SUNUCU:“Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz. Hocam Buyrun.
ADNAN OKTAR:Evet. Biraz İncil’den anlatalım. Bakın İncil’de diyor ki; “havariler, Hz. Mesih İsa (a.s.)’a; ‘nerede hazırlık yapmamızı istersin?’ diye sordular” gelecek için. “İsa (a.s.) onlara; ‘bakın’ dedi. ‘Kente girdiğinizde karşınıza su testisi taşıyan bir adam çıkacak. Adamı, gideceği eve kadar izleyin". Burada su testisi taşıyan adam, Kova burcundan bir şahıs. Kova burcuna işaret ediyor. “Su testisi taşıyan bir adam.” Zaten onunla ifade edilir. “Adamı gideceği eve kadar izleyin” yani onun peşinden gidin. İncil’de geçen su testisi taşıyan o adam Hz. Mehdi (a.s)’dır. “Gideceği eve kadar izleyin.” O hangi dindeyse, hangi inançtaysa onun peşinden gidin. Hak dini savunuyorsa, o inanca gideceksiniz, o yöne gideceksiniz anlamına geliyor. Markos, 13, “Öğrencilerinden ikisini şu sözlerle önden gönderdi: ‘Kente gidin, orada su testisi taşıyan bir adam çıkacak karşınıza, onu izleyin." Hz. Mehdi (a.s) ile mutlaka karşılaşacaksınız, onu izleyin, onun yoluna gidin. O Müslüman olduğuna göre siz de onunla beraber aynı inançta olun, aynı görüşte olun anlamına geliyor. “Ve sonra kovayı taşıyan adam” yine aynı şey, kova burcu, su testisi taşıyan adamla aynı şey, kova burcundan bir şahıs. “Sonra kovayı taşıyan adam bir cennet arkının altından geçecek. İnsanoğlunun sembolü ve mührü doğu göğünde yükselecek.” Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in mührüdür burada kastedilen mühür. “Doğu göğünde yükselecek” yani Doğu’da. İslam’ın yükselişi, İslam’ın gelişmesine işaret ediyor. “O zaman bilge olanlar başlarını kaldıracak ve dünyanın kurtarılışının yaklaştığını bilecek.” Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağını, dünyada bir birlik olacağını, İttihad-ı İslam’ın olacağını bilecek. Kimler bilecek? O zaman bilge olanlar, alim olanlar, bilgisi olanlar bu gerçeği görecekler diyor İncil’de. Yuhanna’da 14,15 ve 16. kısmında olan izahlar. “Eğer beni seviyorsanız, emirlerimi gözetirsiniz.” diyor Hz. İsa (a.s.) “Ben de Allah’a yalvaracağım ve O size başka bir ‘Faraklit’ gönderecektir.” Bir kurtarıcı, bir Mehdi gönderecektir diyor. “Allah’a yalvaracağım ve O size başka bir ‘Faraklit’” yani benim dışımda bir kurtarıcı gelecek, diyor, Faraklit, Hz. Mehdi (a.s)’ın başka bir ismidir Faraklit. “Faraklit, öyle bir hakikat ruhudur ki, Rab onu benim ismimle gönderecektir.” İslam’ı savunan, Kuran’ı savunan bir insan. Benim ismimle, yani Hz. İbrahim (a.s.)’ın soyundan, benim soyumdan gönderecektir. “O size herşeyi öğretecek ve benim size söylediklerimi de tekrar hatırlatacaktır.” Kuran, zaten İncil’in açıklamalarıyla uyumludur, gerçek İncil’in açıklamalarıyla uyumludur. Bak, “benim size söylediklerimi tekrar hatırlatacaktır ve o size her şeyi öğretecek.” Deccale karşı mücadeleyi, haksızlıklara karşı mücadeleyi öğretecek. Yuhanna 14:26. Yuhanna yine 15. kısım 26 ve 27. yerdeki açıklamalar, “Faraklit geldiğinde,” Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, “benim için şahitlik edecektir.”, Benim geleceğimi, yani Hz. İsa (a.s.)’ın geleceğini söyleyecektir, diyor. Benim için şahitlik edecektirin anlamı bu. Hz. İsa Mesih (a.s.) gelecek, bütün Hristiyan alemi Müslüman olacak, dünyaya İslam hakim olacak, bunları söyleyecek, diyor. “Benim için şahitlik edecektir ve siz de bana şahitlik edersiniz.” Siz de beni göreceksiniz, siz de bana şahitlik edersiniz o dönemde, diyor. Çünkü bütün dünya ona şahit olacak, Hz. İsa (a.s)’ın gelişine. Görecekler Hz. İsa (a.s)’ı. “Ben size hakkı söylüyorum. Benim gitmem sizin için hayırlıdır.” diyor Hz. İsa Mesih (a.s.) “Çünkü ben gitmezsem Faraklit (Hz. Mehdi (a.s.)) size gelmez. Ama ben gidersem onu size gönderirim.” Cenab-ı Allah’ın izniyle dua ederim, Allah size onu gönderir, diyor. Yuhanna 16:7. Yuhanna 16:8, “Faraklit (Hz. Mehdi (a.s.)) geldiğinde, bütün alemi hataları sebebiyle kınar.” Bütün dünyadaki anormallikleri kınar, onları eleştirir, “ve onları terbiye eder.” Bütün dünyayı terbiye eder. Allahsızlığı, dinsizliği, Darwinizm’i, metaryalizmi yok eder. Terbiye ederin anlamı bu. “O hakikat ruhu gelince size her hakikate yol gösterecek.” Bak, “o hakikat ruhu,” Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, size her hakikate yol gösterecek, doğru olan yolu size gösterecek. “Zira kendiliğinden söylemeyecektir,” onu ilhamla söyleyecektir, Allah ona söyletecektir. “Fakat her ne işitirse söyleyecek ve gelecek şeyleri size bildirecektir.” İleride olacak şeyleri sizlere bildirecektir. Kuran’dan, hadisten veyahut ulemanın, büyük alimlerin ilhamlarından size bildirecektir. “Fakat her ne işitirse söyleyecek,” Kuran’dan, hadisten ne duyuyorsa, ne bilirse onları da size anlatacak. “Mesih şöyle dedi:” Hz. İsa Mesih (a.s.), “Artık ben sizle çok söyleşmem,” çok fazla konuşmayacağım, “çünkü bu alemin reisi geliyor.” Dünyanın lideri, bu dünyanın imamı geliyor. “Bende asla onun nesnesi yoktur.” Ben onun gibi değilim, o imamdır, dünyanın lideridir, diyor. “Bende onun nesnesi yoktur.”
Tevrat’ta da biliyorsunuz çok detaylı Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişi açıklanmıştır. Çok kapsamlı anlatılmıştır. Kütüb-i Sitte’den biraz hadis anlatıyorum, İlim Bölümü. “Deccal zamanında, ahir zamanda ulema kabzedilir. Öyle ki tek bir alim kalmaz.” Gerçek alimler kalmaz. “Halk da cahilleri kendilerine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur, onlar da ilme dayanmaksızın kendi reyleriyle, (hurafe tarzında, aslı olmayan) fetva verirler. Böylece hem kendilerini, hem de başkalarını dalalete atarlar.” Mesela, Cübbeli’de biz bunu görüyoruz. “Halk da cahilleri kendilerine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur.” Çıkıyor adam Flash TV’ye, oraya buraya, adama soru soruyorlar, o da cevap veriyor. “Onlar da ilme dayanmaksızın kendi reyleriyle (hurafe tarzında) fetva verirler. Böylece hem kendilerini, hem başkalarını dalalete atarlar.” Kendi de yanlış yola girer diyor, başkasını da yanlış yola götürürler. “Ahir zamanda nihayet cahil bir takım insanlar kalır.” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Adam, genel kültürü yok, Darwinizm’i bilmez, materyalizmi bilmez, felsefeyi bilmez, deccali akımları bilmez. “Kendilerine dini meseleler sorulunca, onlar ilimleri olmadığı halde kendi fikirleriyle fetva verirler.” Hurafelerle fetva verirler. “Hem kendileri sapıklığa düşerler hem de halkı saptırırlar.” Ölüm, Kıyamet ve Ahiret ve Ahir Zaman Alametleri, Sayfa 463. Hadiste Peygamberimiz (s.a.v)’e vahiyle geliyor, dolayısıyla Cenab-ı Allah’ın hitabı olmuş oluyor. Allah; “hevadan konuşmaz” diyor. Kendi aklına göre konuşmaz Peygamberimiz (s.a.v). Hadisle söylenen, vahiyle söylenmiş oluyor. “İnsanların üzerine öyle bir zaman gelecek ki, onların hepsi Kuran okur, ibadetle çalışılır ve ehl-i bidatle de meşgul olurlar.” Bidat ehliyle bağlantı halinde olurlar. “Lakin bilmedikleri cihetten müşrik olurlar.” Şu an en büyük tehlike budur işte. Bilmedikleri cihetten müşrik oluyorlar. Şirk koşuyorlar. Mesela hurafe anlatıyor, Allah böyle dedi diyor, halbuki aslı yok, doğru değil. O zaman müşrik olmuş oluyor. Çünkü Allah adına hüküm vermiş oluyor. “Ve okumalarına, ilimlerine bedel rızık alırlar.” Kitaplarından para kazanıyor, hitabetinden para kazanıyor, dini anlatmaktan para kazanıyor. Mesleğin ne dediğinde, dinden para kazanıyorum, diyor. Dini kendine meslek edinmiş. Onunla çıkarını sağlıyor, onunla geçimini sağlıyor. “Ve dünyayı din karşılığında yerler”. Mesela diyor ki; falanca kişinin aleyhinde konuş. Tamam, 10 milyar ver, konuşayım, diyor. Veyahut Hz. Mehdi (a.s) hakkında olumsuz bir konuşma yapacak; ne kadara mâl olur bu, diyor. Adam; sana bir 5 milyar verelim her konuşman için, yeter ki din aleyhinde konuş” diyor. Bak, “ilimlerine bedel rızık alırlar ve dünyayı din karşılığında yerler. İşte bunlar kör deccalin avanesi olacaklardır.” Deccale hizmet edeceklerdir. Mesela anti-Mehdi olacaklar. