımızda bu mübareklerin çıtı çıkmadı. Hatta bir kısmı nerdeyse böyle tabiri caizse oynayacaklardı diyelim. Kaşıkla oynayacaklardı diyelim. Zil takıp oynayacaklardı diyecektim ama demeyeyim. Değil mi? Böyle keyiflerinden uçuyorlardı adamlar. Manşetten sanki büyük bir zafer kazanmış gibi. Hürriyet Gazetesi sekiz sütuna manşet, Milliyet Gazetesi sekiz sütuna manşet. Diğer gazetelerin bir kısmı da öyle. Ne oldu? Ne kazandınız? Şanım yürüdü, namım yürüdü etkim arttı. Ne oldu? Elinizden geleni ardınıza koymayın, inşaAllah. Niye demediniz kardeşim “bu aydın bir insan, yazar insan, ne işi var 14A koğuşunda? Cinayet işlemiş akıl hastalarının içine niye koyuyorsunuz. Cumhuriyet tarihinde ilk defa oluyor böyle bir olay”. Niye demiyorsunuz? Dokuz aydan beri bu kişi hakkında bir hüküm yok, yargılama sonucunda ceza almış da değilim bir şey de yok. Ortada hiçbir şey yok. Nitekim beraat ettim o olayda. Bu insanın ne işi var 14A koğuşunda dediniz mi? Demediniz. Yargılanırken biz tutuklu yargılandık sonra da beraat ettik. Gıkımız çıkmadı. Hatta hakim demiş; “oğlum benden tahliye istemeyin” demiş. “Neden efendim?” deyince. Hakim bir açıklama yapmış. Şimdi söyleyemem. Bize güvenerek söylediği için, saygıya uygun olmaz. Olayın nedenini söylemiş. “Benden tahliye istemeyin yavrum” demiş. Peki o zaman siz neredeydiniz kardeşim? Ve on ay akıl hastanesinde tuttular, dokuz ay da hücre hapsinde tuttular. Hücre hapsine cezaevinde; suç işleyen, adam öldüren adamlar konuyor. Benim ne işim vardı hücrede? Bunu niye sormadınız? Bak: “Türk kavmindenim İslam milletindenim”. Bunu dedim diye on ay akıl hastalarının içinde tutuldum, dokuz ay da hücre hapsinde tutuldum. Siz o zaman neredeydiniz? Akıl hastalarının üniformasını giydirdiler, cezaevinde de cezaevi üniformasını giydirdiler, değil mi? Ayaklarımdan zincire bağlayarak ayağımdan zincirle bağladılar yatağa. Hangi aydına, kime yapılmış cumhuriyet tarihinde bana bir söylesinler. Ayağından zincire bağlanmış bir adam bana bir söylesinler bakalım. O zaman neredeydiniz siz, değil mi? 99’daki operasyonda neredeyse düğün yapacaklardı adamlar, zafer sevinci içerisinde. Sonra Savcı ne dedi? Dosyada tek bir tane suç unsuru, delil yok dedi. Yargılanan kişilerin aleyhine dosyada tek bir tane delil yok dedi. “Efendim ayrıca daha önce bu çocuklar yargılanmışlar aynı suçtan, aynı dosyadan. Hepsine beraat vermişsiniz siz.” Dedi. Bu kişilere niçin vermiyorsunuz dedi. “Ayrıca ifadeler avukat olmadan ve işkence ile alınmış bu ifadelerin geçersizliğine daire mahkememiz karar verdi zaten, mahkeme kararı var. Kendiniz karar verdiniz. Kanunlara göre zaten böyle, Yargıtay’ın içtihadına göre de böyle. Ama ayrıca mahkemenin alınmış karar var efendim. Bu durumda bu ifadeler zaten geçersiz; işkence ile alınmış ifadeler. Bu durumda hepsine Sayın Adnan Oktar da başta olmak üzere hepsine beraat verilmesi lazım” dedi, Savcı. Nitekim Yargıtay’dan dosya döndü. Döndü ama tabii orada ilginç gelişmeler olduktan sonra döndü. Daha önce de anlatmıştım. “Efendim biz hangi maddeden yargılandığımızı bilmiyoruz” dedik Hakime. Sayın Salih Öztürk Beyefendi’ye. “İstirham ederiz de hangi maddeden yargılandığımızı bize söyleyin” dedik. “Hayır söylemeyeceğiz” dediler. “O zaman biz kendi kafamıza göre savunma yapalım. Herhalde ortalama, genel anlamda hangi maddeden yargılandığımızı bilmeden öyle rastgele bir savunma yapalım” dedik. “Bize savunma hakkı verin” dedik. “Onu da vermiyoruz” dediler. “Teşekkür ederiz efendim, biz saygılıyız mahkemeye” dedik. “İki yıl ceza veriyoruz” dedi. “Allah razı olsun, teşekkür ediyoruz” dedik. “Bir yıl da ilave ediyorum” dedi. Ama neden olduğunu biz bilmiyoruz. Neden olduğu belli değil. Neden ilave edildiğini söylemedi. Yani şahsıma, bana söylemedi niye bilmiyorum ben. “Ona da teşekkür ederiz” dedik. Hatta “Sayın Salih Öztürk’ün ellerinden öpüyorum teşekkür ederim” dedim. Yargıtaya gidince Yargıtay bozdu, bozdu, bozdu, bozdu o kadar çok maddeden bozdu ki, hep aldı geri gönderdi. Bu olayın bu konuma gelmesi ilginç, hayret verici. Vardır bir hayır, vardır bir güzellik. Öbür türlü hayat durgun olacaktı. Mesela biz beraat alsak sürekli mahkemeler olmayacak, yargılanmalar olmayacak. Allah bir hareketlilik, bir canlılık veriyor, bir aktivite veriyor. Hepsinde hayır var. Ben ceza veren Hakimin de ellerinden öpüyorum, Yargıtaya da saygı duyuyorum. Kimseye bir şey dediğim yok. Ama bu arkadaşların canları çok tatlı. Allah’ım Yarabbim anormal canları tatlı. Daha ilk gün hapse girer girmez ayılıp bayılmalar, “tansiyonum çıktı, ölüyorum” diyor. Haydi bakalım “hastaneye gidelim” diyorlar. Biz insan değil miyiz kardeşim? Sen bizi aldın 14A koğuşuna, en azılı delilerin içine koydun. Ve hepsi cinayet işlemiş adamların içine koydular, tamamı cinayet işlemiş. Ve ayrıca akıl hastanesinin içinde de cinayet işlemiş tipler, akıl hastalarını da öldürmüş adamlar. Öyle adamların içine beni götürdünüz, koydunuz. Ben bir şey dedim mi? Demedim. Siz bir şey dediniz mi? Siz de bir şey demediniz. Şu an nedir bu, heyecan böyle? Biz gülerek girdik, gülerek çıktık neşe içinde. Canları acayip tatlı. Bir gün yatıyorlar Allah’ım Yarabbim, komaya girdim, ölüyorum, kalbim tuttu. Biz hiçbir şey demedik. Canları tatlı milletin, bir kısım insanların. Biz de insan evladıyız değil mi? İşte etme bulma dünyası derler. Tabii onlar bir şey yaptı demiyorum. Ama iddia edilen Ergenekon örgütü bize yapılan bütün zulüm ve psikopatlıkların arkasındadır. Bütün zulüm ve psikopatlıkların arkasında iddia edilen Ergenekon terör örgütü vardır. Ve halen de arsızca ve pişkince devam ettiriyor adamlar. Adamlar hizaya gelmiş değil kardeşim. Onun için hükümete helal olsun, helal olsun, helal olsun. Var güçleriyle gitsinler. Hakimlerimizin de sonuna kadar yanındayız, Savcılarımızın da, polisimizin de yanındayız. İddia edilen Ergenekon terör örgütü tamamen sökülünceye kadar, bu alçakların, bu kahpelerin başından eksik olmayacağız, Allah’ın izniyle, vatandaş olarak. Devlete her konuda yardımcı olacağız. Hükümete de ben bu yönüyle destek oluyorum. Helal olsun