ALTUĞ BERKER:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Aba Tv, Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İGRT, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan, Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programına hoş geldiniz. Nihat Doğan kardeşimiz bugünkü misafirimiz.
ADNAN OKTAR:Nihat Doğan Hocam çok önemli bizim için maşaAllah. Biraz yukarıda konuştum, çok temiz mübarek Müslüman evladı, çok tevazulu, efendi ve Müslümanlıkla ilgili bilgileri çok güzel, engin bilgisi var, saygısı hürmeti çok güzel, Allah ömrünü uzun etsin. Sevenlerinin niye bu kadar sevdiğini, şimdi daha iyi anladık. Çok çok güzel ahlaklı, çok güvenilir, muhterem bir insan, Allah ömrünü uzun etsin, hidayet versin, sağlık sıhhat versin.
NİHAT DOĞAN:Allah razı olsun Hocam, sizlere de uzun ömürler versin Allah.
ADNAN OKTAR:Şerirlerin kötülüklerinden korusun, Allah cennette de kardeş etsin inşaAllah, maşaAllah.
NİHAT DOĞAN:İnşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Birkaç önemli yazı vardı, uygun görürseniz, onlardan bahsedeyim Hocam. Dün Serdar Turgut Atatürk’ün vasiyeti ile ilgili yazısını yorumladınız Hocam. Çok fazla olumlu ve olumsuz tepki gelmiş. Şöyle diyor: “Benim yazdıklarım komplo değil, her söylediğimin belgesi var” demiş. Atatürk’ün hilafet ve saltanat ile ilgili bazı açıklamalarına yer vermiş. “Atatürk o zamandan, bu günlerin gerçekleşeceğini bilmiş ve görüşlerini de açıkça ifade etmiş” diyor. Atatürk’ün sözlerini almış, “İleriye yönelik tekrardan Türk İslam Birliği’nin oluşacağına ve manevi önderlik olacağına” dair uzun alıntılar almış, arzu ederseniz okuyayım onları inşaAllah. Şöyle diyor Atatürk: “Makam-ı hilafette dahi Bağdat ve Mısır’da olduğu gibi bir kudret veya mülteci bir şahs-ı aciz değil İkametgahı Türkiye Devleti Olan Bir Şahs-ı Ali Oturacaktır” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah ilk defa duyuyorum ben Atatürk’ün bu sözünü.
ALTUĞ BERKER:Başka bir sözünde; “Bundan sonra makamı hilafetin Türkiye Devleti için ve Bütün Alemi İslam için ne kadar feyizkar olacağını da istikbal bütün vuzuhuyla gösterecektir.”
ADNAN OKTAR:Resmi kaynaklar bunlar değil mi? Tutanak bunlar evet. Her ne olursa olsun, ne yapılırsa yapılsın, İslam’ın güzel ahlakı, o ferah zihni dünyaya yayılıyor. İnsanın ruhunda, fıtratında var. Mesela biz, sevimli hocamızı (Nihat Doğan’ı) sevmemizin nedeni ne? Güzel ahlakı. Yanında güven duymamızın nedeni ne? Güzel ahlakı. İslam bütün dünyayı sıcak kucaklayışıyla kucaklayacak inşaAllah. Bir ferahlık, suhulet, bir nezaket, temizlik bütün dünyaya hakim olacak inşaAllah. Çocukluğumdan beri bilirim, işte ya mafyalar vardır, ya iddia edilen Ergenekon terör örgütü vardır, o onunla uğraşır, o onunla uğraşır, o onu hapse düşürmeye çalışır, o onu hapse düşürmeye çalışır, birbirlerini iflasa sürüklemeye kalkarlar, birbirinin borcunu ödemez, tehdit ederler, hakaret ederler, karmakarışık bir dünya vardı, şimdi çok sıhhatli, sevgi dolu bir dünyaya doğru gidiyor. Müslümanları çok zor durumlara soktular, çok acı çektirdiler. Sırf belirli bir yerde değil, bütün İslam aleminde, dünyanın her yerinde, halen de öyle tabii.
NİHAT DOĞAN:Cezayir’de katliamlar oldu.
ADNAN OKTAR:Mesela bakın Kaddafi bile halim, selim gibi gösterdiyordu, deli ama sakin gibiydi. Akıl almaz zalim çıktı. Sel gibi kan döküyor, kendine psikopat ve deli görünümü verip, yaptığı işlemi meşru hale getirmeye çalışıyor. Oğlu bambaşka bir alem. “Dünyada benim beş kuruşum yok” dedi, İngiltere’de katrilyonlarca paraları çıktı, sırf İngiltere’de. İsviçre’de ayrı, Lozan’da ayrı. Adam binbir türlü, mal yığınağı, para yığınağı yapmış. Müthiş bir zulümden geçti tabii Müslümanlar yani deccaliyetin zulmünden geçti, deccalin zulmü, yaklaşık yüz yıl sürdü. Ama en yoğun yani en açık, keskin şekli, dünya çapında belirginleşmesi, kırk yıldır. Hadislerde de bu belirtilmiştir, yaklaşık kırk yıl kadardır. Ama insanlar müthiş bir kültür alımı yaptılar, müthiş bir kültür gelişmesi oldu. Özellikle bu internet yani hiç ummadıkları bir şeydi. Televizyonlar, radyolar, insanları müthiş bilinçlendirdi. Eskiden deccaller, cahil halka, iletişimi zor olan bölgelerde özellikle, muazzam zulüm uygulayabiliyorlardı, her şeyi yapabiliyorlardı. Şimdi mesela bir yerde bir haber oluyor, dünyanın her yerinde duyuluyor. Dolayısıyla oyun yapacak pek halleri kalmadı.
NİHAT DOĞAN:Aslında bir de şöyle diyebilir miyiz Hocam, bizim bundan 20 sene 30 sene öncesine gittiğimizde veya bizim çocukluğumuzda 6-7 yaşlarındayken mahalle arkadaşlarımız vardı, gelir bana derdi ki; “Nihat şu film ne oldu?” İlkokul sıra arkadaşım. “Hayırdır sizin evinizde televizyon yok mu?” derdim ben ona. “Sen seyretmedin mi veya o an dışarıda mıydın?” derdim, "bizim evimizde televizyon yok” “Neden televizyon yok” “Babam eve televizyon almıyor” neden almıyor dediğimizde, “babam televizyon için şeytanın icadı diyor” derdi. Şimdi gelişen teknolojiyi, değişen dünyayı, bizim alimlerimiz veya alim görünümündeki insan müsvetteleri ellerinin tersiyle ittiler, topluma da ittirdiler. Zamanında gazeteler çıktığında, “gazete de, televizyon da şeytanın işi” derlerdi. Bugün de bu teknolojinin getirdikleridir aslında bilgisayarlar, cep telefonları, internet, bizim şer gördüklerimizde hayır vardır. Bu iş belki aslında ilk görünüşte teknoloji, bilgisayar, sosyal paylaşım siteleri şer gibi görünürken, çok büyük bir hayra vesile oldu, bunun da farkına varmış olduk aslında.
ADNAN OKTAR:Elhamdülillah, maşaAllah. Tabii deccalin kılıcı gibi görüyorlardı, baktılar ki Hz. Mehdi (a.s)’ın kılıcıymış, Mehdiyet’in kılıcıymış inşaAllah, Türk İslam Birliği’nin kılıcıymış, bunu fark ettiler.
NİHAT DOĞAN:Ben hep onu söylerim, Kürt gençleri Mareşal Fevzi Çakmak’ların Ahmedi Hani’lerin, efendime söyleyeyim, Selahattin Eyyubi’lerin torunlarıdır. Allah için 1071’de Türklerle kardeş olmuşlar, Cenab-ı Allah nikahlarını kıymış, Allah için can almışlar ve bugünlere gelinmiş. Bin yıldır bu kardeşliği envai çeşit insanların nifak sokmalarına rağmen bu kardeşliği, bu nikahı bozamıyorlar. Şimdi Kürt gençleri maalesef son zamanlarda Marksist, Leninist yapılara mahkum edilmiş, belki de sistem o hale getirtti bunları, akıl almaz derecede Allah’ı iten zümrelerin arkasından gider olmuşlar.
ADNAN OKTAR:Arabistan hareketi, Fars İslam Hareketi, Laz İslam Hareketi, Arnavut İslam Hareketi, Zaza İslam Hareketi yani yaklaşık ellinin üzerinde İslam Hareketi ismi sayabiliriz. İslam’ın bunu bize yasakladığını görüyoruz, Allah’ın bunu bize yasakladığını görüyoruz. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor ki: “Üstünlük takvaya göredir. Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü yoktur” diyor. Kapatmış Peygamberimiz (s.a.v.), artık bunun üstüne bizim söyleyecek bir şeyimiz yok.
NİHAT DOĞAN:“Takva sahipleri hariç” demiş.
ADNAN OKTAR:“Ancak takva sahipleri, takvada üstünlük olabilir” diyor. Mesele harsta olduğuna göre, bizim artık burada bakacağımız, bir de teknik yönden de baktığımızda, mesela benim soyum, ben Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in neslindenim, seyyidim. Ama aynı zamanda Oğuz Türkü’yüm. Başka bakılsa Kürtlük de var, Lazlık da çıkabilir. Saf bir ırk yok zaten, saf bir ırk bile olsa, din onu zaten kabul etmiyor.
NİHAT DOĞAN:Benim bahsettiğim şu; Mehdiyet noktasında, İslam’ın dünyaya hakim olması noktasında tetiklenmesinden bahsediyorum. Yoksa ırk anlamında, sonuna kadar karşıyım.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman öyle bir tetiklemiş ki, Bediüzzaman Kürt’tür. Aslen Kürt Bediüzzaman. Yani teknik soy bakımından gördüğümüzde Kürt. Fakat Bediüzzaman, Seyyid Salih Özcan Hocamız’a; “Ben hem seyyidim, hem şerifim” demiş. O bir manevi alemden ilham alarak haber almış olabilir, biz buna da tabii çok önem veririz ama teknik olarak, şecere olarak ilk gördüğümüz Kürt. Selahattin Eyyubi’de Kürt’tür ama Kürtler zaten Türk milletinin başının tacıdır. Yani çok mübarek ve muhterem bir millettir. Çok nezih insanlardır. Saygı, hürmet, nezaket, efendilik, misafirperverlik, yiğitlik, delikanlılık. O medreselerde, Güneydoğu’daki o büyük alimlerin titiz yetiştirmesi sonucunda, ki seyyid yatağıdır zaten, seyyidler en ziyade o bölgeden çıkar. Dolayısıyla mübarek ve necip bir millettir, tertemiz insanlardır, tertemiz bir kavimdir ama benim için Laz, Çerkez, Kürt, Arap kim olursa olsun, Türküm diyen herkes Türkiye’de Türk’tür. Zaten başka türlü de teknik dillendirilmesi mümkün değildir. Atatürk o yüzden bu şekilde dillendirdi. Diyor ki; “Türküm diyen herkes Türk’tür.” Bu çok mantıklı. Biz Amerika’ya gitsek, Meksikalı adama Amerika’da soruyoruz; “Sen nerelisin” diyoruz, “Amerikalıyım” diyor. Venezuela’lı adama soruyoruz, “sen nerelisin” “ben de Amerikalıyım” diyor. Bu bir kolaylık, bir güzelliktir.
