SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Aba TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Sivas Sipas TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV'den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece sohbetleri programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:Star Gazetesi'nden Nasuhi Güngör, Türk-İslam Birliği'nin kapıda olduğunu ve bu durumdan büyük bir heyecan duyduğunu vurgulayan güzel bir yazı yazmış. Bosna Hersek'ten yazmış yazısını ve Türkiye ile bir çok ülke arasında vizeler kalkmasını insanların normal karşıladığını, halbuki daha düne kadar nice sıkıntılar yaşanarak girilen bu ülkelere, şu anda cebe pasaport koyularak kolaylıkla ulaşılmasının onu çok heyecanlandırdığını yazmış. “Orada, Bosna'da Türkiye'ye kucak açmış, kaderini Türkiye ile birlikte gören, saatini İstanbul'a ayarlamak isteyen bir dünya var. Bu kadar zor mu bunu görmek?" demiş maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, güzel.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Her yerde aynı konuları duyuyoruz ama Türk-İslam Birliği sanki zormuş gibi, biraz da insanlar hayret ediyor. Mesela bir insanın evine gitmesi gayet doğal bir şeydir. Ama bir insanı sen hapiste bir yerde tutarsan, evine gitmesi onun için çok olağanüstü bir olay olur yani, çok heyecan duyar. Türk-İslam Birliği çok kolay olan, Müslümanların samimi olarak onda birinin bile istemesiyle çok rahat oluşacak gayet doğal bir hakkıdır. Öyle karmaşık bir şey yok. Ama Türk-İslam Birliği'nin oluşması tabii bir manevi heyecan ve sevginin olmasıyla olur, coşkunun olmasıyla olur. Yoksa istediğin kadar birleştir, istersen sınırların tamamını aç. Herkes egoist, bencil olabilir, büyük bir kitle, yani epey bir insan, bir kısmı hariç, bencil, egoist olabilir. Yepyeni bir heyecan, çok büyük bir heyecana ihtiyaç var. Bu da ancak Mehdiyet’le olacak bir gerçektir. Onun dışında istediğin kadar aç. Mesela Avrupa Birliği'ni de oluşturdular. Avrupa’nın şehirleri güzel, binaları güzel, insanları da kibar, nezaketli; heyecan yok, manevi heyecan yok, hayat öldü. O oraya gitmek istemiyor, o oraya. Mesela Almanya’da olan Almanya’da durmak istiyor. Fransa’da olan Fransa’da durmak istiyor. Kimse kimseye hiçbir yardımda bulunmak istemiyor. Egoist, bencil bir toplum genelinde, yani genel yapısıyla. Yüzde seksen-doksan egoist, bencil. Öyle olduktan sonra bir anlamı olmaz. Türk-İslam Birliği’nde de istediğin kadar sınırları aç. Mehdiyet olmadıktan sonra, Hz. İsa Mesih (a.s.) olmadıktan sonra o heyecan oluşmaz. Yani bunu bilecekler. Öyle şahs-ı manevici falan kavruk kafalı adamlarla hiçbir yere varamazlar. Yani iyi niyetle yapanları tenzih ediyorum tabii.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Cengiz Çandar, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile birlikte İran’a giden gazeteciler arasındaymış. İran’da Türkiye’ye karşı büyük bir sevgi olduğunu, binlerce insanın, İran’ın Doğu Azberbaycan eyaleti Tebriz sokaklarında Abdullah Gül’ü; “yaşasın Türkiye” diye bağırarak selamladığını, özellikle Tebriz’deki yerli halkın; “burada Türkiye’yi çok sevirler” dediğini ve kaldırımda yürüyen bir gencin konvoyu görünce onlara dönerek; “Türkiye ile Azerbaycan birleşsin” diye haykırdığını yazmış. Ayrıca İran’ın İsfahan kenti, cihanın yarısı anlamına geliyormuş. Ahmedinejad, Tahran’da yaptığı konuşmada diğer yarıyı İstanbul olarak nitelemiş. Cengiz Çandar, yazısının sonunda üstü kapalı şekilde İran’la Türkiye’nin birleşebileceği vurgusunu yaparak bitirmiş.
ADNAN OKTAR: İran ile Türkiye’nin birleşmesi ne kadar makul bir şey. Çok hayret verici bir şey gibi görüyorlar. İran’ın yarısı Türk zaten. Azeriler de bizim kardeşlerimizdir, İranlılar da bizim kardeşlerimizdir. Yani sınırlar açılmış olsa şaşılacak bir şey yok. Niye düşman olalım birbirimize? Şiiler, Caferiler nur gibi insanlar, tertemiz. Sünni kardeşlerimiz de öyle tertemizler. Şiiler de tertemizler. Ama bakın yine olay dönüp dolaşıp yine Mehdiyet’e geliyor. Hiçbir anlamı olmaz birleştirmenin. Hiçbir anlamı olmaz, hiçbir şey olmaz. Mehdiyet’tir, o bedene o ruhu verecek olan, heyecanı verecek olan. O olmadıktan sonra mümkün değil. Yani manevi heyecanı olmayan hiçbir hareket başarılı olmamıştır dünyada. Mesela Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında sahabelerin müthiş heyecanı, Devrin Mehdisi’nin vesilesiyle oluyordu. Devrin Mehdisi Peygamberimiz (s.a.v.)’di. Gelmiş geçmiş en büyük Mehdi’dir, Peygamberimiz (s.a.v). Yani Nübüvvet Mehdi’si, Peygamber içerisindeki Mehdilerde en büyüğüdür. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra heyecan hemen düştü. Özellikle Ebu Bekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.), Hz. Ali (r.a.)’in vefatından sonra gittikçe azaldı ve sonunda İslam alemi bu hale geldi işte. Yani Mehdi eksikliğinin neye mal olduğunu, ne olduğunu da Allah bize göstermiş oluyor.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, inşaAllah. Yavuz Donat da, Sabah Gazetesi’nden, o da Cumhurbaşkanı ile İran’a gitmiş. Yazısında İran’da inanılmaz bir manzarayla karşılaştığını, insanların Cumhurbaşkanı Gül’ü görmek için birbirini ezdiklerini, güvenlik güçlerinin kalabalığın Sayın Gül’e ulaşmasını engellemek için barikat kurduğunu, Tebriz’in büyük bölümünün Türkçe konuştuğunu söylemiş. Tahran’da da birçok kişinin Türkçe bildiğini yazmış. Ayrıca Tebrizlilerin; “Doğu Azerbaycan-Türkiye el ele” diye yerleri gökleri inletmesi üzerine Sayın Gül; “kan kanı çekiyor” şeklinde, heyette bulunan İstanbul Milletvekili Prof. İrfan Gündüz ise; “istikbal sadece göklerde değil aynı zamanda köklerdedir” şeklinde duygularını ifade etmiş.
ADNAN OKTAR:Eğer iki buçuk yıl önce Cumhurbaşkanı gitmiş olsaydı, bu konuşmalar olmazdı. Daha önce de gidiyorlardı, böyle bir konuşma yoktu. Demek ki ısrarlı gündemde tutmak, Türk-İslam Birliği’ni, Mehdiyet’i ısrarlı gündemde tutmak böyle netice veriyor işte. İki yıllık uğraşmamızın sonucunda işte böyle bir manzara oluştu. Allah’a çok şükür, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Vesile oldunuz Hocam.
ADNAN OKTAR:İki yıl içerisinde. Daha önce de gidiyorlardı İran’a, öyle bir konuşma olmuyordu. Hatta bilakis; Şii düşmanlığı, Caferi düşmanlığı, işte Sünni düşmanlığı, bir muhalefet. “İran ile acaba savaşır mıyız?” İşte Mollalar, İşte Cübbeli’nin dediği gibi, “Molla, kendini kolla” bilmem ne, ipsiz sapsız laflar ediyor. Öyle bir kafa vardı, öyle bir mantık vardı. Biz Cübbeli zihniyetini yerle bir edince kardeşlik ruhu ortaya çıktı işte. Cübbeli’nin daha önce konuşmalarını görüyorsunuz; çok avami, çok sıradan bir üslupla; “Molla, kendini kolla” derken. “Onlar nursuz olurlar” diyor. Birçok kâfir vardır, cildi beyaz ve sırıtan. Bu nur mu olmuş oluyor şu an, değil mi? Nur imandır. Yani imanın verdiği o sıcaklıktır. İmandan dolayı kaynaklanan sevgidir, muhabbettir. İmanın ruhu dedin mi, biz Kuran’ın ruhunu anlarız. Yoksa yüzündeki belirli insanların farkedebildiği bir şey değil. Ama tabii ki, müminin yüzünde bir Müslüman izi olur, Müslüman alameti olur ama zencide de nur vardır. Eli yüzü yanmış, doğranmış insanın yüzünde de nur vardır. Mesela sahabeler savaşta elleri yüzleri yananlar oluyordu, yaralananlar oluyordu, şimdi onların nuru yok mu? Var, şahane nuru var hem de. Nur apayrı bir şeydir. İmanın verdiği o sıcaklık, o sıcak elektriktir.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Hocam, Mehmet Ali Birand uzun senedir, terörist başı Öcalan ile ilgili övücü yazılar yazıyor. Yine son yazısında da okuduğu bir kitaptan yola çıkarak Öcalan’ın tüm gücünü Kürt toplumundan alan, mucizevi şekilde on yıldır inişli çıkışlı bir mücadele veren, PKK tarafından yapılan hataları düzelten, tek korkusu Türk- Kürt savaşı olan, PKK’yı savaştan uzak tutmaya ve siyasete çekmeye çalışan bir insan olarak anlatmış. Ayrı PKK sorununda asıl hatalı olanın Türk Devleti olduğunu, Öcalan’ı anlayamadıklarını ve asıl silaha sarılanın da Öcalan değil devlet olduğunu söylemiş. Ayrıca Öcalan’ın hücresinde rahatsız edildiğini ve Kürt gençlerinin sokaklarda olay çıkartmasının ona destek amaçlı olduğunu ve devletin Kürt sorununa tartışılmaz lider olarak Öcalan’ı muhattap alması gerektiğini belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Ben yanlış duymuyorum değil mi? Doğru mu söylüyorsun? Bu yazı onun mu?
ALTUĞ BERKER:Onun Hocam.
ADNAN OKTAR: İyi sıhhatte olsunlar. İnanılır gibi değil. Bu ne pervasızlık, bu ne cesaret böyle? Çok hayret verici, çok çok şaşırtıcı. Bunu yarın çok kapsamlı olarak ele alalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
SUNUCU:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani bunu bir de kendisine de ayrıca sormak da lazım. Zoru nedir? Ne demek istiyor?
ALTUĞ BERKER:Doğru Hocam, evet.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Libya’nın doğusunda, Bingazi’de binlerce protestocu sabah saatlerinde toplanmış, protestocular caddelerde çadır kurmaya hazırlanıyorlarmış. Ülkenin doğusundaki El Bayda şehrinin, hükümet karşıtlarının eline geçtiği söyleniyormuş. Ayrıca protestolar sırasında ölenlerin sayısının elliye vardığı bildirilmiş. Bahreyn’de ise iktidar karşıtlarının gösterilerini ordu şiddet kullanarak bastırmış. Altı kişi şehit olmuş. Şehit olanların cenazeleri sırasında yeni olaylar çıkmış. Bu sırada da dört kişi öldürülmüş. Çok sayıda kişi yaralanmış. Yemen’de de protestocuların üzerine bomba atılması sonucu sekiz kişi yaralanmış.
