SUNUCU1: “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza Samsun Aks, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV internet sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Son ne anlatıyordum ben Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah, inşaAllah Hocam. Mehdiyet’ten bahsettiniz, ayet okudunuz.
ADNAN OKTAR: Beril Hocam sence neyden bahsediyordum?
SUNUCU2: Ayet okumuştuk. Göktaşları ile ilgili konuşmuştunuz.
ADNAN OKTAR: Evet inşaAllah. O zaman sen bir konu aç ben devam edeyim.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Bugünkü yazarların yazısından, Mehmet Ali Birand; Batının bölgedeki eski yaptırım gücünü yavaş yavaş kaybettiğini ve geriye Doğu ile Batı arasında rol oynayabilecek bir tek Türkiye’nin kaldığını yazarak, Türkiye’nin tarihinin en güç ve en heyecanlı dönemine girdiğini söylemiş. Türkiye bu konuda başarılı olursa, hem Amerika’nın hem de Avrupa Birliği’nin gözündeki yeri bambaşka olacak. Bu nedenle Davutoğlu için asıl sınav dönemi şu anda başlamış olacak demiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hem Avrupa’nın, hem Amerika’nın gözünde mi diyor?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Allah’ın Katında değil mi, diyor? Onun için Avrupa ve Amerika önemli. Avrupa’yı ve Amerika’yı yaratan kim? Allah. Allah’ın gariban, aciz kulları. Gökyüzüne baktığımızda dünya şu kadar görünüyor, uzaktan baktığımızda şu kadar. Dünyaya çok önem veriyor ama biraz daha uzaklaştığında toplu iğne başı kadar dünya. Biraz daha uzaklaştığında hiç görünmüyor. Amerika’nın, Avrupa’nın peşinde olmak değil de, Allah’ın rızasını aramak esastır. Allah ne diyecek demek önemlidir. Türkiye’nin önemi artıyor, diyor. Türkiye’nin önemi niye artsın? Mehdiyet’ten dolayı, Türk-İslam Birliği’nden dolayı artıyor. Türkiye’nin başka bir özelliği yok, lider yönü var. Lider yönünün kökeni de maneviyattır, manevi yönüdür, askeri gücü, ekonomik gücü, başka gücü değil. Öyle bir gücü yok Türkiye’nin. Diğer ülkelere göre normal bir güce sahip. Dolayısıyla bakın hepsi Mehdiyet’in etrafında dönüyor ama bir türlü konuyu açıkça söyleyemiyorlar. Kimi şahs-ı manevi diyor, kimi Türkiye’nin başka gücü var diyor. Eğer bunu inceleyecek olursak 20-30 çeşit anlatım var ama hepsi flu ve hepsi kapalı anlatımlar. Net anlatım çok önemlidir, çok açık. Ben dürüstçe, açıkça söylüyorum; Mehdiyet diyorum, Türk-İslam Birliği diyorum. Bizim Anadolumuzdaki insanımız hep dindardır, Allah’tan korkar ve bütün gençlik Türk-İslam Birliği deyince coşuyorlar adeta. Müthiş bir sevinç duyuyorlar, müthiş bir istek duyuyorlar, çünkü çok çile çektiler, yüzüstü çok süründüler. Ne diyor Üstat? “Yüzüstü çok süründün ayağa kalk Sakarya.” diyor.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Emmy Ödüllü gazeteci, Mohyeldin isimli bir gazeteci, yabancı. AK Parti hükümetinin bölgeye yönelik dış politikasının Gazze, Mısır ve Arap sokaklarında büyük saygıyla karşılandığını söyleyerek, bu bölgedeki ülkelerin halkları, kendi yönetimlerini batının kuklası olarak görüyorlar. Ancak Türkiye’yi bağımsız ve egemen bir güç olarak kabul ediyorlar. Bu nedenle Türkiye’yi lider olarak görüyorlar demiş. Ardından da “bölgedeki ender demokrasilerden biri olduğunu ve tarihini göz önünde bulundurursak Türkiye’nin bu topraklarda çok daha büyük bir rol oynayacağını bekleyebiliriz” demiş inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bak bu da söylemiyor ne olduğunu. Türkiye’ye demokrasiden dolayı mı Avrupa hayran oluyor veyahut İslam ülkeleri hayran oluyor? Hep söz havada uçuyor dikkat ederseniz. Bir türlü sözü yerine oturtmuyorlar. Bir kere Türkiye’nin demokrasisi öyle mükemmel bir demokrasi değil. Orada demagoji yapmaya gerek yok. Avrupa demokrasisi ile kıyaslandığında daha zayıf bir demokrasi, güçlü değil. Daha yeni yeni Avrupa demokrasisine doğru giriş yapıyor Türkiye. İddia edilen Ergenekon örgütünü, bu terör çetesini daha yeni Türkiye devreden çıkartıyor ve demokrasinin zemini daha yeni yeni oturuyor. Mesela hukukta, yargıda yeni yeni atılımlar yapılıyor. O katılıklar, o katı sistemler değişiyor, daha olgun, daha pratik, daha etkili yeni uygulamalar geliyor. Dolayısıyla bir ferahlık meydana geliyor. Dolaylı olarak da bunu anlatıyor olmaları yine de yeterli, Türkiye’nin lider olduğunu söylemeleri ama neden lider olduğunu, onu söylemiyorlar. Onun söyleneceği vakit de gelecek. Özünü söylüyorlar, mühim olan o. Ondan sonrası da gelir.
ALTUĞ BERKER: Türk-Arap Bilim Kültür Sanat Derneği Başkanı ve Tunuslu gazeteci Dr. Muhammed Adil. Dr. Muhammed Adil şöyle diyor Hocam, Arap gazeteci. Şu anda Arap ülkeleri Türkiye nerede diye soruyor, Ankara’dan daha fazla girişim bekliyor. Biz artık Tunus’ta Obama ve Sarkozy’i değil, Türkiye’den üst düzey temsilcileri bekliyoruz diyerek Türkiye’nin daha aktif olması gerektiğini söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR: Nerede?
ALTUĞ BERKER: Dr. Muhammed Adil, Tunus.
ADNAN OKTAR: Hayır, nerede aktif olmasını istiyorlar?