NİHAT DOĞAN:Amerikalı ırkı yok Hocam orada, yani oradaki sıkıntı o. Yani orada Amerikalı diye bir millet, ırk yok. Ama burada Türk denildiği zaman, ben bundan rahatsız değilim. Ben şunu açık ve net koyuyorum, her zamanda açık ve net bir şekilde tavrımı koymuşumdur. Dinsiz, Marksist, Leninist bir devletin içerisinde Başbakan olacağıma, dini İslamiyet olan bir vatanda köle olmayı yeğlerim. Bu Türk olsun hiç önemli değil. Yani benim hiç böyle bir kaygım yok. Asla böyle bir kaygım yok ki ben ırkçılığa da son derece kin duyan, nefret duyan da bir insanım. Yani bizim hesabımızda, kitabımızda, ahlakımızda ırkçılık asla yer bulamaz, bulması da mümkün değildir.
ADNAN OKTAR:Tabii yani ahlaka mugayir bir şey, gayri ahlaki bir şeydir ırk üstünlüğüne göre insanları değerlendirmek. Ne alakası var? Takvaya göre değerlendirilir. Ne fark eder? Hatta seyyid olur, fakat ahlaksızsa, mesela bir başka kavimdeki insan çok çok ondan üstündür, kıyas kabil değildir.
NİHAT DOĞAN: Osmanlı’nın Padişahları da birçok Gayrimüslim insanları almış, evlenmiş çocukları da olmuş yani.
ADNAN OKTAR:Türk denildiğinde, ırk anlamında bir Türklük akla gelmiyor. Geliyorsa zaten o anormal bir harekettir. Yani onda bir hastalık vardır, ırk değil. Hars anlamındadır. Cumhuriyet’in ilk başlangıcından itibaren bu söylenmiştir. Hars yani kendini Türk gibi gören, Türk sayan bir kültür yani Türk kültürü. Türk kültürünün kökenine yine bakıyoruz İslam’dır. Yani İslam ile Türklük aynı anlama geliyor. Fakat bir şeyi belirlemek için biz desek ki, “İttihad-ı İslam oluşacak”, adam der ki; “kim bunun başı yani bu nasıl olacak, bu hareket nedir” der. Biz diyoruz ki; “bu hareketin başı Türklerdir. Yani adını koyuyoruz, netleştiriyoruz ki, kafa karmaşası olmasın. O zaman başıbozuk bir hareket olur. Başıbozuk bir hareket de hiçbir zaman için başarıya ulaşmaz. Mutlaka bir başı olması lazım.
NİHAT DOĞAN:Amenna Hocam, bunun başı Türk olmuş, Kürt olmuş hiç önemli değil. Ben bir de günümüz Türkiye’sinin 25-30 yıllık sürecine baktığım zaman, maalesef üzülerek söylüyorum, o yönden üstüne basa basa söylüyorum, Kürt gençleri imanlı, ahlaklı, Allah için gözünü kırpmadan yüzyıllardır can almış, can vermiş Osmanlı’yla, Selçuklu’yla, bundan sonra da verecektir zaten, bundan kimsenin şüphesi olmasın. Lakin bunları da, o Marksist ve Leninist anlayışa mahkum etmemenin önemsenmesinin dillendirmek istiyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:Biz de istirham ediyoruz hükümetten, TRT ŞEŞ 6 Tv’ye Darwinist propaganda yapmayın diyoruz. Oradaki tertemiz Kürt gençler, delikanlılar, bayağı koç yiğittir onlar, hem cesur, hem efendi, hem terbiyeli, hem nezaketli, çok muhterem insanlar. Yapmayın etmeyin diyoruz. Zaten orada PKK, geceli gündüzlü Marksist propaganda yapıyor, sen de orada Darwinist propaganda yaparsan ne olur? Materyalist propaganda yaparsan ne olur? Ne gerek var? Üstelik de doğru değil. Doğru bir felsefe de değil. Darwinizm doğru olsa, en başta biz savunurduk. Yani ben öyle bir savunurdum ki, hiç aksini anlatacak bir durum da kalmazdı yani dümdüz ederdim. Ama hakikaten sahte, hakikaten yalan bir felsefe ve komiklik derecesinde yalan, rezalet derecesinde yalan.
NİHAT DOĞAN:O yönde bir yayın politikası mı sezdiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Açıkça tespit ettik. Yani bir tane, iki tane değil, muntazam Darwinist propaganda var. Nefes aldırmadan devam ediyor. Çok fazla protesto mektubu gitti, Başbakanlığa da dilekçeler gitti, TRT Genel Müdürü’ne de dilekçeler gitti, TRT içerisindeki bazı adamlar zamanında oturmuşlar yani soldan bir kısım zevat, adamlar orkestra gibi uyumlu olarak Darwinist propagandaya devam ediyorlar. Netice alıyorlar mı? Yok. Çıksınlar sokağa halkın yüzde 95’i Darwinizm’e inanmıyor. Cahilliğinden inananlar var, bilgisizliğinden inananlar var, bir de hakikaten ahmaklığından inanan var, inadına inanan var. Fakat bireysel çalışma, işte bizim yaptığımız faaliyetleri pek önemli gibi görmediler, hakikaten etkili olmaz zannettiler, bir de baktık ki, Fransa’sı hopladı, Amerika’sı hopladı, Almanya’sı hopladı, her yeri Allah’ın izniyle dümdüz ettik ve şu anda da konferanslarımız devam ediyor, Avrupa’da da konferanslarımız devam ediyor. Ben diyorum ki; “basından hiç Darwinizm ile ilgili haber duyuyor musunuz?” diyorum, gık çıkmıyor diyorum, ağırlarına gidiyor, şimdi yine kızdırıyorum onları, böyle kızdırdığımda iki gün sonra bir haber çıkartıyorlar; “eksik halka bulundu” diye, biz de halkalarını ilimle, bilimle parçalıyoruz görüyorsun. Dolayısıyla çocuk gibi kuru inada bindirdiler şu an, yani bir inatlaşma içerisindeler. Yoksa onlar anladılar, anlamamış değiller. Bilim adamları proteinlerin tesadüfen meydana gelemeyeceğini birbirlerine anlattılar. En sonunda Dawkins, en başlarıdır Darwinistlerin en sıkı adamlarıdır, çıktı dedi ki; “proteinleri uzaylılar yapmıştır” dedi yani açıklayamadı.
NİHAT DOĞAN:Darwin’in son ölüm anında arkadaşına göndermiş olduğu bir mektup var Hocam. Buna bir belgeselde denk geldim, arkadaşına mektup gönderiyor, mektubunda; “her şeye bir şeyler bulduk” diyor, yani her şeyin kendisine göre “bir açıklamasını yaptık” diyor, yanlış hatırlamıyorsam tavus kuşlarıyla alakalı, “bunların kendiliğinden oluşması mümkün değil” diyor. “Eğer Allah varsa da bu tavus kuşlarından dolayı vardır” diyor. Yani oradaki tavus kuşlarının hangi bünyesinden bahsediyor yanlış da olmasın, o desenlerden mi bahsediyor, onu da bilemiyorum. Tavus kuşlarının renklerini anlatırken, “bu kadar bir şeyi kendiliğinden, mucizevi güzellik olmaz” diyor. Allah tabii muhakkak bir şeyi çürütme noktasında, bir şeyleri karşısına çıkarmış ama burada sizlere büyük görevler düşüyor. Çünkü Cenab-ı Allah hiçbir şeyi hesapsız, kitapsız ortaya koymaz. Eğer ilk ayeti “Oku” demişse, onun bir hikmeti vardır. Hz. Ali (r.a) çok büyük ilim adamıydı, Hz. Ali (r.a)’ı da tam tanımıyoruz, onu da tam bilmiyoruz. Yani tam detaylı bir şekilde Hz. Ali (r.a)’da anlatılmamış. Sadece sokağa çıktığımızda, Hz. Ali (r.a) dendiğinde, “bana bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olurum” dediğini biliyoruz. Sanki sadece Hz. Ali (r.a)’den bir söz. Olur mu Hz. Ali (r.a) ilmin deryası, İslam’ın ilim kapısı, binlerce sözü var. Yani baktığımız zamanda ilim İslam’ın bir ayağı, teşbihte hata olmaz ama ilme ne kadar vardıkça, ilme ne kadar koştukça, ilme ne kadar sarıldıkça, İslam’a da o kadar sarılmış oluyoruz, o kadar da dinen aydınlanıyoruz.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Elhamdülillah, Nihat Hocamız’ı Allah konuşturuyor, çok güzel, çok isabetli konuşuyorsun, Allah razı olsun, bu konudaki üslubun da çok güzel, çünkü Kuran’ın ayetlerine baktığımızda, Cenab-ı Allah, gökteki ayetlere dikkat çekiyor ve özellikle net ifadelerle “araştırın, inceleyin” diyor. “Yerdeki ayetleri yerdeki delilleri de alenen araştırın” diyor. Bir de çap da vermiyor Allah yani “tüm detaylarıyla araştırın” diyor. Mesela “göğü bütün detaylarıyla, yeri bütün detaylarıyla araştırın” diyor. Bilime mecbursun o zaman. Mikroskoba ihtiyacın var, elektron mikroskoba ihtiyacın var, teleskoba ihtiyacın var, sondaj aletlerine ihtiyacın var. Yani bir tane, iki tane, üç tane değil ve “derin derin düşünürler” diyor Allah, derin derin düşünmelerini söylüyor ve dikkat kesilmelerini söylüyor. “Dış alemde ve kendi bedenlerinizde, sizde de ayetlerimi göstereceğim, görüp, bilip, tanıyacaksınız” diyor Allah. Bu bilimin farziyetinin açık delillerindendir, çok açık.
NİHAT DOĞAN:Bir de şey vardı Hocam, teknoloji bu denli ilerlemiş olmasaydı, Pompei Kavmi’ni bizler bilemeyecektik. Bir ayet var, ayette diyor ki; “gökte süzülen tonlarca ağırlığı direksiz bir şekilde nasıl yüzdürdüğümüzü anlamaz mısınız, görmez misiniz?” denildiğinde, bugün bilim adamları, gökte yüzen tonlarca ağırlık nedir? Temelsiz, direksiz, ayaksız şekilde bunun bulut olduğunu ve bir bulut kütlesinin beşyüz bin ton ağırlığı olduğunu, daha yeni yeni ilim sayesinde anlaşılıyor. Onlar bugün buldukları bu hadiseyi, Cenab-ı Allah 6. yüzyılda ortaya koymuş. Yani baktığınız zaman, ilme ne kadar koşarsanız, bunlar hep ilim sayesinde oluyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Nihat Hocam sanatçı yönü olduğu gibi, zaten sanatçı imanlıdır, fakat böyle derin İslam’a sevgisi, derin muhabbeti bizi tabii çok sevindirdi. Az çok biliyorduk ama bu kadar coşkulu, bu kadar kapsamlı olduğunu bilmiyorduk, o çok iyi oldu maşaAllah.
NİHAT DOĞAN: Estağfirullah Hocam.
ADNAN OKTAR:Darwin Tavus kuşunun tüylerini görünce tabii nefesi kesiliyor. Çünkü hayvanın evrimle alakası yok, alenen süs, “bu kuşu gördükçe tepem atıyor” diyor.
