SUNUCU: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Manavgat Klas TV, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Uşak Egem TV’den canlı olarak yayınlanan ‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza hoş geldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR: Bediüzzaman zamanın izafi olmasını anlatıyor, onu anlatabiliriz. Hastalıkların hikmetini anlatıyor Bediüzzaman. O çok önemlidir. Bediüzzaman’ın Hastalar Risalesi vardır. Hastası olanlar, kendisi hasta olan kişiler o Hastalar Risalesi’ni okursalar, Allah’ın hastalığı niye yarattığını, neden yarattığını çok detaylı öğrenebilirler. Ünlüdür, Bediüzzaman’ın Hastalar Risalesi, inşaAllah. Bediüzzaman öyle herhangi bir alim değildir. Ben diyorum ki mesela; “son bin yılın en büyük alimi” diyorum, zannediyorlar ki ben hani çok seviyorum, sevdiğim için tarafgirlikten, yani öylesine söylüyorum sanıyor; değil. Dikkatlice baksınlar, tefekkür etsinler, incelesinler. Biz de çok detaylı bilgi veriyoruz, daha bilgi de vereceğiz. Sözümün doğru olduğunu görürler.
ALTUĞ BERKER: Serdar Turgut Habertürk’te yazısında Atatürk’ün gizli vasiyetinden bahsederek, Atatürk’ün vasiyetinde halifeliği resmen kaldırmadığını, ilerde cumhuriyet geliştikten sonra sayıları artan İslam ülkelerinin ortak bir amaç doğrultusunda koordine edilebilmeleri için halifeliğin olmasının gerekeceğinden bahsettiğini yazmış. Bu vasiyetin neden gizlendiğini de sorarak, Amerika’nın da bu durumun farkında olduğunu ve Türkiye’nin bu gizli silahını Türkiye ile birlikte hareket ederek Müslüman ülkelere yön vermekte kullanmak istediğini söylemiş. AK Parti’nin ise bu konudan haberdar olmadığını, sadece bu sürece ister istemez hizmet eden konumda olduğunu belirtmiş. Ayrıca halifeliğin tekrar 2023 yılında ortaya çıkarılmasının planlandığını, Türkiye’nin de bu tarihlerde seküler, emperyal bir devlet olacağını ve bir ihtimal Gülen Hocamızın da halife olarak başa geçebileceğini söylemiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi anlatım tarzı biraz insanlarda olumsuz etki yapacak gibi ve refleksi tetikleyecek gibi olmuş. Yani iyi niyetli anlatmış ama çok yanlış bir stilde ve çok yanlış bir üslupla anlatmış. Bir kere halifelikten bahsetmesi tedirgin edici olur. ‘Halifelik’ deyince insanlar, işte on altı atın çektiği yaşlı bir insan, astığı astık, kestiği kestik, dediği dedik, öyle bir şey akla gelir. Bir kere burada anlatım stilinde bir eksiklik var ama çok vahim eksiklik var ve çok vahim bir yanlışlık var. İyilik yapayım derken çok büyük kötülük yapmış oluyor, çok büyük hata yapmış oluyor. Müslümanların başına halife değil, Hz. Mehdi (a.s) geçecek. Şimdi Halife çok müphem bir kavramdır. İşte şu gelir, bu gelir. Mesela deli padişahlar da olmuştur, zalim halifeler de olmuştur, zulmetmiştir, dehşet saçmıştır adam. Halifenin ne yapacağı, hükümetin şeklinin ne olacağı gibi insanlarda şüpheler meydana gelir ve bir anlamda haklılar da. Ne olacağı belli olmayan dipsiz bir kuyu gibi bir şey. Yani bir psikopatın eline mi teslim edilecek, bir densiz adamın eline mi teslim edilecek? Sonra halifelik ne demek, nedir? Dolayısıyla Serdar Turgut biraz çocuksu bir samimiyetle yazmış ama büyük hata yapmış. Bir kere başa geçecek Hz. Mehdi (a.s)’ın vasıflarını Peygamberimiz (s.a.v) belirtmiş. Halk Hz. Mehdi (a.s)’ı bir kere baştan sona tanıyor; tanıtmış Peygamberimiz (s.a.v); ne yapar, ne eder, kişiliği nasıl, ahlakı nasıl; insanların kalbinde bu rahatlık meydana getirir. Yani kendi çocuğunu tanır gibi, kendi evladını tanır gibi insanlar Hz. Mehdi (a.s)’ı tanıyorlar. Ama tanınmayan bir halifeden bahsediyorsun. Bu çok acayip bir şey. Ayrıca bir tek onunla da kalmıyor olay. Yani bu halifenin diğer İslam ülkelerince nasıl karşılanacağı, bütün Ehl-i Sünnet’e yönelik mi, Şiileri de içine alan mı, Vahhabileri de içine alan mı, bunu da belirtmemiş. Halbuki halife oldu mu, yani lider oldu mu Alevileri, Bektaşileri, Şiileri, Caferileri, Sünnileri, Vahhabileri, Hristiyanları, Musevileri, hepsini şefkatle kucaklayan bir insandır. Burada bu anlatılmıyor ki, bambaşka bir şey anlatılıyor. “Tehlike geliyor, dikkat edin” anlamı çıkar buradan. Yani bir gence sen; “halifelik gelecek” dersen, ne anlar dışarıdan? Onun savunma refleksini tetiklemiş olursun. Serdar Turgut’un ağzından çıkanı kulağının duyması lazım, ne yaptığından haberi yok. Mesela Fethullah Hoca'yı hedef göstermesi de çok acayip. Zaten o tedirgin vaziyette yaşıyor. Üzerinde bin bir türlü kristal var, bin bir türlü şüphe var. Kimi “Yahudilere hizmet ediyor” diyor, kimi “Hristiyanlara hizmet ediyor,” diyor, kimi “kardinal oldu” diyor, kimi “CIA ajanı” diyor. Bin bir türlü lafın arasından o güç mücadelesini vermeye çalışıyor. Sen yirmi yıl sonrası için konuşuyorsun. Yirmi yıl sonrası için. Fethullah Hoca’nın yaşı başı ortada, hali ortada. Allah rızası için canıyla mücadele ediyor artık, canını koruyor. Böyle bir insana, böyle bir olayda böyle bir sıfat verdin mi bütün dikkatleri üzerine çekersin ve muhaliflerini de tetiklemiş olursun ve çok galiz sözlere sebep olur bu. Şimdi yarın bir gün nihayet göreceğiz, basında Fethullah Hoca’nın aleyhinde yazılar çıkacaktır; hiçbir şekilde kabul etmeyeceklerine dair, bunun bir oyun olduğuna dair, işte Amerika'nın bir komplosu olduğu falan tarzında yazılar çıkar. Yani bir olayı düşünürken, anlatırken arkasından gelecek zincirleme olayları düşünmek lazım. Bunu düşünmeden böyle ortaya çıktın mı, safça baktın mı olaya fayda yerine zarar getirir. Ben şimdilik özet olarak bu kadar söyleyeyim. Bak, yirmi yıl sonrası için söylüyor. Yani Fethullah Hoca o kadar dinç kalacakmış ki, o kadar canlı kalacak ki yirmi yıl sonra çakı gibi bir halife olarak karşılarında duracakmış. O da duracakmış yirmi sene. Kimin ne olacağı belli mi? Her an ölebiliriz. Her an bir şey olabilir. Nasıl böyle konuşabiliyorsun? Sanki balistik çelik var, yirmi yıl dayanacak orada. Balistik çelik bile çürür yirmi senede, değil mi? Hiç olmazsa bir ‘inşaAllah’ de, ‘Allah'tan umarız’ de, ‘belki’ de, bir şey de. Böyle olacak. Mehdiyet’i ağzına almadan, Mehdiyet’ten bahsetmeden böyle müphem açıklamalar yapanlar hep zarar verirler. Mehdiyet çok kesin hatlarıyla belirli, her şeyiyle belirli, Allah’ın garantisinde olan bir sistemdir. Ama bu tarz bir üslubun nereye gideceğini biz bilemeyiz, ne olacağını bilemeyiz.
ALTUĞ BERKER: Mehmet Şevket Eygi Hocamız, bugün, “Ahir Zaman Devrimleri Başladı” başlıklı bir yazı yazmış. Yazısında Arap dünyasında kanların döküldüğünü, diktatörlerin panik içinde olduğunu, İslam dünyasının kaynadığını söyleyerek; “bütün bu olup bitenler nedir?" diye sormuş. “Bunlar halk devrimidir” diyenlerin olayların ötesinde ve üzerinde ne olduğunu düşünmediklerini, halbuki tüm bunların ahir zaman alametleri olduğunu söyleyerek; “bunlar hiçbir şey değil, siz bundan sonra olacakları bekleyiniz” demiş. Ateistlerin ve pozitivistlerin; “bu ahir zaman alametleri de neymiş?” diye sorduklarını, kendi inançları olmadığı için bu alametleri yok saydıklarını, bunca olağanüstü olayı görmediklerini söylemiş.
ADNAN OKTAR:Evet, başka anlat Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Yeni Asya Gazetesi’nde bir haber vardı Hocam. Kaddafi'nin yeşil kitabı 80’li yıllarda Rusça olarak basılmış ve kitabın önsözünde; “Büyük Sovyetler Birliği'nin yüce halkına selam ederim. Marx ve Lenin'in düşüncelerinin pratik hayata geçirilmesindeki başarılarından dolayı yöneticilerinize teşekkür ederim” ifadeleri yer alıyormuş.Yeni Asya Gazetesi’nden Osman Zengin kardeşimiz yazısında bu bilgilere yer verdikten sonra, İslam ülkelerinin birçoğunun başına bela olan komünizm ve sosyalizmden Türkiye’nin kurtulmasının en önemli sebebinin Risale-i Nurların bu tehlikeye set olması olarak açıklamış. Ayrıca, Üstad’ın bundan bir asır önce, İslam ülkelerinin istikballerinin iyi olacağı müjdesini verdiğini ve söylediklerinin bir bir gerçekleştiğini belirtmiş.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. On dokuz yıl önce, 25 Şubat-26 Şubat 1992 tarihleri arasında Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinde Ermeni faşistler tarafından, çoğu kadın ve çocuk altı yüz on üç kişi şehit edildiler, biliyorsunuz. Bugün onun sene-i devriyesi. Bu, resmi sayı; ancak şehit edilen kişi sayısının çok daha fazla olduğu biliniyor. Bu emri veren eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan bu kişi.
ALTUĞ BERKER: Resimleri var bende Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, bakalım. Bu zatın emriyle böyle çok kapsamlı bir katliam oluşturdular.
