SUNUCU: “Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri” programımıza Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz. Bu akşam Gürcistan’dan Lala isimli misafirimiz var aramızda. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR:Şeyhimizden destur almak artık bir gelenek haline geldi.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Bugün iman hakikatleriyle başlayabilir miyim Hocam inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Olur.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bunları sevmek acayip zevkli bir şey. Nasıl yapsak da bunları bol bol sevsek? Mesala benim hep içimde kalıyor bunlar, sevememek çok zor bir şey. Allah nasip eder inşaAllah.
Fatmanur’un çok güzel bir şiirimsi yazısı var, çok çok güzel. “Selamun Aleykum mücahid Adnan Hocam” Aleykum Selam. “Saygılarımla” bizden de sizlere saygılar. “Hocam bazı hadis müfessirleri ahir zamanda Kıyamet’e çok yakın bir zaman diliminde Yecüc ve Mecüc’ün tekrar dünyayı zerzebil edeceğini yazıyorlar. Sizin bu konu hakkında görüşleriniz nelerdir? Yorumlar mısınız? Allah’a emanet olun. Allah kalbinizden sevgiyi, yüzünüzden nuru eksik etmesin. Selam ve dualarımla iyi yayınlar.” Darıca’dan İsmail Hakkı. Bediüzzaman açıklıyor; Darwinizm ve materyalizmin eğitimi sonucunda, bir kısım insanların saldırgan, acımasız ve sadist olacaklarını, kan dökeceklerini, zulmedeceklerini belirtiyor. Fakat ikinci tahmin de şöyle zannediyorlar, ben de öyle biliyordum eskiden. İşte yerin altından böyle patolojik mahluklar, yani garip varlıklar, ama hani laf söz dinlemeyen, garip çığlıklar atarak insanların üzerine saldıran, gibi düşünüyordum. Ama hadisleri incelediğimizde öyle olduğunu görmüyoruz. Bunlar bir kere imanla mükellefler, belli ki insan bunlar, imanla mükellef olduklarına göre. Hatta bir kısmı da iman ediyor, o zaman insan. Asıl özellikleri, ana özellikleri can yakıcı olmaları. Yani insanlara saldırmaları, zulüm yapmaları, dehşet saçmaları falan. Ahir zamanda terörün her türlüsünü yapan herkes Yecüc ve Mecüc olmuş oluyor. İşin doğrusu budur. Ama asıl Yecüc-Mecüc eylemi, iki büyük eylem, 1. Dünya Harbi ve 2. Dünya Harbi’nde oldu, eğer aranıyorsa Yecüc ve Mecüc. Çünkü “her bir tepeden akın ederler” diyor, o zaman biliyorsun akın derken, illa atla olmaz bu, başka türlü de olur. Tanklarla, motosikletlerle Naziler olsun, komünistler olsun müthiş saldırılarda bulunmuşlardı, Kuran buna işaret ediyor. Yani 1. Dünya Harbi, 2. Dünya Harbi çok çok büyük olaylardır. Dünyanın ehemmiyetli olayları belirlidir, bunlardan en dev olanlarından birisi de odur. Kuran’ın böyle büyük bir olaya işaret etmesi çok normal, Kuran’ın üslubunda vardır.
