SUNUCU:İyi akşamlar, sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Samsun Aks, Tv Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Kaçkar Tv, Mardin Kanal 47, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo ve Uşak Egem Tv’den, canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Asilimiz, buyrun Hocam.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Sayın Cumhurbaşkanı’nın, İran gezisi vardı. Orada Ahmedinejad ile görüşmüştü. Onun dışında, dini lider Hamaney ile de bir araya gelmiş. Hamaney, Türkiye’ye övgüler yağdırarak, “düşman alemine karşı, İslam ülkelerine, bir ve beraber olmaya davet etmiş.” Hamaney yaptığı konuşmada, “İslam dünyasındaki tüm politikalar ve yönetimler, birlik ve beraberliği arttırmaya yönelik olmalı” demiş. “Yabancı düşmanların bölücü tertiplerine karşı birlik olmak, İslam dünyasının en önemli meselelerinden biri olmalı. Düşman, bölgeyi bölmek için sürekli tertip peşinde, İslam dünyası düşman tertipleri karşısında, birlikte mücadele etmeli” demiş Hocam. İttihad-ı İslam’ın aciliyetine dikkat çekmiş.
ADNAN OKTAR:Artık ne diyeyim? Aynısıyla Allah gösteriyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı, “Müslüman ülkelerinin birlikte hareket etmesini” söylüyor. Bu nedir? İttihad-ı İslam’dır. Türk İslam Birliği’dir, çok açık maşaAllah. Ne diyorsak çıkıyor ve çıkmaya da devam edecek. Bir dahaki sene daha da güçlenecek, bir dahaki sene daha da güçlenecek, en sonunda “Hocam” diyecekler, “hayrettir maşaAllah, dediğiniz aynısıyla çıktı” diyecekler inşaAllah. Ama asıl olan ahirettir tabii, ahirette asıl, sonsuzluk yurdu esastır. İslam dünyaya hakim olacak tamam ama çok kısa sürüyor. Sonra yine bozulma olacak, yine arkasından kıyamet geliyor inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yurt içinden de İslam Birliği sesleri yükseliyor Hocam. Yeni Asya Gazetesi’nden Ahmet Battal kardeşimiz, “Mısır, Türkistan, Hindistan gibi bazı ülkelerin, Türkiye gibi bir okula ve ağabeye ihtiyaç duyduğunu” vurgulayarak, “Araplarla Türklerin, ittihad ederek birleşmelerinin, yardıma muhtaç durumda olan diğer tüm ülkelere yardımcı olmaları için şart olduğunu” vurgulamış.
ADNAN OKTAR:İttihad ile Mehdiyet iç içedir. Yaklaşık yüz yıldan beri sürekli ittihad söylenir. Bediüzzaman zamanında da söyleniyordu ittihad, sürekli talep edilen bir konudur. Mehdi (a.s) olmadan, mümkün değil, imkansız. Bediüzzaman, çok yoğun gayret etmiştir İttihad-ı İslam için o zamanda. Şam’da Emevi Camii’nde konuşmalar yaptı, başka yerlerde konuşmalar yaptı, alimler geldi gitti ve hiçbir şekilde İslam aleminde bir kıpırdama olmuyor. Çünkü Mehdi (a.s), çözüm odur. Mehdi (a.s) çıktığında, “İttihad-ı İslam oluşsun mu, oluşacak mı” öyle bir konu olmaz. Oluşur ve konu biter inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Faslı kardeşlerimizin Türkiye’ye özel bir sevgisi ve ilgisi varmış Hocam. Zaman Gazetesi’nde Kadir Dikbaş’ın yazdığı bir haberde; ülkelerimiz arasında vize olmaması nedeniyle, geliş gidişler de oldukça sıkmış. Fethullah Gülen hareketinin Orta Asya’dan sonra ilk açtığı okul, Fas’ta olmuş. Şu anda şehirde on tane Türk okulu bulunuyormuş ve hem devlet yetkililerinin, hem de halkın, bu okullara büyük bir sevgisi ve ilgisi varmış. Ayrıca Türkiye’den giden Hira adındaki dergide, Faslı aydınlar arasında çok popülermiş ve birçok Faslı aydın bu dergiye makale yolluyorlarmış.
ADNAN OKTAR:İşte o da, İttihad-ı İslam’ın bir kolu olmuş oluyor, Fethullah Hocamız da zemin hazırlamış oluyor. Ciddi bir şekilde zemin hazırlıyor hem de, herkes dört koldan İttihad-ı İslam’ın zeminini hazırlıyor. Ama anahtar Mehdi (a.s)’dadır. Yani istediği kadar hazırlansın, istediği kadar okullar açılsın, toplantılar yapılsın, konferanslar yapsınlar, ne yapılırsa yapılsın, Mehdi (a.s) olmadan, mümkün değildir İttihad-ı İslam. Bir deneyelim, bakalım oluyor mu, denesinler, olmaz. Bin kere denesinler, yine olmaz. Tek çözüm Mehdiyet’tedir inşaAllah. Mehdiyet’i örtbas etmeye çalışanlar, sonunda çok mahcup olacaklar.
ALTUĞ BERKER:CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, aralarında Soner Yalçın’ın da bulunduğu, dört OdaTv yöneticisinin gözaltına alınmasını eleştirerek, “iddia edilen Ergenekon terör örgütünün, hayali bir yapılanma olduğunu” ifade etmiş. Konuşmasında, “Suçlama Ergenekon terör örgütüne üye olmak, bu örgüte nasıl üye olunuyor? Bir türlü çözemiyorum, nerede bu örgüt? Gidip üye olacağım ama yok ki böyle bir örgüt” ifadelerini kullanmış.
ADNAN OKTAR:Sayın Kılıçdaroğlu, çok aklı başında bir insan, böyle bir sözü niye söyledi, tabii onu bir düşünmek lazım. İddia edilen Ergenekon terör örgütü, yeni bir örgüt değil ki, 150 yıllık bir örgüt. Bu kadar aydını, yüzbinlerce insanı kim katletti o zaman? Bize açıklasınlar. Desinler ki, Nihat Erim’i, Uğur Mumcu’yu, Bahriye Üçok’u, Paşalarımızı, Başbakan Nihat Erim’i, Başbakanlık yaptı Nihat Erim, çekti, vurdular. Bu kadar insanı sistemli olarak sürekli katleden, şehit eden sistem neydi? Neden zınk diye durdu? İddia edilen Ergenekon terör örgütüne yönelik operasyon yapıldıktan sonra, faili meçhul cinayetler durdu. Şimdi neden devam etmiyorlar? Madem böyle bir örgüt yok. Böyle bir örgüt var. İddia edilen Ergenekon terör örgütü, adamlar kendileri koro halinde söylüyorlar. Yani felsefi yapılanmasını, örgütsel yapılanmasını, adamlar kendileri açıklıyorlar zaten. Ve eylemle ortada. “Biz Türkiye’yi yirmi ikiye böleceğiz” diyorlar. “Üç milyon insanı, bir gecenin içinde katletmeyi, şehit etmeyi düşündük” diyorlar. Dine, imana, mukaddesata karşı bir yapılanma ve PKK’yı oluşturan bir yapılanmadır. Birçok terör örgütünü bunlar meydana çıkartmışlardır. “Türk Birliği’ni sağlayacağız” diye gittiler Türk devletlerine, orada akıl almaz fitne rezillikler, kepazelikler çıkarttılar. Adamlara yaka silktirdiler adeta ve hiçbir şekilde adamlar, “bu adamları görmek istemiyoruz” dediler. Dolayısıyla bunun anlaşılmayacak bir yönü yok. Fakat Sayın Kılıçdaroğlu’nun hangi şartlar içinde olduğunu biz bilemeyiz. Mesela özel bir sohbet olmuş olsa, tek başına konuşulmuş olsa, dışarıya hiç bilgi gitmeyeceği kesin olmuş olsa, aynı görüşte olur mu? Bence aynı görüşte olmaz. Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu dese ki; “ben iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşıyım”, bir hafta sonra kaseti çıkar. Veyahut bir suikast, veyahut bir olay veyahut bir anda tahmin etmediğimiz olaylar. Nitekim daha önce Deniz Baykal’da, gidişat olarak; Deniz Baykal ne diyordu? İddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı ortalıydı, karışmıyordu pek o kadar. Hatta biraz da, “bu mahkemelerin durumu nedir” gibi buna benzer sözler ediyordu. Ama çıktı dedi ki; “ben Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’i çok seviyorum” dedi. “Size anlatayım Hz. Muhammed (s.a.v.)’i, İslam’ın gerçeğini anlatayım, Kuran’ın gerçeğini anlatayım” dedi. Vay sen misin diyen, tak kaset devreye çıktı, hemen alaşağıya edildi. Ve en hafifiyle karşılık verdiler bence. İyi ki canına kastetmediler. Şimdi liderler yalnız işte bunu söylüyorum, dün de söyledim, daha önce de söyledim. Liderler yalnız. Mesela Deniz Baykal’ı çok iyi koruyan, kollayan bir ekibi olmuş olsa, kaseti bölüp atardı. Kimse de muhatap dahi olmazdı. Ama baktık, Vatan Gazetesi, Aydın Doğan’ın yayın organları, sürmanşetten verdiler, sekiz sütuna manşet. Cübbeli’de niye vermiyorsunuz? Veyahut başka bir şeyi oluyor Cübbeli’nin, başka bir olayı oluyor, mesela bir demeci oluyor, bir konuşması oluyor, onu vermiyorsunuz, onda onu koruyorsunuz. Demek ki işinize geliyor. Ama Deniz Baykal’da olduğunda, sürmanşetten veriyorsunuz, sekiz sütuna manşet. Şimdi bunda bir acayiplik var. Onun için Kılıçdaroğlu’na da ciddi anlamda sahip çıkan esaslı bir kitle olmuş olsa, bence üslubu değişir. Yani tamamen değişir üslubu. İslam’a bakışı, Kuran’a bakışı, hepsini gürül gürül söyler, konuşur. Deniz Baykal bir çarşaflı hanımlarla ilgili bir konuşma yaptı yani çarşaflı hanımları koruyan bir üslup kullandı, CHP birbirine girdi. Olaylar çıktı, büyük hadiseler çıktı. Deniz Baykal’ın suçu nedir biliyor musun? Sadece Allah’ı, Kitap’ı, Kuran’ı, Peygamberimiz (s.a.v.)’i savunmasıdır. Onlara göre suçu. O yüzden bu olay meydana gelmiştir. Başka bir konu yok. Bir de başörtülü, çarşaflı kadınlara karşı savunur bir üslup kullanması. Mesela Kemal Kılıçdaroğlu Beyefendi geçenlerde, başörtülü hanımları savunan bir konuşma yaptı, yer yerinden oynadı ve yalnız bıraktılar hemen. Kardeşim orada gök gibi gürleyecek adamlar olması lazım. “Tabii konuşur, niye konuşmasın, biz Genel Başkanımızın sözlerine sonuna kadar sahip çıkıyoruz, yanındayız” demeleri gerekir bazı kişilerin. İşte böyle diyen ekip yok. Yalnızlık olunca da işte bu tip demeçler, bu konular ortaya çıkıyor. Sahip çıkmak lazım yani iyi sahip çıkılması lazım. Konu bu, İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, Sayın Kılıçdaroğlu sizin söylediğiniz yönde politikalar uyguluyordu. Söyledikleriniz sizin 1300’ü aştı,” Ne Demişti Ne Oldu” internet sitesinde de görebilirler kardeşlerimiz. Mesela dünkü bir haber bu; Kemal Kılıçdaroğlu, “solun, dine karşı olduğu algısını yıkmalıyız” dedi Zaman Gazetesi ziyaretinde. “Bu algıyı değiştirmeye çalışıyoruz, solun dine karşı algısını. Sadece ekonomik program farklılıkları vardır, dindarlığımız vardır” demişti. Siz önce Mayıs 2010 yılında, şöyle demiştiniz Hocam; “Benim gördüğüm Kılıçdaroğlu Beyefendi, daha bu görünümünü pekiştireceğini tahmin ediyorum” dediniz hocam. “Göreceksiniz daha da arttıracaktır, dindar yönünü daha çok memleketimize gösterecektir” dediniz.
