SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam TV Kayseri, Samsun AKS, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.TV, Ankara Beypazarı Seyelan TV, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Manavgat Klas TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz.
ALTUĞ BERKER:Bugün Yiğit Bulut’un yazısını: “Esas devrim Türk topraklarında oldu.” başlığıyla yazmış Hocam. “İngilizler başta olmak üzere, dönemin emperyal güçleri tarafından başkaldırılıp, kontrol altına alınmaya çalışılan Osmanlı coğrafyası özüne dönüyor. Bu dönüşüm Mısır, Tunus, Libya, ve Suriye ile sınırlı değil, ülkemizde de çok büyük bir değişim yaşandı. 2007-2011 yılları arasında kendi kültürünü, geleneklerini, dinini yasaklı hale getiren düzenlere, Ergenekon ruhuna direnip, Atatürkçülüğü kullanıp; halkın iradesi yerine bir cunta rejimi kuranlara dur denildi. Osmanlı coğrafyası çatırdıyor. Ama ‘Türkiye’de niye bir şey olmuyor?’ diyenlere çok gülüyorum. Türkiye’de çok büyük bir devrim yaşandı ve bu devrim bitmek üzere. Yerleşik medya düzeni, yerleşik finans düzeni, herşey çöktü. Esas devrim Türkiye’de oldu.” Yazısını şöyle bitirmiş. “Şimdi bizim için önemli olan Cumhuriyet’i kuran felsefeyi de anlayarak, temellendirerek, en önemlisi sonrası faşist kirlenmelerden arındırarak yeni güçlü emperyal Türkiye’yi inşa etme, Osmanlı torunları, Atatürk’ün çocukları ve yarının emperyal güçlü devletinde yaşayanların ana babaları olarak önümüzdeki fırsatı iyi görelim. Yaşasın küresel, yerel kan emicilerin kurtulmuş, tarihine yakışan emperyal ruhunu bulmuş Büyük-Güçlü yeni Türkiye.” diye bitirmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne mübarek insan bu Yiğit Bulut, maşaAllah, helal olsun. Adı gibi kendi de yiğit, maşaAllah. Çok mükemmel, nefis konuşmuş. Dört dörtlük, tam, gayet güzel, maşaAllah. Tebrik ederim. Evet.
ALTUĞ BERKER:Hakan Albayrak’ın, Yeni Şafak’ta bugünki yasızında Hocam, Libya’da yaşananlarla ilgili yazmış. “Gerek Kaddafi’nin, gerekse oğlu Seyfülislam’ın çıldırdıklarını, televizyonda psikopatça açıklamalar yaptıklarını” yazmış. “Savaş uçaklarıyla bombalattığı Libyalıların gözlerinin içine baka baka yalan söylediler. Ne yaptıysak Libyalılar için yaptık dediler. Oysa Libya hapishanelerinde binlerce kişinin katledildiği, ağır işkencelerin yapıldığını herkes biliyor. Libya’daki ayaklanma insanlık haysiyet ve şerefinin ayaklanmasıdır. İslam fıtratının gereğidir. (Haşa) İlahlık tasladıkları için insanlıktan çıkan ve hayvandan da aşağı bir seviyeye inen mahlukların saltanatlarına ‘La ilahe İllAllah’ diye haykırarak meydan okuyor insanlar.” demiş. Şöyle bitirmiş. “Bu devrimlerden bazıları bir süreliğine istikrarsızlık, kargaşa, sefalet getirse de, sürecin sonu esenliktir, inşaAllah. İslam dünyasının asırlardır görmediği, tatmadığı bir esenlik.” demiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Kaddafi başlangıçta da biraz dengesizdi. Sonra biraz hafif düzelir gibi oldu, toparlanır gibi oldu. Sonra yaşlılığın da etkisiyle, benim kanaatim, ağır bunamaya geçti. Akli dengesini kaybetmiş olabilir. Dolayısıyla onun sözüne itibar etmek olmaz. Devletin içerisinde mutlaka aklı başında insanlar vardır. Hükümette de aklı başında adamlar vardır. Bu densizi devreden çıkarsınlar. Oğlu da psikopatlığı bıraksın. Baba-oğul ikisi birden işi deliliğe vermemeleri lazım. Nezaketiyle çıksınlar, herhangi bir ülke olabilir, oraya gitsinler, can güvenlikleri sağlansın. Kendilerini geçindirecek kadar da bir meblağ da yanlarında götürebilirler, bunda bir şey yok. Bu konu bu şekilde, nezaketiyle bitmesi lazım. Öbür türlü o psikopat, kendine de yazık edecek, oğluna da yazık edecek, oradaki insanlara da yazık edecek. Çok delilik yapıyor, yüzüne de deli ifadesi iyice çökmüş. Oğlu da köşeye sıkışmış, böyle psikopatlaşmış, bir köpeği andırıyor adeta, hayvanlaşmış. Vahşilik yapmasına gerek yok. Oradaki binlerce insanı şehit etmesi akıl alacak gibi değil. Kendini kaybettiğinin alameti. Hiç şamata yapmadan, sessiz sakin çekilmeleri lazım. Onlar öyle bağırtı çağırtıyla halkı korkutacaklarını zannettiler. Halkta tam tersi etki yaptı o, daha da şiddetlendirdi. Kendilerini savunma gücü daha da arttı. Şimdi o şehit edilen çocukların aileleri de olayın içine girecektir. Daha da şiddetli bir mücadele başlayacaktır. Çok akılsızlık ediyorlar çok. Böyle şeyler başından anlaşılır. Halbuki danışabilir; mesela Türkiye’ye danışabilir, aklı başında insanlara danışabilir, derli toplu bir şey yapılabilirdi. Şu an çok kötü bir konuma geldi kendisi açısından. Ama bu, ahir zamanın bir gereği, Mehdiyet’in, ahir zamanın beklenen olaylarıydı. Kaderde olan olaylar bunlar, Peygamberimiz (s.a.v)’in bildirdiği olaylar. Şeyh Nazım Hocamız aylar öncesinden söyledi bu olayların olacağını. Ülke ülke, tek tek saydı. “Hepsinde ayaklanma olacak dedi,” aynen dediği gibi oldu.
ALTUĞ BERKER:Hocam Kaddafi’nin paralı askerleri çocuk, kadın demeden herkese yönelik büyük şiddet uyguluyorlarmış; yağmalamalar, ölenlerin ateşe verilmesi, evlerin bombalanması gibi konular. Bir video var uygun görürseniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Tamam.
ALTUĞ BERKER:Sarı kasketliler paralı askerler.
ADNAN OKTAR:Evet. Özellikle paralı asker kullanması Kaddafi’nin tam bir kepazelik, tam bir psikopatlık, hiç görülmemiş bir şey. İslam ülkesindesin sen, kendi vatandaşların var, kendi vatandaşına karşı profesyonel katilleri getirtiyor, iti kopuğu getirtiyor, halkına karşı onları kullanıyor. Ben böyle kepazelik görmedim. Müthiş bir rezalet, tam kepazelik. Özellikle paralı asker kullanması rezaletin boyutunu göstermesi açısından yeterli. Hiç kimsenin ona saygısı, sevgisi kalmamıştır. Paralı asker kullanmak, üstelik de Angola’dan, şurdan burdan gelmiş it kopuğu kullanmak, eli kanlı psikopatları kullanmak, tam bir delilik alameti, başka bir açıklaması yok.
ALTUĞ BERKER:İbrahim Karagül, Yeni Şafak’tan, “Bitti Muammer, Gerçekten Bitti” başlığıyla yazmış yazısını. “Osmanlı sonrası denetim altınan alınan ve Batı’nın yüzyıllık kaynak ihtiyacı üzerine şekillenen sistem çöküyor. Albay Muammer için tarihin sonu geldi. O artık diktatörler mezarlığına gidecek. Hiçbir güç onu koruyamaz, koruyacak bir güç de yok zaten. Onlarca yıl para akıttığı Afrika ülkeleri, son birkaç yıldır ilişkilerini düzelttiği Amerika ve İngiltere koruyamaz, korumaz. Ortadoğu’da tüm dengeler oynuyor, çünkü Mısır, Gazze kapısını açıyor. Böylece Gazze’ye yapılan ambargo ortadan kalkıyor. Bu dalgaları Kaddafiler durduramaz. 20. Yüzyılın rövanşı alınıyor. Bölge kendi tarihine dönecek. Kendine dönecek.” Yazmış.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. İbrahim Karagül, o da çok yiğit, samimi bir delikanlı, dürüsttür. Yazıları da gayet isabeti, güzel oluyor. Güvenilir bir insan. Her seferinde yazılarında o dürüstlüğü, candanlığı görüyorum. Ahlaklı güzel bir insan, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Tunuslu muhalif lider Raşid Ganuşi, Tunus’ta bir diktatör rejiminin tekrar mümkün olmadığını söyleyerek, Ak Parti’nin demokrasiyle İslam’ı buluşturduğunu, Türkiye tecrübesini bir model ve örnek olarak gördüklerini, partisinin radikal olduğu yönündeki iddiaların ise bilgisizlikten kaynaklandığını vurgulamış. Ayrıca önceki gün Tunus’ta bulunan Dışişleri Bakanımız Davutoğlu’nun çabalarını takdirle karşıladığını ve Türkiye’nin ülkedeki herkesle istişarede bulunduğunu belirtmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Türkiye modeli demek, Mehdiyet modeli demektir. Mehdiyet modelinin özelliği ılımlı, sevecen, merhametli, makul, tutarlı, böyle saldırgan olmayan, kandan kaçınan, kan akıtmaktan şiddetle kaçınan, huzuru arayan, özgürlüğü, bilimi arayan modeldir, Mehdiyet’tir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın modelidir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Dün Kaddafi halka hitap etmişti, malumunuz Hocam. “Fareler ve hamam böcekleri” olarak nitelendirmiş isyancıları. “Onların idamı gerekiyor, idam edilecekler” demiş. “Kaddafi’nin vur emrine uymayan bir kısım ordu mensupları da halkın safına geçerek, halkı korumak için mücadele etmeye başlamışlar” Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir kere paralı asker kullanması en büyük kepazelik. Oradan buradan devşirme it kopuk katil ordusu, bir mafya teşkilatı kurmuş. Devlet içerisinde devlet mafyası kurmuş. Mafyayı halkın üzerine saldırtıyor, müthiş kepazelik. Diğer ülkelerin de bunun aklını başına alması için bir nasihat etmelerinde fayda var. Gerçi deli, pek laf dinlemez ama yine de anlatılabilir. Akli dengesi yerinde değil pek.
ALTUĞ BERKER:Libya’daki Türk vatandaşlarının ülkeye tahliyeleri başladı, inşaAllah. Son üç gün içinde toplam 5099 vatandaşımız Türkiye’ye getirilmiş. 21 ülke de Türkiye’den tahliyeler için yardım talebinde bulunmuş. Libya’dan dönen vatandaşlarımız, Libya halkının Türklere son derece iyi davrandıklarını, onları koruyup kolladıklarını ve Türk halkını sevdiklerini söylemişler. Ayaklanan halk insanlara değil, sadece mallara zarar veriyormuş.
