SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza, Samsun Aks Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Hüsnü Mahalli, Akşam Gazetesi’nde ‘Gül ve Demokrasi’ başlıklı bir yazı yazmış. Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül’ün, Tahran gezisiyle ilgili izlenimlerini yazmış. Türkiye’nin tüm İslam ülkeleri için olduğu gibi, İran için de model olduğunu, buna İran’daki bazı karanlık çevrelerin karşı çıktıklarını, ancak bu karşı çıkmaların işe yaramayacağını yazmış. Şunları söylemiş; “Türkiye her şeyiyle bu coğrafyadaki halklar için bir model ülkedir ve büyük yanlışlıklar yapmadığı sürece, bu coğrafyanın kaderini belirlemekte etkindir ve başrol oynayacaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Bu yüzden de Cumhurbaşkanımızın İran ziyareti önemlidir. Çünkü İran halkının %30’undan fazlası Azeri yani Türk kökenlidir. Ve bunlarla birlikte İranlıların genel olarak yarısı Türkçe’yi konuşur ve anlar. İran’da bazı karanlık çevrelerin, ‘İran Türkiye olamaz’ bağrışmalarını duyar gibiyim. İran’daki bu bağrışmalar, tıpkı bir zamanlar Türkiye’dekiler gibi işe yaramaz. Çünkü tarihin kendi mantığı ve gerçekleri var. Tarih ise bizlere; Acemler’in, Türkler’in, Araplar’ın, Kürtler’in ve diğer tüm ulus ve halkların binlerce yıldır bu coğrafyada birlikte yaşadıklarını anlatmakta ve karşılıklı güven, saygı ve anlayışın egemen olmasıyla, tüm sorunların bu coğrafya içinde çözülebileceğini kanıtlamaktadır” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Tabii, biz hani “demokratik zeminde, mutlu şekilde yaşayalım, yiyelim, içelim, evlenelim, çoluk çocuğa karışalım, arada sırada namaz kılarız, isteyen kılar, isteyen de kılmaz, böyle bu sistem gider,” buna Allah müsaade etmiyor, etmez. İran modelini de Allah istemiyor. Allah’ın neyi istediği tarihi olaylardan anlaşılır. Mesala, Osmanlı’nın yıkılışından Allah’ın neyi istemediğini biz anladık. Çünkü Allah diyor ki; “şükredersiniz nimetimi artırırım.” Yani Allah, beğendiği bir sistemi yıkmıyor, beğenmediği sistemi yıkıyor Allah. İşte “ülkeler ve halkları” diyor, “her ülke için, her sistem için bir yıkılış tarihi vardır” diyor. Allah’ın uyguladığı uygulama, Kuran’ın ifadesine göre o şekilde olduğu görülüyor; Hızır (a.s) görevlendiriliyor. Şimdi mesela Avrupa’daki herhangi bir ülke, mutlu şekilde yaşıyordu, Allah rahatlık vermedi, ekonomik kriz meydana getirdi, rahatlıklarını bozdu. Türkiye’de de Mehdiyet haraketli olduğu için Türkiye’de bir bereket var. Ben onu en başında söylemiştim. Bu bereketin, huzurun, güzelliğin ve İslam ülkeleri tarafından sevilmenin nedeni, Allah ilham ediyor İslam ülkelerine Türkiye’yi sevmeyi. Kalplerine ilham ediyor, Mehdiyet’i ilham ediyor, o yüzden oluyor. Yoksa Türkiye de model olarak normal, demokratik bir ülke. Adam alacaksa Almanya’yı model olarak da alabilir. Daha ileri demokrasiler var Türkiye’den, çok daha ileri demokrasiler var, gider orayı örnek alır. Burada örnek aldığı konu din; İslam’ın samimi yaşanması, güzel yaşanması. Ama tabii asıl bilinçaltlarında olan, istedikleri şey Mehdiyet’tir. Bunun gittikçe Türkiye’de de, dünyada da tırmandığını göreceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Amerikan CNN televizyonunun internet sitesinde yayınlanan bir yazıda, Türkiye’nin Arap dünyasında bir demokrasi modeli olabileceği belirtilerek, “birçok Arap giderek artan biçimde Ak Parti’nin iktidarda olduğu çoğulcu idealleri besleyen, modern, demokratik ve Müslüman bir ülke olarak kuzeydeki komşuları Türkiye’ye bakıyor. Amerika Türkiye’nin bölgede giderek artan değerini zorluk olarak görmek yerine, fırsat olarak görmeli” ifadesini kullanmışlar Hocam.
ADNAN OKTAR:Bir hanım kardeşimiz bir yazı yazmış; “Sevgili Muhammed Adnan Hocam, kimseye ama hiç kimseye bugüne kadar şiir yazmadım, bana inanın. Şunu çok iyi biliyorum, siz çok zekisiniz.” Allah’ın yarattığı kadar, inşaAllah. Tabii Allah verir zekayı, müstakil zeka yoktur, müstakil akıl yoktur. Akıllı adam dediğinde, akıl ona an an verilir. Aklı gittiğinde, mesela bazen unutuyor adam, hiçbir şey aklına gelmiyor, en kolay bir şeyi bile muhakeme, yargı edemiyor. Basireti, feraseti kapanıyor. “Neden derseniz, kadınların dilinden anlamak ve bunu açıkça ve cömertçe söylemek her babayiğidin harcı değil. Eğer böyle ise ortaya çıksınlar da görelim. MaşaAllah” diyor. “Size bir sır vereyim mi? Bazı kadınlar daha anlamıyorlar sizdeki derin ruhu. Vallahi Hocam anlasalar ne söyleyeyim artık. Anlamadıkları daha iyi, yoksa ben kıskançlıktan çatlarım” diyor. Bak, Allah “hasidin iza hased” diyor, hased edenden Allah’a sığınılıyor. Hased haramdır, kıskançlık. Kutsal bilinir kıskançlık, “bak ne kadar kıskanç kadın, ne kadar kıskanç erkek.” Öyle şey olmaz. Kıskançlık haram kılınmıştır. İnsan helalini, sevdiğini tabii ki kıskanır ama zulme gitmesin, harama gitmesin, kötülüğe gitmesin diye kıskanır. Kıskanmanın amacı budur. Koruma, kollama anlamındadır kıskanma. Yoksa bir insanın güzelliğini kıskanmak, kıyafetini kıskanmak, yediğini içtiğini kıskanmak veyahut onun sevilenlerinin çok olmasını kıskanmak, bu bir anormallik olur, haramdır. Hased haramdır. Onun için kıskanmayı güzel görmek doğru değil. Güzel bir şiir yazmış, sonra okuruz onu da, inşaAllah.