ADNAN OKTAR:Şehit cenazesine gitti, orada Fatiha okudu, Allah’a dua etti halkla beraber. Bu yeterlidir zaten, burada bir ölçü göstermiş oldu, bir tavır göstermiş oldu. Buna benzer çok fazla güzel tavrı oldu, hoş tavrı oldu. Ama yalnız oluyorlar. Bu çok önemli, altını çizerek söylüyorum yalnız oluyorlar. CHP’nin içinde kuşatma olabiliyor. Yani kuşatmaya müsait adamlar var. Acayip adamlar var. Başka partilere de sızıyorlar ama CHP’ye daha da fazla sızıyorlar. Şimdi kimin ne olduğu da belli olmuyor değil mi? Hani derler ya “kim vurduya gitme” Yani o tip bir ortam, her an sezilebiliyor. O yüzden bütün liderlere iyi sahip çıkmak lazım. Mesela rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’na çok iyi sahip çıkılmış olsaydı, bambaşka olurdu. Ama oradaki gelişmelere baktık, sonraki gelişmelere de baktık, sahip çıkma olmamış. Yani arama kurtarma çalışmalarında, şurda burda gördük değil mi? Mesela koskoca Başbakan Nihat Erim, Başbakanlık yapmış bir insandı. Hatırladığım kadarıyla plaja gitmişti, tatil köyünün kapısında çekti vurdular. Yanında koruması olsa, çok titiz davranılsa olur mu? Yalnız bırakılmış. Adamlar çekip vuruyorlar. Mesela Uğur Mumcu, ünlü bir yazar, mutlaka bir koruması olması gerekirdi. Tek başına iniyor arabadan, biniyor, bu olaylar meydana geldi. Daha açık söyleyecek olursak, özellikle liderlerin her türlü tehlikeye karşı ve her türlü baskıya karşı, çok titiz korunmaları gerekiyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam, 11 sene önce Süleyman Demirel’i ziyarete gitmiştik, arkadaşlarımızla. Güzel müspet konuşmalar yapmıştı zatıalinize de yönelik. Şunu söylemişti; “bu sizin Hocanıza müthiş sadakat ve vefanızın incelenmesi, araştırılması lazım” demişti.
ADNAN OKTAR:Süleyman Demirel yamandır maşaAllah.
İddia edilen Ergenekon terör örgütü, Türkiye’nin kabusudur. Türkiye’nin kabusuna karşı olmayan bir zihniyete halk, tedirgin bakar. Hatta dehşet hisleri duyabilir. Yani bir düşün, psikopat bir katil ve deli bir katil, birçok çocuğu, insanı öldürmüş, elini kolunu sallayarak evine girmiş, sofrada sırıtarak oturuyor. Adam da diyor ki;” bu çok iyi bir adamdır, sen yanlış anlama” diyor. Adamın elinde de bıçak var, psikopat psikopat bakıyor. “Hiçbir şey yapma sen, çok rahat ol, git uyu, rahat işine bak” diyor. Şimdi iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı ılımlı bakanların konumu bu olur, anlamı bu olur. Türkiye’nin kabusuna net tavır almayan bir insana karşı Türkiye tavır alır. Yani sırf bu nedenden bile AK Parti ezer geçer söyleyeyim yani sırf bu nedenden, başka bir şeye gerek yok. Yani millet can derdinde kardeşim. Oturup, ekonomi falan bırakın bunları, öyle bir derdi yok bizim milletimizin. Maneviyat bir, can derdi iki. Can azizdir. İddia edilen Ergenekon terör örgütü, “Türkiye’yi yirmi ikiye böleceğim” diyor. Türkiye’de bir tane adam kalmaz, yirmi ikiye bölmek ne demek? “3 milyon kişiyi, bir gecenin içinde katledeceğiz” diyor adamlar ve “ihtilal yapacağız” diyorlar. Bu ne demektir? İç savaş demektir. Kan gövdeyi götürecek demektir. “Camileri bombalayacağız” diyor. Tam anlamıyla dehşeti sunuyor ortaya. Adamlar bunu yapmadı mı? Yaptı, ispat ettiler. Yani iddia edilen Ergenekon terör örgütü hayali bir yapılanma değil ki. Yüz binlerce insanı şehit etmiş. İkinci Abdülhamid döneminde bile vardı bunlar. Abdülaziz döneminde de vardılar. Yani yeni bir yapılanma değil ki bunlar. Darwinist, materyalist, ateist, komünist bir yapılanmadır ve şeytani bir örgüttür. “Yok” demeyle nereye varılır kardeşim? İstediğin kadar yok de. Var. Bir de mahkemelere saygı duymak lazım. Eğer suçsuzsa kişi, ben zaten tutuklu olanlar, yargılananlar, iddia edilen Ergenekon terör örgütü mensubudur demiyorum ki. Belki hiçbiri değildir. Belki hepsidir. Belki yarısıdır. Biz bilemeyiz. Yargılamanın sonucunu beklesinler değil mi? İnşaAllah. Ama bu örgüt şu an, halen faaliyet halinde. Kardeşim ben bizzat kendimizden biliyorum. Beni emniyete götürdüler, kanıma, yiyeceğime adamlar, kokain enjekte ettiler. Kim yaptı bunu? “Hayali.” Kardeşim bunun soruşturması bile yapılamadı. Madem iddia edilen Ergenekon terör örgütü yokmuş, o devirde neden üstüne gidilmedi bu olayın o zaman değil mi? Emniyetin içine kokaini kim soktu? Benim yiyeceğime kokaini kim kattı araştırılabildi mi? Araştırılamadı. Çekindikleri için araştırmadılar. Sayın Erbakan Başbakan iken, küstahlık yapan çakallar oldu Başbakan’a. Terbiyesizlik yapan, küstahlık yapan çakallar oldu. Kendilerini biliyorlar. Bu cesareti nereden aldılar peki? Madem böyle bir örgüt yokmuş. Odasına kadar girip, terbiyesizlik yapan çakallar, bu cesareti nereden alıyorlar, bana bir anlatın bakayım. Şimdi neden yapamıyorlar? Faili meçhuller geceli gündüzlü devam ediyordu, şu anda da devam etmesi gerekiyordu. Zınk diye durmasının başka bir açıklaması var mı? Onun için ben, Kılıçdaroğlu’nu bir kenara koyuyorum. Ben o insana karşı şefkat duyuyorum, saygı duyuyorum. Ben o ifadeleri ne zaman geçerli bulurum biliyor musunuz? Tam güvenliği sağlanırsa. Yani arkasında güçlü bir yapı olursa, o zaman inanırım. Ben Deniz Baykal’ın konumunu gördükten sonra, ben bu konuya inanmam. Yani öyle efendi bir insan, öyle saygılı bir insan bir kalemde, bir seferde bu hale getiriliyorsa, unutuldu gitti neredeyse Deniz Baykal, ki Türkiye’ye damgasını vurmuş, çok önemli tarihi simalardan birisidir. Çok önemli bir insandır. Bir anda unutuldu. Çevresi olsa, koruyanı kollayanı olsa böyle bir şey olur muydu? Sahip çıkanı olsa böyle bir şey olur muydu? Olmazdı. Onun için iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı, devletin var gücüyle, kim ne derse desin yüklenmesi gerekir. Sonuna kadar devletin yanındayız. Polisin yanındayız, savcıların, hakimlerin yanındayız. Adalet konusunda acıma olmaz. Adalette acıma olduğunda, adalet kalkar. Yani mutlaka gereğinin yapılması lazım. Sonuna kadar gidilmesi lazım. Operasyonlar nefes almadan devam etmesi gerekiyor. “Aman dinlendirelim” de olmaz. Sonuna kadar gidilmesi gerekir. Kim olursa olsun.