ADNAN OKTAR:Diyoruz ki; "deccal çıktı" diyoruz. Adam çıkıyor; “nereden çıkarıyorsun ya?” diyor. Var ya o Osman Ünlü; “nereden çıkarıyorsun?” diyor. Adamın keyfi yerinde. Bak İslam âlemini deccal teslim almış. Kan kusturuyorlar. Nefes aldırmıyorlar Müslümanlara. Müslümanlar en ufak bir başını kaldırdığında kan revan içinde bırakıyorlar. Hep genellikle ya diktatörlük, ya sıkı yönetim, yani hep eli sopalı takımı. Mehdi (a.s.)’ın zuhur etmemesi bu olayları daha da geliştiriyor. Allah Hz. Mehdi (a.s.)’a olan ihtiyacı insanlara gösteriyor. Hz. Mehdi (a.s.)’sız yaşayamayacaklarını gösteriyor. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın ekmek, su gibi bir ihtiyaç olduğunu Allah gösteriyor. Bak şahs-ı maneviciler de görsünler. İşte şahs-ı manevi bunu yapar. Şahs-ı manevide böyle bir parçalanma, perişanlık olur; başka bir şey olmaz. İttihad-ı İslam olsa, Hz.Mehdi (a.s.) zuhur etmiş olsa, mümkün mü böyle kabadayılık yapsınlar, çakallık yapsınlar, Müslümanları kitleler halinde şehit etsinler? Olacak iş mi?
ALTUĞ BERKER:Siz; "büyük olaylar olacak" demiştiniz bundan evvel. Aynen cereyan ediyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mısır’ın ruhani liderlerinden Profesör Doktor Yusuf Kardavi’nin Tahrir Meydanı’nda iki milyondan fazla Müslümana vaaz vermesiyle, Mısır’da yeni bir milada daha girildiği belirtiliyor. Kardavi yaptığı konuşmada ordunun halka ihanet etmeyeceğinden emin olduğunu, ancak Mısır halkının da orduya karşı sabırlı olmaları gerektiğini söylemiş. Ayrıca Mısırlı gençlerin aralarına nifak sokmak isteyen kişilere karşı dikkatli olmaları gerektiğini belirterek, Müslümanların birlik olmaları çağrısında bulunmuş. Aynı zamanda Mısırlılar namaz vakitlerinde, Tahrir Meydanı’nda toplu olarak namaz kılıyorlarmış, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet. “Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu, “nur yüzlü hocam. Bir yıldız gibisiniz, maşaAllah. Hocam dün akşam HaberTürk TV'de yapılan programda, araştırmacı yazar Aytunç Altındal, İslam Birliği projesinin devlet projesi olduğunu” aylardan beri söylüyoruz devlet projesi olduğunu. Resmi devlet politikasıdır. Ta Abdülhamit devrinden beri öyledir. “Belgeleriyle Sultan Abdülhamit’in bu birliği kurmak istediği, Atatürk’ün büyük planının İslam birliğini kurmak olduğunu belge ve olaylardan örnekler göstererek anlattı. Atatürk’ün vasiyetinde bu birliği anlatmış olacağını söyledi. Türkiye’nin bu birliğin ağabeyi, lideri olacağını, süper güç olacağını söyledi. Bu birliği Avrupa’nın, Amerika’nın istediğini söyledi. Ayrıca 2004 yılında MI6 Gizli Servisi’nden bir heyetin gelerek, yetkililere İslam Birliği’nin kurulma zamanının geldiğini söylemişler. Hocam, Yazar Aytunç Altındal İslam Birliği ile ilgili ne sorulduysa aynen sizin söylediklerinizi söyledi. Yalnız bu birliği kuracak olan liderin Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu söylemedi. Ellerinizden öperim. Kemal Zengin.” Söylese ne olur, söylemese ne olur? Söylese iyi olur, söylemese de zaten Mehdi (a.s.) çıkar, inşaAllah. Yani İslam birliği zaten başka türlü mümkün değil. Başı olmayan İslam birliği, zaten birlik değil ki o. Yani birlik yok demektir. Hz. Mehdi (a.s.) yoksa zaten İttihad-ı İslam da yoktur. İttihad-ı İslam varsa, mutlaka Hz. Mehdi (a.s.) vardır. İkisi birbirlerinden ayrılmaz. Bir bütündür bu.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Star Gazetesi’nde Ergün Babahan, Türkiye’nin yakın tarihinin Hürriyet Gazetesi doğru okunmadan anlaşılamayacağını söyleyerek, şatonun ricası üzerine bazı kişilerin Hürriyet’te yazmaya başladığını, Hürriyet’in yirmi yıllık tarihi geçmişine bakıldığında nedense adları hep ajanlıkla geçen, örgüt suçlamasıyla muhatap olan isimlerin Ertuğrul Özkök tarafından tercih edilerek gazetede yazarlık yaptıklarını ve bu durumun açıklamaya muhtaç bir durum olduğunu söylemiş. Ayrıca bugün isimleri farklı iddialarla gündeme gelenlerin Hürriyet’le bir sebeple hep yollarının kesiştiğini de yazısına eklemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:“Şatonun hürriyeti”.
ALTUĞ BERKER: “Şato” diyor.
ADNAN OKTAR: Evet ama Hürriyet zihniyeti, bizim iki yıldan beri yaptığımız çalışmalar sonucunda, halkın gözünde bir kilometreyken bir milimetreye düştü. Bir kilometreden bir milime düştü. Yani şu an hiç kaale almıyor halk. Eskiden Ertuğrul Özkök bir şey yazdığında yer yerinden oynardı. Hürriyet’te bir haber olduğunda yer yerinden oynardı. Hiç kaale almıyorlar. Eski gücünü, eski anlamını tamamen kaybetti. Çünkü gerçek vasfını ve gerçek özelliğini biz halka anlattık, millete anlattık; konu da kapanmış oldu. İsterlerse kendilerini yerden yere atsınlar, artık Hürriyet Gazetesi diye bir gazete yok. Yani gazetenin öyle bir şahs-ı manevisi, yani psikolojik etki mekanizması yok. Birkaç deneme yaptılar, her seferinde mahcup ettim. Dikkat ederseniz artık kestiler. Bir ay önceye kadar, iki ay önceye kadar çok yoğundular değil mi, hatırlıyorsun?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, aynen o şekilde.
ADNAN OKTAR: İki aydan beri nefesleri kesildi. Artık çıtları çıkmıyor. Bu manen mevt olduklarını gösteriyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. Tacikistan’da İmam Ali Rahman yönetimi camileri kapatma, sakallı insanlara taciz ve başörtü yasağının ardından bu kez de on sekiz yaşından küçük kişilerin cami ve kilise girişlerini ve ibadet etme haklarını yasaklamışlar Hocam.
ADNAN OKTAR: Tacikistan. Aslında işte gece gündüz söylüyoruz; Türki devletler birleşmiş olsa, Türk-İslam Birliği olmuş olsa, Turani devletler birleşse Tacik yönetiminin korkusu da ortadan kalkar. Çünkü onlar; “gericilik gelecek”, “irtica gelecek”, “devlet elden gidecek”, “bölünme olacak”, “çatışma olacak” diye korkuyorlar. Türk-İslam Birliği olsa, dev bir güç olmuş oluyor. Zaten böyle bir kuşkuları son derece lüks olur artık, yani hiçbir anlamı olmamış oluyor. Maddi yönden, ekonomik yönden, manevi, siyasi, sosyal, her yönden güçlenirler ve konu biter. Fakat Türk Birliği’ni bile çok acayip bir şey gibi görüyorlar. Dilin bir, dinin bir, kavim açısından da birsin. Artık genetik yapıya kadar bir, yani her şeyi bir. Örf, anane, hepsi bir. “Biz ayrı bir devletiz.” Tamam ayrısın. Zor mu? Sınırdaki memuruna söylersin; “evladım” dersin, “Türkiye’den gelen olduğunda ilgilenme, işine bak.” Bu kadar basit. Onlar da; “Türkiye’ye giren olursa ilgilenme, işine bak” dersin. Yani oradaki memurların gayretkeşliğinden kaynaklanıyor. Bunu dedin mi konu biter. Türk Birliği’nin bir kere bir an önce oluşturulması gerekiyor. Çok acil. Önünde hiçbir engel yok. Sıfır engel var. Kimse de hiçbir şey demez ve gayet kolaydır. Oturup anlaşmalar yapmaya gerek yok. Sadece gümrük kapısındaki memurlara; “işinize bakın oğlum” diyeceksin, o kadar. Bu kadar, başka bir şey yok.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Nedir bu?
ALTUĞ BERKER: Bu kişi İmam Ali Rahman, Cumhurbaşkanı Tacikistan’da. ‘94 yılında başa geçmiş. Hep, seçimlerde hile olduğu söyleniyor, özellikle son seçimde de. ’92-’97 yılları arasında, iç savaşta yüz bin kişi ölmüş. Halk çok dindar.