“Sayın çok kıymetli Muhammed Adnan Hocam, öncelikle kıymetli mübarek ellerinizden hürmetle öperim.” Biz de sizlerin ellerinizden öpüyoruz. “Sayın Hocam, Allah sizden razı olsun, ben sizi çok seviyorum. Allah, inşaAllah sizi güzel görevlerde bulundurur” diyor, inşaAllah. “Bizleri de sizlere talebe eder, inşaAllah. En çok istediğim şey Hz. Mehdi (a.s)’a kavuşabilmek; şevkle, heyecanla bir ümittir bekliyor Hocam. Yüksek müsadenizle sizden bir ricam olacak Hocam; ben Almanya’da yaşıyorum, Hz. Mehdi (a.s) inşaAllah zuhur ettiğinde bizler kendisine nasıl ulaşacağız? Diyorlar ki; “teknoloji duracak, araba, uçak vs. çalışmayacak. Yani bu durumda bize bir müjdeniz var mı? Yoksa bunlar hakkında bizi inşaAllah bilgilendirir misiniz? En derin saygılarımla mübarek ellerinizden hürmetle öper, Allah’ın yar ve yardımcınız olmasını Cenab-ı Allah’tan dilerim” diyor. “Esselamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ceyhun Tozak.” Şimdi ben eskiden Hz. Mehdi (a.s) çıkacak denildiğinde hakikaten böyle çok aleni bilinir zannediyordum. Mesela İsa (a.s) da böyle aleni bilinir, olayların hepsi aleni bilinir zannediyordum. Halbuki Allah, binlerce, yüzlerce perdeyle gizliyor olayları. Öyle bir olay yok. İmtihan bütün açıklığıyla devam ediyor. Mesela mucize meydana geliyor, Allah onu gizliyor. Mucize meydana geliyor, yine onu gizliyor. Fakat Hz. Mehdi (a.s)’da insanların, özellikle Hz. Mehdi (a.s)’da şaşıracağını pek zannetmiyorum. İslam’ın hakimiyetinde, mesela bak sürekli İslam’ın hakimiyetinde ciddi bir gelişme oluyor, hiç kimse şaşırmıyor. Mesela İttihad-ı İslam’la ilgili ciddi gelişmeler oluyor, kimse şaşırmıyor. Vizeler kalktı, kimse şaşırmıyor. Bütün İslam alemi Türkiye’yi örnek alıyor, kimse şaşırmıyor. Şimdi bu harikadır. Ama asıl olaylar önümüzdeki yıllarda başlayacak ve artacak. Çünkü demokratik ülkede mutlu bir şekilde yaşamak insanı doyurmaz. Demokratik ülkelerde sürekli intiharlar oluyor. Ve insanlar uyuşturucuyla kendilerini sakinleştirmeye çalışıyor. Yani demokrasi mutluluk için yeterli değil. Özgürlük de mutluluk için yeterli değildir. Allah rızası için yaşamak ancak insanın ruhunu tatmin eder ve dengeli hale getirir. Bunun dışında insanın dengeli olması mümkün değildir, huzurlu olamaz insan. “Ben anlamazlıktan geliyorum” derse, Allah işte anlatıyor, anlayacakları hale getiriyor. Mesela, “Ben yalvarıp yakarsınlar diye ekonomik kriz meydana getiriyorum” diyor. Avrupa’da insanlar insan sevgisini kaybettiler. Yaşlı, bitkin, çökmüş bir nesil var Avrupa’da. Hayat gelişmiyor. Yani insanlar adeta yaşamak istemiyorlar. Din olmayınca böyle olur, hayatın bir anlamı kalmıyor. Ama İslam çok dinamik, çok canlı, heyecanlı, şevkli bir dünya meydana getiriyor. Hayata aşkla bağlanan, İslam’ın yayılması için müthiş bir şevk içinde olan; ülküsü, ideali olan insanlar meydana getiriyor. Bu insanlarda bir bunalma, bir sıkılma olmuyor. Çok şevkli oluyorlar. Mesela, Hz. Ömer (r.a), Hz. Osman (r.a), Hz. Ali (r.a) çok heyecanlıydılar; Hz. Hasan (r.a), Hz. Hüseyin (r.a). Yani çok sevinçli bir hayat yaşadılar. Peygamberimiz (s.a.v) çok şevkliydi ve çok heyecanlıydı. Eşleri çok şevkli ve heyecanlıydı. Bütün toplum dinamikti, bütün toplum heyecanlıydı. Demokrasiden dolayı mutlu olmuyorlardı onlar, imandan dolayı mutlu oluyorlardı. İnsan imandan dolayı mutlu olur. Türkiye’yi model alırken, eğer Avrupa demokrasisi anlamında diyorlarsa bu çok komik ve çok anlamsız. Demokraside örnek olacak birçok ülke var Avrupa’da. Türkiye’nin demokrasisinde bir fevkaladelik yok, daha yeni yeni gelişiyor. Avrupa Birliği’ne girmesi için adamlar dayatıyorlar. Diyorlar; “Siz Avrupa ayarında bir demokrasi anlayışını kabul ederseniz, biz sizi Avrupa Birliği’ne alırız” diyorlar. Yani Avrupa’daki demokrasiyle Türkiye’deki demokrasi çok farklı. Dolayısıyla o yönüyle örnek alınacak bir yönü yok. İslam ülkelerine göre tabii daha demokratik. Fakat adam örnek alacaksa direkt İsviçre modelini alır, Hollanda modelini alır, Danimarka modelini alır. Yani model alacaksa Türkiye’yi niye model olarak alsın? Onun örtülmüş ismi aslında, Türkiye’deki İslam anlayışını örnek alıyorlar. Çünkü Türkiye’deki İslam anlayışı Mehdiyet’in ruhunu çok güzel yansıtıyor. Yani böyle ılımlılık, sevecenlik, böyle aklı başında İslam anlayışı açısından bu çok güzel.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Mehmet Şevket Eygi Hocamız yine güzel bir yazı bugün kaleme almış, inşaAllah. “Türkiye düzelir ve kurtulur mu?” başlıklı yazı. Müslümanların birlik olmaları ve başlarına bir lider geçmesiyle ilgili şu güzel ve hikmetli sözleri söylemiş mübarek hocamız. “Türkiye kimliğinin birinci maddesi ve unsuru İslam'dır. Şu memleketteki Müslümanların haline bakınız: On kadar dev cemaat, tarikat. Yüz kadar büyük cemaat, tarikat. Binlerce küçük cemaat, tarikat, grup. Bilemediniz 20 bin kişilik bir cemaat olan Türkiye Yahudilerinin bir hahambaşısı var da, on milyonlarca Sünni Müslümanın niçin devletten bağımsız bir İmam-ı Kebir'i, bir Emir'i yok? Müslüman bir memlekette İslam aslına uygun şekilde iyi anlaşılmaz, iyi yorumlanmaz, iyi uygulanmazsa o memleket nasıl düzelecektir bana söyler misin? Türkiye Müslüman bir ülkedir, Türkiye halkının büyük ve ezici çoğunluğu Müslümandır. Türkiye ancak İslam ile kurtulur, yükselir, ayakta durur. Kuran’a, sünnete, şeriata, ilme irfana, ahlaka fazilete, hikmete sımsıkı sarılmazsak bizim için kurtuluş yoktur, pembe ufuklar yoktur, parlak gelecekler yoktur. Her sabah yeni bir başlangıçtır. Her sabah bir yol ayrımındayız. Birinin tabelasında ‘Mevla'ya gider’, ötekisinde ‘belaya gider’ yazılı. Bize seçim ve irade hürriyeti verilmiş. Bakalım kitleler halinde hangi yolu seçeceğiz?”
ADNAN OKTAR: Hangi yol? Yol açık işte, Allah’ın yolu. Eğer Kuran’ın yoluna girmezsek Allah’ın dünyayı devam ettirmesi için bir neden yok, biz yiyip içip, eğlenelim, burada keyif yapalım, çoğalalım, Allah’ı unutalım, işimize gücümüze bakalım diye dünyayı yaratmadı. Bu kadar milyarlarca, trilyonlarca sonsuz detay boş yere yaratılmadı. Allah, “ben size oyun, eğlence olsun diye dünyayı yaratmadım” diyor. Yani oyun, eğlence yerine dönüştüğüne inanırsa bir insan, o zaman Allah kıyameti kopartıyor. Yani dünyanın amacı olmadığına inanırsa insanlık, kıyameti koparıyor, bununla sonuçlanır olay. Bir insan beyninin içerisinde ufacık bir yerde yaşadığını biliyor, atomun yapısının bu kadar harika olduğunu, hücrenin yapısının bu kadar harika olduğunu, Allah’ın muazzam detaylar yarattığını biliyor, fakat adamı ilgilendirmiyor. İşte dans yarışmaları onu ilgilendiriyor, eğlence onu ilgilendiriyor, yeme içme ilgilendiriyor, Allah onu öyle keyif, zevk içinde yaşatmaz o zaman. O zaman amacı kalmamış oluyor dünyanın. Çok garip bir durum olmuş olur.
Şimdi Hocalarımızdan biraz sohbet dinleyelim. Mehmet Talu Hocamız’ı dinleyelim, çok önemli Hocamız’ın açıklamaları; bilmeyen, duymayan kalmasın, inşaAllah.
-VTR- Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri, Ahir Zamanda Olduğumuzu Anlatıyor
-VTR- Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s)’ın Şu Anda Hayatta ve Görev Başında Olduğunu Söylüyor
ADNAN OKTAR: Şimdi de Süleymanlı kardeşlerimizin çok sevdiği, bizim de çok sevdiğimiz Ali Eren Ağabeyimiz, Ehl-i Sünnet’in kalesidir, çok değerli bir ağabeyimiz, onun Ahir zamanla ilgili görüşlerini alalım, inşaAllah.