hükümete. Tamam, beğenilmeyen yönleri var, eksik yönleri olabilir. Ben onu aramam arkadaş. Ben maneviyata bakarım, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne tavır alıyor mu ona bakarım, Türk İslam Birliği’ni savunuyor mu ona bakarım. Kim bunu yapıyorsa ben onun peşinden giderim. Ekmek yokmuş. Olsun, yarım ekmek. Çeyrek ekmek olsun ona da razıyım ben. Öyle bir sorunumuz yok bizim, inşaAllah. Biz huzur istiyoruz, maneviyat istiyoruz, güven istiyoruz, güven içinde yaşamak istiyoruz. Kardeşim hafta sekiz gün dokuz neydi o zamanlar kardeşim? “Gel aslanım haydi gidiyoruz”, defalarca. İlk defa bu senelerde gözaltına alınmıyoruz. Nefes aldırmazlardı 86-87’ler de falan. Evde oturuyorsun mesela gecenin 01:00’i 02:00’si falan, zil çalar. “Buyrun”, “haydi gidiyoruz”. “Niye, suçum ne?” “Bilmiyorum orada anlatacaklar”. Orhan Gencebay’dan parçalar dinleyerek beyaz eski Renault arabalarla. Oradan Gayrettepe’ye. Haydi bakalım otur biraz. Orada haydi bakalım bekleyin. Bütün polisler gidiyordu ben orada kalıyordum, herkes gidiyor. Kardeşim niye götürüyorsunuz o zaman böyle bir şey olacaksa? Savcılık talimatı var mı? Yok, bir şey yok. Büroya götürüyor polisler oradan Gayrettepe’nin güvenlik şubeye götürecekler. Haydi ifademizi alalım, diyorum polis yok ortada herkes gitmiş. Nöbetçi polis var. “Hocam biz bilmiyoruz artık sabahı bekleyeceğiz” diyor. “Tamam bekleyelim” diyoruz. Sabaha kadar uykusuz bekliyorduk. Sabah geliyorlardı 10:00’a, 11:00’e doğru. “Anlat bakalım” diyorlardı. Neyi anlatayım ben, anlatacak ne var? “Anlat” diyor, o kadar. Yazıyla yazıyorlardı, haydi git. Nereden geldiğini bilmeyiz, kimin şikayet ettiği belli değil, Savcı talimatı yok, bir şey yok. Mahir Ağabey vardı sağolsun, Allah ömrünü uzun etsin. “Osmanlı Pala” diyordum, ben ona. Ben bütün polisleri severim, ona da şefkat gösteriyorum, seviyorum. O ünlüdür Mahir, kök söktürür. Siyasi şubenin başındaydı. Kötü bir lakabı vardı da tabii ben onu o şekilde demem, konuşmam. Herkes bilir lakabını. İfademi aldı, “yaz” dedi daktiloya. Ben de beni koruyup kollayacak bir şey yazdıracak zannettim. “Ben, örgütlenme aşamasını bitirdim” dedi. “Ben öyle bir şey demedim ağabey” dedim. “Sen boş ver, sen yaz” dedi. “Örgütlenme aşamasını bitirdim. Artık ayaklanma aşamasındayım” diyor. Şakır, şakır, şakır daktilo yazıyor bir yandan. “Örgütün artık son döneminde yani her safhasını geçmiştir, örgütümün şu bölümü var, şu şubesi var, şu şubesi var” dedi. Öyle bir açıklama yaptı ki asarlar adamı yani o tarz. Uzun uzun yazdırdı. “Ben öyle bir şey demiyorum ağabey” diyorum. “Sen takma kafana, bayağı tamamdır” diyor. “Ben örgütlenmeme işte şu yılda başladım sonra işte cihat aşamasına geçtik”. Tam da hatırlamıyorum da. İşte “ayaklanma aşamasındayız” bilmem ne falan ona benzer. Deliller kısmı var, deliller kısmı Savcıya, deliller kısmı bembeyaz duruyor bomboş. Ne şahit var, ne ispat var hiçbir şey yok deliller kısmında. İfade kısmı muhteşem böyle boydan boya. Savcı’nın huzuruna gittim. “Oğlum ne diyorsun ifadene?” dedi. Evet desem Allahualem en az 25 sene yerim, en az, en düşüğünden 25 sene. “Efendim ben o fikirde değilim yani öyle bir düşüncem yok benim” dedim. “Sen söylemişsin ama” dedi. “Ben söyledim ama yani biraz ayıp olmasın gibisinden oldu içimden gelerek söylediğim bir şey değil benim” dedim. İşkence gördüm falan da demedim de, “kabul etmiyorum ifademi” dedim. “Tamam, o zaman. Yaz kızım, sanığın takipsizliğine” dedi. Takipsizlik kararı yazdırdı. Aşağıda gazeteciler ordu gibi bekliyorlar. Ama öyle en az elli gazeteci vardır. Heyecandan gözleri parıldıyor tutuklanacağım diye. “Takipsizlik aldım” dedim. Bir anda makineler, falan aşağı indirdiler. Acayip bozuldular böyle. Biz pür neşe çekip gittik. Gazetelerde ciğerlerine oturdu ertesi gün, Hürriyet Gazetesi’ni göstereyim. Fatih Çekirge şimdi böyle diyor ama, böyle acayip ızdırap dolu bir ifade. “Niye bıraktınız” gibisinden. Delil yok, bir şey yok niye tutuklasın adam? Niçin olsun? Hiçbir şey yok ortada. Onun için olaylar böyle acayiptir.
SUNUCU3: Günümüzde İslam alimleri veya da siz sürekli Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini delilleri ve hadisler ile açıklıyorsunuz. Ama bir kısım insanlar hala bu konuda muhalefetlik ediyor. Bunun nedeni nedir?
ADNAN OKTAR: Şimdi iki nedeni var, yani iki ana nedeni var. Birincisi iman zafiyeti. Çünkü “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek” dersin. Hz. Mehdi (a.s.) gelmez, adam şok olur. “İslam hakim olacak” dersin. İslam da hakim olmaz adam şok olur. Adamlar; “biz imanımızı kaybettik, siz söylemiştiniz, Hz. Mehdi (a.s.) gelecek, Hz. Mehdi (a.s.) da gelmedi, Hz. İsa (a.s.) da gelmedi demek ki bizi bir nevi yanlış yönlendirmişsiniz” derler diye korkuyorlar en nezaketlisi, en kibarıyla böyle denir diye korkuyorlar, bu bir. İkincisi, kendileri de inanmıyorlar, kendilerinde iman zafiyeti var, kendisinin aklı yatmıyor. Üçüncüsü, en iyi ihtimal, en asil ihtimal ki, bu da çok zordur; Hz. Mehdi (a.s.)’ın hareketlerinin rahat olması. Hz. Mehdi (a.s.)’ın üzerinde baskı olmaması için Hz. Mehdi (a.s.)’ın üstünden dikkati çekmek ve Mehdiyetin üstünden dikkati çekmek için olabilir. Ama bu çok zor. Bu çok yüksek bir iman ve yüksek bir akıl gerektirir, güçtür bu. İlk olay çok doğru olan. Yani kendi iman edemiyor, kendi inanamıyor. Kendi iman edemediği için başkalarına da anlatamıyor. Çünkü yüzde yüz boş ve aldatmaca olarak çıkacak diye düşünüyor. Böyle bir şey zaten olmaz. Hatta Bediüzzaman’ın da bu konuda tereddüt içinde olduğunu söylüyorlar. Bak diyor ki; “şartı muallak koymuş mübarek” diyor. “Ne demiş? Çabuk kıyamet kopmazsa, beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa o vazifeyi onun ve seyyidler cemaatinin yapacağını rahmet-i İlahi’den bekliyoruz” diyor Bediüzzaman. Kardeşim Allah şartı muallak koymuş mu Kuran’da? Nur Suresi’nin 55. ayetinde “dünyaya hakim edeceğim” diyor, Allah ayetinde. Çok açık. Peygamberimiz (s.a.v) şartı muallak koymuş mu? Koymamış, net söylüyor. Bediüzzaman peki Allah adına yemin ederek İslam hakim olacak dedi mi, demedi mi?