ADNAN OKTAR:Şimdi bayrağı da Osmanlı dönemindeki bayrağa çevirmişler, o biraz acayip. Bir Mehdiyet hareketi olduğu açıkça hissediliyor, çok açık görülüyor. Bana da Arnavutluk’tan, o konferanslardan sonra kardeşlerimiz hediye vermişler. Bir Arnavutluk bayrağı vermişler. İki tane de teşekkür sertifikası vermişler; bu bir, bu iki. Güzel bir bakır kakmalı bir tabak göndermişler, o da çok güzel. Hepsi için teşekkür ediyorum. Benim için çok değerli hediyeler. Arnavutluk bizim canımız. Osmanlı döneminde de iç içe yaşadığımız bizim kardeşlerimiz, bizim parçamız. Arnavut demek Türk demek, Türk demek Arnavut demek, iç içeyiz, inşaAllah. Ben ruhumda hiç ayrılık hissetmiyorum, hiç. Mesela benim birçok arkadaşım Arnavut, kardeşlerimiz hep Arnavut, iç içeyiz. Arnavutlar da kendilerini hep Türk olarak kabul ederler, Türk hissederler, inşaAllah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yağmur Atsız, Star Gazetesi’ndeki yazısında; Libya’da ay yıldızlı bayrağa geri dönüş yapıldığını, Tunus bayrağında ay yıldız bulunduğunu, Mısır bayrağında da Nasır gelene kadar Türk bayrağıyla aynı olduğunu söyleyerek, Tunus, Mısır ve Libya’nın 1911 yılına kadar Osmanlı sınırları içinde olan vilayetler olduğunu yazmış. Ardından da; “bu yeni Osmanlıcılık değil, tarihle randevudur, çünkü Osmanlı bizim kaderimizdir” diye eklemiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Osmanlı deyince, tabii palaları alıp oraları fethetme anlamında değil. Mesela farz edelim Libya, Fas, Tunus; oradaki halkın özgür olması, neşe içinde olması, rahatça ibadetlerini yapması, solcu insanlar varsa onların can güvenliğinin, mal güvenliğinin korunması, onlara da derin saygı gösterilmesi, birinci sınıf insan olarak onlara muamele edilmesi, İslam’ın şefkatinin, merhametinin, dürüstlüğünün, güzel ahlakının, coşkusunun, sevincinin her yerde yaşanması. Yoksa kimsenin malına, mülküne kimsenin göz diktiği yok. Özgürlüklerine de kimsenin göz diktiği yok. Devletlerinin daha sağlıklı, daha iyi işlemesini istiyoruz. Kurulan hükümetlerin daha sağlıklı olmasını isteriz. Halkın, gençlerin daha iyi eğitilmelerini, sevinç içinde, mutluluk içinde yaşamalarını isteriz.
“Esselamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Muhterem Muhammed Adnan Hocam. Uzun süredir mesaj yollamıyordum. İnşaAllah bu mesajım 24’ten önce okunur. MaşaAllah aşağıdaki hadisin tahakkuku gerçekleşiyor. Zalim idareciler tek tek indiriliyor, çünkü Hz. Mehdi (a.s) geldi, inşaAllah.” Evet. Güzel böyle hüsn-ü zanlarını, sevgilerini ifade etmiş kardeşimiz. O kısımdan sonra “Cahıs Salefi (r.a)’den rivayet edildiğine göre: Resulullah (s.a.v) Efendimiz bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmuşlardır: Resulullah (s.a.v) ferman ediyor. ‘Benden sonra halifeler bulunacaktır. Halifelerden sonra emirler, emirlerde sonra krallar, krallardan sonra da zalim idareciler olacaktır. Daha sonra Ehl-i Beyt’imden bir adam Muhammed Mehdi çıkacaktır. Yeryüzü zulümle dolduğu gibi onu adaletle dolduracaktır.’” Cami’üs Sagir 4768. Mardin’den muhterem bir kardeşimiz göndermiş. Evet, hakikaten Resulullah (s.a.v)’ın söylediği gibi aynı bu şekilde oldu. Önce halifeler geldi, sonra emirler geldi, sonra krallıklar oldu; mesela Osmanlı’da sultanlıklar oldu, krallıklar gelişti. Mısır’da krallıklar vardı, her yerde krallık vardı. Krallıklardan sonra, bak “krallardan sonra zalim idareciler olacaktır.” Sonra da işte bu Enver Sedat’lar, Kaddafiler çıktı. “Onun arkasından da Ehl-i Beyt’imden Muhammed Mehdi” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v), son aşamadayız.
“Adnan Hocam, Selamun Aleykum. Hocam nasılsınız?” diyor. Elhamdülillah ala külli hal. Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Sormak istediğim bir şey var. Sizce Hz. Mehdi (a.s) göreve başladığında bu TV yayınlarında bir mücadelesi olacak mı? Atıf Alyurt.” Hz. Mehdi (a.s) çıkdığında Hz. Mehdi (a.s)’a sormak lazım, ben ne bileyim? Tahmin edebilirim. Hz. Mehdi (a.s) özgürlükçü bir insan olacaktır, sevecen bir insan olacaktır, dostluğu, kardeşliği savunan bir insan olacaktır. İnsanlara vicdan azabı veren, vicdanlarını sıkan bir şey yapmaz Hz. Mehdi (a.s). İnsanlarda huzursuzluğa sebep olan, onları mahzunlaştıran, neşesini kaçıran bir şey yapmaz. Bilakis onların şevkini, heyecanını, neşesini mutluluğunu artıran, içlerinin huzur içerisinde olmasını sağlayan bir kişilikte olacaktır. “Uyuyanı uyandırmaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Bu çok geniş, şümullu bir ifade. Bir kere sessiz ve sakin bir mücadele yapacağı anlaşılıyor. “Uyuyan kişiyi uyandırmaz,” anlamı, bu bir. Ama insanları da psikolojik olarak sarsmayacağı anlaşılıyor. Uyuyan kişiyi uyandırmayacak kadar özenliyse, demek ki çok nezih tavırları, çok akılcı, halim bir insan olacak. Böyle bir acı verme, insanları tedirgin etme gibi bir tavrı olmayacak, bunu görüyoruz. Dolayısıyla kimsenin neşesine, sevincine bir müdahalesi olmaz Hz. Mehdi (a.s)’ın benim kanaatim. Bilakis teşvik edecektir sevinci ve neşeyi. Ama akılsızlığa, herkese zarar veren bir şeyi açıklar, anlatır, makul olduğunu gösterir, insanlar buna inanır ve insanlar da onu yapmazlar. Ama Hz. Mehdi (a.s) despot değildir, baskıcı değildir onu söyleyeyim, olmayacaktır.
“Selamun Aleykum benim canım Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Etrafımdaki insanlar çok yanlış düşüncelerdeler. 17 yaşındayım. Daha önce namaz kılmadım. Hocam ben şimdi her namaz vakitlerinde sünnetler yerine kaza namazları kılıyorum. Sizce doğru mu yapıyorum Hocam? İzninizle sizden ücretsiz bir kitap istiyorum.” Ah severim ben senin o canını. Tamam sana bir kitap göndereyim. Bir değil birçok kitap göndereyim. “Mehdi Talebeleri ve Vesvese Kitabınızı istiyorum ve sizi ve yanınızdaki abla ve ağabeylerimizi çok seviyorum. Onlara da saygılarımı iletiyorum. Lokman Bilgili.” Şimdi Lokman sen Mehdiyet’in en hareketli döneminde yaşıyorsun. 17 yaşında iyi, bayağı bir şey göreceksin, inşaAllah. Şimdi bak Libya’ya bakıyoruz; Libya’da kötülerle iyilerin bir mücadelesi var ama kötüler de var. Şimdi sen diyorsun ki Lokman; hiç kötüler olmasın. O zaman Mehdiyet olmaz. Sen diyorsun ki; Hz. Mehdi (a.s) zıtları olmasın. Hz. Mehdi (a.s) zıttı olmazsa, Mehdiyet olmaz. Hz. Mehdi (a.s) zıtlarıyla mücadele eden adam zaten, onun özelliği bu. Mehdi demek, kendi zıtlarıyla, kendi karşıtlarıyla mücadele eden kişiye Hz. Mehdi (a.s) diyoruz biz. Eğer karşıtı yoksa, düşmanı yoksa, onunla mücadele eden kişiler yoksa, zaten Hz. Mehdi (a.s) yoktur. Hz. Mehdi (a.s)’ın olması için mutlaka zıtlarının olması, ona karşı tavır alan kişiler olması gerekiyor. Dolayısıyla biz de Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri olduğumuz için, tabii ki bizim de zıtlarımız olacaktır, karşıtlarımız olacaktır. Yoksa, zaten bizden kaçın, bir anormallik var demektir. Ne kadar zıttımız varsa, ne kadar karşıtımız varsa, o kadar makbuldür, o kadar mükemmeldir. Resulullah (s.a.v) çıktığında, mücadeleye başladığında, o devrin Mekke müşrikleri ayrı, Yahudiler ayrı, Hristiyanlar ayrı, putperestler ayrı; çeşitli putperestler vardı tabii, müşriklerle putperestler aynı zaten. Mecusiler ayrı, o devirde masonlar da vardı, Tapınak Şövalyeleri de vardı. Onların da cahil olanları, dinsiz olanları vardı. Onlar da musallat oldular Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e. Dolayısıyla Peygamberimiz (s.a.v.) onlara karşı yaptığı yiğit mücadele ile Peygamberlik makamında yükseldi. Manevi dereceleri öyle yükseldi. Uhud savaşı, Hendek savaşı olmayacak; olmaz, olacak. O gazveler var, mücadeleler var. Peygamberimiz (s.a.v) yolda yürürken üzerine dikenli çalı atıyorlardı. Deve işkembesi atıyorlardı üzerine, ağır hakaretler ediyorlardı. Onun Peygamberliğinin gereğidir. Bu Allah’ın sünnetidir. “Allah’ın sünnetinde değişiklik bulamazsın” diyor Allah. Şimdi bana da diyecekler ki; herkes beni gördüğünde alkışlayacaklar, ne kadar iyi, maşaAllah. Bütün imkanlarımızı önünüze seriyoruz Hocam, ne varsa doğru. O zaman bende bir anormallik vardır demektir. Ama iti, kopuğu, çakalı benimle mücadele ediyorsa, o zaman doğru yoldayım demektir. Şimdi pislik adamlar, aşağılık adamlar, haysiyetsizler bizim karşımızda olacak ki, biz de onlara karşı hakkı savunup mücadele edelim, değil mi? İt, kopuğun bizim karşımıza çıkıyor olması, bizim şevkimizi ve heyecanımızı arttırır. Mücadelemizde bir şan ve şeref meydana getirir, güç meydana getirir. Aksinde o zaman çok acayip bir durum olur. Dolayısıyla nimet olan bir şeyi külfet gibi görürseniz yanlış olur. Müslüman’ın zıttı olması, mücadele ettiği karşıtları olması mümin için nimettir, sevap kaynağıdır onlar, böyle sürekli ırmak gibi sevap akmasına sebep olurlar. Mesela gıybet eder, adamın bütün kazandığı sevaplar sana gelir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisi var, Müslüman’ın gıybetini yapıyor adam; mesela adamın on bin tane sevabı var, olduğu gibi ona geçer, karşı taraftakine ve ayrıca sevap almış oluyor. Müslüman ayrıca sevap almış oluyor. Ondan da o sevap gitmiş olur. Biz Allah’ın rızası için gelmiyor muyuz dünyaya? Tamam, doğru yoldayız demektir.