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışını engellemek için yoğun faaliyet içerisinde olacaklar. “Kör deccalin avanesi olacaklar.” Haberleri bile olamayacak belki de. “Ahir zamanda kurt okuyucular olacak.” Kuran’ı okuyor adam ama kurt gibi. Kuran’a hakim ama kurt ruhlu. “Kim o zamana yetişirse şerlerinden Allah’a sığınsın. Onlar çok kirli insanlardır.” Pis, leş gibi, gerçek anlamda kirli. Pis olduklarını da Allah gösteriyor zaten. “Riyakarlık, iki yüzlülük hakim olacaktır.” Mesela Müslümanların yanında başka türlü konuşuyor, küfrün yanına gidince başka türlü konuşuyor. Herkese bambaşka bir tavır gösteriyor. “Riya, iki yüzlülük ve gösterişten utanılmayacak” Mesela çok takva gibi gösteriyor ama gerçek hayatı bambaşka adamın.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) diyor ki; “Sizin için deccalden ziyade, deccal olmayanlardan korkarım. ‘Onlar kimdir?’ sorusuna, ‘saptıran imamlardır’ buyurdu.” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Adamları İttihad-ı İslam’dan ayrı tutuyor, Türk-İslam Birliği’nden ayrı tutuyor, Hz. Mehdi (a.s)’dan ayrı tutuyor, Hz İsa Mesih (a.s.)’e kavuşmaktan ayrı tutmaya çalışıyor. “Deccalden daha tehlikeli, saptıran imamlardır.” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Ahmed bin Hanbel söylüyor. Ölüm, Kıyamet ve Ahir Zaman Alametleri, Sayfa 390, 720 numaralı hadis. “Yakın gelecekte kör, sağır ve dilsiz, yani insanları kör edip doğruyu göstermeyen, sağır edip hak olanı duyurmayan ve dilsiz edip hak sözleri konuşturmayan bir takım korkunç fitneler olacaktır.” Deccal devrinde, deccaliyet devrinde. İnsanlar kör gibi, sağır gibi, dilsiz gibi olacaklar diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). “Fitne hengamesinde dilin fitneye karışması ve propaganda yapması kılıç darbesi gibi onun yayılmasını sağlar.” Mesela deccaliyet yayılmış, Darwinizm, materyalizm yayılmış, adamlar İttihad-ı İslam’dan, Türk-İslam Birliği’nden ümitlerini kesmek istiyorlar, o yönde insanlara propaganda yapıyorlar. Bak “Fitne hengamesinde dilin fitneye karışması ve propaganda yapması kılıç darbesi gibi onun yayılmasını sağlar.” Diliyle muazzam fitne çıkaracaklardır, diyor. Kimi şahs-ı manevi diyor, kimi Hz. Mehdi (a.s) gelmiş-geçmiştir, kimi ölmüştür, diyor. Böylece muazzam bir fitne meydana getiriyorlar. “Kılıç darbesi gibidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v), bu yaptıkları.
Ahir zamanın alimlerinden bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v). “Dilleri de baldan daha tatlıdır.” Böyle şakacı, hoşsohbet gibi. Dinle, İslam ile alay ediyor. Tatlı gibi görünüyor ama “ancak kalpleri kurtlardan vahşidir” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Kalbi bambaşka ama dış görünümünde kendince sempatik görünmeye çalışıyor, soytarılık yapıyor, şaklabanlık yapıyor, dinin, hadisin hükümleriyle kendince böyle etrafını eğlendirdiğini zannediyor haşa. Cehennemdeki bir insandan bahsediyor hadiste. “Cehennem halkı etrafına toplanır, (bu şahsın) ‘Bu çektiğin nedir?’ diye sorarlar.” Neden burada, cehennemde bu acıyı çekiyorsun, derler, diyor. “Alim şöyle cevap veriyor: ‘İyiliği emrettim, kendim yapmadım; kötülükten men ettim fakat onu kendim yaptım da onun için.’” Buhari ve Müslim. İslam’ın hükümleri neler? En önemli şey İttihad-ı İslam’dır, Türk-İslam Birliği’dir, yani Müslümanların bir araya gelmesidir. İyiliği emrediyor, peki uygulaması? Tam tersi. Hiçbir şekilde istemiyor. “Kötülükten men ettim fakat onu kendim yaptım.” Adam oturuyor, bazı şeyler söylüyor. Hayatına bakıyoruz, şahitli ispatlı bambaşka. Şimdi detay vereceğim fakat benim vermeme gerek yok detay, anlaşılıyor ne demek istediğim. “Resulullah (s.a.v)’in şöyle dediğini işittim: ‘Kim alim geçinmek, sefihlerle münazara yapmak ve halkın dikkatlerini kendine çekmek gibi maksatlarla ilim öğrenirse Allah o kimseyi cehennemine koyar.’” Bak alim desinler diye yapıyor, bir. Sefihlerle münazara yapıyor, mesela üç kağıtçı, sahtekarların programlarına çıkıyor; belli din düşmanı, aşağılık adamlar oldukları, onlarla sırf münazara yapmak, tartışmak için, şamata olsun, dikkati çekmek için olsun; “halkın dikkatlerini kendine çekmek gibi.” Milyonlarca insan adamın şaklabanlığını, deliliğini seyrediyor. “Halkın dikkatlerini kendine çekmek gibi maksatlarla ilim öğrenirse Allah o kimseyi cehennemine koyar.” diyor Allah. Böyle tipler de zaten gözle görünür olduğu için detay da vermeme gerek kalmıyor, inşaAllah.
“Sevgili canım Muhammed Adnan Hocam, İslam dünyaya hakim olsa, inşaAllah Hz. Mehdi (a.s) de çıktı, Hz. İsa (a.s) da geldi. Sizi ben çok seviyorum.” diyor. Uzun uzun iltifatlar yağdırmış. Çok sevimli, maşaAllah. Güzel sözlü, sevgi dolu, diyor. MaşaAllah, bu iman alameti. Bir hanım kardeşimiz yazmış.
“Oğuzhan Sağlam, Lahey’den, Hollanda’dan. Esselamun Aleykum biricik Adnan Hocam. Hocam sevginizle, ilminizle, itikadınızla, güzelliğinizle ve kültürünüzle fazl sahibi olan Rabbimin bizlere lütfettiği en güzel ikramlardan olsanız gerek, inşaAllah. Hocam Allah için size sevdalıyım, inşaAllah. Hocam önceden birçok günah içindeyken Allah’ı kalbimin en hayati noktasında hissederdim ve şimdi Rabbimi olağanüstü seviyorum, inşaAllah. Dört gözle hesap gününü bütün yanlışlarımla Allah’ın Zatına, merhametine ve eşsiz güzelliğine hakkımda her ne dilerse kendimi bırakıp aciz beynimle teslim ve razı olmayı arzuluyorum.” Çok güzel hitabın, maşaAllah. “O’nu çok ama çok seviyorum. Hocam size, beni hala oldukça rahatsız eden bir sırrımı açıklayacağım, inşaAllah. Söyleyeceklerinize çok ihtiyacım var. Allah’ın affediciliğine aşığım, Allah’ın her yaratmasına sevdalıyım, inşaAllah. Ama Hocam beni gereksiz yeisler ve yanlış yapma ve Allah’ı darıltma korkuları hiç bırakmıyor. Nefsim bu zamana kadar yaşantımdan dolayı affetmiyor sanki. Önemsemiyorum ama çok rahatsız ediyor. Coşkumu kırıyor. Ufak tefek psikolojik rahatsızlıklarım da var. Tedavi aşamasındayım. Herşeyin farkındayım ama içimdeki patlamaya hazır muazzam aşkı serbest bırakamıyorum. Tutku, ihtiras ve sevgiyi Allah’ın en razı olduğu şekilde hissedebilmek istiyorum. Ama bir şeyler de rahat bırakmıyor gibi. Hocam şu an bu konudaki hissettiklerime çok ihtiyacım var. Ne dersiniz, inşaAllah? Takıntılardan azad olmak istiyorum Adnan Hocam. Sanki Allah’a sevgimi kendim kıskanıyor ve açığa çıkaramıyormuşum gibi. Dargınlık ve kırgınlık, dışlanmışlık hissediyorum aynı zamanda. Ayrıca bu güzel hislerime çoğu zaman inanmadığım bile oluyor. Bilemiyorum Hocam. Ne yapmalıyım?” Karmakarışık, kafanı karıştırıyorsun. Ne gerek var? Din çok sadedir, hayat da çok sadedir. Allah’ın varlığını, birliğini, derinliğini karmaşa içinde aramamak lazım. Allah bizi kolaylık için yaratmıştır. Mesela sevmek çok kolaydır, Allah’a inanmak çok kolay. Eğer kendimizi sıkmazsak, rahat bırakırsak Allah’ın varlığı apaçıktır. Beynimizin içinde şu kadarcık bir yerde, şu kadarcık yerde bu kadar ihtişam oluyorsa, bunun nedir açıklaması? Beş yaşındaki çocuk olsa Allah’a iman eder. Bu karmaşık bir şey değil ki. Kuran’a da baktığımızda, Kuran’ın hak olduğu hemen anlaşılıyor. Okuduğumuzda Kuran’ın samimiyeti, anlatımdaki güzellikten Kuran’ın hak olduğu anlaşılıyor. Cennet, cehennem zaten içimizde içgüdü olarak var, zaten biliyoruz. Sonsuz yaşam içgüdüsü var içimizde. Mesela cinsellik içgüdüsü vardır, tatmin olur. Mesela aç kalma içgüdüsü vardır, yemek yeme içgüdüsü vardır, onlar da tatmin olur. Sonsuzluk içgüdüsü vardır; en güçlü içgüdüdür, onu Allah tatmin etmemiştir. Bu o duygunun tatmin olunacağını gösteriyor. Çünkü hiçbir içgüdü tatmin olmamış olarak yaratılmıyor. Mutlaka doyurulur, mutlaka bir karşılığı vardır. Dolayısıyla böyle çok karmaşık bir şeye gerek yok. Mutlaka insanda sıkıntılar olur, zorluklar olur. Biz imtihan oluyoruz, tabii ki olacak. O zaman neye sabredeceğiz? Nasıl sabredeceğiz? Sabır olmazsa insan nasıl sevgi duysun ki? Egoist olur o zaman, bencil olur. Tabii ki sabredeceğimiz ortamlar olacak, tevekkül etmemiz gereken ortamlar olacak. İrade kullanmamız gereken ortamlar olacak, bu çok makul. Bunda şaşıracak bir şey yok.
