SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Asu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Manavgat Klas Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz?
ALTUĞ BERKER:Hocam bugün Libya’daki olaylarda yükselme var, bildiğiniz gibi, inşaAllah. Libya’yı 42 yıldır demir yumrukla yöneten Kaddafi başkaldıran Bingazi halkına yönelik katliama başlamış. Görgü tanıkları sokaklardan çekilip komuta merkezlerinde konuşlanan güvenlik güçlerinin kalabalığa uzun menzilli silahlar ve hatta uçaksavar füzeleriyle gözlem kulelerine ateş açtığını söylüyorlarmış. Hastaneye götürülen bir kişi uçaksavar füzesiyle başından vurulmuş. Ölen kişilerin arasında çocukların da olduğu bildirilmiş. Kaddafi yanlısı basın “yönetime isyan edenlerin ordunun eliyle intihar eder” manşetleri atarken, halka yönelik baskınlar için ‘hamiler tugayı’ denilen ve Afrika’dan getirilen paralı askerlerin kullanıldığı bildirilmiş. Bu paralı çeteler evlere de saldırıyorlarmış. Kadın ve çocukların paralı askerlerden kaçmak için köprüden atladıkları bilgisi verilmiş. Bir başka görgü tanığı ise tankların insanları ezdiği yönünde bilgi vermiş. Sanal forumlarda ülke çapında kayıpların 900’ü bulduğu söyleniyormuş. Kaddafi’nin oğlu Saif el-İslam; “son adam kalana kadar, son ana, son kurşun kalana kadar savaşacağız” diyerek ordunun babasının arkasında olduğu açıklamasını yapmış.
ADNAN OKTAR:Evet, ne diyorsun?
ALTUĞ BERKER:Hocam, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hadislerinden okuyabilir miyim bu konuda? “Fitnenin girmediği hiçbir ev ve dokunmadığı hiçbir Müslüman kalmaz. Bu durum soyumdan Hz. Mehdi (a.s) çıkıncaya kadar devam eder” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v), inşaAllah. Başka bir hadisinde de Hakim Müstedrek’te, “O günlerde araları bozuk olan müminler deccalin hedefi olmaktan kurtulamazlar” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, şu an Müslüman ülkelerin büyük bir bölümü deccaliyete ve süfyaniyete teslim olduğu için süfyanın uzantıları ve deccalin uzantıları psikopatça, mafya karakteriyle azgın ve saldırgan bir tavır gösteriyorlar. Sonunda da bunların hayatları berbat şekilde bitiyor. Ama o mafya karakterinden vazgeçmiyorlar. Deccaliyetin vasfıdır bu, genel karakteridir. Müslümanlar ittihad-ı İslam, Hz. Mehdi (a.s) kelimelerini kullanmaya başladıklarında, bela başlarından yavaş yavaş geriye çekilecek ve kurtulacaklar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yiğit Bulut yazısında “Ergenekon diye bir yapı varsa bunun medya uzantılarını ispat edin şeklinde talepte bulunanlara, nasıl yapmak gerekiyor, tam manşet atarken suçüstü mü yapılacak?” diye sorarak şöyle bir cevap vermiş, “Ergenekon kelimesini yazılarında bir ruh, yani zihniyet anlamında kullandığını” söyleyerek, “bu ruhun tezahürüne Hürriyet Gazetesi’nin ‘411 el kaosa kalktı’ manşetini örnek verebilirim” demiş. “550 milletvekilinin bulunduğu bir mecliste 411 milletvekili bir konu hakkında fikir birliğine varıyorsa ve bir gazete bu sonuca ‘411 el kaosa kalktı’ şeklinde servis ediyorsa, bu servis eğer bir akıl tutulması değilse o zaman bir Ergenekon faaliyetidir. Ergenekon ruhunun tezahürüdür” demiş. Ayrıca “2009 yılında İsrail’e giderek medyada psikolojik savaş eğitimi alan yedi gazeteci olduğunu” da iddia etmiş. Ancak isimlerini vermemiş.
ADNAN OKTAR:Türkiye’deki iddia edilen Ergenekon terör örgütünün mensupları son derece arsız, son derece kaşar ve son derece pişkinler. Öyle kendilerini gizlemek, sezdirmemek gibi konumları yok. Yani akıl almaz hayasızlar, akıl almaz arsızlar. Alenen de gösteriyorlar, öyle bir konu yok adamlarda. Ben şu gazete, bu gazete falan demiyorum tabii, belirli bir kesimi göstermiyorum ama anlaşılması öyle karmaşık değil. Bakar bakmaz şak anlıyoruz.
ALTUĞ BERKER:Siz Ecevit’in durumuyla ilgili bahsetmiştiniz Hocam dün. Onunla ilgili, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün iddianamesinde Sayın Ecevit’in hastanede yanlış tedavi görmesi ile ilgili bilgiler vardı.
ADNAN OKTAR:Şimdi ben hastanedeki yanlış tedaviyi bilmem. Hastanede ne yaptıklarını da bilmiyorum. Benim bildiğim Ecevit ilaçla, kimyasal maddelerle perişan edildi. Bütün Türkiye’nin gözü önünde, alenen. Bir Başbakana böyle bir şeyin bütün Türkiye’nin gözü önünde yapılması iddia edilen Ergenekon terör örgütünün bir gövde gösterisiydi. Mesela kalem diyecek, çakmak diyor Başbakan. Toplantı oluyor, ayağından ayakkabısını çıkarıyor, çorapla toplantıyı terk ediyor, bütün gazetecilerin gözü önünde, çorapla. Akıl almaz olaylar oldu. Yani mahvettiler. Hemen hemen her kelimesi bozuk başladı konuşmaya, değil mi, hatırlıyorsunuz? Dili dönmüyordu sürekli. Tabii Cenab-ı Allah isterse böyle bir şey olmaz ama o ilaçları, o kullandığı artık neyse, zehirli maddeleri Allah vesile etti, böyle bir durum meydana geldi ve hakikaten dili dönmüyordu. O konumda Başbakanlık yaptı. Hayret edilecek şey. Çok şaşırtıcıdır. Bu tabii çok kapsamlı bir konu. Ben onu hazırlıyorum ama şimdi onu anlatmak için biraz vakit erken. Zamanı gelince anlatırız.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Adalet Bakanlığı müfettişlerinin iddia edilen Ergenekon terör örgütünün yargıya sızma girişimi hakkında bir yazısı vardı; 2008, 3 Kasım’da, 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdiği yazı vardı Hocam. Uygun görürseniz okuyabilirim onu, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tamam.
ALTUĞ BERKER:Ergenekon davası kapsamında çok sayıda hakim ve savcının dinlenmesini isteyen Adalet Bakanlığı müfettişlerinin 3 Kasım 2008 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvurarak bazı ek taleplerde bulunduğu ortaya çıktı. Başvuruda Ergenekon’un yargıya sızmaya çalıştığı savunularak şöyle denildi; “İddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün yargıya sızma konusundaki kararlılığının örgütsel belgelerde açıkça yer aldığı, bir çok örgüt üyesinin hakim ve savcılarla irtibatta bulunduğu, telefon görüşmelerinde bazı hakimlerin şüpheli statüsünde bulunan bazı avukat Kemal Kerinçsiz’e hitaben ‘Bir emrin var mı?’ şeklinde hitap ettikleri, bazı şüphelilerin hakim, savcı adaylarının sınavları için tavassutta bulundukları, bir kısım şüphelilerin yüksek yargı organı üyelerini ziyaret edip örgütsel destek istedikleri, bazı yargı organları mensuplarının (iddia edilen) Ergenekon Terör Örgütü’nün internet sitelerinde yazılar yazdıkları, ‘Paşa’ kod adlı Fikri Karadağ’ın bazı hakim ve savcılarla sürekli görüştüğü, şüpheli Veli Küçük’ün birçok hakim ve savcıyla irtibatta olduğu, hatta bazı savcılar için, ‘bizim çocuklardan’, ‘bizim arkadaşlardan’ şeklinde beyanlarda bulunduğu anlaşılmaktadır.” Ayrıca eski Cumhuriyet Savcısı Gültekin Avcı; “iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün yargı ayağı henüz çözülmemiş durumda. Bazı kişilerin ifadesi henüz alınmamış durumda. Yüksek Yargı’da yürütülen hiçbir soruşturma sonuçlanmıyor” açıklamasını yaparak HSYK’nın Ergenekon Davası’nı etkileme girişimlerinin altında bazı üyelerin adliyeye çağırılma endişesinin yattığını söylemiş Hocam. İddia edilen Ergenekon iddianamesine örgütün sivil liderlerinden olduğu belirtilen sanıkların hakim ve savcılarla olan ilişkileri de yansımış. İddianamede örgüttekilerin haklarında açılan davalarda hakim ve savcılara baskı uyguladıkları yer alırken, lobi dokümanına göre, iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’nün sivil yapılanmasının organizasyonunda hukuk departmanının da olduğu belirtilmiş. İddia edilen örgütün üyelerinin “büyük ağabeyler ve bizimkiler” dedikleri, hakim ve savcılarla sürekli diyalogda bulunduğu, bir çok davada yargı mensuplarına baskı yaptığı, verilecek kararlar için kulisler de yaptığı ortaya çıkmış. İddianamede bu konuda somut örnekler ve konuşmalar da yer almış. İddianamede üst düzey sivil yöneticilerden olduğu iddia edilen İlhan Selçuk’un AK Parti’nin kapatılması davasının açılmasından aylar önce Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nı açıkça tehdit ettiği, Doğu Perinçek’in yaptığı bazı telefon görüşmelerinde ise yüksek yargıda görevli kişiler ile görüştüklerini ve kendilerinden toplum desteği oluşturmalarını istediklerini söylediği tespit edilmiş.
