SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Kuran’ı okuyan kardeşlerimiz, Mehdiyet gözüyle bir baksınlar Kuran’a, başından sonuna kadar Mehdiyet’in anlatıldığını göreceklerdir dikkatlice bakarlarsa. Hep Mehdilerle deccallerin mücadelesinden bahsediyor nereye bakarsanız bakın. Bakın buraya bakıyorum yine, Kehf Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım, 65. ayet: “Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz” Allah’ın rahmetinin istenmesi çok önemlidir. “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” denir.“Ve Tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz” adamlar diyor ki; “ben bilim adamıyım.” Hiçbir bilim adamı, bilim adamı olamaz. Allah’ın verdiği bilimle, Allah’ın verdiği ilimle, bilim adamı görüntüsünde tecelli ediyor. “Kullarımızdan bir kulu buldular.” Allah ismini vermiyor, Hızır demiyor Cenab-ı Allah. Ama bak, “kullarımızdan bir kul” ebcedi tam 2010 tarihini veriyor. “Musa ona dedi ki: "Doğru yol olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" Bir kere mürşidin, öğreten insanın doğru yolu öğretiyor olması önemli. Biz ona mürşid diyoruz. Yoksa onun dışında, tabi olunacak bir yönü olmaz. Yani mürşitte aranan şey nedir? Doğru yolu öğretiyor olması. “Sana öğretilenden” bak sen biliyorsun demiyor, “sana öğretilen”. Adam diyor ki; “ne büyük alim, ne kadar büyük alim” öyle demiyor Hz. Musa (a.s), “sana öğretilenden” diyor. Çünkü ilmin gerçek sahibi Allah, Allah’a gönderme yapıyor. “Sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" Bu da öğrenciliğin nezaketini gösteriyor. Nezaketle yaklaşıyor. Yani böyle “bana bunu anlat, bunu bana şöyle yap, böyle yap” demiyor. İslami, Kurani nezaket burada gösteriliyor. “Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." Bir insana öğrenci olmak ayrı bir konu, bir insanla beraber yaşamak, dost olmak, arkadaş olmak; onlar da çok zordur. İnsanın bir arada devam etmesi için sabra ihtiyaç vardır, çok sabırlı olması gerekir. Sabır olmadan çok rahat kopar. İnsanlar o yüzden beraber olamıyor, dost olamıyor, arkadaş olamıyor, kardeş olamıyorlar. Bak; “Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin." Ama bu vahiyle bildirildiği için biliyor tabii. “(Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?" İşte beni eleştiren insanların da karşılaştığı konu bu. Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığı bir bilgiden dolayı sabredemiyorlar. Sürekli bana yazılar geliyor, ben bir kısmını okumuyorum; “Hocam şu kişiye şunu niye diyorsun? Buna niye bunu diyorsun?” Hikmetini bilmiyorlar, tahmin edemiyorlar. Halbuki ben onların dediği gibi olmuş olsam, yani dedikleri gibi yapmış olsam çok büyük zarar meydana gelir. Kendilerine de zarar gelir, İslam’a da zarar gelir. Çok büyük akılsızlık ediyorlar aslında. Yani yaptığımın çok isabetli olduğunu çok sonra anlayacaklar. Onların stiliyle gitmiş olsam, o yöntemle gitmiş olsam, Müslümanları mahvederlerdi. Müslümanlar açık hedeftir, çok rahat ezebilirler Müslümanları. Özünü kavramaya çalışsınlar. Her şeyi bana soruyorlar, mesela mahsuru olmayanları söyleyeyim, mahsuru olanlar da var. Bazen de kavrayabiliyorlar, mesela bu kıssayı söyleyince, “anladım ne demek istediğinizi” diyorlar. “(Musa:) "İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi.” Mürşide böyle tabi olunur. İnsan sevdiğine de tabi olduğunda, evlilik de öyledir, yani bir karşılıklı teslimiyet vardır. Her şeye karşı gelinmez, bir hayır aranması lazım, bir güzellik aranması lazım. “Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar." Mesela bak bana sürekli soru soruyorlar. Başka yerlerde de öyle. Mesela bir dava adamına, binbir türlü labirentin içinden geçen, binbir tehlikenin içinden geçen bir insana, bir dava adamına, “şunu sen niye yapıyorsun? Bunu böyle niye yapıyorsun?” demek mantıklı olmaz. Kolaysa sen geç bakalım bu yoldan. Benim geçtiğim yoldan bir geçsen, kafan bin kere paramparça olurdu senin, bin kere yani. Müthiş bir dikkat, müthiş bir ustalık, müthiş bir akıl gerekiyor. Onu da bana Allah veriyor, Allah nasip ediyor. Mesela her yaptığımız çalışmada başarılı oluyoruz Allah’a çok şükür. MaşaAllah. Bir de mürşide sürekli soru sorulmaz. Eğer tabi oluyorsan, vardır bir bildiği dersin tabi olursun. Genele bakılır, genelden anlaşılır. Ben mesela Bediüzzaman’ın genel haline bakıyorum, mükemmel bir insan. Mesela bazı konuşmaları var bana zıt geliyor, vardır bir bildiği diyorum ve hemen onu açıklıyorum, bunu neden söylediğini çıkarıyorum. Mesela Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretleri, benim çok sevdiğim bir insan, çok mübarek bir insan. Bediüzzaman için dedi ki; “Risale-i Nurları götürün mezarına koyun Bediüzzaman’ın” dedi. Nur talebelerine de bayağı ağır konuştu. Canım gibi seviyorum, ben onu ledün ilmiyle açıklarım, neden onu söylediğini açıklarım. Duyan da; “Allah razı olsun, haklısın” der. Batın gözüyle bakmazsan göremezsin işte. Ledün gözüyle bakarsan görürsün. İnşaAllah. Herhangi bir insan değil ki o. Bir şey söylüyor hemen havaya kalkıyorlar. Kardeşim ledün gözüyle baktın mı? Batın gözüyle baktın mı? Yok. Mutlaka önce, tamam bir zahir vardır ama bir de batın gözü vardır, batınla bakılması lazım. Berker’im ne diyorsun anlattıklarıma?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, çok doğru. Nitekim Şeyh Nazım Hazretleri’nin, “Risaleleri okumayın” sözünü açıklamıştınız.
ADNAN OKTAR:Bir kısmını.