ALTUĞ BERKER: Dedi.
ADNAN OKTAR: Demiş. O zaman size ne oluyor? Müthiş zayıf imanları, müthiş zayıf. Sorun bu. Çünkü sürekli insanlarla haşır neşirler. Bir kısmı ticaretin içine girdi. Zayıf imanlı insanlarla sürekli muhatap oluyorlar. Onlar da çok ümitsiz oluyorlar. Mesela kim gelse ümitsiz oluyor. Nasıl olacak, nasıl olsun ki, nasıl bitsin ki gibisinden. Sonunda ümitlerini kaybedince işte şahs-ı manevidir. Şahs-ı manevi iman zafiyetinde bir kurtuluş reçetesi. Çünkü İslam hakim olmazsa, “şahs-ı manevi gayret etmedi de onun için olmadı” diyecekler. Şahs-ı manevi nerede? Bul bulabilirsen. Muğlak bir şey şahs-ı manevi, kim olduğu belli değil. Bir fikir sistemi. Dolayısıyla şahs-ı manevi çıktı ama şartı muallak da yerine gelmedi, İslam da hakim olmadı diyecekler kendi kafalarınca. Hakim olmazsa eğer. Mehdiyette Hz. Mehdi (a.s.)’ın özelliği güçlü imana sahip olmasıdır. Hz. Mehdi (a.s.) cemaatinin özelliği güçlü imana sahip olmasıdır. Hatta diyor ki Peygamberimiz (s.a.v): “İman bütün dünyadan çekilir. Yılanın kovuğuna çekilmesi gibi; yılanın deliğine çekilmesi gibi. Yılan kayanın içerisine akar gider ya. Sadece Hz. Mehdi (a.s.) cemaatinde iman kalır. Gerçek anlamda, güçlü anlamda. Müthiş bir iman zafiyeti olacak” diyor, Peygamberimiz (s.a.v). Hatta diyor ki; “insanlar iman ederler iman ateşten bir kor gibi olur avuçta. İnsanlar avucuna aldığında avucunu yakar, bıraktığında imansız olur. Avucuna alırsa da avucunu yakar iman. Yani zor muhafaza eder” diyor. Şimdi sorun bu. Ben mesela görüyorum Nur talebesinden ileri gelen bir adama bakıyoruz, kaybetmiş imanını acayip zayıf. Mesela utanmadan şartı muallaktan konuşuyor. Peygamber (s.a.v.) nerede şartı muallak söylüyor? Ve bütün alametleri çıkmış Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Şartı muallağı kalmış mı bu işin? Her yeri sarmış İslam. Evet deseler zaten bitecek. Yani şu andaki İslam alimleri, Müslümanlar bir araya gelseler, bir toplantı yapsalar. “Biz İttihad-ı İslam’ı istiyoruz, kurduk biz İttihad-ı İslam’ı” derseler konu biter. Bu kadar, karmaşık bir şey yok. İki dudaklarının arasında, konu biter. O kadar çok İslam hakim olmayacak diyorlar ki. Kardeşim onu diyeceğinize, İslam hakim olmayacak diyenlerin onda biri İslam hakim olacak dese bitecekti olay. Ama bunlar İslam hakim olmayacak diyecek, Mehdiyet ve Hz. Mehdi (a.s.) da İslam hakim olacak diye ortaya çıkacak. Çünkü eğer onlar İslam ahlakı hakim olacak demiş olsaydı o zaman Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir anlamı kalmazdı. Onlar direnecek Hz. Mehdi (a.s.) bastıracak. Onlar kaçacak Hz. Mehdi (a.s.) kovalayacak. Ki bütün an, şan Hz. Mehdi (a.s.)’ın üstüne kalsın ve cemaatinin üstüne kalsın. Allah o şerefi onların üstünden alıyor işte, insanların bir kısmının üstünden alıyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ı sevenlerin üstünde kalıyor sadece.
Makedonya ve Arnavutluk’ta konferansımız varmış Berker’im doğru mu?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, ekrana yansıtıyorum şu anda. 18 Şubat’ta iki tane, biri Makedonya’da biri Tetova’da, biri Üsküp’te inşaAllah. 19 Şubat’ta Arnavutluk’ta. 20 Şubat’ta yine Arnavutluk’ta. 21 Şubat’ta da Tiran Arnavutluk’ta yine. Beş tane konferansımız olacak Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Makedonya ve Arnavutluk’u biz Allah’a emanet verdik geçici olarak. Yunanistan da dahil Roma’ya kadar Roma da dahil. Allah’a emanet verdik. Hepsini geri alacağız inşaAllah. Şefkatle, sevgiyle, dostlukla, muhabbetle. Toprak gaspı değil, insanların üzerine baskı yaparak değil. Sevgi fethi yapacağız, inşaAllah. Sevgiyle Türk-İslam Birliği içerisinde hepsi yer alacaklar. Onun için Arnavutluk’taki aslanlar, Makedonya’daki aslanlar Hristiyanlara da, Musevilere de sevgiyle yaklaşsınlar. Oradaki ateistlere karşı da şefkatle yaklaşsınlar. EvelAllah Türk-İslam Birliği’nin ruhu her yere hakim olacak. Bak Yunanistan ekonomik yönden çöktü. Avrupa Birliği’ne girince kurtulacağını zannediyordu. Demek ki Avrupa Birliği’ne girmekle kurtuluş olmuyormuş. Kurtuluş neyle? Allah’ı sevmekle oluyor. Papazlar, rahipler çıktılar, dua ettiler ama kastedilen dua o dua değil. Muhammedi duadır, Allah’ı severek edilen duadır. O dua yapıldığında olacaktır. Onun için Makedonya ve Arnavutluk’taki koç yiğitlere çok iş düşüyor. Bir kere şu bölünme işini kaldırsınlar. Birbirlerine uğraşma işi kalkacak. Yok Vahhabiymiş, yok Selefiymiş, Nakşibendi, Kadiri, Hanefi, Hanbeli, Maliki, Şafi, Şii, Caferi. Yani çok büyük bir fitneye girerler Allah esirgesin. Nur gibi Müslüman hepsi. “La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah” diyen herkesi bağırlarına bassınlar. Yok sakal bırakmamış harama girmiş. Bırak şimdi sen onu, bırak. Bunlar fitneden başka bir şey değil bu devirde, fitne. İttihad-ı İslam en büyük farzdır. Şimdi fitneyi bırakacaklar. İşte senin kaşın şöyle, bunun gözü böyle, senin ağzın şöyle; bunları bırakacaklar. Hepsi birbirini çok sevecek. Hiç fark etmez Caferi, Şii. Hatta Hristiyanların “La ilahe illAllah” diyenlerini şefkatle bağırlarına basacaklar. Musevilerden “La ilahe illAllah” diyenlerini de şefkatle bağırlarına basacaklar ve ittifak edecekler. Çünkü dünyada bir Allahsızlık fitnesi var, dinsizlik var. Yüzde 99’u insanların Allahsız, kitapsız oldu. Bu varken Müslümanların birbiriyle uğraşması çok büyük hata olur. Hele ırk ayırımına dayalı mücadele tam bir kepazelik, rezillik. Tam bir rezalet ırk ayrımı. Hepsi Hz. Adem (a.s.)’ın evlatları. Üstünlük ancak takvayladır. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor “insanların birbirine üstünlüğü ancak takvayladır. Acem’in Arap’a, Arap’ın Acem’e üstünlüğü yoktur” diyor, değil mi? Makedonya ve Arnavutluk’taki kardeşlerimize Allah güç kuvvet versin, sağlık selamet versin, Allah zihinlerini açsın. Etki meydana getirsin, tesir meydana getirsin, güzel hitabet meydana getirsin. Onları konuşturacak olan Allah’tır. Bazıları çıkar ne konuşacağım diye tedirgin olur. Sen ne konuşacaksın? Bir şey konuşmayacaksın. Allah konuşturacak seni. Sen Allah’a kendini bırakacaksın. Allah senin ağzını kullanacak, Allah senin nefesini kullanacak. Sen Allah’a teslim olacaksın, seni Allah konuşturur. Tesiri de Allah meydana getirir. Makedonya, Arnavutluk ve Nemçelileri inşaAllah. Ne diyor Mehteran? “Estergon Estergon yedi krala saray olan Estergon. Biz seni Allah’a emanet verdik ve şimdi almaya geldik” diyor, inşaAllah. Her toplantıda bir Ceddin Deden şart. Bir örnek gösterelim nasıl olacağını görsünler. Bu Kızıl Ordu Korosu’nun söylediği Ceddin Deden’i bir dinleyelim. Kardeşlerimiz her yerde dinlesinler, inşaAllah.