-VTR- Değerli Ehl-i Sünnet Alimi Sayın Ali Eren’in Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s) Hakkındaki Açıklamaları
ADNAN OKTAR: Ali Eren Ağabeyimiz çok değerli bir insan, Allah ömrünü uzun etsin, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz bu olayların gelişeceğini söylüyordunuz Hocam, büyük olayların olacağını. Bugün Habertürk Gazetesi’nde de vardı; “Ortadoğu ve Afrika’da isyan yayılıyor” başlıklı bu haber. Tunus ve Mısır’daki değişimden sonra İran, Cezayir, Irak, Bahreyn, Yemen ve Libya’da da protesto gösterileri gerçekleşiyor, onları yazmışlar.
ADNAN OKTAR:Ama şu an, bak ne istedikleri belli değil, sadece halk bağırıyor. Yani ne istedikleri belli değil. Ne istedikleri belli olması önümüzdeki yıllarda, önümüzdeki aylarda ortaya çıkacak. Protesto gösterisi yapar, tamam da, “ne istiyorsun?” denildiğinde, ne istediğini bilmiyor. Olmaz. İnsan bağırıyorsa, rahatsızsa, bir isteği, bir ülküsü, bir ideali olması lazım, bir şey istemesi lazım. Mısır’da da öyle, başka yerlerde de öyle. Bir süre sonra ne istediklerini söyleyecekler, bunu göreceksiniz. Daha gür sesle, daha net sesle, inşaAllah.
Kuran’dan okuyalım, Bismillah, Taha Suresi, 83. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Seni kavminden ‘çarçabuk ayrılmaya iten’ nedir ey Musa?’diyor Allah.“Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim"” diyor. Allah diyor ki; “Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."” İşte diyor ya kardeşlerimiz; “Hocam Mehdi (a.s)’dan sonra niye toplum bozuluyor? Niye bozulacak?” İşte bak Kuran’da o mantığın nedeni açıklanıyor. Cenab-ı Allah diyor ki; “Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."” Bir tane adam bütün toplumu saptırmaya yetiyor. Bir kişi bütün toplumu imana, İslam’a çekerken, bir tane insan da hepsini saptırmaya yetiyor. Mesela Darwin tek başına çıktı, bütün dünyayı saptırmaya adamın gücü yetti. Yüzde 99,99’unu dinsiz yaptı dünyanın, büyük bir bölümünü. Yüzde 99 diyelim, o kadar da demeyelim de. Demek ki, iradeli, aktif, güçlü liderler, samimi imanlı bir insan, bütün toplumu etkileyecek güce sahip olabiliyor, Allah’ın dilemesiyle. Çok azgın, şeytani kararlılıktaki bir iblis de, bütün toplumu, eğer Hz. Mehdi (a.s) yoksa, bozma gücüne sahip olabiliyor. Müthiş bir zıtlık meydana geliyor. Yani bir tanesi topluma tamamen ifsat edebilirken, bir tanesi de tamamen toplumu en güzel hale getirebiliyor. Hz. Adem (a.s) devrinden itibaren kıyamete kadar hep Mehdilerle deccallerin mücadelesi vardır. Dünya tarihinde başka hiçbir şey yoktur. Dikkatlice inceleyin, Mehdi ve deccal mücadelesi vardır, iki mücadele, başka bir şey yok. Şimdi mesela asrımızda da Hz. Mehdi (a.s) ve deccal mücadelesi vardır. Şimdi İslam ülkelerinde bağırtı var, çalkantı var, protestolar var, deccale karşı bağırıyorlar ama deccali hedef alarak bağırmıyorlar. Deccal canlarını yakıyor, kurtulmak da istiyor, yani ateşin içine atılmış bir insan gibi. Ateşin içine atılan bir insan nasıl şuursuz olur, değil mi? Yangında olan bir insan nasıl şuursuz olur, bağırarak oraya buraya şey yapar, onlar da öyle. Halbuki orada deccalin tespiti, Hz. Mehdi (a.s)’ın tespiti gerekiyor. Yani kaçtığı şeyin, rahatsız olduğu şeyin ne olduğunu söylemesi lazım. Kurtulmak istediği yolun da ne olduğunu söylemesi lazım. Sırf bağırtı olmaz.
“Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı?” Güzel vaad; o Kenan ülkesi, o geniş coğrafyada Müslüman gibi yaşamaları vaadi. Rahat yaşayacaklardı. “Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi?” Şimdi aynısını Ahir zamanda Hz. Mehdi (a.s)’ da görüyoruz. Mehdiyet’te Müslümanlara nasıl bir vaat var? İttihad-ı İslam vaadi var Cenab-ı Allah’tan ve Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuru vaadi var, Hz. İsa (a.s)’ın zuhuru vaadi var. “Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi?” Adamlar diyorlar ki; “daha hala çıkmadı.” Mesela Cübbeli diyor ki; “Bana çok uzun geldi bu süre, daha hala çıkmadı” diyor. Ayette ne diyor Cenab-ı Allah?“Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi?” Cübbeli’ye süre uzun gelmiş, “evet, uzun geldi” diyor. “O yüzden ben İttihad-ı İslam’dan da bahsetmeyeceğim, Türk-İslam Birliği’nden de bahsetmeyeceğim, Mehdi (a.s)’dan da bahsetmeyeceğim, İsa (a.s)’dan da bahsetmeyeceğim. 570 sene sonra gelsin” diyor. “Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz” yani “kıyameti mi istiyorsunuz?” diyor Cenab-ı Allah; ya bölgesel bir kıyamet, ya dünya çapında bir kıyamet. “Ve bana verdiğiniz sözden caydınız.” Onlar önce “senden ayrılmayacağız, senin peşinde olacağız, Allah rızası için mücadele edeceğiz” diyorlar, fakat sonra vazgeçiyorlar. “Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik."” Toplum demek ki kendi kendine ifsat olmuyor, bozulmuyor. “Ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı.” Yani “altını, sermayeyi bir araya topladık” diyor, hepsini. Altının insanlara etki gücü de orada ortaya koyuluyor ve ifsat edicilerin insanları nasıl yönlendirdiğini Allah Kuran’da gösteriyor. “Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, bu sizin ilahınız, Musa'nın da ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler.” Yani eski putperest inanca dönüyorlar. Çünkü Mısır dininde buzağı heykeli onlar için kutsaldır, hatta Mısır müzesinde eğer gidenler olduysa görebilirler, orada buzağı heykelleri vardır çok sayıda, onlar ona taparlar. Ama Mısır dininde asıl inanç Darwinist, materyalist inançtır. Yani buzağı heykeliyle remz edilir o. Nasıl bizimkiler maymunla remz ediyorlarsa. Maymuna benzer varlıklar, şöyle sırtı kambur falan, sonra ayağa kalkan bir adamla remzedilir Darwinizm. Bular da bu şekilde remz ediyorlar. “Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?” Yani çamur ne yapabilir? Tesadüf ne yapabilir? Hiçbir şey yapamaz. “Andolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.” Bak, “"Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz” diyor Harun (a.s).“"Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti. Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız."” İşte bak lidersiz kalan toplumun nasıl bozulduğunu Allah gösteriyor. Mehdi olmayan toplumun ne hale geldiğini Allah gösteriyor. Mehdi olduğunda toplum bozulmuyor. Her devirde böyle. Her devirde bir Mehdi çıkmıştır. Bir tek bu devirde insanlar Mehdi istemiyorlar. Yani her devirde bir Mehdi beklenmiştir ve hep küçük Mehdiler çıkmıştır. İmam Gazali, İmam Rabbani, Abdülkadir Geylani, hepsi tek tek zamanlarında çıkmış, fesadı izale etmişlerdir, ümmete de doğru istikameti göstermişlerdir, Kuran’ın ışığıyla. “(Musa da gelince:) "Ey Harun" demişti. "Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi? Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?" Dedi ki: "Ey annemin oğlu,"” annemin oğlu demesinden kastı, onun kalbini yumuşatmak için onu özellikle seçiyor. “Annemin oğlu,” yani “anneden beraber kardeşiz” diyor. “Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma.”Demek ki sakalı ve saçı var. Kesilmiş değil yani. Kazınmış, kesilmiş değil Hz. Harun (a.s)’ın. “Tutup yolma.” Demek ki bir hayli öfkelenmiş Hz. Musa (a.s). Yani çok celalli ve çok heyecanlı bir Peygamber Hz. Musa (a.s). “Ben, senin: "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum.” Yani bölünmenin tehlikesine de burada dikkat çekiliyor. Hz. Musa (a.s)’ın bölünmeye ne kadar titiz olduğu, kendi aralarındaki bölünmede şiddetli bir tavır aldığı buradan anlaşılıyor, bu ayetten anlaşılıyor. “Sözümü önemsemedin.” Sözü önemsemek çok önemlidir, mesela birçok insan birçok sözü önemsemez. Söylersin, kulak arkası eder; anlatırsın, anlamazlıktan gelir. Halbuki her söz dinlensin diye ve önemli olduğu için söylenir zaten. Önemsememek şeytani bir harekettir. “"Demenden endişe edip korktum." Musa dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri?"” Yani oradaki, müdahale eden, bozan herkesle konuşuyor Hz. Musa (a.s). “Dedi ki: "Ben onun görmediklerini gördüm, böylece Elçi'nin izinden bir avuç aldım, attım; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) göstertti."” Yani yepyeni sapkın bir görüş meydana getiriyor. İslam’a, Kuran’a uygun olmayan deccali bir görüşü ortaya koyuyor. “Dedi ki: "Haydi çekip git, artık senin hayatta hak ettiğin ceza, bana dokunulmasın deyip yerinmendir."” Öyle bir insanı toplumdan tecrit ediyor, ilk uygulama olarak; toplumla bağlantısını kesiyor ve “yanına da kimse yanaşmasın” diyor. “Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçamayacağın bir buluşma zamanı vardır.” “Ahirette de Allah sana bu yaptığının karşılığını verecek” diyor. Fiili, şahsına bir şey yapmıyor, ona sürgün cezası veriyor sadece. “Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak. Biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denize savuracağız.” Yalnız buradaki çok ilginç; bu, altından bir buzağı heykeli. “Onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denize savuracağız.” Yani öyle bir toz ki bu kül gibi olması lazım. Kül ayarında bir toz olması lazım denize savrulması için. Bulut gibi, bu hale getirilmesi lazım altının. Altını toz hale getirmenin, böyle kül hale getirmenin ilmini biliyor Hz. Musa (a.s). Tapınakçılar da bu sırrı biliyorlar. Bu manna ile ilgili çalışmada elde ettikleri toz o, beyaz toz, altından elde ediyor, yani kimyasal analizi yapıldığında magnezyuma da benziyor, kalsiyuma da benziyor, çinkoya da benziyor. Tam teşhis edemiyorlar, ne olduğu anlaşılamıyor. Yani hiç bir metale benzemiyor. Çok kızdırılırsa, çok yüksek ateşte tutulursa, uzun süre ateşte tutulursa altına dönüşmeye başlıyor yahut platine dönüşmeye başlıyor, böyle bir madde. Aşırı derecede ince, yani çok çok ince. Toz olarak muhafazası pek mümkün olmuyor, suyun içerisinde muhafaza edilebiliyor manna. “Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında ilah yoktur. O, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz.” Bunlar bilinmeyen haberler. “Gerçekten sana Katımız'dan sana bir zikir verdik. Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o bir günah yükü yüklenecektir. O (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu kıyamet yükü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüleceği gün, Biz suçlu-günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök,” yani mor gözlü, gözünde renkli kısım yok, beyaz kısım da yok. Blok olarak gözü mor ve kaskatı, yani hareket ettiremiyor, sadece bir mor kitle var gözünde, “toplayacağız. “"(Dünyada) yalnızca on (gün) kaldınız, diye kendi aralarında fısıldaşacaklar."” Bunlar da on gün kaldıkları kanaatindeler, “yaklaşık on gün kaldık” diyorlar, bütün ömürleri boyunca. Zaman izafi olduğu için. “Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: "Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak."” Yani “kıyamette hepsi dağılacaklar” diyor. “Yerlerini bomboş çırılçıplak bırakacaktır.” “Dümdüz olacak arazi” diyor. Mesela Ağrı Dağı'na gittiğinde adam ovayla karşılaşacak, Süphan Dağı'na gittiğinde ovayla karşılaşacak, dümdüz. “Orada ne bir eğrilik göreceksin ne bir tümsek.” Yani “hafif bir tümsek bile olmayacak” diyor Allah. “Kıyamette uçsuz bucaksız bir düzlük meydana getireceğim” diyor. “O gün, kendisinden sapma imkanı olmayan çağırıcıya uyacaklar.” Bir çağırıcı var, onu kıyamet zamanı göreceğiz. O yüksek sesle bir şey söylüyor, insanlar ona doğru hareket ediyorlar. “Rahman (olan Allah'a) karşı sesler kısılmıştır.” Yani Cübbeli'nin dediği gibi öyle laubali konuşmalar yapmak mümkün değil. “Allah’a karşı sesler kısılmıştır” diyor. Cübbeli de cedir cedir, böyle pervasızca konuşacağını söylüyor. Örnek de veriyor nasıl konuşulacağına dair. Öyle bir şey yok, ayet açıklıyor. “Artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.” O ortamda, arazide sürekli bir ses var. “Başka bir ses duyamazsın” diyor. Hırıltıyı andıran bir ses. “O gün, Rahman (olan Allah'ın) kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.” Artık orada Mehdilerin ve Peygamberlerin sözü geçerli oluyor. Allah onların sözünü güzel buluyor. Ondan gerisi dinlenmiyor. Yani kim ise orada şefaatini kabul edeceği insanlar, sadece onları dinliyor Allah, inşaAllah. “O önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar ise bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar.” Bizim her tarafımızı Allah biliyor ama biz sadece belirli bir kısmını görebiliyoruz. Belirli bir kısmın belirli bir yönünü görebiliyoruz. Mesela belirli dalga boyunda belirli renkleri, belirli cisimleri görebiliyoruz. Allah her cismi, her dalga boyunda, her şeyi görebiliyor.“(Artık bütün) Yüzler diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur.” Yani münasebetsizlik, laubalilik yapmak mümkün değil. Ne diyor Allah? “Yüzler Diri, Kaim olanın (Allah'ın) önünde eğik durmuştur.” Yani dimdik bakmıyor, başı yerde duruyor insanların. Cübbeli’nin konuşmasına bakalım, son derece laubali bir tartışma ortamı olacağını söylüyor Allah ile, haşa. “Ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir. Kim de bir mümin olarak, salih bir amelde bulunursa, artık o ne zulümden korksun, ne hakkın eksik tutulmasından.” Eğer samimi Müslüman ise, ahirette rencide olacağı, üzüleceği, korkacağı hiçbir şey yapmayacağım diyor Allah. “Baştan sona kadar rahat edecek” diyor. Ölümü dahil, Araf’a gelişi dahil, dirilmesi dahil, hepsinde sürekli huzur ve rahatlık sunacağım diyor Allah. “En ufak tedirgin olacakları, rahatsız olacakları bir şey yapmayacağım” diyor. Sırf küfür içindir dehşet ve rahatsızlık. Çünkü canının alınmasındaki rahatlığı, Allah onu özellikle söylemiş; “mülayemetle canları alınır, güzellikle alınır” diyor ayette. Dirilmeleri yine güzellikledir. Mahşer meydanına getirilmeleri yine güzellikledir. “Hiç bir şekilde canlarını yakacak, tedirgin edecek, onlara huzursuzluk verecek bir şey olmayacak” diyor Allah. “Böylece biz onu, bir Arapça Kuran olarak indirdik. Onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık.” Yani “tehdit ettiğim konuları açıkladım” diyor Allah. “Umulur ki korkup-sakınırlar, ya da onlar için düşünme yeteneğini oluşturur.” Düşünecekleri bir yön bulurlar diyor. “Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. O'nun vahyi sana gelip-tamamlanmadan evvel Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim ilmimi arttır."” Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e vahiy geldiğinde, biliyorsunuz birden rengi soluyordu. Üstünü tülbent ile örtüyorlardı Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in. Ve bir uğultu hissediyordu bütün Müslümanlar, orada bulunan Müslümanlar. Basınç hissediliyordu. Basınç kalkıyordu bir süre sonra, Peygamber Efendimiz (s.a.v) kendine geliyordu. Tülbenti açıyorlardı, Peygamber Efendimiz (s.a.v) elini, yüzünü yıkıyor vahiyden sonra. Ve Peygamberimiz (s.a.v) vahyi unutmamak için tekrarlıyor ayeti. Sürekli tekrarlıyor ezberinde tutabilmek için. Allah da diyor; “ezberinde tutabilmek için uğraşma, o şekilde gayret etmene gerek yok, tekrar etmene gerek yok. Ben zaten senin ezberinde onu tutacağım” diyor Allah. Yani “ona gerek yok” diyor. “Onun için özel gayret etmeye gerek yok.” “De ki : "Rabbim ilmimi artır."” Biz de “Ya Rabbi, ilmimi artır” diyoruz, inşaAllah. “Andolsun, Biz bundan önce, Adem'e ahit vermiştik, fakat o, unuttu. Biz ondan bir kararlılık bulmadık.” İşte imtihan ortamı olmadığı için o kararlılık gelişmiyor ama şimdi insanda, Müslümanlarda kararlılık oluyor. İbadette kararlılık, dürüstlükte kararlılık, akılda kararlılık, iradede kararlılık, her şeyde bir kararlılık oluyor. “Hani biz Meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, (iblis dışında) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.” Bakın meleklere “Adem'e secde edin” diyor Cenab-ı Allah. İblisin dışında melekler hemen secde ediyorlar; gurur, enaniyet yapmıyorlar. “O ayak diremişti.” Tam klasik züppe. Dünyadaki klasik züppe, enaniyetli, gururlu insanlar olur ya, o tarz. Klasik züppe karakterli. “Bunun üzerine ona dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun."” Allah ayrıca bildiriyor, “bunun böyle bir vasfı var, sakın buna uymayın” diyor. “Şüphesiz ki senin acıkmaman, çıplak kalmaman (Cennet'te kalmana bağlı)dır.” Yani orada ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın. Cennet elbiseleri giyeceksin, yemeğin yiyeceğin her zaman hazır, “bir zorluk içerisinde olmazsın cennette” diyor Allah. “Ve gerçekten sen burada susamayacaksın.” Cennette susama diye bir sorunun yok, “susama hissi verilmeyecek sana” diyor. İster içersin ister içmezsin. “Susama hissini yaşamayacaksın” diyor. “Ve yakıcı sıcakta da yanmayacaksın.” Mesela burada soğutucular kullanılıyor, ısıtıcılar kullanılıyor, sürekli uğraşıyoruz havayı dengede tutabilmek için. Böyle “ısıyı ayarlamak, ısıyı sabit tutmak için de uğraşmayacaksın” diyor Allah. Isı sürekli güzel zaten cennette. Ilıman bir iklim var.“Sonunda şeytan ona vesvese verdi.” Hz. Adem (a.s)’a. “Ve dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?"” “Sana bir bilgi vereceğim, bir şey söyleyeceğim, hem sonsuz olacaksın, yani bir süre sonra yok olmayacaksın, ölmeyeceksin, ayrıca mülk de devam edecek” diyor. “Malın ve mülkün de devam edecek.” “Sana bir bilgi vereceğim ben” diyor. Zaten Cenab-ı Allah ona garanti vermiş, “sen sonsuz yaşayacaksın” diyor. “Mülkün de cennet, istediğin gibi yaşayacaksın” diyor. Ama şeytan da diyor ki; “senin zannettiğin gibi değil, sen bir süre sonra yok olacaksın, öleceksin sen” diyor. “Ben sana bir bilgi vereceğim, Allah senden bunu haşa gizliyor” diyor, “ben sana bu bilgiyi vereceğim, sen bu bilgiye göre hareket ettiğinde ne öleceksin ne de mülk kaybolacak” diyor ve vesvese veriyor. Halbuki Hz. Adem (a.s)’ın Allah’a güvenmesi lazım orada, fakat şeytanın o sözünün, şeytanın o ifadesinin doğru olabileceğini düşünüp aklı oraya gidiyor, şeytanın ifadesine gidiyor. “Böylece ikisi ondan yediler.” Bir meyve ağacı var, ondan yememelerini söylüyor, “ikisi yediler” diyor. “Hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açıldı.” Hemen cinsel organları ikisinde de görünüyor. Elbiseleri üstlerinden gidiyor, cennet elbiseleri bir anda gidiyor üstlerinden. “Üzerlerine cennet yapraklarından yamayıp örtmeye başladılar.” Oradaki yapraklardan alıp, utanıyorlar, hemen üstlerine örtmeye çalışıyorlar, yani geniş yapraklarla vücutlarına örtmeye çalışıyorlar. “Adem Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp-kaldı.” “Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.” Çok çok pişman oluyor Hz. Adem (a.s). Bir de doğal ihtiyaçlarının olduğunu gördüğünde Hz. Adem (a.s) ağlıyor, yani çok çok sarsılıyor. İnsanda olan doğal ihtiyaçları görüyor, yani aczini görüyor. Çünkü cennette acz yok, acze ait hiç bir şey yok. Onları görünce ağlıyor ve çok şiddetli pişman olup Allah’a tevbe ediyor. “Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz oradan inin."” Yani şeytan size düşman olacak, siz de düşman olarak şeytanı kabul edeceksiniz. “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir.” Bir Mehdi, bir mürşid gelecektir. “Kim Benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” 1982 tarihini veriyor ebcedi. “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir. Kim Benim hidayetime uyarsa,” “kim Benim Mehdime uyarsa,” “artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.”1982. Şeytanı tam anlamıyla tepeleyecek olan da Hz. Mehdi (a.s)’dır ahir zamanda. Hz. Mehdi (a.s)’ın şeytanı öldüreceğini söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v), hadiste. “Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir” ayetinin anlamı geniş tabii. Sürekli Peygamberler gelecektir anlamına geliyor. “Kim Benim hidayetime uyarsa,” Allah'ın verdiği hidayet, yani Peygamberler vesilesiyle gelen hidayete uyarsa, “artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” Ama ikinci anlamına, işari anlamına baktığımızda, “artık size Benden bir yol gösterici gelecektir,” “bir Mehdi gelecektir.” “Kim Benim hidayetime uyarsa,” “Mehdime uyarsa,” zaten Mehdi kelimesi, hidayet kelimesinden gelişen bir kelimedir. “Uyarsa artık o şaşırıp sapmaz.” Şaşırıp sapma deccaliyetin özelliğidir. “Şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.” Deccaliyet'te şaşırma vardır, sapma vardır ve mutsuz olma vardır. İnsanlar şu an mutsuz mu? Mutsuz. Şaşırmışlar mı? Şaşırmış durumdalar. Saptılar mı? Sapmış durumdalar. “Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” “Ekonomik kriz meydana getiririm” diyor