ALTUĞ BERKER:Artık Hz. Mehdi (a.s) geldi ve Hz. Mehdi (a.s) devri olduğu için Hz. Mehdi (a.s)’ın kitaplarını okuyun anlamında olduğunun, algılanması gerektiğini söylemiştiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kardeşim bir sözü söylemenin şekilleri vardır. Çarpıcı anlatır ama bir hikmet vardır. Bakın Hz. Mehdi (a.s)’ın kitapları da demiyor; “Çok güzel eserler var dışarıda, görüyorum çok güzel kitaplar var” diyor. O zaman derler ki; “Hangi kitaplar onlar?” diyecekler. “Şu kitaplar” dediğinde, üzerine saldırı başlar. Demiyor. Mesela bu da bir ilimdir. “Çok çok mükemmel, çok etkileyici güzel kitaplar var” diyor. Ara bul, o anlama geliyor. Risale-i Nur’u okuma demiyor ki. Ama senin Mehdiyet’ten hiç nasibin yoksa bağlantını koparmışsan, Bediüzzaman’ın zamanında biz desek ki; “Bediüzzaman’a gerek yok, biz Mevlana Halid’in kitaplarını devam ettiririz”, çok mükemmel kitapları var ve müceddid Mevlana Halid, doğru devam ettirebilirsin ama anormal bir hareket olur bu. Bediüzzaman varken, Mevlana Halid’in kitaplarını devam ettiremezsin. Onu okursun, istifade edersin artı Bediüzzaman’ın kitaplarını okuman gerekir. Bediüzzaman’ın kitapları da varken, Hz. Mehdi (a.s) zuhur ettiyse, Hz. Mehdi (a.s)’ı görmezden gelirsen, hasta olursun. Hocamız’ın anlatmak istediği budur. Karmaşık bir şey yok. İnşaAllah. Bu çok uzun bir bilgi, uzun bir anlatım, biz şimdilik bu kadarını anlatsak yeterli olur.
ALTUĞ BERKER:Hocam, Allah yolunda cehd etmenin, tebliğ yapmanın ve İslam’ı yaymanın önemiyle ilgili ayet okuyorum inşaAllah. Enfal Suresi 39. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla mücadele edin.”
ADNAN OKTAR:“Fitne yeryüzünden kalkıncaya kadar, din Allah’ın oluncaya kadar onlarla mücadele edin.” Bana diyorlar ki; “Mehdiyet’le ilgili ayet var mı?”, işte apaçık ayet, çok net ayet. Bu dünya hakimiyeti ayetidir. Fitne nedir? Mesela bak her yerde Müslümanları, Müslüman olmayanları da katlediyorlar, o da fitnedir yani Hristiyanları katletmek de fitnedir, Musevilerin katledilmesi de fitnedir, Müslümanın katledilmesi de fitnedir, şehit edilmesi.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Bir ayet daha okuyorum, Al-i İmran Suresi 104. ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Sizden; hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.”
ADNAN OKTAR:Tebliğ yapanlar bulunsun diyor maşaAllah.
Bazı sığırlar bana sürekli soruyorlar; “Hocam niye iltifat ediyorsun?” Sığır olmadığım için iltifat ediyorum, odun olmadığım, kütük olmadığım için. Ben de size şaşıyorum, ben de size hayret ediyorum. Yani güzel bir şey gördüğünüzde, güzel bir insan gördüğünüzde, bön bön bakmanıza, odun gibi bakmanıza, ruhunuzda sevgi olmamasına, coşku olmamasına, tutku olmamasına, heyecan olmamasına ben de şaşıyorum. Mesela geçenlerde mağazadaydım İstinye’de, küçük bir çocuk acayip şeker Japon, ama müthiş tatlı, bakmıyor adamlar ya. Yani inanılır gibi değil müthiş şeker bir şey. Köfte gibi geziniyor oralarda. Böyle şirinlikler yapıyor dikkati çekmek için, ona da yine bakmıyorlar. Yıllar önce hiç unutmam bizim evin önünde kasap vardı, oraya da küçük bir çocuk geliyordu, acayip tatlı bir şey. Herkes böyle kafayı dikmiş lakayıt bir şekilde, bazı teyzeler var orada süper lakayıtlar. O çocukla siz nasıl ilgilenmezsiniz! Mesela ben derin derin düşünmüştüm hayret etmiştim. İnsan coşar. Tabii ki o çocuğa rahatsızlık vermeden sevmek lazım. Mesela eli kirli oluyor, gidip yüzüne sürüyor. Gidiyorsun mikrobu oradan buradan alıyorsun, değil mi kapı kolları tutuyorsun, orayı burayı tutuyorsun, çocuğun eline yüzüne sürülür mü o el? Körpecik onun cildi. Alerji yapabilir, mikrop bulaştırabilirsin, yani büyük bir ihtimalle bir şey olabilir, insan kıyamaz. Ona böyle sevgiyle bakacaksın, onu koruyup kollayacaksın. Ben insanların sevgisizliğine, matlığına, kavgacılığına, dedikoduculuğuna çok şaşırıyorum, hayret ediyorum. Birbirlerine laf sokmalarına, imalı konuşmalarına; mesela ben bir insanı rencide etmekten müthiş rahatsız olurum. Sözü o kadar dikkatli kullanmak lazım ki, insan çok nazik bir varlık, çok hassas bir varlık. Yani ciddi olarak bile söylesen kırılabilir. Mesela herhangi makul bir sözü, ciddi bir şekilde söylesen kırılabilir. Tam ruhunu okşayacak şekilde, çok özenli söylenmesi gerekiyor. Yani müthiş hassas bir varlık insan. Kaliteli bir insan için diyorum tabii, odunlar kütükler için demiyorum. Adamın kafasına kalas çarpsa, “rüzgar mı esiyor?” diyor adam, haberi bile yok. Gerçek mümin çok temiz olur, acayip titiz olur. Fizik anlamında çok temiz olur. Ruhen çok temiz olur. Mesela kişiliği olarak çok temiz olur. Kirli bir şeyden de çok rahatsız olur. Fizik kirliliğinden de çok rahatsız olur, bozuk düzenden de rahatsız olur, bozuk bir laftan da çok rahatsız olur, bozuk bir bakıştan da çok rahatsız olur. Allah öyle yaratmıştır. Ama küfür öyle değildir, yani dalalet, adam etkilenmez. En pis yerde bile çok rahat yaşar, en pis konuşmadan da rahatsız olmaz, en pis tavırlardan da rahatsız olmayacaktır, olmaz. Hatta hoşuna bile gidiyor adamın. Onun için şaşırmak değil de bilâkis, sevgi dolu olmak için gayret etmek lazım diyorum.
ALTUĞ BERKER:Allah razı olsun Hocam, estağfirullah.