ALTUĞ BERKER: Bu cumartesi akşamı Almanya saati ile saat 7’de Stuttgart’ta konferansımız var. “Bilimin Işığında Evrim Teorisi” konferansı inşaAllah. Giriş ücretsiz adresi okuyorum, Kultur und Congress Cetrum Liderhalle zilherzaal Berlin platz Stuttgart.
ADNAN OKTAR: Şimdi Almanya’daki kardeşlerimiz, Avrupa’daki kardeşlerimiz konferans konusunda güzel atağa geçtiler. Diğer kardeşlerimiz de bu coşkuyu yaşasınlar. Almanya’da olsun Hollanda’da, Fransa’da çok nefis salonlar var. Gayet güzel Allah bizlere hazırlamış, muhteşem salonlar. Sorun da değil, gayet de kolay, zaten devlet de teşvik ediyor bu salonlarda konferans yapılmasını, o amaçla kurulmuş. Oradaki canlarımız, can kardeşlerimiz en güzel salonları tutsunlar. Güzel ilanlar da bastıralım, onları da organize etsinler. Bütün sokakları afişlerle süsleyelim, çok muhteşem konferanslar verelim, yeri-göğü oynatalım. Bir-iki-üç daha fazla, yani nefes aldırmadan bunu yapalım. Fakat bu tabii on tane olunca tamam anlamına gelmez. On tane ise yüz tane olması gerekiyor demektir, yüz tane ise bin tane olması gerekiyor demektir. Konferansların vuruş gücü çok yüksek oluyor. Psikolojik etkisi çok yüksektir. Kitabın etkisinden çok çok daha yüksek olur. Ömrü boyunca unutmaz konferansa giden adam, çok iyi teksif oluyorlar çünkü şahıs bire bir anlattığı için. Kardeşlerimizin faaliyet yapmadaki aşkları, şevkleri çok çok güzel. Kütüphaneler kursunlar, Harun Yahya kütüphaneleri, konferansları düzenlesinler, ev sohbetleri yapsınlar. Ev sohbetleri güzeldir. Kardeşlerini doldursunlar evin içine; mesela yirmi kişi, yirmi beş kişi, güzel çay mı yapıyorlar, kahve mi yapıyorlar, ne istiyorlarsa, onların istedikleri gibi güzel. Hafif böyle kurabiye tarzı gibi şeyler de olabilir, güzel olur, aralarındaki sevgiyi arttırır. Güzel hatip olan bir kardeşlerini seçsinler, iman hakikatleri anlatsın. Ama sıkmadan, böyle coşkuyla, imanı güçlü görünen kardeşlere bunu anlattırmak lazım, sevinçle anlattırmaları lazım. Kucaklaşıp ayrılsınlar, çok faydası olur. Şiileri getirin evlere sohbetlere, Alevi kardeşleri getirin, Bektaşi kardeşleri getirin. İman hakikatlerinde zaten bir tartışma olmaz. Fıkıh konusuna girmemek lazım, herkes kendi fıkhına göre hareket edebilir, çünkü Hz. Mehdi (a.s) devrinde onlar tam istenen şekle gelecekler. Fıkıh konusuna girmedikten sonra bir Alevi, Şii, Bektaşi, Vehhabi hepsi beraber muhabbetle Allah aşkını konuşsunlar. Allah sevgisinden bahsetsinler. Ve onlara olan muhabbetlerini, sevgilerini La ilahe İllAllah Muhammeden Resulullah kardeşliğini yaşayıp, zıtlara güzel bir gösteri yapsınlar. Onların şöyle haset damarlarını çatır çatır çatlatsınlar şöyle, değil mi? Müslümanları birbirine düşürmek, Müslümanlara düşmanlık ruhu vermek isteyenlere ağır bir tokat olur, çok çok güzel olur. Ve her yerde de bu kardeşlerimize sevgilerini, muhabbetlerini ifade etsinler. Kulaktan kulağa, kulaktan kulağa yayılsın. Böldüler kardeşlerimizi, biz birleştirelim. Bu çok büyük bir kepazeliktir. Biz bunu ortadan kaldıracağız, inşaAllah.
“İki haftadır sohbetleri indiremiyorum ve izleyemiyorum. İndirirken birden yarısına gelmeden ‘yükleme tamamlandı’ diye uyarı veriyor. Başka yerdeki bilgisayarlarda da denedik, aynı sorun çıkıyor. Lütfen bu sorunu çözümleyin”. Siz bana şu bilgisayar uzmanları arkadaşları getirin, ben artık rahatsız oldum. Kaç defa söyledim, hep Harun Yahya kanalından verirseniz, ya da belirli bir yerden verirseniz olmaz. Yeni hiç alakasız bir yer kurun, oradan yeni bir yayın daha yapın. Gerçi çok fazla internet kanalı var, onların tanıtımı iyi yapılmamış olabilir. Bir de teknik yönden olayı geliştirecek bana birkaç uzman daha getirin.
ALTUĞ BERKER: Tamam Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Girişler çok çok fazla, acayip, yüz binlerce giriş oluyor. Her yerden ayrı, her bölümde ayrı, böyle yüz binlerce giriş oluyor internet sitelerine, toplamından çok çok yüksek, birkaç milyonu buluyor. O yüzden teknik bir sıkışma oluyor gördüğüm kadarıyla, onu da ortadan kaldıralım.
Akil Namazov “Selamun Aleykum, Türk İslam Birliği’nden önce Karabağ sorunu nasıl ve ne zaman çözülecek?”. Akil niye böyle yapıyorsun? Niye böyle yapıyorsun? Niye Türk İslam Birliği önce değil de, Karabağ önce? Türk İslam Birliği çözüldüğünde Karabağ diye bir konu kalır mı?
ALTUĞ BERKER: Kalmaz.
ADNAN OKTAR: Ne Karabağ kalır, ne beyaz bağ kalır, her yer çözülür. Yapmayın, etmeyin böyle denmez, bu yakışık alıyor mu şimdi? Biz desek ki, önce Kıbrıs sorununu çözelim sonra Türk İslam Birliği, Türk İslam Birliği olduğunda Kıbrıs sorunu diye bir konu kalır mı? Dümdüz olur Allah’ın izniyle, hatta Kıbrıs’ın tamamı Türk İslam Birliği’nin içine girer. Oturuyorlar Avrupa Birliği’ne Türki bölgeyi de vermeye kalkıyorlar. Kıbrıs’ı Kıbrıs yapan oranın bir tatlılığı, şirinliği vardır, kendine has kültürüdür. Sen orayı otellerle, motellerle falan karmakarışık hale getirirsen, oradaki manevi dokuyu yok edersen, orada ne kalır geriye? Binalar ve toprak kalır, başka bir şey kalmaz. Artık orası vatan olmaktan çıkar Allah esirgesin. Bir kere Kıbrıs’ı asla vermeyiz, bunu unutsunlar, aklıma gelmişken onu söyleyeyim. Bizim aşkla, muhabbetle sevdiğimiz kardeşlerimiz Kıbrıs’ta var, başka yerlerde var, hiçbirinden vazgeçmeyiz. Bir kere bunu unutsunlar, durup durup bunu tutturuyorlar. Güneydoğu’yu istiyoruz, Kıbrıs’ı istiyoruz, Antalya’yı istiyoruz, diyorlar. Deli misiniz siz, ne alaka? Şaka gibi. Ne kadar abuk sabuk ifadeler bunlar. Türkiye, bilakis büyüyor ve büyüyecek. Adamlar oturmuşlar, orayı alalım, şurayı alalım. Öyle bir şey yok, bunu unutacaklar. Bir kere şu Kıbrıs konusunu hiç gündeme getirmesinler, mümkün değil. Acayip beğeniyorum ben Kıbrıs’ı, çok şahane, hazır almışken ne güzel. Bir de ayrıca muazzam toprak kaybımız oldu. Tamamı bize aitti Kıbrıs’ın, gürültüye getirdiler. Rodos falan hepsi bizimdi. Cübbeli’nin meşhur Maltası, orası da bize aitti. Bakın ne hallere getirdiler oraları. Malta buram buram Osmanlı kokacak, inşaAllah. Buram buram güzellik kokacak, inşaAllah. Malta halkı özgür olsun. Biz Malta’ya siyasi müdahele istemiyoruz. Hükümetleri güçlü olsun. En güzel sanat eserleri olsun. Osmanlı’nın sıcak güzelliği oralara yayılsın, zengin olsun halkı. Şu an sürünüyorlar, perişanlar. Rodos halkı çok perişan haldeler. En güzel zenginliği yaşasınlar. Ama o İslam’ın sıcak sevgisi, muhabbeti her yere girsin, bizim istediğimiz bu. Yoksa ne mülklerine zarar gelsin isteriz, ne hükümetlerine, ne devletlerine, inşaAllah.
“Selamun Aleykum sayın Adnan Hocam. Dün size İstanbul’daki dev siluet ile ilgili mesaj göndermiştim, içinizden okudunuz ama cevap vermediniz. Sizin görüşünüz nedir? Fatih Çiğ. Evet veya hayır demeniz yeterli, sizi görüşünüzü heyecanla bekliyorum Sayın Hocam, Allah’a emanet olun.” Benim bildiğim, bir harita da Fatih Sultan Mehmet’e benziyor diyorlar, havadan çekilmiş bir fotoğraf var. Doğru, benziyor ama birçok toprak bölgesinde havadan çekim yaparsan, birçok kişiye benzeyebilir. O, o kadar sarsıcı bir şey değil, güzel, hoş ama bir şey yok onda. Bir ara Hasan Mezarcı da tutturmuştu; aya bakan beni görür, diye. O tip şeylerden pek bir şey çıkmaz, öyle şeylere gerek yok, inşaAllah. Bir adam daha var geçenlerde; Merih’te benim resmim görünüyor, ayda benim resmim görünüyor, diyor. Hakikaten bir çekim yapılmış hafif sakallı gibi bir adam çıkıyor, flu olarak. Kardeşim şimdi biz de Kastamonu’da havadan çekim yapsak, Cüneyt Arkın’a benzeyen adam da çıkar, bilmem başkasına benzeyen adam da çıkar. Ne alakası var şimdi? Biraz hem komik, hem zorlama bunlar. Böyle şeylere girmesinler, bunlara gerek yok. Hakikaten harikulade bir şey olsa ben söylerim. Mesela bakın Mısır’da görülen o siluet önemlidir o. Atlı bir şahsın görüntü olarak görünmesi teknik olarak doğru. Detaylı teknik olarak incelettim o resmi, çok detaylı teknik incelemeye aldık, film doğru, hile yok. Mesela orada bir harikuladelik var. Bu çok harika, atlı bir şahsın halkın arasına girip.