ADNAN OKTAR:Bir kardeşimiz bir yazı yazmış, Sevim Yılmaz Hanımefendi; “Allah’ın rahmeti, bereketi üzerinize olsun” diyor. Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi kardeşimizin de üzerine olsun. “Canım Hocam, söylediğiniz tüm sözlere delilsiz bile inanırım. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni sayenizde sevdim. Biraz da ötesi ama Erbakan için aynı duyguları paylaşamıyorum, yani sevemiyorum. Nötr olabilirim ama sevemem. İki olay vardır ki Başbakanlığında unutamam. İlki toplanan paraların akıbetini açıklamaması, ikincisi Kaddafi’nin hakaretlerine karşılık duvarları izlemesini unutamıyorum. Yazarken Antalya konuşuldu, güzel diye. Güzel şehir zakkum gibi. Sizin gibi aslanların kölesi olurum, inşaAllah. En kısa zamanda Türk-İslam Birliği’nde buluşmak dileğiyle. Duanızı eksik etmeyin” Şimdi Antalya güzel, yani bu açık. Şimdi orada, herhalde kardeşimiz, meyhane var, şu var, bu var; meyhane her yerde olur. Hristiyanlar, gider meyhanede içer. Museviler de gider, içerler. Yani bu bizim Müslümanlığımızı engellemez, onların orada olması. Orayı, Antalya’yı ve halkını kirletmez. Böyle bir şey olmaz. Dolayısıyla tertemiz insanlardır Antalya halkı ve Antalya da son derece güzel bir yer. Nefis bir yer. Allah’ın bize bir nimeti. Bizim Müslümanlık anlayışımızda bardaki insanlar da bizim kardeşimizdir, sokaktaki insanlar da bizim kardeşimiz; plajdakiler de, camilerdekiler de, hepsi bir bütündür. Hepsini ben çok seviyorum, hepsine saygı duyuyorum. Bir kısmını ayırıp, bir kısmını bölme, bunu bıraksınlar. Bu çok yanlış bir zihniyet ve bu yüzden zaten Osmanlı battı, o yüzden Müslümanlar böyle perişan dünyada. Başı açıkları da ben çok seviyorum, başı kapalıları da ben çok seviyorum, çarşaflıları da çok seviyorum. Nur gibi insanlar. Kısa imtihan olduğumuz bu dönemde akılcı ve sevecen ve samimi bakmamız lazım. Dar bakmak yanlış olur. Erbakan Hocama şöyle baksınlar; 1971’lerde, ben o zamanlar delikanlıydım, yine delikanlıyım da, inşaAllah; Hacettepe’de bombalar patlıyordu, anarşi başlamıştı. 12 Mart Muhtırası verilmişti. ‘İki, üç daha fazla Vietnam, Ernesto’ya bin selam’ diye duvarlara yazılar yazıyorlardı. Çok iyi bilirim, Hacettepe’nin duvarına boydan boya yazılmıştı. Bütün okullar, hemen hemen birçok okul işgal edilmişti. Öyle bir ortamda Müslümanım demek yani çok büyük bir olaydı, kimse ağzına alamıyordu. Ben çok iyi biliyorum. Erbakan Hocam çıktı, aslan gibi ama tam bir aslan edasıyla, bir de profesör, yani makine yüksek mühendisi, profesör, dünya çapında kaliteli bir mühendis ve hoca. Çıktı gürül gürül İslam’ı savundu. Gürül gürül Türk-İslam Birliği’ni savundu ve ilk defa ağır sanayi hamlesini ondan duyduk o zamanlar. Ben öyle hatırlıyorum. Mesela benim çok hoşuma gitmişti. Milli olmak ve ağır sanayi hamlesi. Coşkuyla anlatıyordu, bir kısım gençler de ona gülüyorlardı o zaman; ben görmüştüm, Günaydın Gazetesi’ne de çıkmıştı, Günaydın Gazetesi’nin alt kısmında çıkmıştı. Erbakan Hocamız da, “gülün gülün, son gülen iyi güler” demişti. Gazetelerde çıkmıştı. Şimdi bu güç şartlarda bu yiğit insan çıkıyor, İslam’ı savunuyor. O zamanlar müthiş bir gençlik de oluşmuştu, Milli Gençlik diye bir gençlik topluluğu oluştu; dindar, namazlarını kılan, hafif sakallı gençler. Çok güçlü bir dinamik oluşturdu bu Türkiye’de. Çok güçlü bir İslam atağı, Müslümanlık atağı meydana getirttirdi. Daha bu sevimli Sevim belki o zamanlar dünyada bile yoktu, bilmiyorum yani veyahut küçük çocuktu. O ortamda böyle İslam’ı, Kuran’ı, Milli Görüş’ü savunabilmek çok büyük yiğitlik istiyordu. Ülkücüler de o dönemde ortaya çıktı, ülkücü gençlik. Bir toplantı vardı, oradan bir film gösterdiler; “namaz kılan gerici değildir” diyor çocuk, “Allah birdir diyen gerici değildir, Allah’ı seven gerici değildir” diyor. Ama büyük bir topluluğa söylüyor, ülkücülerin toplantısı. Acayip hoşuma gitmişti. Delikanlılık aşamasında, delikanlılık yaşadığım bir dönemde, ilk defa duydum, acayip şaşırmıştım ben onu televizyonda görünce. O nasıl konuşuyor, maşaAllah, cesaretine hayret etmiştim. Emek emek bu insanların sırtında bu dava gelişti. Şimdi diyorlar ki, “ne oluyor ya, Erbakan Hoca, ülkücüler, Alparslan Türkeş?” Mayayı onlar çaldı. İlk mayayı ortaya koyan onlardır. Çok büyük emekleri geçti. Rahmetli Alparslan Türkeş ve Erbakan Hocamız. Yani bu Türk-İslam Birliği ruhunun gelişmesinde iki demir pençedir, çelik pençedir iki tane. Ve çok büyük hizmetleri geçti. Çok büyük nankörlük olur inkar edilirse. Çok büyük vicdansızlık olur. Ne çile çekti mesela rahmetli Alparslan Türkeş. Erbakan Hocamız ne çileler çekti, ne zorluklar çekti. Böyle ilmek ilmek dokudular. Muazzam emek verildi. MHP’nin ruhundaki heyecanı Alparslan Türkeş vermiştir. MHP’yi MHP yapan Alparslan Türkeş’tir. Saadet Partisi’ni de Saadet Partisi yapan Milli Görüş’ün kökeni muhterem Erbakan Hocamızdır. Tabii ki böyle insanlara karşı büyük ataklar olacaktır. Eline sağlık derler mi adama? İstediğin gibi hareket et derler mi? Tabii ki bir şeyler yapacaklar. Ben bildim bileli Erbakan Hocam’a sürekli iftira atılır, akıl almaz iftiralar. Akıl almaz hakaretler yapılır, o da aslan gibi ilerler. Kaddafi çakallık yapmış, Erbakan Hocam da duvara bakmış. Ne yapsın? Ağzını burnunu mu kırsın adamın orada, ne yapsın? Onun ahlaksızlığı, terbiyesizliği. Bir Başbakan oraya gitmiş, nezaketli olması gerekiyor. Adam psikopat, psikopat takılıyor. Onun densizliği ve saygısızlığı. Başbakana bu yapılmaz. Ama sonradan ağzını düzeltti. Kendince “Türkiye liderdir” dedi. “Türkiye öncü olsun” dedi. Bu ağzı düzeltti. Demek ki birileri ağzını düzelttiler onun orada. Şimdi de bak bas bas bağırıyormuş, işte; “Türkiye Libya’yı teslim alamaz.” Daha düne kadar “Türkiye lider olsun” diyordun. Yani bu ne demek? Senin kendi halkının rahatsızlığı. Oradaki insanlar bu baskıdan rahatsızlar, dindar kesim ve oradaki diğer insanlar. Dolayısıyla Erbakan Hocamız’ı suçlayanlar, Erbakan Hocamız’ın sırtındaki yüzbinlerce kristali düşünmek durumundadırlar. Eğer rahat bir ortam olsa öyle bir cevabını verirdi ki kalıp gibi oturur, tam oturtturur cevabını. Bu denenlerin hepsinin cevabı var. Erbakan Hocamız diyemez ama ben diyorum adama. Kaddafi için diyemez Erbakan Hocamız, çünkü siyasetçi olduğu için, bir başbakan çıkıp ne desin yani adama? Ama ben ciğerine ciğerine oturturum. Erbakan Hocamız bizim canımız, ciğerimizdir. Ona son kere yine oyun oynamaya kalktılar, kükredim, darmakeşan oldular Allah’ın izniyle, değil mi?Ne yaptılar? Çıktı Aydın Doğan, “hadi bakalım, Erbakan Hocamıza karşı Profesör Numan Kurtulmuş’u destekleyin” dedi. Bütün güruh, ekip toptan bando çalmaya başladı. “Numan Kurtulmuş, Numan Kurtulmuş!” Marş çalmaya başladılar. Biz “ne oluyor” dedik, hepsi sıralarının altına girdiler. Cübbeli’nin de çıtı çıkmıyordu, güya Erbakan Hocamız’ın muhibbi, seveni. Aylarca sesini çıkartmadı, çıtı çıkmadı. Fatih Altaylı olmadık laflar söyledi Erbakan Hocamız’a, yine çıtı çıkmadı. Gitti “baba, baba!” diye onun kolunun altına girmeye çalıştı. Allah’ın izniyle ben vesile olup darmakeşan ettikten sonra, bu ortaya çıktı, işte; “ben Erbakan Hocamı çok severim” diyor. Ama çok severim de demedi de, şöyle diyor; “maşaAllah, aklı açık” diyor. Aynısını Mahmut Efendi içinde söylüyor; “yürüyor” diyor.“On dakika yürüyebiliyor” diyor. “Yatırıyorlar, başına kan gelsin diye bazı adamlar” diyor. Sana soran mı oldu bunu? Edebe, adaba uygun bir laf mı şu? Sana ne? Ne haddine senin, sen kimsin de böyle konuşuyorsun? Ve insanların kafasında izdifham meydana getiriyor. “Yatırıyorlar, öyle kafasına kan gelsin diye yapıyorlardı” diyor. Bunlar söylenir mi? Adaba, edebe uygun laflar mı bunlar? “Bayağı mantıklı konuşuyor konuştuğu vakit” diyor. “Erbakan da mantıklı konuşuyor” diyor. “Öyle yaşı maşı ileri ama kafası çalışıyor” diyor. Sen kimsin? Nasıl konuşursun böyle? Bunu nasıl anlayamıyorlar, ben anlamıyorum. Bunlar özel söylenmiş sözlerdir. Lafını, sözünü bilmediğinden değil, bilerek söylüyor bunları. Dolayısıyla ben Erbakan Hocamız’ı en zor anında, Allah’ın izniyle en güzel şekilde savunan insanlardan biriyim. Şahsım adıma. Bilinen, bilinmeyen. Bu bilinen, bu alenen. Ben mazluma vefalıyım, güzel insanlara vefalıyım, dava adamlarına vefalıyım ve asla da laf söyletmem, inşaAllah. Dolayısıyla, Sevim Hanım, Erbakan Hocamız’ı sevmen lazım. Bu bizim Müslümanlık görevimiz. Davaya hizmet eden herkese biz vefalı oluruz. Ölümünden sonra da vefalı oluruz, diriminde de vefalı oluruz. Her zaman vefalı oluruz. Erbakan Hocamız 80 küsur yaşında, aslanlar gibi mücadele ediyor, gayet güzel mücadele veriyor, maşaAllah. Alparslan Türkeş de öyle, maşaAllah, rahmetli, yaşlı haliyle var gücüyle davasına hizmet etti, en son anına kadar. Bütün gücüyle. Dava adamları böyledir, inşaAllah. Ona da olmadık söz, olmadık hakaret ettiler. Aslanlar gibi ayaktaydı. Sanki Alparslan Türkeş’e söylemediler mi? Ona da söylediler. Erbakan Hocamıza da söylediler. İki büyük dava adamı. Türk-İslam Birliği’nin iki büyük aslanıdır bunlar. Ne rahmetli Alparslan Türkeş’e laf söyletirim, ne Erbakan Hocamız’a.