ALTUĞ BERKER: Bölgede, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bölgede. Peki ne gerekçeyle olması gerekiyor? O yok. Hangi görevi Türkiye üstlenmiyor, yani neden dolayı böyle manevi liderliğe geçmesi gerekiyor, bunu Türkiye’ye ne sağlıyor? Ayet mi sağlıyor, Kuran’daki hükümler mi sağlıyor, hadis mi sağlıyor, yoksa durduk yere çıkan bir mantık mı? Bunu açıklamaları lazım. Bunu flu bırakıyorlar. Türkiye lider olsun bölgede, diyor. Durup dururken Türkiye niye lider olsun ki? Bir amaç yoksa, bir gaye yoksa niye lider olsun? Gerekçeyi söyleyecekler. Türkiye, Mehdiyet’in beşiğidir, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı yer İstanbul’dur, hadislerde de bu açık açık belirtilmiştir, zaman vakit gelmiştir, Hz. Mehdi (a.s.) zuhur etmiştir, Türkiye Mehdiyet’in lideri olarak, başı olarak Türklük aleminin, İslam aleminin başına geçsin demeleri lazım. Gerekçesiz liderlik olur mu kardeşim? Şimdi biz durduk yere desek ki, mesela Bulgaristan’a, sen lider ol dersek, nereden icap etti der adam, ne alaka derse, ne diyeceğiz? Bir gerekçe olması lazım. Gerekçeyi ortaya koymuyorlar, flu bırakıyorlar. Bakın bunu bütün kardeşlerimiz görüyor, herkes görüyor. Bir de bu liderlik niye bu zamanda birden ortaya çıktı? Bir de onun üzerinde duralım. 1960’larda böyle bir konu yok, 70’lerde yok, 80’lerde yavaş yavaş başlamış, 90’larda biraz tırmanmış, 2000’lerde iyice tırmanmış, ama son 2 yıldan beri ayyuka çıkmış, en yüksek noktaya çıkmış. Bunu açıklayalım, bunun neden olduğu söylensin. Mehdiyet olduğu gürül gürül anlatılsın. Avrupa’nın da muhtaç olduğu bir güçtür Mehdiyet, İslam aleminin de muhtaç olduğu bir güçtür. Bak Yunanistan da karıştı. Mehdiyet’in orada da acil ihtiyaç olduğu görülüyor. Bir türlü dinmiyor Yunanistan, bir türlü huzur bulamıyorlar ve hiçbir siyasetçi çözüm bulamıyor. Mesela İslam ülkelerinde hiçbir hükümet huzur getirmedi, hiçbir hükümet dinginlik sağlamadı. Bir derlenip toparlanma meydana getiremiyorlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerine baktığımızda, ahir zamanın planı olduğu gibi ortaya çıkıyor ama bütün gazeteciler Mehdiyet’ten adını vermeden bahsediyorlar. Bir kişi var, işte kaşı şöyle, gözü böyle, şunu yapar, bunu yapar, adını söyleyemiyoruz, diyorlar. Ben de söylüyorum işte, adı Hz. Mehdi (a.s.)’dır ve Mehdiyet’tir, Türk-İslam Birliği’dir. Niye çekiniyorsunuz?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Mehdiyet’i açıkça anlatmak sadece size nasip oluyor Hocam, Allah’a çok şükür, maşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet. Hz. İsa Mesih (a.s.)’in gelişini gürül gürül söylüyorum. Her gün dua ediyorum, “Yarabbi Hz. İsa (a.s.)’a sarılmayı bana nasip et.” diye, her gün, inşaAllah. Bak ne diyor ayette? Zuhruf Suresi 61’de. “Şüphesiz o” Hz. İsa Mesih (a.s.). “Kıyamet-saati için bir alamettir. Öyleyse ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur.” diyor Allah. 2026 tarihini veriyor ebcedi. “Şeytan”deccal, “sakın sizi (Allah'ın yolundan) alıkoymasın. Gerçekten o, sizin için açıkça bir düşmandır.”Berker’im buyur.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Şahin Alpay, Zaman Gazetesi’nde Ak Parti’nin başarılı ve zor bir dış politika yürüttüğünü, ancak İran’daki mollaların vesayeti altındaki otoriter rejimin lideri Mahmut Ahmedinejad’ı dost olarak ilan etmesinin, hileli bir seçim sonrasında ilk tebrik eden kişi olmasının yanlış olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Şahin Alpay, yazarlık değil de şarkıcılık yapsa daha doğru olur. Sanattan anlayan bir insan gördüğüm kadarıyla, bu olaylardan anlamıyor. Bir de Zaman Gazetesi bunu nasıl yazıyor? Bir kere İran’daki demokrasiye Avrupalılar bile özeniyorlar. Seçimler gayet sağlıklı yapıldı İran’da. Nerenin hilesi? İftira günahtır. Nereden biliyorsun hile yaptıklarını? Belgesi gerekir. Göster belgesini, gösteremeyeceksin. Niye dürüst konuşmuyorsun? İran’da mükemmel bir demokrasi var, gayet de güzel, şakır şakır işliyor demokrasi. Seçimlerde katılım çok yüksek. Hiçbir Avrupa ülkesinde bu kadar katılımda yükseklik yoktur. Vicdansızlık yapmasın. Hangi ülkede bu kadar katılım oluyor? Bana bir söylesin bakalım. Partiler de istedikleri gibi seçime giriyorlar. Ahmedinejad da gayet mülayim, insancıl, sevecen bir insan. Osmanlı hayranı, Türklük hayranı, Türk Milleti’ne derin sevgisi olan bir insan. Geldi buraya, Cuma günü geldi. Bir çocuk uçaktan inerken ona Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili şiir okudu, hüngür hüngür ağladı Hz. Mehdi (a.s.)’ın ismini duyunca. Hz. Mehdi (a.s.) aşığıdır. İsterseniz yanında konuşun Hz. Mehdi (a.s.)’dan, hemen ağlıyor sevgisinden. Böyle coşkulu bir insandır ve gece gündüz Hz. Mehdi (a.s.)’dan bahseden bir insandır. Hz. Mehdi (a.s.) geldi dedi, Hürriyet sürmanşet haber yaptı; sekiz sütuna manşet, kapaktan ana haber yaptı. Biz rica ettik, Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğini söyle dedik, çünkü senin sözün çok etkili olur, radyoların, televizyonların önünde söylüyorsun, dedim. Defalarca, mesela geçen günler yine Mehdi (as)’dan bahsetti, açıkça ve alenen söylüyor, net olarak söylüyor. Bakın İran’da demokrasinin varlığından haberi yok. Seçimlere katılımın yüksekliğinden haberi yok. Ve İran’da Mehdiyet’in aşkla sevilen bir konu olduğundan haberi yok veyahut haberi var anlamazlıktan geliyor.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyorlar. “Halkın dağıldığı ve zorlukların baş gösterdiği zaman Mehdi zuhur edecektir. Zulüm ve sitemle dolan yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Kulların kalbine Allah’a kulluğu yerleştirecek ve adaleti herkesi kaplayacaktır.” İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s.)’dan bence çok az bahsediyoruz, daha da artırmak lazım. Dünyada konuşulan konu sırf Mehdiyet, başka bir şey konuşmuyorlar. Libya olayları Mehdiyet, Mısır olayları Mehdiyet, İran’daki olaylar Mehdiyet, hep Mehdiyet. Her yeri kapladı. Allah isteseler de, istemeseler de sürekli bahsettiriyor onlara. Fatih Altaylı bile, bakın defalarca gündem yaptı Mehdiyet’i. Cübbeli’sini çıkarıyor iki ahbap çavuş, o ona pas veriyor, o ona pas veriyor. Öyle kendilerince o da diyor Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek, o da ona Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek, diyor. Sakin olun. İki büklüm olarak eğilip Hz. Mehdi (a.s.)’ın elini öpecek, bakın açıkça söylüyorum. Bu sözüm bugün internet sitelerinin hemen hemen çoğunda vardı, büyük internet sitelerinde. Doğru bir söz, inşaAllah. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın elini de öpecek, inşaAllah bu da olacak. Berker’im seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Bir hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.) ve talebelerinin çok akıllı olduklarını ve şık giyindiklerine dikkat çekmiş. Şöyle buyurmuşlar: “Doğu tarafından gelen ve deha sahipleri (çok akıllı, çok zeki, anlayışlı ve geniş fikirli) oldukları halde kıyafetlerine insanların tahaccup ettikleri (hayranlıkla baktıkları) kimselerin zuhur ettiğini işittiğinizde, işte o zaman muhakkak kıyametin gölgesi üzerinize düşmüştür”.
ADNAN OKTAR: Şimdi dikkatlice benim elbiselere bakıyorsun Berker, sonra kendi elbisene bakıyorsun, sonra da bu hadisi okuyorsun. Şimdi insanlar ne der, ne anlatır? Bizim çocukların hepsi çok şık giyinirler, ünlü bu. Orada bir ima varmış gibi olur, olmaz. Bir tek Hz. Mehdi (a.s.) değil, Hz. Mehdi (a.s.) devrinde herkes şık giyinecek, herkes, bütün millet. Bir kere giyim zevki olacak, çok kaliteli, güzel. Genç kızlar da çok güzel giyinecek, delikanlılar da çok güzel giyinecek. Böyle üstüne t-shirt çekip solmuş blue-jeanle sokağa fırlamak yok, inşaAllah. Çok temiz ve kaliteli olacaklar, çok hoş olacaklar, inşaAllah. Giyim bir zevktir, Allah; “size giyimlikler var ettik” diyor ayette, inşaAllah. En güzel giyimi giymeye çalışacağız, en güzel kıyafetleri, en güzel takılar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Tolstoy’un Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i övdüğü ifadeleri vardı. Onları okuyabilir miyim, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet dinleyelim.