VTR- Mehter
ADNAN OKTAR: MaşaAllah böyle yeri göğü inleteceğiz Allah’ın izniyle. Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Makedonya hatta Avusturya, hepsi Türk-İslam Birliği’nin sınırları içerisindedir ve İtalya inşaAllah. Hepsine sahip çıkacağız. Hristiyan; hiç ellemeyiz, dinine, diline, vatanına, sadece onları korumak ve sadece huzur içinde olmaları, o kadar. Hiçbir şeyine müdahale etmeyiz. Ama ekonomik yönden, siyasi yönden, sosyal yönden her yönden destekleriz, zengin ederiz. Müslümanlığın gani gönüllülüğünü, dostluğunu, sıcaklığını gördüklerinde hepsi Müslüman olacaklar, iyi niyetini gördüklerinde. Cübbeli kafasıyla değil Hz. Mehdi (a.s.) ruhuyla gideceğiz, inşaAllah. Cübbeli kafasında paramparça olur İslam alemi, lime lime olur. Mezheplere bölünür, tarikatlara bölünür. Tarikatlar kendi içinde de bölünür. Bakın Cübbeli kendi cemaati içerisindeki mübarek bir çok alime de tavır almış durumda şu an. İsimlerini tek tek vermeyeyim şimdi. Birçok çok çok büyük alim, ki ceplerinden çıkarır onlar Cübbeli’yi. Yani esamesi olmaz. Bakın cemaatindeki birçok alime çok şiddetli tavır almış durumda. MazaAllah, neüzübillah, o kafa bir hakim olmuş olsa. Bakın Nakşibendilik içerisinde, İsmail Ağa cemaati içerisinde onu bile bölmeye kalkıyor adam, orada bile bölmek. Mehdiyet’te hep bütünleştirme vardır. Hep birleştirme vardır, inşaAllah. Musevilere de sahip çıkacağız, Hristiyanlara da sahip çıkacağız. Gitsin sinagogunda istediği gibi ibadetini yapsın. Tevrat’ın aslıyla onlara hükmedecek inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.). Musevilerin beklediği Kral Mesih, Şilo, Moşiyah, Menahem aynı şahıslardır. Hepsi, tek, Mehdi’dir, aynıdır. Bir tane gelecektir ahir zamanda. Bütün kutsal metinlerde geçer, bütün yazıtlarda geçer. 3 bin yıllık, 2 bin yıllık bütün kaya oymalarında, her yerde yazar. Ahir zamanda, dünyanın son zamanlarında bütün insanları hak dinde birleştiren bir şahsın geleceğinden bahsedilir. Her yerde bu bilinir. İşte Menahem dedikleri Hz. Mehdi (a.s.) denilen şahıs, Şiloh denilen şahıs, Kral Mesih denilen şahıs aynısıdır. Hz. İsa Mesih (a.s.)’la beraber dünyayı cennete çevirecekler, inşaAllah. “Arkadaşım ben inanamıyorum” diyor. İnanırsan güzel ama inanmazsan kaç yazar?
“Adnan Hocam sizi görme şansım var mı?” Şans demeyelim, İslam’da şans yoktur. Ne diyeceksin? Mümkün mü, nasip mi diyeceksin. “Programdan sonra” diyor, Caner Toygar. Bu sevimli Caner, gelsin bu sevimli de görelim. Kitap gönderdiniz mi Caner’e?
ALTUĞ BERKER: Evet inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam. “Hocam kısa yazmak için hemen konuya girmek istiyorum. Yoksa destan yazasım var emin olunuz. Canım Hocam dün bir rüya gördüm. Rüyamda sizin aş evi benzeri bir mekanınız varmış. Bu mekanın mutfağındayız dışarıda masaları var insanlar yemek yiyorlar” Aman Allah’ım. “Efendimiz (s.a.v.)’in evladı olduğu söylenen tanımadığım sarıklı bir zat var. Büyükçe bir tencerede süt var. Bu zat ellerini süte daldırıp bir seferde sütün üzerindeki kaymağını çıkartıyor ve başka bir kaba koyuyor. Hatta bunu ikinci defa yapıyor. Bu kez biraz daha” kısası böyle olursa. İşte güzel yani İslam’ın hakimiyeti ile ilgili, İttihad-ı İslam’la ilgili güzel bir şey görmüşsün sevimli Yasemin.
“Esselamu Aleykum”, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Mübarek Muhammed Adnan Hocam öncelikle yaptığınız hizmetler, sohbetler, filmler şahane. Böyle şahane hizmetler sizin gibi şahane insandan çıkar”, sizler şahanesiniz, inşaAllah. Biz sizin hizmetçiniziz, inşaAllah. “Allah sizden razı olsun. Sizi çok seviyorum inşaAllah. Dua edin Hocam. Ünal Özdemir”. Selam vermediğim herkese Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu diyorum.
“Sayın Hocam şu an da Hz. Mehdi (a.s.) nerede biliyor musunuz? Eğer nerede olduğunu biliyorsanız neden açıklamıyorsunuz? Sanki bazı sözlerinizden bildiğinizi anlıyorum. Cevap verirseniz sevinirim. Zeki Kılıç”. Tamam, söyleyeyim, Hz. Mehdi (a.s.) şu an dünyada. Tabii yerini biliyorum.
“Sevgili Hocam ve arkadaşları Allah bizi onlardan biri yapmayı nasip etsin, inşaAllah. Yeni kanalınız hayırlı ve kutlu olsun, inşaAllah. Sabırsızlıkla bekliyoruz. Selamlar ve saygılar, Talha”. Ama şöyle ulusal kanal olalım yani bir şeyler yapalım, değil mi? Daha büyük bir şeyler olsun.