SUNUCU: Halk görüyor mu peki hocam?
ADNAN OKTAR: İç içe oldukları için o anda fark edememiş olabilirler. Kendi içlerinde olduğu için orada bir ışık hüzmesi gibi, bir projektör tuttuklarını zannetmiş olabilirler. Bir tek o değil, aynı anda bir ışık daha takip ediyor onları, bir ışık topu da arkasından takip ediyor. Filmin daha detaylısı, daha neti bana geldi, oradan ben inceledim, çok süratli hareket ediyor. Mesela bu harika, şaşırtıcı bunun açıklaması yok. O kargaşa içinde onu bir toz gibi zannetmiş olabilirler, çünkü tam yakınlarından geçtiği gibi hissedememiş olabilirler.
Güzel Tülay, sevimli Tülay bana bir yazı yazmış. “Sevgili Adnan Hocam, doksanlı yıllarda çevremdeki negatif etkilerden dolayı suizan etmiştim, ne mutlu şimdi sizlerin sohbetlerini internetten takip ediyorum ve çok pişmanlık duyuyorum. Hakkınızı helal edin bana ve benim gibi davrananlara lütfen. Sohbetleriniz çok hoş ve muhabbet dolu, maşaAllah. Dualarımız sizlerle, inşaAllah. Sevgilerimizi ve tebessümlerimizi gönderiyoruz sizlere.” Sevimli Tülay, can Tülay tabii ki sana hakkımı helal ederim. Gayet normal, rahat rastlanabilecek bir olay o, şaşıracak bir şey yok.
“Essalamun Aleyküm.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hz. Mehdi (a.s), ben Mehdi’yim demeyeceğine göre, yanlış bir insanı Hz. Mehdi (a.s) olarak bilip uymak mı, yoksa ihtiyaten kimseye ittiba etmemek mi iyidir? Bir de Hocam, geçen gün bir yazar F tipi demişti, yardımcı hocamız da, size F tipi cezaevi olarak algıladınız. Kanaatimizce Fethullah Hoca Efendi’nin peşinden giden gazeteciler kastedildi. Ahmet Yazıcıoğlu.” Ama çok kıl bir espri türü F tipi falan, çok gıcık bir üslup. Fethullah Hoca’nın peşinden gitme diye bir şey yoktur. Aklıselim vardır. Sağduyu denen, makul düşünce vardır. Fethullah Hoca’nın görüşlerinde eğer bir akılcılık varsa, bir samimiyet varsa bunu bütün akılcı, samimi insanlar, herkes destekler. Akılcı bir insanın görüşünü de Fethullah Hoca destekler. Akılcı insanlar zaten aynı görüşte olurlar. Sağduyu denir ona. Biz mesela güzel bir şeyi savunduğumuzda, onu herkes savunuyor. Şimdi Fethullah Hoca’nın desteklediği anlamına mı gelir bunu? Fethullah Hoca’ya da sorsak, o da destekleyecektir, bunda şaşıracak bir şey yok ki. Türk halkının bir sağduyusu vardır, güzel bir görüşü vardır. Bunu aklı başlında herkes destekler, olay bu. “Hz. Mehdi (a.s), ben Mehdi’yim demeyeceğine göre yanlış bir insanı Hz. Mehdi (a.s) bilip uymak mı, yoksa ihtiyaten kimseye ittiba etmemek mi iyidir?” Ahmet, ben sana işin doğrusunu söyleyeyim, ben orada anladım ne demek istediğini ama anlamazlıktan geldim. Kasten yaptığım bir şey. Çünkü o saygısızlık yapanlara prim vermiş oluruz. Kasten anlamazlıktan geldim ki, biraz da onları gıcık etmek için. O konuda gönlün rahat olsun.
Ben mesela Bediüzzaman’ın zamanında olsam, bana deseler, bu devrin Mehdi’si kim, sizce ben anlar mıyım, anlamaz mıyım kim olduğunu? Anlarım. Nasıl anlamam ben? Çok vicdansızca olur aksi. Olay bağırır. Çok açık aleni, çok şiddetli alametler olur. Mesela sahte Mehdi’lerde bir milimse alamet, gerçek Hz. Mehdi (a.s.)’da milyondur, kahredici bir üstünlük vardır. Deliller çok sarsıcıdır, çok güçlüdür. Ne alaka? Şimdi Bediüzzaman’ın zamanında birçok Mehdi’ler vardı o devirde, birçok alim vardı. Ben o devirde olacağım da, bir türlü karar veremiyorum, acaba hangisi devrin Mehdi’si diyeceğim, olacak iş mi bu? Hemen belli oluyor Bediüzzaman, hemen. Nasıl belli olmaz? İşine gelmiyor adamların, onun için anlamazdan geliyorlar. Çünkü Bedizzaman’a tabi olmak ne demek? Hapishane demek. Sıkıysa git Bediüzzaman’ın yanına. Kapıdan çıktın mı, hadi koçum yürü gidiyoruz, diyorlardı direkt içeri. Öyle bir durumda tabii anlamazlıktan gelecek kendi uyanık kafasına göre. “Bir türlü çıkaramadım” diyecek. Ona zarar vermeyecek bir Mehdi arayacaktır. Hapse düşmesini engelleyecek, tahsilini tamamlamasını sağlayacak, evlenmesine mani olmayan, işini gücünü devam ettirmesini sağlayan, ailesiyle canlı, şekerli, bal, kaymaklı ilişkilerini devam ettireceği bir Mehdi gerekiyor. O zaman o, Mehdi’sini bulur o. Gerçek Mehdi’lerde hayatın her yönüyle çatışma çıkar hemen hemen. O yüzden Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri az oluyor. O zaman da anlamazlıktan gelecektir tabii. Çamura yatıyorlar, anlamazdan geliyorlar, nasıl anlaşılmaz? Bal gibi anlaşılır. Peygamberimiz (s.a.v) anlaşılmıyor muydu? Birçok kişi kendilerini inek havasına soktular, anlayamıyoruz diye. Neyi anlayamıyorsun? Bakar bakmaz anlaşılır, nasıl anlaşılmaz? Peygamberimiz (s.a.v.)’in yüzüne bakıp da, ne kadar adice bir haraket, anlaşılmaz olur mu Peygamber (s.a.v.)? Elinden yüzünden nur akıyor. Son derece dürüst, müthiş akıllı, keskin nazarlı, alabildiğine güzel ahlaklı bir insan. Dürüst olduğunu gördüğüne göre ve Peygamberim diyorsa, Peygamberdir zaten. Aksi ne olabilir? Bir adam vardır, kaşı gözü her yeri oynuyordur adamın, inanmazsın, o tamam. Ama elinden, yüzünden nur ve efendilik akıyor, nasıl anlamazsın? Kuran ayetlerine bakıyorsun nefes kesiyor, şahane. Besbelli ki Allah hükmü, nasıl anlamıyorum, diyorsun? Niye anlamıyor biliyor musun? Sabah savaşa gidecek de onun için. Kafayı, gözü doğrattıracak, elini yüzünü doğrattıracak. Babadan, anadan ayrılacak, o zaman anlamaması gerekiyor kendi kafasına göre. Malını mülkünü verecek, gece sabaha kadar nöbet tutacak, müşriklerle ticaret yapamayacak. O zaman, ben bir türlü çıkaramadım, bir türlü anlayamadım, diyor. Anlıyorsun sen, anlıyorsun da anlamazlıktan geliyorsun. Anlamaz olur musun? Hemen anlarsın. Allah diyor ki; Şeytandan Allah’a sığınırım “vicdanları kabul ettikleri halde, zulüm ve büyüklenme nedeniyle kabul etmediler” diyor Allah. Zulüm ve büyüklenme olay budur, başka bir şey yok. Bu devirde de ben göreceğim de tanıyamayacağım, mümkün değil. Hz. İsa Mesih (a.s)’da da öyle. Ben Peygamber’i göreceğim de, tanıyamayacağım, nasıl olur böyle bir şey? Kalbin kapkaraysa tanıyamazsın tabii ki. Bir sahtekar çıkıyor, saçını platine boyatıyor, eline bir sopa alıyor, ortaya çıkıyor, ben Hz. İsa (a.s)’ım, diyor. 5 yaşında çocuk olsa bunun deli olduğunu anlar. Nasıl anlamazsın onun sahtekar olduğunu. Anlamazdan geliyorlar, o havaya giriyorlar, o da çamura yatmadır. Oyun oynuyorlar. Hepsi anlaşılır. Biz mesela sokakta it kopuk olduğunu yüzüne baktığımızda anlamıyor muyuz? Mesela adam geliyor, çakal olduğu elinden, yüzünden akıyor, hemen anlıyoruz, yanından uzaklaşıyoruz. Efendi bir insan geliyor, nur gibi eli yüzü, hakikaten dürüst. Adam bir şey söylüyor, tamam diyorsun, inanıyorsun, kanaatin geliyor. Anlaşılır, anlaşılmaz diye bir şey yok.
“Selamun Aleyküm Muhammed Adnan Hocam daha tanışmak nasip olmadı, belki ahirete kaldı. Bu kutlu tebliğ çalışmalarından dolayı çok seviyorum sizi. Elimden geldiği kadar takip ediyorum, kitaplarınızı okuyorum ve dağıtıyorum.” Şimdi Cüneyt, sanki ya sen ölecekmişsin ya ben hemen ölecekmişim gibi bir üslubun var. Allah ikimize de uzun ömür versin. Niye görüşmeyelim görüşürüz, inşaAllah. “Kitaplarınızı okuyor ve dağıtıyorum, düşüncelerim dua mahiyetinde teker teker oluyor. Kanalımız A9 hayırlı olsun bütün İslam alemine. Deccal fitnesini söndüreceğine inanıyorum. Hz. Mehdi (a.s) zamanın sahibinin geleceğinin daha 10 yaşından beri araştıran biri olarak umutlarım günden güne artıyor. İnşaAllah dünyaya hakim olacak. Hem duamın kabulü hem de gayretlerinizin sonucu olarak bu fakire Cenab-ı Allah gösterir, inşaAllah. Allah yar ve yardımcınız olsun. Ahirette Peygamberimiz (s.a.v)’in sancağı altında buluşmak dileğiyle. Ellerinizden öperim.” Biz de sizlerin ellerinizden öpüyoruz. Ankara’dan Cüneyt. Ahirette ilk yapacağım, Peygamberimiz (s.a.v)’e sarılmak, inşaAllah. O dünya tatlısına, maşaAllah. Allah nasip ederse tabii, inşaAllah. Şu inşaAllah’lara nokta koymuyor musunuz, ne kadar kızdırıcı bir hareket bu. Öbür konuları uzun uzun yazıyorlar, saatlerce internette konuşuyorlar, çeneleri de yorulmuyor kerataların. İnşaAllah oldu mu, inş. Olur mu? Allah adını yazsana için bir ferahlasın, inş ne demek, ne kadar anormal bir hareket. Öbürlerini niye uzun uzun yazıyorsun? Her şeyi yazıyorsun, orada mı iktisat yapacağın tutuyor? Öbür cümlelerde iktisat yap, kendi adını yazarken iktisat yap. Başka bir çok konu var iktisat yapacağın. Orada iktisat yapmak çok acayip bir hareket, yakışık almaz. İnşaAllah, bir kere Kuran’da övülmüş bir sözdür. İnşaAllahı ve maşaAllahı çok söyleyenler dünya hakimi olacaklar. Cayır cayır yazacaksın, inşaAllah diye. A’sını da büyük yazarak yazacaksın, böyle olmaz Ferit. Delikanlı Ferit, bir daha yaz olmadı, değil mi Berker Hocam, inşaAllah?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Hocam söylediklerinizin çıktığı 1300’ü geçti, inşaAllah. Ne demişti ne oldu? Allah’ın izniyle. Vizeler konusunda, siz daha önce vizelerin kaldırılacağını söylemiştiniz, inşaAllah. Sırbistan ile vizeler kalktı, Malezya ile vizeler kalkıyor, inşaAllah. Ve İtalya vizeleri kaldırmak istiyor. Kimsenin düşünemeyeceği zamanda siz vizelerin kaldırılacağını söylediniz Hocam, 3-4 sene evvel, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: İtalya geç bile kaldı.