ALTUĞ BERKER: Hayatı ile ilgili film hazırlatmıştınız rahmetli Alparslan Türkeş’in ve Ortadoğu Gazetesi ile birlikte dağıtılmıştı herkese, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, o zamanlar o filmi biz hazırlamıştık, elhamdulillah. Rahmetli Alparslan Türkeş’in hayatını anlatan, ona olan sevgiyi anlatan güzel bir filmdi. Hakikaten Ortadoğu Gazetesi de o zaman bize yardımcı olmuştu, Allah razı olsun. Ülkücü camiaya dağıtmıştık, inşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Mehmet Şevket Eygi Hocamız, Sünni Müslüman kardeşlerimiz ile Alevi Müslüman kardeşlerimizin hep beraber büyük bir gemiye benzeyen bir ülkede yaşadığımızı, aramızda inanç bakımından bazı farklılıklar olsa bile herkesin birbiri ile barış ve uzlaşma içinde olması gerektiğini söylemiş. Eğer Türk gemisi delinir veya bir yere çarparsa sonucun kötü olacağını belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Hocamız aklı başında bir insandır, güzel insandır. Aleviler bizim canımız. Alevi demek delikanlı demek, yiğit demektir, dürüst insan demektir. Sevgi insanı demektir. İffetine, namusuna titiz insan demektir. Vatana, millete, bayrağa titiz insan demektir. Hz. Ali (r.a) aşığı demektir. Nur gibi Müslüman demektir. Mehmet Şevket Eygi Hocamız da Alevileri sever. Alevi kardeşlerimizi de, Bektaşileri de sever. Türk-İslam Birliği’nin oluşması için de canı gönülden gayret eden bir insandır. Demek istediklerini iyi anlamak gerekir.
ALTUĞ BERKER: Şii liderlerden Hocam Dr. Jamri, Bahreyn’den; özellikle son zamanlarda Arap halkında Türkiye’ye daha önceden olmayan büyük bir sevgi ve sempati gelişmeye başladığını, Türkiye’nin yakın bir gelecekte Arap dünyasında en etkiye sahip olan ülke olacağını söylemiş. Bilhassa Mısır olaylarından Türkiye’nin daha ilk günlerde Mısır halkına verdiği desteğe ve Gazze konusunda gösterdiği hassasiyete Arap halklarının çok şaşırdığını belirterek Türkiye’yi artık kendileri gibi gördüklerini ve Türklerin başarısına kendi başarıları gibi sevindiklerini ifade etmiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Mısır’da firavunun gitmesi ve gitti, ne oldu? Başka bir tane birisi gelir, bir şey değişmez. Mühim olan onun yerine Mehdiyet’in gelmesidir. Kurtuluşun tam olmasıdır. Yani bir gider iki gelir, iki gider üç gelir, üç gider dört gelir. Böyle olmaz. Değişen bir şey olmaz. Dolayısıyla ne istediğini Müslümanların çok iyi bilmesi lazım. Tamam, firavun gitsin ama Musa gelsin diyecekler. Habire bağırıyorlar “Firavun gitsin, firavun gitsin.” Musa’nız nerede? Neden Musa’dan bahsetmiyorsunuz? Neden Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmiyorsunuz? Neden Hz. İsa Mesih (a.s)’dan bahsetmiyorsunuz. Nerede görülmüş böyle bir şey? Firavun kötü, tamam. Firavun gitsin, tamam. Hz. Mehdi (a.s)? Hz. Mehdi (a.s)’dan bahis yok. Firavundan bahseden Hz. Musa (a.s)’dan bahsetmek durumundadır. Bahsetmiyorsa hastalık vardır, bir anormallik vardır.
ALTUĞ BERKER: Bugün Hocam RisaleHaber.com sitesinde “İslam Birliği Arapları bekliyor” başlıklı bir haber yayınlandı. Yazıda Bediüzzaman’ın Şam hutbesinde Araplara yönelik yaptığı bir konuşmadan alıntı yapmışlar. Üstad şöyle diyor; “ey muazzam ve büyük ve tam intibaha gelmiş veya gelecek olan Araplar, en evvel bu sözlerle sizinle konuşuyorum. Çünkü, bizim ve bütün İslâm taifelerinin üstadlarımız ve imamlarımız ve İslâmiyetin mücahitleri sizlerdiniz. Sonra muazzam Türk milleti o kudsî vazifenize tam yardım ettiler. Onun için tembellikle günahınız büyüktür. Ve iyiliğiniz ve haseneniz de gayet büyük ve ulvîdir. Hususan kırk-elli sene sonra, Arap taifeleri, Cemahir-i Müttefika-i Amerika,” Amerika Birleşik Devletleri, “gibi en ulvî bir vaziyete girmeye, esarette kalan hâkimiyet-i İslâmiyeyi eski zaman gibi küre-i arzın nısfında, belki ekserisinde,” fazlasında, “tesisine muvaffak olmanızı rahmet-i İlâhiyeden kuvvetle bekliyoruz. Bir kıyamet çabuk kopmazsa, inşâAllah nesl-i âti görecek” diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman çok önemli bir insan. Dün konuştum Beril’le. “Hocam Risale-i Nur’a başladım” dedi. Ben Risale-i Nur’u oku, Bediüzzaman’ın fedakarlığını, kahramanlığını, yiğitliğini, İslam’a, Kuran’a titizliğini ve nasıl çile adamı olduğunu ve kararlığını bir gör” dedim. “Sen de bayağı bir değişiklik olmuş Beril” dedim. Çünkü üslup falan… “Hocam Risale-i Nur çok etkiledi beni” dedi.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Bayağı bir kısmını okumuşsun. Nereleri okudun Beril sen?
SUNUCU:16. Söze kadar okudum.
ADNAN OKTAR: 16. Söze kadar okudun, ‘Sözler’i, maşaAllah. Onun için ben hasleten herkese tavsiye ederim Risale-i Nur Külliyatını. “Anlayamıyorum,” olsun anlayama, yavaş yavaş, böyle kelime kelime sözlükle de olsa oku. Zaten bir süre sonra çok rahat okur hale gelirler. Orada bir yiğitlik ruhu ve bir dürüstlük üslubu var.
Çetin diye arkadaşımız var, çok yaman, maşaAllah. Hakikaten dikkati çok keskin. Yazıları da çok hoş, maşaAllah. Kardeşim, bak şimdi, ben sana söyleyeyim. “Hocam, Kaddafi için biraz uysallaştı demiştiniz. Chavez hakkında da uysallaştı dediniz” diyor. Şimdi benim bazı sözlerim biraz zahirdir ama batıni yönü de biraz fazladır. Şimdi Kaddafi Mehdiyet’e hizmet ediyor şu an. Deccallik yaparak da hizmet eder, yine hizmet eder. Çünkü oradaki insanların ruhunu ayağa kaldırmış oluyor. Heyecanını artırmış, şevklendirmiş oluyor. İttihad-ı İslam’a Allah onu hizmet ettirmiş oluyor. Yani ondan çıkamaz ki zaten. Chavez de aksini yapamaz, o da onu yapacaktır. Zaten aksini yapmıyor. Hz. Mehdi (a.s)’dan zaten iki kelime bahsetmiş olsa Hz. Mehdi (a.s)’a zaten hizmettir. “Hz. İsa (a.s) gelecek” demesi zaten hizmettir. Allah hizmet ettiriyor. Ettirir Allah. Firavuna da hizmet ettirmedi mi Mısır’da? Mısır halkını böyle coşturan o değil mi? Hamiyet-i İslamiye’yi feveran ettiren o değil mi? Allah firavunları vesile eder, deccalleri vesile eder, İslam’ı hakim eder. Deccaller, firavunlar olmasa Hz. Mehdi (a.s) çıkmaz zaten. Ben diyorsam bir bildiğim vardır.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam. Ben dün gece sizi ziyarete gelen kişiyim. Hocam sizi görünce çok heyecanlandım, pek konuşamadım. Televizyonda görünenden çok daha heybetlisiniz. Aynı dedeniz Hz. Muhammed (s.a.v) gibi. Size söylemek istediğim çok şey vardı ama karşınıza gelince dilim tutuldu.” Hakikaten konuşmadı. “Çok heyecanlandım. Hocam, ben sizi altı aydır sürekli takip ediyorum ve 2007 yılından beri bütün röportajlarınızı sürekli izleyip, takip ediyorum. Size karşı hüsnüzannım var.” İnşaAllah, iyi insandır şeklinde hüsnüzannı vardır. Tabii Müslüman Müslümana hüsnüzanda bulanacak. “Hocam, ailem ve benim için dua eder misiniz? İstanbul’dan Emin.” Allah sana da bütün milletimize de hidayet versin. Hidayet, en önemli konu odur. Allah hidayet verdiğinde kalpler çok ferahlar, akıl açılır, beyin açılır. Hidayet üstünde durmak lazım. Allah’ın Mehdi sıfatının, Mehdi isminin bir tecellisidir, inşaAllah. Hidayete erdiren anlamındadır Mehdi, inşaAllah. Allah’ın vasıflarındandır.