ALTUĞ BERKER: Katliamın da resimleri var, inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, ona da bakalım. Evet, böyle yüzlerce, binlerce resim var. İlk önce dışarıyla bağlantılarını kesmek için havaalanı bombalanmış. Ardından savunmasız şehre giden Ermeni askerleri katliamı gerçekleştirmiş. Canlı canlı insanların kafa derilerini yüzmüşler; testereyle ellerini, kollarını ve bacaklarını, kafalarını kesmişler; kurşuna dizmişler. Cesetler üzerinde yapılan incelemede cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerini oyulduğu, kulaklarının, burunlarının, kafalarının ve vücutlarının çeşitli uzuvlarının kesildiği görülmüştür. Elli altı hamile kadının karnı yarılmış, bin iki yüz yetmiş beş kişi rehin alınmış, yüz elli kişi kaybolmuş, beş yüzün üzerinde kişi de ağır yaralanmış. “Hocalı da, bu katliamın yaşandığı sırada Azerbaycan silahlı kuvvetlerinin koruması altında değildi ve tamamen savunmasız durumdaydı.” Yani sivil halka yapılan bir uygulama. Bunu niye yapıyor adamlar? Faşist düşünce gelişsin, insanlar birbirlerine düşman olsunlar, Azerilerle Ermeniler arasında kıyamete kadar bir nefret olsun ve asla birbirlerini sevmesinler, koruyup kollamasınlar. Dolayısıyla İttihad-ı İslam’ın, Türk İslam Birliği’nin oluşmaması için adamlar on dokuz yıl öncesinden tedbir alıyorlar. Çünkü düşünüyorlar; şimdi burada böyle bir gedik meydana getirirsek, Azerbaycan’la Türkiye’nin birleşmesi de bir hayli zor hale gelecek. Ermenistan’ın Türk-İslam Birliği’ne katılması imkansız hale gelecek; dolayısıyla diğer Türki devletlerle birleşme de imkansız hale gelecek, İran’la da birleşme mümkün olmayacak. İşi kendilerinde sağlama alacaklar. Bu tip aldıkları tedbirlerden en zalimanelerinden bir tanesidir. Burada suçu olan kişilerin hepsinin suçlarının karşılığı neyse ona göre tecziye edilmeleri gerekir. Yani katillerin tamamının tespit edilip, suçlarının karşılığı neyse ona göre cezalarının verilmesi gerekiyor. Ama bunun dışında, biz oyuna gelmeyiz. Ermeni çocuklar, genç kızlar, kadınlar, dedeler, bu olaya karışmayan insanlar, biz oturup bunları eğer düşman addeder de bunlara karşı öfke duyarsak bu çok akılsızca bir şey olur. O zaman faşistlerin, komünistlerin oyununa gelmiş oluruz. Yani onların ucuz oyununu biz kabul etmiş olacağız. Çünkü onlara çok kolaya mal oldu bu. Yani çok az bir Rus silahıyla bunu hallettiler. Biz onların oyunlarını bozacağız. Türk İslam Birliği’yle, Azerbaycan’ı da Türk İslam Birliği’nin sınırları içerisine katarak bozacağız. Katilleri de teker teker tecziye edeceğiz, teker teker, kim iseler. “Pardon, ben yaptım, oldu.” Öyle bir şey yok, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İstanbul’un manevi Fatih’i, sahabe efendilerimizden Ebû Eyyûb Hâlid b. Zeyd el-Ensarî’nin meftun olduğu türbede önümüzdeki günlerde son elli yılın en kapsamlı restorasyon çalışması başlatılacakmış. Her gün yüzlerce Müslüman’ın ziyaret ettiği Eyüp Sultan Türbesi’nde yapılacak çalışmalar altı ay sürecekmiş. Restorasyonda türbenin kurşun kaplaması yenilenecek, iç ve dış sıvalar düzeltilecek, ahşap ve metal döşemeler elden geçirilecekmiş ve çalışmalar yapılırken içeride eşyaların özel olarak korunması sağlanacakmış. Hocam siz böyle bir ihtiyacı 4 Eylül 2010 tarihindeki Kocaeli TV’deki canlı sohbetinizde şöyle söylemişsiniz; “orada sahabe mezarı olduğuna göre oranın özel korunmaya alınması lazım. Bir de bakımsız görünüyor, nasıl oluyor o iş? Sahabe mezarları çok bakımlı, çok çok güzel olması lazım. Çok utanç verici bir şey. Bütün sahabe mezarlarına Türkiye’de sahip çıkılması lazım. Hepsinin bakımdan geçirtilip, hepsinin en güzel hale getirtilmesi lazım” demişsiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Esselamu Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Nur yüzlü, güzel sözlü Muhammed Adnan Hocam” diyor. “Hocam bugün okuldayken öğretmenimiz dedi ki; "dinle bilim birbirinden ayrı şeylerdir."Bu sözün üzerine; "İslamiyet, aksine bilimle uyuşan bir dindir"dedim. "Hayır"dedi hocamız. "Şöyle düşün; bir din sabittir, bilim ise devamlı gelişen bir olgudur. Adamın biri çıkıp; ‘oksijensiz yaşamı buldum’ diye Kuran-ı Kerim’den de ayetlerle desteklese ve ertesi gün başka bir adam çıkıp bunun yalan olduğunu söylese Kuran’a yanılmış olarak bakarız ve bakarlar."Hocam, ben İslamiyet ile bilimin birbirleriyle bir bütün olduğunu biliyorum, inşaAllah. Bu olayı bir açıklığa kavuşturursanız çok sevinirim. Duanıza muhtacız Hocam. Sevgi ve hürmetlerimle mübarek ellerinizden öperim. Burhan İlme.” “Din ve bilim birbirinden ayrı şeylerdir.” Yani ne anlamda diyor? Dinle bilim iç içedir. Şu bakımdan; din, bilimi emreder. Mesela gökteki, Allah’ın yarattığı sanatı incelememizi emrediyor Allah. Yerdeki, Allah’ın yarattığı sanatı incelememizi emrediyor. “Ufuklarda ve dış alemde ve kendi nefislerinde size göstereceğim ayetlerimi, siz de görüp bilip tanıyacaksınız” diyor. Bu hükümlerle ilgili çok fazla ayet var. Şimdi bu durumda ne diyoruz biz? “Dinle bilim iç içe” diyoruz, ayrı değil. “İslamiyet bilimle uyuşan bir dindir.” Bu da yanlış; ‘uyuşma’, dinin uyuşmaya ihtiyacı yoktur. Dinin hiçbir şeyle uyuşma problemi olmaz, öyle bir konusu olmaz. Bilim; bilimi Allah yaratır, bilim adamını Allah yaratır, bilimsel buluşları Allah yaratır, fizik kanunlarını Allah yaratır. Bilim adamı Allah’ın yarattığı kanunu bulur. Hazır, Allah kanunu koyar, adam da gezinirken “buldum” der. Allah oraya koyar, adam da bulur. Bilim adamının vasfı budur. Bilim adamı sokakta gezinirken yerde altın bulup sevinen adam gibidir. Altını oraya Allah koyar. Bir oraya koyar, bir oraya, bir oraya, bir oraya, yüzlerce altın koyar; adamlar gezinirken, böyle garibanlar, bir gün biri bulur, bir gün biri bulur, bir gün biri bulur. Allah’ın koyduğu kanunları bulurlar. Adam kanun yaratmaz, kanun icat etmez. Dolayısıyla, “bilimle din uyuşur,” öyle uyuşma muyuşma, böyle laflara gerek yok. “Ayrıdır” lafı zaten o arkadaşın eksik eğitiminden kaynaklanıyor. Din bilimi emreder, dolayısıyla dinle bilim iç içedir. Bilim, dine hizmet eder. Nasıl insanları Allah hizmet ettiriyorsa, Allah bilimi de dine hizmet ettirir, teknik aletleri de hizmet ettirir. Ama bak burada çok önemli bir şey var; bütün fizik kanunları Allah tarafından gizlenir. Şahıslar günü, tarihi geldiğinde kaderin sevkiyle, Allah’ın emriyle o saklanan yerde onu bulurlar. “Buldum! Buldum!” diye Arşimet gibi böyle peştamalıyla sokağa fırlar adam. Allah’ın koyduğunu bulur, inşaAllah.
