SUNUCU:Programımıza devam ediyoruz, Hocamız da aramızda. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Buyrun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam.Önce Azerbaycan’daki konferansımızı anons edebilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Tamam.
ALTUĞ BERKER: 27 Şubat 2011’de inşaAllah, Azerbaycan’da Bakü’de konferansımız var. İki konu konferansımızda konuşulacak; birincisi ‘İslam Terörü Lanetler’, diğeri ise ‘Kuran’da Dikkat Çeken Canlılar ve Mucizevi Özellikleri’. Fosil sergisi de düzenlenecek. Adresi veriyorum; Bakü’de, Park Inn Otel, Danyıldızı salonu, saat 14:00’de, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hadi bakalım Azerbaycan’ın aslanları, Azerbaycan’ı inletiyor, maşaAllah. Avrupa öyle, yıkılıyor ortalık.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah Hocam, vesilenizle, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, Endonezya ve diğer ülkelerin hepsinde faaliyetler devam ediyor MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Hocam El Cezire Televizyonu, Libya ordusuna bağlı askerlerin Zaviye kentinde bir camiye açtıkları ateşte 7 kişinin öldüğünü, 49 kişinin de yaralandığını duyurmuş. Bir görgü tanığı açılan ateşte caminin minarelerinden birinin havaya uçtuğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Artık adam deccalliğini ilan etmiş anladığım kadarıyla, ama deccallerin ömrü en fazla 40 yıldır, hadislerde belirtilir. 40 yılı aşan deccal olmaz genelde. Bu deccalin de ömrü doldu, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir konuşması vardı Hocam, siz dün söylemiştiniz, daha önce de söylemiştini; konuşmasında, aktaran gazeteciler sinirli olduğunu söylüyorlar. Konuşmanın sonunda, “sesinden, sözlerinden anlaşıldığı gibi Kaddafi çok sinirliydi.” Şöyle demiş; “Beni hayal kırıklığına uğratmayın, yoksa gerçekten sinirleneceğiz, öyle bir öfkeye kapılırsak bütün ülkeyi yıkıma uğratacağız” demiş.
ADNAN OKTAR: Oğluyla, ikisi memleketi, Libya’yı bayağı soydular şu ana kadar, her türlü imkanı kullandılar. Adam, oğlu, şu, bu, hepsi Libya’nın imkanlarıyla her türlü alemi, eğlenceyi kendilerine mübah görüyorlar. Oğlu da Avrupa’nın jet sosyetesini topluyor, milyarlarca lirayı bir gecede harcıyor adam, zibil gibi. Halk perişan, fakir ama adam bambaşka bir kafada. Ailesi, kendisi tam bir alemin içerisinde, eğlencenin içerisinde. Su gibi para harcıyor çocukları. Soran da yok diktatör olduğu için. Bu sistem böyle gidecek zannediyor. Şimdi de kabadayılıkla halkı korkutmaya çalışıyor. Zaten sistem budur deccallerde, Kuran’da da bu şekilde geçer: “Sizin ayaklarınızı ve ellerinizi çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım” diyor. Bütün deccaller işkence, yaralama ve öldürmeyle tehdit ederler. Bütün deccallerin özelliğidir, bu da deccal vasfı göstertiyor. Kuran’daki firavunun tehdidinin aynısıdır. Firavun gibi devlete hakim olmuş; demokrasi yok, özgürlük yok, fikir özgürlüğü yok, zulüm serbest. Bu kafada, ama karşıdaki hareket de tabii, insanlar da Hz. Mehdi (a.s)’ı ağızlarına almadıkları için Allah o kadar güç vermiyor, yani bir galibiyet alıyorlar ama parlak bir zafere dönüşmüyor, neticelenmiyor. Mesela Mısır’da firavun gitti, yeri boş, başka bir şey yok. Halbuki yerini Hz. Mehdi (a.s)’ın doldurması gerekirdi. Mesela Libya’da firavun gidince yerine Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesi lazım. Allah, gece gitti mi gündüzü getirir; kötü gitti mi, iyi gelir. Ama şimdi kötü gidiyor, iyi gelmiyor, boşluk meydana geliyor. Bu bir ahir zaman özelliği. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışının daha vakti olduğu için Allah bekletiyor, yani o boşluk devam ediyor şu an.
ALTUĞ BERKER: Hocam Kaddafi’nin oğluyla ilgili Wikileaks belgelerinde yer aldığına göre Karayip Adaları’nda partiler düzenliyormuş, ünlü şarkıcılar getiriyormuş, milyon dolarlar harcıyormuş, çok fazla alkol tüketiliyormuş.