“Selamun Aleykum canım Muhammed Adnan Hocam. Dün akşam Oktar Babuna Hocam, beynin kişinin alacağı kararı 6 saniye önceden alıp, uygulamaya başladığıyla ilgili bir şeyler anlattı. Hayretler içinde kaldım. Bunun kader bahsiyle alakalı yönünü açıkladı ama az oldu ya da ben net algılayamadım. Biraz bu konudan bahsedebilir misiniz? O zaman biz daha karar almadan beyin bu kararı bilip, alarak uygulamaya geçiyor. Aman Hocam içimizde biri var” diyor. Tabii ki, “biz Allah’ın kullarıyız. Ruhlar aleminde daha önceki yaşadığımızı yaşıyoruz” diyor. O da karışık bir şey değil. Sürekli film akışı var, elips şeklinde bir ekran var gözümüzün önünde. Kuran’da bu söylenmese dahi zaten bu görünüyor. Sürekli bir video film gibi, televizyon ekranının başına oturmuş gibiyiz biz şu an. Ekranda ne görürsek onu seyrediyoruz, başka bir şey seyrettiğimiz yok, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam, ben Kastamonu’dan Şeyma Solmaz, naçizane Nakşibendi tarikatına intisablıyım. Yaklaşık iki ay önce şeyhim Halit Yaşar Efendi beldemize teşrif ettiler. Burada bir sohbet toplantısı yaptılar. Birçok Müslüman kardeşim gibi ben de istifade etmeye çalıştım, inşaAllah. Herkes soru sormaya başladı. Bir kardeşimiz soru sordu. Dedi ki; ‘Ben Adnan Oktar’ın kitaplarını okuyorum. Ne buyuruyorsunuz?’ dedi. Şeyhim Halit Efendi ben de okuyorum, okuyun buyurdu. İçimizde Nur talebesi kardeşlerimiz vardı. İçlerinden birisi demiş ki; ‘bu kitapları tavsiye ederken neye dayanıyorsunuz? Ne düşünüyorsunuz?’ Şeyhim sakin bir tebessümle o kişiye bakarak ‘evet kardeşim, emin olmadığım kişi ve kitapları tavsiye etmem’ dedi. Sonra cemaate genel olarak dedi ki; ‘hepinize tavsiyem Adnan Hocamız’ın kitaplarını temin edin, okuyun ve kitaplığınızda bulundurun’ buyurdu. Çalışmalarınızın hayra vesile olması ve Allah’ın rızasına uygun olarak başarılarınızı Allah’tan niyaz ederim.” Şimdi bu kıymetli kardeşimin aleyhinde de bana bilgi geldi. Olumsuz yönde de çok bilgi geldi. Ben çünkü iyi niyetle hepsini okuyorum, bilmiyorum. Ama şimdi bu insan her ne olursa olsun, bütün iddialar ne olursa olsun, Allah için gayret eden bir insan. Kimseye de bir zararı yok, zoru yok. Gidiyor İslam’ı anlatıyor, tebliğ ediyor, sevecen bir insan. Velev ki dedikleri gibi biri olsa ne olur? Ne fark eder? Bir de şeyhin sahtesi olmaz. Nerenin sahtesi? Allah için Müslümanlara İslam’ı tebliğ eden her insan bence bir nevi şeyhtir, değil mi? Ne fark eder? İcazet olsun, olmasın, ne fark eder? İnsanların imanına vesile oluyor mu? Güzel ahlakı yayıyorsa, Kuran’ı anlatıyorsa, icazeti olsun veya olmasın fark etmez. Yeter ki dedikodu yapmasın, Müslümanların canını yakmasın, fitne çıkarmasın. O yüzden ben bu kardeşimize hüsn-ü zan ile bakıyorum, Halit Yaşar Efendi’ye. Aleyhinde bir şey olmadıktan sonra, ciddi bir delil olmadıktan sonra tavırlarını, faaliyetlerini olumlu görüyorum. Bana gelen yazıda, işte şeyhlik tomarı yok dediler. O bir belge varmış uzunca; şeyhlik tomarı diyorlar, o ve icazetnamesi yok dediler. Olmasın, ne fark eder? İslam için, din için hizmet ettikten sonra, değil mi? İcazeti olsa da hizmet etmezse neye yarar? Farz edelim icazeti var, tomarı da var, hepsi var ama hizmet etmiyor. Ne anlamı var? İcazeti olmasın ama İslam’a hizmet etsin, fark etmez. Onun için ben hüsn-ü zanla bakıyorum. Olağanüstü bir şey olmadıktan sonra ben Müslümanlara sevgiyle ve şefkatle bakıyorum. Hatta cins tipler var, onlara bile acıyorum ben. Üstlerine gitmiyorum, sadece uyarıyorum, kendi hallerine bırakıyorum. Öyle ciddi olarak kaale almam. Benim için en son düşünülecek adamlardır onlar, en son. Benim karşımda Darwinistler var, materyalistler var, ateistler var, satanistler var, iti var, kopuğu var. Biz onlarla uğraşıyoruz, onlara yöneliyoruz. Müslüman sapkın dahi olsa, anormal dahi olsa ‘La ilahe İllAllah’ diyor mu? Diyor. ‘Muhammeden Resulullah’ diyor mu? Diyor, ben ona bakarım, inşaAllah.
Osman Yıldırım, şimdi bana uzun uzun bir şeyler yazmışsın Osman, ben özetle şöyle söyleyeyim. Masonluk, ben lise yıllarında, ilkokulda bile şüphelenmiştim. Ortaokul sonda, lisede de masonluğun üstünde durdum, dikkatimi çekti. Sonra ben masonlukla ilgili kitaplar aldım. Cevat Rıfat Atılan, rahmetli onun kitaplarını aldım. Böyle eski kitaplar, çok fazla detaylı bir bilgi de yok. Birkaç alimin, hocanın yine vardı ama sadece üçüncü sınıf hamur kağıda yazılmış, resim, fotoğraf olmayan, ilmi yönden pek o kadar vurucu yönü olmayan kitaplar. Ben baktım, çok büyük bir açık var bu konuda, ‘Yahudilik ve Masonluk’ kitabını hazırladım o zamanlar. Peş peşe masonlukla ilgili ve ateist siyonizmle ilgili kitaplar çıkartmaya başladım. O kadar detaylı anlattım ki, şu an mason müzelerinde benim kitaplarım dünya çapında en etkili kitap olarak yayınlanıyor. Masonluğa karşı en etkili eserler olarak yayınlanır ve bütün dünya masonları da beni bilir. Dünyadaki en etkili anti masonik yazar olarak bilirler. Amerikan localarına sorun, İngiliz localarına sorun hepsi bilirler. En etkili çalışmayı ben yaptım. Ve masonluğun, ateist masonluğun faaliyetinin durmasına da ben vesile oldum, Allah’ın izniyle, Allah’ın yaratmasıyla. Amerika’da da durdu faaliyetleri, İngiltere’de de durdu, Fransa’da da durdu, Türkiye’de de durdu. Çığ gibi gelişiyorlardı, kısa sürede 7 bin kişiye çıkmışlardı. Ama bu faaliyetlerden sonra durdu. Şu an herkes biliyor, artık deşifre oldular. Halka açık faaliyetler yapıyorlar. Binalarını açtılar herkese. Çok gizliydiler, ben bunların ıvığını, cıvığını, en ince detayına kadar açıkladım, anlattım. Ve tehlikeye de dikkat çektim, konu bitti. Sonra da ben bir kenara da atmam. Mason diye adamları karşıma almadım. Ondan sonra da doğrudan onları kurtarmaya yöneldim. Bak önce hatalarını anlattım, nehy-i anil münkeryaptım, sonra emr-i bi'l ma'rufabaşladım. Münker, yanlış olandan onları nehy-i ettim, sonra emr-i bi'l ma'ruf,yani güzel olanı, doğru olanı da onlara anlatmaya başladım ve yoğun bir faaliyetle başladım. Allah’a şükür bugün Amerika’daki mason localarında çok etkiniz. Yani İslam dini orada da çığ gibi yayılıyor, elhamdülillah. Müthiş bir namaz muhabbeti başladı aralarında, namaza karşı bir sevgi başladı. İngiliz mason localarında da öyle faaliyetlerimiz var. Ki yüzlerce, binlerce masonun şu an desteği var, bir tane, iki tane değil. Ve hepsinin de İslam’ı tanıması, İslam ile şereflenmesi için gayret ediyorum. Tapınak Şövalyeleri de öyle, onların da İslam’ı, Kuran’ı sevmesi, İslam’a, Kuran’a sarılması için gayret ediyorum ve çok samimi de sevgileri var. Hakikaten de çok etkili olduk, Allah’a çok şükür. Anlatımım da, mesela benim şu an konuşmam İngilizceye tercüme ediliyor. Aylardan beri devam ediyor, bir süreden beri devam ediyor. Dünyanın her tarafında, hem masonlar tarafından, hem Tapınak Şövalyeleri, hem Gül Haç teşkilatı tarafından ve diğer gruplar tarafından anı anına izleniyor. İsrail’de de izleniyor konuşmalarım, dolayısıyla da çok etkili oluyor, bayağı güzel oluyor, inşaAllah.