ALTUĞ BERKER: Ünlü Rus yazar Tolstoy’un ölümünden bir yıl önce Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hadislerini derlediği bir risalesi olduğu ortaya çıktı. Tolstoy’un eseri Rus halkında İslam’a ilgi uyandırmaması için komünizm döneminde gizlenmiş. “Hz. Muhammed (s.a.v.), her zaman Evanjelizm yani Hristiyanların üzerine çıkıyor” diyor Tolstoy. “O insanı haşa Allah saymıyor ve haşa kendini de Allah ile bir tutmuyor. Müslümanların Allah’tan başka ilahı yoktur ve Muhammed (s.a.v.) O’nun Peygamberidir. Burada hiçbir muamma ve sır yoktur” demiş Hocam. Bu sözler Tolstoy’a ait, risalesini de 1909 yılında neşretmiş. Komünizm baskısı yıllarında kitap, Rus ve Müslüman halklarını etkilememesi için, devlet tarafından bilinçli bir politika ile gözlerden uzak tutulmuş. Sovyetler’in yıkılması ile 1990 yılında Rusça olarak yeniden yayınlanmış. Tolstoy’unda orijinal baskılarda ‘Hazreti’ sıfatını bizzat kullanmış olması dikkat çekmiş. Tolstoy bu kitapçıkta daha çok; Allah inancı, fakirlik, eşitlik, ölüm ve iyi insan olma gibi konuları içeren hadisleri toparlamış. Kitapta bir Arap’la evlenip İslam’ı kabul etmiş bir Rus kadının anılarına da yer vermiş. Tolstoy’un son zamanlarda İslam’ı kabul ettiğini ve bir Müslüman gibi toprağa verilmeyi vasiyet ettiğini iddia etmiş bu kişi. Tolstoy’un İslami usullere göre de defnedildiğini iddia eden Prova, mezarının başında Hristiyanlığın sembolü olan haçın da yer almadığını belirtiyor. Sovyet hükümetlerinin bu gerçeği uzun yıllar gizlemeye çalıştığı, Tolstoy’un Müslüman olduğunu öğrenilmesi halinde, Rus halkında İslam’a yönelme akımının başlamasından korkulduğu ileri sürülüyor. Kitapta yer alan Tolstoy’un bir okuyucusuna yazdığı mektupta şu ifadeler var. “Muhammediliğe Hristiyan dininden daha fazla önem vermelerine gelince, ben bütün kalbimle buna katılıyorum. Bunu söylemek ne kadar tuhaf olsa da, benim için Muhammedilik haça tapmakla mukayese edilmeyecek kadar üstündür.” Tolstoy mektubun devamında çok daha ilginç bir tespitte bulunuyor. “Eğer insan seçme hakkına sahip olsaydı, aklı başında her Hristiyan ve her bir insan şüphe ve tereddüt etmeden Muhammediliği, tek Allah’ı ve onun Peygamberliği’ni kabul ederdi.” Hz. Muhammed kitabı, Tolstoy’un itiraflarına yer veriyor.
ADNAN OKTAR: Cübbeli’ye göre böyle bir adam zındık, kafirdir işte. Bak hiç tahmin etmediği bir insan Müslüman oluyor ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e hayran oluyor. Mesela Tolstoy’un alenen burada görülüyor Müslüman olduğu, Müslümanlığı kabul ettiği.
“Selamun Aleykum Türk-İslam Birliği’nin şanlı arslanı Muhammed Adnan Hocam.” Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Bu gece yayınlanan TekeTek programında Fatih Altaylı’ya şöyle bir mail geldi. Gelen mailde, Adnan Hoca, Fatih Altaylı’nın kimsenin elini öpmediğini söylüyor.” diyor. Niye? Cübbeli’nin elini öpüyor canım. Ben öyle bir şey demedim ayrıca. El öpmez diye nerede söyledim? Benim söylediğim çok net, lafı değiştirmeye gerek yok. Hz. Mehdi (a.s.)’ın elini öpecek, dedim. İki büklüm olup, bunu göreceksiniz. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın da yine elini öpecek, bu kadar, bunu söyledim. Fatih Altaylı benim hoca olmadığımı iddia ediyormuş. Ben zaten hocayım demedim ki sana. Ne zaman dedim? Ben talebeyim, ben öğrenciyim. Benim hocalık iddiam yok. Nereden çıkarttı onu, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Tabii Hocam, inşaAllah. Siz öyle diyorsunuz.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Biz İslam ahlakını, Kuran’ı öğrenen bir talebeyiz, öğrenciyiz, inşaAllah. Fatih Altaylı, Aydın Doğan’a muhalif gibi kendisini gösterip ortaya çıkmış bir insan. Aydın Doğan’ın çok sıkı taraftarıdır, adamıdır. Tamamen usulendir, yani öyle bir şey yok, bir muhalifliği falan yoktur. Aynı notaları çalarlar, her ikisi de aynı üslubu kullanırlar. Avukatları bile bir, her şeyleri bir, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hadisinde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın İslam dinindeki bidatleri temizleyeceği, insanları Kuran’a ve Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünneti seniyesine yönlendireceğini şöyle ifade etmiş. “İnsanlar Kuran’ı kendi nefislerine göre yorumladıkları zaman, Hz. Mehdi (a.s.) onların düşüncelerini Kuran’a doğru yönlendirip, onu Kuran’ın gerçeklerinin hizmetine sunacak. Sonra size kitap ve sünnetin nasıl unutulduğunu gösterecek ve onun canlı anlamlarını ihya edecek” demiş Peygamber Efendimiz (s.a.v.), maşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. “Selamun Aleykum Sayın Muhammed Adnan Hocam. Nasılsınız?” Elhamdulillah ala külli hal. Ve Aleyna Aleyküm Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben Konya’dan Murat Avşar. Hocam siz daha iyi bilirsiniz inşaAllah, ahir zamanın büyük deccali Kaddafi mi?” Nereden çıkartıyorsun onu canım? Küçük deccallerden birisi. “Eğer o değilse bu büyük deccali biraz daha anlatabilir misiniz, inşaAllah? Hocam ellerinizden öpüyorum. Başarılarınızın devamını diliyorum, inşaAllah Hocam. Dualarınıza ihtiyacımız var Hocam. Hayırlı geceler Hocam. Selamun Aleyküm.” Büyük deccal denen insan, hadislerde belirtilen kişi, önümüzdeki yıllarda göreceğiniz bir zat, bir şahıs. Ama o kadar gücü yok işin doğrusu. Derin dünya devletinin başında olan bir insan ama öyle aktif, canlı bir gücü yok. Olsa söylerdim. Hz. İsa Mesih (a.s.) geldiğinde bunun büyü gücünü yok edecek, hipnoz gücünü. İnsanlara büyü ve hipnoz yapabilen, kitlevi hipnoz yapabilen bir gücü var, bunu ortadan kaldıracak. Daha önce yerini, yurdunu da söylemiştik, tekrar tekrar söylememe gerek yok. Ben o konuyu anlatmıştım. Fakat bu mikrop sürekli aynı yerde durmuyor. Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın altında hem tüneller, hem geniş salonlar, hem geniş tesisler var, Mescid-i Aksa’nın altında Kudüs’te. Orayı bu adam zaman zaman kullanıyor, kullandı, toplantı da yapılıyor orada yani Mescid-i Aksa’nın altında o geniş boşluklarda, geniş mağaralarda toplantı yapıyor. Ama sabit olarak orada duran birisi değil. Bir oraya gidiyor, bir buraya gidiyor falan. Ama bunun asıl ağa babası Darwin’dir. Bu dinin kurucusu, deccaliyet dininin kurucusu Darwin’dir. Bu da onun uygulayıcısı. Bunun biraz metafizik yönleri var, şeytanlarla, cinlerle bağlantı kurabiliyor. Cinlere etki etme gücü var. Onları bir şekilde, dinsiz cinleri bir şekilde kendine bağlamış. Müslümanlar da dindar cinleri kendilerine bağlıyorlar. İki tarafın bir mücadelesi var. Masonlarda da, çok üstad masonların içerisinde cinlerle bağlantı kurabilen insanlar var. Ama dindar masonlardan, Allah’a inanan masonlardan da cinlerle bağlantı kuranlar var. Tapınak Şövalyelerinden var cinlerle bağlantı kuran kişiler. Müslümanlardan da aklı başında cinlerle bağlantı kuran insanlar var. Fakat şeytanları insanlara hipnoz yapmada, insanları büyülemede kullanan bir tiptir bu. Çünkü şeytan çağırıldığında, git insanlara dinsizliği anlat, onlara bitkinliği anlat, tembelliği anlat denirse şeytana, şeytanın zaten vazifesi bu, yapar. İsteyerek, severek, bilerek yapar. Şeytanın kolayca kabul edeceği emirleri onlara söyleyen bir kişi bu. Hz. İsa Mesih (a.s.)’da onun o etkisini kıracak, onun o etkisini ortadan kaldıracak, başka bir özelliği yoktur olayın. Başka karmaşık bir şey yok. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın onu gerçek anlamda öldürmesi diye bir konu yok. Onun pis kanına elini sürmeyecektir. Bediüzzaman diyor: “Onun şahsını bir mikrop, bir nezle dahi öldürebilir.” diyor. Yani gribal bir enfeksiyondan ölebilir, ona benzer. Herhangi bir şeyden ölecektir. Asıl fikren öldürecektir. Onun hipnoz yapma gücünü, onun büyü yapma gücünü kıracaktır. Ama şu an hakikaten büyüsü etkili, o çok şaşırtıcı. Dünyada bütün Müslüman alemine de, Hristiyan alemine de, Musevilere de büyü yaptı. Bitkinlik meydana geldi insanlarda. Mesela insanlar dikkat veremiyorlar. Dinden uzak kalma gücü verdi. Mesela Darwinizm’in sahte olduğunu, oyun olduğunu göremeyecek bir duruma getirdi insanların %95’ini. Dikkatlerini tekzip edemiyor insanlar. Dikkatlerini verse de fark edemiyor. Bir şekilde beyinlerini uyuşturdu insanların, hangi yöntemle yaptığını bilmiyorum. Hz. İsa (a.s.) geldiğinde bu büyüyü kaldırıyor, insanların kafası netleşiyor. Biz diyorlar ne yaptık, nasıl biz buna inandık, bize ne oldu böyle, deyip bir irkilip ayağa kalkacaklardır. Olay bu. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın ana vasfı budur. Siyasi yönü de vardır, siyasi yönlendirmeler yapar. Ben çok fazla detay da veremem, bu kadarı her halde yeterlidir. Mesih deccal denen bir adam var, böyle birisi var, bir gözü rahatsız gerçekten. Böyle bir durum var, inşaAllah. süfyanda da vardır bu özellik, Hafız Esad’da da vardı. Bir gözünde rahatsızlık vardı Hafız Esad’ın. İki deccale dikkat çekmiştir Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Biri süfyani deccal, biri Mesih deccal. Süfyani deccal İslam alemini bu hale getirmiştir. Libya’da da etkisini gösteren olay süfyani deccalin etkisidir şu an. Mesela Muammer Kaddafi, klasik bir süfyanidir, klasik bir deccal taraftarıdır ve hareketleri de klasik deccal hareketleridir. Mesela Kuran yerine kendi kitabını okuyor, kendi yazdığı kitabı okuyor. Zulüm yapması, kan akıtması, geniş çaplı halkına karşı nefret duyması, istibdad sahibi olması, firavunların klasik özelliğini gösteriyor. Asıp, kesme, öldürme, tehdit deccallerin özelliğidir. Bu da deccal özelliği gösteriyor, başka bir özelliği yok, başka bir şey yok. Öbür firavun da, Mısır’daki firavun da öyleydi, o da süfyaniydi, süfyani deccal. Bediüzzaman; “iki büyük cereyan hareket halinde olacak ahir zamanda” diyor. Biri süfyan namındaki müthiş bir şahıs, bütün İslam alemine karşı bir faaliyet yapacak” diyor. Bir de “Mesih deccal denen bir kişidir. Bu da yine bütün dünyaya yönelik, dinsizlik yönünden faaliyet yapacak,” diyor. Şu an bunu görüyoruz. Fakat Hz. Mehdi (a.s.), hem süfyani deccale, hem Mesih deccale karşı etkili olacak bir insandır, inşaAllah. Hz. İsa Mesih (a.s.) kolay bir ortama gelecek. Hatta Bediüzzaman bunu söylüyor; “tam Hristiyanlık alemi Müslümanlığa inkılâb etmek istidadındayken” diyor. Tam artık her şey bitmiş, Müslümanlar Hristiyanlar ile içiçeler, Hristiyanlık alemi Müslümanlığa hayran olmuş, tek Allah fikrine içlerinde bir muhabbet oluşmuş, teslis inancından vazgeçmişler, tam istidad gösterirlerken, o anda Cenab-ı Allah Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı ortaya çıkaracak, diyor Bediüzzaman, inşaAllah. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın geliş amacı; bir tane değildir, birçok amacı vardır, bir tanesi de budur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Şöyle söylediniz Hocam: “Bazı kardeşlerimiz hiç kötü olmasın istiyorlar, o zaman iyiler olmaz. Hz. Mehdi (a.s.)’ın zıtları olmazsa, Hz. Mehdi (a.s.) da olmaz. Zaten ‘Mehdi’ demek, kendi zıtları ile ilmen mücadele eden kişi demek. Mücadele eden karşıt güç olmazsa, zaten Hz. Mehdi (a.s.) yok demektir. Dolayısı ile biz de Hz. Mehdi (a.s.) talebeleri olduğumuz için karşıtlarımız olacaktır. Zaten zıttımız yoksa bir anormallik var demektir. Ne kadar zıttımız varsa, o kadar mükemmeldir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in manevi değeri yaptığı mücadelelerle yükseldi. Peygamberimiz (s.a.v.) yolda yürürken üzerine deve işkembesi, dikenli çalı atıyorlardı. Bu Peygamberliğin gereğidir, Allah’ın sünnetidir. Allah’ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsınız. Pislik adamlar, haysiyetsizler bizim karşımızda olacaklar ki, biz de onlara karşı olup mücadele edelim. Bu şevkimizi arttırır, şeref meydana getirir. Aksi olursa çok acayip olur. Nimet olan bir şeyi külfet gibi görürseniz, çok yanlış olur. Müslüman’ın karşıtları olması bir nimettir, sevap kaynağıdır o, ırmak gibi sevap akar” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Başka türlü de mücadele, yiğitlik olmaz. Yiğit demek, ne demektir? Cesur, sabırlı ve kararlı insana denir. Ama karşısında bir engel vardır, o engellerle mücadele eder, yoksa yiğit olamaz.
Selim kardeşimiz yazmış. “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Çok sevdiğimiz, muhterem canım seyyid Hocam. Hak Teala’nın izniyle yarın gece güzelim İstanbul’a geleceğiz. Bizim oraya sağ salim gelebilmemiz için Allah-u Teala’nın rızası için bize dua edin, inşaAllah. Sizleri Allah Celle Celâlühu için seven kardeşiniz Selim” diyor.
“Muhammed Adnan Hocam, www.NurPenceresi.Com sitesi üzerinden canlı yayınla Risale-i Nur dersi yapılacakmış.” Ne güzel, elhamdülillah, maşaAllah. NurPenceresi.Com, çok iyi, izleriz. “Bu derslerde çocuklar için bir rehberlik programı, aile konuları ile ilgili bir program, 24 saat düzenli olarak canlı yayında sosyal ve kültürel programlar olacakmış.” Ne güzel. “Hocam dikkatimi çekti, bu program konuları arasında Türk-İslam Birliği’nden hiç bahsedilmiyor. Oysa şu anda dünya yanıyor, İslam alemi kaynıyor, Müslümanlar kan revan içerisinde. Tüm bunların çözümü olan Türk-İslam Birliği, Peygamberimiz (s.a.v.)’i bu günü bildiren hadisleri, buram buram yaşadığımız ahir zaman, kurtuluş güneşi Hz. Mehdi (a.s.), proje konuları arasında nasıl olmaz? Saygılarımla, Ahmet.” Ahmet, biz de gece-gündüz bunu anlatıyoruz, haklısın canım kardeşim. NurPenceresi.Com, bir göstersene nasıl bir site. Şimdi çocuklar için rehberlik programı, domates doğrama programları, iyi karnıyarık nasıl pişirilir, şimdi konular bunlar mı? Konular, Türk-İslam Birliği, İttihad-ı İslam, Müslümanların birleşmesi. “En büyük farzdır İttihad-ı İslam” diyor Bediüzzaman. İttihad-ı İslam varken oturup başka konularla uğraşmak biraz hatalı olabilir. Nur Penceresi, ne diyor? Böyle bir ders yapılacağına dair öyle bir şey var mı? Evet, “Nur Penceresi dersleri artık her Cumartesi saat 20.00’de canlı ayında.” Çok güzel, kardeşlerimiz çıksınlar, anlatsınlar. Ama İttihad-ı İslam, Mehdiyet, deccaliyet, Müslümanların birlikte olması, kardeş olması. Ne diyor kardeşlerimiz, yorumlarda ne diyorlar? Bakın hiç bir yerinde ‘Mehdiyet’ten bahsedin, ahir zamandan bahsedin, Türk-İslam Birliği’nden bahsedin’ diyen yok. Bu olmaz. Halbuki onu talep etmeleri lazım. En hayati konu, bütün İslam alemi ayakta, her yer kaynıyor; deccaliyetten bahsedilmezse, Mehdiyet’ten bahsedilmezse, İttihad-ı İslam’dan bahsedilmezse, o zaman çok garip bir şey olur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam çocukların hayvan sevgisi ile ilgili resim gösterebilir miyim, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, cennet bahçesinin ufak bir numunesi gibi, bir benzeri gibi. Cennette de böyle hayvanlar olacaktır, üstelik akıllı, konuşan, tertemiz. Mesela burada hayvanları sevemiyoruz, temiz olmuyorlar. Sevsek de dikkatli olmak gerekiyor. Evin içinde beslemek zor oluyor. Mesela bir at beslemek, bir koyun beslemek böyle kolay bir şey değil. Kuzuya bakmak çok zor. Ama cennette böyle bir zorluk olmayacaktır, inşaAllah. İstediğimiz gibi sevebileceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mehdiyet ile ilgili şöyle söylediniz Hocam: “Güzel olan her şeyin uygulanmasıdır Mehdiyet. Baskı kötü, olmaz. Hürriyet güzel, olur. Hüzün kötü, olmaz. Sevinç güzel, olur. Mehdiyet’te sistem budur. Kötülerin hemen ayıklanması, güzel olanın da sürekli uygulanması sistemidir. Mesela Arnavutluk; Türk-İslam Birliği oldu, hükümete gidip desen ki; hükümetinizi dağıttık, meclisinize el koyduk, sıkı yönetim ilan ettik, Arnavutluğu biz aldık. Bu kötü, anormal. Ne diyorsun? Devletiniz Kıyamet’e kadar baki olsun, hükümetinize de helal olsun, mülk sizin, sizi çok seviyoruz. Var gücümüzle sizi destekliyoruz, ticaretimizin yolunu açalım, sevginin yolu açalım, kardeşler olalım, bu güzel. Tahakküm kötü. Tahakküm insanı sıkıyor. Bir insana baskı yapmak kötü. Sen bir insanı hizaya getirdin mi, ömrü boyunca onu unutmaz. Zorla hizaya getirmeler, insanların zoruna gider. Severek yaparsa çok güzeldir, zor kullanırsan adam düşman olur, kafasından da gitmez. Onun için Mehdiyet’te zorlama yoktur. Zor ile güzellik bir arada olamaz. Mehdiyet’te zorlama yoktur. Allah diyor, dinde zorlama yoktur.” inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Biraz önce kardeşimizin bahsettiği Risale haberi şöyle bir habermiş Hocam. RisaleHaber.Com’da çıkmış; “Canlı yayında Risale-i Nur dersleri başlıyor” diye. Projeler şöyle diyor, konuları saymışlar.