ADNAN OKTAR: Olay bu, benim dediğim, adamın korkusu odur. Adam öyle kötü bir adama benzemiyor. Yüzündeki ifadeden, böyle, nezaketli birine benziyor. Tabii bilmiyorum ben ama ilk bakış olarak öyle gözüküyor. Bak yüz bin kişi ölmüş. Bu şimdi çok büyük bir olay. Adam korkuyor demek ki; “iç savaş çıkacak” diye. Komünistlere de müsaade etmiyordur benim kanaatim, dindarlara da müsaade etmiyordur. Hayatı donduruyor. Korkmuş, panik olmuş. Güçsüzlükten kaynaklanıyor bu. Güçlü hissedemiyor kendini. Türkiye olaya müdahale etse, mesela Türkiye’nin bir tümeni olsa Tacikistan’da, bir tümen asker; bitti. Konu kapanır. Hiçbir şey olmaz Tacikistan’da, hiçbir sorun çıkmaz. Tacikistan’ın yapacağı bu; istirham edecek, Türkiye’den bir tümen Türk askeri isteyecek. Gidecekler, süt liman olur ortalık, hiçbir şey olmaz. Açacaklar sınır kapısını da. “Türkiye pasaportlu kimi görürsen al içeriye” diyecekler, o kadar basit. Türkiye’de kim gidiyorsa; “bırak gitsinler” diyecekler. Anında hallolur. Ama öbür türlü adam korkmuş. Şimdi biz adamı tek yanlı değerlendiremeyiz. Orada Şii kardeşlerimiz var, Caferiler var, işte Selefi denen bu yeni akım var, Sünni olan ekipler var, kardeşlerimiz var ama bunların epey bir kısmı silah meraklısı. “Savaşalım” diyorlar. O ona, o ona; o ona, o ona. Adam korkmuştur. Öyle olunca bak Müslümanlar zor durumda kalıyorlar. Acayip bir durum olmuş oluyor. On sekiz yaş sınırı gelir mi camiye? Ne kadar anormal bir şey. Bu tam deccaliyet alameti işte, deccalın dünyaya hâkim olduğunu gösteriyor. İlk defa görüyoruz, duyuyoruz. Hiçbir tarihte olmamıştır on sekiz yaş sınırı. Çin’de de öyle, dünyanın birçok yerinde on sekiz yaş sınırı var. Yaş sınırı olur mu? Yedi yaşında çocuk; “ben gitmek istiyorum” der “camiye.” Allah’ın evi, niye gitmesin çocuk? Sen niye karışıyorsun? On yaşında çocuk da gider, on beş yaşında çocuk da gider. On sekiz yaş sınırı zaten deccaliyetin damgasıdır. Deccal; “ben buradayım” diyor. Biz de ona karşı Mehdiyet’le cevap veriyoruz. Dolayısıyla buradaki fevkaladeliği kardeşlerimizin görmesi lazım. Bir de tek yanlı suçlamayla da olmaz. Adama; “hemşerim niye bunu yapıyorsun?” desek şimdi, muhtemelen böyle diyecektir. Onun için bu insanlara yol göstermek lazım. Mesela oradan, Türkiye’den bir alay bile yeter, bir alay asker. Bir Türk alayı gitse yeter, tümene de gerek yok. Türkiye’nin üzerine çok vazife düşüyor, çok vazife düşüyor; ağabeylik vazifesi. Her Türk devletine birer tane alay göndermiş olsa, Türk alayı; konu bitter. Çünkü küçük ülkeler bunlar, kimi üç milyon, kimi beş milyon; küçük ama arazileri çok geniş. Türk gençliğine de çok görev düşüyor. Lider ruhlu olmaları lazım; kararlı, azimli olmaları lazım. Büyük bir görevi üstlendiklerini bilmeleri gerekiyor. “Tacikler Türk değil, Fars” diyor, “Türk olmayan tek devlet o ülkede aralarında.” Ne alaka? Tacikler, ben Tacik arkadaşlarla görüştüm orada, halis muhlis Türk adamlar. Aynı üslup, hareketler, örf, anane. Ne alakası var? Ona kalsa Türkiye’de birçok Fars insan var. Türk derken biz; bir Türk ruhu vardır, Türk karakteri vardır, bütün bölgeye hakimdir. Ruslar’da bile var o, kastettiğimiz bu. Hars anlamında. Ben genetik anlamında demiyorum. Ben ne bileyim orada adamlar? Her çeşit olur adam. Türkmenistan’da da adam Çinli de olabilir, Japon da karışık olabilir. Biz onun derdinde değiliz. Bir Türklük vardır hars olarak, Müslümanlıkla aynı anlama gelir. Biz onu kastediyoruz. “Ülke Sünni yüzde doksan sekiz.” Sünni ama Sünniler de kendi aralarında bölünüyorlar. Kimi terör yanlısı oluyor, kimi başka türlü oluyor; fark etmiyor. Bir de küçük bir grup bile olmuş olsa yetiyor, ortalığı birbirine katmaya yetiyor. Mesela bak yüz bin kişinin orada şehit olması büyük bir olaydır. Dolayısıyla bir fevkaladelik var demek ki. Sünnilerin kendi içerisinde, Sünni kardeşlerimizin kendi içinde bölünmesi de çok çok şiddetli oluyor. Birbirlerine göz açtırmıyorlar. Türkiye’de bile Cübbeli’nin şu tavrına baksana, diğer alimlere neler söylüyor, neler ediyor. Beni bile mürtetlikle suçluyor adam artık düşünün. Ben bütün hayatımı İslam’a adamış bir insanım, bütün hayatımı İslam’a adamış adamım; beni mürtetlikle suçluyor. Düşün; bu adamın eline imkan versen neler olur? Hangi kitleleri, ne kadar topluluğu mürtetlikle suçlayacağını bir düşünün. Mürtet nedir? Hayat hakkı yok mürtedin, katli vacip. O kafadaki adam için öyle, onun mantığına göre. Dolayısıyla bir tedirginlik yaşıyorlar, Tacikistan’da olsun başka yerlerde olsun. Bir de modeller, çok değişik modeller var. Mesela Türkiye’de de bakıyoruz, Türkiye’de Müslümanlar daha halim selimdir. Bu bir Allah’ın hikmeti tabii, bir nimettir. Nur talebeleri halim selimdir, sakindir. Devlete karşı saygılı; anarşiye, teröre karşıdır, bölücülüğe karşıdır. Süleymanlı kardeşlerimize bakıyoruz, o da devlete bağlıdır. Saygılıdır. Sükûneti ararlar. Bölücülüğe ve teröre karşıdır, anti-komünisttirler. Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın talebelerine bakıyoruz, aynı çizgidedir, aşağı yukarı birbirlerine aynı benzerler. Ama işin doğrusu hepsi Nurculuktan çok etkilenmiştir, Bediüzzaman’dan çok etkilenmiştir. Süleymancı hareket de, Hüseyin Hilmi Işık hareketi de bakarsak kökenine Nur talebelerinin stilinin aynısıdır. Gerek kılık kıyafet, gerek bıyık kesimine varıncaya kadar, bakın, bıyık kesimine varıncaya kadar, üslup, hatta yürüyüşleri bile birbirine benzer. Hemen bir bakışta anlarım ben. Bir Süleymancı kardeşimi yüz metreden çıkarırım ben. Yürüyüşünden, üslubundan, oturup kalkmasından anlarsın. Dolayısıyla bu karmaşayı ancak Hz. Mehdi (a.s.)’ın durduracağını açıkça görüyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Makedonya’da konferanslarımız devam ediyor, inşaAllah. Dün iki şehirde; birincisi, Tetova şehrinde, Tetova Devlet Üniversitesi’nde gerçekleştirildi bu konferansımız inşaAllah. Bir de ikinci konferansımız, o da Üsküp’te, Arnavut Tiyatrosu’nda gerçekleştirildi. MaşaAllah çok yüksek katılım oldu. Devlet televizyonunda bugün gösterilmek üzere kayıt yapıldı. Ayrıca yine radyoda röportaj yapılmış, radyoda da yayınlanmak üzere.
ADNAN OKTAR: Altuğ Eti orada, başka kimler var?
ALTUĞ BERKER: Bir de Sadun var.
ADNAN OKTAR: Evet, Sadun. İkisi mi var?
ALTUĞ BERKER: Evet, ikisi var.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. İşte her zaman diyoruz. “Estergon, Estergon” diyoruz, “yedi krala saray olan Estergon” diyor, “biz seni Allah’a emanet verdik nemçelilerine” diyor, “ve işte Allah’ın izniyle almaya geldik” diyor. Biz de Allah’a emanet vermiştik, almaya geldik, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sizin de konuşmanız vardı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, fakirin resmi de orada görünüyor, inşaAllah. Arnavutlar koç yiğittir, acayip delikanlıdırlar. Alayı delikanlıdır Arnavutların. Mesela Arnavut benim için halis Türk’tür, halis Türk. Müslümanlıkları, adabı, edebi, karakteri, evleri, yemesi, içmesi her şeyiyle Türk’türler. Nefis insanlar, şahane insanlar. Bulgarlar da aynı, çok benziyor Türklere. O kadar suni ki ayrım. Bir kere Bulgaristan, Yunanistan falan; bunların mutlaka Türkiye ile hemen birleşmeleri gerekiyor. Hiçbir açıklaması yok. Makedonya, Arnavutluk; direkt Osmanlı ruhu vardır. Yıllardan beri, gidin bakın isterseniz gidin çok kolay binip gitsinler her yerde Osmanlı ruhu hâkimdir oraya, ta İtalya’ya kadar. Bunu bekletmenin bir anlamı yok. Osmanlı ruhu müthiş dinlendiricidir. İnsanın kafasını açar, ferahlık verir. Mesela Osmanlı evleri, Osmanlı köprüsü; Mostar Köprüsü var, biliyorsunuz. Kardeşim şöyle uzaktan baksan bile, bir on dakika baksan kalbine bir ferahlık gelir. Allah’ın hikmeti! Nedir, yani acayip? Osmanlı’nın o sıcaklığını tatlılığını görürsün. Bak o çakallar gittiler hemen o köprüyü uçurdular. Çünkü biliyorlar onun Osmanlı ruhunu temsil ettiğini. Hemen köprü daha da mükemmel inşa oldu, maşaAllah. Nefistir Arnavutluk’taki evler, Üsküp’teki evler, Makedonya’daki evler hep Osmanlıdır. Buram buram Osmanlı kokar çarşılar, her yer ve halkın da çok hoşuna gidiyor, Hıristiyanların da çok hoşuna gidiyor, Musevilerin de çok hoşuna gidiyor. Bayağı güzeldir. Osmanlı yemeği, Osmanlı evleri, Osmanlı bahçeler, Osmanlı hamamlar, Osmanlı kervansaraylar, Osmanlı camiler, mescitler, kütüphaneler acayip bir zevk ve acayip bir güzelliğe insan gark olur onları gördüğünde. Avrupa’nın buna çok ihtiyacı var, bütün dünyanın çok ihtiyacı var. Allah öyle bir güzellik nasip etmiş. Mesela o Edirnekâri kapılar Edirnekâri pencereler, iç avlular, Osmanlı evleri muazzamdır. Müziği şahane, mesela mehter; Fransa’ya gidiyor, adamlar çıldırıyor mehter vurdu mu, acayip hoşuna gidiyor. Bilemiyorlar, içgüdüsel, Allah’ın hikmeti bir muhabbet duyuyorlar. İtalya’da mehter vuruyor, yer gök birbirine karışıyor. Rusya’da mehter vurdu, Rusların kalbini fethetti. Kalplerde inşirah meydana getiriyor. Baksana şu köprünün güzelliğine; “ben Osmanlı’yım” diyor. Şu evlerin güzelliğine bak, maşaAllah. Şu temizliğe bak. Şimdi bunun üzerine bir de mehter takımını köprünün üzerine çıkardın mı ne oluyor? Biz; “gidelim de Yunanistan’ın gırtlağına çökelim, adamları zorla Müslüman yapalım” demiyoruz. Gitsin kilisesine ibadetini yapsın. Osmanlı’nın adaletini, Müslümanlığın adaletini, Osmanlı ruhunu; tabii Osmanlı bir daha dirilmez, o anlamda öyle bir şey olmaz, Asr-ı Saadet Müslümanlığı gelecektir. “Osmanlı” deyince zannediyorlar ki böyle Lala Paşa gibi böyle; öyle bir olay yok artık başka. Modern çağa girdik, inşaAllah. Görülmemiş bir medeniyet, görülmemiş bir sanat, görülmemiş bir estetik anlayışı olacaktır. Mesela Arnavutluk’ta kardeşlerimiz bizi acayip severler, acayip bir muhabbet vardır, görüyorsunuz. Arnavutluk’un daha dindar olması için yıllardan beri gayret ediyoruz. Allah’a çok şükür müthiş bir netice aldık. Aliya İzzetbegoviç Beyefendi, Allah rahmet etsin, o muazzam faaliyet yapmıştı. O bizleri de çok sever. Oğlu da çok sever, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Başdanışmanı Profesör Latiç de konferansınıza gelip konuşma yapmıştı Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet. Tabii bizim özel bağlantılarımız var ayrıca, oturup şimdi biz bunları teker teker anlatmayız. Bölgenin tamamıyla özel bağlantılarımız var. Türki Devletlerle doğrudan doğruya da özel bağlantılarımız var. Gidişat şahane, gidişat şahane ama bakın bizim gençliğe, Türk gençliğine büyük görev düşüyor. Her biri ayrı bir Hz. Mehdi (a.s.) gücündedir bizim milletimizin gençleri, Allah’ın izniyle. Çok şevkli olacaklar, bağnazlıktan kaçınacaklar. Coşkulu, samimi, çok kültürlü, aydın, sanata, bilime çok önem veren, sevgi dolu, aşık, deli aşık böyle, kendini Allah’a adamış, bütün Türklük alemini birleştirmek için ve hepsini imar edip mamur haline getirmek için gayret eden ideal insanlar olacaklar, inşaAllah. Sonra bütün İslam alemini tek pençede Allah’ın izniyle kurtaracağız, Allah’ın izniyle. Tek pençede yani, bir kerede! Şu akan kana bak, şu akan kana bak ve şu Müslüman çığlıklarına bak. Her yerde hapishane ayaklanması gibi derin çığlıklar duyuyoruz. Her yerden ısdırap çığlıkları duyuyoruz. Her yerde bir Hz. Mehdi (a.s.) özlemi var. Yani o çığlığın anlamı bu. Hz. Mehdi (a.s.)’