ALTUĞ BERKER: Hocam Fas’ta da ayını gösteriler başladı. Dünkü gösterilerde 5 kişinin öldüğü, 128 kişinin yaralandığı açıklanıyor. Her geçen gün yeni bir ülkede gösteriler devam ediyor.
ADNAN OKTAR: Ama şimdi hep “git” diyorlar. Kim gelsin? Söylemiyorlar. Mesela diktatör, deccal, firavun tamam ama çözüm ne? Çözümün söylenmesi lazım. Çözümü bir an önce söylemeleri gerekiyor. Orada bir yanlışlık var. Mesela Kuran’ın her tarafında, her bölümünde bu görülür. Mesela bak, herhangi bir yer; Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Mesela Ahzab Suresi açmışsın. Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ey Peygamber, Allah'tan sakın, kafirlere ve münafıklara itaat etme.” Halk ne yapıyor? Münafığa itaat etmiyor. Allah’ın emrini yerine getiriyor. “Şüphesiz Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” Yani Kuran’a uy diyor. “Allah’a tevekkül et; vekil olarak Allah yeter.” Kalbin rahat olsun. Mesela ne konuşacağım, ne yapacağım, nasıl hareket edeceğim diye tedirgin olmaya gerek yok. “Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedersek ne olur, şundan bahsedersek ne olur?” Hiçbir şey olmaz. Allah’ın koruması altındasın.
ALTUĞ BERKER: Bir film göstereceğim mağaralarla ilgili, inşaAllah. Binlerce yıl öncesine ait mağara resimleri. Burada boya tekniği ve çizilen resimlerin…
-Video- Mağara Resimleri
ALTUĞ BERKER: Bakın, 17 bin yıl önce, 32 bin yıl önce yapılan resimlerdeki boya tekniği, yapılan resimler kimya bilgisinin, boya tekniğinin, karışımların ne kadar üstün olduğunu gösteriyor. En ufak bir şey olmamış. Mağaralarda 32 bin yıldan beri duruyor. Gayet üstün bir teknoloji olduğu belli, çok modern bir hayat olduğu, sanatkarlar olduğu, hayata bakış açıları. Dolayısıyla daha öncekilerin, eskilerin ilkel olduğunu düşünen evrimci mantık her yerde çöktüğü gibi buralarda da çöküyor. 3600 yıllık, yapılmış kristal kafatası var, 3600 yıl önce. Belli ki medeniyet eskiden de çok ileriydi. Medeniyet zaman geçtikçe modern olmuyor, eskiden de moderndi. İlk insan olduğundan beri, o günden beri modern teknikler var ve biz de olmayan bazı ilimlerin ve tekniklerin olabildiği de. Örneğin Mısır piramitleri, biz daha sırrını yeni çözmeye çalışıyoruz, bunlar nasıl yapılmış diye. Ama o zamanlar yapılmış. Demek ki üstün, modern bir teknoloji ve başka imkanlar da varmış, Allah’ın verdiği, inşaAllah. Evrimin olmadığını her seferinde delilleriyle Hocamız ortaya koyuyor. Biz her gün burada fosil gösteriyoruz. Fosil çok önemli bir delildir. Örneğin, mesela ben şimdi bir tane de daha göstereyim, her zaman bunu gösteriyoruz. Bakın bunları evrimciler yapamazlar. Yani bu benim şu anda yaptığımı evrimcilerden göremezsiniz. 95 milyon yıllık kedi balığı. Resmini gösterebilirler ama fosilini gösteremezler. Çünkü ara geçiş formu diye bir fosil yoktur. Yani bütün fosillerin hepsi böyle mükemmel. Organlarıyla, uzuvlarıyla, her şeyiyle mükemmel canlılardır. Hiç patolojik, asimetrik canlıların doğada hiçbir tane örneğine rastlayamamışlardır. Zaten bize hepsinin tam ve mükemmel olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda 95 milyon evvel kedi balığının tamamen günümüzdeki ile aynı olduğunu gösteriyor. Bakın, bu denizatı, 8 milyon yıllık denizatı. Aynı gördüğümüz gibi, bakın hiçbir fark olmamış. En ufak bir farklılık yok. 8 milyon yıldır denizatı, aynı denizatı. Şimdi evrimciler ne diyor? “Ufak değişiklerle milyonlarca yıl içinde oluşan ufak ufak değişikliklerle canlılar birbirinden evrimleşti, değişti” diyor. Fosiller ne diyor? “Hayır, ben 8 milyon yıldır hiç değişmedim” diyor. Bakın, bunlar delil. Diğeri “ben 95 milyon yıldan beri hiç değişmedim” diyor. Bu ne demek? Hiçbir değişim olmadığının, en ufak bir evrimin söz konusu olmadığının ispatı demek. Fosilin anlamı bu. Bütün yer katmanları açılmış. Şu ana kadar, günümüze kadar, 350 milyon fosil bulunmuş ve bu fosillerin hepsi benim şu anda gösterdiğim gibi tam ve mükemmel canlılar. Hepsi yaratılışı destekliyor. Darwin diyor ki; “türden türe uzun zamanda geçti diyoruz, bunların aralarında formlar olması gerekir” diyor. Mesela denizden karaya geçişte, balıktan sürüngene geçişte. “En ufak bir fosile rastlayamıyoruz biz ara fosil olarak.” Yarı öyle canlı, yarı böyle canlı; yani yarı kanatlı, yarı bacaklı falan, böyle canlıların olması gerekiyor. Yani yüzgeçli, yarı akciğerli, yarı farklı şeyleri olan, “hiç böyle canlılar yok” diyor. “Eğer biz bunları bulamazsak, bu benim teorimi baştan çökertecektir” diyor. Tek bir tane ara fosil getirene, Hocamız 10 trilyon lira vereceğini söyledi. Üç seneden beri tek bir kişi bile gelmiyor. Gelemez. Gelemez çünkü bir tane bile ara geçiş formu yok. Hiçbir ara geçiş formu olmaması bütün formların, bütün canlıların mükemmel yapıya sahip olduklarının yani yaratıldıklarının delili. Allah’ın izniyle, evrimciler her alanda yenilgilerini zaten kendileri itiraf ediyorlar.
ADNAN OKTAR: Onlar o zamanlar kıllı, tüylü adamlar vardı, laf söz dinlemiyor falan diyorlar. Aynı devirde Picasso gibi adamlar varmış. Çok şahane tablolar yapıyorlar. Bir deteknik yönden çok üstün, değil mi? Resmi yaparken kullandıkları boyanın kimyasal yapısı şu anda da insanların pek yapabileceği bir şey gibi değil. Ancak kimyager olması lazım ve teknik alet, edevat olması gerekiyor.
SUNUCU: Programımıza kısa bir ara veriyoruz. Programımıza devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER: Libya’da Hocam uçaklar bombalıyormuş şu an, halkın üzerine bomba atıyormuş. Malta’ya iki uçak inmiş, savaş uçağı. Bombalama yapmak istemeyen pilotlar kaçmışlar oraya.
ADNAN OKTAR: Çok güzel. Askerin de çekinmesi lazım. Kendi kardeşine kurşun sıkamaz bir Müslüman. Haram olur. Ebedi cehennemdir karşılığı. Müslüman Müslümana kılıç çekmez, kurşun sıkamaz. Aferin çocuklara, maşaAllah, çok güzel yapmışlar. Kaddafi’de ağır bunama var, Allahualem. Yani olay bu, başka bir şey yok. Halk konuşsun, sana ne? Gösteri yürüyüşü yapıyor. En fazla işte bizde olduğu gibi su sıkarsın, değil mi? Polis direnç gösterir, o kadar. Takır takır vurmak ne demek? Çok psikopatça bir hareket. Deccallık yapıyor, çok akılsızca hareketler yapıyor. Ama Mehdiyet’in uyanışı da başka türlü olmuyor işte, Allah onu vesile ediyor. Başka türlü insanlar canlanmıyorlar. Böyle felaketlerde, böyle olaylarda canlanıyorlar. O istemeden, farkına bile varmadan Mehdiyet’e hizmet etmiş oluyor, inşaAllah. Chavez de aynı şekilde, başkaları da aynı şekilde. Kim olursa olsun, istese de istemese de İslam’a hizmet eder ve edecektir. İyi takip edilsin. Şu an deccallerle boğuşuyor insanlar. Bir süre sonra bu boğuşmanın netice alınmayacak bir boğuşma olduğunu göreceklerdir. Ve Mehdiyet’in devreye girmesini isteyeceklerdir. Başka türlü bir çözüm yoktur, olsa söyleriz.
“Azerbaycan’dan Esselamun Aleykum Hocam. Azeri Türküm.” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Türk-İslam Birliği istiyorum. Azerbaycan’dan Tural. Sizi çok beğeniyorum ve kitaplarınızdan manevi gıda alıyorum. Önce Kuran, sonra sizin kitaplarınız benim için dinsizliğe karşı silahım. Soru: Görücüler hakkında geniş bahseder misiniz? Görücülük günahsa Tanrı niçin onlara böyle güç veriyor? Esselamu Aleykum. Azer Türk, Tural.” Görücülük, bu cincileri mi kastediyor? Var bizde de, bir cinci kardeşimiz var. Şimdi bir kız arkadaşım, maşaAllah o tam üstad oldu. Demin kardeşi de buradaydı. Ne olursa olsun yerini söylüyor şu an. Yani öyle geliştirmiş, maşaAllah. Mesela cine soruyor, farz edelim al kalemi bir yere sakla, “şurada” diyor, yerini söylüyor. Ama her ne olursa olsun. Belge, kağıt nerede, hepsini söylüyor, istisnasız. Bu iyi, güzel bir gelişme. Bunda bir şey yok, hizmet işte, İslam’a hizmet. Bir Müslüman cinin Müslümanlara yardım etmesi niye acayip olsun? Garip bir şey var mı? Görücülük diye bir şey yok.
“Hocam Ortadoğu’daki son olaylarda, Mısır, Tunus, Libya, Hz. Hızır (a.s)’ın rolü var mıdır? Mehmet.” Hz. Hızır (a.s) sürekli faaliyet halinde. İslam ahlakı hakim oluncaya kadar faaliyetlerine devam edecektir, kesintisiz devam edecektir ve ediyor da. Geçenlerde bir film gösterdiniz, bir atlı halkın arasında koşuyor.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: O mesela bir göz yanılması falan değil yani. Işık oyunu da değil, gerçek o görüntü. Mesela ışık hilesi olması ihtimali olanları ben söylüyorum. Mesela bu biraz kuşkulu diyorum ama o öyle değil. O bir gerçek. Alenen yeşil, bak yeşil renkli bir atlı halkın arasında gidiyor. Tam Hz. Hızır (a.s)’ın yöntemi, klasik, inşaAllah.