ADNAN OKTAR: Rehberlik ve aile konuları programı. Aile, evlilik, tahsil, nasıl iş-güç sahibi olabiliriz? En hayati konular varken bu konuları ana konu yapmak, çok acayip bir şey olur.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Üstad; “en büyük farz vazife İttihad-ı İslam’dır” demiştir, biraz önce hatırlatmıştınız.
ADNAN OKTAR: Evet, tabii en büyük farzı esas almaları lazım. Israrla kaçınmaları, ağızlarına almaktan kaçınmaları çok acayip bir şey olur. “Arapların da saadet güneşi doğuyor” diyor. Arapların saadet güneşi işte İttihad-ı İslam, onu aç. Arapların da, diye bir şey yok. Araplar, Türkler, Kürtler, Çerkezler, Zazalar, hepsi tek bir topluluktur. Hepsi tek bir ümmettir, hepsi kardeştir. Müslümalar kardeştir. Niye Arapların saadet güneşi olsun? Türklüğün saadet güneşi doğmuyor mu? Arnavutların da doğmuyor mu? Herkesin saadet güneşi doğuyor. Hz. Mehdi (a.s.), bütün İslam alemine, bütün dünyaya gelmiş bir insandır. İttihad-ı İslam bütün insanları kucaklayan bir güzelliktir. Kavimlere göre, ırklara göre bir güneş doğuşu yok ki. Neden Araplar için doğsun? Bütün İslam alemi için doğuyor, inşaAllah. Evet oku Hocam.
ALTUĞ BERKER: “Evet ben kendi hesabıma aldım.” Üstad’tan Risale-i Nur dersi almışlar; Üstad’ın Hutbe-i Şamiye’den. “Evet” diyor Üstad “Ben kendi hesabıma aldığım derse binaen: Ey İslâm cemaati! Müjde veriyorum ki: Şimdiki âlem-i İslâm’ın saadet-i dünyeviyesi, bahusus Osmanlıların saadeti ve bilhassa İslâm’ın terakkisi onların intibahıyla olan Arab’ın saadetinin fecr-i sadıkının emareleri inkişafa başlıyor ve saadet güneşinin de çıkması yakınlaşmış. Ye’sin rağmına olarak ben dünyayaişittirecek (Haşiye) derecede kanaat-ı kat’iyyemle derim: İstikbal yalnız ve yalnız İslâmiyet’in olacak. Ve hâkim, hakaik-i Kur’aniye ve imaniye olacak.”
ADNAN OKTAR: Bak Bediüzzaman burada diyor ki: Ne diyor? “Ey İslam cemaati” diyor, ey Arap cemaati demiyor. “Müjde veriyorum ki” bütün Müslümanları tek bir topluluk olarak alıyor. Nerede Araplara güneş doğuyor? “Şimdiki âlem-i İslâm’ın saadet-i dünyeviyesi,” bakın bütün İslam aleminin saadeti dünyeviyesi, bundan bahsedin, bunu başlık yapın. “Bahusus Osmanlılar’ın saadeti ve bilhassa İslâm’ın terakkisi onların intibahıyla olan Arab’ın saadetinin fecr-i sadıkının emareleri inkişafa başlıyor.” O, detayda verdiği bir konu. Ama asıl anlattığı, ne diyor? “Ey İslam cemaati” diyor. O, cemaat içerisindeki detaylar o. Mesela Araplar vardır, Kürtler vardır, Zazalar vardır, başka kardeşlerimiz vardır, onlar fark etmez. Asıl bakın başlığı koymuş, “Ey İslam cemaati” diyor, oraya bakacaklar.
VTR: Yoğun yağışların neden olduğu seller ahir zamanın işaretlerindendir.
ADNAN OKTAR: Evet, ahir zamanın alametlerinden bir tanesi de seller. Seller hakikaten görülmemiş derecede arttı, eskiden bu kadar değildi. Özellikle depremler, tsunamiler görülmemiş sıklıkta ve görülmemiş şiddette oluyor, 1980’lerden itibaren. Bu da Hz. Mehdi (a.s.) çıkıncaya kadar devam edecek. Bakın Hz. Mehdi (a.s.) çıktıktan sonra da depremler sakinleşiyor. Yağmurun yağması, bereketli ve güzel, intizamlı hale geliyor, tamamen değişiyor. Zaman normal haline geliyor. Bakın Hz. Mehdi (a.s.) için Allah nasıl vesile ediyor olayları görüyor musunuz? Hz. Mehdi (a.s.)’ın önemini biz buradan da görüyoruz. Kıyamet durduruluyor Hz. Mehdi (a.s.) vesilesi ile ve muazzam olaylar meydana getiriyor Allah Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul ettirinceye kadar. Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul ettirdikten sonra da, ömürlerde uzama oluyor, depremler sakinleşiyor, seller sakinleşiyor, tsunamiler sakinleşiyor, hastalıklar sakinleşiyor, bereket ve bolluk başlıyor, müthiş bir bereket bütün dünyayı sarıyor Hz. Mehdi (a.s.) vesilesi ile. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı Allah indiriyor, bakın başka bir boyuttan 2000 yıl sonra Allah Ulul Azm bir Peygamberi indiriyor, Hz. Mehdi (a.s.)’a vezir yapıyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın önemini ve büyüklüğünü buradan çok iyi anlıyoruz. Bazı şahs-ı maneviciler, küçük Mehdi gibi söylemler kullanarak konuyu kapatmaya çalışıyorlar ama Allah Katında Hz. Mehdi (a.s.)’ın büyük olduğunu görüyoruz. Nübüvvet yolundan geliyor, bir tek Hz. İsa (a.s.)’da vardır, İmam-ı Rabbani’de vardır ve Hz. Mehdi (a.s.)’da vardır nübüvvet yolundan, yani aracısızdır. Herhangi bir şeyhi, mürşidi yoktur Hz. Mehdi (a.s.)’ın, bir medrese eğitimi yoktur. Cübbeli’nin bu konudaki konuşmasını hazırlayın. Hz. Mehdi (a.s.) ümmidir, Arapça da pek bilmez, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Halifetullah, diyor.