ADNAN OKTAR:Haklıyım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Bunları bir tek siz söylüyorsunuz Hocam Türkiye’de, hatta dünyada yani inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii ki vardır söyleyenler, çoktur da, onlardan bir tanesiyiz. Allah, övelim diye güzelliği yaratıyor. Güzellik olacak, adam bön bön bakacak, o zaman anlamı ne bunun? Güzel bir elbise varsa o övülür, güzel bir tablo varsa, bu övülür, güzel bir insan varsa, övülür. Mesela çok güzel bir eve gidiyor, ben rastladım birçok yerde, olağanüstü güzel ev, ben mesela güzel bir eve girsem hemen överim, tablolar ne güzel, mobilyalar ne kadar güzel, giriyor adam, sanki cıva zehirlenmesine uğramış gibi, hiçbir şeyle ilgilenmiyor gibi dümdüz. Halbuki bir nezakettir, insan birisinin evine girdiğinde, o ev özel olarak dizayn ediliyor, o misafirin hoşuna gitsin diye yapılıyor. Bir amacı da gelenlerin gönlünü almak, onlara hoşnutluk sunmak ve onlara nimet olarak öyle güzel hale getiriliyor ev sahibi tarafından. Sen oradaki düzeni, tertibi, temizliği takdir etmezsen, Allah’ın verdiği nimeti takdir etmemiş olursun. Bir tek insan güzelliğinde değil bu, eşya güzelliğinde de bu böyledir. Mesela güzel bir araba varsa, adam sanki haberi yokmuş gibi yapıyor, yani böyle züppelik yapıyor. Yani onu ilgilendirmiyormuş gibi, sanki değersiz önemsiz bir şey gibi. Güzel bir arabaysa, “maşaAllah Allah güzel günlerde kullandırsın, ne kadar güzel, Allah sana nimet olarak vermiş” dersin. Bunda ağrına gidecek bir şey yok ki. Ben böyle züppelik yapanları gördüğümde, çok çok rahatsız oluyorum. Mesela evin mimarisi çok nefisse insan över onu. “Gayet güzel, Allah ne güzel yaratmış, Allah sana daha da güzellerini, daha da iyilerini versin” der. “İyi insanlarla, güzellikle kullanın” demesi lazım. Onun için benim tavırlarım, güzel olan, doğru olan. Övmeyenler yanlış yapmış oluyorlar, doğru olmayan onlardır.
ALTUĞ BERKER:Hocam, iki tane ufaklık resmi gösteriyorum. Bir de şarkı söyleyen bir çocuk vardı.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
VTR- Şarkı Söyleyen Çocuk.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şimdi böyle tatlı bir varlığa iltifat olmuyorsa, sevgi olmuyorsa, o insanın ruhu kararmış, çökmüş, kavrulmuş demektir. Yani ruhu kaşarlaşmış demektir, başka bir açıklaması olmaz. Bayağı tatlı bir şey, çok çok sevimli ve doyulmaz böyle bir güzelliğe de ayrıca.
ALTUĞ BERKER:Allah’ın vaadinin hak olduğuna dair ayet okuyorum inşaAllah. Mücadele Suresi 21.ayet, şeytandan Allah’a sığınırım; “Allah, yazmıştır: "Andolsun, ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır.”
ADNAN OKTAR:İşte bu da İslam’ın dünya hakimiyetini anlatan, Allah “Ben galip geleceğim” demek ne demektir? Küfür hakim olmayacak, Allah hakim olacak anlamına geliyor. Dünya hakimiyetinin bir başka açıklaması. “Kuran’da Mehdiyet’le ilgili ayet yok” diyorlar. Yüzlerce var da senin gözün görmüyor. Gözünü Allah açsın gör. Anlatıyoruz ayrıca buna rağmen görmüyorsan.
ALTUĞ BERKER:Fosil gösterebilir miyim Hocam inşaAllah? 23 milyon yıllık yengeç fosili. En ufak bir değişiklik olmamış, 23 milyon yıl evvelki yengeçle, günümüzde yaşayan yengeçle birebir aynı. Değişmemiş, demek ki evrim olmamış. Defne yaprağı, 23 milyon yıllık. 23 milyon yıl evvel de günümüzdekiyle birebir aynı, en ufak bir değişiklik yok.
ADNAN OKTAR:“Hocam size bir şey diyeyim mi? Sizden başkası ve tabii iyi insanlardan başkası bizleri sevmesin. Mümkünse hanzolar hiç yaklaşmasınlar bile yanımıza. Hatta on metre geride dursunlar” diyor. Bir hanım arkadaşımız, kardeşimiz yazmış maşaAllah. Candanlıkları çok güzel maşaAllah. Tabii kadınlar, Allah’ın yarattığı çok çok güzel varlıklar. Allah onlarda en güzel, en muhteşem tecelliyi meydana getiriyor. Adamlar kadın düşmanı olmuşlar. Mesela biz çocuklarla yolda gidiyoruz, sürekli kadınlara birçok hanzo ve kütük tarafından, böyle aşağılar tarzda bir üslup. Bazen araba kullanırken heyecanlanıyorlar, direksiyon kullanmada o heyecanın etkisiyle başarısız oluyorlar, olmadık rezillik, meşhur biliniyor yani, mesela bu çok ayıp. Kadının bir kere adale gücü zayıftır, erkek gibi kullanamıyor olabilirler, bir de heyecanlanırsa, zaten duygusal varlıklar, herkes korna çalıyor panik oluyor, arabayı felç ediyor tabii hareket edemiyor araba. Adamlar o zaman daha da kendilerini kaybediyorlar. Bu çok büyük vicdansızlık. “Çok özür dilerim, siz heyecanlandınız, ben makul görüyorum sizin heyecanınızı, müsaade ederseniz ben arabayı biraz kenara alayım, daha rahat olsun, siz nasıl takdir ederseniz” dersin. Tedirgin etmeden yardımcı olunur. Şamata yapılır mı kadına? Birçok hayvanda ben kadın düşmanlığını görüyorum. Üsluplarında, yazılarında bunları görüyorum. Dillendiremiyorlar, dillendirseler benden karşılık alacaklarını bildikleri için belki ortaya çıkamıyorlar.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylemiştiniz Hocam;“Şu an Müslüman ülkelerin büyük bölümü deccaliyete ve süfyaniyete teslim olduğu için, süfyanın uzantıları ve deccalin uzantıları, psikopatça mafya karakteri ile azgın ve saldırganca bir tavır gösteriyorlar. Sonunda bunların hayatları berbat şekilde bitiyor. Ama mafya karakterinden vazgeçmiyorlar. Deccaliyetin vasfıdır bu, genel karakteridir. Müslümanlar İttihad-ı İslam, Hz. Mehdi (a.s) kelimelerini kullanmaya başladıklarında, bela başlarından yavaş yavaş geri çekilecek ve kurtulacaklar inşaAllah” dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Önümüzdeki yıllar tiranların, deccallerin artık geriye çekileceği yıllar. İslam ülkelerine, garibanlara bakın ki, mesela 30 yıl 40 yıl eziyor Müslümanları, benim gariplerim, benim canlarım onlara öyle boyun eğmişler, yıllarca ses çıkarmamışlar. Daha yeni elektriklendiler, yeni bir harikayı fark ettiler ve bir atağa geçtiler. Yalnız tabii eğer biraz daha dikkat ederseniz, bana diyorlar ki; “Hocam Hz. İsa Mesih (a.s.) nerde?” diyorlar. Bakın bunlar dev siyasi hareketlerdir, dev olaylardır. Yani organize edilmeden, gizlice organize edilmeden olmaz. Mümkün değildir yani aklın ihtiyarını alır öyle bir şey olmaz. Mutlaka gizlice, ama çok çok gizlice, delil bulunmayacak şekilde, organize edilmesi gereken hareketler. Yani illaki merak ediyorsanız, buradan biraz düşünebilirsiniz. Ve bunun çapını gittikçe, gördükçe daha da hayret edeceksiniz. O zaman bir şeyleri daha çok anlayacaksınız öyle söyleyeyim inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylediniz Hocam: “Allah her şeyi hayırla yaratır. Zorda kaldım, umutsuzum denmez. Zorda kalmış olabilir insan ama umutsuz olunmaz. Haramdır. Allah’tan ümidi kesmek küfür alametidir. Beni akıl hastanesine koydular, birçok insan ümit kesebilirdi beni buradan çıkarmayacaklar herhalde diye düşünüp, bilakis bana bayağı iyi geldi. Hapishaneye koydular o da bana iyi geldi. İmanın nuruyla bakmak lazım. Hepsinde hayır oluyor. Hayır gözüyle bakmak lazım” dediniz inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Tabii beni akıl hastanesine koydular. Benim avukatım geldi eli ayağı birbirine karıştı. Bayağı duygusallaşmıştı, ben sakinleştiriyordum. Normalde avukatın bana böyle olumlu sözler etmesi lazım. Ben onu sakinleştiriyordum. Her gelişinde bu tedirginliği yaşıyordu. Ben de her seferinde ona telkinde bulunuyordum. Tanınan bir avukat şu an ama ismini vermek istemiyorum.