NİHAT DOĞAN:Hocam bir de var olan bir şeyi kötülemek kadar kolay bir şey yok. Yani ortaya bir irade koyacaksanız eğer, Allah diyor işte “sizin inandıklarınız, bir sineği yaratamazlar” diyor. “Bir buğday tanesini var edemezler” diyor. Yani sen hem kendinde çok büyük keramet arayacaksın, öteki taraftan “bir sineği sen yarat” dendiği zaman, “haydi sineğin senden aldığı kanı geri al” dediğinde, onu da alma gücüne kudretine haiz olamayacaksın. Şimdi bu yönde peşinden giden insanların da büyük bir yanılgı içerisinde olduklarını düşünüyorum Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Ama işte milletimiz, senin güzel üslubun gibi, güzel ruhun gibi çok hoş bir uyanış içerisinde, bütün İslam aleminde bu böyle. Özetle internet çok çok faydalı oldu. Yani inananlar böyle bir gruplar oluşturdular arkadaş grupları oluşturdular. Mesela bir insanın bir insanı evine gitmesi, ziyaret etmesi kolay değil. Üstünü giyecek, hazırlık yapacak, arabasına binecek değil mi? Ama internette düğmeye bastığında, tak evinde, hemen karşılıklı sohbet ediyorlar. İnternetten anında Amerika’yı da ziyaret edebiliyor, Fas’ı da ziyaret edebiliyor, Tunus’u da ziyaret edebiliyor, fikir olarak birbirlerine çok faydalı olabiliyorlar. Tabii bunu yaratan Allah. Bize büyük bir kolaylık meydana getirdi Cenab-ı Allah, çok güzel olacak.
İşte bakın adamın tepesi de atmış, kafası da atmış,tahtası da atmış, hepsi birbirine karışmış. Çünkü evrimle açıklanacak bir olay yok, hayvanın gelişimiyle hiçbir açıklaması yok. Bu hayvanın aleyhine normalde böyle bir şey olması, çünkü hayvanın yakalanması ve savunmasını kıran bir şey bu. Çünkü hayvan bu vaziyette, kaçması çok zor, savunması da çok zor. Çünkü çok aleni belli oluyor, çok dikkat çekici, net süse yönelik olduğu ve süslerin de muhteşemliği, güzelliği, renk uyumu, simetri, altın oranla yaratılmış olması, adam düşününce “tepem atıyor” diyor. Ateist gözle bakarsan, zaten tepen atar. Ama kendisi diyor; “yeryüzü katmanları didik didik arandı” diyor, kendi zamanında, on binlerce kişi aradı, “bütün katmanlar arandı, ara fosil bulunamıyor” diyor. “Eğer ileride de, benim teorimde iddia ettiğim milyonlarca ara fosiller bulunamazsa, benim teorim çökmüştür” diyor. Çok net kendi ifadesi var, bir tane iki tane değil. Katmanları değil artık en ince detayları da araştırıldı, incelendi, ara fosil yok, bilakis yaratılışı ispat eden fosiller var.
ALTUĞ BERKER:23 milyon yıllık yengeç.
ADNAN OKTAR:23 milyon yıl. Var mı bir değişiklik?
ALTUĞ BERKER:En ufak bir değişiklik yok.
ADNAN OKTAR:Bakın taşlaşmış. Merak eden varsa, alsın götürsün, üniversitede inceletsin. Tam 23 milyon yıllık.
ALTUĞ BERKER:Raket Balığı, 125 milyon yıllık. En ufak bir değişiklik olmamış, 125 milyon yıldır aynı.
ADNAN OKTAR:İşte Darwinistler, benim gibi delilli konuşsunlar Nihat Hocam, delille konuşamıyorlar.
NİHAT DOĞAN:Hocam, bir de ben şunu merak ediyorum. İnsanoğlu evrimini bitirdi mi yani? Bakıyorsunuz Allah firavundan bahsediyor, şu an İngiltere’de British Museum’da tipine bakıyorsun, fiziğine bakıyorsun, günümüz insanından hiçbir farkı yok ki Milattan Önce 2000 yılından bahsediyor. Milattan Önce 2000 yıl öyle geldi, sonrasında bir 2000 yıl, 4000 yıl, belki tabii ki daha öncesi de vardır ama şu an aklıma o geldiği için bahsediyorum, 4000 yılda ne oldu da insanoğlu değişimini durdurdu. Veyahut değişken bir şeyse, devamlı değişecek olan bir şey. Bizi durduran ne? Bunu da Darwin’e sormak lazım. Yani niye durduk kardeşim? Niye değişmiyorum? Veya tekrardan bir balığa dönmüyoruz diye sormak lazım.
ADNAN OKTAR:Atışta mantık olmaz. Bizim tanıdıklarımız olurdu, atar tutarlardı, bilinirdi yalan söylediği ama dinlerdiler. Atışın mantığı olmaz, atış sadece etrafı eğlendirmeye yöneliktir. Onlar da taraftarlarını eğlendirmeye çalışıyorlar. Bol bol atış, başka bir şey değil. Çünkü insan bir şey söylediğinde, delilini ortaya koyar. Ben dedim ki; “tek bir tane evrimi ispat eden, Darwinizm’i destekleyen, iddia ettiğiniz bir ara fosillerden bir tanesini getirin, size söz bir, Allah bir, 10 trilyon para vereceğim” dedim. Söyleyeli üç yıl oldu, daha hala kimseden çıt yok. Artık ondan vazgeçtim dedim ki; “fotoğrafına da razıyım, madem fosil getirmiyorsunuz, fotoğrafını da kabul ediyorum” dedim, fotoğrafını da getiremiyorlar. Yok. Yani yalan söylediklerini, en net böyle ispat ettim.
NİHAT DOĞAN:Belki insanoğlunun boyu uzunken biraz daha kısalmış olabilir, kasları iriyken güçlüyken. Tabii yiyecekler de değişiyor, şimdi patatesle, hamburgerle, tostlarla büyüyen bir nesiliz yani. Tabii ki fizyonomimizde biraz daha boyumuz kısalabilir. Ama bu yani aptal saçması. Ben işe başka bir yerden bakıyorum, meseleyi ortaya atandan ziyade, Darwin çıkmıştır, buna da dünyanın dengesi dedik, neticede bir süre var, o süre, o zamana kadar Allah’ta o dengenin içerisine öyle bir şeyi oturtturuyor. Onu da şöyle bir örnek vereyim; bir gün Şeyh Abdülkadir Geylani Hazretleri’ne, bir tane çocuğu getiriyorlar, 8-9 yaşlarında bir çocuk. Diyorlar ki; “bu çocuk diyor ki; ‘Ahmet vefat etti’ diyor, biz diyoruz ki, Ahmet başka bir şehirde, teknoloji yok, telefon yok, sen nasıl haber alıyorsun Ahmet’in vefat ettiğinden? Yalan söyleme bize” diyorlar, üç ay sonra Ahmet’in ölüm haberi geliyor” diyor. Veyahut “Mehmet Hac’dan iki güne kalmaz gelir” diyor, bir bakıyoruz geliyor. Bu çocukta ne var?” Geylani Hazretleri çocuğa bakıyor, diyor ki: “MaşaAllah demek ki, Allah bu çocuğa bir müjde vermiş, siz buraya kadar görürsünüz, bunun kalp gözü açıktır. Bunu da fazla kurcalamayın. Bir abdestimizi alalım, namaz saati de gelmiş herhalde, dönüp baktığında bir bakıyor ki çocuk, Geylani Hazretleri’nin postuna oturmuş, parmaklarıyla işaret yapıyor, tabii oradaki cemaat de sofiler de bakıyorlar bu çocuk ne yapıyor diye, Geylani Hazretleri geliyor, tutuyor çocuğun kulağından, “sen ne yapıyorsun, çekil bakalım kenara” diyor. Çocuk “görmüyor musun ya Geylani? Müslüman gemiler ile Hristiyan gemiler savaşıyor. Hristiyan gemiler, Müslüman gemileri batırıyor, benim de çok zoruma gitti, ben de Hristiyan gemilerini batırıyorum” diyor. Geylani diyor ki; “oğlum sen Allah’ın işine ne karışıyorsun? Allah istese Hristiyan gemileri o an batsın dese batmaz mı? Dünyanın dengesi bu, bazen dengeye karışmamak lazım” diyor, çocuğu alıyor bir kenara. Tabii ki bir süre var. O süreye kadar bu savaş hep devam edecek. Bir tarihte Darwin çıkacak, üçyüz sene Darwin gidecek, üçyüz sene sonra Adnan Hoca çıkacak, ona bir tokat atacak, elli sene sonra başka bir adam çıkacak, başka bir zihniyet çıkacak, millet onun peşine gidecek, Budizm çıkacak, Budizm’in peşine gidecekler, satanistler çıkacak, Bunlar hep olacak. Bir Haçlı Seferleri olacak, bir Osmanlı çıkacak. Bu dünyanın bir dengesi olarak görüyorum ben bunu. Yani finale kadar bu böyle gidecek. İşte dediğiniz ahir zaman, Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesi, İslamIın dünyaya hakim olmasına kadar bu süre devam edecek. Esas mesela Darwin’de değil. Bu Darwin’in teorilerine ciddi ciddi inananlarda Hocam.
ADNAN OKTAR:Şimdi cahilliğinden yapanlara tabii bir şey diyemiyoruz, bilgisizliğinden yapanlara bir şey diyemiyoruz. Ama kasten, vicdansızca yapanlara çok sözümüz var tabii ki. Bir kısmı öyle hakikaten, bir kısmı ahmak oluyor, kafa çalışmıyor, zeka özürlü ama tabii o da sorumlu olmaz, Allah onu öyle yaratmış, biz bir şey diyemeyiz. Fakat kültürsüzlükten, bilgisizlikten olanlardan tabii biz sorumlu oluyoruz, çok fazla anlatmamız gerekir, çok fazla aktarmamız gerekir. Çünkü karşı taraf sürekli onları eğitmiş, bilgilendirmiş, biz de konferanslarla, internetle, radyo, televizyonlarla her yerde anlatıyoruz, anlatmaya da devam edeceğiz. Zaten işimiz uzun, vaktimiz var daha, daha çok anlatacağız inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam, şu an Avrupa’da, şu saat itibariyle Almanya Stuttgart’ta konferansımız devam ediyor Hocam.
ADNAN OKTAR:Almanya’da maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yarın da Azerbaycan Bakü’de öğlen 14:00’da, Park İnn Otel Dan Yıldızı Salonu’nda, Yaratılış konferansımız var Hocam.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Azerbaycan’ın aslanları coştu. Almanya’da çok güzel gelişmeler oluyor, Amerika’da çok güzel gelişmeler oluyor. Fakat tabii deccal 100 yıl uğraştı, biz de hiç olmazsa 10 yıl uğraşmamız gerekiyor. 100 yılda batırdıklarını, biz de en az Allah’ın izniyle 10 yılda temizleyeceğiz, ki öyle gibi görünüyor, gidişat da iyi.