ALTUĞ BERKER:Dünkü haberlerde de vardı Hocam, “genel seçim öncesi PKK’nın üst yapılanması, KCK’nın ülkede, karmaşa çıkartacak planlar yaptığı belirlenmiş. Bu planlara göre, Cemevleri’nin bombalanarak, mezhep çatışması yaratılması, Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı Güneydoğu illerinde, sokak eylemlerinin tırmandırılması, partilerin il ve ilçe teşkilatlarının işgal edilmesi hedefleniyormuş. Eylemlerin başlangıç tarihi olarak, Öcalan’ın yakalanış tarihi olan 15 Şubat seçilmiş.” Ergenekon ile PKK ilişkisini de, siz söylemiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:O kadar komik ki, yani eli kanlı bir katile “bu tertemiz masum bir insan demek” gibi. Elinden kan damlıyor iddia edilen Ergenekon terör örgütünün, ellerindeki kan kurumadı, adamlar temize çıkartmaya çalışıyorlar. İnanılır gibi değil yani kabus gibi. Bıraksınlar bunları. İddia edilen Ergenekon terör örgütü hakkında bilgisi olan her vatandaş, sürekli devlete yardımcı olsun, polise yardımcı olsun, savcıya yardımcı olsun, devlete var gücüyle vatandaşlar destekçi çıksınlar. Bu pislik temizlenmeden, milletin rahat etmesi diye bir konu yok. İddia edilen Ergenekon terör örgütü, millete tepeden bakan, küstahlardan oluşuyor. Küstah, milleti beğenmeyen, Darwinist-materyalist, milletin inançlarıyla haşa alay eden, taş kafalı, odun kafalı avanaklardan oluşuyor. Ve cinayeti de mübah gören, cinayeti makul gören, bir ibadet gibi gören cinayeti, ahmaklar ordusu, alçaklar ordusu, başka bir açıklaması yok. Hani siz milliyetçiydiniz. Türkiye’yi yirmiikiye bölmeye kalkıyorsunuz siz. Üç milyon Türk milliyetçisi, mukaddesatçı, Müslüman kardeşimizi fişlemişler. Alevilerden ne istiyorsunuz? Bektaşilerden ne istiyorsunuz? Müslümanların ileri gelenlerinden ne istiyorsunuz? Alimlerden ne istiyorsunuz? Beni de fişlemişler, listeye almışlar. Her tarafınız liste olsa kaç yazar sizin? O listeyi yediririm ben size, hap gibi teker teker.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Şevket Eygi Hocamız, Müslüman kadınlarla ilgili bir yazı yazmış. Yazısında; son derece modern bir hayat yaşayan ve başı açık olan, ancak beş vakit namaz kılan birçok iffetli Müslüman hanım tanıdığını, ancak başı kapalı olup, iffetine dikkat etmeyen de birçok Müslüman kadın olduğunu vurgulamış. Ayrıca birçok saliha kadının, salih olmayan erkeklerden çok daha üstün olduklarını da” belirterek, üstünlüğün takva ile olacağına dikkat çekmiş.
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyor Hocam. Helal olsun Hocama. Ben Mehmet Şevket Eygi Hocam’ı acayip seviyorum. Çok müspet buluyorum. Tam Osmanlı Beyefendisi. Kalmadı böyle beyefendi, çok azdır yani Osmanlı Beyefendisi. Hem İstanbul Efendisidir, hem Osmanlı Beyefendisidir, şahane insandır maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Anayasa Mahkemesi Başbakanı Sayın Haşim Kılıç; “Yargıtay ve Danıştay Başkanlığı’nın, bugüne kadar yargıdaki sorunlar ve tıkanıklarla ilgili, çözüme yönelik hiçbir görüşme ya da girişimlerinin olmadığını, yüksek yargının aslında bugüne kadar uyumaktan başka bir şey yapmadığını” ifade etmiş. “İdeolojik yargının halkı perişan ettiğini” belirtmiş. Emekli Yargıtay Savcısı Ahmet Gündel de, “bu açıklamaların son derece yerinde olduğunu vurgulayarak, dosyaların tutukluluk durumu incelenmeksizin bekletildiği ve insanların cezaevlerinde perişan olduklarını” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Yargıda bir bozukluk olduğunu, biz eskiden beri söylüyoruz. Onu üç yıl öncesinde söylemiştim. Ve dedim ki; “iddia edilen Ergenekon terör örgütünün en güçlü yapılanması, yargı içerisindedir” dedim. İki yıl sonra dediğimin doğru çıktığını gördünüz. En güçlü yapılanma oradadır. Çünkü dokunulamayan bir alan. Teknik takip yapılamıyor, telefon dinlemesi yapılamıyor, ifadesini alamıyorsun, vatandaşta öyle bir konu yok ki kardeşim, istediğin gibi dinlersin. Nitekim de dinlesin yani dinlenecek tabii öyle olacak ki, güvenli bir ortam olsun. Beni dinleme, seni dinleme, beni takip etme, seni takip etme, polis nasıl faaliyet yapsın? Olur mu öyle şey? Sen kendine güveniyorsan, ne güzel işte takip ediyorsa senin lehine. Can güvenliğini korumuş olur. Telefonda da edepli konuşuyorsan, ne güzel. Ne çekiniyorsun?
Ahmet Uşaklı. “Muhterem Adnan Oktar Beyefendi. Bir zamanlar aleyhinizde yapılan karalamalar ve iftiralara kapılarak aldanarak, şu günahkar da, bazı dostlarla aleyhinize konuşmuştu. Şimdi ben tövbe istiğfar ediyorum ve sizden helallik diliyorum.” Helal olsun. “Beni affedin.” Estağfirullah, Allah affeder, bizim ne haddimize. “Duanıza muhtaç çok kusurlu kardeşiniz, Ahmet Uşaklı.” Cennet kardeşiyiz inşaAllah, Allah’ın izniyle.