“Selam Adnan Bey.” Aleykum Selam canım kardeşim. “Ben Azeriyim, ismim Azer. Son zamanlarda Azerbaycan ile İran arasında bir soğukluk yaşandı.” Olmaz, soğukluk olmaz. EvelAllah müsaade etmeyiz Allah’ın dilemesiyle. Ne soğukluk olacak? Onlar bizim canımız ciğerimiz. İran, Azerbaycan zaten iç içedir yani. Yarısı Azeridir İran’ın. Öyle bir şey olmaz. “İran’da Ermeni okulları açmalarına izin vermiş İran” diyor. Kardeşim niye Ermeniye hayat hakkı olmuyor ben bunu anlamıyorum. Ermeniler, onlar da bizim canımız, Allah’ın mazlum kulları. Niye okulu olmasın? Kilisesi de olur, okulu da olur, yemek de yer. Allah’ın kulu. Nereye gitsinler, ne yapsınlar? Ne biçim konuşuyorlar ben anlamıyorum, olur mu öyle şey? Başka yerde Müslüman olduğunda, camii açtırmadıkların da o zaman diyorsunuz, “camii açtırmadı.” Aynısı işte. Onlar da bize Allah’ın emaneti. Tabii ki okul da açacaklar, kreş de açar, hastane de açar. Ne mahsuru var? Bu mantığı bırakmaları lazım, çok çok yanlış. Peygamber Efendimiz (s.a.v) zamanının şefkatini, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanının ilgi ve alakasını, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatını incelediklerinde göreceklerdir. O devirde Musevilere nasıl davranılmış, Hristiyanlara nasıl davranmış bir baksınlar.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylediniz Hocam. “Bizim Müslümanlık anlayışımızda, bardaki insanlarda bizim kardeşimizdir, sokaktaki insanlarda, plajdakilerde, camidekiler de bizim kardeşimiz. Hepsi bir bütündür. Hepsini ben çok seviyorum. Hepsine saygı duyuyorum. Bir kısmını ayırıp, bir kısmını bölmesinler. Bu yanlış bir zihniyet. Bu yüzden zaten Osmanlı battı. O yüzden böyle perişanlar Müslümanlar. Kısa süre imtihan olduğumuz için bu dönemde akılcı, samimi ve sevecen bakmak lazım. Dar bakmak yanlış olur” dediniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Allah bizi şefkati yaşamamız için gönderiyor. Şefkat çok önemlidir. Acıma ile karışık sevgi. Ve sabırlı olmamızı istiyor Allah bizden. Biz burada cennet kursundayız. Cennette nasıl davranacağımızı biz burada öğreniyoruz. Öyle nefretle, kinle cennete gidemez insanlar. Biz burada dostluğu öğreneceğiz, detaylı sevmeyi öğreneceğiz, tutkuyu öğreneceğiz, aşkı öğreneceğiz, iyi niyetli olmayı, affetmeyi, merhameti, temizliği, dürüstlüğü, iyi niyeti öğreneceğiz. Ve bundan zevk alacağız, bu bize heyecan verecek. Bunun nimet olduğunu bileceğiz. Cennet zaten bu güzel duyguların yaşandığı yerdir. Cennetin özelliği bu. Yani Cennetin kapısı, sandalyesi, masası değil ki bizim oradaki asıl istediğimiz. Cennette yaşanacak olan Allah’ın rızasını kazanmış olduğumuzdan kaynaklanan sevinç, mutluluk ve Allah’ın tecellilerini görmekten duyduğumuz zevklerdir. Mesela biz cennette insanlara nezaketli davranacağız, çok güzel hitap edeceğiz, o muhabbeti göstereceğiz. Ama onlar bizi severlerken, dünyadaki hayatımıza göre bizi sevecekler. Cennette insanlar birbirini severken, dünyadaki hayatları onların sevilme nedenleri olacak. Mesela biz Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i niye seveceğiz? Dünyadaki hayatından dolayı seveceğiz. Hz. Mehdi (a.s.)’ı niye seveceğiz? Dünyadaki hayatından dolayı. Hz. İsa (a.s.)’ı o yüzden. Evliyaları o yüzden. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’ı bu dünyadaki çektiği çilelerden, zorluklardan dolayı seveceğiz, güzel ahlakından dolayı seveceğiz. Sevimli sevimli yine konuşuyordu, bir şeyler anlatıyordu. Çok mübarek, çok muhterem bir insan maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, 2500 yıllık Ebla Tabletleri’nde Peygamberlerimizin ismi geçiyordu. Onlarla ilgili bir şey gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Tabii tabii önemli, evet.
ALTUĞ BERKER: “Ebla Tabletleri’nde, adı geçen Peygamberler. M:Ö 2500’lü yıllardan kalma Ebla Tabletleri, dinler tarihi açısından çok önemli bilgileri günümüze kadar taşımaktadır. Ebla Tabletleri’nin en önemli özelliği ise, içinde ilahi kitaplarda bahsedilen üç Peygamberin adının geçmesidir. Ebla, M:Ö: 2500 yıllarında, bugünkü Suriye’nin başkenti olan Şam ile Türkiye’nin güneydoğusunu da içine olan bir bölgeyi kapsayan bir krallıktı. Eblalar’ın özelliği pek çok bilgiyi yazılı kayıt altına almalarıydı. 1975 yılında yapılan kazılarda, çivi yazılı yaklaşık 20.000 tablet ve parçalarından meydana gelen arşiv bulundu. Tabletlerdeki Eblaca dili çözüldü. Tabletlerde Kuran’da adı geçen melek Mikail (Mi-ka-il) yanı sıra üç ilahi kitapta bahsedilen iki Peygamberin adı da geçiyordu: Hz. İbrahim (a.s)(Ab-ra-mu), ve Hz. İsmail (a.s)(Iş-ma-il)’in isimleri”, o şekilde geçiyor inşaAllah. “Tevrat’tan 1500 yıl öncesine ait olan bu tabletlerde, Hz. İbrahim (a.s)’ın, isminin geçiyor olması, Hz. İbrahim (a.s) ve onun getirmiş olduğu dinin Tevrat’tan önce var olduğunu teyit ediyordu. Tabletlerde görülen diğer önemli bir ayrıntı ise Lut kavminin yaşadığı yer olan, Sodom ve Gomorra bölgelerinin isimleri idi. Ayrıca Kuran ayetlerinden geçen İrem şehri de, Ebla Tabletleri’nden geçen isimlerin arasında bulunmaktaydı. Bu isimlerin en dikkat çekici yanı ise, Peygamberlerin tebliğ ettiği kitaplar dışında şimdiye kadar bulunmuş başka hiçbir metinde geçmiyor olmalarıydı. Yaşadıkları dönemden yaklaşık 4500 yıl sonra ortaya çıkan Ebla Tabletleri çok önemli bir gerçeğe dikkat çekmektedir: Yüce Allah, Ebla’ya da her topluluğa olduğu gibi elçiler göndermiş ve onlar da kavimlerine gönderilen dini tebliğ etmişlerdir.” Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, Biz her ümmete: “Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının” (diye tebliğ etmesi için) bir elçi gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık, yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradıkları sonucu görün.” Nahl Suresi, 36. Ayet.