Atıf Alyurt; “Hocam, Hz. Süleyman Peygamber (a.s)’ı anlatır mısınız? O nasıl biriydi?” diyor. Hz. Süleyman (a.s) çok yakışıklıydı, güzel bir peygamberdi ve çok akıllıydı, çok keskin akıllıydı. Tevrat’ta; ‘Süleyman’ın Meselleri’ vardır, onun bir bölümü doğrudur. Tahrif edilmemiştir çok büyük bir bölümü, inşaAllah. Güzelliği seven bir peygamber, güzelliğe aşık. “Ya Rabbi! Benim bu cisimlere, senin yarattığın varlıklara olan düşkünlüğümün sebebi Sen’in rızan” diyor. Hayvanlar, sarayında her çeşit hayvan var; yabani hayvanlar, kuşlar, sülünler. Seviyor, çok hoşuna gidiyor. Karıncayı bile seviyor. Çok şefkatli, özen gösteriyor karıncayı ezmemeye. Mesela gördüğünde basmıyor karıncaya, Hz. Süleyman (a.s)’ın vasfıdır, çok sevgi dolu bir insan. Özel beslediği kuşlar var, atlar var. “Atlar geldiğinde, onların boyunlarını ve bacaklarını okşuyordu” diyor Allah. Bak, detay veriyor Cenab-ı Allah. Sevmenin nasıl olacağını Allah gösteriyor. Yani “ruhunuza böyle bir sevgi verdim” diyor. Mesela boynunun yapısı sevmeyi etkileyecek şekilde oluyor. Allah mesela boyun yaratıyor, boynu okşamayı yaratıyor ve okşamadan zevk almayı yaratıyor. Zevk yaratmasa adam niye okşasın onu, ne haz alacak ondan? Mesela bak; “bacaklarını okşuyordu” diyor ayette, o okşamadan haz alacak şekilde Allah onu yaratmış. Yani insanın fıtratında, ruhunda var. İnsanın fıtratında, ruhundaki o okşama hissini Allah Kuran’da vurguluyor. Hz. Süleyman (a.s); “Ya Rabbi! Bana hiç kimseye nasip etmediğin bir mülk ver” diyor, “küfre ve dalalete bana verdiğin nimetleri verme” diyor. Allah muhteşem bir güzellik nasip ediyor. Mesela Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayı, hep ince plaka altın kaplı, ahşabın üzerine de altın kaplatıyor. Cayır cayır altın böyle her yer ve çok fazla akik, amatis, şu, bu, yani bu yarı değerli taşlardan ve değerli taşlardan çok fazla, böyle tonlar hesabıyla geliyor, çok miktarda kullanıyor. Bütün saray böyle süslü, her yer. Kumaş süsü ayrı. Mesela ince ketenden çok güzel süsler, perdeler, derin atlas perdeler. Muhteşem bir saray yapmıştır. Çok zevkli, bayağı güzel bir insan. Allah vahiyle bildiriyor neler yapması gerektiğini, yani sarayı nasıl yapacağını vahiyle bildiriyor. Çok kapsamlı ve güzel bir saray yapmıştır. Mescit haline getirmiştir orayı. Orada beş vakit bütün Müslümanlar, kendisi de namaz kılıyordu, Müslümanlar da. Bütün Müslümanlar o devirde namaz kılıyorlardı. Muazzam bir aşevi kurdurdu, çok büyük. Her gün böyle ızgara kokusu kilometrelerce yayılıyordu, maşaAllah. Hz. Süleyman (a.s)’ın yaptırdığı mescidin ön tarafında boydan boya geniş ızgara ocakları var. Akşama kadar mis gibi et kokusu, inşaAllah. Fakire, fukaraya dağıtılıyor. Helaliyle kesiyorlar, Allah adına kesiliyor. Hizmetçilerin özel kıyafetleri var, bütün hizmetçiler acayip şık. Hz. Süleyman (a.s) da çok şık, hizmetçileri de çok şık ve müthiş bir temizlik var ama pırıl pırıl parlıyor ortalık. “Onun emriyle iş gören cinler vardır” diyor Cenab-ı Allah. Milyonlarca cin de emrindeydi; bir tane, iki tane değil. Mesela istihbarat, haber almak istiyor; “öğrenin, gelin” diyor. Gidiyor cinler, ne var ne yoksa alıp bilgiyi getiriyorlar. Ayrıca denizin altında da, istiridyelerin içerisindeki incileri çıkaran cinler var. Denizin altından mercan çıkarıyor, inci çıkarıyorlar; alıp Hz. Süleyman (a.s)’a getiriyorlar. O kadar detaylı bir çalışma var. “Yerinden sökülemeyen kazanlar yapılıyordu” diyor. Büyük havuzlar, kaleler ve muhteşem sanat eserleriyle, heykellerle süslüyor. Muazzam bir süsleme yapılmıştır Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayında. Allah’a şükreden bir kul, sürekli Allah’a şükrediyor. Allah’a hamd eden bir insan. Mübarek dedem, Allah güç kuvvet versin inşaAllah, maşaAllah. Cennette de Allah ona çok daha güzellikler versin. Üç yüz hanımı, yedi yüz tane de kendini hibe eden cariyesi vardı. Toplam bin kişi, bin tane hanımı vardı. Mis gibi annelerimiz giyiniyorlardı, tertemiz, gıcır gıcır, pırıl pırıl. Doymuyor o güzelliğe Hz. Süleyman (a.s). Sarayında böyle yanında duruyorlar; bir ona bakıyor, bir ona bakıyor, sürekli Allah’a hamd ediyor. Atlarını gidip okşuyor, onları seviyor. Kuşları var, bin bir çeşit hayvan, ceylanlar, karacalar, ağaçlar, çiçekler. Cennet gibi yaptı tabi, Kudüs şehri böyle boydan boya mis gibi çiçek kokuyor. Öyledir Hz. Süleyman (a.s). Peygamber Efendimiz (s.a.v), işte bu devre benzeyeceği için; “evlatlarımdan Hz. Mehdi (a.s) Hz. Süleyman (a.s)’a benzer” diyor. Karakteri, kişiliği, zenginliğe olan eğilimi. Allah için isteyecek zenginliği, muazzam bir zenginlik mevzubahis. “Ve Hz. Zülkarneyn’e benzer” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v), “Hz. Zülkarneyn ve Hz. Süleyman (a.s)’a.” Kuran’da da zaten Hz. Zülkarneyn ve Hz. Süleyman (a.s) doğrudan Hz. Mehdi (a.s)’ı anlatmak için anlatılmıştır. Bir başka benzeri yok çünkü, bir tek Hz. Mehdi (a.s)’dır, inşaAllah. Birinci dereceden Hz. Mehdi (a.s)’a bakar, inşaAllah. Hz. Süleyman (a.s) bahsi uzundur. Tüm Peygamberleri çok severim, Hz. Süleyman (a.s)’ı da çok severim. Hayranım ben Hz. Süleyman (a.s)’a, maşaAllah. Resulullah (s.a.v) tabii hepsinin üzerindedir, gelmiş geçmiş en büyük Peygamberdir Resulullah (s.a.v). Ama Cenab-ı Allah Peygamberimiz (s.a.v)’e öyle bir dünya saltanatı vermedi. Onun saltanatı ahirette, inşaAllah. Cenab-ı Allah o müjdeyi ona da verdi. Kuran ayetiyle de sabittir, inşaAllah. Ama evladına; onun sulbünden, onun soyundan, onun çocuğuna, onun torununa Allah o saltanatı veriyor işte. Hz. Süleyman (a.s)’a verdiğinin çok çok daha kapsamlısıdır. Çünkü yedi milyarlık dünyaya hakim oluyor Hz. Mehdi (a.s), inşaAllah. Dolayısıyla Cenab-ı Allah Peygamberimiz (s.a.v)’e yine mülkü armağan etmiş oluyor, onun evladına vererek. Çünkü ne fark eder, ha evladı ha kendisi, aynı şey.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah, bu konudaki kitabınızı gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER:Hazreti Süleyman (a.s) kitabınız, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, bu benim ünlü eserlerimden bir tanesidir. Çok şahanedir, çok zengin kaynak kullanarak, çok detay vererek hazırladığım bir kitap. Çok güzel resimler ve belgelerle hazırladım.
ALTUĞ BERKER:www.HarunYahya.org sitesinden kardeşlerimiz bakabilirler yahut Global Yayıncılık’tan da temin edebilirler. Kapağında hologram kullanmıştınız Hocam, çok güzel bir kitap.
ADNAN OKTAR: Evet, kapağı da hologramlıydı hakikaten, öyle çok süslü, güzel bir kapağı var. Ama internetten ücretsiz indirebilir kardeşlerimiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Zaman Gazetesi’ndeki bir haberde bugün Genelkurmay Başkanı Sayın Işık Koşaner’in, kuvvet komutanlarının geçtiğimiz hafta, Hasdal Askeri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Balyoz sanıklarını ziyaret etmeleri konusunda Başbakan Erdoğan; Sayın Koşaner’in kendisini ziyaret hakkında önceden bilgilendirdiğini, bu durumun kendileri açısından psikolojik bir süreç olduğunu ve bu bakımdan oraya gitme durumlarının olduğunu, bu durumdan dolayı olduğunu ve kendisinin de bu açıklamayı gayet insani bulduğunu ve bir mahsur görmediğini, yoksa bu ziyaretin davayı protesto anlamını taşımadığını açıklamış. Ayrıca Cumhuriyet Bayramı’nda askerin, Hayrünnisa Gül’ün türbanlı olması nedeniyle Cumhurbaşkanı resepsiyonuna gitmeyip, alternatif bir kutlama yapması konusunda Sayın Koşaner’i; “yaptığınız bu iş doğru değil, bu Cumhur’un başıdır, sizin alternatif bir toplantı yapmanız milletle aranızdaki bağı koparır. Doğru olmadı” şeklinde uyardığını anlatmış.
ADNAN OKTAR: Şimdi askerlerin gidip, bir arkadaşı hapsedildiğinde hapse yahut gözaltına tutuklandığında gidip ziyaret etmesi asker terbiyesinin, asker adabının bir asil tezahürüdür. Her ne olursa olsun, insanlık hali, suç işlemiş olabilir bir insan, işlememiş de olabilir; zaten mahkeme sonucunda belli olur. Ama tutuklu bir insanı bir anda silmek ahlaka uygun olmaz, vicdana da uygun olmaz, adapla ve edeple bağdaşmaz. Yapılan ziyaretler nezakete, efendiliğe, asker ahlakına, Kuran ahlakına uygun, nezih hareketlerdir. Kim olursa olsun, Tutuklanan adamı silmek çok çok ayıptır, çok çok vicdansızlıktır. Velev ki suç işlemiş bile olsa, zaten cezasını çekiyor, pişman olmuş. Bir de biz ayrıca cezalandıramayız onu. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Hüseyin Gülerce Hocamızın bir yazısı vardı, uygun görürseniz Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Ortadoğu’daki gelişmeleri ‘Obama’nın Büyük Ortadoğu Projesi’ olarak açıklayan bir yazı kaleme almış. Yazısında, Amerika’nın Ortadoğu’da Bush eliyle güç kullanarak yapamadıklarını Obama’nın başka bir yolla yapmaya çalıştığını, yaşanan ayaklanmaların ardında Amerika’nın profesyonel organizasyonunun olduğunun açık olduğunu söylemiş. Amerika’nın bir süredir bölgede demokrasi istediğini, hatta bu amaçla, ayaklanmaların olduğu ülkelerin kanaat önderleri, din adamları ve medyasıyla sürekli temasta olduğunu ve bölgede demokrasiyi sağlama yoluyla İsrail - Filistin sorununu çözerek, kendisine yönelik terör tehditlerini de azaltmayı planladığını belirtmiş.