“Selam.” Aleykum Selam. “Sayın Adnan Oktar Bey’e, onun Azerbaycan’da çok sevildiğini ve okunduğunu söylemek istiyorum. Azerbaycan Türkü’yüm. Tüm Türklerin ve Müslümanlar’ın bildiği gibi, Azerbaycan toprağı olan Karabağ işgal altındadır. Bir milyon insan, kendi topraklarından kovulmuş, ne kadar çocuk yetim büyümüş ya babası şehit olmuş, ya annesi ölmüş ya da huzursuzluk ve yoksulluk içinde yaşamış. Bazıları hatta askere gitmiş, bazıları çocuk sahibiler. Fakat o acı günler unutulmamış. Altı, yedi ay önce, iki Azerbaycan Türkü, Ermeni yüzlerine hücuma geçmiş ve 140’tan çok Ermeni askerini öldürmüş ve kendileri de şehit olmuşlar. Onlardan birine milli kahraman adı verilmiş, diğerinin ailesine yiğitliğine göre madalya verilmiştir. Bir sözle bize bunu yapanlar, Rusya’nın eliyle Ermenilerdir. Siz bir Türk ve Müslüman olarak, Karabağ işgalinden kurtulmadan, nasıl Ermenistan’a kapılarının açılmasına razı olabilirsiniz? Neden bize yapılan bu kötülüğü, hoşgörüyle karşılamalıyız.” Kötülük hoşgörüyle karşılanır mı? Tabii ki hoşgörüyle karşılamıyoruz. Yani cinayeti işleyenin yakasına tabii ki yapışırız. Ama cinayete karışmayan insanları suçlu görmek, anormal bir hareket olur. Biz, Osmanlı döneminde Ermenileri bağrımıza bastık. Onların adı, Millet-i Sadıkadır. Açın, Osmanlı arşivlerine bakın, bu böyledir. Bizim Ermeni Paşalarımız vardı yani Mehmetçiği yönetiyorlardı, Paşa, General yani ve Ermeni. Doktorlar vardı, mühendisler vardı, sanatçılar vardı Ermeniler, kaliteli insanlardır. Fakat sonra, Darwinist-materyalist felsefe çıkınca, komünist-faşist düşünce gelişti ve faşist Ermeniler faşizmi geliştirmek için, Türkiye’de ve Ermenistan’da faşizmi tırmandırmak için, kana tevessül ettiler. Çünkü kan olmadan faşizm gelişmez. Faşizmin, kana ihtiyacı vardır. Ne kadar çok adam öldürülürse, faşizm o kadar güçlü gelişir. Ne kadar çok bombalama olur, ne kadar çok olay olursa, faşist düşüncenin zemini o kadar gelişir. Dolayısıyla onlar da bol bol insan öldürerek, şehit ederek, faşizmin zeminini oluşturdular ve faşizme davetiye çıkarttılar. Ama Türkiye, faşizmi kabul etmedi. Ermenistan’da da gelişmedi. Çok uğraştılar faşizmi geliştirmek için. Normalde amaç neydi biliyor musunuz? Diyecekler ki; Türkler’den ne kadar insan şehit ettiler? Mesela yüz bin kişi. Bizim ne yapmamız gerekiyor? Bir milyon da bizim onlardan yok etmemiz gerekiyor. Bir milyon biz onlardan yok edince, onların ne kadar bizden yok etmesi gerekiyor? On milyon. Bizden on milyon olunca, onlardan da bizim yüz milyon yok etmemiz gerekiyor.” İşte faşizmin felsefesi budur. Barış yoktur, af yoktur, kardeşlik yoktur, şefkat, sevgi hiçbir şey yoktur. Burada şeytanın oyununa gelmeyeceğiz. Suçlular kimler, bunlar. Onları alırsın, cezalarını verirsin. Ermeni çocuklar, genç kızlar, anneler, dedeler, hiç alakası olmayan adamlar, onlar niye cezalansın? Türkiye’de cinayet işleyen adamlar var. Biz de Türkiyeliyiz, onlar da Türkiyeli, biz de Türküz, onlar da Türkler, o zaman hep beraber cezaevine topluca girelim. Sorumlu mu oluyoruz biz o zaman? Olmaz öyle şey. Suçu kim yaptıysa, sorumlu olan odur. Kuran’ın hükmü budur. Diğerlerini ilgilendirmez. Türkiye, Azerbaycan ile birleştiğinde, Karabağ diye bir sorun olmaz zaten. Gider, oraya yerleşir Azeri kardeşlerimiz, öyle bir konu olmaz. Zaten bomboş toprakları. Yani Ermenistan orada herhangi bir faaliyet yapmıyor, yapmaz da. Bomboş. Ermenistan toprakları da bomboş. Zaten Ermeni nüfusu yok ki orada, bomboş yani. Mehdiyet devrinde, Mehdi (a.s)’ın zuhuru zamanında zaten öyle bir olay olmaz. Ermenistan’a girersin, Karabağ’a kendi evine köyüne gider oturursun, sana kimse bir şey demez. Akıllarına bile gelmez. Biz oraya Ermenistan’a ziyarete gittik, devlet ricali gelince, onların bir intikam anıtı var biliyorsunuz, sürekli bir ateş yanıyor, ışığını kararttılar, ateşini söndürdüler. Bu ne demektir? Mehdi (a.s) çıkarsa, biz bu binayı depo olarak da kullanabiliriz, istiyorsanız mescide de çevirebiliriz, istiyorsanız bir otele de çevirebiliriz, ne istiyorsanız yapalım, bu anlama geliyor. O ateşi yakanlar, faşizmin ateşini de yakıyorlar. Şimdi orada bu sele kapılırsak biz, çok büyük hata yaparız. Burada akılcı davranacağız, Kuran’ın ruhuyla davranacağız. Olan olmuş, katiller cezalanır, hayat devam eder ve Ermenistan’la da biz birleşiriz, bağrımıza basarız. Eskisi gibi Millet-i Sadıka olurlar. Yine aynı sevgiyi ve saygıyı gösteririz. Yine sanatlarını gösterirler, yine güzel hayatlarına devam ederler ki umarız Müslüman da olurlar inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Amerika’da konferanslarımız başlıyor, onları duyurmak istiyorum izleyicilerimize. 19 Şubat Cumartesi günü Amerika’da konferanslarımız başlıyor. Bu arada bir internet siteniz var hocam, www.HarunYahyaUSA.cominternet sitesinden de takip edebilirler. Burada, Amerika’daki daha önceki konferansların görüntüleri de var, yayın olarak Hocam. Onları izlettirebiliriz baştan sona Hocam. 19 Şubat Cumartesi günü başlıyor Amerika’daki konferanslarımız hHcam. Pensilvanya’da başlıyor. Evrim teorisinin çöküşü ve Kuran Mucizeleri Konferansı başlıklı, 1 ay kadar konferanslar sürecek inşaAllah. Illinois, Wisconsin, Teksas, Arizona, Arkansas, California, Georgia, Florida, Virginia, New Jersey, Miami’de, çeşitli üniversitelerde ve vakıflarda gerçekleştirilecek. Evrim teorisinin çöküşü, Kuran Mucizeleri, İslam ve barış, Ahir zaman ve Mehdi (a.s) konularında, konferanslarımız olacak inşaAllah.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. “Selamun Aleykum” diyor kardeşimiz. “Peygamber simalı” diyor. Müminler tabii ki Allah’ın nurunu taşırlar. Peygamberimiz (s.a.v)’in nuru onlarda da tecelli eder inşaAllah, bütün müminler öyledir. “Göründüğünde ve gördüğümüzde, Allah’ı hatırladığımız, çok değerli seyyid Muhammed Adnan Hocam. Değerli hocam, sizi tanımamıza vesile olan ağabeyim Yasin şu an asker. Kendisi ve tüm askerler için sizden dua etmenizi istiyoruz. Bizler de sizler için ümmet-i Muhammed (s.a.v) için, İttihad-ı İslam için, birlik ve beraberlik için, sağlığınız için dua ediyoruz inşaAllah. Acemi talebeniz, Ersin saygılarımla.” Biz de sizin talebeniziz. Türk askeri, Allah’ın koruması altındadır, özel bir askerdir Türk askeri. “Kahraman ordu” diyor Bediüzzaman. Peygamberimiz (s.a.v.)’in özel övgüsüne mazhar olmuştur. “Ne güzel asker” diyor değil mi? “Ne güzel kumandan, ne güzel asker” diyor. Onun için, EvelAllah Türk askerinin sırtı, asla yere gelmez. Zorluklar olur, çileler olur, fakat Türk askeri, kıyamete kadar inşaAllah zinde devam edecektir kıyametin son anlarına kadar inşaAllah. Allah, güç, kuvvet, sağlık, sıhhat versin askerimize, milletimize, devletimize, her şey çok güzel olacak göreceksiniz inşaAllah.
“Selamun Aleykum, mücahit Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “MaşaAllah size övgüyle söz edeceğim, lakin kelimeler kifayetsiz kalır.” Estağfirullah. Güzel böyle övücü cümleler kullanmış kardeşimiz. Daha çok dualar etmiş Cafer Karabulut, maşaAllah.
İnternet haytaları var keratalar, abuk sabuk konuşuyorlardı, bu kerataları tek tek polise yakalattım, şimdi de özür diliyorlar keratalar. Bundan sonra ağabeylerine söz verdiler, yapmayacaklar. Bu çocukları, it kopuk böyle olumsuz etkiliyor onlar da öyle yapıyorlar.
“Sayın Adnan Oktar’dan da özür diliyorum” diyor Alp Taştekin. Kerata. “Bundan sonra ne internet ortamında, ne de başka bir ortamda kendisi aleyhine... Sayın Adnan Oktar’ın çalışmalarını ve programını daha yakından takip etme imkanı buldum ve yaptığım yanlışlığın bir kez daha farkına vardığımı, kendisinin bilgilendirici ve öğretici çalışmalar yaptığını ve çok iyi bir Müslüman olduğunu öğrendim. Bundan dolayı mahcubiyetim bir kat daha arttı. Kendisinden olumsuz üslubum için tekrar özür dilerim ve bunu kamuoyunun bilmesini isterim. Saygılarımla Alp Taştekin.”
ALTUĞ BERKER:Bende görüntüsü de var. Resmi gözükmüyor ama.
ADNAN OKTAR:Yok yok mahcup etmeyelim, yapma. Bunlar zannediyorlar ki, istediğimiz gibi internetten eser savururuz, kapıya polisler gelip, alıp götürünce kerataları bilgisayarlarını da alıp, ondan sonra paçaları tutuşuyor. Keratalar... Bize de iş çıkarıyorlar, kendilerine de iş çıkarıyorlar. Bundan sonra böyle; ama iyi olan beni tanımış oluyorlar, sonra çok seviyorlar. Bakın ne diyor; “o ana kadar Sayın Adnan Oktar’ı tanımıyordum ve yaptığı çalışmalardan bihaberdim. Hakkında bilgi sahibi olmadığım bir kişiyle ilgili yorum yapmak, tamamen benim hatamdır” diyor. “Mehmet Gündoğdu.” O da ayrı bir çete. Çete derken, bunlar sevimli, tatlı çetesi bunlar.
“Selamun Aleykum, sevgili Muhammed Adnan Hocam. Ben İstanbul’dan Ahmet. Hocam, eğer Allah’ın dilemesiyle Hz. Musa (a.s)’dan sonra Yahudiler yollarını şaşırıp Tevrat’ı değiştirmişlerse, Hristiyanlar da bu şekil bir yozlaşma yaşandıysa, hatta insanların zamanla yoldan çıkması ve şaşırması bir gelenek bir insanlık adetiyse, Müslümanlarda da bir zamanla, bir takım yanlışlıklar oluşmuş olamaz mı?” Oldu tabii. Olmaz olur mu? “Olmuşsa neler olmuştur? Bence çok şeyler olmuştur. Allah değişmez Kitap’ı yol gösterici olarak Kuran’ımızı göndermiş, çok şükür dinimiz İslam, Kitabımız korunmuş olan Kuran.” Evet Allah’ın bize bir lütfu.