ALTUĞ BERKER:Bugün Ahmet Varol Hocamız’ın bir yazısı vardı Vakit Gazetesi’nde “İki Canavar” başlıklı; “Kaddafi’nin bölgedeki diktatörlerin tümünden vahşi ve bütün insani değerlerden soyutlanmış bir canavar olduğunun görüldüğünü” yazmış. “Ancak asıl sorunun birtek Kaddafi’nin kafadan sakat olmasından değil, onun ülkeyi kontrol altında tutan, kendi gibi bir takım oluşturabilmiş olmasından kaynaklanıyor. Kaddafi diktasının ve vahşi saldırıların sürebilmesi onun kişisel gücüyle olmuyor. Onun etrafında toplanan ve insanı değerlerden soyutlanmış takımın, devletin imkanlarını ve silah gücünü kontrol altında tutabiliyor olmasından ileri geliyor” demiş. “Ayrıca ayaklananlar önemli merkezleri kontrol altına alınca Kaddafi akli muhakeme gücünü artık tamamen kaybetti. Deliden de öte, dar bir alanda kıskaca alınan canavara döndü. Artık gözü hiçbir şey görmüyor önüne geleni öldürüyor. Ekibi de sardırgan ve vahşi oldular. Libya’da bu kadar kan dökülmesinin sebebi bu” demiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Çözüm? Çözüm yok. Deccali tarif etmiş Ahmet Vardar Hocamız. Bir deccal talebesini çok detaylı tarif etmiş. Deccalin zulmünü, acımasızlığını, psikopatlığını çok güzel tarif etmiş. Peki, karanlığı tarif edince, aydınlığın tarif edilmesi gerekmez mi? Mehdiyet’in tarif edilmesi gerekmez mi? Çözümün tarif edilmesi gerekmez mi? Kaddafi bak tek başına deccallik yapabiliyor, onun ekibi toplam 10 kişi falandır. Mehdiyet de az sayıda insanla çok rahat dünyaya hakim olur. Nasıl deccaliyet hakim olabiliyor, nasıl Kaddafi hakim olabiliyorsa Mehdiyet de hakim olabilir. Ama şahs-ı manevici takım ortaya çıkınca, Cübbeli çıkıp 570 sene sonra gelecek dediğinde, deccallerin kapısı sonuna kadar açılıyor. Diyorlar ki deccallere; yollar açık, bütün dünya sizin önünüzde, astığınız astık kestiğiniz kestik, sizin karşınıza Hz. Mehdi (a.s.) çıkmayacak, diyorlar. Mehdiyet de çıkmayacak. Biz bir Mehdi hareketiyle karşınıza çıkamayacağız, dolayısıyla çok müsterih ve rahat olun, istediğiniz gibi psikopatlık yapın, asın kesin. Bakın tek kelime bizden Hz. Mehdi (a.s.) kelimesi bizden duyuyor musunuz? Duymuyorsunuz. İttihad-ı İslam’ı duyuyor musunuz? Yok. Türk-İslam Birliği’nden bahsediliyor mu? Yok. Bu ne demektir? O zaman sonuna kadar yollar açık anlamındadır, diyorlar manen ve adamlar da bastırıyor. Onun bu kadar pervasız olmasının kökeninde, Müslüman aleminde Hz. Mehdi (a.s.)’ın beklenmemesi vardır. Büyük bir bölümünde, birçok insanca bu beklenmiyor. Beklenmeyince de deccal tek başına at koşturuyor. Adama diyorlar ki; bak ovayı görüyor musun, geniş ovayı? Evet. Buralar senin, diyor. Al şu kılıcı da eline bu adamları istediğin gibi doğra. Senin karşına hiçbir şey çıkartmayacağız biz, diyorlar. Öyle olunca böyle olur işte ve seyrediyorlar. “Kahrolsun Kaddafi, kahrolsun zalimler, kahrolsun firavun.” Yaşasın Hz. Mehdi (a.s.), niye demiyorsunuz? Yaşasın İttihad-ı İslam, niye demiyorsunuz? Yaşasın Türk İslam Birliği, niye demiyorsunuz? Onu demezseniz deccallerin dişi daha da uzar, daha da azgınlaşırlar. Mesela ben Kaddafi’nin konuşmasını seyrettim, psikopat rahatlığı var. Var ya böyle mafya filmlerinde falan, adamlar böyle ağzında sigarayla falan lakayıt lakayıt konuşur. Mesela adamı öldürüyorlar, önünde oluyor, adam böyle kibriti yakıyor purosunu oradan tutuşturuyor falan böyle. O da öyle, mafya psikopatlığı yapıyor dikkat ederseniz, aynı mafya filmleri gibi. Mesela korkunç görünümlü bir binanın içine girmiş insanın kanı iliği çekiliyor bakanın, anormal de bir kıyafet giymiş, suratında deli suratı var, bir de gözlük de takmış manyak gibi oradan bakıyor ve manyak manyak konuşuyor. Ben deliyim, psikopatım, sağım solum belli olmaz, mafyayım, demek istiyor adam. Mafyanın da parayla beslediği adamlar olur, o da mafyadan bayağı bir adam besliyor. Onlar da onu şak şak şak alkışlıyorlar. Parayla