ADNAN OKTAR: Şaka gibi. Bir kere her şeyin arkasında Amerika’yı görme olayı çok yanlış. Amerika’nın yaptığı bir olay değil. Amerika’yla alakası yok. Amerika şaşkın şaşkın izliyor. Öyle bir gücü yok, Amerika kendi derdinde. Adamlar yiyecek bulamıyorlar, sokaklarda yatıyor Amerika. Amerika ekonomik yönden çökmüş bir ülke. Yani kendine faydası yok, öyle bir konu yok. Ortadaki olaylar Mehdiyet’le doğrudan bağlantılıdır. Amerika bekleye bekleye tam Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağı tarihi mi beklemiş? Yapacaksa niye on yıl önce yapmamış, niye yirmi yıl önce yapmamış, niye otuz yıl önce yapmamış da şu an yapıyor? Ne alakası var? Mehdiyet’in adım adım gelişmeleridir. Doğrudan Mehdiyet’le ilgilidir. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinde bu olaylar çok detaylı belirtilmiştir ve aynen verilen tarihlere uygundur. Fakat bir kısım Nur talebesi kardeşlerimiz, bak hocamız da öyle, olayı bambaşka bir şekle getiriyor. Severim hocamızı, saygı duyarım, ben ellerinden de öpüyorum, çok hürmet ettiğim bir ağabeyimdir; fakat teşhisi yanlış. Mehdiyet hurucudur şu anki hareketler. Kökeninde Müslümanlık yatan hareketlerdir, İslam inancı yatan hareketlerdir. Mısır’da halk demokrasi için mi ayaklanıyor? Müslümanın amacı demokrasi midir? Müslümanın amacı Müslümanlıktır. Müslümanlıktan öğrenmiştir demokrasi demokrasiyi. Demokrasi daha yeni çıkan bir sistem; onu hak dinlerden alır, Tevrat’tan alır, Hz. İbrahim (a.s)’ın suhuflarından alır. Demokrasi dediğin şey yahut sosyal adalet, olduğu gibi İslam’dan alınan düşüncelerdir, kökeni Müslümanlıktır. Dolayısıyla Amerika’nın müdahalesi değil; onların bilmediği yahut bilmek istemediği yahut bilip de anlamadıkları diyelim, metafizik varlıklar yönetiyor orayı, bu olayları. Başta Hızır (a.s) olmak üzere, Hızır (a.s)’ın ordusu, Hızır (a.s)’ın elemanları, Hızır (a.s)’ın adamları var binlerce, yüzlerce; onlar yönetiyorlar. Olay bu. Eğer biraz daha beklerlerse tam anlamıyla… Bak diyor; “Arap’ın ışığı aydınlanmaya başladı, Arap güneşi doğuyor.” Nerenin Arap güneşi? İslam’ın güneşi doğuyor, “Arap güneşi” demek ne demek? İlla olayı bambaşka bir şekle sokacaklar. Arap güneşiymiş! Arap güneşi diye bir güneş olmaz; İslam güneşi vardır, herkesi kaplar. Farisileri, Türkleri, Kürtleri, Çerkez’ini, Laz’ını, Müslüman olan herkesi kapsar ve dolayısıyla Hristiyanlık alemini ve Musevileri de kaplar. Hepsini kurtaracak bir güneş doğuyor, Mehdiyet güneşi. Bediüzzaman’ın yıllar önce Şam’da, Emevi Camii’nde belirttiği güneştir bu. Bak diyor ki; “fecr-i kâzip de olsa fecr-i sâdık doğacak ve İslam güneşinin çıkışına mümanaat eden perdeler kalkmaya başlamış” diyor. “İstibdat kalkıyor” diyor, “sıkı yönetimler kalkıyor, zalim idareler kalkıyor, demokrasi geliyor. Demokrasi de geldikçe, Mehdiyet’in kapısı açılacak ve Hz. Mehdi (a.s) zuhur edecek” diyor. Ve net tarih vermiş, “otuz-kırk sene sonra” diyor, “yarım asır sonra başlayacak” diyor. 2010 oluyor işte, “yarım asır sonra” dediği. 71’den sonra, bak; “71’den sonra” diyor, 1371’den sonra. “Yarım asır sonra” diyor. Dolayısıyla olaylar hep böyle küresel güçler, sosyolojik açıklamalar, sosyoloji biliminin bilmem neleri, bunlarla beyinleri boş yere kavruluyor. Böyle bir konu yok. Peygamberimiz (s.a.v)’in dediği tarihler aynen çıkmıştır, Bediüzzaman’ın dedikleri de aynen çıkmıştır. Şakır şakır Bediüzzaman’ın izahları çıkıyor. Bediüzzaman’dan utanıp, Bediüzzaman’ı ağzına alamayanlar şimdi utançlarından deseler ki; “evet, Bediüzzaman bunu söylemişti, Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkacağını söylemişti, oluyor” deseler Bediüzzaman’ı kabul edecekler. Şimdi Bediüzzaman’dan da döndükleri için, utandıklarından onu da söyleyemiyorlar. Artık yeni ilahlar edindiler kendilerine, Allah esirgesin; küresel güçler, sosyolojik bilmem neler, öyle ipsiz sapsız izahlar. Bıraksınlar bunları, böyle bir şey yok. Doğrudan Mehdiyet güneşi vardır. Aydın Doğan’ın gazetecileri de ne anlatacaklarını şaşırmış vaziyetteler. Bir şeyler anlatıyorlar, böyle Sanskritçe gibi, anlayabilene helal olsun. Dümdüz konuşsana. İttihad-ı İslam geliyor, işte Türk-İslam Birliği geliyor, Hz. Mehdi (a.s) geliyor, bu kadar, olay bu. Hz. İsa Mesih (a.s) da gelmiş, olay bu. Başka, karışık bir şey yok.
Fatmanur isimli bir hanım kardeşimiz yazıyor; “sen içeri girdin ve o canlar” diyor, “seni Yaratan’a kurban olan yeşil gözlerinle bana baktın” diyor, ben televizyondan bakıyorum, maşaAllah. “İşte o an etrafımdakiler habersizdi olanlardan” diyor. “Ruhum seni görünce sanki tüm dünyaya dönerek cezbelenmişti. Sen de hep şükür halinde daima ruhun ve kalbin Rabbinde, konuşuyordun. Ama ruhun Allah’a teslim bir halde daim şükürdeydin.” Ne güzel yazmış maşaAllah, elhamdülillah, hayret. MaşaAllah. “Gülüyordun ama o gülüşünün sebebini büyük bir kısmı bilmiyor. Ve işte o an, yalnız konuştuk. Bana bu halimi sordular, ben de; “Fatmanur artık yok, o Fatmanur değil, ‘Fatmanur’ diye bir şey artık kalmadı ortada; tamamen sensin.” Yani, “çok seviyorum” anlamında söylemiş. MaşaAllah, maşaAllah, maşaAllah. Ne güzel sevgisi, maşaAllah. Allah cennette de, dünyada da kardeş etsin. Kalbi Allah sevgisiyle coşmuş, çok mübarek bir insan olduğu belli oluyor. Allah sağlık sıhhat versin, Allah güzelliğini arttırsın, kötülerin şerrinden fitnesinden onu korusun. İttihad-ı İslam’ı görmekle, Hz. Mehdi (a.s)’ı görmekle Allah şereflendirsin inşaAllah. Allah kardeşimiz etsin. MaşaAllah. Ama hayret, çok kısa bir sürede böyle bir yazı yazmak. Bayağı mükemmel, çok güzel yazmış.
SUNUCU: Çok güzel, çok sevgi dolu yazmış.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. “Selamun Aleykum Değerli Hocam. Cuma namazını kıldığınız bir cami var mı? Belki sizi görmek, elinizi öpmek nasip olur. Çok saygılar.” Allah. Düşünemiyorum. Ersin, kardeşlerimizin geniş, büyük bir evi var, orada büyük bir salon var, orada kardeşlerimizle topluca kılıyoruz. Öyle kalabalık değil, otuz-kırk kişi oluyor, o şekilde kılıyoruz. Camide de kılmak çok çok güzel. Camiler benim çok hoşuma gider, acayip şahanedir. Modern camilerin beğenmiyorum binalarının mimari stilini, hoşlanmıyorum. Osmanlı modeli eski camiler çok güzel, özellikle selatin camileri. Acayip güzel bir yer, acayip güzel bir ortam. Çok insanın ruhu sükun buluyor, çok zevkli, orada namaz kılmak apayrı bir zevk ve nimettir. Şimdi işin doğrusu Ersin, o kadar da hür değilim ben yani, o kadar rahat da değilim. Daha o devirlere var. O kadar özgürce gidip camide namaz kılacağımız, sokaklarda özgürce gezeceğimiz ortama daha var. Bin bir komplonun, oyunun, kahpeliğin içinde zor günler yaşıyor birçok Müslüman. Suikastlar, komplolar, iftiralar, kalleşlikler gırla gidiyor. Zor bir ortamdayız. Böyle bir ortamda tabii ki biraz gaib olmada fayda var. Yani pek ortalarda olmuyoruz, inşaAllah.
SUNUCU: Programımıza kısa bir ara veriyoruz. Programımıza devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet, Şeyhim buyrun.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Konferanslarımız var yarın ve öbür gün, onları anons ediyorum. 26 Şubat Cumartesi, yani yarın, Almanya’nın Stuttgart şehrinde Yaratılış konferansımız olacak, yarım saat akşam yedide. Adres: Kultur and Congress Centrum, Liederhalle Stuttgart’ta Öztürk ve Özkan kardeşlerimiz verecek konferansı.
27 Şubat’ta Azerbaycan’da Bakü’de inşaAllah konferansımız olacak. İki konu anlatılacak; ‘İslam Terörü Lanetler’ ve ikinci konu da ‘Kuran’da Dikkat Çekilen Canlılar ve Mucizevi Özellikleri’. Fosil sergisi de olacak. Saat 2:00’de, Bakü’de, Park Inn Hotel Danyıldızı Salonu, 27 Şubat’ta, inşaAllah. Daha önceki Azerbaycan konferanslarımızı Azerbaycan’da yurt çapında televizyon kanalı vermiş Hocam. Onu gösterebilir miyiz?
ADNAN OKTAR: Evet. Çok şahane bir dil Azerice. İşte bu kadar, Azerbaycan Allah’ın izniyle aslan yatağı olduğu için, komünizmin kafasını işte böyle ne gibi ezer? Pestil gibi, değil mi? Kayseri pestili gibi ezer. Bir daha Azerbaycan’a komünizmin ‘k’si gelmez, evelAllah. Türk İslam Birliği’nin keskin kılıcı onlar, pırıl pırıl parlayan kılıcı. Küfrün tepesini darmakeşan etti bak; ilimle, bilgiyle, fenle. Aslan gibi delikanlılar, genç kızlar da delikanlı, delikanlılarımız da delikanlı. İşte bu kadar. Modern, aklı başında, kaliteli, dürüst, demokrat, hürriyetçi, sevgi dolu; gayet güzel, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bugün Ertuğrul Özkök’ün bir yazısı vardı Hocam. Türkiye’nin Londra Büyükelçisi’nin ‘Londra’da Türkiye’nin Şarapları’ konulu konferansına katıldığını, birçok ünlü şarap uzmanının bu toplantıda olduğunu ve büyükelçimizin şarap konulu bir toplantı yapmasının Türkiye açısından iyiye işaret olduğunu anlatan bir yazı yazmış. Büyükelçi, “aspirin iyileştirir ancak şarap mutlu eder” sözleriyle konuşmasına başlamış. Özkök de bu önemli günün, Türkiye’nin şarapçılık tarihinde önemli bir gün olduğunu yazmış.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, doğru söylemiyorlar. Ayıp yapıyor, Ertuğrul Özkök de çok ayıp yapıyor, o adam da; kim ise o vatandaş, o da çok ayıp yapıyor. Şarap içtin mi bir kere bulantı yapar, baş ağrısı yapar, denge bozukluğu yapar. Ellerini vicdanlarına koysunlar, dürüst konuşsunlar. Nereyi mutlu ediyor? Ne mutlu etmesi? Algı bozukluğu meydana gelir. Adam kapının kolu diye gider pencerenin koluna yapışmaya kalkar. Ayakta duramayacak hale gelir. Zemin bozulur, zemin ters görünür, eğik görünür. Bütün melekeleri bozulur. Konuşma kabiliyeti bozulur, cümle kurması zorlaşır. Hayat mı bu? Bunun neresi güzel? Nerede mutluluk burada? Çift görme başlıyor. Burada mı, orada mı, fark edemiyor adam. Ve şiddetli mide bulantısı ve iç sıkıntısı, tansiyon yükselmesi; bu mu mutlulukmuş? Bunun mu, Türkiye’nin elçisi gidip orada reklamını yapıyor, tanıtıyor? Dürüst olsunlar. Hiçbir faydası yok. Bilakis karaciğerdeki hücreleri öldürür. Toksik maddelerden dolayı karaciğeri perişan eder. Beyin hücrelerinde milyonlarca hücrenin ölümüne sebep olur. Faydası budur, eğer faydalı görüyorlarsa. Dürüst olsunlar.