ADNAN OKTAR: Allah’ın halifesidir, diyor. Mesela bakın Hz. Ebu Bekir (r.a.)’e, Hz. Ömer (r.a.)’a, Hz. Osman (r.a.)’a Halifet-ül Resulullah deniyor. Bir tek Hz. Mehdi (a.s.)’a, dünya tarihinde bir tek Hz. Mehdi (a.s.)’a Halifetullah deniyor, Allah’ın halifesi deniyor. Bir tek Hz. Mehdi (a.s.)’a mahsustur. Hz. Mehdi (a.s.)’ı örtbas etmeye çalışanlar, Hz. Mehdi (a.s.)’ı küçültmeye çalışanlar, rezil rüsva olacaklar. Evet, izleyelim. Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.) için, herhangi bir medrese eğitimi almamıştır, herhangi bir şeyhi, mürşidi yoktur, diyor. Bir tarikat mensubu değildir, diyor Cübbeli, ki bu doğru. İmam-ı Rabbani’nin de açıkladığı bir gerçektir bu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde belirtiyor bu gerçekleri.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın hiçbir tarikata ve şeyhe bağlı olmayacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, bu önemli bir konu. Hz. Mehdi (a.s.)’ın Arapça bilmemesi, herhangi bir tarikata bağlı olmaması, medrese eğitimi almaması, vehbi ilme bağlı olması, ledüni ilme bağlı olması meşhur olan husustur, ünlü bir konudur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Melekler onu doğrultacak, düzeltecek diyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, yanında Hz. Cebrail (a.s.) ve Hz. Mikail (a.s.) var sürekli. Ahkâmda masumdur Hz. Mehdi (a.s.). Hata yaptığını zannettiğin yerde, mutlaka yine doğru hareket etmiştir. Öyle kendi haline bırakılması yok Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Hz. Cebrail (a.s.), Hz. Mikail (a.s.) ve binlerce melekle destekleniyor Hz. Mehdi (a.s.). Sayısı az talebelerinin, başlangıçta bilinemiyor. Hatta cahil cüheyla yobaz takımı, küfür ve dalalet; o zamanın tuğyanı, küfürle işbirliği yaparak, Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı cephe alacaklar. Aynı ahlak ve aynı kişilikteler, bunları göreceğiz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in anlattığı bu. Şaşıracağız ve hayret edeceğiz ve buna benzer çok fazla olaylar göreceğiz, ahir zamanın bir özelliği. O arada da tabii Müslümanlar sakin bir hayat yaşarken, Mehdiyet çok heyecanlı, çok atak bir tavır içerisinde olmuş olacak, çok şevkli bir tavır içerisinde olmuş olacak. Bunu da göreceğiz, inşaAllah. Ve Müslümanlar hayret edecekler; gözlerimizin önünde Mehdiyet gelişti, biz nasıl fark edemedik, diyecekler. Bu Allah’ın bir sanatı, kanunu. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın ortaya çıkışıyla da yer yerinden oynayacaktır. Dünyada çok acayip olaylar oluyor, bütün herkes görüyor ama anlamazlıktan geliyorlar. Anlamazlıktan gelinecek gibi değil. Bakın Allah bir anda İslam aleminin tamamını ayağa kaldırdı. Lideri yok, yöneteni yok. Diyorlar ki; Amerika. Amerika’nın uzaktan yakından alakası yok, biz Amerika’yı çok iyi takip ediyoruz. Amerika’nın istihbaratı da, yöneticileri de, gözler önünde insanlar. Öyle bir olay yok. Bu hareketin hiçbir şekilde lideri yok. Doğrudan Hz. Hızır (a.s.)’dır lideri ve hayret edilecek bir kararlılıkla, hayret edilecek bir cesaretle, muazzam bir ayaklanma tarzı, hareket var İslam aleminde. Sanki bir yerde düğmeye basılmış gibi birden başladı. Bu, ahir zamanda olacak olan olaylardan sadece bir tanesidir.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Mantis isimli bir böcek gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Evet. Bu kafasını oynatabilen tek böcek, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mehdiyet’in devamı olarak Hocam, biraz önce anlattığınız konunun dışında şunu anlatmıştınız. “Genç kızlar, onlar dünya çiçekleridir. Alabildiğine özgür ve alabildiğine neşe ve sevinç içerisinde olacaklar. Hak ettikleri sevgiyi, saygıyı ve korumayı bulacaklardır. Onlar ezilirse, bütün toplum ezilmiş olur, onlar mutlu olursa bütün toplum mutlu olur. Mesela çocuklara eziyet ediliyorsa, bütün dünya gerilir. Çocuklar mutlu ise, bütün toplum mutlu olur. Yaşlılar, çok şekerdir yaşlılar, ayrıca bir süstür onlar. Onların ne işleri var özel bakımhanelerde? Al eve getir. Felçli diyor, sen olmayacak mısın? Sen de olabilirsin. O zaman seni de mi oraya koyalım? Sevabını alın, ne güzel işte, nöbetleşe bakacaksın. O zaman sen dünyada zor görmezsen, nasıl imtihan oluyorsun? Yaşlı bir insanın hayatını cennete çevireceksin. En güzel yiyecekler, kıyafetler, ona sevinç vereceksin. Senin sevdiklerin de sana aynısını yapacaklar. Mehdiyet devrinde her yere saygı, sevgi hakim olacak.” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet Vedat, doğru. Bazı kişiler cinlerle, şeytanlarla bağlantı içinde olabiliyorlar ama biraz önce anlattım bunu. “Mısır’daki olaylardaki yeşil atlı adam Hz. Hızır (a.s.) mı Hocam?” diyor. Evet, Emel Hanım. Daha önce de onu söylemiştim. Hz. Hızır (a.s.)’ın özelliğidir. Bazen eşya haline de gelebilir, birçok yerde aynı anda olabilir. Aslında Hz. Hızır (a.s.) hakkında biraz bilgi verebilirim. Bediüzzaman’a soruyorlar: “Birinci sual: Hz. Hızır (a.s.) hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema, soruyorlar diyor. El Cevap: Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat (hayat mertebeleri) beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulema hayatından şüphe etmişler. Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir (sınırlıdır). İkinci tabaka-i hayat (ikinci hayat boyutu): Hazret-i Hızır ve Hz. İlyas Aleyhisselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler.” Bakın, “bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler.” Mesela bakarsın buradadır, aynı anda da Mısır’dadır, aynı anda Libya’dadır. Aynı anda hükümet toplantısının içindedir. Aynı anda Genelkurmayın en gizli belgelerinin içindedir. Aynı anda Amerika’da Pentagon’un toplantısının içindedir, Hz. Hızır (a.s.)’ın özelliğidir bu. ‘Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla (insanlık ihtiyaçları ile) daimî mukayyet (sınırlı) değillerdir. Bazen, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir.” Yani canı isterse yiyor, canı istemezse yemez. Yemek yemeğe mecbur değiller. Zaten Kuran’da; konuklamaktan kaçınıyorlar, yemek vermiyorlar oradaki insanlar. Etkilenmez, yemek diye bir sorunu yok Hz. Hızır (a.s.)’ın. “Hemen tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif... Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder (aydınlatır).” Birçok insanın bu kişiler ile bağlantısına ait izlenimler ve anlatımlar, bunun gerçekliğini ayrıca ispat eder, diyor. “Hattâ makamat-ı velâyette (velilik makamında) bir makam vardır ki, ‘makam-ı Hızır’ tabir edilir.” Yani tarikatlarda makam alırken. “O makama gelen bir velî, Hz. Hızır (a.s.)’dan ders alır ve Hz. Hızır (a.s.) ile görüşür.” Alenen görüşüyorlar, uyku ile uyanıklık halinde, yani derin bir manevi etki altında görüşüyorlar. Bakın; “O makama gelen bir velî, Hz. Hızır (a.s.)’dan ders alır ve Hz. Hızır (a.s.) ile görüşür. Üçüncü tabaka-i hayat: Hazret-i İdris ve Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüdle (insanlık ihtiyaçlarından ayrılarak), melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kesb eder.” Bakın; “nuranî bir letâfet kesb eder.” Adeta madde olmaktan çıkıyor, ruh gibi, nur haline geliyorlar. Madde ama nur halinde. “Âdetâ beden-i misalî (görüntüden ibaret olan bedeninin) letâfetinde,” bakın dikkat edin, çok çok dikkat edin üsluba. “Âdetâ beden-i misalî (görüntüden ibaret olan bedeninin) letâfetinde, ve cesed-i necmî (maddi ağırlık ve sınırlamalarında),” kısıtlı olmama özelliği olur, diyor. “Ve nuraniyetinde (nurani cededinin nurluluğunda olan) olan cism-i dünyevîleriyle