ADNAN OKTAR: Evet, biliyorum. Birçok ünlü sanatçı gidiyor. Avrupa’daki bu tanınan, bilinen sanatçıların büyük bölümü gidiyor. Viski su gibi akıyor, sabahlara kadar. Çok uzun süreden beri bunu yapıyor, bir gecede adam trilyon harcıyor, bir gecenin içerisinde. Zibil gibi para harcıyor. Şimdi bu imkanını elinden almak isteyenler var diye düşünüyor. “Kabadayılık yaparım, delilik yaparım, kendimi kaybettim havasına girerim, insanlar da siner” diye düşünüyorlar. Fakat kaderinde yenilme var, inşaAllah. Yenilecek. Bunun çözümü yok, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Trablus’un merkezindeki Yeşil Meydan’da cesetlerin üst üste yığıldığını, sokaklarda üç, dört kişi halinde yürüyen insanların direkt olarak vurulduklarını, cesetlerin sokaklarda kaldığını çünkü insanların cesetlerini gömmek için dışarı çıkamadığını söyleyerek, “Kaddafi’nin deli olduğunu biliyorduk, ancak bu korkunç bir şok” açıklamasında bulunmuşlar. Özel gündemle toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bir açıklama yaparak şiddet olaylarının hemen sona ermesini istemiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu da, Erbakan Hocamızın meşhur bir benzetmesi vardı, o kadar pasif ve o kadar ilkel bir ifade ki, “niye böyle yapıyorsun, ayıp değil mi?” Adam deli, psikopat. Adamın gözü dönmüş, sen ne konuşuyorsun? Adamın anlayacağı askeri müdahaledir, bu kadar. Başka anlayacağı bir şey olmaz. Amerika her yerde ucuz kahramanlık yapıyor, havalara giriyor. İngiltere de öyle, havalara giriyor. Halbuki İslam ülkeleri birleşseler şu an Türkiye’nin öncülüğünde Fas, Tunus, Cezayir, artık hangi ülkeler varsa, tamamı ortak bir ordu oluştursalar, gidip oraya, çıkartma gemileriyle, karadan da girebilirler, denizden de girebilirler, havadan da indirme yapabilirler. Halkı kurtarabilirler. Şimdi bu psikopat geceli gündüzlü adam öldürecek, millet de seyredecek. Seyrederler. Bu katliam aylarca sürer, bu psikopat da sonunda gerçi ölür Allahualem, yahut çekilir, fakat yaptığı yanına kar kalacak. Halbuki Hz. Mehdi (a.s) görevde olmuş olsa, İslam ordularının lideri olarak söyler, der ki; “anormallik yapma.” Fakat bunu demesine gerek kalmaz işin doğrusu. Adam zaten gider, hiç yapmaz böyle bir şey. Konu kökünden biter. Müslümanların başında biri olmadığını bildiği için tek başına bir sarhoş, bir psikopat akıl almaz rezalet çıkarıyor. Astığı astık, kestiği kestik, istediği lafı söylüyor ve kimse de bir şey diyemiyor. Halbuki Hz. Mehdi (a.s) başta olmuş olsa zaten en başlangıcında bu psikopatlığı yapamaz, yani konu kökten biter. Hiç yapamaz. Yapsa da anında sonuç alınır, hemen biter. Adamlar diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s)’a ne gerek var?” İşte bunun için gerek var. Hadi şahs-ı manevi kurtarsın bakalım. Şahs-ı manevi, bilmem ne falan derken kemik kafalılar gitsinler, kurtarsınlar. Sadece seyredeceklerdir. Burada gerçek apaçıktır. Her İslam ülkesinde, hemen hemen büyük bölümünde zalimler iktidarda. Büyük bir bölümünde. Bir kısmı çekiliyor, fakat başka bir zalim onun yerine geçiyor. Müslümanlar birlikte olmadıkları için, Allah’ın emrini yerine getirmedikleri için acı çekiyorlar. Allah’ın sünnetine uymadıkları için azap içinde yaşatıyor Allah onları. Çözüm Kuran’a tam uyup mutlaka başlarına bir lider seçmeleridir. “Biz seçmeyiz, şahs-ı maneviyle idare ederiz" diyorlarsa, olacağı bu olur işte. Yahut Cübbeli gibi “570 yıl daha dayanın” derseler, işte 570 yıl Müslümanların böyle iflahını keserler. “Bu yüzyılda zaten ezsinler” diyor Cübbeli. “Beni de öldürürler en fazla” diyor adam. Peki, çoluk çocuk ne olacak, insanlar ne olacak? “O beni ilgilendirmez” diyor adam. Sen öldüğünde nereye gideceğini biliyor musun? “Cennete giderim” diyor. Ayette de var, “"biz cennete gideriz" derler” diyor Allah. Cennete gidemezsin, Allah’ın dilemesiyle, tabii takdir Allah’ın. Sen Allah yolunda mücadele yapmıyorsun, cehd yapmıyorsun, İttihad-ı İslam’ı istemiyorsun, 570 yıl sene erteliyorsun, 570 sene öteye alıyorsun, ondan sonra da diyorsun ki; “Beni, gelsinler öldürsünler, sonra da şehit olayım" diyorsun. Allah’a bunu açıklayamaz ahirette. Hiç kimse açıklayamaz, böyle bir mantıksızlık olmaz. Kuran’a uygun bir üslup değil bu.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Times Gazetesi’nin bir haberine yer vermiş Milliyet Gazetesi. “170 İngiliz vatandaşının Libya çöllerinde mahsur kalıp silahlı çetelerce tehdit edilirken” diyor Times Gazetesi, Türkiye’nin 3000 vatandaşını Bingazi’den alıp Marmaris’e taşıdığını, Marmaris’te bir seyyar hastane ve bir aşevi kurduğunu, vatandaşlarının memleketlere gidebilmeleri için ilçeye otobüsler getirttiğini, 250 Türk’ün ise Tobruk kentinden alınıp Mısır üzerinden Türkiye’ye döndürüldüğünü yazmış. Bunun yanı sıra İngiltere’nin tek bir vatandaşını bile tahliye edemediğini yazmış, Times Gazetesi.