VTR: Ne Demişti Ne Oldu? “Şarabın Zararları.”
ADNAN OKTAR: Trafik kazalarının çok büyük bir bölümü alkollü olarak araba kullanmaktan kaynaklanıyor. Beyinde tahribatı çok güçlüdür, karaciğerde tahribatı çok güçlüdür, onun için Cenab-ı Allah Kuran’da haram kılmış, inşaAllah. Yani birçok sebepten.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam. Sabancı Üniversitesi’nden yazan kardeşimizi duyunca ben de yazmak istedim.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahu ve Berekatuhu. “Ben de aynı üniversitedeyim ve çevremde de gördüğüm gibi bir organizasyon olmaksızın takip ediliyorsunuz, gençlerin size ilgisi gerçekten sevindirici şekilde çok arttı. Hocam gerçekten ülkemizde bireylere ve kimliklere saygı çok önemli bir noktaya geldi. Bizi kardeşlerimizden ayırmak isteyenler mevcut, ancak bu şahıslara ve yapılanmalara izin vermeyeceğiz, inşaAllah. Sizin de sürekli bahsettiğiniz gibi Türk-İslam Birliği çok önemli ve bizim gibi gençler gelecekte bu hedefi gerçekleştireceğiz, inşaAllah.” Sevimli Büşra yazmış.
“Esselamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Muhammed Adnan Hocam şimdi yanınıza gelsem, Allahualem başınıza bela açarım, destek değil köstek olurum. Muhammed Hocam Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyoruz, inşaAllah. İstanbul’da okulu kazanıp, yanınızda diğer arkadaşlarınız gibi mücadele etmek istiyorum. O mübareklerin yerini tutmasam da size kahve taşısambenim için büyük bir nimet. Allah’ın çok güzel bir tecellisisiniz, inşaAllah” diyor Mehmet Bulut.” Evet Mehmet kahve, biz de sana kahve getiririz, inşaAllah. Karşılıklı, inşaAllah. Müslümanlar birbirinin hadimidir, kardeşidir, tabii ki birbirlerine destek olacaklar. Ama sevgin çok güzel. Bir de estağfirullah, niye başımıza bela olasın? Öyle bir şey olmaz. Ama üniversitede okuman güzel. İnşaAllah iyi bir okul kazanırsın, bilgini arttırman güzel, Allah sana ne yapacağını zaten gösterir, inşaAllah.
“Efendim yıllardır sizi ve eserlerinizi takip etmekteyim. Kararlılığınız ve azminiz sayesinde birçok karanlığa ışık tuttunuz” vesile olmasıyla. “Araştıran ve düşünen insanlara bu yüzyılda ihtiyaç duyuluyor. Allah sizleri başımızdan eksik etmesin ki, ışığımızı kaybetmeyelim hayırlı geceler Erzincan’dan Emre Bozkurt.” Efendim çok özel kaydıyla bir mektup, “Muhammed Adnan Hocam, sizi çok seviyorum” diyor. MaşaAllah ben de seni çok seviyorum. “Selamun Aleyküm arslan Hocam. MaşaAllah Allah’ın izni ile Darwin’in ve Darwinizm’in putunu kırdınız. Hadis ve Kuran hükümleriyle her dediğiniz doğru çıktı ve çıkmaktadır, inşaAllah. Bir bakışınızla bile münafıkların yüreklerini ağızlarına getiriyorsunuz, maşaAllah arslan Hocam” diyor. Sevgisi bayağı fazla benim gördüğüm kadarıyla. “Hala sizinle uğraşıyorlar ama size kimin gücü yetebilir ki inşaAllah? Hiç kimsenin. Ben Allah’ın her bir olayı muhakkak bir hikmet ve hayırla yarattığına inanıyorum ve buna iman ettim, inşaAllah. Ben de Karabağlıyım, son zamanlarda bu konuyla ilgili olarak size çok mektuplar geliyor ama maalesef bu kardeşlerim Allah’ın bu olaydaki hayır ve hikmetlerini göremiyor veyahut görmezlikten geliyorlar. Ben ümit ediyorum ki zamanı gelince size yönettikleri o soru var ya, neden Ermeniler de kardeşimizdir? Onlar bizim kardeşimiz, diyorsunuz. İşte bu soruya cevap bulacaklar, inşaAllah.” Onlar bizim La ilahe İllAllah kardeşimiz, inşaAllah. Dünya kardeşimiz.Muhammeden Resullullah dediklerinde de, La ilahe İllAllah Muhammeden Resullullah kardeşlerimiz olacaklar, inşaAllah. “Masum insanları da suçlamak en azından adaletsizlik ve samimiyetsizlik olur benim fikrimce. Bir Azeri olarak sizin her söylediğinizi gönülden alkışlıyorum, buna da kesin eminim, inşaAllah. Siz bir kelimeyi dahi boşu boşuna söylemezsiniz, inşaAllah. Her dediğinizde muhakkak bir işaret vardır ama bunu düşünen insanlar ve akıl sahipleri anlar, inşaAllah. Mübarek ellerinizden öperim, sizi Allah’a emanet ediyorum” diyor herhaldekesilmiş yazı evet.
ALTUĞ BERKER: Bir belediye, Adapazarı Belediye Başkanı Sayın Süleyman Dişli’ye, gönüllü iki kardeşimiz Yaratılış Atlası’nızı hediye etmiş Hocam. Beraber fotoğraf çektirmişler. Ertunç Can ve Zafer Sümeroğlu kardeşlerimiz. Adapazarı Belediye Başkanı Sayın Süleyman Dişli’ye Yaratılış Atlası’nı hediye etmişler.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, hayırlı uğurlu olsun. Şimdi bence en önemli hediye şu Yaratılış Atlası. Özellikle büyük kütüphanelere ve önemli yerlere, değil mi? Birer tane obüs mermisi şart, inşaAllah. Yaratılış Atlası yani. Güzel, Allah hayırlı etsin, inşaAllah her yerde olsun.
“İmam-ı Rabbani Hazretleri, Nakşibendi son silsilesinden yani şeyh olacağından bahsediyor, o konu hakkında ne dersiniz Hocam?” Gurbet isimli bir kardeşimiz sormuş. Herhalde Hz. Mehdi (a.s)’ı kast ediyor. Tamam, Hz. Mehdi (a.s) bütün tarikatlerin üzerindedir, bütün tarikatlar ona bağlanmıştır. Dolayısıyla Nakşibendi, Kadiri, Şazeli hepsi, on iki büyük tarikatın tamamı ona bağlı olduğu için, en büyük mürşid, en büyük şeyh olmuş oluyor. Bediüzzaman ne diyor; “hem en büyük bir müceddid, hem en büyük müçtehid,hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid” diyor. İşte kast ettiği bu, “hem kutb-u âzam olarak bir zât-ı nuranîyi gönderecek ve o da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır” diyor.Dolayısıyla bütün tarikat büyüklerinin üzerindedir Hz. Mehdi (a.s). En büyük şeyhtir şu ana kadar gelmiş geçmiş, inşaAllah. Şah olmuş oluyor, şeyh de değil şah. Bütün tarikat kurucularına şah denir. O da, bütün tarikatlar onda toplandığı için, bütün büyük tarikat kurucuları da ona bağlandığı için, şahlar şahı olmuş oluyor,inşaAllah.
“Allah ne için namaz kılmayı emretmiştir” diyor Polat. Allah’a kulluk vazifemiz için, bizim gönlümüz açılsın hoşumuza gitsin diye. Ne güzel Allah’ın karşısında secdeye varmak, kıyam etmek beş vakit. Abdest alıyoruz, namaz kılıyoruz ferahlık duyuyoruz. Bir zevk ve nimettir, Allah nimet olarak vermiştir namazı.
Orhan Mirzayev Azerbaycan. Azerbaycan yıkılıyor kardeşim, nedir bu, maşaAllah? Hep Azerbaycan. “Sayın Adnan Hocama ve tüm talebelere” işte saygılarını ifade ediyor, bana da selam etmiş, özetle. Aleyküm Selam. “Aslan Hocam, sizin o güzel konuşmalarınız insana adeta huzur, insana yaşama sevinci veriyor. Sizin vesilenizle Kuran’daki hikmeti, manayı daha iyi anlıyorum, inşaAllah. Şimdi size karşı bazı kişilerin gerçek Müslüman olmadığı daha iyi anlaşılıyor” diyor. Yani size karşı mücadele veren bazı kişilerin gerçek Müslüman olmadığını daha iyi anlıyorum, diyor. “Ki kendileri için menfaat arıyorlar bu kişiler. O mübarek ellerinizden öperim arslan Hocam” diyor. Biz de sizlerin ellerinizden öpüyoruz. “Sorum şu 2012 yılında neler başlayacak, inşaAllah lütfen anlatır mısınız?” 2012 harika, işte bak başladı görüyorsunuz, 2011’de başladı. Hz. Mehdi (a.s) olayı doğru. Bediüzzaman’ın dediği de doğru. Hz. İsa (a.s)’nın inişi de doğru, İttihad-ı İslam da doğru, hepsi doğru bunların. Çok hayret verici, ben de hayret ediyorum ama doğru. Ben de şaşkınlıktan şaşkınlığa düşüyorum ama doğru. Ben normal Müslümanlığı yaşayacağız zannediyordum lise yıllarında, o şekilde. Hakikaten Allah bu yüzyılda İslam ahlakının dünyaya hakimiyetini dilemiş. Önce teorik olarak öğrendim doğru olduğunu, bir de baktım pratik olarak da doğru olay. Ben de şaşırdım,ben de hayret ettim, hepsi doğru. Muhteşem elhamdülillah, şahane ve tıkır tıkır bütün olayların geliştiğini göreceksiniz. Buradayım ben görüyorsunuz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Kuş ve kedi filmi var Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım. “Selamun Aleyküm Sayın Adnan Hocam. Sizleri severek izliyoruz, inşaAllah. Sayın Muhammed Adnan Hocam gerçekten siz ve arkadaşlarınız hayatım boyunca gördüğüm en samimi, candan insanlarsınız, inşaAllah. Sizleri tanıdığım için Allah’a sonsuz şükürler olsun. Allah beni de, sizleri sevenleri de, sizlerin yolunda mücadele edenlerden eylesin. Son nefesimize kadar, inşaAllah. Not: Hocam ben inanıyorum Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)’nin geleceğine, inşaAllah. Etrafımdakiler gülse bile son gülen iyi güler, inşaAllah. Murat Gürcan, Amerika.” New York’tan yazmış.
“Essalamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam ellerinizden saygı ve muhabbetle öpüyorum.” Biz de sizlerin ellerinizden öpüyoruz. “Benim bir sorum olacak, inşaAllah. Allah (c.c) Müslüman’ın bir abdi olarak ve O’nun yolunda hizmet etmeyi çok istemek, bu isteğini Cenab-ı Hakk’a sürekli olarak bildirmek, rızasını kazanmak için ne yapmak gerekiyor? İnşaAllah tekrar nurlu ellerinizden öpüyorum Hocam. Bu aciz talebenize dua edin, inşaAllah” diyor Ferit Çakmaker. “Bir de Hz. İsa Mesih (a.s.) ne zaman çıkacak?” diyor kardeşimiz. “Çıktığı zaman Müslümanlar onu tanıyabilecek mi?” Acele etmeyin işte olayları görüyorsunuz, olaylar çıktığında zaten red edilecek gibi olmuyor ki. Mesela İslam ülkelerinde aniden bir feveran başladı. Bak Bediüzzaman ne diyor; “feveran edecek” diyor. Buyurun işte feveran dediği çıkıyor, olay oluyor. Feverandan kastettiği neymiş? İşte bu. Tahakkuk edince anlatmak çok daha kolay oluyor. Tahakkuk etmeden biraz zor oluyor, inşaAllah. Allah’ı severken Allah’a kul olmak için candan olmak lazım, samimi olmak lazım, başka bir şey değil, çok içten olmak lazım.
“Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Hocam” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu, Londra’dan Ufuk.” MaşaAllah, bakın bütün dünya izliyor, Amerika, Londra, Azerbaycan. “Sizinle, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in gerçekleşen bir hadisini paylaşmak istiyorum izninizle Hocam. Mealen; ‘İstanbul ikinci defa savaşsız ve tekbirlerle fethedilecek.’ Hadis de zuhur etmiştir, inşaAllah. Şöyle ki,” diyor. Çok uzun bir yazı, kısa çok kısa olursa, birkaç satır olursa çok çok iyi olur, özlü ve kısa.
Nurdan Hanım yazmış. “Selamun Aleykum canım Hocam, yine çok yakışıklısınız.” MaşaAllah. “Sesiniz ruhumuza, görüntünüz gözlerimize doyumsuz bir keyif veriyor. Hocam ben dün rüyamda televizyon izliyorum ve tüm dünya halkının ayaklandığını ve Hz. Mehdi (a.s)’ı çağırdığını ve yetiş artık ey Hz. Mehdi (a.s.), diye haykırdığını gördüm. Bütün haberlerde Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyorlardı, çok seviniyordum, ben de ağlıyordum Hocam, inşaAllah. İçimden bir ses bu görüntülerin kısa zaman içinde yaşayacağımı söylüyor. Türk İslam Birliği gümbür gümbür geliyorum, diyor. Hocam ellerinizden öperim iyi geceler.” Güzel yüzlü Nurdan, güzel huylu Nurdan, inşaAllah dediğin gibi olacak, Allah’ın izni ile.
Eskiden Mehdiyet denilince herkesin aklına o gelirdi. Böyle kılıçlar çekilir, kan gövdeyi götürür, olaylar olur, bir yerleri yıkarsın, binalar alt üst olur, olay çıkar, kimse evinden çıkamayacak hale gelir. Halbuki Mehdiyet öyle değil, bilakis hürriyet, huzur, güven, sükunet, neşe, sevinç, akılcılık, bilim ve sanat; insanın aklının alabileceği mükemmel olan her şeyin toplamı Mehdiyet’tir. Düşünün bir, dünyada insanın düşünebileceği en mükemmel şey nedir? Mesela bak en makul düşündüğümüzde Allah’ın varlığını hemen anlıyor muyuz? Anlıyoruz, bu çok makul olan bir şey. Makul olan nedir? Allah’ın varlığını anlamaktır. İslam’a, Kuran’a bakıyoruz, Kuran’ın anlatımı; mesela Tevrat ve İncil’e bakıyoruz, Kuran çok makul, çok düzgün ve çok güzel, hak olduğu hemen anlaşılıyor. Akılcı baktığımızda ikinci bir ihtimal çıkmıyor. Affedicilik çok güzel, merhamet çok güzel, şefkat çok güzel, temizlik çok güzel, düzen çok güzel. Sanat, mesela sanata bakıyoruz sanat çok güzel. Güzel bir mimari içimizi açıyor, ittifak var. Mesela geniş bahçeler, meyve ağaçları çok güzel, hayvanlar güzel, bitkiler çiçekler güzel, güzel olan her şeyin uygulanmasıdır Mehdiyet. Mesela baskı kötü, olmaz. Hürriyet güzel, olur. Hüzün kötü, olmaz. Sevinç güzel, olur. Mehdiyet’te sistem budur. Kötülüğün hemen ayıklanması, güzel olanında sürekli uygulanması sistemidir. Mesela Arnavutluk, şimdi Türk İslam Birliği oldu. Hükümete gidip dersin ki, hükümetinizi dağıttık, meclisinize el koyduk, sıkı yönetim ilan ettik, Arnavutluk’u biz fethettik aldık, hadi geçmiş olsun, bu kötü, anormal. Ne diyorsun? Devletiniz kıyamete kadar baki olsun. Hükümetinize de helal olsun. Mülk sizin, sizi çok seviyoruz, var gücümüzle sizi destekliyoruz. Ticaretimizin yolunu açalım, sevginin yolunu açalım, kardeşler olalım, gelelim, gidelim, bu güzel, çünkü tahakküm kötü. Sıkıyor insanı tahakküm. Bir insana baskı yapmak kötü, bir insanı hizaya getirmek kötüdür. Bir adamı hizaya getirdin mi sen, ömrü boyunca unutmaz onu. Mesela zorla hizaya getirmeler, insanların çok ağrına gider. Kendi gönlüyle yaparsa çok güzeldir, severek yaparsa çok güzeldir. Zor kullandın mı, adam düşman olur, kafasından da gitmez. Onun için Mehdiyet’te zor yoktur. Zor ile güzellik bir arada olmaz. Hatta derler ‘zorla güzellik olmaz’ derler. Zor kalkar, Mehdiyet’te zor yoktur. Cenab-ı Allah diyor; şeytandan Allah’a sığınırım; “Dinde zorlama yoktur” diyor, ferahlık. Genç kızlar, dünya çiçekleridir onlar, alabildiğine özgür olacaklar, ala bildiğine neşe ve sevinç içinde olacaklar. Hak ettikleri sevgiyi, saygıyı ve korumayı bulacaklardır. Mesela onlar ezilirse, bütün topluma eziyet edilmiş olur. Onlar mutlu olursa, bütün toplum mutlu olur. Mesela çocuklara eziyet ediliyorsa, bütün toplum gerilir. Çocuklar huzurluysa, bütün toplum mutlu olur. Mesela yaşlılar, çok şekerdir yaşlılar. Babaanneler, anneanneler ayrı bir süstür onlar. Ne işleri var onların özel bakımhanelerde? Olur mu? Evin süsü, niye gitsin oraya? Al getir eve. Kardeşim, felçli, diyor. Sen olmayacak mısın? Sen de olabilirsin, o zaman seni de mi oraya koyalım, değil mi? Al sevabı ne güzel işte. Nöbetleşe bakacaksın. O zaman sen dünyada zor görmezsen, nasıl imtihan oluyorsun sen o zaman. Nedir bu? Tabii ki felçli de olur, ona hayatı cennete çevireceksin, yaşlı bir insana. En güzel yiyecekler, en güzel kıyafetler, bakımına dikkat edeceksin. Ona sevinç vereceksin, senin sevdiklerin de sana aynısını yapacaklar, aynı güzelliği yapacaklar ve ondan huzur duyacaksın. Sen onu alıp huzur evine atarsan; ki oradaki insanlar da iyilerdir, onlara da bir sözümüz yok ama imkanı varken bu yapılmaz. Tabii oradaki tavırlar da insanidir, cehennem ortamı değil. Orada da güzel bir hayat yaşadıkları belli ama aile içindeki yaşamla kıyaslanmaz. Velhasıl kelam her yere sevgi hakim olacak Mehdiyet devrinde. Mehdiyet öyle uzun uzun düşünülecek bir şey değildir. Mesela biz burada düşünüyoruz, diyoruz ki ne yapalım? Ben mesela tabakta pasta istiyorum, en güzel tabakta geliyor. Şimdi güzel olan budur. Mesela kahve istiyorum, en güzel fincanla geliyor. İşte Mehdiyet’in yöntemi budur. Mesela halkın olduğu bir alan var, her yer bina, taş bina, yeşillik yok, bahçe yok, olmadı. Yıkarsın binaları, orada güzel yeşillik bir alan, havuzlar, bahçeler, bağlar, evleri biraz daha öteye, ileriye alırsın, oraya havuzları görecek şekilde, bu oldu, bu Mehdiyet’tir. Taş binalar, iç içe binalar, ruhsuzluk deccaliyette olur. Mesela Rusya da öyleydi, bütün binalar iç içe, tek bir tane yeşillik yok, küçücük dar alanlar. Ferahlık geniş geniş evler Mehdiyet’in gereğidir, ferahlık. Mesela Çin’de, adam evli 3 metre kare oturdukları alan, isterseniz fotoğraflarını da göstereyim. 3.5 metre kare, şu kadarcık yerde, karı-koca, mühendis, ikisi de mühendisler, 4 metre kare yerde oturuyorlar. Bu işte komünizmin, deccaliyetin dehşetini gösteriyor. Ama Allah vermesin, çok zaruri durumlarda bunlar tabiî ki olabilir ama geçici kabul edilir, hayat olarak kabul edilmez bu. Bak Çin’e git, bütün milletin suratı asık, gülen yok, neşeli insan yok, deccaliyetin neticesidir bu işte. Mehdiyet’te bütün yüzler güler, neşelidir sevinçlidir, gözlerde neşe, sevinç, aşk parıltısı vardır. Sapsarı suratlar yoktur, canlı dolgun yüzler vardır, hayat doludur. İnsan hücrelerine hayat gelecektir Mehdiyet’te. Şimdi insanın hücrelerinden hayat ruhu alındı, Allah hayat ruhunu aldı, ölü hücreler insanlarda, bitap, bitkin. Bakıyorum sokaklarda, insanların yüzleri oksit sarı, gözler yerde, perişan, saçlar ölmüş, cildi ölmüş, bedeni ölmüş, elleri ölmüş, her yerde bir ölüm hissediliyor. Kuran’ın ruhunun girmediği yerlerde, Rahmani ruhun onları sarmadığı yerlerde bu var. Tabii Rahmani ruh onları sarıyor da, onlar ondan istifade edemiyor. Kuran tabii ki her yere giriyor, onlar onu oradan alamıyorlar. Kuran’ın ruhunun, İslam’ın ruhunun girdiği her yerde, sıcaklık ve bereket olur, Mehdiyet budur. Mesela Cübbeli’nin anlattığı Mehdiyet var, dehşet verici. Yine bazı ekabiratın anlattıkları var, dehşet verici. Deccalden bahsediyor adamlar, Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahsetmiyorlar. Kan, irin, gözyaşı, binalar yıkılıyor, yerle bir oluyor, yüz binlerce insan birbirini kırıp geçiriyor, tam bir dehşet ortamı. Kadınlar mahvediliyor, kadınlar insanlıktan çıkartılıyor, kadınlara saygı yok, çocuklara saygı yok. Sanat ve bilim tamamen hayattan kesiliyor, bu deccaliyettir. Farkında olmadan deccaliyeti anlatıyorlar. Mehdiyet bambaşkadır, anlamayanlara anlatacağız.