ın hurucunu bekliyor hepsi. Hz. Mehdi (a.s.) kim? Kim olursa olsun ayağının altını öperim. Söz bir Allah bir, kim olursa olsun. Benden çok iyi köle olur. Hemen kölesi olurum. Hemen kapıcısı olurum. Zannediyorlar ki yanıp tutuşuyorum Mehdilik için. Tabii ki herkes yanıp tutuşur Mehdilik için, tabii ki isteyecektir. Çünkü takva sahiplerine, Müslümanlara önder olmak ayet, Kuran ayeti. Ama benim bir siyasi hırsım yok. İslam alemi birleştikten sonra deseler ki; “falanca kişi de Hz.Mehdi (a.s.).” Allah razı olsun. Ayakkabısının altını öperim, derim; “ben kapında bekçiyim, bu kadar.” Çünkü benim istediğim olmuş. Benim çünkü Hz. Mehdi (a.s.) olup da elde etmek istediğim bir şey yok. Evse evin en güzelinde oturuyorum, yiyecekse en güzel yiyecekleri yiyorum, en güzel kıyafetleri giyiyorum, en güzel insanlarla muhatap oluyorum, müziğin en güzelini dinliyorum. Herşeyin en güzeli bende elhamdülillah. Benim dünyadan isteyeceğim bir şey yok ki, dünyanın bana ekstra getirecek bir durumu yok, Allah’ın izniyle. Ne getirecek başka? İtibar, hürmet, sevgi, saygıysa; benim çevrem deli âşıklarla dolu. O zaman istediğim benim ne var? Sadece Allah’ın rızası var, İttihad-ı İslam var, Türk-İslam Birliği var, Türki devletlerin birleşmesi. Ne alaka, ben niye Tacikistan’a, Azerbaycan’a pasaportla gireyim? Ne kadar anormal bir hareket olur bu benim için. Asla gitmem bir kere pasaportla, asla. İllaki nüfus cüzdanıyla gideceğim. İllaki inşaAllah. Ama çekiniyorlar.Mesela Azerbaycan’da da, İlham Aliyev korkuyor “Azerbaycan karışacak” diye. Dindarlar, komünistler, Şii kardeşlerimiz, Sünniler, İran kökenli kardeşlerimiz, Türkler; şimdi adam tedirgin. Türk-İslam Birliği olsa adam bir “oh” der derinden şöyle, bir yatağına uzanır, bir işine bakar yani bir rahatlayacak, dinlenecek. Sürekli tetikte. Ordu tetikte, istihbarat örgütleri tetikte. Böyle hayat olur mu? Ne tetikte olacaksın? Türk birliğini oluşturursun; boydan boya Altaylara kadar Allah’ın izniyle at koştur istediğin gibi. Moğolistan inşaAllah, ta Tacikistan, her yerde Türkmen çadırlarını kuracağız, inşaAllah. Güzel böyle, at sütü ben içmem de artık, ne oluyor orada? Vardır işte, koyun sütü güzel olur, inşaAllah. Özetle, bak, bizim Türk gençlerine çok büyük görev düşüyor. Bizi seven kardeşlerimiz, sırf şu bizi sevenler yeter, Allah’ın izniyle. Bastırsınlar, evelAllah sökeceğiz. Yani hiç öyle zor olan bir şey yok. Zor gibi gösteren; onlar iblisin etkisinde olan, büyünün etkisinde olan takım; onları da kaale almayın. Hiç zorluğu yok. Hafif bir omuz vurdun mu küt inecek durumda yani. Hiç karışık bir şey yok. Devletlerdeki baskının nedeni; korkuyorlar, “daha büyük olaylar çıkacak” diye çekiniyorlar. Yoksa onlar da hürriyet vermek isterler, öyle bir şey olmaz. Ama şu başsız hürriyet çok tehlikelidir. Adama hürriyet veriyorsun ama baş yok. Yani kafası kopmuş bir varlığı düşünün; debelenir, oraya buraya saldırır; olmaz. Bir baş oldu mu, hürriyeti verdin mi muazzam olur. Ama başsız oldu mu hürriyetten korkuyorlar bütün devlet yönetimleri, hepsi korkuyorlar. Çok büyük katliam olacak diye, olay çıkacak diye çekiniyorlar. Ve o yüzden de baskı üstüne baskı, şiddet üzerine şiddet oluyor, Allah esirgesin.
Mehtap, güzel Mehtap yazmış; “Selamun Aleykum yeşil gözlü, kaşları kavisli, buğday tenli”. Şimdi bu olmadı. Şuraya kadar güzel gitti de şimdi “kevseç sakallı” diyor, “burnu hafif bombeli” diyor, “canım hocam” diyor. Şimdi sen Hz. Mehdi (a.s.)’ın tarifini yapıyorsun. Oradan da bize bağlıyor. Şimdi öyle tabii biz öyle de almayabiliriz. Hüsnü zan edebiliriz. Hüsnü zan edelim. Bana hüsnü zan etmesinde bir insanın, bir mahsuru yok. Ben de hüsnü zan ediyorum. Birçok insana hüsnü zan ediyorum. Ederim de hüsnü zan. Bir mahsuru yok. İddia çok anormal bir harekettir. Yani bunu bir delilik şeklinde hırs haline getirmek anormal bir harekettir. Yoksa kaderde Allah kimi belirlediyse o olsun, Cenab-ı Allah’ın takdiri neyse o olsun. Ama böyle gayretle, uğraşmayla, propagandayla anlatarak; “ben Hz. Mehdi (a.s.)’a benziyorum. Beni Hz. Mehdi (a.s.) seçin. Ben Hz. Mehdi (a.s.) olayım” böyle Hz. Mehdi (a.s.) olunmaz. Veyahut kendini Hz. Mehdi (a.s.)’a benzetmekle de olunmaz. İstemekle de olunmaz. Allah’ın onu seçmesi lazım. “Seçim Allah’a aittir” diyor Allah ayette. “Allah, bir insan için hayır diledi mi onu geri çevirebilecek yoktur” diyor Allah ayette, “bir insan için de bir bela diledi mi onu da geri çevirecek yok.” Onun için benim böyle bir tedirginliğim yok. İnşaAllah sevdiklerimizden biri olur. İnşaAllah herhangi bir Müslüman kardeşimiz olur. Ama her Müslüman, hepimiz Mehdiyet’i istemek durumundayız. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’ı istemek onur kırıcı bir olay değil, bilakis ibadettir ve güzelliktir. Müslüman veli olmayı, evliya olmayı isteyecek, Hz. Mehdi (a.s.) olmayı isteyecek, melek gibi olmayı isteyecek, Allah Katı’nda en iyi olmayı isteyecek. “Takvada yarışın” diyor Allah. “Yok, ben en adi olayım, en kötü olayım” denir mi? Tabii ki en iyi olmayı isteyecektir. “Canım Hocam Avrupa ne zaman İslam’a ve Müslümanlığa daha sıcak bakacak. Şu anda birçokları Müslümanlardan adeta çok korkuyor” diyor. “Sizi çok seviyorum. Mehtap.” Ben de seni çok seviyorum sevimli Mehtap. Ama tanımıyorum Mehtap’ı da görmedim ama seviyorum gıyabında. Hakikaten çok seviyorum, Allah’ın hikmeti, maşaAllah. Avrupa bizlerin sayesinde Müslümanlığı sevecek. Cübbeli kafasında, Avrupa Müslümanlardan nefret eder ve her yerde ezerler. Bir süre sonra sınır kapılarını da kapatabilirler. Yurt dışından da adamlara sürgün de uygulayabilirler kardeşlerimize. Müslümanlara lokantaları yasak edebilirler, sokakları yasak edebilirler. Neyde olur bu? Cübbeli zihniyetinde olur. Ama bizim anlattığımız bu modelde, Avrupa’da Müslümanlara karşı müthiş muhabbet oluyor. Bakın, bütün mason localarını bir İslam muhabbeti sardı. Tapınak Şövalyelerini Müslümanlık muhabbeti sardı. Çünkü bizim anlattığımız Müslümanlık sevgi, şefkat, merhamet ve Asr-ı Saadet. Peygamberimiz (s.a.v.)’in devri neyse aynı olması. Yani ilave, ek, çıkartma yok; aynısı. Ama Cübbeli zihniyetinde, bak, Cübbeli buraya gelmiş sığınmış kendi işinde, evinde; buradan olayı bambaşka bir şekle sokmaya çalışıyor. O kafada Şii-Sünni bir arada duramaz, Caferi-Sünni bir arada duramaz, Alevi kardeşlerimize bambaşka bir gözle bakarlar, Bektaşilere bambaşka bir gözle bakarlar. Ben geceli gündüzlü uğraşarak bu fitnenin de Allah’ın izniyle ortadan kaldırılmasına vesile oldum. Müthiş bir Bektaşi sevgisi var şu an Türkiye’de, müthiş bir Alevi sevgisi var. Hz. Ali (r.a.)’ın nur gibi evlatları, hepsi benim canım. Bektaşiler sevgi kaynağıdır, çok güzeldir sohbetleri. Mesela Bektaşi dedeleri, Alevi dedelerin o sohbetlerine doyum olmaz. Gayet sevgi dolu, muhabbet dolu insanlardır. Delikanlıdırlar, cesurdurlar. İffetine, namusuna çok titizdirler. Vatana, millete sadakatleri çok yüksektir. Tam anlamıyla delikanlıdırlar. Bu sevgiye vesile olduk. Kimse şu an gıkını çıkarabiliyor mu? Bak, Cübbeli bile nasıl kibarlaştı, Alevileri nasıl övmeye başladı? Daha önce duyuyor muydunuz? Bir bantlarına bakın bakayım. Bektaşilerle ilgili konuşmalarına bir bakın bakayım. Daha önceki konuşmalarına bir bakın bakayım. Özel sohbetlerine bir bakın bakayım. Ama bak, şu an ağzı değişti. Ben onun ağzını daha da düzelteceğim. Şimdi Şiileri de övdüreceğim ona, Caferileri de övdüreceğim. Öyle pırasa gibi asıp kesme muhabbetini kesecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. “Güzeller güzelimiz Seyyid Muhammed Adnan Hocamız, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.” Hepimizin üzerine olsun, inşaAllah. “Deccalın saldırısına karşı şu an sizden daha büyük bir kalkan olmadığına hüsnü zanla bakıyoruz.” Türkiye büyük bir kalkan, Türkiye’deki Müslümanlar büyük bir kalkan; biz de vesile oluyoruz tabii, inşaAllah. “Hocam, güzelim memleketimizin güzel insanlarının öz kardeşini bozan alacakargalar Mehdiyet’le hidayet bulacaklar mı inşaAllah? İmanımızın kuvvetlenmesi için dua istiyoruz inşaAllah. Diyarbakır’dan Yusuf. Sizleri çok seviyoruz.” Bak, görüyor musun? Bunlar samimi sevgi işte. Bunlar hep Allah âşıkları maşaAllah. Allah ne güzel candan sevgiyi onların ruhuna koydu. Mehdiyet’in en can alıcı yönüdür sevgi, en önemli yönüdür. Sevgi olmadı mı biter, her şey biter Allah esirgesin, dünya söner. Dünya sevgi üstüne, Allah sevgisi ve Allah’ın tecellisi olarak insanları sevmek. Bak, ne kadar güzel, hep imanın kuvvetlenmesi için sonunda, hakikaten dünyada en büyük konu budur. Yani en büyük lüks, en büyük nimet derin imandır. Derin iman da derin vicdan gerektirir. Hz. Mehdi (a.s.) mesela çilelerin insanıdır, acının insanıdır. O çilenin ve acının içerisinde deli âşık olarak Allah’ı sevecektir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yüzü soluyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın çekeceği çileleri anlatırken, rengi gidiyor yani. Gözüyle gördüğü için beti benzi kül gibi