Risale-i Nurdan bahsediyor kardeşimiz. Diyor ki: “Hocam niye birçok konuyu ezberden anlatmıyorsunuz? Okuyarak anlatıyorsunuz?” Şimdi dünyadaki ilimler o kadar geniş ve o kadar büyük ki bir insanın hafızası dünyadaki ilimlerin milyonda birini alacak durumda değildir. En gelişmiş hafıza bile olsa şu an insanlarda milyonda birini ancak alır. Allah onun için Dabbet-ül Arz’ı gönderdi, yani bilgisayar. Bilgisayardan istifade etmeyip ben ezberden ortaya çıkarım dersen, ne zamanın hocası olmuş olursun? 100 yıl evvelinin, 200 yıl evvelinin, 300 yıl evvelinin hocası olmuş olursun. O devirde adam mecbur, yanında kitap taşıyamıyor, yanında başka bir şey taşıyamıyor. Kütüphanesi onun hafızası olmuş oluyor. Ata biniyor veyahut neyse işte bir vasıtayla köyleri geziyor ve tebliğ yapıyor. Oradaki insanların da kitap okuma imkanı yok. Çünkü matbaa yok, internet yok, televizyon yok mecburen öyle olacak. Hoca geldiğinde bütün ilmihal bilgisinde, fıkıh bilgisinde, genel kültürde her şeyi o hocanın sohbetlerinde alıyorlar. Bu medrese yöntemidir eskiden beri. Ama Allah şimdi ahir zamanı yarattı. Ahir zamanda, Mehdiyet’in olduğu ortamda, deccaliyetle yapılan mücadelede, ezberden deccalle baş etmek mümkün olmaz. Mutlaka Dabbet-ül Arz’ın desteği gerekir, bilgisayarla ve kitaptan okuyarak. Mesela ben Kuran’dan açıp okuyorum, bu çok güvenlidir. Ezberden olsa acaba aklında yanlış kaldı mı diyebilir. Ama okuyarak olduğunda çok etkileyici olur. Ve bizim milyonlarca bilgiye ihtiyacımız var. Dikkat ederseniz çok uç, kimsenin duymadığı bilgileri aktarıyorum. Mesela bakın Cübbeli’ye soruyorlar, Yiğit Bulut’un programındaydı, değil mi? “Evrim hakkında ne diyorsun?” dedi. Adam haşurt huşurt önce bir sakallarını kaşıdı alerji geldi herhalde sakallarına. Veyahut bilmiyorum bir sorun da olabilir. İyi bir kaşıma seansından sonra. “Evrim ne ki?” dedi. İşte bak senin alim dediğin, hoca dediğin adam bu kadarlık işte. Bitti. Evrim ne ki dediğinde deccalin ayağının altında ezilmiş olursun. Bitti. Artık onun alimliği kalmaz. Çünkü deccalin dinini bilmiyor daha. Deccalin dinini bilmeyen deccalle nasıl mücadele etsin? O işte İsmailağa Cami’sinin çevresindeki insanlarını alsın karşısına otursun insanlar, onlara hurafeler anlatsın, kendi kafasında ezberinde olan şeyleri anlatsın. Mesela alenen yanlış söylüyor ama halk o anda fark edemiyorlar. Çünkü kıyas imkanları ve muhakeme ve yargı yapmak için ellerinde bir bilgi olmuyor. Mesela diyor ki; “cismi İsrail” diyor. “Bu ne demek biliyor musunuz?” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın boyu Ben-i İsrail boyunda olacak. o anlamda söylemiştir” diyor. Cisim diyorsun sen Türkçe bir kelime, Türkçe’ye geçmiş bir kelime, cisim. Ama oradakiler dikkat veremedikleri için o geçiyor orada, yanlış olarak geçiyor. Ama bak benden döner. Mesela benim Arapçam yok ama daha konuşmasının içerisinde onu rahatça çıkarabiliyorum. Çok rahat çıkarabiliyorum. Çok zayıf Arapçam, var ama çok flu inşaAllah. Herkesin bildiği kadar diyebilirim, inşaAllah. Dolayısıyla bizim Darwinizm’i ve materyalizmi yıkmadaki gücümüz ve kahredici etkimizin sebebi nedir? Bilgisayardır ve internettir dolayısıyla Dabbet-ül Arz’dır. Biz Dabbet-ül Arz’la kol kola hareket ettiğimiz için bu kahredici üstünlüğü elde ediyoruz. Ne diyor Şeyh Nazım Hocam? “Onu yenecek adam yoktur. Ne yazılı ne sözlü” diyor. En delikanlı olanı gelsin yerle bir ederim. Bak Dawkins deccaliyetin en önde gelen adamlarındandır, farkında değil belki ama öyle savunucusu. Bak adam fellik fellik kaçıyor. Biz Habertürk’e çıktık. Ben önden bizim çocukları gönderdim Habertürk programına. Çocuklar önce güzel bir ince şeyini aldılar. Sonra ben bir çıktım, toz duman oldu ortalık. Dedik ki şu adamları bize getirin. “Adamlar arazide” dediler. Adamlar kapıyı içeriden kilitleyip araziye geçiyorlar. Çıkın karşımıza kardeşim dedik, bir şey yok. Çok nezaketli insanlarız biz, bayağı saygılı davranacağız. Kaçıyor çünkü biliyor dümdüz olacağını. Karşısına göstermelik adam çıkarıyorlar. Sen de haklısın ben de haklıyım, böyle rakı sohbeti gibi. Var ya içerler böyle ileri aşamada birbirlerine evlerini hediye ederler, anahtar sallandırarak. Sen de haklısın, ben de haklıyım. Muhabbet ortamı gibisinden kendilerince. Sarhoş muhabbetine çeviriyorlar. Bıraksınlar bunları. Kaçtıkları yerlere kadar da kovalıyoruz. Banyoya giderlerse banyoya kadar da kovalıyoruz. Bak Papa aldı ne kadar Darwinist varsa, çok özür dilerim ama onlara yağcılık yaptı, çok ayıp yaptı Papa orada. Ne kadar ateist, dinsiz, imansız, varsa topladı. Orada konferansa başladılar. Ben de Oktar’ı gönderdim. Oktar dedi ki: “Selamun Aleykum ben Adnan Oktar’ı temsilen geliyorum” dedi. Adamın yakın çekimlerini keşke gösterebilsek burnundan itibaren bembeyaz oldu adam. Böyle kireç kuyusuna düşmüş gibi. Tansiyonu düştü ölecekti neredeyse, kaçtı. Kürsüden kaçtı. Niye? Hallaç pamuğu gibi atarız da onun için. Mesela Cübbeli’yi çıkarsalar onun karşısına adam pişmiş kelle gibi açılır, tebessüm eder. Yani bayağı keyfi yerine gelirdi. Bu yazan kardeşimiz, “Hocam neden ezberden okuyorsunuz?” diyor, Osman Yıldırım. Hz. Osman (r.a.)’ın ruhaniyetini taşı inşaAllah Osman, yiğit Osman. Şimdi Cübbeli Ağabeyini İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencilerinin karşısına çıkarsak. Hallaç pamuğu gibi atarlar hocanı, paramparça ederler, fikren yerle bir ederler. Yarım saatin içinde acınacak hala gelir. Ondan vazgeçtim, Robert Koleji orta kısım, lise öğrencilerinin karşına geçirelim, on tane öğrencinin karşısına çıkaralım Cübbeliniz böyle pestil gibi ezilir ve acınacak hale gelir. Televizyonda isterseniz canlı yayında yapalım. Ne kadar gariban hale düşeceğini, nasıl perişan olacağını görün. Ama biz çıktığımızda neler olacağını herkes bilir. Dünyada yenmeyeceğimiz adam yok Allah’ın izniyle. Nezaketiyle ve kesin delillere dayanarak. Nitekim gördünüz kaç defa denedik, net netice. Demek ki Osman ezbercilik, hurafecilik iyi değilmiş. Net doğrulara dayalı, belgeye dayalı. Ben mesela burada ezberden hayalinizde canlandırın diyor muyum resmi? “Buyrun size resmi” diyorum. Ezbercilik olsa ben hayalinizde canlandırın diye anlatabilirim. Hayali kullanmıyorum, görsel olarak gösteriyorum size, net belgesini gösteriyorum. Bilgisayarla en zor bilgilere anında ulaşıyoruz ve size sunuyorum. Deccalle hafıza ile baş edilmez, hafızadaki bilgiyle baş edilmez. Deccal hafızadaki bilgiyi kullanmıyor. İnternetin bilgisini, dünya bilgisini kullanıyor deccaliyet. Biz de ona karşı hafızayla çıkarsak olmaz. Yani Allah’ın nimetini terk etmiş oluruz değil mi? Hafızamızda bizim ne kalacak biliyor musun Osman? Hikmet, ben hikmet üstünde dururum. Hikmet verilene çok hayır verilmiştir. Bak Cübbeli Hocanız konuşuyor, bir saat konuşuyor, insanlar ne dediğini anlamıyorlar. Hurafe, hurafe, hurafe, hurafe. Adamların mevcut olan dini, imanı da gidiyor Allah esirgesin. Sakalını kesenlerin hormonları değişiyormuş yeni bir ilmi görüş attı ortaya. Bütün Türkiye’de o zaman sakalını her kesen hormonu değişmiş oluyor. Akla bak da hizaya gel. Böyle inciler saçıyor bir tanesine baktım. Böyle etrafa inci mercan dağıtıyor, etrafına. Tıp alanında da profesör oldu mübarek. Yani hocanızın durumunu görün kardeşim.