ADNAN OKTAR: Bu, tamam bir başarı da, Mehdiyet olduğunda, Hz. Mehdi (a.s) başta olduğunda, zaten bu tahliyeye gerek kalmaz. Bu tahliyeler trilyonlarca liralık zarara sebep olan olaylar. Türkiye’nin orada çok büyük ekonomik çıkarı vardı, çok büyük ekonomik gelir geliyordu. Şu an o komple yattı, olduğu gibi. Yani katrilyon hesabıyla para bitti. Bir kere maddi çok büyük bir kayıp var ve birçok insan perişan durumda şu an. Ekonomik yönden de perişan olmak durumundalar, çünkü malını mülkünü hepsini kaptırdılar. Bize karşı da bir kaç tane tavır alan şirket vardı, onlar da battılar orada. Kendilerini uyanık zannediyorlardı. Onların böyle liderleri vardı, başları vardı, kendilerini çok uyanık zannediyorlardı. Bize tavır alınca çok uyanık olacaklarını zannediyorlardı, bana tavır alınca. Bak, Allah orada onları da batırdı. Malı, mülkü hiçbir şeyi kalmadı yani. Hz. Mehdi (a.s)’ın olmamasının dünyada, her yerde azaba sebep olduğunu görüyoruz. Bakın orada 3000 kişiyi almayı başarı olarak görüyor. Orada zaten çok büyük bir kayıp var, insanları oradan alıp buraya getirmekle yine kayıp devam ediyor, perişanlık yine devam ediyor. Hz. Mehdi (a.s) olmuş olsa, bir kere 3000 kişiyi buraya getirmeye gerek yok, 3000 kişiyi oraya götürürsün gerekirse. Çok çok daha fazla kazanç, bereket, bolluk, ferahlık, iyilik, güzellik olur. Ne oradaki insanlar şehit edilir. Bakın orada camiler bombalanıyor, cami bombalanabilir mi Hz. Mehdi (a.s) başta olmuş olsa? O psikopat çıkıp, durup durup yeşil kitabını açıyor, sanki Kuran ayeti okur gibi kendi kitabından okuyup, millete oradan bağırıyor ve adam alenen deli, yani elinden yüzünden akıyor. Balkona çıkıyor, tam anlamıyla deli. Bir de kendini ekstradan deli gösteriyor. Bir şey soruyorlar, yeşil kitabı açıp oradan cevap veriyor. Yani “Kuran böyle diyor ama benim yeşil kitabım da böyle diyor” diyor adam, haşa. Böyle bir durumda daha hala kendini uyanık zannedenler var. Uyanıklık yok ortada, sefalet ve perişanlık var. Şimdi 25 bin Türk kardeşimiz var, onlar da tahliye olacaklar; malını, mülkünü, hepsini orada bırakacaklar. Şimdi gidin de bir tazminat isteyin bakayım adamdan, “bizim mallarımızı geri ödeyin” deyin bakalım, ödeyecek mi size? Adam psikopat, meydan okuyor. Müslümanların birlikte olmadığını bildiği için deli sarhoş havasına yatıyor. Var ya bazıları içer, dağıtır, karşıdakinin korktuğunu zannederek yaygara yapar, bu da öyle, sarhoş tavrı gösterip karşı tarafı ürkütmeye çalışıyor kendince. Dayanabildiği kadar kabadayılık yapacak anladığım kadarıyla. Şahs-ı maneviciler de badem bıyıklarını yağlayarak bunları seyrediyorlar. Daha hala da ahkam kesiyorlar.
ALTUĞ BERKER: Star Gazetesinde Sedat Laçiner şöyle söylemiş Hocam; Türkiye’yi bölgede model ülke yapan en önemli faktörlerden birinin Türk İslam’ı olduğunu vurgulayan bir yazı yazmış. “Türk İslam’ında modern zamanların ihtiyaçlarıyla İslam dininin temel ilkeleri bir arada var olabiliyor, Türk İslam’ı dindarı şiddete teşvik etmiyor, radikalleştirmiyor” demiş. Diğer taraftan İran’a bakıldığında, Şii’nin katı bir ideoloji uyguladığını, bölgede mezhep çatışmalarını körüklediğini, aynı şekilde Suudi Vahabizminin radikal bir saha haline geldiğini belirterek, “Arap ülkelerinde din ve modern yaşam arasında bağlar ciddi anlamda kopmuş durumda. Bu nedenle Türkiye yaşadığı İslam anlayışıyla tüm bu ülkelere model haline geliyor” demiş. Sizin yıllardır anlatımınızın bir başka şekilde ifadesi olmuş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Şimdi arkadaş, Sedat Laçiner samimi olarak bir şeyler anlatmak istiyor ama çok yanlış ve eksik anlatmış, galiz hatalar var. Bir kere ‘Türk İslam’ı’ dediği, sabit bir yapı değildir, mesela Cübbeli de Türk İslam’ı içerisindedir. Oluyor mu, kabul ediyor musun? Etmezsin. Bir de bizim anlattığımız bir zihniyet var. Modern, sevgi dolu, demokrasiyi savunan, Alevisini, Sünnisini, Bektaşisini, hepsini bağrına basan, kardeş gören; başı açık hanımları, başı kapalı hanımları, hepsini eşit gören, hepsine sevgi saygı duyan, fitne çıkartmayan, bilimde ve sanatta en yüksek noktayı arayan, huzuru ve güvenliği arayan, her şeyi şefkat, merhamet ve sevgiyle çözmeye çalışan, kan kabul etmeyen, damla kan akmasını istemeyen, uyuyan kişiyi uyandırmayan bir zihniyet. Bu Mehdiyet zihniyetidir. Demek ki Türkiye Müslümanlığı diye bir Müslümanlık yok. Asr-ı Saadet Müslümanlığı var, Mehdiyet Müslümanlığı var, Hz. Mehdi (a.s) Müslümanlığı var, Kuran Müslümanlığı var, değil mi?Kuran’ın anlattığı Müslümanlık, Hz. Mehdi (a.s) Müslümanlığıdır. Dolayısıyla burada çok flu ve karmakarışık bir anlatım olmuş oluyor. Böyle bir olay olmaz. Mesela Türkiye Müslümanlığı dersin, adamın bambaşka bir stili vardır, kendine göre Kuran’ı yorumlar; "şöyle de yaparım, bunu da yaparım, bunu da yaparım, gerekirse bazen de namazımı kılarım” der, bu kafa da ayrı bir şeydir. Bir tane model vardır, bütün Avrupa’nın, bütün İslam aleminin Türkiye’ye hayran olmasının nedeni, Türkiye’ye sevgiyle bakmasının nedeni Mehdiyet’tir. Mehdiyet modelindeki Müslümanlıktır. O onların dikkatini çekti. Bir fevkaladelik gördüler iki yıldan beri. Özellikle iki üç yıldan beri bütün dünya kaynıyor şu an. Daha önce Türkiye ile ilgili haberlere bakın, bu konuda haber çok çok nadirdir, hemen hemen yok gibidir. Ama son iki yıldan beri binlerce on binlerce Türkiye ile ilgili haber çıktı. Türkiye’nin model ülke olduğuna dair. Sebebi Mehdiyet’tir, Mehdilik’tir. Anlamazlıktan gelinecek gibi değil. Avrupa’nın kastettiği Cübbeli mi? Adamlar nefret ederler, asla kabul etmezler. Onun için bunu anlamazlıktan gelip karmakarışık bir yapıya sokmak değil; dürüstçe, akılcı, tam doğru teşhis koymak gerekiyor.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Zaman Gazetesi’ndeki yazısında Arap dünyasındaki gelişmelere dikkat çekerek, “bulunduğumuz coğrafyanın 5000 küsür yıllık tarihini, Osmanlı mirasını bir prestij ve enerji kaynağı olarak kullanmak yerine sırtımızda bir yük olarak gördük ve ondan kurtulmaya çalıştık, ancak aslında bu tarihin ne kadar büyük bir zenginlik olduğunu yeni yeni fark ediyoruz” demiş. Bugün olan olayların Osmanlı mirasını bütün cesametiyle karşımıza diktiğini söyleyerek, “bu mirası Bosna’da, Mısır’da, Cezayir’de görebiliriz. Libya’da isyancıların dalgalandırdığı bayrak size tanıdık geliyor mu?” diye sormuş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne demek o, ne anlıyorsun?