ALTUĞ BERKER:Mustafa Özcan Ağabeyimiz’in güzel bir yazısı vardı bugün: “Mehdiyet’in hakimiyet devresine girdiğimizi “söylüyor, bugün Ortadoğu’da yaşananları anlatarak. Ahmet Bin Hanbel’in hadisine dayanarak, “İslam tarihinin beş devre olarak anlatıldığını, şu anda da beşinci devrede ve bu devre totaliter yani meliki ceberut dönemi sonrasına rastlamakla ve yeniden asr-ı saadete dönüşü ve inşa sürecini temsil etmektedir” diyor. “Peygamberimiz (s.a.v.)’in söz konusu hadisine göre, bu devreyi Peygamberlik metodu üzerine yeniden hilafet devresi olarak adlandırılmaktadır. Bazıları dördüncü yani totaliter devreyi, deccaliyet hakimiyet devresi olarak, beşincisini de Mehdiyet’in hakimiyet devresi olarak da görebilir” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mustafa Özcan, çok dürüst bir insan. Yani böyle hiç kimseye boyun eğmeyen, hiç kimsenin vesayeti altında olmayan bir insan, aklından geçeni, vicdanından geçeni, kalbinden geçeni bütün dürüstlüğüyle, açık yüreklilikle söylüyor. Bir kısım yazarlar, gazete patronunun üslubuna, ruh haline ve inancına göre hareket ediyor. Bu çok aşağılayıcı ve küçük düşürücü. Halbuki özgürce, samimi kanaatini söylemesi lazım, candan geçen fikirleri söylemesi gerekiyor, kalbinden ne geçiyorsa onu söylemesi lazım. Mustafa Özcan kardeşimizi de o yönuyle tebrik ediyorum. Çok muhterem bir insan, çok candan, söylediği hadis de doğru, hakikaten meşhur bir hadistir o. Son devredeyiz, Bediüzzaman’ın açıklamalarına göre de öyledir. Bütün meşai, bütün şeyh efendiler, bütün alimler, Mehdiyet devresine girdiğimiz konusunda ittifak halindeler. Bir tek bizim meşhur Cübbeli kendince bir şeyler yapmaya çalıştı, “570 yıl var” dedi, fakat çıktı Mehmet Talu Hocamız, ki alimlerin alimidir, müceddidlerin müceddididir. “Hz. Mehdi (a.s) elan yaşıyor” dedi, noktayı koydu. O mübarek cemaatin üstündeki sorumluluğu almış oldu. Çünkü bir kısmı çok büyük manevi sorumluluk altına gireceklerdi, üstlerindeki o ağır sorumluluğu almış oldu, bir ferahlık meydana getirdi inşaAllah. Tarihi güzel bir açıklama, cemaatin, topluluğun konumu açısından da güzel bir açıklama oldu.
ALTUĞ BERKER:Mustafa Özcan Hocamız’ın son bir cümlesi var Hocam, onu da ilave etmek istiyorum. “2011 yılı, aynı zamanda yeni bir zafer asrının ve İslam zafer asırlarının onbirincisinin başında bulunduğumuzun bir habercisi ve müjdesidir. İşte insanlık Arap dünyasındaki bu değişimle birlikte, yeni bir saadet asrına veya asr-ı saadete girmiş oldu” diyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Nihat Hocam, sen Kuran’dan bir sayfa aç bana ver. Bismillahirrahmanirrahim. Hangi sure?
NİHAD DOĞAN:Hud Suresi.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Hud Suresi, 80. ayet “Dedi ki: "Size yetecek gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığınabilseydim."O zamanki dinsiz, imansız takımı, Peygamberin o kadar üstüne geliyorlar ki, o kadar zorlanıyor ki, “Size yetecek gücüm olsaydı veya sağlam bir yere sığınabilseydim." 80. Ayet, ebcedi de 1986’ları veriyor. Mehdiyet’in geliştiği bir devri veriyor inşaAllah. “(Elçiler) Dediler ki: "Ey Lut, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kesin olarak ulaşamazlar. Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık).” Bakın Müslümanlar için hep geceler, tebliğin yapıldığı, İslam’ın anlatıldığı, Müslümanca tavırların konduğu, bir kısım insanların da gaflete daldığı bir ortamdır ama Müslümanlar hareket halindedir. “Gecenin bir parçasında ailenle birlikte yürü (yola çık). Sakın, hiçbiriniz dönüp arkasına bakmasın; fakat senin karın başka. “ Allah onu ayırıyor. “Çünkü onlara isabet edecek olan, ona da isabet edecektir. Onlara va'dolunan (azap) sabah vaktidir. Sabah da yakın değil mi?"İslam’ın sabahı yakın inşaAllah, Allah’ın izniyle. 69. ayet “Andolsun, elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; "Selam" dediler.” Demek ki Müslümanlar birbirleriyle karşılaştıklarında birbirlerine selam diyecekler, Kuran’ın bir işareti, anlamı. “O da: "Selam" dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmış bir buzağı getirdi.” Bakın hiç tanımadığı insana bile ne kadar misafirperver Hz. İbrahim (a.s). Misafirperver olmanın önemini Cenab-ı Allah gösteriyor. “Ellerinin ona uzanmadığını görünce” çünkü melekler yemek yemiyorlar, “(İbrahim durumdan) hoşlanmadı”Yani garibine gidiyor, “ve içine bir tür korku düştü”diyor. Yani çok garip, çok uzun yoldan gelmişler, fakat yemek yemiyorlar. “Dediler ki: "Korkma. Biz Lut kavmine gönderildik.” Karısı ayaktaydı, bunun üzerine güldü. Biz ona İshak'ı, İshak'ın arkasından da Yakub'u müjdeledik. “Vay bana" dedi (kadın). "Ben kocamış bir kadın iken ve şu kocam da bir ihtiyar iken doğuracak mıyım? Gerçekten bu, şaşırtıcı bir şey!" Yani bazı insanlar fizik kanunlarının sabit olduğunu zannediyor, halbuki değil, Allah isterse değiştiriyor. Mesela yaşlı bir kadının doğurmasını Allah mümkün kılabiliyor. Mesela, “şu kocam da bir ihtiyar iken” diyor, yaşlı bir insanın da çok sağlıklı, güçlü olabileceğini de Allah göstermiş oluyor. Yani sabit bir kural olmadığını Allah gösteriyor.
Ahzab Suresi, Şeytandan Allah’a sığınırım. 45. ayet “Ey Peygamber, gerçekten Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” Ayetin ebcedi, 2034 tarihini veriyor. “Ve Kendi izniyle (Allah’ın izniyle) Allah'a çağıran ve nur saçan bir çerağ olarak (gönderdik).” “Kendi izniyle (Allah’ın izniyle) Allah'a çağıran”, sürekli tebliğ yapan, İslam’a, Kuran’a insanları çağıran, “ve nur saçan” İslam’ı anlattıkça, insanlarda bir ferahlık, bir aydınlanma, olaylarda, dünyada bir aydınlanma, ferahlık olduğu için, Allah onu o şekilde belirtiyor, “nur saçan bir çerağ olarak (gönderdik).” Bir aydınlık, bir ferahlık kaynağı olarak gönderdik. “Mü'minlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır.” Bir tane ebced veriyor, 2005 tarihini veriyor. “Kafirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma” Demek ki, kafirler ve münafıklar, itaat etmemiz için bize baskı yapacaklar, biz ne yapacağız? İtaat etmeyeceğiz, “eziyetlerine aldırma” demek ki biz itaat etmediğimizde ne yapacaklar? Eziyet edecekler, eziyetlerine de aldırmayacağız, “ve Allah’a tevekkül et.” Bunlardan tedirgin olmayacağız, küfür bize ne yapar, insanlar bize ne yapar demeyeceğiz, tevekkül edip, içimizde bir ferahlık olacak. “vekil olarak Allah yeter.” Yani kendini hiç sıkmana gerek yok, korkmana gerek yok, tedirgin de olma, her şeyi Allah en güzel şekliyle yaratır diyor Cenab-ı Allah. O zaman müminin kalbinde bir inşirah, bir ferahlık oluyor. Ama “ben yapacağım, ben edeceğim” dediğinde, eli ayağına karışır, kafası da karışır, ne konuşacağını da şaşırır, ne yapacağını da şaşırır, bu olmaz. “O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte; melekleri de (size dua etmektedir). O, mü'minleri çok esirgeyicidir.” Allah’ın ne kadar merhametli olduğunu, Cenab-ı Allah vurguluyor. Demek ki biz, karanlıklara da gireceğiz. Karanlıkların içerisinden bizi nura çıkaracak.
NİHAT DOĞAN:Karanlığı görmeden, aydınlığın bir anlamı olmaz ki Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakın bütün dünya karanlıklar içerisindeydi, İslam alemi karanlıklar içerisindeydi, Allah nura doğru çıkarıyor şu an. Bütün dünya görüyor, imtihanın bir gereği, “ve size rahmet etmekte” Allah, “rahmet gözüyle bakıyorum, rahmet nazarıyla bakıyorum size” diyor, “ve melekleri de (size dua etmektedir).” “Melekler de sizleri koruyor” diyor Allah. “O, mü'minleri çok esirgeyicidir.” Bütün dünyada Müslümanların esirgendiğini, korunduğunu göreceğiz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Mehmet Şevket Eygi Hocamız’ın yazısında, bugün şöyle diyor Hocam; “Bugün ülkemizde savundukları inançların, görüşlerin doğru olmadığını bildiği halde, ağızlarını ve vicdanlarının kiralanmış ve satmış kişilerin bulunduğundan” bahsetmiş. Hadis-i şerifi söylemiş, ahir zamanda çıkacak bazı şahıslar için, şöyle dendiğini söylemiş; “ahir zamanda öyle bir tayfa türeyecek ki, onların yaşları küçük, akılları güdüktür. Onlar Kuran okurlar, Kuran hançerlerinden yüreklerine inmez. Onlar “hayrül beriye”nin sözlerini söylerler. Onlar gergin yaydan fırlayan okun avı delip, o hızla avdan da çıkıp gitmesi gibi dinden çıkarlar” diyor.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bir daha oku, çok güzel Hocamız’ın açıklaması.
ALTUĞ BERKER:“Ahir zamanda öyle bir tayfa türeyecek ki, onların yaşları küçük, akılları güdüktür.”
ADNAN OKTAR:Bakın “bir tayfa türüyor, yaşı küçük fakat aklı güdük” diyor, çok önemli. Yani Hocamız’ın tabiriyle ahmak.
ALTUĞ BERKER:“Onlar Kuran okurlar, Kuran hançerlerinden yüreklerine inmez.”
ADNAN OKTAR:Kuran konusunda üstad, mükemmel Arapça biliyor, tecvitle okuyor, gayet güzel Kuran okuyor ama kalpte bir şey yok, bomboş, kemik kafalı, yobaz takımı.
ALTUĞ BERKER:“Onlar hayrül beriye’nin sözlerini söylerler. Onlar gergin yaydan fırlayan okun avı delip, o hızla avdan da çıkıp gitmesi gibi dinden çıkarlar.”
ADNAN OKTAR:Yani Allah, “komple, bütünüyle dinsiz konumdalar” diyor, “haberleri bile yok, şirke düşmüşler, hurafelere boğulmuşlar, Kuran’ı esas almıyorlar, Kuran’ın anlattığı hükümleri esas almıyorlar, Hurafeleri esas aldıkları için, Kuran’ın hükümlerini bozdukları için, şirke düştükleri için, dinden çıkmış oluyorlar” diyor. Mehmet Şevket Eygi Hocamız, bir tanedir, acayip güzel bir alimdir, muhterem bir insandır. Ama maşaAllah coştu Hocamız bu aralar. Eskiden sakin sakin anlatırdı, İstanbul limonatası nasıl yapılır gibi güzel şeyler anlatırdı ama bu aralar iyice coştu, güzel maşaAllah.
TARKAN YAVAŞ:“Mehdiyet devrinde böyle coşku olacak” diyordunuz Hocam sürekli, gerçekten de öyle bir coşku var inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehmet Şevket Eygi Hocamız, o da kimseye boyun eğmez, o da çok dürüst, yiğit bir yazardır. Şu ana kadar boyun eğdiği hiçbir fikir sistemi, şahıs, insan olmamıştır. Hep Allah için samimi olarak konuşuyor.