ALTUĞ BERKER: Hocam sizin internet sitenizi tanıtıyorum. www.Adnanoktarnedemistineoldu.com Burada Hocam 1300’ün üzerinde söylediklerinizin gerçekleştiği her şey var. Bütün röportajlarınız hatta kategoriler olarak da ele alınmış. Hangi konularda ne kadar çok. Burada Türk-İslam Birliği, Büyük Türk Ordusu, şehitlerimiz, terör konusu hepsi detaylı olarak. Tekrarlıyorum, www.Adnanoktarnedemistineoldu.com inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Aferin maşaAllah. Ne demişti ne oldu.
ALTUĞ BERKER: Bir de kitabınızı tanıtabilir miyim Hocam?“Kıyamet Alametleri” kitabı, inşaAllah. 1400 sene önce Resullullah Efendimiz (s.a.v.)’e Yüce Allah’ın vahyiyle bildirilmiş gelecekle ilgili kıyamet alametleri.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah bayağı güzel.
ALTUĞ BERKER: Resimlerle ve anlatımlarla anlattığınız kitabınız. İnşaAllah bu kitabı sadece kargo masrafını karşılayanlara yayınevi hediye ediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İyi bayağı güzelmiş inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ücretsiz olarak. İnternette, globalkitap.com sitesine kayıt olmaları yeterli olur inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Haydi bakalım. Osman bir de biz olmasak senin cılkını çıkarırlardı kerata. Sana söyleyeyim ben, deccalin elinde paramparça olurdun. Darwinizm, materyalizmi tepe taklak ettik elhamdulillah. Ateist masonluğu da çökerttik. Şu anki rahatlığının kimlerin vesilesiyle olduğundan haberin yok senin, inşaAllah. Yani bir yönüyle tabii ki inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir ekleme yapabilir miyim? Kitabınızı tanıtırken bir de telefon numarası vereyim daha kolaylık olabilir kardeşlerimiz için. 444 444 1 numarasından da temin edebilirler. 444 444 1.
ADNAN OKTAR: Akılda kalacak bir telefon numarası. Herhalde özel yapmışlardır anladığım kadarıyla.
“Selamun Aleykum Sayın Adnan Oktar Hocam”, ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve berakatuhu. “Sizi annemle birlikte severek ve büyük bir ilgiyle izliyoruz ve takip ediyoruz. Allah yolunuzu açık etsin. Yüce Rabbim birliğimizi ve dirliğimizi bozmasın. Rabbim bize Türk-İslam Birliği’ni nasip etsin, inşaAllah. Hocam dualarınızı eksik etmeyin. Hakkınızı helal edin. Allah’a emanet olun. Selamun Aleykum”, Almanya’dan yazmış bir kardeşimiz, maşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve berakatuhu. “Muhammed Adnan Hocam ben Avusturya’dan Cem. Sizin söylemenizle kerata” diyor. Her halde ona bir kere kerata demişim. “Sevgili Hocam Allah izin verirse sizi görmeyi arzuluyorum. Bana bir yol gösterin size nasıl ulaşabilirim. Böyle giderse ben sizin programın maskotu olacağım izin verirseniz. Ellerinizden öperim” diyor Cem. Gelsin bu kerata kimse. Niye çocuğa yol göstermiyorsunuz? Bizim internet adresimizden ulaştıklarında yeterli olmuyor mu?
ALTUĞ BERKER: Olur Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Olur tabii. Ben Kuran’dan size anlatayım.Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Kehf çok önemli. Deccal zamanında, ahir zamanda Peygamberimiz (s.a.v); “Kehf Suresi’ni okuyun” diyor. Deccaliyetin çözümü, inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçekten, Biz ona yeryüzünden sapasağlam bir iktidar verdik” bütün dünyaya hakim ettik diyor.“Ve ona her şeyden bir yol (sebep) verdik”. 2017 tarihini veriyor, ayet. “Gerçekten, Biz ona yeryüzünde sapasağlam bir iktidar verdik ve ona her şeyden bir yol (sebep) verdik”.Şeddeli olarak da 1440 veriyor. Hicri 1440 tarihini veriyor. “O da, bir yol tuttu. Sonunda güneşin battığı yere kadar ulaştı.” Güneş normalde her zaman batar doğar. Güneşin battığı bir yer olmaz. Her yer Güneş’in battığı yerdir. Kuran özel bir şifreyle, özel bir anlatımla, özel bir olaya, özel bir şekilde işaret ediyor. “Güneş’in battığı yere kadar ulaştı ve onu kara çamurlu bir gözede batmakta buldu” Bu da özel, müteşabih, gizli manası olan çok önemli bir açıklamadır. Güneş kara çamurlu bir gözeye batmaz. Güneş’in nasıl battığını Allah zaten anlatıyor Kuran’da, nasıl doğduğunu da anlatıyor. Ama burada bambaşka bir şey anlatıyor. “Kara çamurlu bir gözede batmakta buldu, yanında bir kavim gördü. Dedik ki: "Ey Zu'l-Karneyn, (istiyorsan onları) ya azaba uğratırsın veya içlerinde güzelliği (geçerli ilke) edinirsin". Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Dünyaya iki tane mümin hakim oldu biri Hz. Zülkarneyn (a.s.), biri Hz. Süleyman (a.s.)’dır” diyor. “İki tane de kafir; biri Buhtunnasr, biri Nemrut. Beşinci olarak evlatlarımdan Muhammed Mehdi (a.s.) hakim olacak dünyaya” diyor. Meşhur hadistir bu. Ne demektir bu? Hz. Zülkarneyn (a.s.) kıssasında Hz. Mehdi (a.s.) anlatılıyor demektir. O zaman biz o gözle bakacağız. Zaten ayetin başlaması da hep 80’li tarihleri veren bir üslup içerisinde.