Allah. Bakın, “Artık kim Benim zikrimden yüz çevirirse,” “Beni anmazsa, benim yolumdan çıkarsa,” “artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır.” Sürekli sürünür, sürekli para peşinde olacaktır, sürekli geçim derdinde olacaktır. Sürekli açlık, sürekli sefillik ve perişanlık içerisinde dünya kaçacak o kovalayacaktır. “Ve Biz onu kör olarak haşredeceğiz.” “Bir tek bununla bırakmayacağım” diyor Allah. Ahirete de geldiklerinde gözlerini de ellerinden alacağım, kör olarak haşredeceğim, diyor. “O da şöyle demiş olur: "Ben görmekte olan biri iken beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?"” Sen zaten evrime inanıyorsun, “göz tesadüfen oldu” diyorsun. Tesadüfen olma öyle olmaz mı? Tesadüfen olan bir göz niye görsün, değil mi? Çünkü bizim görmemiz, dışarıdan gözümüze ışık ışınları geliyor, merceğe geliyor. Bir kere merceğin çok mükemmel olması lazım. Mercek görüntüyü ters olarak düşürüyor irise. Bir kere en başta dünyayı ters görürdük normalde, eğer Allah sistemi düz yaratmasaydı. Görüntü ters düştüğüne göre biz de tepetaklak dünyayı ters görmemiz gerekiyordu. Bundan normal ne olabilir? Niye ters olan görüntüyü düz hale getirsin beyin, değil mi? Ters görebilirdik. Beyne ters olarak düşen görüntü, görüntü olarak düşmüyor, dalga olarak düşüyor. Yani irise düşen görüntü, insanlar zannediyor ki, orada küçük bir görüntü oluşuyor ya, o görüntüyü biz görüyoruz, beynimizde görüyoruz. Yani orada, dışarıdaki alemde o görüntü simsiyahtır. Sadece ışık ışınlarının dalga boylarının farklı olmasından kaynaklanan bir yapılanma oluşur orada sadece. Simsiyahtır. Ne görüntü vardır, ne de renk vardır, hiçbir şey yoktur. Oradan o meydana gelen dalga boylarını elektrik akımına çeviriyor sinirler, alıp beyne götürüyor. Beyin de görüntü merkezine getiriyor. Görüntü merkezi şu kadar falan bir şey. Orada işlemden geçtikten sonra şuura geliyor, beyindeki şuura geliyor. Şuur da şu kadar bir şey, mercimek kadar. Şuurda o görüntü, yani oraya gelen elektrik akımı çok düşük amperle, voltajı çok çok düşük, abartılı şekilde düşük olan elektrik akımını simsiyah, karanlık beynin içerisinde, ruhumuz gözü olmadan, bakın gözü olmadan, gözsüz olarak, çok kaliteli olarak, üç boyutlu görüntü olarak görüyor. Üç boyutlu görüntü olarak. Yani dünyanın en kaliteli televizyonunda bile olmayan bir kaliteyle, derinlik algısıyla görüyor. Aynı şekilde ses de öyledir. Ses de sadece bir dalgadır. Dalga elektriğe dönüşüyor, elektrik akımını ruhumuz, kulağı olmadan çok net, en ince detaylarına kadar ses olarak duyuyor. Mesela dokunma hissi de, mesela masanın üzerinde dokunuyoruz, parmaklarımızın ucundaki sinirler bu titreşimi alıyor, götürüyorlar, burada meydana gelen titreşimi beynimize götürüyor, elektrik akımı olarak şuura bırakıyor. Şuur onu aynı parmak gibi algılıyor, yani parmağı varmış gibi, olmayan parmağı algılıyor. Beynimizin içerisinde parmak yok bizim. Doğrudan parmak ucu olarak algılar. Mesela bir limon, limonun kabuğu limon kokuyor. Limonu biz alıp kokladığımızda nefis bir limon kokusu duyuyoruz. O limonun üzerindeki kimyasal maddeler, burnumuzdaki sinir uçlarına geliyor, orada elektrik akımına dönüşüyor, elektrik akımı beynimize gidiyor, koku alma merkezinden şuur merkezine gönderiliyor. Şuur merkezinde bizim burnumuz olmadan o kokuyu nefis bir limon kokusu olarak alıyoruz. Bakın olmayan bir burun, orada o kokuyu alıyor. Elektrik akımını koku olarak alıyor, nefis bir koku olarak. Elektrik akımını üç boyutlu nefis bir görüntü olarak alıyor. Hatta o görüntüden dolayı insanlar birbirlerini kırıp geçiriyorlar; benim gemim, senin apartmanın; işte birbirlerini çekip vuruyorlar, bilmem ne falan. Bütün olay o görüntünün üzerinde oluşur. İnsanların imtihanı o görüntüyle oluşuyor. Gözsüz, elektrik akımını ruh görüyor, burunsuz kokluyor, kulaksız dinliyor. Ruhun kulağı yok. Sadece hafif bir elektrik akımını çok şahane bir ses olarak duyuyor. Ruhun elektrik akımına ihtiyacı var mı? Gözün getirdiği o elektrik akımına ihtiyacı var mı? İşin doğrusu, yok. İhtiyacı yok; çünkü onları yaratan Allah zaten. Elektrik akımı sebeptir. Yani Allah’ın öyle bir şeye ihtiyacı yok ama dışarıda cisim olarak yaratmıştır. Siyah, simsiyahtır dış evren. Ve saydamdır madde. İnsanların aczini görmeleri için bu şekilde yaratmıştır Allah. Biz de o elektrik akımını, elektrik akımından oluşan, şu kadarcık yerde oluşan elektrik akımlarının karışımlarını nefis bir dünya olarak görüyoruz. Sokakta genç kızlar çantalarıyla geziyorlar, dedikodu yapıyorlar, kimi pastaneye giriyor, kimi koşuşturuyor, halbuki onların hepsinin filmi şu kadarcık yerde onların kaderinde Allah tarafından planlanmıştır. Mesela Facebookta arkadaşıyla yazışıyor. Okula gidiyor, üniversiteye gidiyor, hastaneye gidiyor, pastaneye gidiyor, pasta yiyor arkadaşlarıyla, hepsi beyninin içindedir, haberi bile yok. Dış alemi hiçbir şekilde göremez, dışarıdaki alemi bir tek Allah bilir. Ama o kadar mükemmel yaratılmıştır ki ancak düşünenin anlayacağı şekilde Allah yaratmıştır, düşünmeyenin fark edebileceği gibi değildir.
ADNAN OKTAR: Ne diyorsun Ebru bu anlattıklarıma?
SUNUCU 2: Çok mantıklı geliyor. Dinledikçe size her defasında hak veriyorum. Daha iyi algılıyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Sen ne diyorsun?
SUNUCU: Hocam, şaşırıyor insan sizi dinlerken. Yaşama amacımızı daha da iyi anlıyoruz, Allah’a aşkımız artıyor Allah’ın izniyle, sizin vesilenizle.
ADNAN OKTAR: Bir de ben hurafe falan anlatmıyorum. İlmi, bilimsel gerçekleri anlatıyorum. Bunu dinsiz de kabul etmek durumunda, dindar da kabul etmek durumunda. Ayrıca inanç da değil bu. Benim anlattığım hani böyle inanmalısınız da demiyorum; çünkü bilimsel bir gerçek, mecburen bu böyledir, aksi olmaz.
SUNUCU:Dünya gözümüzü çok boyamış Hocam. Sizin vesilenizle bütün boyanmışlar gözümüzden gidiyor artık.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Hz. Mehdi (a.s)’ın çalışmalarıyla ilgili Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in sözleri vardı. Onlardan okuyabilir miyim, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Şöyle diyor; “Ali Bin Ebu Talip (a.s) şöyle buyuruyor: "Hz. Peygamber (s.a.v) uzun bir vasiyetinde bana hitaben şöyle buyurdu: 'Ya Ali, iman açısından halkın en hayret verici olanları ve yakin açısından da en büyük insanlar ahir zamanda gelecek olan kimselerdir. Onlar Peygamber (s.a.v)’i görmemiş ve İmam da (Hz. Mehdi (a.s)) onlardan gizlidir. Bununla birlikte onlar beyaz sayfalara nakış olunmuş siyah hatlar vasıtasıyla,” yani yazılı belgelerle, “iman ederler'"” diyor, inşaAllah.
-VTR- Ahir Zamanın Büyük Mehdisi, Saltanat, Siyaset ve Diyanet Alanlarının Hepsinde Birden Aynı Anda Görev Yapacaktır
ADNAN OKTAR:Azerbaycan’dan çok fazla yazı geliyor, maşaAllah. Azerbaycan kale, inşaAllah. Bütün Azerbaycan’a selam.