ALTUĞ BERKER:Zaman Gazetesi’nden Ahmet Duran Alkan. Birkaç gün önce Sayın Kılıçdaroğlu ile ilgili “Dersim Ermeni’si Yemuş Hanım’ın oğlu Çarkçı Kemal” adında bir kitap yayınlayarak, CHP liderinin aile köklerinde Ermenilik olduğu iddiası ortaya atılmış, Turan Alkan yazısında, bu iddialardan yola çıkarak; “bu iddia doğru olmayabilir ancak doğruysa bile dini inanç ve köklerinden dolayı kimsenin kınanamayacağını, suçlanamayacağını veya bir kişi bu kökenini gizlemek zorunda kalıyorsa, bunun bizim suçumuz olduğunu” yazmış. Ayrıca “Hocalı Katliamı’nı” yapan kişilerin Ermeni olduğu için değil, katil etnik temizlikçi ve fanatik oldukları için kınıyoruz” demiş. “Dünyanın tüm mazlumlarının aslına bakılmaksızın tek bir millet olduğunu ve zalimlerin de köklerine bakılmaksızın tek bir topluluk olduğunu” belirtmiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Kemal Kılıçdaroğlu, halis muhlis tertemiz bir Müslüman evladı. Çok ayıp yapıyorlar. Velev ki Ermeni olsun, birçok Türk kardeşimizin kanında Ermenilik var. Biz Ermenilerle yüzyıllarca iç içe yaşadık. Musevi kanı da olabilir, Arap kanı da olur, Kürt kanı da olur, Laz kanı da olur, bu ne biçim kafadır, bu ne biçim mantıktır? Ermeni Allah’ın kulu değil mi? O insan tertemiz nur gibi Müslüman. Çok çok ayıp yapıyorlar. Masrafını ben vereceğim, onu iddia edenlerin kanına bakalım, eğer onun kanında da çıkmazsa, birçok kavim hatta Ermeni kanı da çıkmazsa, Ermeni genetik özellikleri çıkmazsa, gelsin bana ne söylüyorsa söylesin. Çok çok ayıp. Yani faşizan kafayı bırakacaklar.
NİHAT DOĞAN:Bir de şuradan bakmak lazım hadiseye diye düşünüyorum, neticede Sayın Kılıçdaroğlu, siyaset ile iştigal eden bir kişidir. Siyaseten bir partinin de genel başkanıdır. Yarın bu parti iktidara gelir, gelmez, gelir Sayın Kılıçdaroğlu Başbakan olur veya koalisyon olur, Bakanlıkta görev alabilir, bunlar ihtimallerin içerisinde. Şöyle dönüp bir baktığınız zaman geçmişe, Aldülhamid döneminde, o zaman kurulan kabilenin Bakanlık noktasında görevlendirilen şahısların hemen hemen 10’a yakını Ermeni’ymiş. Yani bundan hiçbir esef duymuyoruz. Abdülhamid duymamış, Osmanlı duymamış, hilafetin sahipleri duymamış, Ermeni’yi almış imtiyazlı hak sahibi etmiş, “taba-i sadıka (sadık taba)” demiş, getirmiş siyasi noktada haklın yönetimi noktasında da görev vermiş. Yani bu kişinin de, Sayın Kılıçdaroğlu’nun da Ermeni olmuş ya da olmamış neden bu kadar dillendiriyor, bunu da bir türlü anlamış değilim.
ADNAN OKTAR: Ne güzel Ermeni ise de çok güzel, Laz ise de çok güzel, Kürt ise de çok güzel, Türk ise de çok güzel.
NİHAT DOĞAN:Ermeniler de bizim bir gerçeğimiz. Osmanlıların da bir gerçeği yani bu topraklarda, böyle şey olur mu?
ADNAN OKTAR:Canımız, ciğerimiz, onlar da bizim kardeşlerimiz. Allah hidayet versin, Allah akıl fikir versin onlara başka ne diyeyim yani.
Nihat Hocam, Allah razı olsun, bizleri şereflendirdin, lütfettin, kerem buyurdun, çok memnun olduk senin sohbetinden, kalplerimiz inşirah buldu, Allah ilmini feyzini arttırsın, Allah sana bereket, iyilik, sağlık, sıhhat versin. İnşaAllah yine görüşeceğiz, inşaAllah cennette de böyle cennet sofralarında kardeşler oluruz inşaAllah irfanınızdan da istifade ederiz inşaAllah, Allah razı olsun.
NİHAT DOĞAN:Estağfirullah Hocam. Biz bu okyanusta bir damla bile olamayız Hocam.
ADNAN OKTAR:Estağfirullah maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Kısa bir aradan sonra yeniden birlikte olacağız inşaAllah.
SUNUCU:Programımıza devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Biraz önce Nihat Hocamlaydık, maşaAllah bayağı delikanlı Nihat değil mi? Çok dürüst, tertemiz bir Anadolu delikanlısı, Güneydoğu’nun yetiştirdiği tertemiz insanlardan. Bakın Güneydoğu’daki insanlar çok dürüst, güzel ahlaklılar diyorum, buyrun örneği işte görüyorsunuz. Nezaketi, efendiliği, tertemiz kalbi, dünyası maşaAllah.
Hz. Mehdi (a.s)’ın, şahs-ı manevi olması konusu veyahut Hz. Mehdi (a.s)’a gerek var mı konusu, çok yaygın bir eksiklik olarak devam ediyor. Bir kere Hz. Mehdi (a.s)’ın şahs-ı manevi olarak anlatılması olayı, iki yönden biraz garip. Çünkü bütün Peygamberlerin ve bütün velilerin zaten mutlaka şahs-ı manevisi olacak şekilde Allah yaratıyor. Yani bunu ayrıca, yeni bir şeymiş gibi, bambaşka bir şeymiş gibi anlatmak, garip olur. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) geldiğinde, mutlaka sahabeleri oluyor, ona yardımcı olan çevresi oluyor, tek başına olmuyor. Tek başına olan Peygamberler var ama çok nadirdir. Mutlaka çevresi oluyor. Eğer şahs-ı manevi bazı arkadaşların anlattığı gibi çok hayati bir konu olarak gerçekten doğru olsa, Peygamberimiz (s.a.v.)’in mükemmel anlatım yöntemleri var. Mesela der ki; ahir zamanda, tek bir Hz. Mehdi (a.s) çıkmayacak, yani bütün Müslümanlar Hz. Mehdi (a.s) olacak”, o toplu ruha ben; bakış açım olarak bakıyorum, şahs-ı manevi diyorum. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bunu çok güzel açıklardı. Ama şahıs olduğunu, dış görünümüyle de ayrıca vurguluyor. Hz. İsa (a.s)’ın da şahıs olduğunu, dış görünümüyle vurguluyor. Yani öyle bir yönteme uygun bir üslup yok. Mesela “Hz. İsa (a.s) geldiğinde, saçlarından su damlayacak, orta boylu” diyor anlatıyor, “geniş omuzlu, Hac ederken gördüm” diyor ve “benim yanıma gömün” diyor. Şimdi şahs-ı manevi Peygamberin yanına gömülür mü? Şahs-ı manevinin saçından su damlıyor gibi olur mu? Eğer böyle kaçamak bir üsluba girilirse, insanlar dinin tamamından şüphe ederler o zaman. Yani eğer o konuda samimiyetsiz bir anlatım varsa, dürüst bir anlatım yoksa, her yerde o dürüst olmayan üslubu, şüpheyle karşılayabilir insan. Hz. Nuh (a.s) geliyor, çevresinde bir ekibi var, onlar şahs-ı manevisi oluyor tabii ki. Hz. İbrahim (a.s)’ın bir çevresi var. Abdülkadir Geylani’nin var, İmam Rabbani’nin talebelerinden ibaret bir çevresi oluyor. Mesela Şeyh Nazım Hocamız’ın birçok vekili var, halifeleri var, onlardan oluşan büyük bir topluluk oluyor, tabii ki onun bir şahs-ı manevisi oluyor. Bediüzzaman var, talebeleri var, ondan oluşan büyük bir topluluk var, onun bir şahs-ı manevisi oluyor. Ama Bediüzzaman var, Abdülkadir Geylani var, İmam Rabbani var, Peygamberlerin hepsi var, şahıs olarak varlar. Bir tek ahir zamana gelince birdenbire, Hz. İsa (a.s) da yok oluyor, Hz. Mehdi (a.s) da yok oluyor, şahs-ı manevinin içinde ne hikmetse onlar kaybolmuş oluyorlar. Geriye sadece başsız talebeleri kalıyor. Talebelerin hocası kim belli değil. Başı kim belli değil. Bu ahir zamanda deccaliyetin gücünü gösteriyor. Bakın deccalın, Hz. Mehdi (a.s)’ı yok etmek için Müslümanlara nasıl büyü yaptığını Allah bizlere gösteriyor. Ve nasıl dillerini eğip büktüklerini ve ne hale geldiklerini gösteriyor bize Cenab-ı Allah. Halbuki bu çok açık bir gerçek, dürüstçe, samimi olarak baktığımızda, benim bunları bu kadar detaylandırmama hiç gerek yok. Hz. Mehdi (a.s)’ın da sakalından, kaşından, gözünden uzun uzun Peygamberimiz (s.a.v.) bahsediyor. Geleceği yerden bahsediyor. Nerenin şahs-ı manevisi? Hz. İsa (a.s)’ın boyundan, fiziğinden bahsediyor, açıkça şahıs olduklarını bildikleri halde, iman zafiyetinden dolayı, deccaliyetin azgınlığını ve gücünü gösteriyor bu ve Müslümanların ne hale getirdiğini gösteriyor. İman edemedikleri için, çözüm olarak Hz. Mehdi (a.s)’ı komple reddedemeyecekleri için “şahs-ı manevidir” diyerek olaydan kurtulmaya çalışıyorlar, konuyu kapatmaya çalışıyorlar. Dolayısıyla dürüst olan, samimi olan Müslüman kardeşlerimiz, sakın böyle bir oyunun içerisine düşmesinler. Deccaliyet binbir türlü oyun oynuyor. Bu oyuna gelenler farkındalar mı? Farkında değiller. Şahs-ı manevi oyununun farkına varan çok az insan vardır. Deccalin oyunu olduğunu bilerek yapan çok çok nadir insan vardır. Bilmeden yapıyorlar. Eğer şahs-ı maneviyle baş edemezse, “570 sene sonra gelecek” diyor, yine bu da Hz. Mehdi (a.s)’dan kurtulma projesidir. Veyahut bir kısmı diyor ki; “1000 yıl sonra gelecek” diyor, yine Hz. Mehdi (a.s)’dan kurtulma projesi bu. Şahs-ı manevi yine aynı anlamdadır. Ruh olarak geldi demek yine aynı anlamdadır. Hiçbir kardeşimiz bu deccalin kendince kurnazlığına, akılsızca diyebileceğimiz kurnazlığına düşmesin, bu oyuna gelmesinler.
ALTUĞ BERKER:Siz her zaman anlatıyorsunuz Hocam, Üstad Hazretleri bir sözünde şöyle söylüyor; “Üç vazifeyi ahir zamanda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in soyunu temsil eden Hz. Mehdi (a.s)’da ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir (birleşebilir) diyor.