ALTUĞ BERKER: Hocam, siz dün söylemiştiniz, “ay yıldızlı bayrak, Osmanlı Türk’ün öncülüğünün birleştiriciliğini temsil etmesi itibariyle tekrar oraya dönüş" demiştiniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Tamam, bu bayrak var. Bu bayrak neyi temsil ediyor? Bunu bir söylesinler. Yani yeniden Osmanlı sistemi mi olacak, Mehdiyet mi olacak? Yoksa o sembolik, geçmiş bir hatıra mı, onu mu anlatıyorlar? Yani bunu netleştirmeleri lazım. Yeniden Osmanlı olması mümkün değil ve zaten böyle bir hedef de yok. “Yeniden Osmanlı” diye bir hedef yok, yani Kuran bize “Osmanlı modelini esas alın” demiyor. Asr-ı Saadet’i esas almamızı söylüyor. Dolayısıyla Mehdiyet esastır. Bu bayrağın bize ifade ettiği anlam Mehdiyet’tir, Türk-İslam Birliği’dir, İttihad-ı İslam’dır. Kastettiği budur. Bunu söyleyemiyorlar daha hala. Şimdi bu adamlar, neyi anlatmak istiyorlar, bunu netleştirmeleri lazım. Böyle flu anlatımlar olmaz. “Bakın, anlayın.” Utanç verici bir konu mu bu anlatılacak konu? Niçin kapatıyorsunuz, niçin çekiniyorsunuz? Söylesene, dilin dönmüyor mu? Mehdiyet desene, Hz. Mehdi (a.s) desene, İttihad-ı İslam desene, Türk-İslam Birliği desene. Niye çekiniyorsun? Şahin Alpay da flu konuşmuş, kapalı konuşmuş, anlaşılmıyor. Mesela; “İşte diktatörlüğü titreten tarihi simge.” Haber 7, açıklıyor mu neyi kastettiğini? Ne anlama geliyor bu?
ALTUĞ BERKER: “Yasağın tarihsel gelişimi toplumu etkilediği gibi sembolleri de değiştirmişti” diyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu bayrak Libya’ya ne getirecek, onu söylemesi lazım. Nasıl bir yönetim, nasıl bir inanç, nasıl bir düşünce getirecek, getirmesi gerek yahut? Neyi özlemle bekliyorlar? Bunu söylemeleri lazım. Adamın bayrağı sallamasıyla bir şey olmaz ki, değil mi? Böyle şahs-ı manevici, flu zihniyet Müslümanları boğuyor. Netleştirmiyorlar, dürüst ve açık konuşmaları lazım, net konuşmaları lazım. “Bizim bu bayraktan anladığımız Türk-İslam Birliği’dir, İttihad-ı İslam’dır ve Mehdiyet’tir. Biz bunu anlıyoruz” demeleri lazım. Açık konuşacaklar. Osmanlı bayrağı altında, tamam. Bilinçaltında bir Osmanlı isteği olabilir ama bu netleşmedikten sonra o hep flu kalır. Bak diktatör çıkıyor, cayır cayır anlatıyor. Açıyor yeşil kitabını, oradan konuşuyor firavun ama karşısında Hz. Musa (a.s) yok, karşısında Hz. Mehdi (a.s) yok. Hz. Mehdi (a.s)’ı Müslümanlar talep edecek ki Allah onlara Hz. Mehdi (a.s)’ı göstersin. Hz. Mehdi (a.s)’ı arayacaklar ki Allah onlara göstersin. İttihad-ı İslam’ı isteyecekler ki Allah onlara nasip etsin. Dua etmeyince Allah nasip eder mi? İsterse eder ama Allah dua etmemizi istiyor, sebebe sarılmamızı istiyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ahmet Selim yazmış Hocam, Zaman Gazetesi’nde. Mehdiyet’i tasvir eder bir mahiyette yazı. "Özlenen Günler " başlıklı Mehdiyet’i tasvir eden güzel bir yazı. Yazısında birliğimizin ve dirliğimizin yeniden coşacağı, kardeşliğimizin derin köklerinin yeniden gürleşeceği, bütünlük şuurumuzun yeniden ışıklanacağı günlerin yaklaştığını vurgulayarak, “o günler geldiğinde, Türkiye’ye güzel insanların ülkesi, sevginin aydınlığındaki insanların ülkesi diyecekler. Bakışlarımız da güzel olacak, görüntümüz de güzel olacak. Bir zamanlar böyleydik, yeniden böyle olacağız” demiş. “İnsanlarımız okumayı sevecekler. Aileler bir menfaat yumruğu gibi olmayacak, sevgi ocağı olacak. Kimse yalnız kalmayacak, herkes kardeşçe yaşayacak. Mesafeler sevgiye engel olmayacak. İnsanlığımız artacak, güçlenecek, yükselecek ve daha neler olacak neler” diyerek bunların hayal olmadığını, aksine son derece mümkün olduğunu belirtmiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak, burada da tek bir kelime Mehdiyet’ten, İttihad-ı İslam’dan, Türk-İslam Birliği’nden bahsetmiyor. Bu utanç verici bir şey mi? Peygamberimiz (s.a.v) iftiharla söylüyor, “Hz. Mehdi ( a.s) ile müjdelenin” diyor. “İttihad-ı İslam en büyük farzdır” diyor Bediüzzaman. Gürül gürül anlatıyor, uzun uzun anlatıyor. Atatürk de söylüyor. Atatürk İttihad-ı İslam’ın önemini, Türk-İslam Birliği’nin önemini, uzun uzun anlatıyor. “Bütün Müslüman ülkeler birleşsin” diyor. “Türki devletler birleşsinler” diyor. Bunu flu bir üslupla anlatmanın alemi ne? Kimden korkuyorsunuz? Neden çekiniyorsunuz? Mahsuru nedir? Ben anlayamadım. Amerika da istiyor, İngiltere de istiyor, Rusya da istiyor. Yani bahaneleri de yok.