Kardeşimiz diyor ki; bir vatandaştan bahsediyor. Kardeşim bu adamı meşhur etmeye gerek yok. Bu şahıs Amerika’da bir adamı kendisine peygamber ihdas etti. “O benim peygamberim” dedi. Onun peşinden gitti falan. Cins bir tiptir. Şimdi pamuk nine gibi olmuş bir adam yani. Oturup onunla ilgilenmeye gerek yok, inşaAllah. Yani eğer sorun bir şahıs olsaydı ilgilenirdim ama sorun bir şahıs değil. Geçenlerde Cevat Babuna’nın evine gelmiş. Orada benim aleyhime iş çevirmek için toplantı yapmışlar kendi aralarında, kafalarınca. Ben de haber aldım geldiğini. Polis tarafından aranıyordu. Polis apar-topar eve geldi. Bu kaçmış. Sabaha kadar da kaçtı korkudan. Ertesi gün de pır yurtdışına gitti. Şimdi de gelmiyor. Şu an aranıyor zaten, birçok suçtan aranıyor. Onun için şimdi böyle bir tiple beni muhatap etmeye gerek var mı bilmiyorum. Vahim bir durum olursa söylerim, inşaAllah.
“Değerli Müslüman, Habertürk’te sizi dinlerken size karşı bir tavrım vardı. Sonra hata yaptığımı anladım” diyor. Ama çok komik bir kelime kullanmış biz estağfirullah diyoruz. Dangal kelimesini kullanmış kendisi için. “Daha sonra dinledikçe”, haşa estağfirullah “aptallığımın tam farkına vardım” diyor haşa, kardeşimiz. Allah hidayet vermiş kalbini açmış öyle deme kendine. “Hakkını helal et güzel insan. Öyle bir kesime hitap ediyorsun ki muhteşem o kesim. Her kesime, sosyeteye de hitap ediyorsun. Allah’a emanet ol, Ekrem Akdeniz” diyor, maşaAllah. Hitabı da güzel maşaAllah, üslubu da güzel. Ama kendini acayip eleştirmişsin, öyle deme. Hocam bir hata yaptım dersin, yanlış teşhis ettim, yanlış gördüm. Olabilir onda bir hayır vardır, inşaAllah.
Şimdi diyecekler ki Hocam bu 86’daki olayı bize bir anlat diyecekler. Nasıl anlatayım? Anlatırım da şimdi değil.
“Dedi ki: ‘Kim zulmederse biz onu azaplandıracağız, sonra Rabbine döndürülür, O da onu görülmemiş bir azapla azaplandırır’",mesela bak burada da ebcedler var. “Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz". Yani hurafeler, şunlar, bunlar, ağır zincirler değil, özgürlükçü, samimi, Kuran ruhuna uygun bir üslup inşaAllah. “Sonra (yine) bir yol tuttu. Sonunda Güneş’in doğduğu yere kadar ulaştı.” Güneş’in doğduğu yer, her yer Güneş’in doğduğu yer oluyor, değil mi? Burada müteşabih bir anlatım var. Nedir? diyeceksiniz. Nasıl anlatayım? Şimdi olmaz. “Ve onu (Güneş’i), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu. İşte böyle, onun yanında özü kapsayan bilgi olduğunu (veya yanında olup-biten her şeyi) Biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık”, özü kapsayan bilgi, yani hurafeler, zırvalar değil, özlü, net, kesin, ispatlı açık bilgi. Hikmet. Cenab-ı Allah, ne diyor? “İşte böyle, onun yanında”, onun derken aslını ben size açıkça söyleyeyim direkt Hz. Mehdi (a.s.)’a hitap eden bir ayettir. Yani Hz. Zülkarneyn (a.s.) geçmişte olan vaka. Geçmişte olan vaka değil geleceği anlatmak için Kuran anlatır. Yani geçmişi geleceği anlatmak için anlatır Allah. Ve doğrudan Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahseden bir ayet. "İşte böyle, onun yanında özü kapsayan bilgi”, demek ki Hz. Mehdi (a.s.)’da ne olacakmış? Hikmet. Zırva yok, boş laflar yok, hurafe yok; hikmet var. Kısa, özlü, net, gönle, kalbe ve akla hitap eden ispatlı açık bilgi. “Biz (ilmimizle) büsbütün kuşatmıştık”, yani “ben böyle yarattım, bu şekilde yarattım” diyor, Allah. “Sonra bir yol (daha) tuttu. İki seddin arasına kadar ulaştı, onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu”. Bu Türkiye’nin Güneydoğu’suna işaret eden bir ayet aynı zamanda, 2015 tarihini veriyor ebcedi. “İki seddin arasına kadar ulaştı”, yani inşaAllah 2015’lerde PKK’ya net çözüm bulunacağına işaret ediyor, Kuran. “Onların (sedlerin) önünde hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu”. Adamlar normalde, PKKlılar Türkçe bildikleri halde Kürtçe konuşuyorlar, ideolojik nedenle. Ne diyor ayette? “Hemen hemen hiçbir sözü kavramayan bir kavim buldu”, Marksist, Leninist, Stalinist kafada oldukları için söz dinlemiyorlar. Cahil de oldukları için laf anlatmak çok güç. Varsa, yoksa Abdullah Öcalan, Stalinist öğretiler, Darwinist, materyalist düşünce. “Dediler ki: ‘Ey Zu'l-Karneyn” yani Hz. Mehdi (a.s.)’a hitap var. Gerçekten Ye'cuc ve Me'cuc”, o devrin anarşist ve teröristleri, o devrin PKK’sı. “Yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyorlar” anarşi ve terör çıkarıyorlar “Bizimle onlar arasında bir sed inşa etmen için sana vergi verelim mi?" Yani maddi katkıda bulunalım mı? “Bunlar azgınca devam ediyorlar bu mücadelelerine” diyorlar. “Zu'l-Karneyn dedi ki: ‘Rabbimin beni kendisinde sağlam bir iktidarla yerleşik kıldığı (güç, nimet ve imkan), daha hayırlıdır”, “benim paraya ihtiyacım yok” diyor. “Madem öyle, bana (insani) güçle yardım edin”. Yani “toptan bana destek verin” diyor. “Benim manevi desteğe ihtiyacım var yani insan desteğine ihtiyacım var. Bana köşkler, paralar, yiyecekler. Ben bunu istemiyorum. Benim böyle bir talebim yok. Benim talebim bana bu kitlenin, bu insan topluluğunun tamamının yardım etmesi” diyor. “Sizinle onlar arasında sapasağlam bir engel kılayım", sapasağlam, ne demek? Bir daha asla olmayacak anlamına geliyor, mümkün değil. Hz. Mehdi (a.s.) PKK’ya karşı tedbir aldığında; tedbir alır mı sence?
ALTUĞ BERKER: Tek kelime söylemez bile, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Olmaz ki, olmaz ki. Sıkıysa yapsınlar, böyle bir olay olmaz.
ALTUĞ BERKER: Hocam Talu Hocamız’ın resimleri vardı.
ADNAN OKTAR: Bakayım mübarek Hocam’a.
ALTUĞ BERKER: Bir gönüllü kardeşimiz kendisine kitap hediye etmiş. Beraber resim çektirmişler.