ADNAN OKTAR:Deccaliyetin gücünü insanlar görsünler, büyük bir mucize meydana geldi. Büyük Müslüman kitleleri bu şekilde “şahs-ı manevi” diyerek kandırdılar, ikna ettiler. Bambaşka bir stil, belli bir bıyık modeli, belli bir konuşma modeli, belli bir üslup, birbirine aynı benzeyen bir stil geliştirdiler bazı yerlerde. Apaçık gerçekleri bütün milletin gözünün içine baka baka, yalan söylediğini kendi de bildiği halde, insanların gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar ve ondan vicdan azabı duymuyorlar. Ve o samimiyetsizliği gören insanlar da, iman zafiyetine uğruyor. Çünkü samimiyetsiz insanlar olduğunda, dinsizden daha büyük etki yapar dinsizliğe insanları çekmede. Mesela farz edelim, meleklere inanamıyor, ona bir tevil getiriyor. “Melekler bir enerjidir, pozitif enerjiye biz melek diyoruz” diyorsa, adam hemen anlar. Yani o zaman bir oyun oynuyor. Bir samimiyetsizlik var diye düşünür ve dinsizin etkisinden daha şiddetli münafık etkisi yapar bu sefer. Yani adam belki münafık değil ama müthiş tahribat yapar. Çünkü münafığın tahribatı çok büyüktür, imanı zayıf insanın tahribatı da çok büyüktür. Mesela şahs-ı manevi diye girdiğinde, gençler anlıyorlar onun bir oyun olduğunu. Aman aman sakın bahsetmeyin dendiğinde, oyunun yalanın ortaya çıkmaması için daha da kapsamlı korunduğunu görüyorlar. Çünkü bu konudan bahsetmeyin demek ne demektir? Bu yalanın üstüne giderseniz, bu yalan ortaya çıkar. “O yüzden okumayın, konuşmayın, konuşanları da evlere sokmayın, muhatap olmayın sakın, bu sistem devam etsin.” Sistemin devam etmesi için, yalanın ortaya çıkmaması gerekiyor. Yalanın ortaya çıkmaması için de, bu konunun okunmaması, tartışılmaması, değerlendirilmemesi gerekiyor. Gerçi tartışılacak bir konu yok, çok açık ama. Onun için samimi Müslümanlığı isteyen kardeşlerime ben özellikle, çok dürüstçe bu konulara yaklaşmalarını tavsiye ediyorum. Dürüst yaklaşmayanların etkisinde kalmasınlar. Mesela bir hocam olur, bir ağabey konumundaki bir insan, dese ki; “Hz. Mehdi (a.s) gelecek” dese, feci şekilde aforoz ediyorlar ve üstüne gidiyorlar. Mesela Seyyid Salih Özcan Hocamız’ı neredeyse öldürecekti adamlar. Sungur Ağabeyi çok acayip bir konuma sokmaya kalktılar. Muazzam baskı yaptılar. Yani Bir kısım Müslümanlarda garip bir deccali sistem, alttan alta işliyor. Bir kısmı bunu bilerek yapıyor, bir kısmı bilmeyerek yapıyor.
ALTUĞ BERKER:Bugün Fransız Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy Türkiye’ye gelip, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan ile görüştü. “Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi olmasına karşı olduğunu” tekrar etti. “Ama Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında bir köprü görevi gördüğünü, bu konumuyla çok değerli olduğunu ve Avrupa Birliği’ne üye olmasındansa, bu şekilde kalmasının daha iyi olacağını düşündüğünü, ancak Avrupa Birliği ile her türlü ilişki ve işbirliğinin de güçlendirilmesi gerektiğini” söylemiş. Cumhurbaşkanımız ve Başbakanımız bu konudaki tepkileri üzerine de, “ben Avrupa Birliği üyeliğinizle ilgili olarak gerçek cümleleri yüzünüze söylüyorum. Diğerleri söyleyemiyor. Benim tavrım daha değerlidir. Fransız ve Alman halkı bugün referandum olsa, Türkiye’nin tam üyeliğine hayır diyecek” demiş.
ADNAN OKTAR:Doğru söylüyor, o şekilde, kabul etmezler, inşaAllah. Onun birçok nedeni var. Ama tabii hayır var. Allah, Mehdiyet’e ve Hz. Mehdi (a.s)’ın dünyadaki hakimiyetine insanları mecbur etmek için, devletleri de zorla belirli bir çizgiye getiriyor Cenab-ı Allah. Normalde Türkiye’yi, Avrupa Birliği’ne çok rahat kabul edebilirlerdi. Ama Allah kabul ettirmiyor. Allah, Mehdiyet’in başarılı olmasını, Mehdiyet’in hakim olmasını istiyor. Allah, Avrupa’daki bütün liderlerin basiretini bağladı, kabul ettirmiyor, edemiyorlar ve edemeyecekler de. Ta ki, Hz. Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar. İnsanlar, Allah’ın gücünü burada da görmüş oluyorlar. Bulgaristan’ı kabul eden, Yunanistan’ı kabul eden Avrupa, Türkiye’yi neden kabul etmesin? Son derece lehlerine bir şey. Ama Allah, Türk İslam Birliği’ni istediği için, onu takdir ettiği için, kaderde liderleri kilitliyor. Liderlerin kalpleri de Allah’ın elinde. Liderlerin dilleri de Allah’ın kontrolünde, o yüzden diyemiyorlar ve yapamıyorlar hiçbir şey.
ALTUĞ BERKER:Özellikle 2007’de, sizin Yaratılış Atlasınızın Fransa’ya girmesinden sonra Hocam, bayağı bir etkilendiler Allahualem Hocam.
ADNAN OKTAR:Fransızların bayağı keyifleri yerindeydi. Ama bir gece operasyonuyla böyle binlerce Yaratılış Atlası Fransa’ya yağınca, “gökten felaket yağıyor” dediler. Obüs mermisi gibi, her vurduğu yeri parçaladı inşaAllah. Ondan sonra aman aman siz girmeyin, girerseniz biz zaten girmediğiniz halde böyle oluyor, bir de girerseniz ne olur, darmakeşan edersiniz gibisinden bir mantığa girdiler. Ama kurtulamazlar yani deccalin kucağından onları alacağız inşaAllah. Kaçmalarına hiç gerek yok.
“Ben Fatma Ersoy Ulubey. Seyyid Muhammed Adnan Oktar Hocamız’a selam ediyorum” diyor. “Hocam Komünizm’e karşı olan şanlı mücadelenizi takdir ederek izliyorum. Hocam, “Hz. Mehdi (a.s) Hazretleri’nin şu an İstanbul’da olduğunu” söylüyorsunuz. Hz. Mehdi (a.s) Hazretleri, siyasete girecek mi? Hz. Mehdi (a.s), Türk İslam Birliği’nin lideri olacak mı? Türk İslam Birliği’nin sınırları nereleridir? Ayrıca Nihat Doğan’a selamlar” diyor. Aleykum Selam, biz de iletiyoruz Nihat’a, şu an herhalde radyodan dinliyordur. “Çok başarılı, mantıklı, ilim sahibi ve ruhi itibariyle tam bir Türk evladı. Sanat hayatında başarılar dilerim” diyor. Evet biz de aynı görüşteyiz. Delikanlı Nihat maşaAllah, o yüzden de ona bazı kişiler kendince muhalif oluyorlar ama milyonlarca seveni var. Bütün Türk Milliyetçileri, Müslümanlar, bütün insancıl bakanlar, sağduyulu insanlar, iyi insanları, pozitif insanları ve güzel insanları severler inşaAllah.
“Canım Muhammed Adnan Hocam. Dünyada parlayan bir yıldızsınız. Yakışıklı Hocam, yine çok şıksınız, sayenizde çok şey öğreniyorsunuz, ilim ışığınızla faydalanıyoruz, Selamun Aleykum.” Sevgisini ifade etmiş maşaAllah, Allah sevgini daha da arttırsın.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocaların Hocası seyyid Adnan Hocam” diyor. “Biz talebelerin talebesiyiz. Siyaset-Saltanat ve Diyanet alemindeki birçok zevatın yapamadığı icraatları Allah, sizlere yapmayı nasip ediyor. Müslümanların gariban halini, ihtişamlı hale çevirdiniz. Hurafe anlatımlar yerine, içten ve aydınlatıcı anlatımlar getirdiniz. Herkese teslimi silah ettiği Masonlara siz namaz kıldırdınız Elhamdülillah. Yayınınıza hocaları çıkardığınıza çok sevindim. Sizi kısa bir ziyaret edip, ellerinizden öpmeye Allah nasip etti. Sizim gibi İslam kahramanlarına sevgimiz çok büyük” diyor, “İmam Hatip, Sinan Dolayman.”
“Hocam, Allah sizden razı olsun. Size olan sevgim artık müthiş bir sevgi oldu” diyor. “Ehli dünyanın anlayacağı bir his değil” diyor. “Çok büyük bir Allah aşkıyla sizi seviyorum” diyor. “Nihat Doğan meğer ne kadar mütevazı, inançlı, sevgili, efendi bir insanmış. Siz herkese kucak açan, derin ve engin sevginizle herkesi kucaklayan can Muhammed Adnan Hocam’sınız. Evrimcilerin ve yobazların en büyük korkusu şu an sizsiniz. Ben bunları duygusal bir ruh haliyle asla yazmıyorum inşaAllah. 4 yıldır sizi takip ediyorum. Kendime yetecek kadar en az zor bir fakülteyi dereceyle bitirecek kadar aklım var Elhamdülillah. Siz Kuran’ı en iyi ve en doğru anlayan ve açıklayan, kimseden korkmayan, yiğit, cesur, özü sözü bir, Türkiye’de belki de dünyada tek insansınız. Sizden Allah razı olsun. Ehl-i Beyt’in o güzel gülüne Selam olsun” diyor “Gülcan Karakaş.” MaşaAllah. Kuran’ı tabii Cenab-ı Allah, en güzel şekilde müminlere açıklattı. Ben Allah’ın herhangi bir kuluyum, ben de öğrenciyim. Allah’ın bana ilham ettiği kadarıyla açıklıyorum inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Profesör Bayraktar Bayraklı, bugün İslam aleminin şu anki durumu ve Müslümanlar arasındaki ayrılık ile ilgili bir yazı yazmış Hocam. “Buruc Suresi’nin 4 ve 7. ayetlerine kadar olan kısmı yazmış Hocam, okuyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. 4- “Kahrolsun Ashab-ı Uhdud. 5- Tutuşturucu-yakıt dolu o ateş,' 6- Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı. 7- Ve mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.” Sayın Bayraklı; “İnsanlar arasında, ayırımcılık çıkarıp, düşmanlık üretmek ateşten bir çukurdur. İnananların birlik olması ile ilgili olarak Ali İmran Suresi’nin 103. ayetini hatırlatmış. “Allah ayetlerinde ayrılık ve düşmanlığı ateş çukuru olarak tarif ediyor” demiş. Ayeti okuyorum inşaAllah, Şeytandan Allah’a sığınırım. 103- “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” Hocam yorumunu yapmış, özetle; “Müslümanlar, Kuran’a önem verselerdi, Kuran’a sırtını dönmeselerdi, müminlerin önünde bu ateş çukurları kazınmayacaktı. Netice olarak diyebiliriz ki, günümüzde İslam alemi ayrılığın, kavganın, kinin, düşmanlığın çukurunu yaymaktadır. Afganistan, Irak, Filistin, Mısır, Tunus ve Libya gibi ülkelerdeki bu olaylar, ayrılığın çukurudur” demiş.