“Selam güzeller güzeli, biricik canım Muhammed Adnan Hocam. Hocam, şu dünyada hiç kimseyi sevmediğim kadar ve sevmeyeceğim kadar, Allah için sizi çok ama çok seviyorum.” Yaşayan kimseler ve tanıdığın kimseler içerisinde” diyorsun. Çünkü biz en çok Resulullah (s.a.v.)’i, Peygamberleri, evliyaları severiz inşaAllah. Yaşayan ve gördüğüm insanlar içerisinde dersen olur. “Rabbim inşaAllah, dünyada da, ahirette de, sonsuza dek sizinle olmamı nasip eder inşaAllah.” Uzunca bir yazı yazmış kardeşimiz. Zeynep senin şimdi bu rüyanı biz tabir etmeye kalkarsak, olmaz. Senin çok sevimli bir şey olduğun anlaşılıyor.
ALTUĞ BERKER:Hocam, müsaade ederseniz, Defne Joy Foster’ın vefatından sonra, siz Hıncal Uluç’a da tavsiyelerde bulunmuştunuz. Eşine sormuşlar, Yasin Solmaz’a, “oğlunuza annesinin ölümünü, nasıl anlatacaksınız?” demişler. O da; “imanlı bir insan, düzenin ne şekilde yürüdüğünü bildiği için anlayacaktır. Ölümün bir sırası yok, yaşı yok. Oğlum da iman sahibi bir çocuk olursa, bunu kendi içinde çözecektir. Zamanı gelince, onu karşıma alıp, konuşacağım. Ölümü anlatacağım. Ben bunu doğru anlatırsam, Allah zamanı geldi, annemi aldı diyecek. Ben doğru bir evlat yetiştireceğim. Bundan şüphem yok” diye cevap vermiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Hıncal Uluç davalardan pek etkilenmez. Bu ihtiyarladıkça değişiyor, bayağı orijinal bir şey oldu.
“Selamun Aleykum, seyyid Muhammed Adnan Hocam. Sizi zevkle izliyorum ve çok iyi bir şekilde yararlanıyoruz. Fakat ben 14 yaşındayım. Okulum erken başladığı için sizi izleyemiyorum. Programınızı erken saate almanız mümkün mü? Veya programınızın tekrarı var mı diye soracaktım. Saygılar Adnan Hocam. Ahmet Günören.” Yaklaşık 10-12 saat sonra internette oluyor programın tekrarı.
Beril Hocam ne anlatayım?
SUNUCU:Siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, şefkatten, merhametten bahsedebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Evet, şefkat, merhamet, Cenab-ı Allah’ın bizlere verdiği çok önemli bir duygu. Küfür mantık gözüyle bakar, şefkati mantıksız görür, merhameti mantıksız görür. Eskiden Uzay Yolu dizisi vardı, orada Mr. Spock vardı, kulakları uzun hatırlıyor musunuz? O her şeye mantıkla bakardı. Küfürde de hep mantıkla bakılır. Mesela adam dostudur, çıkarıyla çatışır, onu direkt terk eder. “Niye böyle yaptın?” dersin, “mantıklı olanı yaptım” der. Vicdanlı olanı yaptın mı? Yok. “Ama mantıklı olanı yaptım.” Mantık, hep insanı küfür ve dalalet içerisinde tutmayı genellikle emreder. Mesela mantığa göre affetmek, mantıksızdır. Adam “niye affedeyim ki? der. “Direkt intikam alırım der. Mantığa göre, yardım etmek de mantıksızdır. Çünkü “benim ihtiyacım var” diyor, “niye vereyim ki başkasına parayı” diyor. “Fazla bile olsa” diyor, “mantıken fazla olan daha iyidir” diyor, “o yüzden mantıksız gördüğüm için, parayı vermem” diyor. Yani bir başkasını koruyup kollama, insanın vaktini ve parasını alan bir şeydir, imkanlarını alan bir şeydir. “Vaktimi niye harcayayım, mantıksız” diyor, “paramı niye harcayayım, yine mantıksız” diyor. İslam, mantık değil de, vicdan üzerine kuruludur. Vicdan ve akıl üzerine kuruludur. Küfür de, zeka ve mantık üzerine kuruludur. Yani mesela adam, ahreti, ahiret inancını mantıksız görür. “Ölen bir insan, bir daha dirilmez, mantıksız” der. Ama akıl ve vicdan, sonsuzluk içgüdüsünde olduğunu görüyor, Kuran’ın hak olduğunu görüyor, Allah’ın hükümlerinin Kuran’ın mucizelerinin genel özelliğinden, genel doğruluğundan, vicdanen Kuran’ın hak olduğuna ve ölümden sonraki hayatın varlığına kanaati geliyor. Mesela firavun mantıkla bakıyor. Musa (a.s) devrinde, Hz. Musa (a.s)’a bakıyor, Tevrat’ı inceliyor, Tevrat’ta, Mehdiyet ile ilgili bölümler var, İslam’ın dünyaya hakim olacağı bölümler geçiyor. “Bu benim malımı, mülkümü elimden alacak” diyor mantıken. “Ben bunları bırakırsam, Musa (a.s)’ın kavmini, bunlar orada güçlenir, gelir beni devirirler, benim gücümü elimden alırlar. En iyisi ben bunları esaret altında tutayım” diyor, bu mantık olmuş oluyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütü ne diyor? “Güneydoğu halkı dindar” diyor, “din de bizim en büyük düşmanımız olduğuna göre, PKK’yı onlara musallat edelim, PKK’yı kuralım, PKK, Güneydoğu halkını komünist, dinsiz yapsın” diyor. Bu mantıktır. Mantıkta mesela tahammüllü olmak yoktur. Bir insan konuşur, uzun konuşur bazı insanlar, geveze tabir ederler ya öyle bir insan olur, nezaketli bir insan, onu mahcup etmez. Sabreder dinler onu. Ama nezaketsiz bir insan, sıkıldığını söyler ve seni dinlemek istemiyorum der. Niye böyle yapıyorsun dediğinde, mantıksız, neyini dinleyeceğim, mantıksız mantıksız konuşuyorsun der. Onu dinlemek de mantıksızdır. Halbuki ona şefkat göstermek, aşağılamamak, küçük düşürmemek bir şefkattir, acımadır. Onu refüze etmemiş olursun. Mesela farz edelim, Allah vermesin, bazı insanlar bakımsız olurlar, ter kokar, gelir, birden yanından kalkmak, onu küçük düşürür, mahcup eder. İnsan ona zor da olsa tahammül edip, onu mahcup etmeden, çok dolaylı yoldan onu ona hissettirirse, hiç hissedemeyeceği, en nezaketli bir üslupla hissettirirse, bu bir vicdandır. Ama öbür türlü, derhal sıçrayıp kalkıp, homurdanarak giderse, bu bir aşağılamadır, zulüm olur ve mantık üstüne hareket eden insanlar, hep yalnız kalıyorlar. Tek kalırlar. Aklını, vicdanını kullanan insanlar genellikle dost çevresi edinebilirler, sevdikleri olur. Mesela evliliklerde de, “niçin evleniyorsun” diyorsun, “mantık evliliği yapıyorum” diyorlar değil mi, duyuyorsunuz. Evliliklerin büyük bir bölümü mantık evliliğidir zaten söylerler. Hatta “ben” diyor, “aşk evliliği yapıyorum” diyor ama aşk evliliği dedikleri o da mantık evlilikleridir. Mesela diyor ki; “boyu, posu yerinde, yaşı da bana uygun” diyor, yaşının niye sana uygun olsun istiyorsun? “Yaşlı olursa, ölür gider” diyor, “benden önce ölür, o mantıksız olduğu için, genç olursa zor ölür yani vakit alır ölmesi, o yüzden genç olması daha iyi benim için” diyor. Halbuki hiç belli olmaz. Genç olan da çok rahat ölebiliyor değil mi? Yaşlı olan da çok uzun süre yaşayabiliyor. Genç olan hastalanıyor, gücünü kaybediyor, yaşlı olan da çok genç ve dinç kalabiliyor, sağlıklı kalabiliyor. Mesela “parası var” diyor, mantıki görüyor ama iflas ettiğinde, parasını kaybettiğinde de mantıken “parası olmayan bir adamla niye beraber olayım” diyor. Zaten boşanmaların büyük bir bölümü iki nedendendir. Birisi paradır, öbürü de, karşıdaki şahıstan zevk almamasıdır. Başka bir nedeni yoktur. Bunu o kadar çok çoğaltabiliriz ki, yüzlerce çoğaltabiliriz. Kuran, işte bunu ortadan kaldırıyor Cenab-ı Allah. Bize, güzel hayatı, hayatı disiplinli ve anlamlı hale getirmeyi, Kuran bize öğretiyor. Mesela adam, güzel bir insan, güzel huylu bir insan, fakir oluyor, fark etmiyor Müslümana. Aynı değer ve saygıyı gösteriyor. Patavatsızlık da yapsa, ona karşı alttan almayı biliyor, sinirlenmiyor, affedici davranıyor. Ben yazın görüyordum, arabayla gidiyorlar, adam sollamaya çalışıyor, el kol hareketi yapıyorlar arabadan birbirlerine, çok yaygın o, çok da çirkin, çok kızdırıcı ve sık sık da görüyoruz, bir de adet haline gelmiş. Adam, eliyle işaret etti, in aşağı dedi, indiler aşağıya, sille tokat birbirine girdiler. Adamın kalemleri bir yere fırladı, birinin gözlüğü dışarı fırladı, arbede yaklaşık bir buçuk dakika sürdü, iki tarafı da arabalarına bindirdiler ve gönderdiler. Şimdi bu rezalet. İki taraf da acı çekmiş oluyor. İki taraf da birbirini tahrip etmiş oluyorlar. Halbuki şefkatli olsa, öyle bir şey yaptığında, birisi alttan alsa, sevecen davransa, gönül alıcı olsa, kapanır. İki taraf da saygılı olursa, zaten hiçbir şey kalmaz. İslam’ın, Kuran’ın yaşanmaması, hayatın her noktasında bela getiriyor, her noktasında. Her yerde sıkıntı meydana getiriyor. Evliliklerde meymenet olmuyor, arkadaşlıklarda meymenet olmuyor, dostluklarda meymenet olmuyor, birçok şeyde meymenet olmuyor. Çok sıkıcı bir hayat oluyor. Mesela genç kızlara bakıyorum, konuşuyorum, hemen hemen büyük bir bölümü yalnızlar. Bir tane arkadaşları var, iki tane arkadaşları var, çok nadir üç tane. Halbuki bir genç kızın yüzlerce arkadaşı olması lazım, sırdaşları olması, sohbet edebilmesi lazım, konuşabilmesi lazım. Bütün ömürlerini yalnız yaşıyorlar.