Erdal Yazıcıoğlu, Erdal sen ne dersen de ben rahmetli Başbuğ’u seviyorum. Tam anlamıyla delikanlıydı, tam anlamıyla yiğitti. Namazında, niyazında nur gibi Müslümandı, inşaAllah. Ben gördüğüme inanırım, bizzat kendisiyle de görüştüm, inşaAllah.
“Azerbaycan’dan Emirhan Vatanoğlu. Selam Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Allah sizden razı olsun, sizi başımızdan eksik etmesin. Türk-İslam dünyasının sizlere ihtiyacı var. Sayın Adnan Hocam, ben Recep Tayyip Erdoğan’ın meclisteki bir konuşmasında Çaldıran Savaşı ile ilgili konuşmasını dinledim. Çok üzüldüm. Bir kardeş, Türkiye-Osmanlı, diğer kardeş Azerbaycan-Sefevi, savaşır mı? Buna göre savaşmaz ama Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının Çaldıran Savaşındaki Osmanlı galibiyetinden gururlanması beni üzdü. Bu konuda sizin fikirlerinizi duymak istedim. Ben Allah’ımı, dinimi, vatanıma, halkımı ve kardeşlerimi severim. Böyle şeyler Türk-İslam Birliği’ne doğru adım attığımız bir devirde böyle şeyler olması bizi üzer.” Şimdi Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı ben çok eskiden beri tanırım. Yani yüz yüze görüşmüşlüğüm yok da takip ediyorum. İyi, mazlum insandır. Yani oturup böyle her şeyin altında bir çapanoğlu aramak yanlış olur. Mesela bizim Yunanistan’la savaşımız oldu ama ben Yunanlıları çok severim. Ama tarihi bir konu geldiğinde “bu savaşlar oldu derim” ben. Oradaki savaşta da bir netice aldıysa Mehmetçik ben bunu çirkin bulamam, güzel bulurum. Yani ne diyeyim? Çanakkale Savaşı şimdi acayiptir mi diyeyim ben? Yanlıştır mı diyeyim? Güzel. Bir saldırı vardı, delikanlıca, aslan gibi bizim aslanlarımız kendilerini müdafaa ettiler. Mazlumca vefat eden herkese Allah rahmet etsin, ben bir şey demiyorum. Belki onların içinde cahilce gelen Müslüman insanlar da vardı, kardeşlerimiz de vardı. Yani bunları bu kadar büyütmeye gerek yok. Azerbaycan bizim canımız. Bak, Azerbaycan bayrağı benim başımın ucunda, gece gündüz her yerde. Azerbaycan ve Türkiye’nin birleşmesi için ben canımı dahi veririm. Başbakan da öyledir. Türk-İslam Birliği için gece gündüz Başbakan gayret etmiyor mu? Cumhurbaşkanı gayret etmiyor mu? Devlet gayret etmiyor mu? Buradaki konuşmasını ben bilmiyorum, bunu izlemedim. Ama bunları bu kadar laf etmek, bunları bu kadar derin düşünmek… Olabilir, onun o anlama gelebileceğini düşünerek söylememiştir. O anlamda söylememiştir. Yani Azerbaycan’ı, Azerileri ne güzel yendik demez Başbakan. İnsanlık hali, “dilin kemiği yok” derler, insan konuşurken lafın nereye gideceğini bazen bilmez. Bazen insanın aklından geçmeyebilir. Bütününe bakmak lazım bir insanın. Şimdi Azerbaycan’la Türkiye’yi birleştirmek için Başbakan can atıyor mu? İstiyor, güzel. Bu resmi devlet politikası mı? Devlet politikası. O zaman nedir? Konu bitmiş. Hatta Genelkurmay Başkanı da o zaman çıkmıştı, ne dedi? “Azerbaycan bizim canımız” dedi. “Azerbaycan bizim canımız” niye diyor? Resmi devlet politikası için bunu söylüyor. Devletin resmi politikası Türk-İslam Birliği’dir, dünya liderliğidir. O zaman rahatsız olacak bir şey yok. Bu ve buna benzer çok şeyle karşılaşırız. Birleştirici olmak lazım, bütünleştirici olmak lazım, genele bakmak lazım, genel anlamdan mana çıkarmak lazım. Detaylardan mana çıkmaz. Ben de konuşurken hata yapabilirim, insanlık hali. Şimdi onu oradan oraya bağlarsak olmaz. Genel bakınca konu hallolur.
ALTUĞ BERKER: Amerikan Associated Press ile birlikte bir araştırma firmasının yaptığı bir araştırmada Türklerin yüzde 85’i “din bizim için çok önemli” demişler Hocam.
ADNAN OKTAR: EvelAllah. Ne yüzde 85’i, yüzde 95, inşaAllah.
“Hayırlı geceler saygıdeğer Hocam. Ben sizi bir internet sitesinde gördüm. İlminizi ve büyüklüğünüzü anlatan yazılar vardı.” Estağfirullah, Allah büyük. Biz Allah’ın zavallı, gariban bir kuluyuz. İlim yok bizde, nakil var. Kuran’dan okuyorum, hadislerden okuyorum. Alimlere uyuyoruz biz, inşaAllah. “Sonra da internet sitenize girdim. Yazdıklarınızı okuyorum. Çok faydalanıyorum. Programınız harika. Özellikle programa katılan kardeşlerimiz çok nezih insanlar. Ellerinizden öperim” diyor. Biz de sizin ellerinizden öpüyoruz.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben Hocam, Musab.” Ne güzel bir isim; Musab, sahabe ismi. “Ben Konya’dan izliyorum sizleri. Bu soruyu yanıtlamanızı çok istiyorum. Şu an gündemde olan Orhan Çeker hakkında ne düşünüyorsunuz?” Ne büyütüyorsunuz, hoca demiş demiştir. Ne kadar büyütüyorlar küçük sözleri. Dallandırıp budaklandırıyorlar.
Murat Işık; “Esselamu Aleykum Hocam. Ben her gece programınızı izliyorum. Anlattıklarınız da çok güzel.” Fakat kardeşimiz aynı dertten muzdarip, “lütfen cevap verin” diyor. Bak şimdi Murat, ben Alevileri canım gibi seviyorum, bağrıma basarım, onlar benim kardeşim. Bektaşileri canım gibi seviyorum; Şiileri, Caferileri. Mesela başı açık kardeşim, muhtemelen gayrimüslim, o benim canım, ben ona şefkat duyuyorum, beni kuzu gibi dinliyor sevimli sevimli, dünya tatlısı. Niye kin duyayım? Niye kin duyayım? Mesela benim güzelim tertemiz nur gibi, “Hocam” dedi, demin konuşuyorduk, “iyi oldu, konuları sizin sayenizde dinliyorum” dedi. “Normalde ben vakit ayırıp pek okumuyorum, dinlemiyorum ama bu vesileyle çok iyi oluyor, faydalanıyorum, istifade ediyorum, çok iyi oldu, hayır oldu” diyor. Güzellik bunlar, bayağı güzel. Mesela bak Beril, maşaAllah Nur talebesi oldu mübarek. Alim. Gelsin, en alasıyla tartışır. En alası gelsin, hanımlardan gelsin konuşturayım. Mesela benim başörtülü bir canım kardeşim var, geliyor, dünya güzeli, beni de çok sever, git sor bakayım adama, bak şimdi yobaz güruhatından bir adama bir sor bayım, bu fasık mı, değil mi? Sana cevap verecektir, fasık diyecektir. Bir çarşaflı hanım kardeşimi getireyim ben buraya, bu nasıl bir insan diyeyim? Hemen fasık olduğunu söyleyecektir. Günahkar ve fasık. Biraz daha üstüne gidersek mürtetliğini de gündeme getirebilirler. Böyle bir şey yok. Bu insanlar nur gibi insanlar, çarşaflı kardeşlerimiz nur gibi insanlar, başörtülü olanlar da nur gibi insanlar. Hepsi çok güzel insanlar. Mesela bak, İsrail’de bir haham var, yaşlı bir haham, hastalanmış, hal hatır sordum, acayip hoşuna gitmiş, bayağı sevinmiş. Bir rahatsızlığı var. “Nasıl faydalı olabiliriz” dedim, haber gönderdim. “Bir şey varsa Türkiye’den bilgi gönderebiliriz.” Çok hoşuna gitmiş. İsrail’deki baş hahamın, İsrail baş hahamının bu Marmara gemisinde olan olayla ilgili olarak, özür dilemek üzere Türkiye’ye gelmek istediğini bana bildirdi. Bak, İsrail’deki dindarların en üst otoritesi, İsrail baş hahamı. “Marmara gemisiyle ilgili gelip özür dilemek istiyorum” dedi. “Nasıl yapabiliriz? Bunu nasıl ifade etsin, bize yardımcı olabilir misin” dedi. Başbakanla da görüşen bir insan, Haham Froman. Her geldiğinde görüşür Başbakanla. Obama’yla da görüşen bir insan. İlk ziyareti Türkiye’ye yapmasına vesile olan insandır. Beni de canı gibi sever, bayağı sever. Güzel insan işte, mesela özür dilemek istiyor. Bu bir nezakettir, Musevilerin en yüksek otoritesi o, baş haham. Mesela bak Türkiye’ye gelmek istiyor, özür dilemek istiyor. Ve beni sevdikleri için benim aracılığımla bunun olmasını istiyorlar. Bu bir güzellik; kavga gürültü olmasın, gerilim olmasın. Niye savaş olsun kardeşim, niye kargaşa olsun? Güzellik olsun, özür dilemekle insanın dili kopmaz, ne olur özür dilemekle, ne kadar güzel. Özür dilesinler. Ki özür dilenecek bir durum var. Ben öyle bir durum olmasa söylerdim. Özür dilenecek bir şey yok derdim. Özür dileyecek bir durum var, hem de fazlasıyla var. Mutlaka özür dilenmesi gerekiyor. Ve her iki dinde de tazminat vardır, tazminat ödenmesi gerekiyor. Bu makul, bir şey yok. Bunlar yapıldı mı tamamdır, inşaAllah.