ADNAN OKTAR:Bayraktar Bayraklı Hocamız, çok güzel, çok isabetli yazmış. Ama burada bir birlikten bahsediyor. Birlik adı üstünde değil mi? Birliğin başı olur. Birliğin başından bahsetmezse, birliğin nasıl olacağından bahsetmezse, bu samimi bir anlatım olmaz. Birliğin başını, birliğin nasıl olacağını Peygamberimiz (s.a.v.) açıklamış. “Yok” diyor adamlar, “biz, bizim Peygamberimiz (s.a.v.)’in açıkladığı birlik modeline, anlattığı stile, tarihi gelişmelerle anlattığı modele, hiçbir şeye biz inanmıyoruz” diyor. “Ben kendi kafama göre şahs-ı maneviyle birleşir, bir sistem yaparım” diyor. Halbuki şahs-ı maneviciler biliyorlar, şahs-ı maneviyle hiçbir şey olmayacağını. Çünkü şahs-ı manevi kafasında, karısı mutfakta domates doğrarken, o da soğan doğruyor, çocuklar içeride yakalamaca oynuyorlar, hiçbir sorun çıkmaz böyle bir sistemde, onlar bilirler. Yani öyle bir sistemde, İslam’ın hakim olmayacağını herkes bilir. İttihad-ı İslam’ın olmayacağını bilir. Şahs-ı manevi, hem psikolojik tatmin meydana getiriyor, çünkü “sen İslam’ı istiyor musun?” diyoruz, “İstiyorum” diyor, “Hz. Mehdi (a.s)’ı istiyor musun?” “İstiyorum” diyor. “Nasıl bir Mehdi (a.s) istiyorsun?” diyoruz, “Şahs-ı manevi Mehdi (a.s)”diyor. O da tamam, bir eksiği yok adamın. Ama biliyor ki, öyle bir sistemden asla ve asla İttihad-ı İslam olmaz. Asla Türk İslam Birliği olmaz. Dolayısıyla keyfi kaçmaz. Çocuğunu yurtdışına gönderir eğitime, kızını evlendirmek için onun bohçasını hazırlar, eşi gider çarşıdan canının çektiği ne varsa alır, hayatı sakin geçer. Arada sırada station arabalarıyla çocuklarını doldururlar Risale-i Nur toplantılarına giderler, orada da çaylarını içerler, çeşitli böyle malayani konuşmalar veya dini konuları tenzih ederim, hamasi nutuklar olur, sonra yine ruhları tatmin olmuş olarak evlerine dönerler. Ama bu çalışmadan hiçbir şey çıkmayacağını onlar çok iyi bilirler. Yani böyle bir yöntemden asla netice çıkmayacağını çok iyi bilirler. Çünkü bütün mesele onlarda, bu konuyu geçiştirme oluyor. Yani onların gördüğü konu bu. Geçiştirmenin en iyi yolunu bulmuşlar. En şeytani, en kurnaz yolunu bulmuşlar. Safiyetinden, cahiliyetinden, bilgisizliğinden yapanları tenzih ediyorum. Ama en şeytani yöntemdir. Bu yöntemle de Müslümanları 150 seneden beri oyalıyorlar. Ve İttihad-ı İslam olmuyor. Her yerde Müslümanlar eziliyor. Adam mesela Libya’daki olayları televizyonun başında, çayını içerek izliyor, bir yandan da eşi de orada pilavın üstüne tereyağını dökmekle meşgul, “vay be oradaki olaylara bak sen” diyor, heyecanla onu izliyor. Ve onu hiçbir şekilde ilgilendirmiyor ve ilgilendirmez de. Daha da hala enaniyet gurur yaparak, “şahs-ı manevi” deyip yoluna devam ediyor. Şeytan bir kısım Müslümanlara böyle bir oyun oynamış. Onun için kardeşlerimiz çok uyanık olsunlar, çok nettir Bediüzzaman’ın açıklamaları; “Hz. Mehdi (a.s) şahıstır, talebeleri vardır” diyor, tarihini de vermiştir, vaktini de vermiştir, üç görevi birden yapacağını da açıkça söylemiştir, “hem diyanet, hem siyaset, hem saltanat görevini yapacağını” söylemiştir. Oyundan oyuna, sahtekarlıktan sahtekarlığa geçiyorlar. Diyorlar ki; “Hz. Mehdi (a.s)’ın bu üç görevi birden yapamayacağı belli.” Bediüzzaman “yapacak” diyor, sen “yapamayacak” diyorsun. Peygamber (s.a.v.) “yapacak” diyor, sen “yapamayacak” diyorsun. Ne Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisinde var, ne Bediüzzaman’ın sözünde var. Birkaç tane ukala, aklı çalışmayan, dünyasına kendini bağlamış üçkağıtçının icadı bunlar. Ama tekrar söylüyorum, cahilliğinden inananları tenzih ediyorum. O icada göre hareket ediyorlar. Mesela sorun, deyin ki; “Hz. Mehdi (a.s)’ın üç görevi yapmayacağına dair Risale-i Nur’da herhangi bir yerde ima dahi olsa, o yeri bize gösterin” deyin. Gösteremezler. Peki üç görevi yaptığına dair çok fazla açıklama var mı? Var. “Peki bunlara ne diyorsunuz” diyorsun, “Tamam böyle demiş ama bir de adetullah kanunları var” diyor. Bediüzzaman diyor ki; “Adetullah kanunlarına bu uygun” diyor zaten. Onu özellikle vurgulamış. “Cenab-ı Allah’ın adetullah kanunlarına bu uygun” diyor, “beklemekte haklısınız, adetullaha da uygundur” diyor. “Son derece makuldür ve vukua da layıktır” diyor. “Hadis dahi olmasa böyle olması gerekir zaten” diyor. Buna rağmen bazı ahmaklar çok özür diliyorum eşek gibi diretiyorlar, samimiyetsiz olarak devam ediyorlar. Cahil cühela da onlara uyuyor. Cahilliğinden uyanları yine söylüyorum, tenzih ediyorum.
ALTUĞ BERKER:Yeni internet sitemiz, www.ArapAlemindeDarwinistFitne.com. Arap Sosyalizmini izah ediyorsunuz burada Hocam. Bu fikirlerin kökeninde, Darwinizm’in olduğunu ispat ediyorsunuz. Bunların fikri ideologların sözleriyle, Müslümanların 20. Yüzyıldaki durumu, Osmanlı’dan, Arap dünyasının komünist liderlerinden, ideologlardan anlatımlar ve röportajlarınızla, kitaplarınızla site dolu inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Müslüman kardeşlerimizden, samimi inananlar, samimiyetsiz olan Müslümanların yüzünden, hareket kabiliyetlerini zor hale getirmiş oluyorlar. Bütün mesele, samimiyetsiz Müslümanların, Müslümanlar üzerindeki baskısının kalkmasıdır. Yoksa küfrün Müslümanlara bir etkisi yok. Sadece sahtekar ve samimiyetsiz Müslümanların yüzünden Müslümanlar felç oluyorlar. Yani münafık diyemeyeceğiz ama münafık karakterli, tembel fakat dini kendi dediği şekle getirip, kendi çıkarlarıyla çatışmayacak hale getiren üçkağıtçıların yüzünden oluyor. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’ı şahıs olarak beklediğinde, kendi çıkarlarıyla o kadar çok noktada çatışıyor ki, nefsen o onla baş edemiyor. O zaman kendi çıkarlarıyla hiç çatışmayacak bir Mehdi modelini kafasından çıkartmak gerekiyor. O zaman ortak bir fikir sistemi meydana getiriyorlar. Çünkü sahtekar, sahtekarın dostudur. Derler ya, it itin kuyruğuna basmaz derler. Sahtekarlar da birbirlerini çok iyi kollarlar. Birbirlerinin gözüne bakıp anlıyorlar. Diyorlar ki; “Hz. Mehdi (a.s) gerçekten Hz. Mehdi (a.s) olarak beklenirse, kardeşim bizim evlilik hayatı var, tahsil hayatı var, paralar, holdingler birçok şeyde sorun çıkabilir” diyor. Yani “yerleşik sistemimiz kırılabilir” diyor. “Bizim başımızda şeyhimiz var, onun konumu başka türlü olabilir” diyor. “Çünkü Şeyh, Hz. Mehdi (a.s)’a tabi olacak. O zaman bizim ona karşı bakış açımız değişecek, bütün yerleşik sistemimiz, ticari sistemimiz, aile yapısındaki o saadetli günler bunların hepsi sarsılabilir. Ne yapalım? Öyle bir sistem kuralım ki, ne bize itiraz edilebilsin, ne de dine uymadığımız imajı olsun. Hem dine çok uymuş, çok takva görünümünde olalım ama sahtekarca da dinde yaşanmasın” mantığında oluyorlar. Hakikaten müthiş bir şeytani sistem kurmuşlar, aylardan beri uğraşıyoruz, bu sistemi yavaş yavaş çözmeye başladık. O kadar kördüğüm yapmışlar ki, o kadar kilitlemişler ki bu sahtekarlar kendi aralarında ve öyle koordineli hareket etmişler ki, bunların kurduğu şeytani deccali sistemi bozmak, yıkmak çok fazla vaktimizi aldı. Daha hala da uğraşıyoruz.
ALTUĞ BERKER:Cübbeli de itiraf ediyor Hocam, siz daha iyi biliyorsunuz inşaAllah. “Tabii şimdi hemen istemezsiniz” diyor.
ADNAN OKTAR:Tabii o da sahtekarlığından demiyoruz ama cahilliğinden o hallere düşüyor. Cübbeli’nin o açıklamasını yayınlayın. Cübbeli gayet güzel teşhisi koymuş o konuda.
VTR-Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s)’ın Zuhurunun ve İslam Ahlakının Dünya Hakimiyetinin Çok Yaklaştığını Söylüyor.