ALTUĞ BERKER: Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çağında olduğumuzu söylüyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Hocamız’ın yüzüne baktığınızda cezbe oluşur, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Hz. Mehdi (a.s) hakkında vaki hadis-i şeriflerde Fahri Alem (s.a.v) Efendimiz’den sırran (gizlice) haber sadır olmuştur (meydana gelmiştir). Ancak anahtarı kimde ise o açar ve işin hakikatini o anlar başkası anlayamaz. Herkes anlasa sır zahir olur, usule muhalif gelir. Yani zamanın sahibi Hz. Mehdi (a.s), Resulullah (s.a.v)’in varisi perdeyi kime açarsa, ancak o anlar. Nuzurlu Hz. İsa (a.s) da, ki sır da böyle, Allah dostların rütbesindeki büyüklükleri nispetinde halleri ve sırları kapalıdır. Hz. Mehdi (a.s) bizim usulümüz üzere gelecek, şimdi o devirdeyiz.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Yani akılcılık sevgi, dostluk, kardeşlik, muhabbet. İslam ruhu, Kuran terbiyesi, Muhammedi ruh, o mimari üzerine gelecektir ve en büyük mürşid olacaktır, inşaAllah. Gelmiş geçmiş en büyük mürşid, veli olan mürşidlerin içinde en büyüktür. Süleyman Hilmi Tuna Hazretleri de 2010’ları işaret etmiştir ağabeylerle özel sohbetlerimde, bunu birçok kanaldan duydum, 2010’lar, inşaAllah. İlerideki safhalarda İslam’ın bütün dünyaya hakim olacağı belirtmiştir.
Güzeller güzeli Tuğba yazmış. “Sayın Adnan Hocam, sizi gece-gündüz dinliyorum. Bu zamana kadar sizin gibi gerçeği bu kadar geniş ve açık anlatan bariz bir alim görmedim. Sizi çok seviyorum. Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğine inanıyorum.” Ben de, inşaAllah. “Kimse buna mani olamayacak, inşaAllah. Allah’ın izni ile Rabbim yardımcınız olsun. Çok güzel hizmetleriniz var, inşaAllah. Allah daim etsin, uzun ömür versin size.” Geniş ve açık alınlı, bu övünme değil ama bunun bir gerçek bir yönü var. Allah beni vesile ediyor hakikaten ben bu gerçekleri ört bas etmiyorum. Mesela ben Hz. Mehdi (a.s.) konusunu bir adama açıyorum, bir anlatıyor insanın beyni uyuşuyor. Uzatıyor uzatıyor bir türlü; dini konuları tenzih ederim, bir türlü konuya giremiyor. Niye demagoji yapıyorsun kardeşim? Hz. Mehdi (a.s.) gelecekse söyle, gelecek de. İnanmıyorsan inanmıyorum de. Mesela Hayri Kırbaçoğlu Ağabeyimiz geçenlerde konuşuyor, ben Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğine inanmıyorum, diyor. Saygı duyarım, dürüst davranıyor, lafı evirip çevirmiyor. O Vatan Gazetesi’ndeki dedemiz de öyle, ben inanmıyorum, diyor. Saygı duyarım, inanmaması bir şey değiştirmez, zaten Hz. Mehdi (a.s.) gelmiş. İnanmıyorum dese de Türk İslam Birliği de oluyor, bu birşeyi değiştirmez. Dürüst insanı severim ama demagoji yapan çok samimiyetsiz insanlar oluyor. “Şahs-ı manevi” şahs-ı manevi ne bu, ne yapar şahs-ı manevi? Seni parçalıyor bu şahs-ı manevi, başka bir şey olduğu yok. İttihad-ı İslam’dan bahsediyor Bediüzzaman, Hristiyanlarla ittifak edilecek diyor. Hristiyanlar da Müslüman olacak, dünyada tek din olacak, diyor. Adalet her yere hakim olacak. Bakın; “hem hakim, hem Mehdi, hem mürşid” diyor. Hakimlik yapacak Hz. Mehdi (a.s), dünyaya adalet dağıtacak. Bediüzzaman yaptı mı? Yok. Şahs-ı manevi bunu yapıyor mu? Yok. Peki bunu Hz. Mehdi (a.s)’ın yapacağını açıkça anlıyoruz. Niye demogoji yaparsın, ne gerek var? Hem kendi imanını hasta hale getiriyorsun, hem insanları hasta ediyorsun. Ben onun için bir şey olduğunda şakır, şakır anlatırım. Mehdiyet’i anlattığım için, birçok kişiyle aram bozuldu benim. Bozulsun kardeşim, derdim değil benim. Ben onlarla bağlantılarımı iyi idare edeceğim diye, onlar gibi karanlık bir ruha giremem, kavruk bir dünyaya giremem. Adamların hayatı kaymış. Bediüzzaman “canlı cenaze” diyor onlar için, “ayakta ölmüşsünüz” diyor Bediüzzaman. “Ölüsünüz siz” diyor. Hz. Mehdi (a.s) ve talebelerinin önünden çekilin de, yani yollarına takoz olmayın, önlerini taş gibi tıkamayın işlerini yapsınlar, diyor. Bediüzzaman açıkça anlatıyor; “ey atideki (gelecekteki) canlı cenazeler, yakta yürüyen ölüler, zombiler, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin önünden çekilin” diyor. Daha ne desin? İşte açık açık anlatmış. Hakikaten bakıyoruz, adam ölmüş, ayakta, cenaze. Bir de akılsız, laf söz de dinlemiyor, üst perdeden insanlara bakıyor.
ALTUĞ BERKER: Seyyid Abdulkadir Geylani Hazretleri, Fethur Rabbani adlı eserinin 60. meclisinde şöyle buyuruyorlar. “Her kim ki bu zata erişirse,” Hz. Mehdi (a.s) kastediyor, “artık Aziz ve Celil olan Allah’ın kapısından onu hiçbir engel alıkoyamaz. Hz. Mehdi (a.s)’ın bayrağı indirilemez, askeri mağlup edilemez. Hakkı haykıran sesi susturulamaz. Tevhid kılıcı için bir hudut çizilemez, ihlas adımları yürümekle yorulmaz, hiçbir iş ona güç gelmez. Hiçbir kapı onun önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz. Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açılır. O, Hakk Teâlâ’nın huzuruna varıncaya kadar hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez.”
ADNAN OKTAR: Abdulkadir Geylani Hazretleri. Bir daha anlat bu hanzolar duysunlar. İman sahibi müminlerin kalbi açılsın, hanzoların da kalbi kararsın, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Her kim ki bu zata erişirse, artık Aziz ve Celil olan Allah’ın kapısından onu hiçbir engel alıkoyamaz. Hz. Mehdi (a.s.)’ın bayrağı indirilemez, askeri mağlup edilemez. Hakkı haykıran sesi susturulamaz. Tevhid kılıcı için bir hudut çizilemez. İhlâs adımları yürümekle yorulmaz. Hiçbir iş ona güç gelmez. Hiçbir kapı onun önünde kapalı durmaz, açılınca da kapanmaz. Bütün kapalı kapıların kanatları uçuşur, bütün yönler açılır. O, Hakk Teâlâ’nın huzuruna varıncaya kadar hiç kimse onu durdurmaya güç yetiremez. Hakk Teâlâ’nın fazlını, keremini bulduktan sonra, o büyük insan halk arasına tekrar katılır. Ulaşmış olduğu mertebelerin bereketiyle diğer insanlara feyz saçar, rehberlik ve hidayet öncülüğü eder. Bu zâta melekût âleminde Azîm ismi verilir. Bütün halk onun kalbinin ayakları altında durur ve onun gölgesinde gölgelenir.”
ADNAN OKTAR: Bak “bütün dünyanın mürşididir” diyor, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet maşaAllah.
ADNAN OKTAR: BakAbdulkadir Geylani böyle coşkuyla anlatıyor, Peygamberimiz (s.a.v) aşkla anlatıyor, sahabeler aşkla anlatıyor. Bizim zombiler de, canlı cenazeler de Hz. Mehdi (a.s)’ı durdurmak için var güçleriyle gayret ediyorlar. Berker’im senin ilim hazinen bir hayli geniş, seni konuşturmaya devam edelim, inşaAllah istirham edelim buyurun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Yeni Zelanda’daki deprem görüntülerinden.Depremlerin çoğalması ahir zaman alameti olarak, Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur alameti olarak Peygamberimiz (s.a.v) bildiriyor.
ADNAN OKTAR: Bunları Allah insanları düşündürmek için meydana getiriyor ama düşünen insan da çok az oluyor. Bakıyorum mesela konuşmalar var, hiç Allah’tan bahsetmiyorlar. Halbuki Allah’tan bahsetmeleri için çok ciddi bir nedendir bu. Çok önemli bir nedendir, tefekküre neden olması gerekiyor, etkilenmiyor insanlar, bir kısmı. Bu da ahir zamanın bir özelliği. Onun için Allah daha da sıklaştırdı, daha da dozunu arttırıyor. Gücünü arttırdıkça, tabii düşünmeye insanlar mecbur olmaya başlıyorlar. 1980’lerden sonraki artışın gücü çok yüksek. Çok çok yüksek, olağanüstü bir sayıya ulaştı.