“Şimdi neden Hocam açık kadınlara İslam’ı tebliğ ediyorsunuz, anlatıyorsunuz?” Bunu çok ifade ettim ama önemli bir konu olduğu için bir daha anlatayım. Yobaz güruhunda, gerici güruhta açık hanımlara karşı tahmin edemediğim bir şekilde nefret var ve kin var. Bu çok büyük bir fitnedir ve acayip bir tehlikedir, büyük bir tehlikedir. Aynı şekilde kapalı hanımlara karşı da bir kısım zevatta müthiş bir nefret ve öfke var ama akıl almaz bir nefret var. Özellikle çarşaflı hanımlara karşı daha da şiddetli bir nefret var. Bak açık hanımlara nefret, kapalı hanımlara nefret, çarşaflı hanımlara nefret. Rezalete bak, başka da bayan kalmıyor, hanım kalmıyor. Üç grup zaten, üçüne de nefret var. Ben bu fitneyi, bu rezilliği, bu pisliği durdurdum, işte benim yaptığım budur. Mesela benim bu canlarım hepsi, üçü de açıklar, başları açık ama çok dindar. Mesela Beril öyle, Ebru da öyle. Onun böyle olduğunu ben biliyorum, dine karşı bayağı yatkın. Benim kızım da öyle, dine karşı çok sevgi dolu. Mesela Beril uzun süreden beri beş vakit namazını kılıyor. Ezberinde o kadar çok bilgi var ki hayret ediyorum. Mesela ben konuşurken; Kuran bilgisi de çok müthiş de, farz edelim şu eser veya bu, kim bu? Ahmed İbni Hacer Mekke-i Hatemi, ben bir hadis söylüyorum, değil mi? Hemen ilgili kısmı açıp gösteriyor. Tabii bayağı okuyor, acayip bilgili. Bu çok büyük bir fitnedir. Bu yüzden, nefretiniz yüzünden kapalı hanımların başını da derde soktunuz. Ve onların kapalı gezmesini de engellemiş oldunuz, bu fitnenin yüzünden. Sebebi budur işte. Eğer zamanında siz bu fitneyi çıkarmış olmasaydınız hiçbir sorun çıkmayacaktı. Kapalı da olacaktı, açık da olacaktı, çarşaflı da olacaktı, hepsi de olacaktı. Hiçbir sorun çıkmazdı. Bu nefretiniz büyük fitneye sebep olduğu için karşılığında kötü bir ortam meydana getirdiniz. Açık hanımlar yüzde yüz tertemiz Müslümanlardır. Kapalı hanımlar da yüzde yüz tertemiz Müslümanlardır. Hepsini çok seviyorum, hepsine de sahip çıkıyorum, hiçbirine de laf söyletmem. Olay bu, inşaAllah. Ayrıca Osman kardeş biz olmasaydık, iddia edilen Ergenekon örgütü seni lime lime ederdi şu ana kadar, sana söyleyeyim. Komünizmin ideolojisini Türkiye’de tepetakla eden biziz, fikren, düşünceyle. İddia edilen Ergenekon örgütünün böyle kavruk ve zavallı konuma düşmesinin nedeni yine biziz. Çünkü fikren yıktık, düşünceyle yıktık, beynini dağıttık, bu çok önemlidir. Fikri yıkılan bir örgüt manen yıkılır. Manen yıktık onları. Darwinistler her yere hakimdiler. Şimdi bak göğsünüzü gere gere yaratılışçılığı savunabiliyorsunuz bizim sayemizde, vesile olduk, Allah’a çok şükür. Mesela bugün halk bile, halktan kardeşlerimiz bile, kahvehanelerde bile cayır cayır Darwinizm’e cevap verebiliyor insanlar. Ve Darwinizm’i savunmak şu an utanç vesilesi. Eskiden yaratılışı savunmak utanç veriyordu birçok insana, söyleyemiyorlardı. Şu an Darwinizm’i savunmayı insanlar utanıyorlar, anlatamıyorlar. Anuştayn ne diyor? O başka bir şeyler daha söylüyormuş. Çekirgeye “çakurge” diyor. “Çakurgeleri topladım” diyor. Herkes toplar çekirgeyi sokaktan, çekirgeleri toplayıp iğneye dizmiş tek tek. Marifet mi çekirge toplamak? Zavallı böcekleri oturmuş tek tek böyle iğneye geçirmiş, inşaAllah. Diyor ki; “ben Darwinizm’i anlatmak istedim, profesör bulamadım, arkadaş bulamadım. Söyledim, konferans için arkadaşları çağırdım. Bana dediler ki, sen gerçekten inanıyor musun Darwinizm’e dediler” diyor. Gerçekten inanıyorsa, ona şaşırıyorlarmış. “Hakikaten gerçekten inanıyor musun sen?” demişler. Bundaki enerjiye şaşırmışlar. Bundaki enerji de cahilliğinden kaynaklanıyor. Acayip cahil.
ALTUĞ BERKER: “Oskijen” diyormuş Hocam. Bir de dediğiniz gibi çakırga diyormuş.
ADNAN OKTAR: Ne?
ALTUĞ BERKER: Çakırga.
ADNAN OKTAR: Yani daha neler öğreneceğiz? Dur bakalım, inşaAllah. Osman senin daha bilmediğin o kadar çok şeye biz sebep olduk ki, senin haberin yok. Masonluk da seni ham edecekti, ateist masonluk, onu da durdurduk. Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah. Öyle hurafeyle, Cübbeli’nin izahlarıyla sen dini anlatamazdın. Seni silindir gibi ezerlerdi. Hatta şu anda da ispata açık, bakın söylüyorum. Al sen Cübbeli’ni, giysin cübbesini, kafasına o soba borusundan kesme şapkasını da alsın. Alın İstanbul Teknik Üniversitesine götürün, rektörle görüşün. Bu adam ilim deryası, çocuklarla konuşacak, sohbet edecek, dersiniz. Okulda anfiye götürün, bir konuşturun bakayım. Pestilini çıkarırlar fikren, dümdüz olur, hiçbir özelliği kalmaz.
Şimdi şeyh efendilerden, hocalarımızdan birkaç kişiyi dinleyelim. Kimi dinleyelim? Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’ı, geçen günler Menzil ile ilgili güzel bir konuşma yapmış. Onu dinleyelim, inşaAllah.
-VTR- Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri; Gavs Hazretleri ve oğlu Muhammed Raşid Erol Hazretleri, tam hidayetin Hz. Mehdi (a.s) ile oluşacağını söylemiş.
ADNAN OKTAR: Şeyh Ahmed Yasin Hocamız çok özel bir insan, ahir zamanın çok önemli bir şahsı, Şeyh Nazım Hocamız başta olmak üzere, maşaAllah. Çok pozitif, çok olumlu ve çok hayırlı bir insan. Her yerinde hayır var, her sözünde, sağında, solunda, yüzünde hep hayır, inşaAllah, maşaAllah.
“Hocam siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Allah’tan en hayırlısını istiyorum, en hayırlı olanı sevmemi istiyorum, inşaAllah. Anlamam için kapı kapanmış onu açmaya çalışıyorum, inşaAllah. Ülker Aliyeva.” Özellikle şu olumsuz cümleleri hiç kullanmayın. Ezildim, işte üzülüyorum, vesveseler içindeyim, çırpınıyorum; bir kere bunlar şeytani laflar, bunları hiç ağzınıza almayın, pozitif konuşulur, hiç konuşulmaz bunlar. Bu şeytani telkin olur. Yorgunum dersen, yorgun olursun zaten. Bitiyorum, ölüyorum diyor, biter ölür adam, olmaz. Canlıyım, kararlıyım, dincim diye kendinize telkin vereceksiniz. O şeytanın telkini olmuş oluyor. Şeytanın telkinine siz uyuyorsunuz, bir de onu yazıya döküyor, böyle telkin olmaz. Canlıyım, kararlıyım, iradeliyim, akıllıyım, Müslümanım, vesvesesizim, şeytanı yenerim, açıkça konuşacaksınız ve bunu açıkça kendinize söyleyeceksiniz. “Bugün çok kötüyüm, bitabım” diyor. Zaten dökülürsün orada o zaman. Öyle olmaz. Ayakta duramayacak haldeyim dersen, düşersin o zaman. Galiba tansiyonum düştü diyor, ona inanırsa tansiyonu düşer hakikaten, etkilenir.