ADNAN OKTAR: Bu tabletler çok önemli. Bunu izleyen kardeşlerimiz iyi hafızalarında tutsunlar, sohbetlerinde anlatsınlar. Kayıtsız, şartsız delil, net, çok açık inşaAllah. Yani Kuran’ın hak olduğuna, Tevrat’ın ve İncil’in de hak olduğuna dair açık delil. Muharref hale gelmişler, Tevrat ve İncil zamanla bozulmuştur ama o dönemde hak kitaplardı inşaAllah.
“İbrahim Akdan. Bu arada Erbakan Hocamız’ın sağlık durumu için dua istiyorum” diyor. Niye Hocamız çıkmadı mı hastaneden? Durumu nasıl?
ALTUĞ BERKER: Hocamız’ın 15 gün, 20 gün evvel konuştuğumuzda özel kalemiyle, “iyi olduğunu şişliklerin ama devam ettiğini, herhalde 15 gün alacağını onların” söylemişti Hocam.
ADNAN OKTAR: Tabii ben oradaki doktorlara güveniyorum ama biz bir yakından takip etsek iyi olur. Daha benim vicdanım rahat eder inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Nur yüzlü Muhammed Adnan Hocam.” Allah’ın nuruyla bakarsan, nur yüzlü görürsün. Deccalin gözüyle bakarsan, bambaşka görürsün. İman gözüyle bakan kendini görür. Nurla bakan nur görür. “Nur yüzlü Muhammed Adnan Hocam. Mübarek Hocam size rastlamadan evvel karamsar, hiçbir şeyin farkına varmadan, beynim adeta kilitlenmiş, yarı ceset vaziyette hayatımı devam ettiriyordum. Altı aydır sizi dinliyorum. Çokça nasiplendim sizden, vesile oldunuz. Kalbimde ferahlık, huzur oluştu. Daha evvel bir metre kare etrafımı göremiyorken, şimdi vesilenizle inşaAllah dünyanın her yerini hissedebiliyor, olup biteni daha iyi görüyorum. O kadar güzel, nurlusunuz ki sizden nasiplenmeyenlere hayret ediyorum. Hocam ben de size layık olmaya gayret ediyorum. Facebook’ta konuşmalarınızı yayınlıyorum. Şimdilik 800 arkadaşım var.” 800 arkadaş demek 800 bin kişi demektir maşaAllah. “Her geçen gün artıyor inşaAllah. Kitaplarınızdan aldım okutuyorum naçizane. Ayrıca kitap dağıtımı için katkıda bulunuyorum. Sizi çok seviyorum. Vesilenizle 5 vakit namaza da başladım.” MaşaAllah. “Allah Celle Celalühu sizden razı olsun. Eskiden isminizi duyuyordum nasibimde, kaderimde sizin bu güzel nurunuzdan nasiplenmek bugünlere denk geldi. Hakkınızı helal edin. Allah sizden razı olsun Celle Celalühu. Cennet nasip etsin, bizlere de inşaAllah. Hayırlı geceler. Ömer Yılmaz.” MaşaAllah, bak bu kardeşlerimizde oluşan sevgi anlayışı da çok güzel. Mesela bunların başka hocalarına konuşma üslupları var, başka kişilere, bambaşka. Yani onlara gönderdikleri mesajlara bir bakın. Tabii bu andan itibaren belki yapmacık olarak bazıları yapacaktır ama şu ana kadar olan bütün mesajlarına bir bakın. Hiçbir şekilde bu derin sevgiyi, muhabbeti göremezsiniz, asla. Bütün hepsi elimizde yani bütün yazdıkları, hocalara yazdıkları mesajlar var. Çok nadir insana bu tarz hitapları var inşaAllah.
Evet, şimdi biraz Şeyhlerimden, Hocalarımdan dinleyelim. Şimdi Atatürk’ün Türk İslam Birliği ile ilgili sözlerini de film haline getirelim. Bir, onu yayınlayalım. İkincisi, Atatürk’ün Allah, Kuran ve Resulullah (s.a.v.) ile ilgili çok daha fazla sözleri var. Onları da ayrı bir film olarak yayınlayalım. Bazı akılsızlar, çok akılsızca hareket ediyorlar. Kendilerini akıllı zannediyorlar ama çok akılsızlar. Onların aklını açmaya çalışacağız.
ADNAN OKTAR: Seyyid Salih Özcan Hocamız, o bizim canımız. O şahsı manevici bazı hımbılların kafasına manevi nur tokmağı indirdi. Çok iyi oldu. Evet, dinleyelim.
VTR- Seyyid Salih Özcan Hocamız.
ADNAN OKTAR: Şimdi Seyyid Salih Özcan Hocamız’ı biz burada dinliyoruz ama geri planda kardeşlerimizin bilmediği bazı olaylar var. Bazı kemik kafalı ahmaklar, nefret ediyorlar Hocamız’dan. Neden biliyor musun? Tek nedeni var; Hz. Mehdi (a.s.) gelecek dediği için. Eğer şahs-ı manevi diye böyle gevrek gevrek konuşsa, o uyuz hımbıllar gibi olmuş olsaydı, bazı sahtekarlar gibi, baş tacı ederlerdi. Bediüzzaman’dan asla taviz vermediği için, Resulullah (s.a.v.)’in hadislerinden asla taviz vermediği için, dürüstçe, açıkça ve samimice söylediği için müthiş kinliler bir kısım kansız, iliksiz takımı. Tabii mühim olan Allah’ın sevmesi ama bu bilinmeyen bir gerçek, ben bunu bildiriyorum. Mesela Sungur Ağabey’in de karşısında olan güçlerin ana nedeni; Sungur Ağabey’in, kıyametin yakın olduğunu söylemesidir. Ve Sungur Ağabey’e de söylemiş Bediüzzaman; “Ben görmeyeceğim sen göreceksin” demiş Sungur Ağabey’e. Zaten sen vardın değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Talebeleri de vardı. Kendi bulunduğu evde kalabalığın içinde söyledi. “İlk defa söylüyor” dediler talebeleri. Şaşırdılar değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Bayağı kalabalıktı yani an az 20 kişi vardı. “İlk defa söylüyor” dediler. Herkesin içinde söyledi “Ben görmeyeceğim sen göreceksin, dedi” dedi. Bana da dedi ki; “Sen seddi Zülkarneyn oldun, küfür seni aşıp bize gelemiyor” dedi. Aşamazlar çünkü lime lime ederim, yani pestillerini çıkarırım. Ne aşacak, yanıma yanaşamazlar inşaAllah.