“Selamun Aleykum canımdan öte, canım Hocam” diyor. “Biz hanımlar duygularımızla daha çok hareket ettiğimizden ve size sevgimiz daha ağır bastığından, daha çok size muhabbetimizi ifade eden yazılar yazıyoruz ve çok hoşumuza gidiyor. Fakat bu sefer daha ciddiyet içeren konular yazan yazıları tercih ediyorsunuz. Dolayısıyla erkek kardeşlerimizin yazıları daha çok okunuyor gibi” diyor. “O yüzden size çok ciddi bir konudan bahsedeceğim, inşaAllah. Canım Hocam, size olan muhabbetimizin derinliği çok fazla” diyor. “Sevginizi gönlümüze hapsettik, ne uçabilir, ne kaçabilir. Balıkları ve kuşları dahi içeren bir sevginiz var” diyor. “İttihad-ı İslam’ın gölgesinde olmak ne büyük bir bahtiyarlık. Canım Hocam, yeterince ciddi yazdım mı” diyor? Bir de fincanlarımı çok beğeniyormuş, inşaAllah, Mücahide.
“Ömür Sayar, merhaba, hayırlı programlar. Hocam, geçen programınızda Hz. Mehdi (a.s)’ın yaşadığını söylediniz. Nerede olduğunu biliyor musunuz? Nasıl ulaşabiliriz? Allah razı olsun, Ömür Sayan.” Şimdi Ömür, öyle bir soru soruyorsun ki, ben mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın yaşadığını söylüyorum, bir tek ben mi söylüyorum? Değil. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız da söylüyor, Şeyh Nazım Hocamız da söylüyor, Mehmet Talu Hocamız da herkes söylüyor. Başta Bediüzzaman olmak üzere ve en başta Peygamberimiz (s.a.v)’in söylediği hadisleri göre Hz. Mehdi (a.s) gelmiş durumda. Peki kim? Biz imanın nuruyla bakıp bulacağız. İmanın nuruyla bulduğumuz kişi Hz. Mehdi (a.s)’dır. İmanın nuruyla bulan, “ben Hz. Mehdi (a.s)’ı buldum” demez, diyemez. Anlar sadece, Hz. Mehdi (a.s) anlamaktır, anlayacağız, hüsn-ü zandır. Zannı galiptir, galip olan zandır, “Allahualem, herhalde bu kişi” diyeceğiz, o kadar.
“Hocam Selamun Aleykum. Canım Hocam benim, maşaAllah Allah sizi çok heybetli yaratmış. Türk-İslam Birliği’ni canı gönülden istiyorum ve Allah’ın bunu en kısa zamanda nasip etmesini diliyorum. Hocam, kendimi her geçen gün daha huzurlu ve Allah’a yakın hissediyorum, sizin vesilenizle, inşaAllah. Hocam, biraz önce birisi internet üzerinden konuşuyordum, sizinle ilgili bir konu anlattı” diyor. “Ben de” diyor, işte herhalde eleştirmiş kardeşimiz, ona cevap vermiş onu anlatıyor. “Hocam, size Allah aşkıyla daha fazla sımsıkı bağlanayım, inşaAllah. Bu bahsettiğim, Zafer kardeşimize dua edin, Allah hidayet versin” diyor. Arkadaşı herhalde. Olabilir, insan bilmediğine karşı bir tavır alabilir; kavrayamadığı için, yüzeysel baktığı için. Ama kısa sürede anladığında vazgeçer yani. Eğer hidayet ehliyse, samimi gözle bakıyorsa, sorun değil. Ama bazen de iblisle karşılaşıyor arkadaşlar, haberi yok. İblisle boğuşulmaz, iblise kodun mu oturtturursun. Onlara öyle etkili, öyle güzel söz söyleyeceksin ki manen yıkacaksın ve bitireceksin. Ama iblis “yenildim” demez, yenilir ama “ben yenildim” demez.
ALTUĞ BERKER: Müjdat Gezen’in bir açıklaması vardı daha önce. Daha önce Aziz Nesin’in sözünü söyleyerek, AK Parti’ye oy verenlerin aptal olduğunu ifade etmişti. Dün Sözcü Gazetesi’nin kendisiyle yaptığı bir röportajda yine AK Parti’yi eleştirmiş ama Erdoğan seçimle geldi sorusuna ise; “Hitler de seçimle gelmişti” cevabını vermiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi Gezen biraz hırslanmış, samimi bir üslup değil. Bir kere Türk halkına hakaret olur bu, Hitlere oy verilmesiyle benzetme yaparak. Türk Halkı samimi olarak düşünerek oy veriyor. Kimi MHP’ye veriyor kimi AK Parti’ye veriyor, kimi CHP’ye veriyor, tam demokratik bir ortam olduğu belli. Orada demokratik bir ortam var mıydı? Çok ayıp yapıyor, bu tip benzetmeler çok ilkel ve çok seviyesiz duruyor, çok sıradan duruyor. Bir konuşma yapsın, değer verelim konuşmaya, hakikaten bir mantığı olsun. Mantığı olmayan boş konuşma. Büyük Birlik Partisi’ne oy veren insanlar var, MHP’ye oy veren, Saadet’e oy veren, CHP’ye oy veren var, AK Parti’ye oy veren var, Doğru Yol Partisi’ne oy veren var; hani nerede bu faşist sistem? Faşist sistem olsa bir tek partiye oy verirsin, başka da kimseye oy veremezsin. Çok yapmacık bir ifade. Faşist sistemde sen zaten bunu konuşamazsın, ağzını cart diye kulaklarına kadar yırtarlar, değil mi? Sen özgürce bunları söylüyorsan tam demokrasi var demektir. Tam demeyeyim, tam değil demokrasi. Avrupa’daki gibi bir demokrasi yok ama olması için bu insanlar, bu hükümet gayret ediyor diye görüyorum ben. Beceriyor, beceremiyor, o ayrı mesela ama tam destekleyelim, gayret edelim Türkiye’ye demokrasi tam gelsin, gerçek demokrasi gelsin. Zannediyorum AK Parti de ister demokrasinin gerçek anlamda gelmesini. Ama demokrasi demek sokağa çıkıp kepazelik çıkarmak demek değil. Şuna, buna hakaret etmek değildir. Demokrasi sevgi, barış, kardeşlik, birbirlerimize güzel davranmak, fikirlerine saygı duymak, mesela ben CHP’li insanlara sevgi gözüyle bakıyorum. Ben nefret gözüyle bakmam hiçbir zaman için. Hakikaten kaliteli, değerli insanlar. MHP’lileri eskiden beri severim, Büyük Birlik Partilileri severim, Saadet Partilileri severim. Doğru Yol Partisi eski haliyle çok şahaneydi, çok severim. İsmet Sezginlerin dönemi, o ağabeylerin dönemi çok şahaneydi, nur gibi insanlardı. Sonra bir şey oldu partiye, bir şey yaptılar, bambaşka bir şekle dönüştü, tanımakta güçlük çekecek hale geldik. Ama düzelmez demiyorum, düzelir, güzel olur, daha iyi olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, bir haber vardı, onu da göstermek istiyorum. Yabancı bir gazeteci genel yayın yönetmeni, Amerika’da bir gazetenin genel yayın yönetmeni olan David Miranda, sonradan Müslüman olmuş bir gazeteci; Türkiye ile ilgili bir makale yazmış Yeni Asya Gazetesi’nde. “Kalbim Türkiye’de kaldı” demiş. İstanbul’un Allah’ın en güzel eserlerinden biri olduğunu belirterek, Türk insanlarından insaniyet adına çok şey öğrendiğini; esnaftan, yoldan geçen insanlara kadar herkesin büyük bir nezaketle kendisine selam verdiğini, Türkiye’deki Müslümanların kendilerini Allah’a adamış temiz insanlar olduklarını, özellikle Isparta halkında Said Nursi’nin etkisinin hala hissedildiğini ve Türkiye’nin her tarafına apaçık sinmiş olan ruhaniyetten müthiş derecede etkilendiğini söylemiş. Türk insanının burada hayatı yaşanılır kıldığını belirterek, “Türkiye’ye gelen bir insan, burada hissettiği ruhaniyetle kolaylıkla bütünleşebilir” demiş. Ayrıca “İstanbul gibi bir şehir dünyanın hiçbir yerinde yoktur” demiş.
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İman hakikati gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet. Nedir bu şemsiye gibi böyle? Çok şeker bir şey bu.
ALTUĞ BERKER: Deniz anası.
ADNAN OKTAR:Bu herifleri ben yerim. Acayip şekerler, acayip sevimli. Şimdi bunu gören Darwinistler kafayı çiziyorlar, bir kısmı. Çok benziyor insana çünkü. Baksana herif, süper şeker.
Milletimizi kimse bölümlere ayırmaya kalkmasın, benim milletim çok şahane. Başörtülü, başörtüsüz, bir kere bu lafı bıraksınlar. Alevi, Sünni, bu lafı da bıraksınlar. Şahane insanlar, ben gözümle gördüm. Mesela ben Hacı Bektaş’ta bir hafta kalmıştım. Acayip güzel huylu insanlar. Bektaşi kardeşlerimizin bulunduğu bir yer. Misafirperver, nezaketli, gayet güzel huylu insanlar, tertemiz insanlar. İki eniştem de benim Alevidir. Muhteşem insanlar, tertemiz insanlar. Başı açık benim birçok kardeşim, arkadaşım var; başı kapalı da birçok arkadaşım var, çarşaflı tanıdığım insanlar da var, hepsi nur gibi insanlar. İş çıkartmasınlar, fitne çıkartmasınlar. Bütün olaylar bu yüzden çıkıyor, bu fitneden çıkıyor. Ve başörtülü kardeşlerimize büyük eziyet etmiş oluyorlar. Mesela bu Alevi Sünni ayrımını yapmasalar, huzur içinde yaşayacaklar. Başörtülü ve başörtüsüz ayrımını yapmasalar, huzur içinde yaşayacaklar. İş çıkartıyorlar. Herkesi huzursuz ediyorlar; başörtülüleri de huzursuz ediyorlar, iki tarafı da. Alevileri de tedirgin ediyorlar, Sünnileri de tedirgin ediyorlar. Bırakın bu kafayı, bırakın bu mantığı.