“Selamun Aleykum çok değerli canım Muhammed Adnan Hocam.” Bir hanım kardeşimiz yazıyor. “Allah’u Teala vaat ettiği o cevher hakikaten artık alenen hissediliyor. Bütün kargaşalar ve dış dünyada, Türkiye’nin duruşu, İttihad-ı İslam’ın gelişi ve onun liderinin o tok ayak sesini bize bağırıyor. Tunus, Libya gibi ülkelerde Türkiye’nin vatandaşlarını sahiplenmesi ve bu konudaki dış ülkeleri bile hayran bırakması, hatta bizim vatandaşlarımızı da kurtarın demeleri bir harika.” Hakikaten bu çok acayip, diğer yabancı ülkeler de bize müracaat ettiler, bizimkileri de kurtar diye. Berker’im devam et konuşmalarını dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam İmam-ı Rabbani Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s)’ın makamını anlatıyor, Mektubat-ı Rabbani, sayfa 56; “Her süâle cevâb vermek lâzımdır buyurmuşlar. Onun için kısaca bildireyim ki, tesavvuf yolculuğunda, her makâmın, ayrı bilgileri, ma'rifetleri, hâlleri vardır. Her makâm için ayrı vazîfe, zikr ve teveccüh lâzımdır. Bazı makâmda zikr, başka makâmda Kur'ân-ı kerîm okumak, nemâz kılmak, bazısında cezbe, bazısında sülûk, bazısında ise bu ni'metin her ikisi vardır. Öyle makâmlar da vardır ki, cezbe ve sülûk oraya yanaşamaz. Bu son makâmlar çok yüksek, pek kıymetlidir. Peygamberimiz (s.a.v)’in eshâb-ı kirâmının 'aleyhimürrıdvân' hepsi, bu makâmlara kavuşmuş, bu büyük ni'met ile şereflenmişdir. Bu makâmların sâhibleri, başka makâmların sâhiblerine benzemez. Başka makâmların sâhibleri ise, birbirlerine az çok benzer. Bu makâm, Eshâb-ı kirâmdan sonra, Hz. Mehdi (a.s)’da görünecekdir. Tesavvuf büyüklerinden pek az kimse, bu makâmdan haber vermişdir. Bu makâmın ilmlerinden, ma'rifetlerinden söyliyen ise, yok gibidir. Bu makâm, Allah-u Teâlâ’nın, öyle büyük bir ni'metidir ki, dilediği, seçdiği bahtiyârlara nasîb olur. Eshâb-ı kirâm 'aleyhimürrıdvân' bu pek yüksek mertebeye, dahâ ilk sohbetde ayak basardı ve zemânla bu mertebelerde yükselirlerdi. Eshâb-ı kirâmdan sonra Hz. Mehdi (a.s) görüncektir diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Hz. Mehdi (a.s) Nübüvvet yolunda. Normalde bütün veliler velayet yolundan gelirler. Nübüvvet yolunda harikalar daha az oluyor, yani böyle cezbeler süluk olmuyor, doğrudan bağlantı oluyor. Hz. İsa Mesih (a.s) da öyledir, o da Nübüvvet yolundandır, Hz. Mehdi (a.s) da Nübüvvet yolundandır. Bir de İmam-ı Rabbani’de görülmüştür bu, üç kişide var bu, inşaAllah.
“Selam Azerbaycan’dan Lale Bişova. Selamun Aleykum nur yüzlü arslan heybetli Muhammed Adnan Hocam” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam benim size bir sorum yok ama size olan derin sevgimi çaktırmak isterem. Sizi çok çok candan sevirik Allah sizden ve talebelerinizden razı olsun. Sizin vesilenizle çok şey öğrenirik. Hocam bana lütfen dua edin sizleri Yüce Rabbime emanet edirem” diyor. Çok sevimli bu Azeri lehçesi, acayip şekerler. MaşaAllah, Allah sevgini arttırsın, maşaAllah. Lale Hanım kardeşimize Allah hidayet versin, bütün milletimize, inşaAllah.
“Selamun Aleykum benim arslan Hocam. Günden güne size sevgim daha da çoğalıyor, maşaAllah. Sizlerin duanıza ihtiyacım var, inşaAllah. Ellerinizden öpüyorum.” Biz de sizlerin ellerinizden öpüyoruz. Azerbaycan’dan Tatı isimli kardeşimiz, Tatı. ”Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Selamun Aleykum. “Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Emel Hanım da Almanya Köln’den yazıyor. “Canım Hocam, Esselamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Rabbim seni asla yalnız bırakmasın Hocam. Karşınızda oturup sizi dinleyen hanımefendilere imreniyorum” diyor. Evet. “İnşaAllah Allah’ın lütfuyla bu nimeti iyi değerlendirirler, hele Hocam bir de Kuran’ı onlara uzatıp bir sayfa açtırınca hadi gel de, gıpta etme” diyor. Kuran’dan bir sayfa açtım, Kıyamet Suresi çıktı, ne demek istediğimi anladınız mı?” diyor. “Özü, sözü güzel Hocam. Bir de size yeşil renk acayip yakışıyor” diyor. Kıyamet Suresi çıktı, ahir zamanı vurguluyor, anlamında diyor herhalde. “Ben de uslu uslu kedi gibi oturup sizi dinlerim canım Hocam” diyor. “İnterneti açıyorum, mutfakta yemek yapıyorum ve şöyle dua ediyorum. Allah’ım Hocama.” Evet güzel hüsnü zanlar etmiş, inşaAllah. “İnşaAllah Allah güzel şeyler nasip etsim dedim” diyor. Bir de Azeri yemeklerinden bahsetmiş, herhalde o yemeklerden yapmakve ikram etmek istiyormuş. MaşaAllah, inşaAllah. Almanya’da yaşıyormuş kardeşimiz.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. İslam ahlakının dünya hakimiyetini müjdeleyen hadislerden okuyorum, inşaAllah. Buhari de; “Yemin ederim ki Allah bu dini mutlaka hakim kılacaktır. Öylesine ki, yalnız başına bir atlı, Allah'tan başka hiçbir şeyden endişe etmeksizin Sana'dan Hadramud'a kadar emniyetle gidecektir.Ne var ki, siz sabırsızlanıyorsunuz."
Buhârî, Menâkıb 25. İkrâh 1, Menâkıbu'l-ensâr 29, Ebû Dâvûd, Cihâd 9 geçiyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakın hepsi sahih hadis kitapları, Buhari, Ebu Davut. Mesela güvenlik içinde yaşamak, güvenlik içinde bir yere gitmek güzel. İşte bu Mehdiyet’te oluyor, bu Mehdiyet demektir. Güvenlik olmaması deccaliyettir. Bir genç kız elini kolunu sallayarak gitmesi lazım kardeşim. Gece oldu mu bir genç kızın dışarı çıkması bir mucize, niye çıkmasın? Göğsünü gere gere gitmesi lazım. Gecenin ikisinde biner uçağa gider Şam’da yemek yer, uykusu kaçar, Allah Allah, keyif bu değil mi? Gider orada lokantada yemeğini yer, saygı ve hürmet görür geri gelir, bu kadar. Ne demek dışarı çıkamıyorum, böyle şey mi olur?
ALTUĞ BERKER: Kitabınızı tanıtabilir miyim Hocam, inşaAllah? ‘Zamansızlık ve Kader Gerçeği’ kitabı, inşaAllah. Burada maddenin hakikati ile ilgili olan bölüm ve zamansızlığı ve kaderin gerçekten insanların anlayabileceği şekilde çok güzel anlatmışsınız Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet güzel, maşaAllah. Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki Heytemi; Beklenen Mehdi’nin Alametleri kitabının, 42’ci sayfası; “kabileler arasında,” ülkeler içinde bölünmüş yapı içinde “kabileler arasında ayaklarını kanlar içinde bırakacak kadar büyük mücadeleler, savaşlar olur” diyor. Şu an olduğu gibi. “Ayaklar” mesela yerler kan içinde anlamına geliyor, ayaklardan kasıt bu. Bastı mı kana basmış oluyorlar insanlar. Sonra insanlar o zaman gel sana biat edelim diye Hz. Mehdi (a.s)’ın yanına gidiyorlar. Hz. Mehdi (a.s) da diyor ki; “ne kadar çok sözünüzden dönüyor ve ne kadar çok kan döküyorsunuz” diyor. Anti-kan olduğu için, kan karşıtı olduğu için, kan dökülmesine karşı olduğu için. Onları eleştirecek bir söz olarak “ne kadar çok kan döküyorsunuz” diyecek. “İstemediği halde biatları kabul edecektir.” Bak istemediği halde. “Siz ona yetişirseniz biat ediniz çünkü o yerde ve gökte Mehdinizdir” diye buyuruyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). “Kendisi istemediği halde ona biat edilecektir.” Şimdi Kuran’dan okuyalım. Şahaneymiş Kuran, yanlara bakın altın rengi, bakın normalde Kuran’a en az böyle süs yapılması lazım, çok güzel. Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyorum, Furkan Suresi evet. Şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman Rahim Olan Allah’ın Adıyla;“Alemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan'ı indiren (Allah) ne yücedir.” Furkan’ın anlamı hakkı batıldan, doğruyu yanlıştan ayıran Kuran’ı Kerim anlamındadır. Şeytandan Allah’a sığınıyorum; “Göklerin ve yerin mülkü O'nundur; çocuk edinmemiştir.” Adam diyor ki; mal benim, diyor, Allah da benim, diyor, doğrusu nedir? Allah’ın olmasıdır. Sen nesin? Malın bekçisi olabilirsin. Kim diyor bu mal sahibi? Mal sahibi diye bir şey yok. Bak Allah ne diyor? “Göklerin ve yerin mülkü O'nundur.” O zaman o bekçi, Allah onu bekçi olarak oraya koymuş. “Çocuk edinmemiştir. O'na mülkünde ortak yoktur.” Adam diyor ki; ben ortağım. Olmaz, “O’na mülkünde ortak yoktur” diyor Allah. “Her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.” Allah bütün yarattıklarında geometriyi, simetriyi ve altın oranı kullanıyor.
SUNUCU: “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” Programınıza 00:30 Kaçkar TV Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo Destan TV ve HarunYahya. TV sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22.00’den itibaren Aksu TV, Kaçkar TV ve Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Furkan Suresi’nde Cenab-ı Allah diyor ki; şeytandan Allah’a sığınırım. “Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiç bir yol bulamazlar.” Mesela bizi eleştirenler de, ipsiz sapsız örnekler vererek eleştiriyorlar. Kuran’a dayalı değil, hadise dayalı değil, kendi kötü mantıklarıyla eleştiriyorlar. Allah ne diyor? “Bir bak; senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Artık onlar hiç bir yol bulamazlar.” Tabii ayet Peygamber Efendimize (s.a.v)’in devrine bakıyor, bizlere de bakıyor, aynı zamanda Mehdi (a.s)’a da bakar, Hz. İsa (a.s)’a da bakar.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Allah'ın Güzelliklerinden Bir Demet
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Dergiler
Devamı ...