ALTUĞ BERKER: Cüneyt Özdemir’in, Ertuğrul Özkök hakkında bir yazısı vardı. Türkiye’nin son sekiz yıldır büyük bir değişimden geçtiğini söyleyerek askeri, polisi, adliyesiyle Türkiye’nin artık eski Türkiye olmadığını yazmış Cüneyt Özdemir, Radikal’de. Ertuğrul Özkök’e gönderme yaparak, bu değişimin ve zamanın ruhunu anlamayanların, eski günlerin hayalini kuranların olduğunu, ancak bu insanların artık kimseyi korkutamadığını, eskiye dönüşü boşu boşuna beklediklerini ve amiral gemisinde yarım sayfa yazı da yazsalar, gitgide marjinalleşerek kendi kendilerini tasfiye edeceklerini söylemiş. Ancak yazının sonunda tüm bu gelişmelere rağmen tek bir korkusunun olduğunu, bunun da Türkiye’nin ‘tek adam iktidarı’nın pekiştirildiği bir Rusya olmaya doğru gitmesi olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi Cüneyt Özdemir bu yazısında samimi yazmış. Üslubu da samimi, güzel, burada güzel ama eksik yönleri var tabii. Bir kere en başta Şeyh Nazım Hocam’a karşı kullandığı üslupta çok ayıp etti, ben onu daha hala hazmedebilmiş değilim. Çok çok ayıp etti. O naz ehli. Çok seviliyor. İnsanları güldürmek, neşelendirmek için kendi üslubu var. Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanının yanında söylüyor o sözleri, onun kınadığı sözü Kıbrıs Cumhurbaşkanının yanında söylüyor. O bir şakadır. O pir-i fani bir insan, mübarek bir insan. O, ona güveniyor. Orada oturup mahcup etmeye kalkması çok ayıp oldu. En fazlası, en fazlası dersin ki; “Şeyhim, Hocam süremiz bitti. Biz sizi çok seviyoruz. İnşaAllah bir dahaki programda görüşürüz” dersin. Orada mahcup edecek şekilde konuşmanın alemi ne? Ben bile burada tedirgin oldum, rahatsız oldum. Çok ayıp yaptı. O bir kere yakışık almadı. Ben bunları şişirilmiş bir balon olduğunu, kağıttan kaplan olduklarını, kül adam olduklarını, bir şey olmadığını bunların, yani bunların halka da artık etkileri olmadığını anlattım. Ne kadar kültür düzeylerinin düşük olduğunu, cahil olduklarını, bakış açılarının yanlış olduğunu ve koydukları teşhislerin sürekli yanlış çıktığını belirttim. Eskiden hakikaten insanlar gıpta ediyordu bunlara. Baktılar ki bunlar bomboş adam, hiçbir özellikleri de yok, garibanın teki bunlar. Aydın Doğan zamanında bunları beslemiş, oraya koymuş. Şimdi Aydın Doğan bunlara verdiği paraya acıyor; birer, ikişer bunları zaten gönderiyor. Yani ellerine sepeti veriyor, gönderiyor, öyle diyelim. Dolayısıyla o konudaki bizden aldığı feyz, Allah’ın vesile etmesiyle iyi. Ufkunu açmış. Fakat Türkiye’nin böyle despotluğa gittiği, bilmem ne, böyle bir konu yok. Geçiş dönemindeyiz, zaruri bir dönem bu. Yani iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı bu hükümet kararlı. Ben işin doğrusu o yüzden destekliyorum. Yani AK Parti’yi eğer desteklersem bu yönüyle desteklerim ama bu yönüyle. Benim gönlüm bir kısmı MHP'de, bir kısmı Saadet Partisi’nde. CHP'nin de aydın yüzünü seviyorum. Yani benim öyle bir saplantım yok. Ama şu an bana bir çözüm göstersinler, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı ne yapabiliriz? Bir dakika beklemem, dediklerini yerine getiririm. Ama bana çözüm göstermiyorlar. Tek çözüm AK Parti gibi görünüyor şu an. Hiç olmazsa şu melanet ordusu ortadan kalkıncaya kadar, iddia edilen Ergenekon terör örgütü ortadan kalkıncaya kadar desteklenmesinde fayda görüyorum, ki nitekim de yüzde ellilere çıktı bizim bu üslubumuzdan sonra ve diğer bir çok nedenden dolayı yüzde elli şu an. Ama bu ortadan kalktıktan sonra hakikaten öyle bir şeye ihtiyaç yok. Hiç fark etmez, bütün partiler modern. Büyük Birlik Partisi de çok güzel, kadrosu çok iyi. MHP'nin kadrosu da çok iyi. CHP'nin kadrosu da çok iyi. Hepsi olabilir, öyle bir konu yok. Dolayısıyla AK Parti'nin de en korktuğu şey faşizan tavırdır. Yani faşizme karşı AK Parti titiz bir partidir. Yani böyle faşizan bir ruha sahipmiş gibi gösterilmesi inandırıcı olmuyor. Benim göremediğim bir şeyler var da onlar fark ettiyseler söylesinler. Cayır cayır ortaya koyun. Ben bir tek Allah'tan korkarım, kimseden çekindiğim yok. Gürül gürül anlatırım. Dolayısıyla o biraz bana mantıksız geliyor. Çünkü konuşan mutlaka delilini vermek durumundadır.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. Özdemir İnce'nin bir yazısı vardı Hocam bugün. Siyasetçilerin “biz inançlara saygılı laiklikten yanayız” demesinin tüylerini diken diken ettiğini, laikliğin din ve inancı umursamayan bir sistem olduğunu söylemiş. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun; “biz siyasete karışmayan tarikatlara saygılıyız” açıklamasını hatırlatarak; “Kılıçdaroğlu tarikatlardan korktuğu için bu sözleri söylemiş olmalı” demiş. Tarikatların asla bir sivil toplum örgütü gibi görülmemesi gerektiğini söyleyerek yazısını şu sözlerle tamamlamış; “tarikatların başı seçimle iş başına gelmez. Müritler özgür değildir. Bireysel iradesi yoktur. Laikliğe karşıdırlar. Dolayısıyla tüm tarikatlar demokratik cumhuriyet için tehlike kaynaklarıdır. Bu nedenle tarikatlara saygı duymak siyasi saflık olur” demiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu kafayla sen bunu CHP'nin başına getirirsen bu Özdemir İnce'yi, CHP sıfır virgül sıfır bir ancak oy alabilir. Bu kafadaki adamların yüzünden CHP bir türlü gelişemedi. Atatürk'ün kurduğu parti hep muhalefette kaldı. Sırf bunların yüzünden. Ve beş on kişi bunlar böyle ihtiyar dedelerden oluşuyor. Bir laf ortaya atıyorlar. Mesela Kılıçdaroğlu samimi bir atak yapıyor. Adam geliyor, batırıyor ortalığı. Bak onun bütün verdiği emekleri bozmaya çalışıyor adam. Ayağına dolanıyor. Önünden çekil bari de, bu insanlar bir hizmet yapsınlar. Deniz Baykal mesela güzel bir atak yaptı; olmadık rezalet çıkardılar, olay çıkardılar. Sonunda bir şekilde onu aldılar. Yerine Kılıçdaroğlu geçti, Sayın Kılıçdaroğlu. O da nezih, efendi bir insan. Bak, şimdi onun da ayağına dolanıyorlar. İlla iş çıkaracaklar. Bırakın da o muhterem insan iş yapsın, CHP güçlensin, iktidar olsun. Niye muhalefette kalsın sürekli? Daha önce de söyledim, anti-Darwinist, anti-materyalist, anti-komünist yanını CHP açıkça ortaya koysun; dine ve dindarlara karşı şefkatini, koruyuculuğunu açıkça ortaya koysun ve bu politikasını geliştirsin, güçlendirsin. Türkiye’de saplantı olmadığını görecektir. Şakır şakır iktidara gelir CHP. Öyle bir şey yok. Milletin AK Parti saplantısı yok. Öyle bir şey yok. Zaruri olduğu için AK Parti destekleniyor şu an. Sebebi budur. Çünkü en ummadığımız adamlar gidiyor, iddia edilen Ergenekon terör örgütünü destekliyor. Can havliyle ne yapacaksın? Başka türlü ne yapılabilir? Bir de AK Partili insanlar da muzlumlar, öyle bir ters, sert bir mizaçları yok. Daha önce Başbakanın biraz sert bir mizacı vardı. O da değiştirdi o üslubunu eleştirilerden sonra. Onun dışında nedir yani? Anormal bir şey varsa söylemeleri lazım, değil mi? Katı olmaya gerek yok, diyorum. Ne diyorsun Berker Hocam?
ALTUĞ BERKER: Çok haklısınız Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi Özdemir İnce diyebilir ki, Hocasının aksine ne diyebilir o? Ama şimdi bak, biz de tabii topluluğuz, arkadaş grubuyuz. Ama mantıklı bir şey söylediğim için benim arkadaşım kabul ediyor. Yani cemaatler de öyle, mantıklı bir şey olduğunda kabul ederler. Yoksa abuk sabuk bir şeye gidip oyunu vermez. Mesela şimdi Cübbeli, Saadet Partisi’ni destekliyor havasındadır. O, çok kurnazdır o. Mesela baktın mı öyle gibi görünür. Ama pratikte öyle olmuyor. Mesela Saadet Partisi’nin de bizzat tespiti bu. Onun çevresindeki bazı insanlara bakıyoruz, gidiyor bambaşka bir partiye oy veriyorlar. Yani öyle zannedildiği gibi bir emir komuta zinciri olmuyor. Bambaşka oluyor. Herkes kendi canı nereye isterse oraya oyunu veriyor. Fethullah Hocamızın da cemaatinde öyle. Mesela bir kısmı Ecevit'i destekliyorlardı alenen, bir kısmı AK Parti'yi destekliyorlar şu an, bir kısmı gidiyor başka partiyi destekliyor, MHP'yi destekleyenler var çok fazla.