oluyor Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsederken, onun çekeceği acıları anlatırken. Peki, imanı nasıl? En yüksek imana sahip. Veliler içerisinde en yüksek imana sahip odur. Allah’ı asla bırakmaz Hz. Mehdi (a.s.), asla. Milim santim şüphesi kuşkusu olmaz. Milim santim vefasızlığı olmaz. Her an kalbi Allah’la beraberdir. “Gerges kuşunun” diyor, “kanatlarıyla titremesi gibi Allah’tan korkar” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). “Ben, Hasan, Hüseyin” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.), Hamza cennet ehlinin seyitleriyiz” diyor, “inşaAllah.” “Cennetin güzel süslü kuşudur” diyor, “Hz. Mehdi (a.s.)” rivayette, inşaAllah. Çünkü Cenab-ı Allah aşkla sevilmeyi istiyor, aşkla sevilmeyi. Aşkla sevmek nasıl olur? Şimdi adam dese ki; “bana cennet verirsen Seni severim” derse Allah’a; olmadı bu. Ne diyecek? “Sadece Seni seviyorum YaRabbi” diyecek. “Sadece Seni istiyorum, Senin rızanı istiyorum.” En derin zevk bundan alınan zevktir. Tabii ki cennetin evleri, bağları, bahçeleri, güzelleri bizim için çok büyük bir nimettir. Ama hâşâ Allah olmasa hiçbir anlamı olmaz. Hepsinin üstünde Allah sevgisi vardır. Allah sevgisinden dolayı biz onlardan zevk alırız. Mesela benim güzelimin bu güzelliği, ben onu niye seviyorum? Allah’ın güzel tecellisi olduğu için. Yüzünde çok efendi bir ifade var, güzel bir insani derinlik var. Kıyas yapıyoruz, o yüzden seviyoruz. Mesela seni sevmemin nedeni ne? İmanın, akılı olman, şefkatin, cesaretin, vefan, Allah için yaşıyor olman. O yüzden sevilir bir insan. Cennette de o yüzden seveceğiz. Yoksa biz eti, kemiği… Deli olmamız lazım. Eti, kemiği nasıl seveceğiz yani? Allah insanda tecelli ettiği için insanı bu kadar çok seviyoruz. Dolayısıyla en zevkli şey Allah’ın rızasıdır. En yüksek zevktir. En yüksek zevk budur. Her şeyden o yüzden zevk alırız, Allah’ın rızasından dolayı zevk alırız, yani onu umduğumuz için zevk alırız.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra devam edeceğiz. Kaldığımız yerden devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum Sayın Hocam” ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Öncelikle sevgi, saygı ve hürmetlerimi iletiyorum. Hocam internette gezinirken iki tane siteyle karşılaştım. İftira doluydu” diyor, “gıcık siteler” diyor özetle. Hani derler; “elin ağzı torba değil ki büzesin” diye. Şimdi milyonlarca site var. İçinde iti olur, kopuğu olur, çakalı olur, manyağı olur, her şeyi olur. Koskoca dünya. Bunda şaşacak ne var? O zaman dünya tekdüze olur. Herkes iyi olmaz; anormal de olacak. Hizaya getirme olayı; onu sen bize bırak, evelAllah. Yamukluk yapanı hizaya getiririm. Kanunsuz, hukuksuz bir şey yaparsa adama kanunun, hukukun ne demek olduğunu böyle kulağından yere çökertip anlatırız, hukukla ve kanunla ve nezaketiyle. Bak, keratalardan birçoğu böyle anormallik yaptılar, şimdi çocuk gibi yalvarıyorlar. “Etme Hocam, yapma Hocam”, “lütfen vazgeçin”, “şikâyetçi olmayın”. Kerataların bilgisayarlarına el kondu, bunları alıp götürdüler. Bir kısmına da örgüt bağlantısı da arattırıyoruz tabii, inşaAllah. Türkiye’de hukuk herşeyi halleder. Yeter ki akılcı ve samimi davranılsın. Ama Müslüman mutlaka karşılaşacak bununla. Bunda şaşacak bir şey yok, inşaAllah. Hayret edecek bir şey yok. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında var. Peygamberimiz (s.a.v.)’e olmadık hakaret ediyorlardı, Allah esirgesin, hâşâ. Hangi peygamber hakaret görmedi? Hangi veli hakaret görmedi, saldırıya uğramadı? O zaman Mehdiyet olmaz ki. Dümdüz otoban gibi olacak, altmış metre genişliğinde yol, bas git; böyle bir mücadele olmaz. Engebeler olacak, dikenli bayırlar olacak, itle kopukla karşılaşacaksın, suikastlarla karşılaşacaksın, işkenceyle hapisle karşılaşacaksın; atlaya atlaya, aşa aşa ilerleyeceksin. Buna ibadet derler. Öbürüne ibadet denmez. Onda şaşacak bir şey yok. Yalnız tabii bu çocuklardan şimdi özür diledikleri için vazgeçiyoruz ama tabii bizi de biraz uğraştırıyorlar keratalar. Ama kendileri çok daha fazla uğraşıyor, inşaAllah.
“İyi geceler Hocam, Allah’a karşı yakışıksız karikatürlerin çizilmesi, namaz ibadetine düşmanca tavırlar sergilenmesi ancak bütün bunlara karşı hiç kimseden ses çıkmaması bana din konusunda duyarsızlık izlenimi veriyor ve şu hadisi hatırlatıyor; “İslam garip olarak başladı garipliğe geri dönecektir.” Acaba bunlar Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkmak üzere olduğunu gösteren alametler mi?” Tahsin Tokaç, Hatay’dan yazıyor. Evet, İslam’a, Kuran’a karşı, dine karşı yakışıksız iftiralar, hakaretler var. İnternette görüyoruz. “Hiç kimseden ses çıkmaması”, “hiç kimseden” demeyelim çünkü biz tuttuğumuz yerde çöküyoruz üstlerine, öyle bir konu yok. Yeter ki haberimiz olsun. Ama işin doğrusu sadece biz ilgileniyoruz bu konuyla. Bizim dışımızda hukuki yönden ilgilenen hiç kimse yok. Yani çok çok nadirdir, olsa bile. Biz aşağı yukarı böyle terbiyesizlik, edepsizlik yapan, dangalaklık yapan kim varsa yakasına yapışıyoruz hukukla, kanunla, inşaAllah. Bize bildirsinler, hemen gereğini yapalım. Nerede yakalarsak çökeriz üstlerine, kanunla, hukukla. Çünkü bütün devletlerin kanunlarında bu vardır; maneviyata, mukaddesata hakaret yasaktır. Kudurduysa Allah’a yalvarsın. Dine, imana laf söyletmeyiz. Söyleyenin gırtlağına çökeriz kanunla, hukukla. Bak, kaç kişi şu an kanunun pençesinde ve sonuna kadar da yakalarını bırakmam. Çünkü ben kendime olanı affederim. Allah’a, dine yönelik olanı ölünceye kadar affetmem, nefes aldırmam söyleyeyim. Yani intikaller suretiyle yine peşini bırakmam, kanunla hukukla. Öyle “itlik yaptı yanına kaldı”, öyle bir olay olmaz. Mutlaka sonuna kadar hesabını verecek onun. Psikopatlığa sınır tanımıyor adamlar, biz de müdahaleye sınır tanımayız. Döverek söverek mi? Değil. Hukukla, kanunla, akılla, fikirle, inşaAllah.
“Hıristiyanlar ve Yahudilerin Cennete giremeyeceğini Allah’ın ayetlerinden biliyoruz. Bunların Cehennemdeki bulunacakları katlar aynı mıdır, farklı mıdır? Cevap verirseniz sevinirim. Mustafa Kahvecioğlu.” Şimdi biz Cehennemin konumunu bilmiyoruz. Oraya gittiğimizde göreceğiz. Tabii ki vicdanı kabul ettiği halde, Peygamberimiz (s.a.v.)’in samimiyetini gördüğü halde, kasten ve isteyerek, yani vicdanıyla mücadele ederek Muhammedi olmazsa Cehenneme gider. Bunun başka bir açıklaması yoktur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in bunca masumluğunu, efendiliğini, terbiyesini görecek, güzel ahlakını görecek, nefis kişiliğini görecek, muhterem kişiliğini görecek, yiğitliğini görecek, mucizelerini görecek, Kuran’ın nefis üslubunu, baştan sona kadar saf vahiy olduğunu görecek; “yok” diyecek, “tamamı yalan” diyecek. Hangi vicdan bunu kabul eder, hangi samimi vicdan? Bana bir tane insan gösterin. Ben mesela bir samimi bir Musevi’yle karşılaştığımda Kuran’ı açıyorum, okuyorlar, beraber bakıyoruz. “Bu” diyor, “Allah kelamı” diyor, “belli” diyor. “Peki, Peygamberimiz (s.a.v.)?” “Belli” diyor, “o da Peygamber” diyor. Tamam, şimdi oldu. Bu oldu. Güzel oldu hem de. Ama aksinde Allah esirgesin, herkesi Allah esirgesin Cehennemden. Aynı şekilde müşrikler için de böyledir. Dine ilave yapan, “bana vahiy geldi” diyen, hurafe getiren, “Allah böyle diyor” diye hurafe ekleyen, onun yeri de Cehennem olur, Allah esirgesin. Münafık, zaten Cehennemim tam ortasında onlar. Ama biz tabii ne Musevilerin, ne Hıristiyanların, ne hiç kimsenin… Ben bir tek münafıklardan çok iğrenirim ve onlara düşmanım, onlara fiili olarak düşmanım, onun dışında hepsinin kurtulmasını isterim. Tabii bütün insanların kurtulmasını isterim, dua ederim. Ama münafıklar zaten Cehennemin odunu onlar. Hıristiyanlarla Musevileri Cehenneme oturtmaya çalışmak değil de onları Cehennemden kurtarmaya çalışmak esastır. Sevgiyle, şefkatle, merhametle, arkadaşlıkla, dünya dostluğuyla, dünya kardeşliğiyle onları sevmek lazım. İslamî anlamda, imanî anlamda, iman kardeşliği anlamında iman dostluğu tabii ancak Müslüman’la mümkündür. İman kardeşliği Ancak Müslümanlıkla mümkündür. Ama dünya kardeşi olursun, dünya dostu olursun; çünkü İslam'ı anlatmak için. Dünya düşmanı olursan, zaten İslam'ı anlatamazsın. Yani “gel ey kâfir, seni hizaya getireceğim” diyemezsin, değil mi? “Gel kardeşim, gel arkadaşım” diyeceksin. Dünya dostu olarak kabul edeceksin ve anlatacaksın, inşaAllah, şefkatle ve mutlaka kurtulmalarını isteyerek. Zaten fevkalade bir anormalliği yoksa İslam'ı kabul eder. Korkuları ne biliyor musun? Dinine ihanet edeceğini zannediyor. Halbuki bir Musevi bak Hz. Musa (a.s.)'ın ahirette alnından öpeceği gerçek Musevi olmuş olur, Muhammedi olursa. Öbür türlü Hz. Musa (a.s.) onun yakasına yapışır ahirette; “sen niye Muhammedi olmadın?” diye. Yani müthiş öfkesine sebep olur ahirette. Hz. Musa (a.s.)'ın sevgisi varsa, Muhammedi olması şarttır, Allah rızası için Hz. Musa (a.s.)'ı seviyorsa. Çünkü Hz. Musa (a.s.), Hz. Muhammed (s.a.v.)'e aşık ve onların Muhammedi olmasını can-ı gönülden ister. Çünkü Muhammedi olduğunda gerçek Musevi olacaklarını biliyor Hz. Musa (a.s.). Hz. İsa (a.s.) da aşık Peygamberimiz (s.a.v.)'e. Muhammedi olduğunda gerçek İsevi olabilir. Başka türlü İsevi olamaz. Hz. İsa (a.s.) yakalarına yapışır, nefret eder Allah esirgesin. Ahirete gidecek Hz. İsa (a.s.). Hıristiyanlar da gelecekler. Hz. İsa (a.s.)'a; “sen Allah'sın” diyecek ahirette, haşa. “Allah sizi kahretsin” der o zaman Hz. İsa (a.s.). “Allah sizi cehennem odunu etsin” der. “Ben size nerede, ne zaman dedim?” der, “böyle bir şey? ‘Ben Allah'ım’ dedim mi?” der, “‘Allah birdir’ demedim mi? ‘Allah'a dua edelim’ demedim mi?” der. İncil’in her yerinde Allah'ın birliğinden, Allah'a ibadetten, Allah'a kul olmaktan bahsediyor Hz. İsa (a.s.). Hiç bir yerde haşa “ben Allah'ım” demiyor. “Nereden çıkardınız bu zulüm dolu ifadeleri?” derse, hiç şaşırmasınlar. O yüzden gerçek Muhammedi olduğunda Hıristiyanlar da mutluluğa kavuşurlar. Çünkü Hz. İsa (a.s.)'ın tam mesut olacağı, mutlu olacağı bir şeyi yapmış olacaklar, Allah rızası için. Bak hem Allah'ın rızasını kazanmış olurlar, hem Hz. İsa (a.s.)'ın hoşnutluğunu kazanmış olurlar Allah rızası için.