semâvatta bulunurlar.” Bakın; “nurani cesedinin nurluluğunda olan cism-i dünyevîleriyle semâvatta bulunurlar.” Dünyevi cesetleri nur haline geliyor, o halde duruyorlar. Yanlız ifadeye dikkat edin; “adeta görüntüden ibaret olan bedenlerinin letâfetinde ve nurani cesedinin nurluluğunda olan cism-i dünyevîleriyle semâvatta bulunurlar.” Nur gibidir şu an, ışık gibidir Hz. İsa (a.s.). “’Âhirzamanda Hazret-i İsâ Aleyhisselâm gelecek, şeriat-i Muhammediye (a.s.m.) ile amel edecek’ meâlindeki hadisin sırrı şudur ki: Âhirzamanda, felsefe-i tabiiyenin (Darwinist, materyalist felsefenin) verdiği cereyan-ı küfrîye,” şu anda gördüğünüz dinsizlik cereyanı, dünyanın yüzde 99’unu kaplayan dinsizlik cereyanı. “Ve inkâr-ı ulûhiyete (Allah’ı inkar fikrine) karşı, İsevîlik dini tasaffi ederek (saflanarak, temizlenerek, teslis inancından kurtularak) ve hurafattan tecerrüd edip (hurafeleri atarak) İslâmiyete inkılâp edeceği bir sırada (tam Müslüman olacakları sırada), nasıl ki İsevîlik şahs-ı mânevîsi, vahy-i semâvî kılıcıyla o müthiş dinsizliğin şahs-ı mânevîsini öldürür. Öyle de, Hazret-i İsâ Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı mânevîsini temsil ederek,” bakın temsil ederek, onun temsilcisi olarak, “dinsizliğin şahs-ı mânevîsini temsil eden deccalı öldürür; yani, inkâr-ı ulûhiyet fikrini öldürecek.” Hıristiyanlığın mümessili, temsilcisi olarak gelecek ve deccaliyeti öldürecek, diyor, inşaAllah. Yine devam ediyor. “Dördüncü tabaka-i hayat: Şüheda hayatıdır (şehitlerin hayatıdır). Nass-ı Kur’ân’la (Kuran’ın kesin hükmü ile), şühedanın (şehitlerin), ehl-i kuburun fevkinde (ölülerin üzerinde) bir tabaka-i hayatları vardır. Evet, şüheda (şehitler), hayat-ı dünyevîlerini tarik-i hakta (hak yolunda) feda ettikleri için,” Allah rızası için hayatlarını verdikleri için, “Cenâb-ı Hak, kemâl-i kereminden (güzel üstün yönlerinden), onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı âlem-i berzahta (dünya ile ahiret arasında kabir aleminde) onlara ihsan eder.” Şehit oluyor, fakat dünyadan daha kaliteli bir hayat içerisinde devam ettiriyor Allah, canını almıyor. Canını almıyor, dünyadan daha kaliteli bir hayat içerisinde devam ettiriyor. “Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar.” Öldüklerinden haberleri yok, bu çok önemli. Şehite sorsanız ölü müsün diye, hiç bilmez şehit, bilmiyor. Çünkü çok kaliteli yiyor, içiyor, her şey tamam; dünyadan daha kaliteli bir ortamda. “Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar.” Sanki bir aleme ışınlanmış gibi kendilerini; artık öyle düşünün, daha güzel bir aleme geldiklerini biliyorlar, fakat ölü olarak değil, diri olarak geldiklerini biliyorlar. Çünkü ölen kendini biliyor, ölü olarak biliyor. Onlar ölü olduklarının kanaatinde değiller. “Kemâl-i saadetle mütelezziz oluyorlar, (müthiş bir mutlulukla lezzet alıyorlar) ölümdeki firak (ayrılık) acılığını hissetmiyorlar.” Ölümün etkisini hissetmiyorlar, diyor. Ehl-i kuburun çendan (kabirdekilerin gerçi) ruhları bâkidir; fakat kendilerini ölmüş biliyorlar.” Ölüler kendilerinin ölü olduklarını biliyorlar. Bakın; ruhları bâkidir, ruhları ölmez, fakat kendilerinin ölü olduklarını biliyorlar, diyor. “Berzahta (kabir aleminde) aldıkları lezzet ve saadet, şühedanın (şehitlerin) lezzetine yetişmez.” Aynı değildir, Müslüman olsa dahi şehitlerin lezzetine yetişmez oradaki yaşantıları, diyor. “Nasıl ki, iki adam bir rüyada cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rüyada olduğunu bilir; aldığı keyif ve lezzet pek noksandır.” Burada çok güzel belirtmiş. Mesela insan rüyada olduğunu bildiğinde, aldığı keyif ve lezzet pek noksandır. “"Ben uyansam şu lezzet kaçacak’ diye düşünür. Diğeri rüyada olduğunu bilmiyor; hakikî lezzet ile hakikî saadete mazhar olur. İşte, âlem-i berzahtaki emvat (ölüler) ve şühedanın (şehitlerin) hayat-ı berzahiyeden (kabir hayatından) istifadeleri öyle farklıdır. Hadsiz vakıatla (olaylara) ve rivayetlere, şühedanın (şehitlerin) bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sabit ve katîdir.” Ve devam ediyor Bediüzzaman. Evet, şimdilik bu kadarı yeterli.
ALTUĞ BERKER: Hocam siz daha iyi biliyorsunuz, inşaAllah. Hz. İsa (a.s.) ve Hz. İdris (a.s.)’ın tabaka-i hayatından bahsetmiş Üstad. Kuran’da bir yerde geçiyor Hz. İdris (a.s.), 1956 oluyor; yani 19. surenin, 56. ayetinde. “Kitap'ta İdris'i de zikret. Çünkü o, doğru olan bir peygamberdi. Biz onu yüce bir mekan (makam)a yükseltmiştik.” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: 1956 çok hayati bir tarihtir. Bediüzzaman, “deccaliyetin, süfyaniyetin ölümünün başladığı tarih” diyor. İslam’ın, Müslümanlar’ın canlanmasının miladıdır, inşaAllah. Çok büyük olaylar olmuştur 1956 yılında. Çünkü bakın, 1955 tam orta, 6 olduğunda, başka bir döneme geçilmiş oluyor, o yönden çok önemlidir.
ALTUĞ BERKER: “Mehdiyet uzun uzun düşünülecek bir şey değildir” dediniz Hocam. “Mesela halkın olduğu bir yer var, her yer taş bina, yeşillik yok, bahçe yok. Olmadı yıkarsın binaları, orada bir yeşil alan, havuzlu bahçeler, bağlık yaparsın, evleri biraz daha ileriye alırsın. Bu oldu mu, bu Mehdiyet’tir. Taş binalar, içiçe binalar, ruhsuzluk deccaliyette olur. Rusya da böyleydi, tek bir tane yeşillik yok, küçücük dar alanlar. Ferahlık geniş geniş evler Mehdiyet’in gerekliliğidir. Çin’de adamların evleri 3 metrekare. Mühendis adam 4 metrekare yerde oturuyor. İşte bu komünizm, deccaliyetin dehşetini gösteriyor. Zaruri durumlarda geçici olarak kabul edilir. Çin’e git, bütün milletin suratı asık, deccaliyetin neticesidir. Mehdiyet’te bütün yüzler güler, neşelidir, sevinçlidir. Sevinç, aşk belirtisi vardır. Sapsarı suratlar yoktur, canlılık dolu yüzler vardır, hayat doludur. Mehdiyet’te insan hücrelerine hayat gelecektir. Şimdi insan hücrelerinden hayat ruhu alındı, insanlarda ölü hücreler var. Bitkin, oksit sarı, gözler yerlerde, saçlar ölmüş, cildi ölmüş, bedeni ölmüş, elleri ölmüş. Kuran’ın ruhunun girmediği yerlerde bir ölüm hissediliyor, rahmani ruhun onları sarmadığı yerlerde. Kuran’ın ruhunun girdiği her yerde sıcaklık ve bereket olur, Mehdiyet budur” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Hilal Hanım yazmış. “Selamun Aleykum benim güzeller güzeli, canımın içi, başımın tacı, gönlümün sultanı Adnan Hocam.” Aman Allah’ım, bu nasıl güzel bir sevgi böyle? MaşaAllah. Hocam sizi çok seviyorum. İddia ediyorum bir numaralı hayranınızım. Sizi en çok ben seviyorum. Öncelikle saçlarınıza zaten bayılıyordum, artık daha da bayılıyorum. Bundan sonra yine değiştirmeyin ne olur Hocam, çünkü biliyorum değişince o şimdikinden daha da güzel olacak.” Özetle, sevgisini böyle uzun uzun anlatmış, maşaAllah. Bu candan sevgi, inşaAllah bütün dünyada Mehdiyet’in yayılmasından kaynaklanıyor. Mehdiyet’in zıll ve gölgesi ruhunu sarıyor. Buna karşılık da, egoist ve bencil olanlar hayvan gibi sürünerek yaşıyorlar. Sevgisiz, saldırgan, kuşkucu, böyle namert bir ruh içerisinde kendi kendilerini eziyorlar. Sevgiyi yaşayanlar aynı ortamda cennet ortamı yaşıyorlar. Sevgisiz olanlar da, kendilerini çok uyanık zannediyorlar. Halbuki çok büyük bir ahmaklıktır ve akılsızlıktır. Allah’ı seven, Allah’ın yarattıklarını sever, ona karşı coşku duyar. Deccaliyet, sevgisizliği uyanıklık zanneder. Nefreti uyanıklık zanneder, kini uyanıklık zanneder, onu hayatın gerçeği olarak görür. Sevgiyi, saflık ve cahillik olarak görür. Halbuki gerçek akıllılık sevgidir, dostluktur, kardeşliktir. Kin ve nefret, ahmaklıktır. Öfke ahmaklıktır. Affedicilik güzeldir. Allah her tarafa bu güzelliği bu yüzyılda verecek, inşaAllah.