ALTUĞ BERKER: Serdar Turgut bugün “Göktaşı Alarmı” başlıklı bir yazı yazmış. Yazısında, göktaşlarının dünya için büyük bir tehlike yarattığını, Amerika’nın bu işle ilgili tüm birimlerinde Ulusal Güvenlik Ajansı, NASA ve Pentagon’da göktaşlarına karşı dünyayı savunmak için çeşitli projeler üzerinde çalışıldığını söylemiş. Bu birimlerde özellikle son zamanlarda bir hareketlenme ve aciliyet görüldüğünü, ancak yine de dünyayı tam olarak nasıl koruyacaklarını tam olarak çözemediklerini belirtmiş. Obama’nın talimatıyla 2015 yılına kadar uzaya bir astronot gönderilerek hareket halindeki bir göktaşının yapısı araştırılacakmış. Böylece ne çeşit bir silahla vurulması gerektiği belirlenecekmiş. Ayrıca yaklaşmakta olan bir göktaşının yeterince uzakta fark edilmesi durumunda gönderilecek uzay araçlarıyla göktaşının yönünde sapma oluşturma projesi üzerinde çalışılıyormuş. Bunun yanı sıra şu anda gökyüzünde ‘Ceres’ adında, boyutları Teksas eyaleti kadar olan göktaşı bulunuyormuş. Bu göktaşının Dünya’ya çarpma olasılığı yokmuş, ancak yakınından bile geçmesi durumunda Dünya’da büyük bir hareketlenme olabileceği söyleniyormuş.
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman 2120 gibi bir göktaşının dünyaya çarpacağını söylüyor. Hadisler de bu meyanda. Çünkü Peygamber (s.a.v)’in hadisine göre, 7000 yıllık verdiği takvimi esas alırsak, bunun ne kadar süresi geçti diyor?“5600 senesi geçti” diyor. Dolayısıyla 1400 ile 1500 arasında Mehdiyet, İttihad-ı İslam, hepsi tamamlanacak. Bediüzzaman Hicri 1545 gibi de bu çarpmanın olacağını söylüyor. İki çarpma var peş peşe. O dediği taşın “çarpma ihtimali yok” diyorlar ama göktaşının nerelerde olduğunu şimdi biz onlara göstertelim, onu bir gösterelim. Öyle Amerika’nın baş edeceği kadar sayıda değiller, biraz fazla sayıları. O kadar atom bombası, roket yapacak konumları da yok, zamanları da yok, teknikleri de yok. Bir de taşların nereden geleceği de belli değil. Ayrıca Nemesis’in nerede, ne zaman, hangi göktaşı fırlatacağı da belli değil. Dans ediyor Nemesis; bir böyle gidiyor, bir böyle geliyor ve görünmüyor. Kahverengi cüce. Göremiyor ki adam tespit etsin nerede olduğunu. Ve aniden fırlatıyor, hayalet gibi. Ve aniden dev bir göktaşı fırlatıyor.
-VTR- Dünya’yı Gittikçe Saran Göktaşları
ADNAN OKTAR:Göktaşlarının sayısını orada görüyorlar, rakamlarla belirtiliyor. 1980 yılından sonra dünya tarihinde görülmemiş şekilde çok fazla sayıda göktaşı gökyüzünü kapladı. Şu an atmosferimizin üstü bulut gibi kaplanmış durumda gök taşlarıyla. Bir tane, iki tane, on tane, yüz bin, iki yüz bin tane değil, çok çok fazla. Dolayısıyla zannedildiği gibi Amerika’nın teknolojisi, Amerika’nın uçakları, radarları o taşlarla baş edecek gibi değil. O ümitlerini bıraksınlar bir kenara, inşaAllah. Ayrıca Nemesis denilen kahverengi cüce, görünmeyen yıldız sürekli dans ediyor, hareket ediyor ve aniden göktaşı fırlatıyor ve birçok olayda nerede olduğunu tespit edemediler ve edemiyorlar da. Onu da görelim.
-VTR- Kıyametin Habercisi Nemesis
ADNAN OKTAR:Doğrusu budur. O arkadaş da doğruyu öğrenmek istiyorsa, bu gerçekleri açıkça görüp anlatması lazım. Boş yere Amerikan teknolojisine güvenmesi ona zaman kaybettirir.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Ayşe Arman’ın bir yazısı vardı Hocam bugün. Kendisiyle ilgili bazı okuyucular yorum yazıyorlarmış ona. Ne kadar yaşlandığına, yüzünün kırış kırış olduğuna dair mailler alıyormuş. Çocuğunu parkta gördüklerini, ağlayarak babaannesinden dondurma istediğini söyleyerek çocuğunun ne kadar şımarık olduğunu ve varoş çocuklarına benzediği şeklinde yazıyorlarmış. Ayşe Arman da bu mailleri köşesinde yayınlayarak insanı üzerek böyle mailler yazmanın, asıl o insanın kötü olduğunu gösterdiğini söyleyip tek tek bu kişilere kendince cevap vermeye çalışmış Hocam.