ALTUĞ BERKER: Allah’ın rahmetinden umut kesilmeyeceğine dair ayet okuyorum, inşaAllah; Yusuf Suresi 87. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez.”
ADNAN OKTAR: Şarkılarda falan var işte; “ümidim kalmadı,” “perişanım ben.” Bunlar çok anormal hareketler. Allah her şeyi hayırla yaratır, “zorda kaldım, umutsuzum.” Zorda kalmış olabilir bir insan ama umutsuz olunmaz, haramdır. Allah’tan ümit kesmek küfür alametidir. Mesela beni akıl hastanesine koydular on ay, birçok insan ümit kesebilir, der ki; “beni buradan çıkarmayacaklar herhalde” diye düşünebilir. “Ben burada mahvolacağım” diye de düşünebilir. Bilakis, bana bayağı iyi geldi. Hapishaneye koydular, o da bana çok iyi geldi, bayağı canlandım. Bakın isterseniz fotoğraflarıma, cezaevine girmeden önceki resmime bakın, bir de çıktıktan sonrakine; çakı gibi çıktık evelAllah. Yarıyor oranın ekmeği, tahini demek ki, inşaAllah. İmanın nuruyla bakmak lazım. Ben de birçok zorluklarla karşılaşıyorum, hepsinde hayır oluyor, hayır gözüyle bakmak lazım.
Yusuf Suresi’nde Hz. Mehdi (a.s) anlatılır. Bir kıssa anlatılıyorsa Kuran’da böyle hikaye olsun diye anlatılmaz. Bir şey anlatılır, bir olay anlatılır, bir insan anlatılır. Hz. Yusuf (a.s)’ın özellikleri ne? Kardeşlerinin onu kıskanması. Hz. Mehdi (a.s)’ı kıskanacaklar mı? Kıskanacaklar. Kim? Yobazlar kıskanacaklar. Hadislerde Peygamber Efendimiz (s.a.v) belirtmiş mi? Belirtmiş, hasetlerini çok uzun uzun anlatmış. Hz. Mehdi (a.s) hapis olacak mı? Olacak. Hz. Yusuf (a.s) hapis oldu mu? Oldu. Hangi sebeple oldu? Kadın iftirasıyla, o devirdeki bir kadının iftirasıyla. Hz. Mehdi (a.s) neyle hapis olacak? Buna bir işaret var. Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. Yusuf (a.s), ikisi iç içedir. Hz. Yusuf (a.s)’ı kadınlar çok seviyorlardı, Hz. Mehdi (a.s)’ı da kadınlar çok sevecekler, buna işaret vardır. İnsanların hepsi çok sevecektir Hz. Mehdi (a.s)’ı, buna işaret vardır. Hz. Yusuf (a.s) cezaevinde olgunlaşıyor. Hz. Mehdi (a.s) nerede olgunlaşacak? Cezaevinde veyahut başka. Hz. Yusuf (a.s) ne yapıyor, hapisten çıktıktan bir süre sonra, o çileden bir süre sonra? Devletin başına geçiyor, manevi lider oluyor, ona danışıyorlar. Danışman oluyor, danıştığı adam ona geldiğinde, ona verdiği bilgi çok isabetli oluyor, doğru bilgi vermiş oluyor Hz. Yusuf (a.s). Hz. Yusuf (a.s) hukuku çok iyi biliyor, hukuk tekniklerini çok iyi biliyor. Buradan da anlıyoruz ki adalet mekanizmasında Hz. Mehdi (a.s)’ın da çok iyi bir hukuk yöntemi ve yeteneği olacak, bunu anlıyoruz.
Mesela diyor ki, 87. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım;“Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin.”Etraflı bir araştırma yapıp. Biz ne yapıyoruz? Biz de Hz. Mehdi (a.s)’dan haber getiriyoruz.“Ve Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.” Demin anlattığımız konu. Zaten ben bir konu anlattığımda Kuran’ı açtığımda görüyorsunuz, hep ilgili konu çıkar. Yüzlerce, binlerce kere olmuştur, herkes bilir. Benim sohbetlerimde de, ev sohbetlerimde de bu böyledir, herkes ezberden bilir. “Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümit kesmez.” Zaten Kuran’da bir yerde var bu ayet, o da burada, konu da bu. Bak, açtık burası çıktı. “Böylece onun (Yusuf'un) huzuruna girdikleri zaman, dediler ki: 'Ey Vezir!'” Bak, burada bir hitap, “ey başkanım,” değil mi, hitap ederken? Mesela belediye başkanı oluyor, başkanım, güzel bir hitap. “Ey Vezir!” Makamıyla hitap etmek. Mesela Başbakanım, Sayın Başbakanım, Sayın Cumhurbaşkanım. Allah bize hitap öğretiyor. İsmiyle de konuşabilir ama bak “Ey vezir!” diyorlar. “Bize ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu;” ekonomik kriz var. Hz. Mehdi (a.s) devrinde ne olacak? Ekonomik kriz olacak. Kaç yıl sürüyor? Yedi yıl sürüyor. Hz. Mehdi (a.s) devrinde kaç yıl sürecek? Yedi yıl sürecek. Yusuf Suresi neye bakıyormuş? Hz. Mehdi (a.s)’a bakıyor. Her devre bakar ama ağırlıklı olarak Hz. Mehdi (a.s)’a bakıyor. “Önemi olmayan bir sermaye ile geldik.” Fakirlik yayılacak demek ki. Hz. Mehdi (a.s) devrinde Hz. Mehdi (a.s) çıkmadan önce fakirlik var. “Bize artık (yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave bir bağışta bulun.” Hz. Mehdi (a.s) ne yapacak? Malı bol bol dağıtacak ve ilave olarak da dağıtacak. Hadiste aynı mı? Aynı. Hz. Mehdi (a.s) cömert olacak, Hz. Yusuf (a.s)nasıl? O da cömert, o da bol bol dağıtıyor. “Şüphesiz Allah, tasaddukta bulunanlara karşılığını verir.” Yani sevap alırlar, güzellik alırlar; bereket, bolluk olur, inşaAllah. “(Yusuf) Dedi ki: 'Sizler, cahiller iken Yusuf'a ve kardeşine neler yaptığınızı biliyor musunuz?'” Demek ki Hz. Mehdi (a.s)’a da cahiller, yobaz güruhu, cahiller iken ama, bilmez iken, “Yusuf'a ve kardeşine,” Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s)’a, “neler yaptığınızı biliyor musunuz?” İftira atacaklar, mücadele verecekler, susturmaya çalışacaklar, durdurmaya çalışacaklar. Kimi “beş yüz yetmiş sene sonra gelecek” diyecek, kimi “bin yıl sonra gelecek” diyecek, böylece Hz. Mehdi (a.s)’ı durdurmaya çalışacaklar. Veya “şahsı manevi” diyecek kendince. Bak, diyorlar ki 90. ayette; “Sen gerçekten Yusuf musun?”Demek ki Hz. Mehdi (a.s)’ın da teşhis edileceği bir dönem olacak. Diyecekler ki; “Sen Hz. Mehdi (a.s) misin?” Aynı ifade, bak; “"Sen gerçekten Yusuf musun? Sensin öyle mi?" dediler.” O da dedi ki;"Ben Yusuf'um" dedi.”Yani lisan-ı haliyle demek ki Hz. Mehdi (a.s) kendini hissettirecek. ‘Yusuf’, ‘Yusuf’ta da bir anlam var. ‘Yusuf’ bir anlam ifade ediyor. Onu da zamanı gelince söylerim. “Bu da kardeşimdir.” Kardeşsiz değil, Hz. İsa (a.s) onun kardeşi, o da onun kardeşi. “Doğrusu Allah bize lütufta bulundu.” Yani “kendi yeteneğimizle bunu yapmadık” diyor, “Allah’ın lütfuyla yaptık.” “Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse, şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz.” Nur Suresi 55. ayette dünya hakimiyeti anlatılırken aynı konular anlatılıyor. “Gerçek şu ki, kim sakınır ve sabrederse,”demek kiHz. Mehdi (a.s) hem sakınacak hem sabırlı olacak. Sabır çok önemli. “Şüphesiz Allah, iyilikte bulunanların karşılığını boşa çıkarmaz.” Mutlaka İttihad-ı İslam olur, Türk-İslam Birliği olur, sevap kazanırsın, hayra vesile olursun. “Dediler ki: "Allah adına, hayret,"”demek ki kardeşleri yine de Müslümanlar. Müslümanlığa girmiş ama fısk içinde hata yapıyorlar. “Allah seni gerçekten bize karşı tercih edip-seçmiştir.”Bak, hayret ediyorlar. Hz. Mehdi (a.s)’ı da Allah’ın seçmesine hayret edecekler. “Niye bizim hocamız, niye bizim şeyhimiz değildi de Allah seni Mehdi olarak seçti? Biz bunu hazmedemiyoruz” diyecekler. “Ve biz de gerçekten hataya düşenler idik.” Demek ki sonunda Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı yaptıkları densizliği birçok cahil anlayacak, Kuran ona işaret ediyor.“Biz gerçekten hataya düşenler idik.” Halen de biz Hz. Mehdi (a.s) öncüsü olduğumuz halde bize de diyorlar; “biz hataya düşmüşüz, yanlış yapmışız.” Gece-gündüz gelen mesajlar o yönde. “Dedi ki:” o devrin Mehdi’si olan Hz. Yusuf (a.s), o devrin Mehdisi’dir.“Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur.” “Ben şahsım adına intikam almayacağım” diyor. “Sizi ne sorgulayacağım ne de kınayacağım. Sizi ezecek, küçük düşürecek bir şey yapmayacağım” diyor. “Bugün size karşı sorgulama, kınama yoktur.” “Sizi Allah bağışlasın”diyor. ÇünküHz. Mehdi (a.s.)’ın affetmesi onları kurtarmaz. Allah diyor; “yetmiş kere bağışlanma dilesen de Allah onları affetmez” diyor. Allah’ın intikamından insanlar çekinecek. Hz. Mehdi (a.s) bağışlar, Allah’ın bağışlaması nasıl? O ayrı. Allah bağışlamadı mı mahvolursun. “O merhametlilerin en merhametlisidir” diyor. Yine de onlara şefkat gösteriyor. “Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin.”Demek ki mis gibi kokacak Hz. Mehdi (a.s)’ın gömleği de. Demek ki Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ın gömleğini de giyecek, hırkasını da giyecek. Buna da işaret var. “Babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir.” Hz. Mehdi (a.s)’ın sırtında o gömleği gördü mü ümmet-i Muhammed’in de gözü görür hale gelecek. O göremedikleri kapanan görüntü onlara açılacak. Hz. Mehdi (a.s)’ı bütün berraklığı ile görecekler o gömleği giydiğinde, inşaAllah. “Bütün ailenizi de bana getirin.” Demek ki parçalanan aileler varsa onları da birleştirecek Hz. Mehdi (a.s), buna işaret var. “Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya başladığı” Şimdi Mısır, ahir zamanda firavun çekip gidiyor Mısır’dan. Ne diyor ayette?“Kafile (Mısır'dan) ayrılmaya başladığı zaman, babaları dedi ki: "Eğer beni bunamış saymıyorsanız, inanın Yusuf'un kokusunu (burnumda tüter) buluyorum."” Şimdi bir kısım büyük alimlerin beyninin çöktüğünü iddia eden bunaklar var, genç bunaklar var. Allah’ın velilerinde, Peygamberlerinde beyninde bir çökme olmaz. Ahmaklarda oluyor o, alimlerde olmaz. Şimdi tek tek saymayayım ama şu an son nesil, son Osmanlılar hep yaşlı. Yetmiş, seksen yaş arasındalar. Ve Mehdiyet’in güzel bayrakları, ışıkları bunlar. Onların Allah tarafından özel olarak korunacağına ve beyinlerinde bir çökme olmayacağına Kuran işaret ediyor. Allah’ın velilerinin beyninde bir çökme olmaz. “"Allah adına, hayret" dediler. "Sen hala geçmişteki yanlışlığındasın."” Yani yine münasebetsizliği elden bırakmıyorlar. Büyük bir mürşit eleştirilmez. Bir hikmet vardır, hayır vardır. Hz. Hızır (a.s) nasıl eleştirilmiyorsa, mürşit de eleştirilmez. “"Hayret" dediler. "Sen hala geçmişteki yanlışlığındasın."” Siz doğru oldunuz da ne oldunuz? Yanlışlık yaptınız yine. Batırdınız kendinizi. Babanız, o mübarek Peygamber doğru yolda. Siz yanlış yoldasınız. Kuran zahire aldanmamanın önemini, batın gözüyle bakmanın önemini bize gösteriyor, inşaAllah.