Evet, “Muhammed Adnan Hocam” diyor, “Paris Hilton doğum günü için üç bin iki yüz dolarlık pasta yaptırmış. Pasta da çalınmış. Hocam dünya çapında bu kadar aç insan varken, bu pastaya bu kadar para verilmesini nasıl karşılıyorsunuz? Saygılar, hürmetler” diyor Dilara. Allah'ım Yarabbim. Paris Hilton'un pastası… Çok sevimli bir köfte gibi bir tip Paris Hilton, bayağı sevimli, çok çocuksu bir ifadesi var. Herhalde sükse olsun diye yaptı anladığım kadarıyla arkadaşlarına. Çünkü o çevrede çanta işte Prada olacak yahut işte Ferre olacak çantası, kıyafeti başka türlü işte Versace olacak ki itibar görsün. Öbür türlü pek kaale almazlar. Çocuk da ne yapsın? Herhalde gitti üç bin iki yüz dolarlık pasta alırsa bayağı anı şanı artar diye düşünmüştür. O çevrede başka türlü zaten mahcup ederler. Yani gitse mesela on dolarlık pasta alsa o da olay olur. Derler; “Paris Hilton bu hallere düşecek adam mıydı?” Onun için, itibarını korumak için çocukcağız harçlığından gidip onu almış. Çocuğun da pastasını alıp götürmüşler baksana. İşte bu sistemin getirdiği acılar bunlar. O da o sistemin mecburi bir parçası olmuş oluyor. O acının içerisine o da düşmüş oluyor. O da onun mantıksızlığını biliyordur. Yoksa aklı başında bir insandır. Yani onun bir mantığı olmadığı belli. Mesela bazen gidiyoruz, oraya buraya gezmeye gidiyoruz. Arabalara bakıyorum böyle sırf gösterişe yönelik. Yan yana yan yana dizmişler son model. Yani amaç orada; adam baksın, haset etsin. “Ah bizim de böyle bir arabamız olsaydı” gibisinden. Yani hakikaten bir nimet olarak sunsa ayrı; bu güzel olur, yani kardeşlerine, sevdiklerine. Fakat; “baksınlar, haset etsinler” diye yapıyorsa, gösteriş için yapılıyorsa bu çok korkunç. Pastanın da şimdi gösteriş için olduğu orada açık belli, hissediliyor. Yani şimdi “millet iyi pasta yesin” diye yapmamıştır onu. Bu, toplumdaki çok büyük bir bela, sosyetenin de içinde bulunduğu bir bela. Herşeyin en pahalısı olması mecburi. Ucuz aldı mıydı onu zaten aşağılıyorlar, küçük düşürüyorlar. “Aa” diyor, “pazardan” diyor, “bir şey almış” diyor. Bilmiyorum, görüyor musun sosyete sayfalarında. “Ne alaka” diyor, “alttaki ayakkabı” diyor, “çok ucuz ve sıradan bir ayakkabı” diyor. Çok pahalı olursa, çok sükseli olursa “oo” diyorlar, işte yakın çekimden ayakkabıyı daire içine almış oluyorlar böyle. Çocukcağız da mecburen götürüyor parasını pulunu neyi varsa gidip oralara yatırıyor. İşte ahir zamanda böyle dertler de olmaz, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Amerika'daki konferansımız gece birde size bağlanmak istiyorlardı, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Tamam, bağlansınlar.
ALTUĞ BERKER: Canlı olarak. HarunYahya.Com sitesinde ayrıntıları var, aynı zamanda bilgileri konferansın. Facebook.com/HarunYahyaUSA'dan yayın yapılacak, inşaAllah oradan.
ADNAN OKTAR: Şimdi millet benim Amerikalı olduğumu zannedecek. Bu nedir böyle? Amerikan bayrağının önünde resmimi çıkartmışsınız. Neyse herhalde konuyu anlatmak için, konsepte uygun olsun diye yaptınız. Tamam, haydi bakalım, inşaAllah. Vakti geldiğinde söylerseniz, konuşuruz.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Gece birde, inşaAllah, bağlanacağız.
ADNAN OKTAR: Gece birde. Daha var.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir haber vardı; “BDP'nin Anayasası” diye. “Türkiye bölgelere bölünecek. Her bölgenin kendi meclisi olacak.” Bunlar BDP'nin Anayasa taslağıymış hocam. 2011 seçimleri sonrası gündeme getireceklermiş. Anayasa değişikliği hazırlıkları yapmışlar, taslak metin olarak hazırlamışlar.
ADNAN OKTAR:İddia edilen Ergenekon terör örgütünün böyle bir anayasa taslağı var ama şimdi BDP ne alaka yani böyle bir şeyin içine girdi? Böyle şeylerden vazgeçsinler. Mehdiyet devrindeyiz. Mehdiyet’e teslim olsunlar, Türk-İslam Birliği’ne hizmet etsinler, İttihad-ı İslam'a hizmet etsinler. Gerçekten mutlu olmak istiyorlarsa, gerçekten iyi olmak istiyorlarsa bunu yapsınlar. Bölme sadece acı getirir, ızdırap getirir, mahvolmayı getirir, bölünen ülkelerin halini görüyorsunuz; güçsüzlüğü getirir. Türk-İslam Birliği’ni savunsunlar eğer güzellik istiyorlarsa, İttihad-ı İslam'ı savunsunlar. Kürt kardeşlerim, benim canım onlar. Dünyanın en güzel insanları onlar, bütün milletim gibi. Mazlum, efendi, nezih insanlar. Benim oradaki canlarımı cenderenin içerisine sokturmayız. Öyle bir ortam olmaz. Ayırttırmayız da. Federe medere, ben öyle şeylerden pek anlamam. Yok öyle şey. İttifak vardır. İttifak esastır. Türk-İslam Birliği esastır. İstedikleri gibi gitsinler. Her yere geçsinler. Mesela benim Kürt kardeşim Suriye'ye gitsin, kendine orada ev yapsın, istediği gibi otursun. Gitsin Türkmenistan'da evi olsun, orada otursun. Türkmenistan'da mesela koyun beslesin büyük bir arazide. Kafasına essin gelsin Diyarbakır'a. Diyarbakır'dan canı istesin gelsin İstanbul'a. Ben onları cenderenin içine aldırtmam. Bıraksınlar bunu. Boş hikaye. Böyle bir şey olmayacak. Boşa uğraşıyorlar. Yani biliyorum, eminim. Bir bildiğim var ki, söylüyorum. Boşa emek veriyorlar, boşa uğraşıyorlar. Türk-İslam Birliği’nin dışında Türkiye'nin kaderinde başka bir şey yok. İttihad-ı İslam'ın dışında bir şey yok. Devletin resmi görüşü de budur, Amerika'nın istediği de budur, İngiltere'nin istediği de budur. Herkesin istediği bu. Dünya Mehdiyet’e hizmet etmeye mecburdur. CIA, Mehdiyet’e hizmet edecek. FBI hizmet edecek. Rusya hizmet edecek. İsrail hizmet edecek. Türkiye hizmet ediyor. Mesela Türkiye'deki cemaatler istesin veya istemesin Mehdiyet’e hizmet ediyorlar. Mesela Fethullah Hocamız’ın cemaati, bir kısmı belki hiç istemiyordur Mehdiyet’e hizmet etmeyi ama dikkat edin mecburen hizmet ediyorlar. Süleymanlı kardeşlerimiz hizmet ediyor. İskender Paşa hizmet ediyor. İsmail Ağa hizmet ediyor. Menzil hizmet ediyor. Hepsi hizmet ediyorlar şu an. İstesin veya istemesin mecburen hizmet ederler. Sonucunda da bir güzellik oluşacak. Ama Mehdiyet’e gönül vermiş kardeşlerimiz daha coşkulu, daha kararlı olsunlar, azimli olsunlar. Bir de hemen olmayacak, biraz vakit alacak. Onun için bak en az bir yedi sene var, en az bir yedi sene. Yani hani; “bu sene çok bastırdık, gayret ettik, bir şey olmuyor.” Olmaz tabii ki, panik olma. Bir dahaki sene de panik olma. Ama bak 2014’lerden sonra, 2012’lerde; bak hatta daha yeni başladı, gördünüz. Söyler söylemez olaylar başlamadı mı? Bak bütün İslam alemi ayakta mı, değil mi? Bütün İslam alemi ayakta şu an. Bismillah, daha yeni başladı. 2012’ye bir bakın. 2014’ü şöyle Cenab-ı Allah sizin gözünüze bir getirse, bir kere bir görseniz, bir saniye sahneyi bir görseniz anlarsınız. 2017’yi Allah gözünüzün önüne bir getirse, anlarsınız. Ama aklın ihtiyari kalkmaması için, imtihan olduğu için Allah göstermiyor. Yoksa olup bitti. Çoktan bitti Türk-İslam Birliği. Hz. Mehdi (a.s.) çoktan çıktı. Peygamberimiz (s.a.v.) olacak olayları anlatmıyor ki, olmuş olayları anlatıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bakıyor; Türk-İslam Birliği bitmiş, İttihad-ı İslam bitmiş, Hz. Mehdi (a.s.) görevde. Oradaki görevini anlatıyor. Hz. Mehdi (a.s.) vefat ediyor. Vefat ettiği an anında orada Peygamberimiz (s.a.v.), onu da görüyor. “Vasıtasında vefat edecek” diyor. “Feceten, aniden” diyor. Onu da görmüş. Cenaze namazını görmüş. Hz. İsa (a.s.)'ın vefatını görmüş. Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “yanıma gömün” diyor. Yeri ayrıldı, Peygamber Efendimiz (s.a.v)'in yanında hazır. Hz. İsa (a.s.)'ın vefatını da görmüş durumda Peygamber Efendimiz (s.a.v). Cenaze namazını gördü. Hz. Mehdi (a.s.)'ın cenaze namazını gördü. Kıyameti gördü. Detay veriyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hepsini gördü. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.) olacak olayları değil, olmuş olayları anlatmıştır. Yani olmuş olduğu için “olacak” demiyoruz biz. Oldu zaten. Olanı göreceğiz, inşaAllah. Kardeşlerimiz bütün güçleriyle gayret etsinler, sabırlı bir gayret. Bak Amerika'da şu an konferanslarımız devam ediyor. Ortadoğu, Balkanlar yerle bir Allah'ın izniyle. Fransa'daki muhasara devam ediyor, inşaAllah. Osmanlı ordusu oldu mübarek, maşaAllah. Bu görünenler. Görünmeyen bunun bin misli yani, inşaAllah. Yer yerinden oynuyor, evelAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Hocam, Nimetullah Hoca Efendi ile ilgili bilgi verebilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Nimetullah Hoca evet, görelim.