ALTUĞ BERKER: Doğru Yol’u destekliyorlar.
ADNAN OKTAR: Doğru Yol’u destekleyenler var. Dolayısıyla Özdemir İnce'nin o sözü doğru değil, yani bir araştırmaya dayalı değil. Tahmini onun, düz anlatım. Düz atış demiyorum da, düz anlatım diyelim.
ALTUĞ BERKER:Pompei faciasının resimlerini gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER:İtalya'da Vezüv yanardağının iki bin yıl öncesinde patlamasıyla bir anda insanların… Facia öyle ani olmuş ki, Vezüv’ün lafları bir anda tüm kenti haritadan silmiş. Olayın en ilginç yanı ise kentin günlük yaşantısı içinde Vezüv’ün korkunç patlamasına rağmen kimsenin kaçamaması ve adeta büyülenerek felaketin farkına bile varamamış olması.
ADNAN OKTAR:Bunu elde ederken volkanlar insanların üzerini kaplıyor, insanları yakıyor. İçinde bir boşluk meydana geliyor o volkanın kapladığı yerde. İçine sıvı alçı doldurduklarında bu kalıp çıkıyor olduğu gibi. Yani yoksa adamlar bu adam anlamında değil. Bunlar alçı; fakat alçının doldurduğu alan boşluk. İşte şu görünümde boşluk meydana gelmiş volkanın içerisinde. Yani bu herhangi bir şeyde de böyledir, değil mi? Üzerini kapladın mı alıp onu çıkartırsan içinden orada o kalıp olarak kalır. Meydana gelen kalıbın içerisine alçı konuluyor. O yüzden bu görüntü oluşuyor.
ALTUĞ BERKER:Kuran’da helak olayları anlatılırken ‘birden yok olma’ üzerinde duruluyor, siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Örneğin Yasin Suresi'nde anlatılan şehir halkı tek bir anda topluca ölmüşlerdir. Surenin 29’uncu ayetinde bu durum söyle anlatılır, şeytandan Allah'a sığınırım; “(Onlara) Yalnızca bir tek çığlık (yetti); anında sönüverdiler.” Kamer Suresi'nin 31’inci ayetinde Semud Kavimi’nin helakı anlatılırken de yine ‘anında yok olma’ olayına dikkat çekilir. Şöyle, şeytandan Allah'a sığınırım; “Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oldular” diyor ayet-i kerimede, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Meriç Tulumluer, Mersin'den yazmış; Atatürk’ün hukuk dışı bir şekilde 22 yıl, 2 ay, 46 gündür gizlenen vasiyeti için açılan dava, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde devam ediyormuş şu an. Onun soruşturması. “Selamun Aleykum Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Atatürk’ün gizlenen vasiyetinin açıklanması için açmış olduğumuz davamız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde esastan görüşülmeye başlandı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Türkiye Dışişleri Başkanlığı aracılığı ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve Genelkurmay Başkanı ve Adalet Bakanlığı’na resmi yazılar geldi. Bu haberi okur musunuz? Not: Çalışmalarınızdaki samimiyetten dolayı teşekkür ederiz. AtaturkunGizlenenVasiyeti.com” Bir telefon numarası vermiş beyefendi. Mersin'den yazıyor, Meriç Tulumluer. Allah Allah, böyle bir mahkeme açılmış, öyle mi? Atatürk'ün vasiyetini niye gizliyorlar ben anlamıyorum. Atatürk vasiyetinde açıkça Hz. Mehdi (a.s)’dan, Türk İslam Birliği’nden bahsediyor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. İman hakikati gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR: Tamam.
ALTUĞ BERKER: Yakın çekimden bazı hayvanların görüntüleri. Hep bir simetri ve altın oran var hayvanlarda. Bu, yaratılışın delili.
ADNAN OKTAR:Ne şeker şey bu böyle. Acayip sevimli hakikaten. Süper renkler. Bayağı güzel, maşaAllah. MaşaAllah, bu da bayağı yakışıklıymış.
ALTUĞ BERKER:Ve Darwin'in; “görünce hasta oluyorum” dediği tavus kuşu.
ADNAN OKTAR: Darwin’in tansiyonu çıkıyormuş. Adama daral geliyormuş.
ALTUĞ BERKER:Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum Hocam; Ölüm Kıyamet Cehennem; ölümün bize ne kadar yakın olduğunu, bir dakika sonrasına bile erişebileceğimizin hiçbir garantisinin olmadığını, kıyamet gününün nasıl yaşanacağını ve cehennemi çok güzel anlatan. Diğer eserlerinizde olduğu gibi Kuran ayetleriyle, detaylı bir şekilde. Yayınevi de bu eseri edinmek isteyen kardeşlerimize kargo masraflarını karşıladıkları takdirde ücretsiz olarak hediye ediyor, inşaAllah. Bunun için internette GlobalKitap.com sitesine kayıt olmaları ya da telefon numarası veriyorum: 0216 444 444 1 no.lu telefondan aramaları yeterli olacak, inşaAllah. 444 444 1.
ADNAN OKTAR:Evet, bu da hakikaten etkili bir eser.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Ben İstanbul'dan Muhammed. Hocam öncelikle bu akşam çok ışıl ışıl görünüyorsunuz” diyor. “Sütlü kahve ceket size çok yakışıyor özellikle. Ben İstanbul Teknik Üniversitesi’nde okumaktayım. Öncelikle sizi ön yargıyla izlemeye başlarken artık gece ondan ikiye kadar sizi izliyorum ve sayenizde ahir zamanda nasıl hareket etmemiz gerektiğini öğrendim. Sabahki dersleri kaçırmaya başladım bu aralar” diyor. Aman, aman! Bir çözüm bulalım, bir şey yapalım. “Size sorum şu olacak; bana 33. derece masonlarla şeytanın ilişkisini anlatabilir misiniz? Nasıl iletişim kuruyorlar? Şeytandan nasıl direktif alıyorlar? Hangi konularda? Bana bunları açıklarsanız sevinirim.” En iyisi mason olmak. Gidip içlerine girip bir bakalım, ne yapıyorlar. Bizim aldığımız bilgilere, duyumlara göre ateist masonlar şeytana inanıyorlar, psikopat olanlar. Fakat bir de dindar, Allah’tan korkan, Allah’ı seven, iman eden masonlar var. Onlarla bir mücadeleleri var. Biz iman eden masonları destekliyoruz. Allah’ın varlığına, birliğine inanan; Müslümanlığa sempati duyan, sevgi duyan masonları destekliyoruz. Ama bu ateist olan, yani cins olan masonlara karşı da tabii mücadele boynumuzun borcu, inşaAllah.
“İyi akşamlar Hocam. Yanlışlıkla mail göndermiştim” diyor. “Ben Selda Nur. On üç yaşındayım. Yedinci sınıfa gidiyorum. Annem programlarınızı ilgi ile takip ediyor. Her ne kadar ben de takip etmek istesem de geç saatlerde uyuyor oluyorum” diyor. “Aslında annemin sormak istediği pek çok soru var; fakat annem nereden başlayacağını bilemiyor” diyor. “Annem programlarınızda en çok Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili kısımları seviyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın bir an önce çıkıp insanları kurtarmasını istiyor” diyor. Yaratılış Atlası istiyor bu sevimli. “Bu arada yanınızdaki ablalar da çok güzel” diyor. Evet, maşaAllah. Allah onları öyle güzel tecelli ettiriyor. “Nazar boncuğu alın onlara” diyor. Yok, öyle şeylere inanmayın. “Nazar boncuğu işte yok çatladı, şak diye ayrıldı,” bilmem ne falan, bazen duyuyorum. “İnan bana, Allah seni inandırsın, nazar boncuğu aldım, adam baktı, çat diye gitti boncuk” diyor. Öyle bir şey değil; o boncuk imalathanede yaparken onun iç yüzeyi, dış yüzeyi gerilime dikkat etmeden yapıyorlar. Kızgın ateşte yapıldığı için bir süre sonra ısı farklılığında normalde çatlıyor, kırılıyor, olay bu, başka bir şey yok. Kimsenin bakışından çatlayan patlayan olmuyor yani. Gariban boncuğun da öyle bir gücü yok. Öyle bir şey yapmaz. Kimseyi kurtaracak bir hali yok. Öyle şeylere inanmayın. Benim bu sevimlime kitap gönderin, inşaAllah.