VTR- Kıyamet Alametleri.
ADNAN OKTAR: “Oğuzhan Sağlam. Hollanda’dan, Lahey’den” yazıyor. “Adnan Hocam Allah rızası için bu sefer okuyun inşaAllah. Okumadan geçtiğiniz bazı kağıtların arasında olduğum zannına kapılıyorum. Etmeyin eylemeyin Hocam inşaAllah. En azından adımı okusanız çok güzel sesinizle anılmış olurum inşaAllah.” Çok sevimli. “Hocam benim buradaki okul çevrem genelde yabancılardan oluşuyor ve görüp öğrendikleri birçok Müslümana göre biraz ilginç geliyor. Ancak arkadaşlarım tarafından seviliyorum” diyor. Uzun uzun bir şeyler yazmış ama zaten Oğuzhan’ın amacı, isminin duyulmasıydı. İsmi de şu an duyuldu inşaAllah.
“Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Cübbeli ve onun zihniyetindeki kişileri görünce daha iyi anlamaya başladım İncil’in ve Tevrat’ın nasıl değiştirildiğini. Bu zamanın şahısları, Kuran-ı Kerim’i değiştiremezler ama çok farklı kendi çıkarları doğrultusunda yorumlar yapıyorlar. Ve Ahir zamanla ilgili, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerini nasıl gizlediklerini görünce, nefesim kesiliyor, aklım duruyor, hayret ediyorum” diyor. “Siz olmasaydınız Hocam, biz bu kişileri fark edemezdik. Allah bu şahısları ıslah etsin. İstanbul’dan Emin Yüksek.” Tabii yani çok rahat ikna edebilir Cübbeli bıraksak. “Adam biliyor”, diyor “çünkü, alim adam, kaynak gösteriyor, anlatıyor” diyecek. Diyecekti ki, tak yakaladık inşaAllah ve pestil gibi ezdik. Ama ilimle, fenle. Benim pestil gibi ezmem fenle, ilimledir. Bende kan olmaz inşaAllah. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) talebesiyim. Bende şiddet olmaz çünkü Hz. Mehdi (a.s.) talebesiyim inşaAllah. Lime lime ettim diyorsam ilimle lime lime etmişimdir. Bilgiyle lime lime etmişimdir inşaAllah. Bunu hiç sormaya dahi gerek yok inşaAllah.
“Selamun Aleykum Seyit Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam bu renk kostüm çok yakışmış maşaAllah. Zaten her ne giyiyorsanız yakışıyor maşaAllah ama Hocam ben sizin, beyaz renkli kostümünüzü çok özledim. Bu aralar hiç giymiyorsunuz” diyor. Tamam. “Diğer programda giyerseniz çok sevinirim. Umarım diğer kardeşlerimizde sevinirler” diyor, “Seyyide.” Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslinden demek ki kardeşimiz. Mirhamza Aliyeva isimli hanım kardeşimiz yazmış. “Allah beyaz elbise gibi bu kutsal yolunuzu aydınlatsın inşaAllah” diyor. İnşaAllah.
“Sevgili Adnan Hocam Sabancı Üniversitesi’nde, oda arkadaşımla sizleri izliyoruz.” Yani gençlerin bu aralar en hoşuna giden konu, beni izlemek maşaAllah. “Hocam sizin de bahsettiğiniz gibi, etnik açıdan çok çeşitli bir ortamda herkese saygı duyarak yaşıyoruz kampüste, böyle de devam edeceğiz inşaAllah.” Tabii kardeşim böyledir. Alevi de olur, Sünni de olur, Bektaşi de olur, Musevi de olur, Hristiyan da olur. Bir kere Müslümanlar zaten kardeş, Alevisi, Sünnisi öyle bir konu yok. La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah dediğinde, bitti. Konu kapandı. Hristiyanlara da şefkat duyarız, Musevilere şefkat duyarız. Dünya dostu oluruz, dünya dostu. Ahiret dostu ayrıdır inşaAllah. La ilahe İllAllah diyorlar, çok güzel. O, La ilahe İllAllah kardeşi oluruz. Muhammeden Resulullah dediklerinde, Muhammeden Resulullah kardeşi olacağız inşaAllah. “Adnan Hocam sizden gerçekten feyz almaya gayret ediyoruz” diyor. İnşaAllah vesile oluyorumdur. “Ali Osman Yılmaz.” Ali Osman’ın bazı fıkhi konularda soruları var. Şimdi fıkıhı kime soracağız? Mehmet Talu Hocam’a. O, bu konuda şehirdir, şehir. Uçsuz bucaksız ilmi vardır. Fetva cahilden sorulmaz, alimden sorulur. Fetva alimidir Mehmet Talu Hocamız ona soracaksınız. En doğru bilgiyi ondan alırsınız inşaAllah. Çünkü o, Arapçasından detaylı kaynaklarına iniyor, kaynakları da çok detaylı inceliyor ayrıca. Daha önce de söylemiştim, 12 kişilik alimlerden oluşan bir heyeti var. Deryadır hocamız, ucu bucağı yok. Fetva alimi olmak apayrı bir ilimdir. Fetva alimi bambaşka bir ilimdir. Fetva aliminden, anında fetvayı alırsın. Onun için ben Mehmet Talu Hocam’ı tavsiye ediyorum, ondan soracaklar kardeşlerimiz.
ALTUĞ BERKER: Erbakan Hocamız'dan bahsetmiştiniz Hocam. Bugün bir Haber vardı, Zaman Gazetesi'nde. "Erbakan Hocamız, kurmaylarıyla seçim zirvesini hastanede yaptı" diyor. Partilileri bütün güçleriyle çalışmaya davet etmiş. Haziran ayında yapılacak olan seçimlerin, Türkiye için tarihi bir öneme sahip olduğunu vurgulamış” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hocamız maşaAllah, bayağı dinç görünüyor, iyi. Ama yine de ben merak ettim, bana Hocamın sağlık durumu hakkında detaylı bilgi getirirseniz...
ALTUĞ BERKER:Tabii İnşaAllah. Şöyle söylemiştiniz Hocam: "Bana diyorlar ki: 'Hz. Mehdi (a.s.)'dan niye bahsediyorsun? İttihad-ı İslam'dan niye bahsediyorsun?’ diyorlar. Tüm İslam Alemi karışık halde, ondan bahsediyorum. Bahreyn'de Devlet'in Millet'e bakış açısına bak, böcek kadar değer vermiyor, yürüyen insanların üzerine kurşun yağdırıyor. Kimseye zarar vermedikten sonra sana ne, toplumun üzerine kurşun atılır mı? Düşmanla mı savaşıyorsun? Çok büyük zulüm. Hala bazıları ‘deccal çıkmadı’, diyorlar. O zaman bunlar ne? Tüm İslam alemini Deccaliyet ve Süfyaniyet kasıp kavuruyor. Başka konulardan bahset diyorlar; kavun karpuz nasıl yenir, onu mu anlatayım? Müslümanlar boğazlanırken İttihad-ı İslam'dan başka ne anlatılır ki? En mühim konu İttihad-ı İslam" dediniz İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Bediüzzaman da diyor: "İttihad-ı İslam en büyük farzdır."