ADNAN OKTAR:Cübbeli’nin buradaki anlatımına da bakıyoruz, diğer anlatımlarına da bakıyoruz, hepsinde sahtekarlığın teşhisi konmuş zaten. Üçkağıtçılığın teşhisi konmuş. Yani anlamıyor değiller. Cübbeli burada bayağı samimi anlatıyor. Oradaki dürüst olmayan sistemi çok iyi kavramış, bayağı iyi görmüş. Tabii ben buna sahtekardır demiyorum, cahil diyorum, fakat cahil kafasıyla, bunlara nasıl çözüm buluyor görüyor musunuz? Hadislerin açıklamalarını samimiyetsizce yorumlayarak, onlara 570 yıl daha vakit ayırmış oluyor. Ki çocuklarını doğurabilsinler, işlerine gidebilsinler, onlara o keyfi vermek ve kendini sevdirmek için, yani Cübbeli diyor ya; “işleri kolaylaşır, bir tövbe edersin hemen cennete gidersin, mesela Cuma günü şu duayı edersen kurtulursun, felah bulursun, her şey biter.” Böyle bir sistem kurmuş yani onları rahatlatacak, yüzlerce sistem oluşturmuş. Yani “hangi günaha girersen gir, şunu yaparsan Allah affeder, şu günün şu saatinde, şu duayı edersen bütün yapıp ettiklerin silinir, dolayısıyla geçmiş günahların da affolunur” ya da ona benzer. Bakıyor ki, Hz. Mehdi (a.s) konusu, açık çok net. Bayağı da buna konu da gelmiştir. Buna soruyorlar zaten “Hz. Mehdi (a.s) geldi mi, gelecek mi” tedirgin olan tipler var. Yani “ne yapacağız” gibisinden, Cübbeli kendini sevdirmek için, onlara müthiş bir kolaylık sağladı. Zaten anlatıyor, diyor ki; “Birkaç seneye kadar gelecek olsa” diyor, biliyor farkında Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini, adı gibi biliyor. Fakat kendini sevdirmek, sempatik görünmek için, bunlara müthiş bir açıklama yaptı. Dedi ki; “Hz. Mehdi (a.s) gelecek, bir kere gönlünüz, vicdanınız rahat olsun, hiç tedirgin olmanıza gerek yok. Biz inkar etmiyoruz Hz. Mehdi (a.s) gelecek” diyor. Adam “oh” diyor, zaten bir inançta ittifak var, “bak Hz. Mehdi (a.s)’ı inkar etmiyorum, rahatım şimdi” diyor. “Ama 570 yıl sonra gelecek” diyor. Adam; “hey maşaAllah, üstümüzden bir ton yük aldın” diyor. “Şimdi rahatladım” diyor. “Artık istediğim gibi dünyaya dalabilirim” diyor. “Sarığı da başıma geçiririm, cübbeyi de giyerim, hanım da evde, o da bana pilav yapar, tavuğu da ben kızartırım, üstüne de salata koyarız, mutlu bir şekilde yaşarız” diyor. Sabaha kadar da, misafirler varsa, onlarla ilgilenir, yoksa yatarım mantığı. Ve bu yönde de hakikaten çok başarılı oldu. Mesela Fatih Altaylı’nın programında, Fatih Altaylı ile konuştu, dedi ki; “ne günah işlersen işle, tövbe edersen kabul edilir” dedi, Fatih Altaylı acayip sevindi. “Ben sürekli günah işliyorum” dedi, “sürekli de tövbe ediyorum, çok iyi oldu bu sistem” dedi. Yani Fatih Altaylı’nın ne kastettiğini herkes anlıyor. “Sürekli günaha giriyorum” diyor, “her günahtan sonra bir tövbe ediyorum, Cübbeli’nin dediğiyle kurtuluşa eriyorum” diyor. Ona müthiş bir Müslümanlık modeli meydana getirdi. “İstediğini yap, ne yaparsan yap, bir tövbe ediyorsun bitiyor. Yine arkasından yapıyorsun, bir tövbe ediyorsun” diyor. Halbuki Allah diyor ki; “Müslümanlar büyük günahlarda ısrar etmezler” diyor. Kuran’da ayet var. Şimdi bir kısım Nur talebesi ağabeylerimiz de, kardeşler de öyle. Ağabeyler derken, eski ağabeyleri kastetmiyorum. Onları zaten konuşturuyorum görüyorsunuz. Yeni yetme ağabeyler, kendini ağabey konumuna getirmiş, badem bıyıklı gevrek sesli tipler. Böyle burnundan, genzinden konuştuğunda zaten konu bitiyor. Akik yüzüğünü de sürekli çeviriyor, biraz da üstüne kokulardan sürerse tamam. Ondan sonra başlıyor muhabbete. Bakıyor ki, Hz. Mehdi (a.s) beklentisi, bambaşka bir olay. Yani yeri yerinden oynatacak bir olay. Ne yapalım da bunu çok sakin ve hiçbir çıkarla çatışmayacak hale getirelim. Yani haftada onbeş günde bir toplantı yapacak şekilde, hem enaniyet yapacak şekilde, hem de eski Bediüzzaman’ın hayatında olduğu gibi muazzam fırtınalı ve heyecanlı olmayan, çok sakinleşmiş, durgunlaşmış, durağanlaşmış, hatta ölüme doğru giden bir nur talebeliği anlayışı meydana getirelim ki, o ortamda biz çok rahat edelim diye bir sistem geliştirmişler. Çünkü Bediüzzaman’ın hayatı döneminde çok fırtınalı. Mesela bütün ağabeyler, sürekli hapse giriyorlar, çıkıyorlar, tutuklanıyorlar, gizli gizli Risale-i Nurlar sabaha kadar evlerde yazılıyor, elden ele dağıtılıyor, insanlar evlenmiyor, malını mülkünü Allah rızası için bu davaya harcıyorlar, yiyeceklerini bir araya getirip onu bölüştürüp onlardan istifade ediyorlar, olağanüstü gizli hareket ediyorlar, müthiş bir fedakarlık ve kardeşlik ruhu var, bölünmek akıllarının uçlarından bile geçmiyor, bölünme diye bir olay yok, kilitlenmişler Bediüzzaman’ın etrafında. Kimi hapiste, hapiste olan kardeşine yiyecek götürüyor, hapisten çıkana hemen imkan sağlıyorlar, bu arada Risale-i Nur’u kimi tekstil makinesinde çoğaltıyor, bir yandan mahkemeler devam ediyor, avukatlar Allah rızası için davalara giriyor, müthiş heyecanlı bir hareket. Baktılar ki böyle bir olay olmaz. “Öyle bir Mehdilik oluşturalım ki” dediler, “hem İslam ahlakı hakim olmasın, hem İttihad-ı İslam olmasın, hem bizim holdinglerimize, imkanlarımıza zarar gelmesin ama aynı zamanda İslam’ı da çok iyi savunan, çok takva konumunda olan, hakiki Nur talebesi konumunda olalım ve bayağı da bir enaniyet yapalım, hem de millete üstten bakan, Müslümanlara üstten bakan böyle alaycı, küstah bir sistem geliştirelim” gibisinden şeytani bir proje meydana getirdi bir kısmı. Ondan sonra bu şahs-ı manevi ışığı kafalarında parladı. Bediüzzaman “şahs-ı manevi” diyor. Peki şahıstan bahsediyor mu? “Onu çıkaralım, şahıstan bahsediyor, onu çıkartırız” diyor. Talebeleri? “Talebelerini de çıkartalım. Geriye şahs-ı manevi kısmı kalsın, ne olur yani?” diyor. Kolaylık kendilerince.
ALTUĞ BERKER:“O kadar çok ‘şahıs’ diyorsa, herhalde o şahs-ı manevidir” diyor.
ADNAN OKTAR:Bakın yani ahmaklığın şiddetine bakın yani inanılır gibi değil yani bu çok büyük mucize. Diyor ki; “Bediüzzaman ‘o zat, o şahıs’ diye Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyor ya her yerde, ‘o zat, o şahıs, o şahıs şöyle yapacak, o şahıs böyle yapacak’ diyor ya kardeşim buradaki o şahıslara bir bakalım” diyor, “o şahıs demesi, en az elli yerde geçiyor” diyor. “Bunun toplamı şahs-ı manevi değil mi?” diyor. “Ayrı ayrı elli tane şahıstan bahsediyor” diyor. Ben mesela birisine “siz, zat-ı aliniz, kendiniz” dersem, ayrı ayrı adamlardan bahsediyorum anlamına geliyormuş. Bu kadar ahmakça ve bu kadar gözü dönmüş yalan söylüyorlar. Artık işi psikopatlığa vermişler, çamura yatmış vaziyetteler, rezalet çıkarıyorlar artık. Yani arsızlıkta ve hayasızlıkta sınır tanımıyorlar artık. Yani bu kadar utanmaz adamlar. Göstereyim istersiniz, açıkça söylüyor. Bir kısmı da büyülendiği için, cahilliğinden bunu savunuyor yani alenen savunuyor bu fikri. Gitmiş adam, hipnozda, deccal büyü yapmış adama, hipnozlu olduğu için farkında değil. O büyünün etkisiyle savunuyor bunu. Elli-altmış yerde birden “o şahıs, o zat” diyorsa, Hz. Mehdi (a.s) şahıstır işte, o onu gösteriyor. “Yok altmış tane ayrı adamdan bahsediyor burada” diyor. ”Demek ki, şahs-ı maneviymiş, dediğimiz doğruymuş” diyor. Bir kısmı bu kadar utanmaz, bu kadar deli bir mantığın içerisine girdi. Bir kısmı da hipnozun etkisiyle, bu oyunun farkına varamıyor. Cahilliğinden, o da onu savunuyor. Onun için bizi dinleyen kardeşlerimiz bu konuya acayip teksif olsunlar. Nur talebeleri sırf Türkiye’de bir uyansa, İttihad-ı İslam çok rahat olur, Türk İslam Birliği çok rahat olur. Ama bakın hiçbir şeye gerek yok başka yani sırf Nur talebelerinin uyanması yeterlidir. Yani akıl almaz bir oyun, akıl almaz bir sahtekarlık, İslam aleminin büyük bir bölümünde, küçük odaklarda yaşandığı için, etkisi çok büyük oluyor. Az bir kuvvetle, koskoca İslam alemini esir hale getiriyorlar. Bediüzzaman, deccali anlatırken öyle diyor zaten. “Az bir kuvvetle, koskoca İslam alemini esir alır” diyor. Nur talebelerinin içindeki sahtekarların sayısı, en fazla on kişidir. Ama Nur talebelerine etkisi çok büyük oluyor. Çok büyük zarar veriyorlar. Yani tahribatı çok büyük oluyor. Maneviyatlarını alıyorlar, şevklerini alıyorlar, stilleri bozulmaya başladı. Mesela bir kısmı Risale-i Nur’u terk etti. Bediüzzaman’ı beğenmeyecek hale geldiler. Çünkü baktılar ki, şahs-ı manevi ile baş edilecek gibi değil, ilk önce ağızlarından homurtular çıktı. Dediler ki; “Bediüzzaman da insandır, hata yapabilir” demeye başladılar. “Yani” dedik, “yani şartı muallak var” dediler. “Demek ki o şartlar meydana gelmemiş, o yüzden de Hz. Mehdi (a.s) çıkmayacak herhalde, yani çıkmadı daha Türkçesi” dediler. “Emin misiniz?” dedik. Koskoca adam, “Bediüzzaman da insan, hata yapabilir” diyor. Biraz daha zorladığında, “Bediüzzaman söylemiş, konuşmuş ama asrımızda tabii başka şeyler inkişaf etmiş vaziyette” diyor. Mesela “Osman Ünlü Hoca var, şaşar Beşer-Faruk Beşer’in ilmi daha büyük” diyor, “Bediüzzaman’ın ilmiyle, onların ilmi kıyaslanmaz” diyor. “Faruk Beşer varken, biz Bediüzzaman’a mı uyacağız? Yapmayalım Allah aşkına” diyor. “Ne güzel bak bize bir model meydana getirmiş, o modelin içinde hareket edelim” diyor. Dolayısıyla oynanan oyunu, Müslümanların fark etmesi gerekiyor. Bu şahs-ı manevi konusunu bu hafta yine değinelim. Yarım saat sonra hangi kanaldayız?
ALTUĞ BERKER:Yarım saat sonra Gaziantep Olay Tv ve Kahramanmaraş Aksu Tv’deyiz.
ADNAN OKTAR:Tamam orada da yine bu konuyu işleyeceğiz, bu konu çok hayati. Eğer bu oyunları, bu taktikleri kırarsak, ki kırıyoruz zaten, Türk İslam Birliği hemen kapıda, hemen kapıda. Sadece kapıyı açacağız, yüzyüze geleceğiz, o kadar kolay. Şeytanın bu oyununu kırmak, bütün mesele bu inşaAllah.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza 00:30’da, Aksu Tv, Gaziantep Olay Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’dan itibaren, Çay Tv, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Birkaç ayet okuyayım ben de bu arada. Şeytandan Allah’a sığınırım. Hud Suresi, 117. Ayet “Halkı, ıslah eden kimseler iken,”ıslah etmek ne demek? Muslih, yani onları doğru yola götüren, hataları temizleyen, yanlışlıkları uyaran, iyi ve güzel olanı anlatan, emr-i bil maruf nehy-i ani’l münker yapan yani, “kimseler iken” böyle kişiler faaliyet yaparken, yani Hz. Mehdi (a.s) talebeleri faaliyet yaparken, “senin Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi.” Yani “orada Ben deprem, büyük bir olay meydana getirmem” diyor Allah, “büyük bir felaket meydana getirmem” diyor Allah. “Böyle bir faaliyet varsa yani Hz. Mehdi (a.s) talebelerinin olduğu yerde helak olmaz” diyor, “böyle bir olay meydana getirmem” diyor, Allah garanti veriyor Kuran’da. Ben onun için diyorum, Hz. Mehdi (a.s) şu an İstanbul’da diyorum, İstanbul’da helak edici büyük bir olay olmaz ve olmayacak göreceksiniz. Ben olmayacak dedim, bir daha da bu konunun üstünü açamadılar dikkat edersiniz. Gece gündüz deprem muhabbeti vardı hatırlıyorsunuz, duyuyor musunuz şu an? Duymuyorsunuz. Çünkü benim dediğimin doğru olduğunu anladılar.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Web siteleri
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Allah'ın İsimleri
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Yeni Bilgiler 2
Devamı ...