“Hocam ben Osmaniye’den Abdurrahman.” Börteçine’ymiş lakabı, çok güzel. Abdurrahman Ünaldı. “Selamun Aleykum” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Seni yaratana kurban olayım Hocam” diyor. “O güzel gözlerinizi, güzel sözlerinizi yaratan Allah’a kurban olayım” diyor. “Pek muhterem Seyyid Muhammed Adnan Oktar Hocam, arkadaşlarınıza sevgim çok” diyor. “Hocam, ben Osmaniye’den.” Osmaniye’deymiş. Osmaniye aslan yurdudur. Osmaniye delikanlı doludur, bütün Anadolu, bütün Türkiye gibi. Abdülrahman Börteçine Ünaldı. “Hocam ben şu an Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde okumaktayım. Darwinist eğitimcilerden ders almama rağmen Allah’a hamd-ü senalar olsun ki sizin kitaplarınız ve programlarınız sayesinde onlara karşı çıkacak bilgileri elde ettim inşaAllah. Hocam sizden bir ricam var, en kısa zamanda gerçekleşecek olan Türk İslam Birliği’ne olan inancımdan dolayı ve onların savunduğu evrim komedisini desteklemediğim için ikinci sınıfa geçmeme engel oldular. Hocam, inşaAllah dualarınızı bekliyorum. Allah’a emanet olun Hocam. Esselamu Aleykum.” Hükümet böyle olaylara bir el koysun. Ben gıcık olurum. Biliyorum ben böyle olayları. Mesela benim koç yiğit kardeşim anladığım kadarıyla ülkücü. Adam takıyor. Şimdi farz edelim komünist oluyor hoca, “seni geçirmiyorum” diyor. Bakanlık el koysun bunlara, böyle olaylara. Yani olur mu böyle şey? Şimdi hoca mesela sağcı da olabilir, öğrenci de komünist olur. Ona da öğretmen baskı yapamaz. “Taktı kafayı” diyorlar ya, öyle bir şey yapamaz. Derslerinden çocuk başarılıysa geçecektir. Olur mu öyle şey? Çok büyük vicdansızlık ve terbiyesizliktir bu. Tabii bununla ilgili özel devletin müfettişlerinin devreye girmesi lazım, bu tip olaylarda. Yani özel bakanlık bir büro kursun, böyle öğrencilerin şikayeti değerlendirilsin. Ne demek öyle olay? İmtihan kağıdına bakarsın. Baktın, tamam, doğru. “Hoca” diyecek, “ne alaka, niye çocuğun notunu kırdın?” demeleri lazım, değil mi? Gerekirse de hemen görevinden almak lazım, tenzil-i rütbe ile. Olmaz. Bu koç yiğidin de başarısını eğer gölgeleyen bir hoca varsa çok ayıp yapmış olur, kim ise. Ankara Üniversitesi Siyasal; eskiden orası komünistlerin kontrolündeydi. Sonra bir ülkücü Mevlüt vardı, koç yiğit böyle. Sonra dengeler biraz düzelmişti o zamanlar, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Mübarek Seyyid Muhammed Adnan Oktar Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ben bir şeyh efendiye bağlıyım ama bağlıyım derken, tembel bir talebeyim. Gördüğüm bir rüyayı sizinle paylaşmak istiyorum. Yorumlarsanız çok memnun olurum” diyor. Evet, Şeyh Nazım Hocamız’a sevginin çok şiddetli olduğunu gösteriyor rüyan, bayağı güzel. Hocamız’ı bir ziyaret etmen gerekir. Yani onun vekillerini ziyaret de aynıdır. Git mesela Kıbrıs’a bir güzel Hocamız’a, belki de kabul edebilir de, bazen müsait oluyor. Fakat grip, nezle olanlar Allah rızası için şeyhimin yanına gitmesinler. Gıcık oluyorum. Hocamızı sonunda hasta ediyorlar. İnsan bilmez mi kendini? Baktın nezlesin, gripsin, uzak dur. Binasına bile gelinmez, çok ayıp. “Daha yeni geçti.” Yeni geçti diye bir şey yok, tamamen geçecek. Üzerinden bir süre geçmesi lazım. Bir hafta tam hiçbir alamet kalmayacak, virüs bilmem ne kalmayacak, o zaman gidebilirsin. Hastayken gidilmez. Yani çok büyük vicdansızlık. Mesela baktım geçenlerde şeyhim yine grip olmuş, nezle olmuş. Ne gerek kardeşim?
SUNUCU:Sevgilerinden dolayı gidiyorlar.
ADNAN OKTAR:Yani tabii ki ama gripken, nezleyken insan kıyamaz yani. Ben mesela bu konularda özellikle özen gösteriyorum, çok dikkat ediyorum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yeni Zelanda’daki depremin görüntüleri. Ölü sayısı artıyormuş, kayıplar varmış. Ülkenin yüzde seksenine elektrik, su şu anda verilemiyormuş. Depremden sonra yirmi tane artçı sarsıntı olmuş.
ADNAN OKTAR:Ama işte “umrumda bile değil” havasında olmayacaklar. Bunun Allah’tan bir uyarı olduğunu bilecekler, inşaAllah. Özen gösterecekler. Evet, depremlerde daha da artış olacak. Hz. Mehdi (a.s) devrinin özelliğidir. Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhurundan sonra da birden duruyor depremler, duracak. Bunu da görecek insanlar ve bu çok büyük mucizedir. Muazzam bir tırmanışa geçmişken Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhuruyla beraber hemen bir sükunet başlıyor. Tsunamiler duruyor, seller duruyor, depremler duruyor. Bu Hz. Mehdi (a.s)’ın bereketiyledir işte. Allah onu vesile ediyor, inşaAllah.
Tuğba Hanımın bir yazısı var. Darıca’dan İsmail Hakkı kardeş, İstanbul’dan Emin Yüksek, Durmuş Ali Gürbeden Ümraniye’den. Evet, gece 02.00’den sonra gelebilirsiniz ama bir kereye mahsus. “Hocam bir kere daha göreyim, bir daha göreyim,” o zaman burası stadyum gibi olur.
Fatma Beyaz, o da sevgilerini ifade etmiş, kardeşimiz; “yakışıklı, dünya güzeli Hocam benim” diyor. “Selam sana, güzellikler hep sana” diyor. Bütün Müslümanlara, inşaAllah; hepimize, inşaAllah. “Muhammed Adnan Hocam” diyor. Allah sana da, annene babana da, bütün sevdiklerine güzellik, sağlık, sıhhat versin. Hidayet nasip etsin Allah bütün milletimize, derin iman nasip etsin. En büyük nimet derin imandır, inşaAllah.
Ahmet Kartal kardeş, güzel bir analiz yazısı göndermişsin ama çok geniş ve uzun. İstifade edeceğiz inşaAllah ama okumamız biraz zor olur tabii. Yani burada anlatmamız biraz zor olur. “Ancak Türkiye’nin teminatı Saadet Partisi ve Muhterem Erbakan Hocamızdır” diyor, sonu öyle bitiyor kardeşimizin. O kısım hoşuma gittiği için okuyorum. “Hocamız Saadet Partisi’nin başına tekrardan gelerek bütün bu planları altüst etmiştir. Halen kimse onun daha neler yapabileceğini bir türlü kestirememektedir.” İslam aleminin lideri Erbakan Hocamızdır, onun tartışması yok. Öyle kenardan, köşeden hiç kimse yanaşmaya çalışmasın. Yok, o dediğin, saydığın kişiler, zaten olmaz onlar. Tek tek söylemeyeyim ama Erbakan, ben öyle biliyorum. Yani çocukluğumdan beri öyle bilirim, inşaAllah. Hocamız bizim canımız, inşaAllah; manevi liderimiz, inşaAllah. Erbakan Hocamız, ben hakikaten yakından tanıdığım için biliyorum; çok şeker, çok tatlı bir insan ve ufku hakikaten çok güzel. Hakikaten de bir bereket, bolluk insanı. Çok kısa bir dönem Başbakan yaptılar, bütün Türkiye gördü, acayip zengin oldu millet; askeri, polisi, hakimi, hepsi. Muazzam zam yaptı maaşlarına. Bir de; “devleti batıracaksın sen” dediler, “ne yapıyorsun?” dediler. Erbakan Hocam, “ben bulurum, siz derdine düşmeyin” dedi. Çok şekerdir Erbakan Hocam. Gerçek Türk milliyetçisidir, Türkiye sevdalısıdır, ‘Büyük Türkiye’ ideali vardır, Türk İslam Birliği savunucusudur, çok güvenilir, aydın bir insandır, klastır, kalitelidir. Evlatlarını da çok güzel yetiştirdi maşaAllah. Fatih çok güzel, mezun olduğu okul da çok güzel, eğitimi de çok güzel. İnşaAllah Fatih’ten çok güzel şeyler bekliyoruz. Daha önce de ona ben, yıllar önce de söylemiştim, Fatih’e. “Senden çok şeyler bekliyoruz” dedik, inşaAllah. O da kendini güzel yetiştiriyor. Daha biraz var gerçi ama iyi gidiyor maşaAllah o da.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah. Hocam Burma dünyanın en yoksul ülkelerinden biri ama Rangoon şehrinde bütün altın kaplamalı tapınakları var. Buda’ya, putperestlik dinine tapıyorlar. Kaplamaların değeri İngiliz Merkez Bankası’ndaki altınlardan daha fazla olduğu söyleniyor ama en yoksul ülkelerden biri. Dört yılda bir değiştiriyorlar altınları.
ADNAN OKTAR:Dört yılda bir değiştiriyorlar mıymış?
ALTUĞ BERKER:Evet. O da üç milyon dolara mal oluyormuş. İnançları gereği zorunluymuş.
ADNAN OKTAR:Yani çok özür dilerim, gözü olanın gözü güzelleşsin, bir şey demiyorum da o değiştirdikleri altınları ne yapıyorlarmış?
ALTUĞ BERKER:Onu öğreneyim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Atıyorlarsa çok acı olur. Versinler, Müslümanlara dağıtalım burada, ümmet-i Muhammed’e, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sizin İslam ve Budizm adlı kitabınızda bunların geçersizliğini çok güzel bir şekilde anlatıyorsunuz Hocam, felsefelerinin yanlışlığını.
ADNAN OKTAR:Buda normalde hak bir Peygamber, hak bir dinken bozulmuş zamanla. Çünkü incelediğimizde bu görülüyor. Mesela bir Mehdi geleceğinden bahsediyor. Dünyaya tek dinin hakim olacağından bahsediyor. Sevgiden, şefkatten. Oruç var, namaz var, zekat var. Hak bir din olduğu ve onun zamanla çok ciddi bir bozulmaya uğradığı incelendiğinde açıkça anlaşılıyor. Ama tabii yapacakları İslam’a girmektir. İslamiyet en arı, en net dindir. Diğerlerinde tahrifat olmuştur, değişme olmuştur. Şimdi tahrifat ve değişme olan yerleri ben gösteren bir kitap hazırlıyorum. Hristiyanlıktaki tahrifat olan kısımlar neler, Musevilikte tahrifat olan kısımlar neler? İnşaAllah. Hak olan kısımları var. Ben onları kabul ediyorum ve aşkla, şevkle okuyorum. Ben her gün Tevrat okurum ben, her gün İncil de okurum ama Kuran’a mutabık olan kısımlarını. Onlar ferahlık, Allah “nurdur” diyor ve insanların hidayetine vesile olur, kalp açıcıdır ama adam değiştirmişse, bambaşka bir şey, kendi kafasından bir şey yazmışsa, o olmaz. O batıl o.
ALTUĞ BERKER:Siz birkaç gün önce şöyle söylemiştiniz Hocam, halka ateş açan kişilerin bir kısmının mecbur bırakıldığını ve “ateş açmazsan seni de öldürürüz” tehdidiyle karşılaştıklarını anlatmıştınız. Nitekim bugün gelen haberlere göre Kaddafi’nin göstericilere ateş açma emrine uymayan yirmi üç asker, kendi silah arkadaşları tarafından öldürülmüş. Ayrıca Kaddafi bir televizyon kanalına telefonla bağlanarak yaptığı konuşmada protestocu gençlerin hap alıp sokaklara döküldüğünü söyleyerek, ailelerin bu hapları gençlere neden kullandırttıklarını sormuş. “Eğer erkekler korkuyorlarsa kadınlar sokaklara çıkıp erkeklerini geri getirsinler” diyerek Libyalı kadınları sokaklara çıkmaya davet etmiş.