Şeytandan Allah'a sığınırım. Sol taraf İsra Suresi, sağ taraf Nahl Suresi. Nahl Suresi, 125. ayet, (şeytandan Allah'a sığınıyorum) "Rabbinin yoluna" Kuran'ın yoluna, Allah'ın yoluna "hikmetle" hikmet nedir? Kısa, özlü, derli toplu, vurucu, akılda iyi kalan etkileyici konuşma, "ve güzel öğütle" öğütle değil bakın, "güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et." Kepazelik çıkararak değil, kafa göz yararak, hakaret ederek, aşağılayarak değil. Nasılmış? Cenab-ı Allah ne diyor? "Ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et." Bak, Allah hep güzellik istiyor. "Rabbi’nin yoluna hikmetle” ve hangi öğütle, güzel öğütle çağır. Öğütün güzeliyle "ve onlarla mücadele et" ama nasıl bir mücadele? “En güzel bir biçimde”, diyor Allah. En güzel bir biçimde. “Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir." Hz. Mehdi (a.s) olanı da bilendir, diyor Allah. "Sabret; senin sabrın ancak Allah(ın yardımı) iledir." Kendi kendine sabredemezsin, diyor Allah. Sabırlıyım, diyor ya insanlar; "Yahu amma sabırlı adam" diyorlar. Sabırlı olduğun yok senin, Allah sabırlı yapıyor. Allah yaratır sabrı. "Müthiş sabırlı adam" diyor. Öyle bir şey olmaz, Allah, o adamı sabırlı yaratır. Sabır özel yaratılır. "Onlar için hüzne kapılma" muhkem ayet işte, hüzne kapılmak haramdır. "Ve kurmakta oldukları hileli düzenden dolayı sıkıntıya düşme." Bak, Allah onu da yasaklamış, sıkıntıya düşmek olmaz. "Şüphesiz Allah korkup-sakınanlarla ve iyilik edinenlerle beraberdir.” Allah'tan korkup sakınıyor, helallere, haramlara dikkat ediyor ve iyilik ediyor. Onlarla beraberdir, diyor Cenab-ı Allah. Hüzne kapılmak, sıkıntı tevekkülsüzlük olduğu için zaten haram, yani böyle bir ayet olmasa dahi haram. Çünkü kimden korkulur? Allah'tan korkulur. Sen neden korkuyorsun? Allah'tan başka bir şeyden korkuyorsun. Tevekkülsüzlük olur, tevekkülsüzlük, haramdır. Müslüman, sonuna kadar kaçınacak inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şeyh Nazım Hazretleri’nin bir sözü geldi Hocam aklıma. Sizin için "sabırlılardan yazıldı" demişti Hocam, konuşmasında. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah öyle olur. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Şöyle söylemiştiniz Hocam: "Din namustur, dinin tamamı namustur. İttihad-ı İslam, en büyük farzdır ve hepsinin üstündedir. Asıl namus budur. İttihad-ı İslam'ı savunmayan çok acayip konuma düşer. İttihad-ı İslam, namusun kendisidir, bizzat namustur. Görüyorsunuz, kardeşlerimiz çatır çatır sokaklarda ölüyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütü, şehit ediyor onları. Bazı kardeşlerimiz de sadece dönüp dolaşıp başörtüsüne geliyor. Başörtüsü, dinin hükümlerinden bir tanesidir. İttihad-ı İslam en büyük farz ama ağzınıza almıyorsunuz" dediniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Said Özdemir Ağabeyimiz’i dinleyelim İnşaAllah.
VTR- Said Özdemir Ağabey
ADNAN OKTAR:Şahs-ı maneviciler, Allahualem kuduruyorlardır. Kurdeşen çıkarıyorlardır, hastanelik olmuşlardır. Bediüzzaman'ın has talebelerinin onları böyle yerden yere vuracağını hiç tahmin etmemişlerdir. Onlar sahtekarlıkla, üçkağıtçılıkla sistemlerini sessiz sessiz, alttan alta götürdüklerini zannediyorlardı. Hatta “bu konuda ittifak var”, diyorlardı kendi aralarında, bakın, Hocalarımız onların sistemlerini yerle bir etti. “Fethullah Hocamız'ın şahs-ı maneviyi savunduğunu” söylüyorlar idi, şimdi bakın Fethullah Hocamız'ın ağzından, onlara cevap veriyoruz. Hz. Mehdi (a.s.)'ın şahıs olduğunu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden bakın nasıl anlatıyor Fethullah Hocamız.
VTR- Fethullah Gülen Hocamız.
ADNAN OKTAR:Şimdi Fethullah Hocamız’ın mürşidi olan, Anadolu’nun güzel insanı, Mehmet Kırkıncı Hocamız'ı dinleyelim. O zaman konu daha iyi anlaşılacak.
VTR- Mehmet Kırkıncı Hocamız.
ADNAN OKTAR:Mehmet Kırkıncı Hocamız'ı gördüğümüzde, aklımıza Fethullah Gülen Hocamız gelecek. Daha küçükken onu yetiştiren insandır, dizinin dibinde yetişmiştir Fethullah Gülen Hocamız. İlmin kaynağı Kırkıncı Hocam'dır. Geçenlerde de bir yazıda nasıl eğittiğini, nasıl yetiştirdiğini Fethullah Hocamız'ı, çok güzel anlatıyor Kırkıncı Hocamız. Benim için de: "takip edirem, tasvip edirem" diyor, maşaAllah. Anadolu’nun o güzel, tatlılar tatlısı üslubuyla konuşuyor. Çok güzel şivesi, Erzurum şivesi, maşaAllah. Hocamız Erzurum’un koçyiğidi, aslanı, MaşaAllah. Çok seviliyor Erzurum’da. Acayip severler, herkes ama… Sağcısı, solcusu kim olursa herkes sever. Çok dürüstlüğüyle, iyiliğiyle, güzel ahlakıyla şöhret bulmuş muhteşem bir insandır, çok yardımseverdir, her yere koşuşturur, fitneyi bastırmada çok titizdir, devlete, millete sadakati çok yüksektir, çok tutarlı güzel bir insandır, binlerce on binlerce talebe yetiştirmiş, çok büyük bir alimdir ve son derece mütevazı, hayatı da mütevazı, kendi de mütevazı.
ALTUĞ BERKER: Bahsettiğiniz röportaj, Risale Haber internet sitesindeydi. "Fethullah Gülen'e Okuduğum İlk Risale" başlığıyla uzunca anlatıyor. "İlk ben götürdüm, ilk risale dersini ben yaptım" diyor.