Bakın ahirette Cenab-ı Allah’ın, bizlere sorması muhtemel olan ayetlerden okuyorum. Sonra, duymadım denmemesi için faydası olur inşaAllah. Cenab-ı Allah, Ali İmran Suresi, 103. ayette şeytandan Allah’a sığınırım. “Allah'ın ipine (Kuran’a) hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.” Bölünmeyin yani mezheplere, cemaatlere bölünmeyin, “dağılıp-ayrılmayın” diyor Allah. “Allah'ın ipine hepiniz”bakın topluca, tek bir grup olarak, başka bir grup kabul etmiyor Allah “sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın.”Ali İmran Suresi, 104 “Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” Bu Mehdi (a.s) topluluğudur. “Hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk”Ali İmran Suresi, 105 “Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, (Kuran’ın hükümleri geldikten sonra) parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın.” Müslümanlar ne oldu? Parçalanıp-ayrıldılar. Ayrı ayrılar, birbirlerinden haberleri bile yok. Nur talebeleri bile kendi aralarında paramparçalar. “parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın.”Bir de anlaşmazlığa da düştüler. “İşte onlar için büyük bir azap vardır.” Allah, çok şiddetli tehdit ediyor. “Büyük bir azap vardır” diyor Allah.
Enfal Suresi, 39 “Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla mücadele edin.” Fitne nedir? Kuran dışında, Kuran ahlakı dışındaki her şey. “ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar” Bu nedir? Kuran tam anlamıyla yaşanıncaya kadar, “onlarla mücadele edin.” Enfal Suresi’nin 39. ayeti, Allah’ın bize ahirette soracağı sorulardan bunlar inşaAllah.
Şura Suresi, 13 “O: "Dini dosdoğru ayakta tutun” Yani Kuran’a tam sarılın, Kuran’ı tam yaşayın. “ve onda ayrılığa düşmeyin" Mezheplere, cemaatlere, gruplara ayrılmayın. “onda ayrılığa düşmeyin.” Şura Suresi, 14 “Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra (Kuran geldikten sonra), yalnızca aralarındaki 'tecavüz ve haksızlık' dolayısıyla ayrılığa düştüler.” Aralarındaki kavga, çekişme ruhu nedeniyle ayrılığa düştüler.
Zümer Suresi, 53 “(Benden onlara) De ki: "Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere ölçüyü taşıran kullarım. Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin.” Diyorlar; “Mehdi (a.s) gelmez, İsa (a.s) gelmez, İslam hakim olmaz.” Allah ne diyor? “Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.”
Enfal Suresi, 46 “Çekişip birbirinize düşmeyin.” Şii, Alevi, Sünni, Bektaşi, başka, türlü “çekişip birbirinize düşmeyin”, kavga etmeyin “çözülüp yılgınlaşırsınız.” Şimdi şu an Müslümanlar çözüldü mü? Çözüldü. Yılgınlaştılar mı? Yılgınlaştılar. “Gücünüz gider” diyor Allah. Güç, kuvvet sahibi olamadılar Müslümanlar bu yüzden. “Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”
Enfal Suresi, 73 “İnkar edenler birbirlerinin velileridir.” Darwinistler-materyalistler, hakikaten birbirlerini acayip kolluyorlar dünya çapında, tam anlamıyla destekliyorlar. “Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur.” Şu anda da oldu. Deccaliyet bütün dünyayı kapladı. Büyük bir bozgun ve fesat oldu.
Şura Suresi 39 “ve haklarına tecavüz edildiği zaman” Yani herhangi bir Müslümana saldırıldığı zaman, Irak’ta da olabilir, Afganistan’da olabilir, Fas, Tunus fark etmez. “Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır.”Var mı böyle bir şey? Yok İslam aleminde, karşı koymuyorlar birlikte. Haram olmuş oluyor. İttihad-ı İslam’ın en büyük farzlığı, işte bu ayetlerden çıkıyor.
Saff Suresi, 4 “Şüphesiz Allah, Kendi yolunda (Allah yolunda), sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi” Böyle blok binalar vardır ya birbirine yapışık tek parça. “birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücaele edenleri Allah sever” diyor.Farz. Mezheplere, gruplara ayrılarak değil, tek bir bina gibi, topluca hareket edilmesi inşaAllah. İttihad-ı İslam’ın farziyetine ait çok fazla ayetlerden, çok küçük bir bölümünü anlatıyorum.
Enam Suresi, 159 “Gerçek şu ki, dinlerini (İslam’ı) parça parça edip” mezheplere, cemaatlere bölüp, “kendileri de gruplaşanlar,” bir de kendi içinde ayrıca gruplaşanlar, “sen hiçbir şeyde onlardan değilsin. Onların işi ancak Allah'adır. Sonra O, işlemekte olduklarını kendilerine haber verecektir." “Müslümanların bölünmesine haram” diyor Allah.
Tevbe Suresi, 24 “De ki: "Eğer babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz,” yani arkadaş çevreniz, “kazandığınız mallar, az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden evler, sizlere Allah'tan, O'nun Resûlü’nden ve O'nun yolunda mücadele etmekten daha sevimli ise,” Yani bunları istemiyor da, Allah yolunda mücadele etmeyi istemiyor da, “babasını, çocuğunu, kardeşini, eşini, arkadaş çevresini, kazandığı malları, az kar getireceğinden korktuğunuz ticareti ve hoşunuza giden evleri, Allah yolunda mücadeleyi yani Mehdiyete tercih ediyorsa diyor Allah, “daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyedurun.”“Ölüm gelinceye kadar bekleyin” diyor. Ölüm olduğunda, “Allah, fasıklar topluluğuna hidayet vermez” diyor. Ölüm gelince ne yapıyor? Baban nerede? “Dünyada kaldı. Annen nerede? “O da dünyada kaldı.” Çocuklar? “Onlar da burada kaldı.” Aşiret? “O da burada kaldı” diyor. Kazandığın mallar? “Onlar da burada kaldı” diyor. Az kar getireceğinden korktuğunuz ticaret, hoşuna giden evler? “Onlar da dünyada kaldı, hepsi orada kaldı” diyor. Sen neredesin? “Ahiretteyim” diyor. Kaç kişisin? “Tek başınayım, yalnızım” diyor. Şimdi “anlat bakalım” diyor Cenab-ı Allah veyahut buna benzer Cenab-ı Allah’ın nasılsa hitabı, onun anlatacağı bir şey olmuyor. Ne anlatsın? Hepsi kalmış. En güçlü olduğunu zannettiği anda, birden ölüm onu vuruyor, indiriyor aşağıya. Ölüm anında, kefene sararlar çenesinin altından, tülbent gibi ince bir bezle bağlarlar. Çenesinden, ağzı açılmasın, dili dışarı sarkmasın diye. Ayaklarını başparmaklarından birbirlerine bağlıyorlar, ayakları dağılmasın diye. Başka bazı işlemler, sonra onu genişçe bir Amerikan beziyle sarıyorlar, beyaz bir beze, kat kat sarıyorlar, bir daha belinden, ayaklarına yakın yerden iplerle bağlıyorlar, belinden, boyun kısmından bir daha bağlıyorlar, tam böyle adeta paket gibi. Ondan sonra, iki-iki buçuk metre kadar toprağı eşiyorlar, onu aşağıya sarkıtıyorlar ve toprağın içine bırakıyorlar. Mallar nerede? “Evde, dükkanda.” Sen neredesin? “Toprağın iki buçuk metre altında.” Üstüne toprağı herkes birer kürek atıyor, oradakiler de nezaketen birer kürek atıyor, elleriyle de atıyorlar toprağı, işçiler tamamen kapatıyorlar, beton kapakları var onun büyük beton kapakları da kapatıyor, elle tutulacak şekilde beton kapakları var, onun üstüne yeniden toprak örtülüyor. Artık ışık, ses hiçbir şey yok, yerin altında. Çocuğun nerede diyorsun? Çıt yok. Baban nerede? Çıt yok. Mallar nerede? Çıt yok. Ticaret diyorsun, araba nerede diyorsun, araba kapıda, kendi nerede, toprağın altında, köşk nerede diyorsun, “orada”, sen neredesin? “Toprağın altında.” Facebook’taki arkadaşların nerede? “Dışarıda.” Girsene oradan Facebook’a, bir sor bakalım hallerini, hatırlarını. Soramazsın. Git bakayım, bir sor bakayım dükkana, mallar nasıl gidiyormuş. Toprağın altından çıkamayacağın belli değil mi? Ne kadar zamanda oluyor? Birkaç on senenin içerisinde. Mesela otuz yaşında bir genç kız düşünelim, on sene sonra kırk yaşında bir teyze olmuş oluyor, yaşlanacak. Kırk, elli, altmış, yetmiş, dört on sene, kısa sürede ölüm gelir ki, o da kanser olmazsa, kalpten gitmezse, trafik kazası olmazsa, diğer hastalıklar olmazsa o da. Yani kısa sürede bu oluyor. Buna rağmen insanlar, ne dine yaklaşabiliyorlar, ne ahireti düşünüyorlar, Allah’ı düşünüyorlar, epey bir kısmı böyle. Akıbetlerini gördüğü halde insanların, böyle büyük bir bölümünün fütursuz olması, çok büyük bir mucizedir, çok şaşırtıcıdır. O onu havaya sokuyor, o onu havaya sokuyor. O ona övünüyor, o ona övünüyor. Allah diyor ayette; “mallarda ve çocuklarda, bir övünmedir, oyun ve eğlencedir dünya” diyor, “bir oyalanmadır.” Özellikle övünmeye çok meraklıdır insanlar. Arabasıyla övünecek, eviyle övünecek, eşiyle övünecek. Halbuki vefat ettiğinde, toprağın altında, hiç kimse yanına gelemiyor. Zifiri karanlıkta, çıt da yoktur inşaAllah. Soğuk, nefes alamayacağı bir ortamdır, nefes zaten almaz. Yüzlerce sene bekler toprağın altında. Allah’ın böyle bir son meydana getirmesinin nedeni, Kendisi’ni düşündürtmek ve Kendisi’ne yaklaştırmak. “Ama” diyor Allah, “ayet indirmemiz, Kuran indirmemiz, onların nefretini daha da arttırıyor” diyor Allah ayette. “Daha da azgınlaştırıyor” diyor insanı. Onun için ayette Cenab-ı Allah söylüyor, “Zaluma ve cehula” diyor, “zalim ve cahildir” diyor. Hatta melekler soruyorlar Allah’a, “kan dökecek, zulüm yapacak insanlar mı yaratıyorsun” diyorlar Allah’a. Allah, “siz bilmezsiniz, Ben bilirim” diyor Allah, mealen yaklaşık olarak.