“Selamun Aleykum Değerli Adnan Hocam.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben sizi bir arkadaşımın hediye ettiği kitaptan tanıdım. Daha da yakından tanımak için biraz daha çok araştırıyorum internetten” diyor. “Size sorum, internette tanışıp evlenmek din konusunda ne kadar doğru? Önceden teşekkür ederim.” Nezrin, Azerbaycan-Astara’dan yazıyor. İnternette tanışıp, evlenmek; adamın kadını nasıl değerlendirdiği önemli. Eğer etten kemikten, işte ütü ütüler, yemek yapar, onun pisliğini temizler falan gibi görüyorsa, o zaman fark etmez. Nereden, nasıl temin edeceği yani o kadar sorun değil. İnternetten eşya satışı da yapıyorlar, değil mi? İşte “malın vasfı şu” diyor, şu model, şu şeyle beraber. Adam da diyor, “şu model şu şeyde bir şey arıyorum” diyor,” uygun olanlar arasın” diyor. “İngilizce bilecek” diyor, “şu boyda, şu kiloda, şu özellikte” diyor. Yani onun takvası, ahlakı, kişiliği, derinliği, tutkusu, Allah’a olan sevgisi, aklının keskinliği, ruhundaki heyecan adamı ilgilendirmiyor. Zaten bir anlamı da olmaz onun için, yani temizliği, derinliği onun için bir anlam taşımadığı için. İşte İngilizce bilmesi, ne kadar para kazandığı, “ben şu kadar kazanıyorum, sen ne kadar kazanıyorsun” diyor, “evim var, arabam var” diyor; araba, ev pazarlığı yapıyorlar zaten. Eğer arabada, evde, parada anlaşma olursa zaten geriye de bir detay kalmıyor, bir şey kalmıyor. Birçok vakada böyle, dikkatlice bakılırsa. Halbuki insan evlendiğinde Allah rızası için evlenir, Allah'ın tecellisini görmek için evlenir; sevgiyi, tutkuyu yaşamak için evlenir. O zaman Allah özel bir gücü ortaya koyar, tutku gücünü ortaya koyar. Tutku yoksa insanda bir şey yok ki; iki tane kolu var, iki tane bacağı var kadının, aynıdır aşağı yukarı. Sadece cinsel organları; birisi içbükey, biri dışbükeydir. Öyle ahım şahım bir şey yok. Hatta ayette, “çirkin yerleri göründü” diyor Allah, değil mi? İnsan acz içindedir; ağzını yıkamasa da ağzı kirlidir, kulağını yıkamasa kulağı kirlidir, saçını yıkamasa saçı kirlidir. Özellikle acz içinde yaratılmıştır, boydan boya. Her yeri için ayrı bakım uyguluyor insan, değil mi? Böyle kısa sürede yaşayıp kısa sürede ölüyor. Mesela 20 yaşında bir genç kız iki on senede 40 yaşına geliyor, menopoza giriyor, bitiyor. Yani vücudunda hemen çökme başlıyor; işte romatizmalar, kireçlenmeler, bel fıtıkları, şunlar, bunlar, işte rahim kanserleri; zaten kansere karşı sürekli bir savunma içinde insanlar, acz içinde yaratılmıştır, Allah her yerini acz içinde yaratmıştır. Mesela alerjiler, astımlar, gripler, nezle… Mesela bak şimdi grip salgını oldu, kırıp geçiriyor insanları. Sırf griple kalmıyor, arkasından astım krizleri meydana geliyor veyahut akciğer enfeksiyonları meydana geliyor. Acz içinde ama adamlar, bir kısım insanlar bunu önemli görmüyor. Sadece karşı tarafın ona ne sağlayacağını, yani vereceği maddi imkan nedir ona; ev mi verecek, araba mı verecek onun peşinde oluyor. Ev ve araba, tabii insan sevdiğine öyle bir şey sunmak ister ama evle, arabayla hiçbir şekilde olay olmaz, yani bir sevgi meydana gelmez. Sevgi için mutlaka akıl ve iman gerekir, derinlik gerekir. Akıl ve iman olmadı mı, aptal birisini nasıl seveceksin sen, neyini seveceksin? Farz edelim aldın, evi de var, arabası da var, bir et kitlesi olarak da aldın getirdin eve, ne olacak? Eve bir hayvan getirmiş gibi olursun. Ha bir hayvan getirmişsin ha onu getirmişsin, ne fark eder yani? İri bir hayvan. Laf, söz dinlemeyen, ne dediğini anlamayan, sadece yiyen, içen, yan gelip yatan bir mahluk gibi olmuş olur. Halbuki insan Allah’ın ruhunu taşır, o çok önemlidir; Allah’ın ruhunu sevdiğini bileceksin severken, Allah’ın tecellisini sevdiğini bileceksin. Saygı duyduğu için insan, değer verdiği için zevk alır, kadının güzelliği ordadır, helalinden zevk almanın sebebi budur. Saygı duyması, değer vermesi, onu Allah’ın tecellisi olarak görmesidir. Allah’ın tecellisi olarak görmedi mi, maymun gibi bir şey olmuş olur o zaten. Nesi kalıyor ki geriye zaten? Derisini kaldırsan altı kıpkırmızı kandır. Bir insanın derisi incecik, 1 mm deriden dolayı böyle güzel görünüyor. Derisi bir kalksa kaçacak delik ararlar insanlar. Nitekim bu antropoloji derslerinde filan tıp öğrencilerine gösteriyorlar, derisi kalkmış insanların resimleri vardır.
SUNUCU:İstanbul'da sergi de vardı Hocam, orda da öyle çok çirkin gözüküyorlar.
ADNAN OKTAR:Çirkin değil korkunç, çirkin yeterli bir kelime değil.
SUNUCU: Yaratık gibi gözüküyorlar yani.
ADNAN OKTAR:Bayağı korkunç. Adam onu görse kaçacak delik arar yani. En sevdiği kadın, en sevdiği şey bile olsa öyledir yani. Sonra da mezarın içinde zaten paramparça oluyorlar. Yani en güzel kadın bile, gözleri jöle haline gelir, akar. Burnu mezara düşer. Ağzından kanlı köpükler geliyor mezarın içerisinde, davul gibi şişer. Mesela rahmi cinsel organından dışarıya atılıyor öldüğünde. Yani dünyanın en iğrenç kokusu meydana gelir mezarın içerisinde, meydana gelen koku, onun üzerine daha iğrenç bir koku yoktur. Allah onu özellikle öyle yapıyor ki insanlar aczini iyice kavrasınlar diye. Paramparça oluyor insan. Ve ömür çok kısa sürede bitiyor, mesela 30 yaşında bir insan, iki on senede 50 yaşına gelir, üç on senede 60, dört on senede 70 yaşına gelir. O da kanserden, şundan, bundan ölmezse. On seneler de bir yıl gibi geçiyor, süratle geçiyor. Hayat çok çabuk geçiyor. Ve mesela bak biz birçok sanatçıyı gördük, genceciktiler, baktık hepsi yaşlı anne olmuş, yaşlı baba olmuş. Birçok ünlü sanatçı, biz hepsini tanıyorduk, görüyorduk. Yani gördünüz, gözümüzün önünde çöktüler. Mesela o Britney falan çok sevimliydi, gencecik bir kızdı yani, filinta gibi kızdı; yaşlı başlı, çok perişan bir insan olmuş. Yani diğerleri de öyle, şimdi tek tek saymayayım. Bu, insanlara Allah’ın aczlerini göstermesidir. Fakat insanlar birbirlerinden çok olumsuz etkileniyorlar, o ondan etkileniyor, o ondan etkileniyor. Mesela genç kızların kendi aralarında özel bir üslubu var, kendi dilleri var, her yerde ayrı özel bir dil kullanıyorlar. O dilin içerisinde ne Allah'tan ne dinden bahseden pek olmuyor bazı yerlerde. Öyle olunca onlar da toplumun kalabalığına uyuyorlar, ‘uydum kalabalığa’ kafasında. O zaman Allah’ı düşünecek; ölümü, ahireti düşünecek halleri olmuyor, sarhoş gibi oluyorlar. Toplum onlara uyuşturucu etkisi yapıyor. Ağır bir alkol komasına girmiş gibi oluyorlar yahut uyuşturucu komasına girmiş gibi oluyorlar. Mesela toplumun içerisinde züppelik yapan iki-üç kişi oldu mu hepsi uyuyor ona, onlar da züppe oluyorlar, onlar da züppelik yapmaya başlıyorlar. Mesela biri delilik yaparsa, o ondan daha fazla delilik yapıyor, yani “ben senden daha fazlayım” der gibi. Mesela biri bir çılgınlık yaparsa, o daha fazla bir çılgınlık yapıyor. Halbuki takvada yarışacaklarına, züppelikte yarışıyorlar, çakallıkta yarışıyorlar. Halbuki Allah “takvada yarışın” diyor. Güzel ahlakta yarışmaları lazım. Mesela kim daha züppeyse, içinde ona karşı nefret oluyor ama onu mutlaka geçme arzusu oluyor, daha züppe olmaya gayret ediyor. Mesela o, farz edelim vücudunun bir yerini keserse, o da sigara söndürüyor orasında burasında, manyaklık olsun diye. Yani psikopatlıkta