ADNAN OKTAR:Yani, genel zihniyette bu var. Mesela internete girdiğimizde Milli Gençlik adı altında yahut Erbakan Hocamızı savunuyor gibi görünen veyahut milliyetçi olduğunu savunuyor gibi görünen fakat genellikle Cübbeli’nin taraftarlarından oluşan bir ekip oluyor, çalışma grubu oluyor. Bakıyoruz, herkese hemen hemen bir laf söylüyorlar. Ne sevgiden bahsediyorlar, ne şefkat, ne merhamet, ne Allah’a karşı coşkulu muhabbet, ne Allah’a teslimiyet, ne Allah korkusu, ne Allah’ın yarattığı güzellikler, ne iman hakikatleri, hiç bir şeyden bahis yok. Sürekli dedikodu, hakaretler, iftiralar, tekfir etmeler... Şu kafir, şu fasık, şu münafık. Böyle bir zihniyet var. O kafa dinsiz kesimde de var, öbürlerinde de var; birçoğunda var. Sevgisiz, katı, sürekli insanlara karşı öfkeyi esas alan mantık. Şimdi bu güzel insanı üzmenin ne alemi var, yani ne kazanacaksın? Tabii ki insan, o da yaşlanır, tabii onun da cildi bozulacak, herkes gibi o da vefat edecek. Hepimiz vefat edeceğiz, değil mi?Özellikle çocuğuyla onu üzmenin alemi ne? Bu, insanlardaki sevgisizliğin dozunu ve gücünü göstertiyor. Şefkatsizliğin, egoistliğin ve bencilliğin ne kadar yayıldığını, ne kadar çıkarcı bir ruhun insanları sardığını gösteriyor. Kendisine böyle bir mektup yazılsa, kim bilir ne diyecektir. Kendisinin eli yüzü kırışmayacak mı? Kırışacak. Kendisinin çocuğu da, o da parkta çocuktur şımarabilir yahut ona benzer hareketler yapabilir. Masum olur çocuklar zaten. Çocuğun eleştirilmesi veya onu annesinin hatası olarak değerlendirmek çok acayip bir hareket olur. Sevgisizlik, Mehdiyet’in önemini göstertiyor, İttihad-ı İslam’ın önemini göstertiyor. Her kesimin canı yanıyor Mehdiyet’in zuhur etmemesi nedeniyle. İttihad-ı İslam’ın olmaması nedeniyle insanları hem maddi hem manevi azap sarmış durumda. Dikkatlice bakan bunları görür.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Ahmet Hakan, Soner Yalçın’ın tutuklanmasından sonra çıkardığı dersleri anlatan bir yazı yazmış. Buna göre kimseye güvenmemesi, telefonda konuşurken kamu önünde konuşur gibi konuşmaması, yazılı notlarını tekrar gözden geçirmesi, bilgisayarını temizlemesi gerektiğini söyleyerek, eğer içeri girerse herkesin arkasından söyleyeceklerine karşı da hazırlıklı olması gerektiğini söylemiş.
ADNAN OKTAR: Yani ne demek istiyor?
ALTUĞ BERKER: Korkmuş galiba Hocam.
ADNAN OKTAR: “Esselamun Aleykum, kıymetli Adnan Hocam. Ben Tuğba Doker. Amasya’nın Suluova ilçesinden yazıyorum. Acizane Sultan Baba İhsan Tangüney (r.a)’ın talebesiyim. Hz. Mehdi (a.s)’ı ve sizi bize tanıtan, sevdiren Sultan Babamızdır. Allah-u Teala ondan binlerce defa razı olsun. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e komşu eylesin. Bizler sizleri buradan takip eden ve elinden geldiğince Hz. Mehdi (a.s)’a hizmet etmeye çalışan kalabalık bir topluluğuz. Sizin fikirlerinizden ve çalışmalarınızdan çok faydalanıyoruz. Her kelamınızla ufkumuz biraz daha genişliyor. Allah-u Teala sizden ve ekibinizden, arkadaşlarınızdan kat kat razı olsun. Allah sayılarını çoğaltsın. Hocam ben sizden haberdar olmamızı ve Hz. Mehdi (a.s)’a hizmet etme konusunda her zaman yanınızda olduğumuzu bilmenizi isterim. Hocam dualarınızda bizleri de unutmayın, buna ihtiyacımız var. Ayrıca sizinle yüz yüze görüşmeyi çok arzu ediyorum, inşaAllah. En yakın zamanda, nasip olursa sohbetlerinizden faydalanırım. Allah’a emanet olun, hayırlı programlar” diyor. Evet, maşaAllah. Bakın neresi? Amasya’nın Suluova ilçesinde kalabalık bir topluluk Mehdiyet’e, İslam’a, Kuran’a, İttihad-ı İslam’a hizmet ediyor. Her il, her ilçe, her köy, her kasabadan böyle çok yoğun yazılar geliyor, binlerce yazı geliyor, maşaAllah. Türkiye’deki canlanma, Türkiye’deki heyecan Cenab-ı Allah’ın bizlere bir lütfu. İşte Ahir Zaman’da Mehdiyet’i Allah böyle coşturuyor, böyle mükemmel bir çizgiye getiriyor. Tohumlar sümbülleniyor, Bediüzzaman’ın ifadesiyle.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, İnşaAllah. Türk Tabipler Birliği, toplu mezarlar raporu yayınlamış Hocam. Raporda şu ana kadar 1469 kişiye ait kemiklerin bulunduğu, 114 toplu mezar bulunduğu tespit edilmiş. Mezarların tümü Güneydoğu’daymış. Yol kenarında, çöplüklerde, kırsal alanda bulunmuş söz konusu yerler bunlar, bulunan kemikler üzerinde DNA çalışması yapılıyormuş.
ADNAN OKTAR: İşte deccaliyet kafatasları getirir, kemikler getirir, zulüm getirir, acı getirir, işkence getirir, domuz bağı getirir. Mehdiyet de sevgi, barış, kardeşlik, muhabbet getirir.İddia edilen Ergenekon terör örgütünün yaptığı kepazelikler deccaliyettir. Libya’da Muammer Kaddafi de iddia edilen Ergenekon terör örgütünün klasik bir elemanı. Ve o çakal yapılanmanın, o azgın yapılanmanın psikopatlığını görüyorsunuz üstünde. Aynısıdır. Stil, yöntem, üslup tıpatıp aynısı.
ALTUĞ BERKER: Cezayir’de Kurina adlı gazetede, Libya’da direnişçilere dayanarak verdiği bilgiye göre Kaddafi’ye bağlı komutanlardan protestocu halkı bombalama emri alan iki pilot Rus yapımı savaş uçaklarını düşürmüşler. Pilotlar Bingazi yakınlarında sona anda kokpitten atlayarak paraşütle kurtulmuşlar.