Ölümü iyi düşünmek lazım, samimi düşünmek lazım, o zaman insanların şımarıklığı pek kalmaz. Fashion Tv’ye bakıyorum bazen, oradaki çocuklar, delikanlılar da var, kızlar da var, düşünen insan görünümü çok çok nadir. Uçuyor. Oradan kazandıkları para da ucu ucuna onlara yetiyor yani birçoğu da fakir oradaki çocukların, yani bir şey de kazandıkları yok. O verdikleri emeğe göre, o yaşadıkları hayatın zorluklarına göre çok az bir şey kazanıyorlar. Fakat ortak özellik, o şamatada, o kargaşada Allah’ı pek düşünemiyorlar, düşünmüyorlar. Yani o, ona düşündürtmüyor, o ona düşündürtmüyor. Allah’ı düşündüren insanların çok olması çok önemli. Onun için Allah’ı seven, Allah’ı çok düşündüren dostlar edinmek lazım. Allah’ı seven dostlar edinmek lazım ki, insanın aklı Allah’a teksif olmada kolaylık bulsun. Sürekli Allah’ı unutturan insanlar içinde yaşamak çok zordur. Allah’a dikkatli teksif etmek insanlar için zor olur o zaman. Onun için Allah’ı seven dostlar edinmek lazım. Ama yobaz değil. Yani zır cahil değil. Veyahut hurafeci takımı değil. Gerçek samimi Müslümanlardan, inanan Müslümanlardan dostlar, arkadaşlar edinmek lazım.
ALTUĞ BERKER:Hocam bir haberde, İngiltere eski Başbakanı Tony Blair’in, Müslümanlığı seçen baldızı Lauren Booth şöyle demiş, “Keşke daha fazla Müslüman olsa” temennisinde bulunarak, Müslümanların sayısının artmasının İngiltere için daha iyi olacağı açıklaması yapmış. Ayrıca İslam’ı seçmesinin ardından, bir yıl içinde çok daha iyi bir anne olduğunu ve daha çalışkan bir insan haline geldiğini belirterek, bu kararı verdiği için çok doğru bir seçim yaptığını düşündüğünü söylemiş Hocam. Tony Blair’e, siz Yaratılış Atlasınızı gönderdikten sonra, Tony Blair’in de açıklamaları vardı.
ADNAN OKTAR:Ben bu hanımla görüşmüştüm biliyorsun değil mi? Nerede görüşmüştüm? Burada görüştüm evet, röportaj yapmıştım.
ALTUĞ BERKER:Los Angeles’ta düzenlenen Grammy Ödül Töreni’nde, canlı yayın yapan CBS Televizyonu sunucusu, canlı yayın sırasında konuşmaya başladıktan hemen sonra felç geçirmeye başladığı için, kelimeleri bir araya getirmekte zorlanmış, birbirinden kopuk ve anlamsız sözcükler sıralamaya başlamış. Yayını kesen televizyon kanalı, sunucunun konuşma esnasında, felç geçirdiğini açıklamış. Rahatsızlanan sunucu olay yerinde sağlık ekipleri müdahale etmişler.
İslam Channel ile röportaj sırasında görüşmüşsünüz Tony Blair’in baldızıyla.
ADNAN OKTAR:Bakın genç yaşta da felç olabiliyor. Bir de insanlar böyle illa ki bunu yaşa bağlıyor, hiç tahmin edilmeyecek olaylar olabiliyor. Mesela kanserde de öyle. İleri yaşlarda olacak zannediyorsun, çok genç yaşta birçok kişide kanser olabiliyor. 20 yaşında, 19 yaşında, çok fazla insanda gördüm.
“Âhiretin açıklamasını ders alan basiretli, kalbi, keskin nazarlı olan sahabeler,niçin 1000 sene hakikatten uzak olarak, İstikbal-i dünyevide 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında yakın zannetmişler.”Bediüzzaman kendisi ile ilgili söylerken, o devri için de “1300 sene sonra” diyor. Kendisi için “1300 sene sonra” diyor ama Mehdi (a.s) için, “istikbal-i dünyeviyede, 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında yakın zannetmişler” diyor. Kendisiyle ilgili söylerken, net “1300” kelimesini yazıyor ama Mehdi (a.s)’da, “1400 sene sonra” diyor, bu çok önemli. “İşte Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm’ın bu nevi sözleri anlaşılmayacak şekilde kapalı konuşma hikmetinden ileri geliyor. Hem şu sırdandır ki; Mehdi, süfyan gibi âhir zamanda gelecek şahısları çok zaman evvel hattâ Hz. Muhammed’in (s.a.v.) ashabıyla görüşmüş, onlardan hadis dinlemiş ve ders almış olan Müslümanların zamanında bile beklemişler, yetişmek amelinde bulunmuşlar. Hattâ bazı ehl-i velayet “Onlar geçmiş” demişler.” “Meselâ: Merkez-i saltanat o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, Hz. Mehdi (a.s) ve süfyanın merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kûfe, Şam gibi yerlerde tasavvur ederek öyle tefsir etmişler. Hem de o eşhasın şahs-ı manevîsine veya temsil ettikleri cemaate ait âsâr-ı azîmeyi (büyük eserleri) o şahısların zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o harika şahıslar çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.” Cübbeli diyor; “ben çıksa tanırdım” diyor. Bakın diyor ki: “o eşhas-ı hârika ( harika şahıslar) çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.” “Halbuki demiştik” diyor Bediüzzaman, “bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas (şahıslar)” yani Hz. İsa (a.s) ve Mehdi (a.s), “hattâ o müthiş deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten (başlangıçta) deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın dikkatiyle, o eşhas-ı âhir zaman (şahısları) tanınabilir.” Yani Mehdi (a.s) ve İsa (a.s), belki imanın nuru ile tanınabilir. Cübbeli diyor ki; “ben tanıyamadım” diyor, sen imanın nuruyla bakmazsan tanıyamazsın tabii ki. Bediüzzaman ne diyor? “Hem de o eşhasın (şahısların) zâtlarında tasavvur ederek öyle tefsir etmişler ki, o eşhas-ı hârika (harika şahıslar) çıktıkları vakit bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil vermişler.” İşte Cübbeli’nin yaptığı da bu. Bütün halk onları tanıyacak gibi bir şekil veriyor Cübbeli. “Halbuki demiştik:” diyor Bediüzzaman, “bu dünya tecrübe meydanıdır. Akla kapı açılır, fakat ihtiyarı elinden alınmaz. Öyle ise o eşhas (o şahıslar), hattâ o müthiş deccal dahi çıktığı zaman çokları, hattâ kendisi de bidayeten (başlangıçta) deccal olduğunu bilmez. Belki nur-u imanın dikkatiyle, o eşhas-ı âhir zaman (şahısları) tanınabilir. Yani Mehdi (a.s) ve İsa (a.s) belki tanınabilir diyor ilk çıktıkları vakit. “Şimdi hatıra geldi ki; eğer şeddeli "lâmlar" ve "mim" ikişersayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise,” Yani bunu Bediüzzaman 1310’larda söylüyor. Bir asır sonra ne yapar? 1410. Yahut muhtelif zamanlarda da söyledikleri oluyor. “bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise, Hazret-i Mehdi (a.s)’ın talebeleri olabilir. Şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Allah’ın nurunu üfürmekle söndürmek isterler. Allah ise, nurunu tamamlamaktan başka birşeye razı olmaz. Kafirler isterse hoşlanmasınlar.” Tevbe Suresi 32 “Şimdi hatıra geldi ki; eğer şeddeli "lâmlar" ve "mim" ikişersayılsa, bundan bir asır sonra zulümatı dağıtacak zâtlar ise,Hazret-i Mehdi (a.s)’ıntalebeleri olabilir. Her neyse bu nurlu ayetin çok nurani nükteleri var. Bir damla su denizin varlığına işaret eder’ sırrıyla kısa kestik.” Çok manidar bu. Baktığımızda hakimiyet devrini de veriyor ayet, devamında. “Bu zamanda öyle fevkalâde hâkim cereyanlar var ki, her şeyi kendi hesabına aldığı için, faraza hakikî beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât dahi” “Hakiki beklenilen” demek ki, hakiki beklenilen birisi var. “ve bir asır sonra” diyor. Bediüzzaman’dan 100 yıl sonra, “gelecek o zat” yani Mehdi (a.s).