ALTUĞ BERKER: Hem resmini göstereyim, inşaAllah. Feyz Dergisi'nde yer alan ifadeleri var hocam. Hem İsmail Ağa Cemaati tarafından hem de Milli Görüş Camiası tarafından çok sevilen biri, malumunuz. Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili; “bu yüzyıl İslam'ın yüz yılı olacak” diyor Nimetullah Hoca, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Bu yüzyıl Hz. Mehdi (a.s.)'ın yüzyılı olacak” diyor.
ALTUĞ BERKER: Nimetullah Hoca Efendi şöyle diyor; “bu yüzyıl İslam'ın yüzyılı olacak. Şüphesiz Hz. Mehdi (a.s.) gelecek. Bazıları bu konuyu fazla önemsemiyorlar. Çok yanlış” diyor. “Ben birçok büyüklerden kendim bizzat işittim” diyor. “Zaten birçok hadis mevcut” diyor, inşaAllah. “Bu yüzyıl İslam'ın olacak, inşaAllah. Dünyada zulüm ve haksızlıklar dinecek” diyor, inşaAllah. “Arap dünyasında da, Türkiyemiz’de de Hz. Mehdi (a.s.)'ın geleceği konusunda büyük alimlerimiz ittifak halindedir. Bunda şüphe yok.”
ADNAN OKTAR: Cübbeli'nin kafasına manevi tokmak gibi indirmiş Nimetullah Hocamız. Cübbeli böyle sekiz şiddetinde kafası sarsılmıştır herhalde, değil mi?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. “Hz. Mehdi (a.s.)'ı hem aramak, hem çalışmak, hem de Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in ahlakına talip olmalıyız” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak “hem aramak, Hz. Mehdi (a.s.)'ı aramak lazım” diyor, değil mi Hocamız?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Cübbeli ne yapıyor? Beş yüz yetmiş seneye erteleyip geziye çıkıyor oraya buraya. Jet Ski ile tur atıyor. Evet, Nimetullah Hocamız, Allah razı olsun, fakirhaneyi ziyarete gelmişti. İçeri bir girdi. Baktım, elinden yüzünden nur akıyor, maşaAllah. Çok muhterem Hocamız. İki kere görüştüm Nimetullah Hocamız’la. Hz. Mehdi (a.s.)'ı müjdeleyen çok güzel konuşmaları oldu. Hz. Mehdi (a.s.)'ın şu an hayatta olduğunu söylüyor. Hurucunu bekliyor, hurucunu. “Bu yüzyılda” diyor, “başka bir zaman yok” diyor. “Bütün ulema ittifak halinde” diyor. “Aksini söyleyen yoktur” diyor. Aksini söyleyeni zaten ilginç adam olarak görüyor. Anlatımlarında da bunu görüyorsunuz. Değişik kafa, değişik mantık olarak görüyor. Allah Hocamızın ömrünü uzun etsin, Allah hidayet nasip etsin. Bu mübarekler bize Osmanlı’dan kalan son emanetler, inşaAllah. Değerlerini iyi bilelim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam eksik söylememek üzere bir cümlesini daha aktarıyorum.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Şöyle diyor; “biz üzerimize düşen tebliğ vazifesini yaparak Hz. Mehdi (a.s.)'a yardımcı olmalıyız” diyor. “Sadece sohbet ederek olmaz. Kimsenin yapamadığına teşebbüs eder ve çalışırsan olur. Sen Hz. Mehdi (a.s.)'ı gözlemezsen çok beklersin.”
ADNAN OKTAR: Cübbeli duyuyorsun, değil mi? Haşırt, huşurt sakal kaşımayla olmuyor işte bunlar. Fatih Altaylı'nın karşısına geçiyor; espriler, şunlar bunlar falan feşmekan. Fatih Altaylı da kafası uyandı sonunda onu artık çıkartmıyor. Birdenbire bir zayıflama furyasına girmiş. Geçen gün baktım. Herhalde korktu o kalbinde öyle rahatsızlık olunca. Doktorlar demiştir; “zayıfla yoksa gidicisin” demişlerdir. O da panik halde zayıflamış bir hayli. Zayıflamayla, kilo almayla; tabii onlar sebeplere sarılmak. Takdir-i İlahi, Allah kaderde ne zaman derse o zaman gidecek. Hiç ummadığın bir anda Allah herkesin canını alabilir. Benim de canımı alabilir. Onun da canını alabilir. Bir başkasının da canını alabilir. Her an ahirete hazır olacak. Ama bu olaydan sonra biraz aklı başına daha çok gelmiş, üslubu değişmiş. O tombulun üslubu da değişmiş. Dine karşı daha saygılı, daha ölçülü, daha nezaketli bir dile dönüşmüşler. Olumlu yönde ikisinde de gelişme var. O Nuh Tufanı ile ilgili bir program yapmışlar. Onu banda almış çocuklar. Oradan seyrettim, baktım. Eski üslubu yok. Yani biraz garipti üslubu, yakışıksızdı. Yakışıklı değildi üslubu. Adaba, edebe pek önem vermiyordu. Nezakete de pek o kadar önem vermiyordu. Şimdi biraz toparlamış kendini. Tombul da toparlamış. Daha dindarâne, daha dindarca bir üsluba girmiş. Demek ki her şeyde bir hayır var. Bak Allah bir kere sallayınca, aklını başına almış, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Hürmetle, saygıyla Hz. Mehdi (a.s.)'ın elini öpecek” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Şimdi bak dedim ki; “korkmasın” dedim. Bu onun için güzel bir söz; “korkmasın.” Yaşayacak, inşaAllah ve Hz. Mehdi (a.s.)'ın elini öpecek, Tombul da, ikisi de ve özür dileyecek, inşaAllah, bu yaptıklarından dolayı, inşaAllah. Güzel bir müjde onlar için, güzel bir müjde. Ahir zamanla çok ilgileniyor ikisi de. Hz. Mehdi (a.s.) konusu onların ana konusu. Nuh Tufanı olsun, başka olaylar olsun hep Mehdiyet çevresinde dönen olaylar dikkat ederseniz. Evet, şimdi bu uzun bir yazı. Bunu biraz okuyup sonra ikinci programda anlatabiliriz, inşaAllah. Aslında benim anladığım kadarıyla Fatih Altaylı dine yatkın. Fakat çok enaniyetli, acayip gururlu. Üst perdeden ve biraz kavgacı bir zihniyet olduğu için dine üst perdeden bakmayı kendine o bir karakter gibi yapmış, böyle karakter gibi görüyordu. Baktı ki çok aciz. Birdenbire Allah canını alabilir. Diyor; “en çekindiğim şey programda aniden ölmek diyor. Tabii, aniden Allah canını alabilir. Ben tabii hüsnü zan ediyorum. İnşaAllah Allah ömrünü hayırlısıyla uzun eder. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde Hz. Mehdi (a.s.)'ın elini öper inşaAllah ve öpecek onu da söyleyeyim, inşaAllah. Fakat bu enaniyeti bu olayda kırılmış. Demek ki ciddi bir şekilde sarsılmış. Çünkü bu kadar ani kilo kaybı da normal değil. Bir anda hemen kilo vermiş. Demek ki ciddi şekilde korkmuş. Yoksa o bayağı aheste aheste kilo verirdi. O hiçbir şey yememiş anladığım kadarıyla, inşaAllah. Ama eninde sonunda canını Allah'a teslim edecek. Tam muttaki, ikisi de samimi Müslüman olacaklar, inşaAllah. Bu üst perdeden böyle kendini beğenmiş hava tamamen kalkacak. Tavrını düzeltecek, inşaAllah. Tombul’un da dine karşı üst perdeden bir üslubu vardı. Biraz müstehzi, kendinden emin, kendini büyük gören bir üslubu vardı. Onda da bir haller olmuş, daha bir halim hale gelmiş inşaAllah. İnşaAllah Allah hidayet versin. Benim kimseye karşı kinim, nefretim yok. Yani ikisi Müslüman olsa iftihar ederim. Yani Müslüman olsa derken takva olsa, şu an zayıf üslupları. Yani o zayıflıkları kalksa da takva, samimi Müslüman olsalar çok çok güzel olur tabii inşaAllah. Yani bana karşı öfkeleri, kinleri beni ilgilendirmez. Yani ona benim şahsi derdim yok. Yani elinden geleni ardına koymasın. O benim sorunum değil. Neden kaynaklandığını da biliyorum, kimlerin kışkırttığını da biliyorum, hangi kaynaktan geldiğini de biliyorum, neyin nereye mensup olduğunu da biliyorum, kimin nereden ne yaptığını da biliyorum, hepsini biliyoruz. Ben öyle şeylerden etkilenmem inşaAllah.
Çok şeker maşaAllah. “Allah’ına kurban olduğum Hocam” diyor, “şu an nefes bile almadan sizi izlediğimi sonradan fark ettim” diyor. Ne güzel bunun sevgisi böyle! Ne şahane insan bu böyle! “Sizi övmeye kelimelerim artık yetmez oldu” diyor inşaAllah. “Siz emreden biz sizin kapınızda köle olalım” diyor. Estağfirullah. Biz sizin köleniziz. Allah razı olsun. Allah sevgini artırsın. Allah muhabbetini artırsın. Allah seni deli aşık yapsın. Sevgide bu coşkun, bu derinliğin çok çok güzel. Cennette de kardeş etsin. Cennet sofralarında da birlikte sohbet edelim inşaAllah. İnşaAllah. MaşaAllah, çok güzel.
“Selamun Aleykum değerli Muhammed Adnan Hocam” Ve Aleyna Aleykum Selam Ve Rahmetullahi Ve Berakatuhu. “Ben Mardin Merkez’den Mehmet Uncu. Hocam bir sorum olacak. Savunma sanayi için çalışmak günah mıdır, savaş makineleri üretmek vs.? Sizleri çok seviyoruz. Allah sizden ve sizinle birlikte Allah’ın yolunda cihat edenlerden razı olsun. Sizleri gördükçe içime huzur doluyor. Ellerinizden öpüyorum Hocam” diyor. Biz de sizlerin ellerinizden öpüyoruz. “Savunma sanayi için çalışmak”. Şimdi savunma sanayi küfre, dalalete, mesela Allah’sız, Kitap’sız, Mehmetçiğe karşı mücadele veren kahpe ve kalleşlere karşı silah üretiliyorsa tabiî ki sevap olur, çok güzel olur. Ama silahın nerede kullanılacağı bilinmiyorsa, yani mazluma karşı da kullanılacaksa o zaman dehşet verici tabii. Allah vermesin. Mesela yabancı bir ülkede kardeşim olsa silah sanayinde çalışan, bize mesela öyle çok iş teklifi geldi, iğrenerek reddettik, iğrenerek, derhal reddettik. “İşte falanca ülkede işte tank satışında yahut bilmem nede yahut işte tank imalatı olacak da oraya demir satar mısınız?” Cevabımız malum. Tabiî ki reddir. Ama küfre karşı, kahpelere karşı, Allah düşmanlarına karşı, vatan düşmanlarına karşı, milleti parçalamayı isteyen köpeklere karşı kahraman Mehmetçik mücadele ediyorsa eliyle mücadele edemez. Silahla mücadele edecek tabii ki. O zaman helal olsun. Ama gönlümüz ister ki tabii ki hiç kan akmadan olsun, tabiî ki Mehdiyet’in yöntemleriyle olsun. Gönlümüz bunu ister. Ben kandan nefret ederim. Kan hiç istemem. Benim gönlüm Mehdiyet’ten yanadır. Kansız, irinsiz, bağırtısız, çağırtısız olsun isterim. Nitekim de öyle olacaktır, göreceksiniz. Dün akşam konuşuyorduk kendi aramızda Mehdiyet’in bu PKK konusu nasıl halledileceğini. Yani hakikaten muhatap bulamayız, muhatap bulamayız. Yani “defolun gidin” diyecek adam bulamayız. Öyle bir adam kalmaz. Anında kavrarlar, anında olayı. Yani ne yapmaları gerektiğini su gibi anlar adam. Yani Hz. Mehdi (a.s.)’a biat olacak da PKK daha hala ayakta duracak. Evliya olurlar, evliya adeta bölge inşaAllah. Dümdüz olurlar. Silah, pusat, bilmem ne; hiçbir şey bırakmazlar. Doğrudan araziye geçerler. Ama öbür türlü tabii çok zorlu oluyor. Yani Mehmetçik, çocuklar, benim canlarım, o koç yiğitler Erzurum’dan, Adana’dan, oradan buradan geliyorlar. Çocuklar tecrübesiz çocuklar. Eğitim alıyorlar, kısa bir silah eğitimi alıyorlar. O çakallar on yıl, on beş yıl keskin nişancılık üstüne eğitim almışlar. Dürbünlü karabinalar var ellerinde, otomatik tüfekler. Enlem, boylam, çocukları tam anlamıyla tespit edebiliyorlar. Çocuklar tecrübesizler. Altı ayda, bir senede ne öğrenecek çocuk? Benim yiğitlerim, koç yiğitlerim, onlar da mukabele ediyor ama onlar çekti mi vuruyorlar. Yani nokta atışı yapıp vuruyorlar. Buna karşı işte tek çözüm Mehdiyet’tir. Kökten halletmek varken, nokta hareketi bir çözüm olmuyor, olmaz da.