sınır tanımıyor adam. Var ya işte silahı kafasına dayıyor, bir o sıkıyor, bir o sıkıyor filan, Rus ruleti. Mesela bak psikopatlık yarışıdır bu. Dikkat ederseniz gençler arasında, bir kısım gençlerin içerisinde psikopat olmada biraz geride kalmak onlar için onur kırıcı oluyor. Ne kadar psikopatlıkta daha ileri giderse, ona daha çok saygı duyuyorlar ama cahiliye saygısı, cahiliye değeri. Mesela hayta, böyle kabadayı delikanlılar arasında ayrı bir itlik yarışı olur. Mesela kim daha çok adam bıçakladıysa, kim daha çok adam vurduysa onu daha çok makbul görürler, daha değerli görürler. Buna kim daha fazla sataşıyorsa, kim kepazelik çıkarıyorsa onu daha değerli görürler. Kızlarda stil tamamen ayrı oluyor; onlarda da ne kadar argo konuşuyorsa, ne kadar züppelik yapıyorsa, onu daha çok makbul görürler, mesela daha cinslik yapıyorsa. Kim efendiyse, kim terbiyeli ve saygılıysa onunla da alay ederler. Mazlum ve efendiyse ona çeşitli lakaplar takarlar, onu yıldırırlar. O da o yılmaya karşı hemen onlara uyum göstertir, o da züppe olur, o zaman ona bu müdahale kalkar. Böyle bir toplum oluştuğunda, adam tabii tanışmak için çeşitli yöntemler kullanıyor, evlenme mantığında. Evlenmede tamamen, mesela bazı insanlar iki hayvanın tamamen mutlu yaşaması sistemine göre olay hareket ediyor. Mesela bir hayvanın neye ihtiyacı vardır? Bir mağaraya ve barınağa ihtiyacı vardır, yiyeceğe ihtiyacı vardır, üşümemeye ihtiyacı vardır; iki hayvanın ihtiyaçlarını karşılamada teknik anlaşma yapıyorlar. Yani “iki hayvan beraber yaşayacak” diyor, “yiyeceğe ihtiyacı var” diyor, “buna anlaştık” diyor, “şu, şu, şu” diyor, “barınma yerlerinde anlaştık” diyor, “hadi bakalım, şimdi hayata başlayalım” diyor. Bir Müslümanda böyle olmaz. Dehşet vericidir Müslüman için o. Müslüman, Allah’ın bir tecellisi olarak ruhta derin bir zevk üzerine kuruludur onun sistemi, tutku üzerine kuruludur. Ruhunun temizliği, kişiliğinin temizliği, onun dürüstlüğü, yalan söylememesi, sırdaşlığı, arkadaşlığı, Allah’tan korkması, Allah’ı sevmesi, güvenilir olması, çok çok hayati bir konudur güvenilir olmak. Mesela küfürde güvenilirlik yoktur, adamın ne zaman nerede kalleşlik yapacağı belli değildir. Mesela evleniyorlar, bir hafta sonra kadın bütün eşyaları arabaya dolduruyor, adam bir eve geliyor evde hiçbir şey yok. Tam takır kuru bakır, gayet makul görülüyor. Kimi dinsizliğinden yapmıyor, kimi cahilliğinden yapıyor, ayrı mesele. Mesela kadın kanser oluyor, bir göğsünü alıyorlar; adam “aşkım bitti, çok seviyordum seni ama Allah aldı kalbimden, bilemiyorum neden. Sakın yanlış anlama, onunla alakası yok” diyor. Onunla alakası olmaz olur mu? Direkt onunla. Sen etle kemikle evlendiğin için, et kemik gidince, ‘öküz öldü ortaklık ayrıldı’ kafasında oluyor adam. Yani onu hayvan gibi gördüğü için, hayvanın teknik özelliklerini kaybettiğini gördüğü için onu bırakıyor. Nasıl kurbanlık alırken adamlar kör topal hayvanı almıyorlar ya, o da onu almıyor yani, o kadar. Bir an önce kurtulmaya çalışıyor. Sosyetede çok görürsünüz böyle, kanser olur, bilmem ne olur, anında adamla alakayı bitirirler. Kişiliği onu gerektirir adamın. Ölüyorum, bitiyorum diye evleniyorlar; bir hafta sonra, bir ay sonra ayrılmanın peşinde oluyorlar. Çünkü evlendiğinde bakıyor hiçbir şey yok. Yani normal kendi gibi bir insan; tuvalete gidiyor, yemeğini yiyor, işte acizlikleri var, bir olağanüstü bir şey yok. Ondan o zaman bir an önce kurtulmanın peşinde oluyor. Çünkü ilk başta şehvetle yaklaşıyor, o hayvani gadabı sakinleştiğinde daha makul bakmaya başlıyor. Daha makul bakınca, “bunda ne var ki? Boş yere ben buna harcama yaptım; ev aldım, araba aldım falan. Ben enayilik yapmışım, hiçbir şey yok bunda” diyor. Hakikaten de bir şey yok tabii ki. Sen çünkü ahlakına, dinine, aklına, kişiliğine, sevgisine önem vermediğin için tabii ki, etine önem verdiğin için et sana o kadarını sunar. Ne yapacaksın yani? Sen 60-70 kilo eti almış eve getirmişsin, değil mi? Sana 60-70 kilo et işte onu yapacaktır. Hanımlarda da bu oluyor. Mesela “yakışıklı delikanlı” diyor, sığır gibi herifle gidip evleniyorlar mesela. Aklı yok, fikri yok adamın, münasebetsiz espriler yapıyor, münasebetsiz konuşmalar yapıyor; sürekli enaniyet, kendini büyütmenin peşinde ve çıkar peşinde; kadını da sükse için kullanıyor yanında, yani arkadaşlarına hava atmak için kullanıyor. Kadın onu anlıyor, o da onu anlıyor, ikisi laf dalaşına giriyorlar; o onu ezmeye çalışıyor, o onu ezmeye çalışıyor. Gizlice kinlenmeye başlıyorlar birbirlerine, sonunda öfke patlama noktasına geliyor ve ondan sonra da ayrılıyorlar. Hatta geçenlerde ünlü bir hanımefendi vardı, televizyona çıkmış anlatıyor; “sürekli birikti, birikti, birikti, birikti diyor ve bir patlama olarak oluştu” diyor. Kardeşim, sen birikeceğini bilmiyor muydun? Başta gidiyorsun sığır gibi adamla evleniyorsun. Sen de sığır kafalısın. İki sığır birleşince işte böyle olur; patlama da olur, çatlama da olur. Sen Allah rızasına önem vermezsen; sen şöhreti, parayı, köşe dönmeyi esas alırsan, işte Allah ayağına böyle dolandırır. Çünkü insandan çıkacak bir şey yok ki. Etten, kemikten hiçbir şey çıkmaz. Et bildiğin normal et, kemik bildiğin normal kemik ve kan. İnsan başka bir şeyden oluşmuyor ki. Et, kemik, sinir, kan. Biraz da yağ dokusu vardır. Biz Allah’ın ruh olarak tecellisini çok seviyoruz. Ona karşı sevgimiz var. Çünkü o zaman Allah ruhumuzda özel bir güç meydana getirir, o güce biz sevgi duyuyoruz. Yoksa ete, kemiğe durduk yere sevgi olmaz. Hatta Allah tiksinme hissi verir, iğrenirsin. O yüzden birbirlerinden iğreniyorlar, tiksiniyorlar. Allah tiksinme hissi verir. Müminlere Allah sevme hissi verir. Tutku ve aşk hissi verir. Şiddetli bir sevgi hissi verir. Müminlere has bir özelliktir bu, Allah’ın gizli bir mucizesidir bu. Küfür bunun farkına varmadığı için eşit şartlarda zannediyor. Halbuki eşit şartlarda değildir.
Kapanış konuşmasını yapın, sonra devam edelim, inşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Kuran’dan bir ayet okuyup devam edelim biz. Enfal Suresi, Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla, şeytandan Allah'a sığınırım, “Sana savaş-ganimetlerini sorarlar. De ki: "Ganimetler Allah'ın ve Resûlündür. Buna göre, eğer mü'min iseniz Allah'tan korkup-sakının, aranızı düzeltin ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin." Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler. Onlar, namazı dosdoğru kılarlar,” beş vakit namazlarını,“ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. İşte gerçek mü'minler bunlardır. Rableri Katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır. Rabbin seni evinden hak uğrunda çıkardığında mü'minlerden bir grup isteksizdi.” Yani böyle lakayıt, gevşekti. “(Her şey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı.”Bak Peygamberle bile tartışma eğilimi var, adam Allah ile tartışmaya meraklı oldu mu haşa, içinde bir istek oldu mu, Peygamberle de tartışma eğiliminde oluyor. “Cenab-ı Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı gerçekleştirmek ve batılı geçersiz kılmak için (böyle istiyordu.)”
Makaleler
Devamı ...İlanlar
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...