“Saygıdeğer efendim, gül kokulu Muhammed Adnan Hocam, Allah sizden razı olsun. Öncelikle İttihat-ı İslam’ı istiyorum ve Hz. Mehdi (a.s)’ı kendime mürşit kabul ettim. Bir an önce size gelmek, mübarek elinizi öpmek, duanızı almak istiyorum, inşaAllah. Kitaplarınızı devamlı okuyor ve herkese tavsiye ediyorum. Aileme, asker oğluma dua buyurun, inşaAllah. Sizi ailecek çok seviyoruz, saygılarımla Şaban Sönmez.” Kitaplarımı tavsiye etmek çok güzel, iyi bir hizmet, Allah razı olsun. Ben kitaplarımdan telif ücreti almıyorum biliyorsunuz. Yaklaşık bu sene 12 milyonun üzerinde kitabım satıldı. Bir kuruş bile Allah vermesin oradan kar gelmesini istemem. Benim için çok çok aşağılayıcı olur, onur kırıcı olur, Allah’a sığınırım, Allah korusun. İnternetten de yaklaşık 14 milyonu buldu, bu sene indirilen kitap sayısı. Fisebilillah Allah için o da ücretsiz iniyor. Bastı mı düğmeye kardeşlerimiz indiriyor. Kitaplarımızın bilgisayarda olması, evlerde olması çok güzel, berekettir o, çok etkili olur, inşaAllah. Evlerde küçük kütüphaneler oluşturmak çok faydalı, on kitaptan da oluşsa mutlaka bir kütüphane oluşturmakta fayda var. Kütüphane bir de evlerin süsüdür, her evde kütüphane olması lazım zaten. Sırf benim kitaplarım değil, mesela Kuran meali bulunsun, Elmalılı Hamdi Yazır’ın Kuran tefsiri bulunsun. İhya-i Ulum, İmam Gazali’nin çok iyi olur. İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ı, Tembih'ül Gafilin Bostanül Arifin, İmam-ı Şarani’nin eserleri, Muhyiddin Arabi Hazretleri’nin eserleri, bunlar çok güzel ama bunlar ağır eserlerdir biraz bir kısmı. İşin doğrusu benim kitaplarım çok özlüdür. Tam arı Türkçe ile yazılmış, çok anlaşılır, bilimsel delillerle desteklenmiş, vesveseye tamamen kapalı, böyle izdifham, şüphe meydana getirecek gibi de bir izah yoktur, tek kelime hurafe de koymuyorum kitaplarda. Tek tek özen gösterdiğim bir konudur, hurafe olmaz. Dolayısıyla çok güvenilir eserler, benim kitaplarımı okuyup da bir insanın dinsiz olması Allah’ın izniyle mümkün değildir, imkansızdır.
ALTUĞ BERKER: Bir haber gösterebilir miyim Hocam? “Ortadoğuda Meydanlar Karıştı” Siz büyük olaylar olacağını söylemiştiniz Hocam. “İran’da muhaliflerle, Ahmedinejad yanlıları arasında çatışma çıktı. Mısır’da işçiler ve halkın daha iyi bir gelecek için protestoları sürerken, Libya’daki gösterilerde 38 kişi yaralandı. Bahreyn’de muhalefet siyasi reform istedi, Irak’daki gösterilerde ise 3 kişi yaşamını yitirdi.”
ADNAN OKTAR: İşte bu hamiyet-i İslamiye’nin feveranı, Mehdilik öncesi Peygamberimiz (s.a.v)’in söylediği olayların aynısıdır. Gittikçe önümüzdeki yıllarda katlamalı olarak bütün İslam aleminde bu gelişecek, katlamalı olarak. Gittikçe artacaktır, “ ta ki evlatlarımdan Muhammed Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). Mehdiyet’e önem vermeyenleri Allah burnunu sürterek zorla Hz. Mehdi (a.s)’a muhtaç edecek. Hz. İsa Mesih (a.s.)’a önem vermeyenleri, Allah zorla burnunu sürterek zorla Hz. İsa Mesih (a.s.)’e muhtaç hale getirecek.
Şubat, Mart ayları çok kritik aylardır, hava değişimlerinin çok güçlü yaşandığı, soğukların çok şiddetli olduğu, ani ısıların ortaya çıktığı ve vücuttaki hormon dengesinin sürekli oynadığı bir ortamdır. En şiddetli grip vakaları bu aylarda olur genellikle. Onun için birincisi üstlerini sıkı giyinecekler öyle tiril tiril incecik kıyafetle gezmek olmaz, bu bir. Akşam yatarken üşütmemeye çalışacaklar, iki. Cereyanda kalmamaya dikkat edecekler, üç. Cereyan çok olumsuz etki yapar. Aç kalmamaya dikkat edecekler, dört. Rejim olmaz bu zamanda. Rejim ne zaman olur? Temmuz, Ağustos sıcak aylarda olur. Kavunun, karpuzun, meyvenin, sebzenin çok olduğu zamanda olur. Bu zamanda rejim olmaz. Bir de rejim öyle çılgınca olmaz. Hiç bir şey yemiyor, içmiyor falan böyle fırtına rejimler, öyle rejim olmaz. Mutlaka protein ayarında alınacak, karbonhidrat ayarında alınacak ve özellikle vitaminlerin ayarında alınması lazım. Bu mevsimde hiç olmaz, bu mevsimde normal yiyip, içecekler. Grip olduysa ne yapacak? Gripte en önemli şey öksürüğün durdurulması değil de, öksürüğü söktüren ilaçların alınması diyelim, durdurma tehlikeli olur, sırf durdurma olmaz. Buhar iyi gelebilir, sıcak içecekler, ıhlamur gibi bol sıvı alınması. Bol bol C vitamini alınması derler ama hikaye o. Bol C vitamini sadece böbrekleri yorar, başka bir şey olmaz. Vücudun çok az C vitamini ihtiyacı vardır, onun alımı yeterlidir. Protein ihtiyacının iyi karşılanması lazım çünkü mikroplarla mücadelede vücut proteinleri kullanıyor. Protein alınmadığında vücut mağlup olur, Allah esirgesin. Normal beslenmesi lazım, vücudun. Onun dışında başkalarına da bulaştırmamaya özen göstermek lazım tabii. Şapır, şıpır gidip milleti öpmezse, grip olmaz insan. Gizli gribe de dikkat etmek lazım. Onda etkili olmaz da başkasında etkili olabilir. Vücut PH’ının iyi ayarda tutulması için bol sebze ve meyve yenmesi lazım, ona dikkat edilmesi lazım. Kafalarını üşütmemeleri lazım, kafalarını normal ısıda tutmaları lazım. Bir de gribe ne iyi gelir biliyor musunuz? Neşe, sevinç gribi hemen iyileştirir. Bir alem ortamı, neşe ortamı bitirir olayı. En güzel çözümü budur, unutursun. Gribe dikkat verdikçe grip yayılır. Neşeli bir ortamda insanın gribi kalıyor mı? Aklına geliyor mu? Bir bakıyorsun ki hastalığı da geçmiş bir şeyi kalmamış. Hastalığa teksif olmamak lazım. Hastalığı yaratan Allah’tır onu bileceksiniz. Şifayı yaratan da Allah’tır. Bak ufacık bir virüs, görünmeyen bir virüs giriyor koskoca vücudu esir alıyor. Ne hallere getiriyor görüyorsunuz ve insana aczini gösteriyor. Mesela çok güzel bir kadın, bir bayan bakıyorsun burnu başka bir şekle gelmiş, vücudu başka bir şekle gelmiş. Gripten darmakeşan oluyor. Burada da Allah’ın bir amacı da insana aczini göstermektir, değil mi? Sesi gidiyor, eli yüzü dağılıyor o güzelliği ciddi şekilde bozuluyor gripte. Çok zor bir duruma geliyor. Her hastalık, her dert Allah’ı hatırlatmak içindir. İnsanların Allah’ı unutmasına karşı Allah’ın insanlara verdiği aslında bir nimet işin doğrusu, onlarla insanlar Allah’a yaklaşırlar. Aczini gördükçe insanlar Allah’a daha çok yaklaşırlar. Ve insanlara karşı da daha fazla mütevazı olurlar. Öbür türlü insanlara azamet hissi gelir, büyüklük hissi gelir. İnsan aczini gördükçe veya aczi gösterildikçe daha mütevazı olur, daha mazlum, daha Allah’a teslimiyetli olur. Öbür türlü Allah vermesin azıyor, çok anormal bir moda girebilir.