“Umulur ki Allah (pek yakın bir gelecekte) onların tümünü bana getirir. Çünkü O, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi olanın Kendisi'dir."” Müslüman hiçbir zaman için ümidini kesmiyor. Ailesi de geri gelir, kardeşleri de gelir, eski güce rahatça kavuşulur. “Çünkü O, bilenin, hüküm ve hikmet sahibi olanın Kendisi'dir. Umulur ki Allah onların tümünü bana getirir.” Kim bunlar? Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa Mesih (a.s). İkisi de gelecekler, inşaAllah. “Ve onlardan yüz(ünü) çevirdi.” Oğullarından, yanlış olanlardan. Biz de ne yapıyoruz? Yobazlardan yüzümüzü çeviriyoruz, gerici güruhundan yüzümüzü çeviriyoruz. “"Ey Yusuf'a karşı (artan dayanılmaz) kahrım" dedi.” Şiddetli bir aşkla seviyor oğlunu, Hz. Mehdi (a.s)’a karşı da şiddetli bir aşk olacaktır. Hz. İsa Mesih (a.s)’a karşı da şiddetli bir aşk olacaktır, derin bir sevgi. Ama sevginin şiddetinden kendini kahrediyor. “Ve gözleri üzüntüsünden (ağardıkça) ağardı” diyor. Çok üzüldüğünde insanın sağlığına zarar verir. Bu kadar üzüntünün doğru olmadığını söylüyor Allah. Üzüntüden kaçınacağız. Üzüntü haramdır, kaçınacağız. Çünkü bak, “gözlerine zarar verdi” diyor. “Ki yutkundukça yutkunuyordu.” Yani kendine eziyet ediyor. Halbuki bir hayır var. Hz. Yusuf (a.s)’ı da yaratan Allah, onu da yaratan Allah. Hz. Yusuf (a.s.)’ı geri döndürüp, getirecek olan da Allah’tır. Ama babasında Mehdi beklentisi hiç kesilmiyor. “Benim Mehdi’mi bekliyorum” diyor. Ve sonunda Hz. Yusuf (a.s) zuhur ediyor, geliyor. Ama önce kokusu geliyor. Şimdi bize Hz. Mehdi (a.s.)’ın kokusu geldi, önden. Önce gömleğini gördük, sonra kokusunu gördük. İşte Hz. Mehdi (a.s)’ın önce alametlerinin geleceğinin, sonra Hz. Mehdi (a.s)’ın ortaya çıkacağının Kuran’daki anlatımıdır bu. Adamın burnu tıkanmış, koku almıyor, “tıkandı” diyor. Gömleği görüyor, gözü de görmüyor, gömleği de gözü görmüyor. Gömlek geldiyse, kokusu geldiyse, selamı geldiyse Hz. Mehdi (a.s) gelmiş demektir. “"Allah adına, hayret" dediler. "Hala Yusuf'u anıp duruyorsun.” Bize de diyorlar ki; “Hala Hz. Mehdi (a.s)’ı anıp duruyorsun. Bitmedi mi gece gündüz Hz. Mehdi (a.s)’a olan sevgin” diyorlar. Bitmez. Gece gündüz Mehdi (a.s)’dan bahsedeceğiz, gece-gündüz Hz. İsa Mesih (a.s)’dan, İbn-i Meryem, Meryem oğlu Hz. İsa Mesih (a.s)’dan bahsedeceğiz. Aşkla seviyorum, Allah’ı ve onun velilerini. Gece gündüz de anıyorum. Onlar da bana diyorlar ki; “Allah adına hayret. Daha hala onu mu anıyorsun?” diyorlar. Evet, anıyorum ve anacağım da. “"Hala Yusuf'u anıp durmaktasın. Sonunda (ya kahrından) hastalanacaksın ya da helake uğrayanlardan olacaksın."” Çok üzüntü insanı çökertir tabii, Kuran ona işaret ediyor. “Dedi ki:” 86. ayette, 1986’ya işaret var, “Dedi ki: "Ben, dayanılmaz kahrımı,"” demek ki 1986’da bir şey olacak, “Dedi ki: "Ben, dayanılmaz kahrımı ve üzüntümü yalnızca Allah'a şikayet ediyorum."” Mükemmel olan budur. Allah’a şikayet eder, insana değil. İnsana söylenmez. “Ben Allah'tan (bir bilgi olarak) sizin bilmediğinizi de biliyorum.” Demek ki bir ayrılık var 1986’da, buna işaret var. 87. ayette; “"Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden (duyarlı bir araştırmayla) bir haber getirin."” 87’de bir kurtuluş var. “"Oğullarım, gidin de Yusuf ile kardeşinden,"” Hz. Mehdi (a.s)’dan, “bir haber getirin ve Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü kafirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden umut kesmez.”
ALTUĞ BERKER:Hz. Mehdi (a.s)’ın halk arasında bulunmasına rağmen önce halk tarafından tanınmayacağını Peygamberimiz (s.a.v) bildiriyor. “İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki: "Bu ümmet nasıl, Allah Teala’nın Yusuf hakkında davrandığı gibi kendi hücceti (Hz. Mehdi (a.s)) hakkında da davranmasını ve bu konuda O’na (zuhur etme) izni verinceye dek (tanınmayacak bir şekilde) onların pazarlarında dolaşmasını ve sergileri üzerine ayak basmasını inkar edebilir!"”
ADNAN OKTAR:Peygamberimiz (s.a.v) diyor, bak; “Hz. Mehdi (a.s) Hz. Yusuf (a.s)’a benzer” diyor. “Hangi hususta ya Resulullah (s.a.v)?” diyorlar. “Gaybet konusunda” diyor, “hapis konusunda ona benzer” diyor. “Ve teşhis edilememe konusunda.” Halk arasında geziyor Hz. Mehdi (a.s), “Hz. Mehdi (a.s) halkı tanır ama halk onu tanıyamaz” diyor. “Hz. Yusuf (a.s)’a bu yönüyle benzer” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Hz. Yusuf (a.s) da Hz. Mehdi (a.s)’ın dedesidir, soy olarak oradan gelir. Ben-i İsrail görünümünün sebebi de odur. Genetik olarak Hz. İbrahim (a.s)’a ve Hz. Yakup (a.s)’a soyu dayanıyor, inşaAllah. Yakup soyu, yani Ben-i İsrail, kutsal bir soydur, nezih bir soydur. Ama içindeki müminleri biz seviyoruz. Yani küfür içinde olup da Hz. Yakup (a.s) soyundansa değeri yok ama Hz. Yakup (a.s) soyundansa, takva ise nur ala nur. Peygamber soyu kutsaldır. Peygamberimiz (s.a.v) de Peygamber soyundan geliyor, Hz. İbrahim (a.s) soyundandır. İbrani soyundandır, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s) da İbrani soyundandır.
SUNUCU: ‘Adnan Oktar İle Gece Sohbetleri’ programımıza 00:30’da Aksu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv Ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’den itibaren Gaziantep Olay Tv, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bir ayet okuyalım. Yusuf Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım, “Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki” gök cisimlerinin incelenmesi, astronomi ve yerde, paleontoloji, arkeoloji her şey, “nice ayetler vardır ki, üzerinden geçerler de, ona sırtlarını dönüp giderler.” “Bilimle ilgilenmezler, araştırmazlar, incelemezler” diyor Allah. “Araştırın ve inceleyin” diyor. “Göğü de, yeri de, yerdeki ve gökteki bütün ilimleri inceleyin” diyor. Ayetin hükmü ile farz olmuş oluyor, inşaAllah. “Şimdi bunlar, kendilerine Allah'ın azabından kapsamlı bir bürümenin gelmesinden,” yani ekonomik kriz, büyük bir azap gelmesinden, “veya onların hiç haberleri yokken kıyametin onlara apansız gelmesinden kendilerini güvende mi buldular?” Hem ahir zamana işaret var hem de ekonomik krize işaret var.
Güzel Konular
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Allah'ın İsimleri
Devamı ...