Şimdi son gelen videolardan, benim bir kısmını seyrettiğim fakat bir kısmını seyretmediklerim var, onlara bir daha bakalım.
-VTR-Atatürk Samimi Bir Müslümandı.
ADNAN OKTAR:Evet, Atatürk’ün dindarlığının vurgulanması, birçok çevreyi, derinden çok sarstı. Dikkat ederseniz artık Atatürk’ü bir daha ağızlarına almıyorlar. Atatürk’ü dinsiz gibi gösterenler de pek artık ortalarda yoklar. Ama Atatürk’ü kendilerince kullanmaya kalkan, özellikle iddia edilen Ergenekon terör örgütünün taraftarları, ağızlarından Atatürk artık pek duyulmuyor.
ALTUĞ BERKER:Siz öğrettiniz Hocam onlara Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Atatürk’ün dindarlığına ait çok az bir bilgidir verdiğimiz. Yani yüzlerce bilgiden, çok az bir bölümüdür.
Başka ne film var? Ona da bakalım.
-VTR-Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in Haber Verdiği Hz. Mehdi (a.s) Devrindeki Teknolojiler.
ADNAN OKTAR:Böyle görüntülü hazırlanması daha güzel. Özellikle bu şahs-ı manevi konusu, çok büyük bir fitnedir. Bu şahs-ı manevicilerin bu sahtekarlığına, bu üçkağıtçılığına bir son vereceğiz. Ama bu adamlar, yıllarca insanların kafasını pişirdikleri için, bizim de en az birkaç yıl bu konuyu sürekli anlatmamız gerekir. Onun için hem film hazırlayalım, hem radyo programlarıyla, televizyon programlarıyla, bu sahtekarların büyüsünü ortadan kaldıralım. Çünkü çok büyük bir fitne meydana getirmişler, Mehdiyet’e karşı, aynı deccal dibi, deccalin safında muazzam bir darbe indirmişler kendi kafalarınca, o darbeyi biz onlara geri çevireceğiz. Ama tabii Mehdi (a.s) fark edilmesin diye yapanlar, yani Mehdi (a.s) rahat faaliyet yapsın diye yapanlar, bu iyi niyetli. Cahilliğinden yapanlar, onlar da iyi niyetli. Ben, Büyük Ortadoğu Projesi’ne hizmet eden sahtekarları kastediyorum.
Şimdi, Bediüzzaman Hazretleri’nin muhterem talebesi, Mahmut Çalışkan Ağabeyimiz var. Yaklaşık bildiğim kadarıyla, iki yıl Bediüzzaman’ın şoförlüğünü yapmıştı. Bedizümman Hazretleri’nin şoförüydü. Ne mukaddes bir görev. Keşke ben de kapıcısı olsaydım Bediüzzaman Hazretleri’nin. Hazret, hem ahir zamanı, hem Mehdiyet konusunu, hem İttihad-ı İslam’ı çok güzel anlatmış Hocamız, dinleyelim.
-VTR-Nur Talebelerinden Mahmut Çalışkan Ağabey Anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bu şahs-ı maneviciler öyle bir şeytani çalışmalar yapmışlar ki, bunların yaptığı blokajı yıkmak, ben çok kolay olur zannetmiştim, acayip vaktimizi alıyor. Gerçi vurdukça yıkılıyor yaptıkları ama deccalle kol kola girmişler, Mehdiyet’e karşı acayip bir savaş varmış. Haberimiz yok. Kendilerinin de haberleri yok, bizim de haberimiz olmadı. Ben sonradan farkına vardım. Kimi 1000 yıl ileriye atıyor, kimi 570 yıl ileri atıyor, kimi “şahs-ı manevi” diyor, kimi “ruhtur” diyor. Kardeşim ha Mehdi (a.s)’a silahla saldırmışsın, ha bunu yapmışsın. Arada bir fark yok ki. Yani bütün mesele Mehdiyet’i engellemek değil mi, İttihad-ı İslam’ı engellemek değil mi? İşte bunlarla siz, engellemiş olmuşsunuz. Engellemeye çalışmışsınız. Bilerek mi yapıyorsunuz? Tabii büyük bir bölümünüz bilmeden yapıyor. Bilerek veya bilmeyerek, bu anormalliğe karşı tabii mücadele edeceğiz. Anlattıkça açılıyor. Bakın şimdi milyonlarca insan, doğruyu öğrenmiş oldular. Ben ilk kitap çıkarttığımda, hemen anlayacaklar zannettim. Adamlar zaten örgütlüymüş bu konuya karşı. Yani büyük bir deccali örgütlenme olmuş. Deccali örgütlenmeden kendilerinin de haberi yok. Deccalle kol kola girmişler, haberleri yok. Sen Mehdi (a.s)’ı engellersen, Hz. İsa (a.s)’ın inişini engellersen, İsa (a.s) geldi, geçti dersen, Mehdi (a.s) geldi geçti dersen, artık kıyameti bekliyoruz dersen, sen Büyük Ortadoğu Projesi’nin bir numaralı adamı olmuş olmuyor musun? Deccalin bir numaralı adamı olmuş olmuyor musun? Haberleri bile yok. O yüzden üzerimize düşen vazife büyük. Durup durup akın tazeleyeceğiz, durup durup akın tazeleyeceğiz inşaAllah. Küsmeleri ve darılmaları da beni hiç ilgilendirmez. Ondan sonra “yok sen Mehdilik mi iddia ediyorsun” gibi, böyle kolay yöntemlerle de beni durduramazlar. Ben de diyeceğim ki; “Şimdi ben Mehdilik iddia ettiğimi söyleyecekler bu adamlar, en iyisi ben bu konunun üstüne gitmeyeyim.” Dünyanın bir numaralı konusudur İttihad-ı İslam. İkinci bir konu yok. Ana konu budur. Ana konu olduğu için, en çok üzerinde duracağımız konu da budur inşaAllah.
Rahman Suresi 47. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” Darwinist-materyalistlere bir cevap. “Çeşit çeşit 'inceliklere ve güzelliklere' (veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? İkisinde de akmakta olan iki pınar vardır.” Cennetten bahsediyor Cenab-ı Allah. “Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? İkisinde de her meyveden iki çift vardır.” Her meyveden ama. Bütün meyve çeşitleri var. Demek ki bu meyve çeşitlerini biz burada, tanımak için görüyoruz, tanıyacağımız kadarıyla görüyoruz. “Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Astarları, ağır işlenmiş atlastan yataklar üzerinde yaslanırlar. İki cennetin de meyve-devşirmesi (oradakilere) yakın (kolay)dır.” Elini uzattığında hemen alıyorsun, o kadar yakın. “Astarları, ağır işlenmiş atlastan” Evrimle mi oluyor bu? Evrimle olmuyor. Bakın evrimcilerin kafasına bir darbedir bu ayet. “Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz 56- Orada bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş kadınlar vardır ki, bunlardan önce kendilerine ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.” Yani temiz, afif bir kadının ne kadar güzel olduğunu Allah vurguluyor. “Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Sanki onlar yakut ve mercan gibidirler.” Yani mücevher gibi parlayacaklar. Mücevher gibi gözleri etkiliyor. “Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? İhsanın karşılığı ihsandan başkası mıdır?” diyor Allah. “Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Bu-ikisinin ötesinde iki cennet daha var. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? Alabildiğine yemyeşildirler. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz? İçlerinde durmaksızın fışkırıp-akan iki pınar vardır. Şu halde Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlayabilirsiniz?” Bakın Allah tekrar tekrar, Cenab-ı Allah nimetlerini yalanlamanın çirkinliğini insanlara vurguluyor. Anlamadım diyenlere Allah, bu ayetlerin hepsini gösterecek. Defalarca söylüyor Allah, defalarca.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz. Bizi yarın 22:00’dan itibaren, Aksu Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Canlılar Dünyası
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...