Hakan Karagöz Kocaeli’nden yazmış. “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhammed Adnan Arslan Hocam. Hocam sizi senelerdir takip ediyorum ve çevremde sürekli internet sayfalarınıza bakılmasını öneriyorum ve sizi canı gönülden seviyorum.” Çok güzel bak bu internet sayfalarına dikkat çekmek, televizyon programlarına dikkat çekmek çok iyi olur. Bir de küçük küçük kütüphaneler oluşturmak. “Hocam merak ettiğim bir konu var ki bu da şu, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’dan sonra yeryüzünde hiç Müslüman kalmayacak ve Kıyamet kopacak. Hocam nasıl olacak da yeryüzü bu alametleri gördükten sonra yeniden Allah’ı inkar edecek? Tehlike yeniden Darwinist, materyalist ve komünist akımdan mı gelecek? Saygılar ve sevgiler. Kardeşiniz Hakan Karagöz.” Kocaeli’nden göndermiş yaşı 27’ymiş. Şimdi bakın Bediüzzaman’ın nesli, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri’nin nesli yavaş yavaş bitiyor. Bediüzzaaman’ın son talebeleri var. O neslin coşkusuna bir bakın, şu andaki neslin coşkusuna bakın. Arada çok büyük fark var. Hz. Mehdi (a.s.)’ın cemaatini tenzih ediyorum, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın talebelerini de tenzih ediyorum. Ama arada dağlar kadar fark var. O nesil şu an yavaş yavaş son döneminde. Süleyman Hilmi Tunahan’ın, Gavs Hazretleri’nin talebeleri son aşamalarındadır. Özellikle İskender Paşa cemaati mesela, onlar da son aşamadadır yani son nesil. Mahmut Efendi Hazretleri mesela son nesildir. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri son nesildir. Mesela Şeyh Nazım Hazretleri’nin ayarında bir şeyh görebiliyor musunuz? O coşkuda, o şevkte ve o dindarlıkta bir şeyh görebiliyor musunuz? Gören gelsin bana bir söylesin. Mahmut Efendi Hazretleri’nin takvasında, onun coşkusunda bir şeyh görüyor musunuz? Göremiyorsunuz. İşte bu bir model işte. Bundan sonraki nesil daha da bozulacaktır. Ondan sonraki nesil daha da bozulacaktır. Sadece Hz. Mehdi (a.s.) devrinde görülmemiş bir şok meydana geliyor. Toplum muazzam bir derlenip, toparlanma ve düzelme gösteriyor. Muazzam bir dikleşme oluyor toplumda. Görülmemiş bir olay olacaktır. Müthiş bir takva ve heyecan meydana gelecektir. Ve muazzam bir iman coşkusu meydana gelecektir. Fakat Hz. Mehdi (a.s.)’ın vefatından sonra insanlar öyle zannettiğiniz kadar güçlü varlık değildir, insanlar zayıf yaratılmıştır. Allah ayette belirtiyor, Allah; “insanlar zayıf yaratıldı” diyor. Hz. İsa Mesih (a.s)’dan sonra, onun vefatından sonra insanlar yetim kalacaktır adeta, başıboş kalıyorlar. O müthiş bir moral çöküntüsüne sebep oluyor. İstenmez böyle bir şey ama oluyor ve gittikçe İslam zayıflamaya başlıyor. Kardeşim “ne tür bir cereyan?” diyor. Dinsizlik için bir cereyan sorunu yok adamlarda ama Darwinizm ve materyalizm bir daha çıkmaz, Hz. Mehdi (a.s.) devrinde bir daha çıkmaz. Kontrolsüz bir ahlaksızlık, dinsizlik o kadar, gerekçe yok ki dinsizliğe. Adamlar “dinsizim” diyecekler o kadar, Allah vermesin. Bir züppeye, bir çakala niye züppesin, niye çakalsın dediğimizde bize mantıklı bir cevap vermez ki. Hiç gördünüz mü öyle mantıklı bir cevap verdiklerini? Veya bir psikopata niye psikopatsın desen, psikopat işte adam, o kadar, böyle diyor. Mantığa gerek yok. O zamanki dinsizler de oturup bir mantık geliştirecek değiller. Hatta züppelik yapıyorlar eski Arapların taptıkları putlara tapıyorlar, sırf gıcıklık olsun diye. Delilik ve züppelik olsun diye, inandığından değil. Cinslik olsun diye yapacaklar, gelişecek sistem budur. Darwinizm ve materyalizmi Hz. Mehdi (a.s.) öyle bir tepeleyecek ki bir daha mümkünü yok. Bak iki cereyan bir daha gelişmeyecektir. Bir gericilik, yobazlık bir daha gelişmeyecektir yobazlık, tarihin karanlığına gömülüyor artık. Yani yobazların karanlığının içinde yok olacak o. İslam’ın aydınlığı dünyaya hakim olacak ama tabii sonra küfrün karanlığı yeniden gelişecek, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın vefatından sonra. Bu aşamaların çoğu oluyor. Mesela İslam’ın hakimiyet aşamasını hep birlikte göreceğiz. Benimle birlikte kardeşlerimiz de görecekler, inşaAllah, birlikte seyredeceğiz. Hz. Mehdi (a.s) aşamasını, Hz. İsa (a.s) aşamasını, güzel aşamaları birlikte göreceğiz. Dediklerimin doğru olduğunu alenen görecek insanlar. Ben bu kadar emin olmasam böyle ortaya çıkmam. Mahcup olacağım şeyi de yapmam ben, söylemem de. Yüzde yüz emin olduğum bir şeyi söylüyorum. Çok güzel zamanlar göreceğiz ama bozulmayı bizden sonraki nesil görecekler. Mesela şu an, iki yaşında olan çocukları düşünelim, otuz yaşında evlendiklerini düşünelim, onların çocukları bozulmayı görecekler. Onların çocuklarının çocukları da Kıyamet’i görecekler, böyle. Zaten İslam’ın hakimiyetini görünce dediklerimin doğru olduğunu anlayacaksınız. Hz. Mehdi (a.s)’ı gördüğünüzde ondan sonra bütün dediklerimin doğru olduğunu anlayacaksınız. Hz. Mehdi (a.s.) kıyametin ilk alametidir zaten, Ehl-i Sünnet inancında bu bilinir. Kıyamet alametlerinin en büyüğü ve ilk bilineni Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurudur. Mesela Berzenci’nin kitabında ‘Ölüm Kıyamet Ahiret’te, burada ‘Kıyamet Alametleri’ diye bir kitap vardır. Bu kitapta başından sonuna kadar kıyamet alametleri anlatılır. Kıyamet alametleri anlatılırken ilk anlatılan alamet Hz. Mehdi (a.s)’dır. Bakın bu Hz. Mehdi (a.s) bahsini de çok uzun anlatmış, çok çok anlatmış. Bak diyor ki: “Üçüncü Kısım: Hemen Akabinde Kıyametin Kopacağı Büyük Alametler” diyor. “Hemen Akabinde Kıyametin Kopacağı Büyük Alametler” “Bu alametler pek çoktur” diyor. Bak, bu alametler pek çoktur.
ALTUĞ BERKER: Ben göstereyim mi?
ADNAN OKTAR: Evet göster. Ne diyor? İlk alamet ne diyor?
ALTUĞ BERKER: “Bu alametlerde pek çoktur. Mehdi (a.s).”
ADNAN OKTAR: Bakın bir; ilk alamet neymiş? “Mehdi (a.s).” “Hemen akabinde kıyametin kopacağı” akabinde bak hemen akabinde. Akabinde değil hemen akabinde. “Hemen akabinde kıyametin kopacağı büyük alametler.” İlki hangisiymiş? “Mehdi (a.s).” Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru. “Büyük alametlerin ilki Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmesidir. Bu hususta varid olan hadisler çeşitli rivayetlerde olmasına rağmen pek çoktur.” Evet. “Birinci safha: ismi, soyu, doğumu, hilyesi, ona tabi olan, ondan yüz çeviren.” Bakın ona tabi olanlar ayrı anlatılmış Peygamberimiz (s.a.v) tarafından, ondan yüz çevirenleri ayrı anlatmışlar. “Onun lakabı; ‘lakabı Hz. Mehdi (a.s)’dır.’” diyor hadiste. “Çünkü Allah onu doğruya hidayet etmiştir, aynı zamanda cabirdir, çünkü o Muhammed ümmetinin münkesir kalplerini tedavi edecektir.” Hastalanmış, ezilmiş, acı çeken kalplerini tedavi edecektir bir doktor gibi. “O zalim ve cabbar kimseleri mağlup edip kahredecektir.” diyor hadiste. “Soyu: ‘O, Peygamber (s.a.v)’in Ehl-i Beyt’indendir. Onun bilhassa Fatıma neslinden olduğu açıklanmaktadır.’” “Doğum yeri: ‘O, Medine’de doğacaktır.’” Büyük bir şehirde doğacaktır, diyor. “Kurtubi Tezkiresi’nde, onun mağrip ülkelerinden çıkacağı, oradan gidip denizi geçeceği anlatılmaktadır.” Yani doğudan gelip batıya doğru geliyor. Doğu tarafından gelip batıya doğru geliyor. “Oradan gelip denizi geçeceği anlatılmaktadır.” İşte bu deniz İstanbul’dur. Boğaz Köprüsü’nden geçip İstanbul’a gelecek, o. “Ona Mekke’de Hacerül Esvet’de makam-ı İbrahim arasında aşure gecesi biat edilecektir.” “Hicreti: ‘Kudüs şehrine hicret edecektir.’” Kudüs’e de gidiyor. “Hilyesi: ‘O açık alınlı, küçük burunlu.’” Minik burnu, inşaAllah. “Dişleri parlak” diyor. “Sireti: ‘Peygamberimiz (s.a.v.)’in yolundan gidecek, uyuyan kişiyi uyandırmayacak, kan da akıtmayacaktır. İhya etmedik sünnet, kaldırmadık bidat bırakamayacaktır. Ahir zamanda aynı Peygamber (s.a.v) gibi dinin icaplarını yerine getirecektir. Hz. Süleyman (a.s.) ve Hz. Zülkarneyn (a.s.) gibi bütün dünyaya hakim olacaktır. Salibi (haçı) kıracaktır.” Hristiyanlığın put inancını kaldıracak. “Domuzu öldürecektir.” Domuzun haramlığını anlatacaktır. “Müslümanlara bütün her şeyi geri verecektir.” Müslümanlardan gasp edilen her şeyi geri verecektir. “Yeryüzü zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır. Her şeyi hak ve adalet ölçüleri ile eşit bir halde taksim edecektir.” Tam bir adalet, sosyal adalet olacak. Bak ne diyor: “her şeyi hak ve adalet ölçüleri ile eşit bir halde taksim edecektir.” Eşit, işte sosyal adalet bu. Karl Marks bunları görünce; bu hadisleri, buradan hırsızlıkla almıştır. Sosyal adalet kavramını, dünyanın kardeşliği kavramını aldığı yer burasıdır; Tevrat ve hadisler, ikisinden almıştır. “Böylece yer ve gök sakinleri ondan razı oldukları gibi havadaki kuşlar, ormandaki yırtıcı hayvanlar, denizdeki balıklar bile memnunluk duyacaktır. Ümmeti Muhammed (s.a.v)’den memnun olmadık hiçbir fert kalmayacaktır. Hatta ‘ihtiyacı olan yok mu?’ diye tellal bağırtılacak, ‘ihtiyacımız yoktur’ cevabı verilecektir.” “Kaşı kavislidir, orta boyludur, ahlak bakımından Peygamberimiz (s.a.v)’e benzer, esmerdir.” “Allah’a karşı son derece boyun eğicidir.” Dindar, yobaz değil ama. Bakın ta Hindistan’a kadar hakim olacağını söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). “Üç bin melekle yardım görecektir.” Melekler görünmüyor. “Meleklerin başında Cebrail (a.s) sonunda Mikail (a.s.) bulunacak.” Cebrail (a.s.) ile Mikail (a.s) bizzat ilgileniyorlar Hz. Mehdi (a.s) ile, bizzat. Cebrail (a.s.) ve Mikail (a.s). “Onun zamanında kurtla koyun bir arada otlayacak, çocuklar yılan ve akreple oynaşacak. İnsanlar bir ölçek buğday ektiklerinde karşılığında yedi yüz ölçek bulacak.” “Bize onu tanıtacak alametler.” Bakın; “bize onu tanıtacak alametler.” Cübbeli diyor ki; “ben tanırım.” Kendini tanıyamıyorsun sen, nereden tanıyacaksın, değil mi? Kendinden haberi yok, ne yaptığından haberi yok. Ne yaptığını bilmiyor, hatırlamıyor. Ancak belgeyle anlatırsan anlıyor ne yaptığını. Bakın; “onu bize tanıtacak alametler.” Nasılmış? Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği alametlerle biz onu tanıyoruz, kendi kafamıza göre tanıyamıyoruz. Bakın; “onu bize tanıtacak alametler.” Alamet olacak, biz oradan tanıyacağız. Sen hiç alamet aradın mı Cübbeli? Yok. Alameti ne? Kendi kafası. Bakın; “Alametlere gelince; beraberinde Allah’ın Resulünün gömleği, kılıcı ve sancağı olacaktır.” Bitti. Nerede? İstanbul’da. Hepsi burada değil mi alametlerin? Burada, İstanbul’da demektir. “Başında bir sarık bulunacak. Bu sarığın içinden bir adam çıkıp Hz. Mehdi (a.s.)’ı göstererek şöyle haykıracak: ‘İşte Allah’ın halifesi Hz. Mehdi (a.s.), buna uyunuz.” Şimdi hadis iki bölüm aslında. “Başında bir sarık bulunacak.” Hz. Mehdi (a.s.)’ın muhtemeldir, evinde veya başka bir yerde sarıkla namaz kılıyor olabilir veya hayatında birkaç defa bile sarık kullanmış olsa, Hz. Mehdi (a.s)’ın başında sarık olmuş olur zaten. “Bu sarığın içinden bir adam,” bu ayrı. Şimdi başında bir sarık var, vücudunu da sarmış. Ne oluyor o zaman bu kişi? Sarığın içinde olmuş oluyor. Sarığın içinde olmuş oluyor? Paltonun içindeyse bir insan ne denir, paltonun içindekine? Paltonun içinde dersin. Evin içindeyse, evin içinde dersin. Sarıkla etrafını sardıysa, sarığın içinde. “Bu sarığın içinden bir adam çıkıp Hz. Mehdi (a.s.)’ı göstererek şöyle haykıracak: ‘İşte Allah’ın halifesi Hz. Mehdi (a.s), ona uyunuz.’” Bence bu şahıs birinci dereceden Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’dir, ikinci dereceden de Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri’dir. Bakın Şeyh Ahmed Yasin’e, gece gündüz Hz. Mehdi (a.s.)’ı müjdeliyor. Göğsünden sarkmış her yere, sırtına da sarmış sarığı, kafasına da sarmış, sarığın içinde ve çok kapsamlı olarak Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin bilgisi dahilinde. Bakın ben şimdi bunu detaylı söylemek istemezdim ama ben bu kadarını söyleyeyim. Bilgisi dahilinde bu detaylı bilgileri veriyor. Sürekli Şeyh Nazım Hazretleri ile görüşen bir insan. Söyle derse söyler, konuş derse konuşur, konuşma derse konuşmaz. Söyle dendiğinde, söyleyen bir insandır. Şeyh Nazım’ı çok seven bir insan ama kaynak Şeyh Nazım Hazretleri’dir. Onun kaynağı da Resulullah (s.a.v)’dir.
“O kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecek anında yeşillenip yaprak verecek.” Bu bir asadır. Mesela bir ağaç türü olur, adeta içi hafiftir, içi hafiftir. Bakın zaten burada, “o kuru bir kamış ağacını kuru bir yere dikecektir” dediği odur, hafif bir asa olduğu anlaşılıyor, hafif bir asa. “Bir yere dikecek anında yeşillenip yaprak verecek.” O asa vesilesiyle birçok insan imana gelecek. O asanın çeşitli psikolojik, manevi etkileri olacak, buna bakıyor, inşaAllah. “Antakya veya Taberiye Gölü’nden Tabut-u Sekine’yi çıkaracak.” Hz. Musa (a.s)’ın sandığını. “Omuzlanıp Beytü’l Makdis’te onun önüne konulacak. Yahudiler onu görünce birazı müstesna Müslüman olacaklar.” Demek ki Yahudilere şefkatle yaklaşacak Hz. Mehdi (a.s). Yahudilerin Müslüman olmasına vesile olacak. Bakın hadis açık. “Yahudiler onu görünce birazı müstesna Müslüman olacaklar”. Hz. Süleyman (a.s)’ın sandığını gördüklerinde, açıkta onların önüne getirildiğinde, bu büyük mucizeyi gördükleri için Müslüman olacaklar. Berker Hocam bu hadisler çok uzun. Anlatırsak çok çok çok çok uzun anlatabiliriz ama şimdilik bu kadar yeter. Ne anlatayım?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Dün şöyle söylemiştiniz: “Mehdiyet’i örtbas etme çabasının temelinde iman zafiyeti var. İmanı zayıf olan Allah’a dua edecek. Değiştirmeye kalkmak sadece komik ve zavallı duruma düşürür. Çünkü çok akılsızca yalan söylüyorlar, zekice de yalan söyleyemiyorlar. Zayıf imanın o basitliği, o acizliği hemen hissediliyor. Gürül gürül söylesene sen. Hz. Mehdi (a.s.)’ı getirip getirmemek Allah’a ait. Sen hakkı söylemekle mükellefsin. Sen Hz. Mehdi (a.s.)’ı ortaya çıkarmakla mükellef değilsin ki. İttihat-i İslam’ı yapmakla da mükellef değilsin. Sen olacak ve olması için gayret ediyorum demekle mükellefsin. Ya olmazsa, ya ortaya çıkmazsa diyorlar. Böyle bir mantık Allah korusun ya Allah yoksa haşa, ya Peygamber (s.a.v.) doğru değilse demeye götürür insanı. Samimi bir Müslüman dünyanın metafizik olduğunu anlar. Anlaşılmayacak gibi bir şey değil. Mercimek kadar yerde bütün kainatı görüyoruz. Böyle bir durumda insanın oldu mu, olacak mı diye düşünecek durumu olur mu? Belli ki bütün güç Allah’ın elinde ve bütün alametler çıkmış” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi hakikaten bazen soruyoruz Nur talebesi bilinen bir insana, hocam diyoruz Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak mı? Eh tabii ki çıkması lazım, çıkar herhalde. İttihad-ı İslam olacağına göre olacaktır gibi. Lafı ne uzatıyorsun? Niye bu titreklik, bu zavallılık değil mi? Söylesene açıkça, İttihad-ı İslam olacak, Hz. Mehdi (a.s.) da çıkacak, hatta çıktı de. Bediüzzaman’ın açıklamasına göre çıkmış olduğu anlaşılıyor. Ya Hz. Mehdi (a.s) çıkmazsa? Sana ne? Sen onu değerlendirmekle mükellef değilsin. Sen hadise uymakla, Kuran’a uymakla mükellefsin sen, değil mi? Madem sen Bediüzzaman’ı mürşid edinmişsin, madem Peygamberimiz (s.a.v)’e uyuyorsun, alametleri görünce senin gönlün müsterih olsun. O zaman bu kafayla sen, ya kıyamet kopmazsa, dersin. Zaten kafalarına göre Kıyamet’e de inanamıyorlar. Daha da ilerisi, Allah vermesin, ya dirilmezsek. Daha da ilerisi, ya Allah yoksa, ya Peygamber (s.a.v) doğru değilse haşa. Kardeşim bak sapıklığının kaynağını görüyor musun? İman zafiyetinden. İmanından hastasın sen. İmanı güçlü olsa hiç bu dertlerin içine girmeyecek. Aslında İslam alemindeki en büyük sorun, iman zafiyeti. Yoksa çoktan İttihad-ı İslam olurdu. Bakın düşünün, tek sebebi bu. İmanı zayıf olan bir insan Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul edebilir mi? Hz. İsa (a.s.)’ı kabul edebilir mi? İttihad-ı İslam’ı kabul edebilir mi? Zaten adam Kuran’a inanmıyor ki İslam’ın hakim olmasını istesin. O ticaretini yapsın, işte çoluğu çocuğu Avrupa’ya götürsün okutsun, evlendirsin onları, mürvetini görsün, torununu havaya atsın, ona çikolata alsın, adam için bu. Bir de namazını kılsın. Allah diyor ki Kuran ayetinde: “Onların namazları bir gösteriştir.” İman zafiyeti bunları hasta ettiği için; Bediüzzaman hatta diyor: “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri Hz. Mehdi (a.s.) ve şakirdleri gelir Cenab-ı Hakk’ın izniyle o tohumlar sümbüllenir, biz de kabrimizden seyredip Allah’a şükrederiz.” Bakın Nur talebelerine bile, ki ben de Nur talebesiyim, beni de dahil ederek söylüyor Bediüzzaman. “Risale-i Nur’un gerçek sahibi değiller” diyor. “Risale-i Nur’un gerçek sahipleri Hz. Mehdi (a.s) ve şakirdleridir” diyor. “Buradan da anlaşılıyor ki” diyor Risale-i Nur’da “hiçbir kuvvet Anadolu’dan Risale-i Nur’u çıkaramayacak” diyor. Demek ki Risale-i Nur’u unutturmaya çalışan, daha önce Nur talebesi iken Risale-i Nur’a ihanet eden sahtekarlar olacak. Cephe alacaklar. Bak, “hiçbir kuvvet çıkartamayacak diyor” Bediüzzaman. Hz. Mehdi (a.s)’ın ve talebelerinin Risale-i Nur’a sahip çıkacağını, ve ”Risale-i Nur’u hazır bir program olarak neşr ve tatbik edecektir” diyor Hz. Mehdi (a.s.). Risale-i Nur’dan bilgiler verecek, aktaracak, neşr ve tatbik edecektir diyor. Eğer kendi haline bırakılmış olsa; adamlar şahs-ı manevi, işte ruhtur, yüz sene sonra gelecek, beş yüz sene sonra gelecek diye, Mehdiyet’i tamamen ortadan kaldıracaklardı. Var gücümüzle ortaya çıkınca darmakeşan oldular. Ama iyi niyetle yapan çok fazla insan var, çünkü biz Nur talebesi ağabeyleri bizim eve davet etmiştik, geldiler. Hocam Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişi açık, aleni değil mi, dedik. Evet doğru, çocuk olsa bilir, dediler. Açıkça görülüyor Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceği, dediler. Peki, niye açıklamıyorsunuz hocam, dedik. Ne demişlerdi, sen var mıydın orada?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam yanınızdaydım, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Ne demişlerdi?