ADNAN OKTAR:İşte deccale karşı Müslümanlar da direniyor ama onlar da tabii şaşkın vaziyetteler, şaşırmış vaziyetteler, ne yapacaklarını bilemiyorlar. Şahs-ı manevicilere ithaf olunur. Gevrek gevrek, o gevrek sesleriyle çaylarını içip höpürdeterek televizyondan bu haberleri seyrediyorlar. Bir de ukala ve bilmiş bir üslupla da daha hala da akıl veriyor bu tipler.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Ruşen Çakır şöyle demiş; Arap dünyasında gelişen olayların önceden hiçbir şekilde tahmin edilemediğini söyleyerek, yazısında Filistinli gazeteci Yusuf El Şerif’in görüşlerine yer vermiş. Yusuf El Şerif, bu ülkelerdeki ayaklanmaların başını gençlerin çektiğini, mevcut yönetimlerin bu gençleri ikna etmelerinin imkansız olduğunu, çünkü bu gençlerin belirli bir siyasi parti, lider ya da ortak bir ideolojilerinin olmadığını belirtmiş. Ruşen Çakır bu açıklamalardan yola çıkarak, bazı kesimlerin bu ayaklanmaların kendiliğinden geliştiğine inanmadıklarını ve işin arkasında Amerika’nın Büyük Ortadoğu Projesini aradığını, ancak aslında Amerika’nın bu olanlardan en çok korkanların başında geldiğini ve düşünülenin aksine Amerika’nın yaşanan gelişmelerin ardından sürüklendiğini söylemiş.
ADNAN OKTAR: O son kısım doğru, ama “önceden tahmin edilemiyor” demesi çok yanlış. Peygamberimiz (s.a.v) bunları çok detaylı anlatmış. Ruşen hadis kitabı okumadığı için, Kuran’ı açıp bakmadığı için bunlardan haberi yok. Ruşen işte Das Kapital, şu, bu havalarında olduğu için, dolayısıyla da kafası böyle şeylerde pek detaylara giremiyor, fark edemiyor. Hadislerde açıkça belirtiliyor, ben bunu kitaplarımda 20 yıl önce yazdım. Şeyh Nazım Hocamız daha 6 ay önce söyledi bu olayların olacağını. Peygamberimiz (s.a.v) 1400 yıl önce bildirmiş. Nasıl bilinmez? En ince detayına kadar, tarih vererek bildiriyor Peygamberimiz (s.a.v.). Hadislerden, olaylardan çok rahat anlaşılıyor, anlaşılmayacak bir yönü yok. Niye sürpriz olsun? Bilinen bir şey.
ALTUĞ BERKER: Bediüzzaman Hazretleri de söyledi.
ADNAN OKTAR: Tabii Bediüzaman en ince detayına kadar açıklıyor, “İslam ülkelerinde istibdat rejimleri yıkılacak” diyor. Ve “hürriyet ortaya çıkacak” diyor, “arkasından Hz. Mehdi (a.s) çıkacak” diyor. “Komünizm yıkılacak, İslam ülkelerindeki istibdat perdeleri kalkacak” diyor. Açık açık anlatmış Bediüzzaman.
ALTUĞ BERKER: Mehmet Şevket Eygi Hocamız Mısır’ın üzerinde Amerika’nın ve Avrupa Birliği’nin hedefleri ve planları olduğunu söyleyerek, “onlar hesaplarını, mekir ve hilelerini yapadursunlar; Allah’ın da kaderi vardır ve Allah’ın kaderi daima üstün gelir” demiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yani Mehdiyet demek istiyor Hocamız, ama tabii orada da Mehmet Şevket Eygi Hocamızın daha önceki yazılarına biz atıfta bulunarak bunu anlayabiliriz. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceği tarihi bile vermiştir Mehmet Şevket Eygi Hocamız. Hatırladığım kadarıyla 1422 diyor. Mehdiyet demek istiyor ama şu an kapalı bir üslupla söylüyor. Her zaman İslam aleminin birleşmesini isteyen bir insandır. Başına bir lider seçilmesinin önemini hemen hemen her hafta yazar, yıllardan beri. Anlamazlıktan gelen şahsı maneviciler, gevrek gevrek Hocamıza gülüyorlar, bak, şimdi de Mehmet Şevket Eygi Hocam onlara gülüyor, hallerine yani.
ALTUĞ BERKER: Burhan Bozgeyik Ağabey’in de bir yazısı vardı Hocam. Hem kıyametin yaklaştığını hem de bütün alametlerin zuhur ettiğini ifade etmiş yazısında. 99’a ait bir yazı. “binlerce yıldan beri emirber bir nefer gibi fezada dönüp duran "Dünya gemisi" artık yolun sonuna gelmek üzeredir. Yolun sonuna yaklaştığını nereden anlıyoruz? Kainatın Efendisi'nin (Aleyhisselatü Vesselam) haber vermiş olduğu kıyametin küçük ve büyük alametlerinin hemen hemen tamamı zuhur etmiştir” diyor inşaAllah. “Uzunca bir zaman devam eden "zulümat devresi" sona ermek üzeredir” diyor, inşaAllah. “Kur'an-ı Azimüşşan'daki ve Hadis-i Şeriflerdeki işaretlere bakılacak olursa, artık "Küfür ehli" yolun sonuna gelmiş durumdadır” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Burhan Bozgeyik Hocamız Hz. Mehdi (a.s)’ı bekleyen bir insandır; fakat tabii herkesin Hz. Mehdi (a.s) telakkisi ayrı oluyor. Burhan Bozgeyik Ağabeyimizin de sevdiği bir şahıs var, bir ağabeyimiz var, seyyid bir muhterem, onu Hz. Mehdi (a.s) biliyor, hüsn-ü zan ediyor. Hiçbir mahsuru yok, gayet güzel. Açık, aleni söylemedikten sonra hüsn-ü zan etsin. Mühim olan İttihad-ı İslam’ı istiyor olmasıdır. Mühim olan budur. İttihad-ı İslam’ı aşkla, şevkle isteyen bir insan. Dolayısıyla tavırlarında, üsluplarında Bediüzzaman’a karşı dürüst ama Hz. Mehdi (a.s) teşhisinde insan hata yapabilir, hiçbir önemi yok. Hüsn-ü zan edebilir. Bütün İslam aleminde mürşitlerini, sevdiklerini insanlar Hz. Mehdi (a.s) biliyorlar. İddia etmedikten sonra, bence hatta güzel dahi. Tabii ki hüsn-ü zan edecek, tabii ki sevgi duyacak, onda bir şey yok. Ama net teşhis koydu mu bu olmaz. “İnşaAllah olur” demek ayrıdır, “bu böyledir” demek ayrıdır. “İnşaAllah olur” diyebilir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz ( s.a.v)’in bir hadisi vardı Hocam. Baskıcı rejimlerin Hz. Mehdi (a.s) döneminde yok olacağı, ortadan kalkacağı. Şöyle diyor hadis-i şerifte; “Hz. Mehdi (a.s) baskıcı yönetimler tamamen feshedilinceye dek mücadelesine devam edecek” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Peygamber Efendimiz (s.a.v); “halifeler dönemi vardır, sonra sultanlar dönemi, sonra zalim melikler dönemi gelir, sonra da Hz. Mehdi (a.s) zuhur eder” diyor. Çok açık. Mesela bu hadiste de çok açık ama senin hazret, ekonomi politik, bilmem ne, nikitin, şu bu, falan derken bu konuları göremiyor.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah. İnşaAllah, bir hadis-i şerif daha var Hocam, Hz. Mehdi (a.s) insanlarca tanınmadığı zamanlarda bile onların sevgisini ve ilgisini kazanacak, akıllardan çıkmayacaktır. Hadis-i şerifte şöyle söylüyor; “Ortalık sakinken halktan gayb olsa da; Hz. Mehdi (as), hiçbir zaman insanların aklından çıkmaz.”