ADNAN OKTAR: Hayır yapmış, bakın bir kişiyi yetiştirmek, milyonlarca kişinin yetiştirilmesine vesile oluyor. Adam diyor ki: "Yahu bir kişiden ne olacak?" diyor. İşte bak, bir kişiden ne olduğunu gör. O Fethullah Hocamız’ı yetiştirmiş, Fethullah Hoca öğrencileri yetiştirmiş, onun yetiştirdiği öğrenciler, başka öğrencileri yetiştirmiş; sonucunda muhteşem bir topluluk, muhteşem insanlar meydana gelmiş ve muhteşem bir hizmet meydana gelmiş. Eksiği, kusuru olabilir mi? Olabilir, insanlık hali. Mehdiyet o detayları temizleyecektir, o eksiklikleri giderecektir inşaAllah. Mühim olan, bu safhaya kadar getirmiş olmak, yani camiye kadar adamı getirmiş olmak. Hz. Mehdi (a.s.) da namazı kıldıracak inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Bakın Cenab-ı Allah diyor ki, Nahl Suresi, 82. ayette: "Sana düşen yalnızca apaçık bir tebliğdir." 1998 yılını veriyor ebcedi. "Sana düşen yalnızca apaçık bir tebliğdir." Bir tane ebced veriyor, 1998. Nahl Suresi 77. Ayet "Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir." Her türlü gayb bilgisi Allah'a aittir. "Kıyamet saatinin emri de yalnızca süratli göz açıp kapama gibidir veya daha yakındır, şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir." Kıyamet de Allah, her an kopabilir, diyor. Her an kopabilir, ona göre Müslüman her an teyakkuz halinde ve çok dikkatli olacak inşaAllah.
"Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam" Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Londra'dan Ufuk Kardeşimiz, "Her akşam sizin sohbetlerinizi dinlemek, bizde büyük bir alışkanlık yaptı." MaşaAllah, hep aşağı yukarı bu yönde değil mi duyduğumuz cümleler? "Artık İngiliz televizyon kanalını izlemez olduk sayenizde, inşaAllah" Öyle olması lazım maşaAllah. "Sayın Hocam, sohbetinizin ilk bölümünde ‘Atatürk'ün Mehdilik’e büyük hizmetlerinden olduğundan’ bahsettiniz. Ben de bir kaç kelimeyle size katılmak istiyorum izninizle." Bakın Atatürk, metafizik bir şahıstır, öyle herhangi bir insan değildir. Çok çok önemli bir insandır, Mehdiyet'in mukaddemesidir. Yani Atatürk olmasaydı, Hz. Mehdi (a.s.) çıkmazdı, söyleyeyim. Çok hayati bir insandır. "Büyük İslam alimlerinden Şeyh-ül Ekber Muhyiddin Arabi Hazretleri’nin 700 yıl önce Futuhat-ul Mekkiye'de: 'Devlet-i Aliye yıkılacak (Osmanlı yıkılacak) batıdan uzun boylu mavi gözlü bir adam gelecek, baktığı zaman karşıdaki insanı çok etkileyecek, serbest fırka kuracak'" diyor. Gerçi Atatürk uzun boylu değildi ama yine de ona da işaret var. Farz edelim hadis olmasa dahi olay açık. Mümkün değil Hz. Mehdi (a.s.) çıkamazdı, ben söyleyeyim. Nedenlerini çok uzun anlatırım. Mehdiyet'e müthiş zemin hazırlamıştır, Asr-ı saadet Müslümanlığına müthiş zemin hazırlamıştır. Gericiliği ve irticayı, Hz. Mehdi (a.s.) yok edemezdi, Atatürk yok etmiştir. Yapamazdı Hz. Mehdi (a.s.), Allahualem yapamazdı. Yapacak, fakat başka türlü onunki. Atatürk, o zemini hazırlamıştır, Hz Mehdi (a.s.)'a hayat sahası hazırlamıştır, yaşayacağı ortamı sağlamıştır, tebliğ yapacağı ortamı sağlamıştır ve tebliğ yapacağı insanları sağlamıştır. Bağnazlığı yok etmiştir, sanatı bilimi, ortaya koymuştur. Gericilerin yaşayamayacağı gibi, Hz. Mehdi (a.s.)'ın gelişeceği gibi bir ortamın olmasına vesile olmuştur. Gericinin, mürtecinin cehennemini hazırlamıştır, Hz. Mehdi (a.s.)'ın da, cennet gibi yolunu açmıştır. Batın gözüyle bir baksınlar, bunun böyle olduğunu göreceklerdir. Ve metafizik bir şahıstır Atatürk.
SUNUCU: Bizi yarın 22:00'dan itibaren, Samsun AKS, Tv Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo ve www.Harunyahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Sen madem güzelce o konuları anlattın, okudun, şimdi buradan da bir sayfa aç Bismillahirrahmanirrahim. Şeytandan Allah'a sığınıyorum. Zümer Suresi, 22. ayet "Allah kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerindedir, (öyle) değil mi?" diyor Allah. "Bir nur üzerinde" Risale-i Nur'a da işaret var burada ayrıca. Hz. Mehdi (a.s.)'ın okuyacağına da işaret var. Ebcedi 1990 şeddesiz, şeddeli, 2022 tarihini veriyor. 27. ayet "Andolsun" diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah'a sığınırım. Yemin ediyor Cenab-ı Allah. "Biz bu Kuran’da belki öğüt alıp düşünürler diye insanlar için her bir örnekten verdik." Her türlü örnekten verdim, diyor Cenab-ı Allah. Belki öğüt alıp-düşünürler diye, diyor. 38. Ayet "De ki: 'Allah bana yeter' tevekkül edenler ona tevekkül etsinler." Mesela bizi Allah konuşturuyor, sağlığımızı sıhhatimizi Allah veriyor. Bir hastalık verdiğinde, onu Allah kaldırır, bir zorlukla karşılaştığımızda, Allah kaldırır. Zorluğu Allah meydana getirir, kolaylığı Allah meydana getirir. Biz tevekkül edeceğiz. 37. Ayet "Allah kimi hidayete erdirirse onu için bir saptırıcı yoktur" deccal yoktur."Allah intikam sahibi, üstün ve güçlü olan değil midir?" İşte bu intikamı, Hz. Mehdi (a.s.)'ın zuhuruyla oluyor. İnşaAllah. En büyük intikamlardan biri inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ben de tebliğ etmenin önemiyle ilgili bir ayet okuyorum inşaAllah. Al-i İmran Suresi, 142. ayet: "Yoksa siz, Allah içinizden cehd edenleri belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden, cennete gireceğinizi mi sandınız" diyor Cenab-ı Allah inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Demek ki, cihat edenler, Allah yolunda gayret edenleri, cehd edenleri, Allah ortaya çıkartacak inşaAllah. Şeytandan Allah’a sığınırım, Yusuf Suresi, 67. ayet “Ve dedi ki: "Ey çocuklarım, tek bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin.” Tedbir olarak. Yani mesela Bakanlar Kurulu üyeleri, tek bir uçakla gitmeleri doğru olmaz. Ayrı ayrı uçaklarla gidecekler. Ona da işaret var.
Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Kuran Mucizeleri
Devamı ...