ALTUĞ BERKER: Üstad’tan daha büyük biri olur gibi bir endişeleri vardı. Acaba Üstad’ı takip etmeyi bırakırlar mı, Üstad’tan daha büyük biri olursa diye.
ADNAN OKTAR: Evet Üstad’ın itibarına zarar geleceğini düşünerek çekiniyorlar.
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bu nasıl mantıktır? Allah hidayet versin. Çok değerli ağabeylerimizdir. Niye böyle bir şey olsun? Hz. Mehdi (a.s) çıktığında Bediüzzaman’ı ne kadar çok seveceği, onu ne kadar çok koruyup kollayacağı, dünya çapında Bediüzzaman’ın öneminin açıkça anlaşılacağı belli değil mi?
ALTUĞ BERKER: Tabii Hocam, inşaAllah şüphesiz.
ADNAN OKTAR: Hz. İsa Mesih (a.s.)’a ne kadar sahip çıkacağı, ona karşı nasıl bir sevgi göstereceği açık değil mi?
ALTUĞ BERKER: Şüphesiz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Böyle mi doğru oluyor, böyle mi güzel oluyor Bediüzzaman’ı unutturarak? Bazı cemaatler mesela Bediüzzaman’ı unutturmaya çalışıyorlar. Adam açıkça söylüyor, Bediüzzaman o devrin adamıydı, şimdi bu devrin başka, diyor. Ve Bediüzzaman şey yapmıştır, böyle hüsn-ü zanda bulunmuştur, temennisidir Hz. Mehdi (a.s), diyor. Hani çıksa ne kadar iyi olur, İslam hakim olsa ne kadar iyi olur, o anlamda demiştir, diyor. Yoksa Hz. Mehdi (a.s) çıkacak, Hz. İsa (a.s) inecek anlamında dememiştir, diyor. Bak bu hastalık bunları nereye kadar götürüyor görüyor musunuz? Şahs-ı maneviden nereye doğru kıvrıldılar bu sefer? En sonunda baktılar edemeyecekler Bediüzzaman’dan tamamen vazgeçti bir kısmı da. Senin şaşar beşer Faruk Beşer. Gitti Samanyolu TV’ye çöreklendi adam. Uğraşa, uğraşa, uğraşa, uğraşa fitnesini ancak durdurabildik. Fitne derken, fitne imtihan anlamındadır, yani insanlara zorluk meydana getiren tavır.
ALTUĞ BERKER: Sorularla Risale, siz onlara öğüt vermiştiniz Hocam. Onlar şahs-ı manevi diyorlardı daha evvel, şimdi bir zattır diyor. Risale-i Nur’un genel Hz. Mehdi (a.s) profili şöyledir diyor, “sonunda da rehber olacak bir zattır”. Bir şahıs olduğunu anlamışlar Hocam vesilenizle, inşaAllah. Fakat görevleri konusunda, üç görevi konusunda daha…
ADNAN OKTAR: Bak orada, bak şimdi burada yine kurnazlık yapıyorlar. Altına biraz daha in, yine onu şahs-ı maneviye çevirip, onu pasifize edip etkisiz hale getiriyor. Her halükarda Hz. Mehdi (a.s)’ı önemsiz bir insan olarak görme eğilimindeler. Gelir, siyasi bir liderdir. İmani konularda çalışma zaten yapamaz, zaten konuşamaz. Ne iman hakikati anlatabilir, ne Darwinizm’e, materyalizme karşı mücadele yapabilir. Siyasi bir yeteneği vardır, Risale-i Nur’dan biraz bir şeyler öğrenmiştir, gelir bütün dünyaya da lider olur. Bütün dünyaya lider oluyorsa, Hz. İsa (a.s.) da onun arkasında namaz kılıyorsa, iman hakikatlerini anlatamayacak kadar aciz bir insan dünyaya nasıl lider olur? Darwinizm ve materyalizme karşı mücadele edemeyen bir insan, İslam’ı, Kuran’ı savunamayan bir insan nasıl dünyanın lideri olur? “Sadece siyasi liderdir” diyor. Bu nasıl oluyor bu? Ve Hz. İsa (a.s.) neden onu imamlığa geçirsin o zaman? Bir harikuladelik olmazsa, bir fevkaladelik olmazsa Ulul Azm bir Peygamber, büyük bir Peygamber iki bin yıl sonra Allah’ın Katından dünyaya geliyor ve bütün Hristiyan aleminin Müslüman olmasına vesile oluyor, Hz. Mehdi (a.s)’ın namazda arkasına geçiyor ve namaz kılıyor. Biz de diyeceğiz ki bu çok önemsiz Hz. Mehdi (a.s)’dır bu.
SUNUCU: Çıkarlarına ters geldiği için olabilir mi?
ADNAN OKTAR: Çıkarına da ters gelir ama en ziyade iman zafiyeti var. Ama tabii yine de kurdukları bir sistem var. Adamın mesela tesisleri var, vakıfları var, dernekleri var, okulları var, hastaneleri var, lokantaları var, kebapçısı var, şunu var, bunu var; onlara da bir zarar gelecek diye korkuyor. Kıyamet’in yakın olması bunları zaten dehşete düşürdü. Yetmiş yıl dedi ya Bediüzzaman, yetmiş yıl var dedi. O onlara böyle acayip ızdırap verdi, ondan kurtulmak için çırpınıyorlar şimdi. Üç yüz sene ilave ettiler biliyorsun. Çünkü yetmiş sene sonra tesisler gidecekse, adama bu çok ızdırap veriyor. Yetmiş yıl için şimdi değer mi bu, diyor. En az bir üç yüz seneye ihtiyaç var, diyor. Kenardan, köşeden üç yüz sene hemen ilave etmişler. Cübbeli onlara çok iyi yetişti. O daha bol, daha cesur, beş yüz yetmiş sene veriyor. Osman Ünlü Hoca da bin sene ilave etti.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Kasas Suresi açmışsın. Şeytandan Allah a sığınırım. 68. Ayet. “Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir.” Yani kimin Hz. Mehdi (a.s.) olacağını, kimin Hz. İsa (a.s.) olacağını, hangi ülkenin lider olacağını, kimin lider olacağına Allah karar verir. İstediği kadar çırpınsın şahıslar. Bak, “Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer; seçim onlara ait değildir.” Şeytandan Allah’a sığınırım. Ebcedi 2041’ini veriyor. İslam’ın en anlı şanlı yılları 2041, inşaAllah. “Allah, onların ortak koştuklarından münezzehtir, Yücedir. Rabbin onların göğüslerinin sakladıklarını ve açığa vurduklarını bilir.” Göğüslerinde sakladıkları işte her türlü fitne, üçkağıtçılık. “O, Allah'tır, Kendisi'nden başka ilah yoktur. İlkte de, sonda da hamd O'nundur. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz.”
SUNUCU1: Bizi yarın 22:00’dan itibaren Aksu TV, Kaçkar TV, Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.TV‘den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet bismillah bir sayfa da ben açayım.İbrahim Suresi, 46. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Gerçek şu ki, onlar hileli-düzenler kurdular.” İşte şahs-ı manevi, bin yıl sonra, iki bin yıl sonra, ona benzer.“Oysa onların düzenleri, dağları yerinden oynatacak da olsa, Allah Katında onlara hazırlanmış düzen (karşı bir karşılık) vardır.” Yani karşı bir atak vardır diyor Allah. “Allah’ı sakın elçilerine verdiği sözden dönen sanma.” Yani İslam hakim olacak dediyse mutlaka hakim olur, diyor Allah. İttihad-ı İslam sözü verdiyse, mutlaka olur, diyor. “Gerçekten Allah Azizdir, intikam sahibidir. Yerin başka bir yere, göklerin de (başka göklere) dönüştürüldüğü gün, onlar tek olan, kahhar olan Allah'ın huzuruna çıka(rıla)caklardır.” Şimdi bir ayet daha okuyayım. Bismillah. Şeytandan Allah’a sığınırım. Enam Suresi 135. “De ki: "Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz ben de yapıyorum.” Yani deccal taraftarları istediğini yapsın, ben de karşılığını yapıyorum. “Bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir.” Kim dünyaya hakim olacaktır, “bilip-öğreneceksiniz. Gerçekten zalimler kurtuluşa ermeyeceklerdir.” Ey kavmim derken tabii sapıtık olanlar kastediliyor burada. “Bütün yapabileceğinizi yapın.” İstediğiniz kadar Darwinizm’i anlatın, materyalizmi anlatın, Mehdiyet’i durdurmak için gayret edin, ne yapıyorsanız yapın. ”Şüphesiz ben de yapıyorum. Bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir” dünya hakimi kim olacaktır “bilip öğreneceksiniz”. Ebcedi kaç? 1993 tarihini veriyor. Tam 1993 tarihini veriyor miladi.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Aileler Sn. Adnan Oktar için ne dediler?
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...