ADNAN OKTAR: Evet, maşaAllah. Şu anda aklımızdan çıkmadığı gibi. Bakın sürekli gündemde.
Fatih Altaylı’ya, “Hz. Mehdi (a.s)’ın elini öpeceksin, böyle diyorlar, ne diyorsun?” demişler. O direkt beni muhatap alarak cevap vermiş. Bir kere ben Mehdilik iddia etmiyorum, sakin olsun, öyle bir şey yok. Hz. Mehdi (a.s)’ın elini öpecek o. Bu dediğimin olduğunu göreceksiniz. Ve eğilip böyle hürmetle, önünde de eğilerek, nezaketle elini öpecek ve af dileyecek. “Çok hata yaptım, çok eksiklik yaptım” diyecek. O gün bu gün olacak, göreceğiz. Sakin olsun, inşaAllah. Bir kere benimle ilgili bir konu da yok. Oturup bana göre yorumluyor, bundan vazgeçsin. Benim Mehdilik iddiam yok. Hz. Mehdi (a.s) deyince adamın aklına ilk ben geliyorum, bu nasıl bir iştir ben anlayamadım. Hiç aklından çıkmaz mı bu konu? Nasıl bir iştir böyle?
ALTUĞ BERKER: Hocam, bahsettiğiniz hadisi okuyorum; “Benden sonra halifeler bulunacaktır, Halifelikten sonra emirler, emirlerden sonra krallar, krallardan sonra zalim idareciler olacaktır. Daha sonra Ehl-i Beyt’imden bir adam çıkacak, yeryüzü zulümle dolduğu gibi onu adaletle dolduracaktır.”
ADNAN OKTAR: İşte olay bu, inşaAllah. Bu olacak. Fatih Altaylı’nın ve diğerlerinin telaşı da o. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkmasından müthiş tedirginler. Ama dediğim olacak. Birçok internet sitesinde çıkmış o ‘el öpmesi’ olayı. Benim söyleyip de çıkmayan bir olay gördünüz mü siz? Yani net söylüyorum, göreceksiniz, inşaAllah. Benim deyip de çıkmayan olay oldu mu Berkerim?
ALTUĞ BERKER: Hiç olmadı. 1300’ün üzerinde çıkan oldu söylediklerinizden.
ADNAN OKTAR: Bak, hürmetle ve ceketin önünü ilikleyecek, detay detay söylüyorum, eğilip nezaketle elini öpecek, inşaAllah.Ve çok büyük hatalar yaptığını, eksiklikler yaptığını ve affedilmesini istirham edecek, inşaAllah. O gün de bugün olsun.
SUNUCU: Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri programımıza 00:30’dan itibaren Samsun Aks Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’den itibaren Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Bismillahirrahmanirrahim, şeytandan Allah’a sığınırım; Sebe Suresi, 8; Peygamber (s.a.v)’e diyorlar ki, elçiye, o devrin Mehdi’sine; “Allah’a karşı yalan mı uyduruyor?” Yani onun liderliğini kabul etmiyorlar, Peygamberliğini. “Yoksa kendisinde bir delilik mi var?” Hemen ilk iddiaları bu oluyor, delilik iddiası. “Hayır, ahirete inanmayanlar, azapta ve uzak bir sapıklık içindedirler. Onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı?” “Gökten ve yerden,” mesela göktaşlarını görmüyorlar mı? Yerdeki depremi görmüyorlar mı? Yerin altındaki magmayı görmüyorlar mı? “Eğer Biz dilersek, onları yerin-dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz.” “Gök taşları yağdırırız” diyor Allah. Bak, hemen konunun üzerine çıkması da çok manidar ayetin. “Hiç şüphesiz, bunda ‘gönülden (Allah’a) yönelen’ her kul için bir ayet vardır.”
Fatih Altaylı can kulağıyla dinliyor anlattıklarımı. Cübbeli’yi de sevdiğinden değil, onun inançlarına katılmaz, çok çok büyük bölümüne katılmaz. Hatta nefret derecesinde bir bakış açısı vardır ona karşı. Ama bana karşı olduğunu düşündüğü için, hani “dostumun dostu dostumdur” derler, bir de “karşıtımın karşıtı…” gibi bir mantıkla bakıyor kendince. Benim onunla alıp veremediğim yok, onun bizlerle bir alıp veremediği var kendi kafasınca. Bizim bir derdimiz yok. Allah’ın gariban bir kulu. Ben oturup onun peşinde değilim, beni ilgilendiren bir insan da değil. Fakat Mehdiyet’i örtbas etmeye çalışması, kapatmaya çalışması, var gücüyle gayret etmesi boşunadır. Kıyametin yaklaştığını görüyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur ettiğini de görüyor, Aydın dedesinin de dürtüklemesiyle bu tip bir üslup içerisine giriyor. Aydın dedesi de gelip Hz. Mehdi (a.s)’ın elini öpecek, o da el öpecek. İkisi de, inşaAllah.
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Sizden Gelen Güzellikler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...