ADNAN OKTAR: Elinden, yüzünden nur akıyor Hocamız’ın maşaAllah. Alim işte Hocamız’dır. Geliyorlar bana fetva soruyorlar. Diyorlar ki, Hocam şu konuda, bu nedir? Kardeşim fetva alime sorulur, değil mi? Ben alim miyim? Öğrenciyim ben, talebeyim. Hocamız Türkiye için değil, Balkanlar ve Ortadoğu’nun en büyük müceddidi ve müçtehididir söyleyeyim. Yani varsa üstüne alim bana getirsinler. Fetva alimi olarak, varsa üstüne getirsinler. Mehmet Talu Hocamız’a bir konuda soru sorduğunuzda verdiği cevaba kalbiniz tam mutmain olacak. İkinci bir kişiye sormaya gerek yok. O fetva verdiğinde tamamdır, inşaAllah. Hocamız aynı zamanda Milli Gazete’de de yazardır. Çok güzel bir köşesi var, oradan nur saçar. Yıllardan beri yazar. Çok eskiden beri yazar. Milli Gazete’nin süsü, güzelliğidir maşaAllah, inşaAllah. Aferin delikanlıya. Hocamız Mahmut Hocamız’ın yetiştirdiği güzel güllerden bir tanesidir. Artık düşünün Mahmut Hocamız’ın yetiştirdiği insan böyleyse Mahmut Hocamız nasıldır artık düşünün, değil mi? Ama bazen gül bahçesinden başka şeyler de çıkar. Onları biz esas almayız. O kadar muhteşem alimler var ki Mahmut Hocamız’ın yetiştirdiği, her biri ayrı bir müceddidtir, müçtehittir. Diyorum; Cübbeli’nin onların yanında esamesi okunmaz. Esamesi okunmaz. Ama hayrettir Allahualem hasedinden, o mübareklere olmadık laf söylüyor, hayrettir, Cübbeli. Bakın bölünme ruhunun şiddetini görüyor musun? Değil Müslümanları kucaklamak, Caferileri, Şiileri, Alevileri, Bektaşileri kucaklamak, Hanefi oldukları halde, Nakşibendi oldukları halde, aynı cemaatte oldukları halde orada bile adam iş çıkartıyor. Olmadık laflar ediyor bir çok alimin hakkında. Allah hidayet versin ne diyeyim. Allah aklını fikrini artırsın. Tekrar söylüyorum fetva için Hocamdır, bana fetvada soru sorarsanız olmaz. Alim varken cahile soru sorarsan bu olmaz. Öğrenciye soru sorulmaz, alime sorulur. Fetva alimidir Hocamız. Ellerinden öpüyorum Hocamızın, selamlar ediyorum inşaAllah. Mahmut Hocamız’a da Allah uzun ömür versin, sağlık, sıhhat versin, maşaAllah. Cuma namazlarına çıkıyor çok hoşuma gidiyor ben bakıyorum maşaAllah. Güzel tedbir de alıyorlar Hocamıza. Sağlık, sıhhat içinde gördükçe insana neşe geliyor, sevinç geliyor inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız’a da dua etsinler. Allah onun da ömrünü uzun etsin. Bu son nesil çok önemli. Bu son nesil başımızdayken İslam’ı dünyaya hakim edelim. Bakın Allah vermesin şu on yirmi yıl çok kritik. Bak Sungur Ağabey için de öyle, Mahmut Hocamız için de öyle, Şeyh Nazım Hocamız için de. Var gücümüzle gayret edelim onlara bu güzelliği gösterelim. Onlar başımızdayken. Çünkü Allah vermesin bakın bu son nesil gittiğinde muazzam bir boşluk olacak. Bunu düşünsün insanlar. Seyit Salih Özcan Hocamız. Hep bak 70-80 yaşında insanlar. Bu bizim için çok büyük bir nimet. 570 senesine olayı erteleyenler Büyük Ortadoğu Projesine bilmeden hizmet ediyorlar. Ve bilmeden şeytana hizmet ediyorlar. Hayır geciktirilmez. Hayırlı bir şey geciktirilmez. Türk-İslam Birliği hayırlıdır, geciktirmek şeytani olur. Hemen onlar başımızdayken bu güzelliği görelim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam Cumhurbaşkanı Gül’ün İran ziyaretinde Ahmedinejad: “iki ülke ilişkilerini derin, kalıcı ve kardeşçe olduğunu niteleyerek Türkiye’nin başarısını kendi başarımız olarak görüyoruz” demiş. İki ülke arasındaki dış ticaret hacminin 30 milyar dolara yükselteceğini açıklamış. Ayrıca “nükleer görüşmelerin İstanbul’da yapıldığını hatırlatarak bölgesel sorunların çözümünde Türkiye’nin merkez haline gelmesini memnuniyetle karşılıyoruz diyerek bu gelişmenin İstanbul’da yapılıyor olması bile başlı başına bir başarıdır” demiş.
ADNAN OKTAR: Ahmedinejad çok mübarek bir insan. Bak geçen günler yine Hz. Mehdi (a.s.) müjdesini verdi. Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğini ve İslam’ın dünyaya hakim olacağını söyledi. Sık sık söylemesini rica etmiştim. Sık sık da söylüyor. Yine buradaki üslubu da çok efendice ve şefkatli ve sevgi dolu. Bak Sünnileri bir kısım Caferiler ve Şiiler direkt kafir olarak görürler. Bir kısım Sünniler de, fitneci bir kısım Sünniler de Şii ve Caferileri doğrudan kafir olarak görürler. Bak bu mübarekler bu fitneyi ortadan kaldırıyorlar işte. Niye kafir olsun? La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah, diyor mu? Diyor. Beş vakit namazını kılıyor mu? Kılıyor. Aynı kıbleye dönüyor musun? Dönüyorsun. Aynı Peygamberi seviyor mu, bütün Peygamberleri seviyor mu? Seviyor. Cennete, Cehenneme inanıyor, kadere inanıyor, Allah’ın Kitaplarına inanıyor. Nedir zorun? Bu ne azgınlıktır, bu ne çılgınlıktır? İşte Mehdiyet devrinde bu fitne, bu bela kalkacak. Ahmedinejad kendisini Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesi olarak görüyor. Abdullah Gül de, Cumhurbaşkanımız da çok efendi, mazlum bir insan, görüyorsunuz zaten benim söylememe gerek yok. Çok nezaketli bir insan. O da Müslümanların birbirini sevmesini ve fitnenin ortadan kalkmasını çok isteyen bir insan. Tayyip Erdoğan Beyefendi de öyle, Başbakan. Bütün Türklük alemini, İslam alemini birleştirmek için canla başla gayret ediyorlar. Ahmedinejad da en çok isteyenlerden birisidir. İran’ın yarısı yaklaşık Türk’tür biliyor musunuz? Tabii en az yarısı Türk’tür. Canı gönülden Türkleri severler, Türkiye’yi severler. Zaten bizim için Türk, Kürt, Çerkez, Laz fark etmez. Hepsi Hz. Adem (a.s.)’ın evlatları. Takvada üstünlük esastır. Ama muazzam bir güzellik var. Mesela Hafız Esad’ın oğlu Beşir Esad o çok efendi o maşaAllah. O babası gibi değil MaşaAllah.
SUNUCU2: Bizi yarın 22:00’dan itibaren Tv Kayseri, Samsun Aks, Mavi Karadeniz Radyo, www.Harunyahya.Tv den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: O zaman ben bir ayet okuyayım inşaAllah. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Tevbe Suresi 128. “Andolsun” yemin ediyor Allah, “size, içinizden sıkıntıya düşmeniz onun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere pek dikkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir” bir Mehdi gelmiştir. Bir elçi gelmiştirin ebcedi 1990 tarihini veriyor. Peygamberimiz (s.a.v)’e hitap eden bir ayettir. Ahir zamana bakan şekliyle Hz. Mehdi (a.s.)’a işaret ediyor. Yunus Suresi 2. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İçlerinden bir adama: insanları uyar”, o da 2002 tarihini veriyor, ebcedi.
Güncel Yorumlar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...