“Sevgili Hocam, şarkılar hakkında ne düşünüyorsunuz?” Benim hemen hemen her gece bir fasılım vardır, şarkısız günüm geçmez. Kendim de güzel söylerim Türk Sanat Müziği’ni, inşaAllah. Ama yeter ki içinde küfür ifadesi olmasın. Ümitsizlik, bezginlik, acı ifadeleri olmasın; çok güzel olur, eğer öyle bir şey varsa, onu değiştirirsiniz. Allah’ı unutturan değil, Allah’ı sevdiren şarkılar çok güzeldir. Ama kanun, klarnet, ud, cümbüş, çok hoşuma gider, çok severim, inşaAllah. Benim içimi açıyor, beni Allah’a daha yaklaştırıyor. Nefsi neşelendirir ritim, Allah’ın güzelliğine daha yaklaştırır. İnsanlar ritime karşı eğilimli yaratılmıştır. Ritim; intizam, düzgünlük, kalpte sevgi meydana getirir. Mesela insanda da ritim vardır. Gözler her iki tarafta da eşittir, bir simetri vardır, düzgünlük vardır, bu insanın çok hoşuna gider. Müzikte de ritim insanın çok hoşuna gider, düzgünlük. O akış, ruhta müthiş bir heyecan meydana getirir. Cennette de ritim vardır. Cennetin her yerinde ritim görürüz, düzgünlük görürüz.
ALTUĞ BERKER: “Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in de saçları uzundu” dediniz Hocam. “Hatta dört bölümlü olarak örüyordu ve sahabelerin büyük bölümü öyleydi. Bazen saçları omuzlarına kadar uzuyordu. Yalnız namaz kılarken saçın yere değmesi için, bağlıysa çözün, saç yere değsin, diyor. Uzun saç sünnettir. Peygamberimiz (s.a.v.) bazen kına ile boyuyordu. Siyahi-kızıl tarzda bitkisel boya ile boyuyordu ve saçlarını güzel bir yağ ile yağlıyordu. Nefis yakışıklıydı Peygamberimiz (s.a.v.). Çıktığında etrafı ışık gibi parlatıyordu, maşaAllah. Saç uzatmak ve bakım yapmak sünnettir. Ama bağlayanlar namaz kılarken çözecekler, inşaAllah.”
ADNAN OKTAR: Evet, sahabelerin içerisinde saçını topuz yapan sahabeler de vardı, bağlayanlar da vardı. Fakat “namaz kılarken mutlaka çözün, yere değsin” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Tabii onun çok büyük hikmeti var. Hem fiziki açıdan; vücut elektriğinin boşalması açısından da bir anlamı var. Kafadan, alından ve saçlardan olumsuz olan elektriğin yere boşalması, o yönden büyük faydası var. Onun için Peygamberimiz (s.a.v.) özellikle onun üzerinde durmuş. Peygamberimiz (s.a.v.) saçlarını iki taraftan örüyordu. Hanımlar için de saçlarını aynı şekilde örmeleri sünnettir, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetidir. Beyler de örerler, hanımlar da örerler. Saç güzelliği her iki tarafta da olur. Peygamberimiz (s.a.v.)’in nefis güzel bir kokusu vardı, çok çok güzeldi. Uzun mesafelerden o kokusu duyulurdu. Eli, yüzü de pırıl pırıl parlardı. Dişleri çok düzgün, kaşları çok güzel, burnu çok güzeldi. Vücut yapısı; pehlivan yapılıydı Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Atletik, çok kaslı ve bayağı güçlüydü. Kolları, beden yapısı çok güçlüydü. Olağanüstü yakışıklıydı, çok çok güzeldi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile hanımlar evlenmek için, ona kendilerini hibe etmek için adeta yarışıyorlardı. O kadar çok fazla talep oldu ki, Cenab-ı Allah en sonunda bir kısmını durdurttu. Bakın Allah diyor ki: “Güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de.” Demek ki Peygamber (s.a.v.) o güzelliği görüyor ki, gördüğü güzelliği söylüyor Allah, ayet, Kuran ayeti. Bakın; “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de, artık bundan sonra sana evlilik yolu ile eşler edinmeği yasakladım, ama kendini hibe edenler ayrı.” diyor Allah. Arkası hiç kesilmemiştir, maşaAllah. Hz. Hasan (r.a.)’da, Hz. Hüseyin (r.a.)’de de öyleydi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in torunlarına aşıktılar, acayip seviyorlardı, Allah öyle bir nimet verdi. Mesela sevgiden nasibini alamayan egoist insanlar, bunu çok acayip karşılayabilirler; yani sevginin esas olmasını. Çünkü evlilikte adam neyi arıyor? Adamın malına-mülküne konmayı arıyor, herşeyi ile onunla ilgilenmesini istiyor. Ama orada egoistçe bir düşünce var, malına sahip olma, mülküne sahip olma, sevgisine de, her şeyine sahip olma düşüncesi var. Halbuki mümin, Allah için herkesi sever, herkesi Allah’ın tecellisi olarak görür ve birine olan sevgisi de diğerine olan sevgisini azaltmaz. Bir kısım akılsızlar zannediyorlar ki, bir kişi başkasını sevmezse, sanki o böyle küpte pekmez gibi durur, sadece o gider yer onu. Böyle bir şey yok. Sevgi, bir başkasına verildiğinde, bir başkası için azalmaz. O kişi ne kadar hak ediyorsa, o kadar sevgiyi alabilir. İsterse bir milyon kişi olsun, isterse bir kişi olsun, arada fark yoktur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), mesela hanımları arasında kim ne kadar hak ediyorsa o kadar seviyordu. İsterse hiç hanımı olmasın, çok eksik olsun; bir tane de olsa yine aynı sevgiyi gösterir. Yani onların olması veya olmaması olayı değiştirmez. Bir kısım cahil Müslümanlar, Peygamberimiz (s.a.v.)’in çok evliliğinden utanıyorlar, bazı ahmaklar diyeyim. Bazı avanaklar utanıyorlar. Bizim iftihar ettiğimiz, çok güzel gördüğümüz bu yönünü, imanının coşkusunu gösteren bu yönünü sanki yanlış bir şeymiş gibi gösterip, örtbas etmek istiyorlar. Halbuki o Allah aşkının bir tecellisiydi. Sahabe hanımların da Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile evlenmeleri, Allah aşkının onlardaki bir tezahürü. Allah’ın tecellisi olarak onu görüyorlar, aşkla Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i seviyorlar. Ama mal mülk meraklısı egoist insanlar için; aman mal bölünmesin, vefat ettiğinde malına kim hakim olacak düşüncesi ile baktıklarından, böyle bir güzelliği çirkin göstermeye çalışıyorlar. Sahabe devrini kendilerince, sivri, çirkin dilleri ile ezmeye kalkıyorlar. Biz de onların sivri dillerini koparıyoruz, ilimle, bilgi ile.
SUNUCU:Bizi yarın saat 22.00’den itibaren Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Bismillah, şeytandan Allah’a sığınıyorum. Taha Suresi, 77. ayet. “Andolsun, Biz Musa'ya vahyetmiştik: ‘Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir.’”Hz. Mehdi (a.s.) da geceleri tebliğ yapacak, hadiste var. “Geceleri hutbe okur” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bakın; “geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç,” Eğer batıni anlamında bakarsak, en zor ortamlarda bile ortamı kolaylaştır, geçişi mümkün kıl, hareketi kolaylaştır. “Yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan." Tevekkül etmek çok önemli. Eğer tevekkül etmeden bunu yaparsa bir insan, çok şey kaybeder. Bakın; “yetişilmekten korkmayın” diyor, bu haramdır. “Endişeye kapılmadan,” endişeye de kapılmayın, diyor Allah, bunu da haram kılmış, tam tevekkül olacak. “Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü;” Şu an Müslüman alemine nasıl firavunlar saldırıyor, o zaman da saldırmış. “Ordularıyla peşlerine düştü.” Şu anda da mesela Libya’da firavun orduları Müslümanlara saldırıyor. Sokak aralarında dehşetli katliamlar oluyor, Firavun harekete geçti, deccal harekete geçti. “Sulardan onları kaplayan kapladı.” Demek ki, firavunluk mutlaka boğulacak ve mutlaka etkisiz hale gelecek, inşaAllah. “Firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi.” İslam ülkelerindeki deccallerin hepsinde bunu görüyoruz. Bir kısım İslam ülkelerinde tabii, bir kısmında daha düzgünler tabii.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...