ADNAN OKTAR:Hapın etkisini o nereden biliyormuş, Kaddafi? Hapın üstadı kendisidir, oğludur. O adadaki toplantılarda jet sosyeteyi topluyor Avrupa’dan, beni konuşturmasın. Yaptıkları alemlerde eroinin, kokainin, esrarın en hasını onlar orada millete dağıtıyorlar. Bir de oturmuş hap edebiyatı yapıyor. Hapı nereden bulsun gariban Libya halkı? Dindar, muttaki insanlar, mazlum insanlar. Hapın ‘h’sinden haberi yoktur. Hap uzmanı kendisi, oğlu. Beni şimdi detaylandırtmasın. Bütün Libya’nın gelirini oğlu yiyor, jet sosyeteye dağıtıyor Avrupa’daki. Yani isimlerini de vermek istemiyorum. Çünkü bir kısım sanatçıları seviyorum, onlara şefkat duyuyorum. Yani hepsi gidiyorlar aşağı yukarı, büyük bölümü gidiyor toplantılarına, alemlerine.
ALTUĞ BERKER:Otuz iki milyar dolar civarında diyorlar Hocam. Onunla ilgili bir haber var; İngiltere Hazine Bakanlığı, Kaddafi’nin İngiltere’de milyarlarca dolarlık mal varlığı olduğunu ve bu varlıklara kısa bir süre içinde el konulabileceğini açıklamış. El konulacak malların toplam değerinin otuz iki milyar dolar civarında olduğu belirtilmiş. Tüm bu mal varlıklarının Kaddafi’yi iktidardan düşürmek için dondurulması bekleniyormuş. Ayrıca Kaddafi günlerdir süren halk isyanını bastırmak için memurların maaşına yüzde yüz elli oranında zam yaptığını, ailelere de dört yüz dolarlık destek verileceğini açıklamış. İsyanda bugüne kadar yaklaşık bin kişinin öldüğü tahmin ediliyormuş.
ADNAN OKTAR: Daha önce aklı neredeymiş? Bak, ne kadar samimiyetsiz. Kuran’da firavun da aynısını yapıyor; “sizler hem yakın kılınanlardan olacaksınız, hem de size menfaat vereceğim” diyor, “imkan sunacağım” diyor. Firavun aynısını söylüyor, bu da firavunun metotlarını kullanıyor. Halkın derdi para mı? Halk imanı, İslam’ı istiyor, Kuran’ı istiyor ve huzur istiyor. Dolayısıyla, halktan çaldığı malları İngiltere açıklıyor. Utanç duyması lazım. Bir de diyor ki; “benim malım, mülküm, hiçbir şeyim yok” diyor. Malın, mülkün yoksa, bunlar ne peki? Sırf İngiltere’deki mal varlığı bu. Bir daha oku o kısmı.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. İngiltere’nin Hazine Bakanlığı otuz iki milyar dolar civarında mal varlığı değeri olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Bak, otuz iki milyar dolar, sırf İngiltere’de olan bu, diğer Avrupa ülkelerinde olan da ayrı. Sen bunu fakir Libya halkından çalmadın mı? Çaldın. Hırsız mısın? Hırsızsın. Peki, niye o zaman oraya çıkıp böyle korkuluk gibi, bir de o yıkık sarayın içinden çıkmış, psikopat gibi kıyafet gitmiş böyle, insan tedirgin oluyor. Hortlak gibi, gördün mü bilmiyorum.
ALTUĞ BERKER: Mussolini gibi konuşuyor.
ADNAN OKTAR: Manyak gibi hareketler yapıyor. Eline o yeşil kitabı açıyor, bakıyor, bir şeyler yapıyor. Çoluk, çocuk, millet korkuyordur. Alenen deli yani ve net hırsız. Çaldıklarının çok küçük bir bölümü bile muazzam bir meblağ, çok büyük bir meblağ. İsviçre’de, orada, buradaki hesapları ayrı ve oğlu da bu paraları kaybedecek diye panikten Müslüman halka akıl almaz bir katliam uyguluyor, çok acımasız bir katliam uyguluyor. Askerler de paniklediler, korktular. Yani onlar da ne yapacaklarını şaşırdılar. Mesela uçağın var, diyor ki; “uçakla git, bombala Müslümanları” diyor. Al uçağınla git bir ülkeye. Gayet kolay kardeşim askerlerin işi. Eli, ayağına şaşacak ne var? Hangi ülke olsa kabul eder. Atla uçağa, değil mi? Bombalama emrini aldın; bin uçağa, bombalarla beraber inersin. Acil iniş izni iste, yakın bir ülkeye inersin. Sığınma hakkı iste, olur biter. Mesela tank verdiyse, tankla yabancı ülkeye iltica et, o kadar basit. Yani paniklemeye gerek yok, inşaAllah. Askerleri, o Müslüman çocukları, onları da katil konumuna getiriyor. Biraz insan delikanlı olur, cesur olur, Allah’tan korkar. Katil yaşayacağına şehit ol. Ne mecburiyetin var? Adam; “vur” diyorsa, “vurmuyorum” dersin, bu kadar basit. Git, iltica et; sana kim ne diyor? Atla arabaya, git başka bir ülkeye geç. İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Erbakan Hocamızın kurduğu Ekonomik ve Sosyal Araştırma Merkezi (ESAM) konferansında İslam ülkelerinde yaşananlar tartışılarak, çözüm için mutlaka Müslüman ülkelerin bir araya gelmesinden oluşan bir Müslüman Birleşmiş Milletler’e ihtiyaç olduğu sonucuna varılmış, inşaAllah Hocam. Erbakan Hocamızın 70 yılından beri dile getirdiği gibi Müslüman ülkeler arasında ortak bir pazar, kendi para birimimiz ve kültürel işbirliğinin geliştirilmesi gerektiği üzerinde durulmuş.
ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamızın güzel bir yönü vardır; ahlakından, Kuran’dan asla, asla taviz vermez, asla. MaşaAllah diyoruz, asla taviz vermez. Bütün hayatında böyle bu şekildedir, maşaAllah. Erbakan Hocamız dünya tatlısıdır, Allah uzun ömür versin ona, inşaAllah. Cübbeli’ye daha hala içerliyorum. O Profesör Numan Kurtulmuş ortaya çıktı. Biz de bilmiyorduk işin doğrusu. Bize, eve gelmişti, iki kere gelmişti. O zamanlar ben onu öyle mazlum bir insan olarak gördüm; daha önce de anlatmıştım, sessiz sedasız. İlk konuştuğumda pek aklıma yatmadı yani Saadet Partisi’nin başına geçecek gibi bir hali yoktu. Böyle zor konuşuyor, utangaç, birkaç kelime söylüyor. İkinci gelişinde, “hocam, açıkça söyleyeyim ben, Erbakan Hocama siz tam sadık olursanız, yani tam böyle dava adamı olarak, ben şahsım adına sizi tam anlamıyla desteklerim” dedim, “benim için çok hayati bir konu vefa ve sadakat” dedim. Çok uzun bir konuşma yaptı, “ben Hocama muazzam sadığım, vefalıyım.” Bu mealde çok uzun konuştu. “Beni o yetiştirdi, zaten o ne derse ben ona tabiyim, yani sevgim açısından, saygım açısından, bilgim açısından kaynak o benim için” dedi. Baktım, çok candan anlatıyor. Yanında da birisi daha vardı. Bayağı içim yatıştı. Biraz vesvese ediyordum, “acaba Erbakan Hocamız’a karşı bir durum yapar mı, ileride bir vefasızlık yapar mı?” diye. Bayağı içim yatıştı, “iyi, Allah mübarek etsin, inşaAllah başkan olursun, dua edeceğiz” dedim. “Ben şahsım adına destekleyeceğim” dedim, inşaAllah. Gayet güzel gidiyor görünüyordu. Sonra adam Aydın Doğan ekibiyle beraber orkestranın içine girdi. Aydın Doğan çalıyor, bunlar hep beraber koroda şarkı söylüyorlar. Bütün ekip ama Aydın Doğan’ın tamamı. Önce Taha Akyol bir bilmişlik yaptı; çağırdı, Erbakan Hocamız’ın aleyhinde konuştu. Adam, “haklısınız efendim” diyor. Olmadık laflar ediyor Erbakan Hocamla ilgili, hepsine “haklısınız efendim” diyor karşısında. Baktım, denge gitmiş, yani güzel giden akış, kaymış. “Akli dengesi gitti” anlamında demiyorum. Tavır dengesi bozulmuş. O zaman ben de ümmet-i Muhammed’i, kardeşlerimi, tanıdıklarımızı uyardım. Çünkü vesile oldum başta. Vicdan azabı çekerim ben. İnşaAllah, uyardım. Cübbeli’nin gıkı çıkmıyordu. Desene “Sen ne biçim konuşuyorsun Erbakan hakkında? Ben onu çok severim, saygı duyarım” desene. Aylarca çıtı çıkmadı. Erbakan Hocam böyle aslanlar gibi gelince, ezici şekilde oy alıp yenince hemen Erbakan Hocamdan tarafa kendini lanse eden, ondan yana bir insanmış gibi göstermeye başladı. Bu yönü Cübbeli’nin hiç unutulmaması lazım. Yani zor anda böyle bir insana güvenilmez. Zor anda böyle bir tavır koyan insana güvenilmez. Erbakan Hocamız’ın tasfiye edilmesini sabırla bekledi o dönemde. Sabırla, sükunetle, sessizlikle bekledi. Baktı Erbakan Hocamız’a diş geçmiyor, ondan sonra Erbakan Hocamız’dan yana oldu. Ben, “Erbakancı” demiyorum, çünkü nezakete uygun değil, inşaAllah. Bu yönü, unutulmaması gereken önemli bir yöndür, tarihi bir vakadır bu. Ben unutmam ama unutan unutsun o ayrı mesele.
SUNUCU: ‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza 00.30’da Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22.00’dan itibaren Aba TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, birkaç ayet okuyayım. Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Ahkaf Suresi, 35; “Artık sen sabret; Resullerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi.”Yani, büyük Peygamberler nasıl sabırlıysa sen de öyle sabırlı ol. “Onlar için de acele etme.” Yani küfür için acele etme. Yani muhaliflerin, karşıtların için acele etme. “Onlar, tehdit edildikleri şeyi (azabı) gördükleri gün, sanki gündüzün yalnızca bir saati kadar yaşamış(olacak)lardır.” “Müthiş bir bela vereceğim” diyor Allah. “(Bu,) Bir tebliğdir.” “Bunu bildiriyorum” diyor Allah. “Artık fasık olan bir kavimden başkası yıkıma uğratılır mı?” “Hepsini yıkacağım” diyor Allah, “hepsini yerle bir edeceğim” diyor. Sabretmesi için de emrediyor Allah. Farzdır zaten, muhkem ayet.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...