ALTUĞ BERKER:Ki birçok tavsiyeniz de olmuştu Hocam; o saldırılarda yüksek duvar yapılması, kamera konması, çelik yelek konularında hem röportajlarınızda, hem gazetelerde.
ADNAN OKTAR:Evet ben o zaman dedim; “karakolları balistik çelikle takviye edelim. Yani bombaya falan hiçbir şeye karşı çok güçlü bir şey meydana getirelim” dedim. “Çocukların hepsine orada koç yiğitlere kafalarını da koruyacak şekilde zırh dağıttıralım, parası neyse vereceğiz” dedik, “verelim.” Her yeri gizli ve açık kamerayla donatalım, bütün arazi mesela ağaçlara gizli kamera yerleştirilebilir, kayalara gizli kamera yerleştirilebilir. O köpeklerin her adımı tespit edilebilir gizli kamerayla. Mesela kumanda odası olur, karakolun alt kısmında böyle uzay üssü gibi. Baktın mı bütün, en ufak, milimetrik hareket bile görülür. İşte birçok şey yapılabilir. Uzun anlatmak şimdi yersiz. Ama tabii bunlar biraz emek, masraf, para gerektiriyor. Feda olsun Allah rızası için yapılır yani. Bizim o zamanlar naçizane, âcizane çok tavsiyemiz olmuştu. Gazetelerde tam sayfa ilan vermiştik. Kısmen o zamanlar bir girişim olmuştu. Dediler “zırh zaten var”. Baktık, çocuklarda zırh yok. Zırh olmadığı için zaten vuruluyorlar. Zırh olsa nasıl vurulsun?
ALTUĞ BERKER:Tabii ki.
ADNAN OKTAR:Yani vurulma sebepleri zırh olmaması. Hem kafalarını hem vücutlarını koruyacak şekilde zırh olması lazım. Yani inşaAllah düzelir, güzel olur. Biz yine ısrarla devam edeceğiz anlatımlarımıza.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Sevimli canlıları gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Bakalım. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir de başka bir sevimliler vardı Hocam. Onu da göstereyim inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakalım. Yalnız bunları annelerinden ayırmamak lazım tabii. Çok dikkat etmek lazım. Gerçi bunlar yetişmiş sayılır ama anneleri çok iyi bakıyor. Küçük tavşan alıp da sevmeye kalkmak pek şey değil. o zaman enfeksiyon oluşabiliyor. Allah esirgesin, ölürler o zaman. O da çok vicdanen insanı rahatsız eder. Mutlaka yanlarında annelerinin olması iyi olur. Yani her küçük hayvanın mutlaka mesela kedide de öyle, köpekte de öyle, mutlaka annesinin olması lazım. Küçük diye alıp getiriyorlar eve; bakamazsın belli ki yani o hayvan perişan olacak. Mesela civciv, tavuk civcivinde bile öyle. Annesi çok iyi bakıyor. Kanadının altına alıyor, onlara doğal yemler oluşturtuyor, bir şeyler yapıyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Fosil gösterebilir miyiz Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Tamam bakalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. 110 milyon yıllık Tarpun Balığı Hocam. 110 milyon yıl önce nasılsa şu anda da aynı. Günümüzde yaşıyor. En ufak bir değişiklik olmamış. Evrimciler; “değişmiş, evrimleşmiş” diyorlardı. 110 milyon yılda hiçbir değişiklik olmamış. Demek ki evrim olmamış.
ADNAN OKTAR:Çocuklar yazı da yazmış. Şimdi bunları, saygıya uygun olmaz bahsetmezsek. Kerem Güllü, senin yazın bende Kerem. Sinan İslam senin yazın da geldi. Numan Mareşal senin yazın var. Yusuf Yurtbaşı senin yazın var. Ferit Çakmaker senin yazın var. Diğer kardeşlerimizin yazıları da bende, bunları mümkün olduğunca, Duran Efe ve diğer kardeşlerimizin yazılarını, onları da okuyacağım inşaAllah. Azerbaycan’dan yazanlar; mesela Rahile, Abdullah Duman, hepsinin yazısı geldi. Metin Koçkaya, Almanya.
“Selamun Aleykum Seyit Adnan Hocam.” Aleykum Selam. “Hocam merak ettim; siz hiç evlenmediniz, kendinizi Allah’a vakfettiniz ama hiç mi âşık olmadınız ya da bir gençlik aşkı? Allah’ın selamı üzerinize olsun Hocam. Metin Koçkaya, Almanya’dan.” Ta ilkokulda âşık olmaya başlamıştım ben. Ona bakarsan ohooo. Yol boyunca geldiğim kızlar, gördüğüm kızlar var, onlara âşık olurdum; sınıfta kız arkadaşlarım, onlara âşık olurdum. Lisede de âşık oldum. Bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane, öyle yüz tane değil. Allah’ın güzel tecellisi olan her varlığa âşık olurum ben. Yani aksi zaten çok anormal bir hareket olur. Hepsine aşkla bağlıyım. Hepsini aşkla severim inşaAllah. Aşkta koruma kollama vardır, acıma vardır, iyi olmasını isteme vardır, “aman ona zarar gelmesin” vardır, “acaba ne yer, ne içer, rahat mıdır, huzuru yerinde midir” vardır. Bir kısım hanzo âşık gibi görünen, aşk taklidi yapanlarda karşısındakinin ne huzuru onun için önemlidir, ne güvenliği, ne sağlığı, ne sıhhati, ne yer, ne içer onu ilgilendirmez. Spor yapabiliyor mu, uyuyabiliyor mu, giyinebiliyor mu, üşüyor mu, ısınıyor mu; bunları düşünmen lazım. Kuru kuruya aşk olur mu? Âşıksan koruyacaksın da. Onu düşünmek durumundasın. Her türlü iyiliğini düşüneceksin. Tabiî ki Allah’ın görünümü olarak, Allah senin beyninde tecelli ediyor. Tabiî ki aşkla bakacaksın. Neyle bakacaksın başka türlü, değil mi? Zaten o zaman küt kafa demektir insan eğer âşık değilse. Ben de deli aşığım. Tabii çok şiddetli zevk alıyorum ben güzelden. Yani ben ruhumu da biliyorum. Yani ben şaşırıyorum insanların az zevk almasından. Mesela bende çok sökücü etki yapıyor, çok şiddetli etki yapıyor güzellik. Yani ruhumda fırtına meydana getiriyor. Çok derin heyecan duyuyorum. Kadın güzelliği de böyledir, çocuk güzelliği de böyledir, hayvan güzelliği de böyle, bitki güzelliği de böyledir, hepsi böyledir inşaAllah. Hepsinde Allah tecelli eder. Mesela bir tablo da öyle, mesela güzel bir tablo, mesela güzel bir manzara. Mesela bizim eskiden Ankara-İstanbul yolunu giderken bazen otobüs dururdu. O Bolu’da yüksek yerde dururdu. O ormanlık arazi; nefesim kesiliyordu. Gitmek istemezdim öyle. Bak, bak, bak; bir türlü doymuyorum. Mesela deniz kenarına geldi mi mesela deniz de benim çok hoşuma gidiyor. Öyle bakayım denize. İki saat baksam doymam. Acayip hoşuma gidiyor, Allah’ın hikmeti. İnsan en güzel, “ahsen-i takvim” diyor Allah ve kadın en güzel varlıktır. Yani dünyanın en güzel varlığı kadındır. Kadındaki Allah’ın tecellisi tabiî ki en şiddetli heyecanı meydana getirendir ama kadın efendi, dürüst, iffetli, nezaketli, akıllı, Allah’tan çok korkan, vefalı, güzel huylu, derin, tutku doluysa çok güzel ve etkilidir helalin olarak. Yoksa et olur, kemik olur. Allah o zevki, o etkiyi vermez. Yani etin, kemiğin düz etkisi olmaz. Küfürde düz et kemiğe vardır. Et kemik oldukları için de birbirlerinden tiksinip, birbirlerine düşman oluyorlar ve birbirlerine karşı sevgi duyamıyorlar. Halbuki vefa vardır, derin şefkat vardır. Şefkat nedir? Acımayla karışık sevgi. “Sadece seviyorum” diyor; o sevgi değildir. Şefkat esastır. Acıyacaksın, acıyarak seveceksin. O zaman yoğun bir koruma vardır. “Aman üzülmesin” dersin, “aman kızmasın, darılmasın, kalbini kırmayayım.” Lafına, sözüne çok dikkat edersin o zaman, seçerek konuşursun. Çünkü Allah diyor ayette; “insan zayıf yaratılmıştır” diyor. Ufacık bir söz bile kırabilir kalbini. Hatta mesela durgun bir ifadeyle yapılan bir konuşma bile onu vesveseye düşürebilir, tedirgin edebilir, “acaba sevmiyor mu” diyebilir, “acaba rahatsız mı” diyebilir. Her şeye sebep olabilir. Gözdeki ifade, gözdeki anlam çok önemlidir sevgide. Sesteki ton, mesela öyle bir tonlamayla konuşursun ki o çok tedirgin olabilir. Onun tam güven duyacağı bir ses tonu olması lazım ve güven duyacağı bakış olması lazım. Bu da yapmacık olarak olmaz, içten gelmesi gerekiyor. Ruhunda onu yaşaması lazım ki Allah onu onun ruhuna yansıtsın. Adam poz yapıyor. Poz yapınca da kadın anlar tabii onu ve itici durur, gıcık olur. Sekiz numaralı bakış, beş numaralı bakış falan diye bilinir onlar, değil mi? Çok küçük düşürücü ve aşağılayıcı Allah vermesin.
Zuhruf Suresi 10, şeytandan Allah’a sığınırım. “Ki O, yeri sizin için bir beşik kıldı” yani “yeri sizin için bir Mehdi kıldı” diyor. Beşik, Hz. Mehdi (a.s.) demektir. “Ve doğru yolu bulursunuz diye onda size (birtakım) yollar var etti.” Ebcedi ayetin; 2016 ve 2022 tarihlerini veriyor.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bir ayet daha okuyorum. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Bir de saat yarımda bu Kehf Suresi’ni biraz inceleyelim. Daha bir detaylara bakalım inşaAllah, ayetin detaylarına bakalım. 110’uncu ayet Kehf Suresi. “De ki: "Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim; yalnızca bana sizin İlahınızın tek bir İlah olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun” “samimi olarak davransın” diyor bak, “samimi olarak davransın” diyor Allah “ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın."” Yani “şirk koşmasın” diyor Allah.
SUNUCU:Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00:30’da Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV, HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’den itibaren Çay TV, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz, www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...