oradan buradan iti kopuğu toplamış, adam kurnaz o, bir mafya kurnazı, tam çakal. O bu günleri hesaplamış, neler olacağını hesaplamış, onun için de paralı katillerden büyük bir ordu tutmuş. Şimdi mazlum bir Müslümanın zannedildiği gibi o kadar koruyucu bir gücü olmaz. Saldırgan Allah’tan korkmayan bir psikopatla, mazlum bir insan bir araya geldiğinde, mazlum genellikle pasif olur, atak olmaz ama psikopat atak oluyor. Mesela adamın alnının ortasına kurşunu sıktığında kahkahalarla gülebiliyor, Müslüman bunu yapamaz. Ama Müslümanda Mehdiyet’e bağlanıp, yekvücut olma gücü vardır. Küfürde de bu olmaz. Küfürün ittifak etme gücü yoktur, hep yalnızdır deccaller. Mesela bu çakalın en fazla on tane falan beslemesi vardır. Bakın on kişiyle koskoca Libya’ya hakim oluyor. Bir oğlu var ona sadık olan. Oğlu bile buna karşı olsa, bakın dikkat edin sırf oğlu, olay biter, hemen çöker. Veyahut generallerinden, mesela beş kişi buna karşı olsa; hava, deniz, sırf ikisi karşı olmuş olsa bile anında çöker. Fakat karşı olmuyorlar; hem korkaklık var, hem çıkarcılık var, hem de ne olur ne olmaz gemisini kurtaran kaptan kafasındalar. O yüzden ses çıkartmıyorlar durumu idare ediyorlar. Mehdiyet de karşılarında olmadığı için, Mehdi hareketi de olmadığı için, uçsuz bucaksız coğrafyada at oynatıyorlar. Şimdi Mısır kurtuldu zannediyorlar, kurtulmaz Mısır. Yeni bir tip daha gelecektir, o devam ettirir ve yine pasifize eder. Onun için aklı başında kardeşlerimizin Mehdiyet’i, Peygamberimiz (s.a.v.)’in emrini mutlaka yerine getirmeleri gerekiyor. Kimse kim, biz Mehdi (a.s.) illa şudur demiyoruz. Ama ben, söz bir Allah bir, benim öyle büyüklük derdim yok. Desinler ki; bakın bu kişiyi biz Mehdi (a.s.) olarak tanıdık, böyle görüyoruz, Türk İslam Birliği’nin lideridir desinler, ben onun hizmetçisi olurum, hem de kapı hizmetçisi. Ayakkabısının hizmetçisi de olurum, hiç başka da bir şey istemiyorum. Ama şiddetle kaçınıyorlar Mehdiyet’ten. O bilmiş bazı hanımlar var başı kapalı falan, Hz. Mehdi (a.s.) konusu olduğunda, red. Ama evliliğiyle, çıkarıyla ilgili bir konu olduğunda o konularda çok titizler. Bak Nur talebesi kardeşler, canlı yayın yapacağız, demişler, ne kadar sevindim, maşaAllah Risale-i Nur’dan okuyacağız. Ben de zannettim ki, cihadtan bahsedecekler, cehdten, İttihad-ı İslam’dan, Türk-İslam Birliği’nden, Müslümanların ittifak etmesinden, tebliğin öneminden bahsedecekler zannettim. Bir de baktım pedagoji falan, aile-çocuk sağlığı, işte iyi bir geçim nasıl olur, karı-koca arasındaki münasebetler nasıl düzgün gider, o tarzda girmişler olaya. Şimdi bu vaziyette, bu sistemde gidiyor. Nasıl olsa adamlara dokunan da olmadığına göre; hatta 12 Eylül döneminde ben çok iyi biliyorum, ‘bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ kafası çok yaygındı. Bütün sokaklar teker teker komünistler tarafından işgal ediliyordu, birer birer. Bizim Ankara’da İncesu’nun oraya kadar da gelmişlerdi. Ülkücüler bir kahvehane tuttular orada; bir binanın altında, onu briketle böyle kapladılar mazgal gibi bir şey yaptılar, duvara da yazdılar; ‘Çanakkale geçilmez, İncesu aşılmaz’ dediler böyle. Üst tarafta cami vardı, ben oraya gidip geliyordum. Camiinin biraz üstü komünistlerin kontrolündeydi, aşağıya bırakmıyorlardı, ama orada da çocuklar, ülkücüler bir ev tutmuşlar, ev harabe şekilde. Orada koçyiğit, arslan gibi delikanlılar vardı, onlar da gece-gündüz orada çocuklar nöbet bekliyorlardı. Kardeşim devlet adeta yoktu o dönemde, inanılır gibi değil. Orada normalde polis beklemesi lazım, silahlara, olaya polisin elkoyması lazım, hiç öyle bir olay yoktu. Biz camiden çıktığımızda yağmur gibi kurşun yağdırıyorlardı; böyle 40 el, 50 el silah atıyorlardı. Şu Beyrut meyrut olayları var ya, aynı onun gibi. Biz böyle siper alarak geçiyorduk duvarlardan, camiden çıkarken, öyle bir durum vardı. Ülkücü gençler de orada bir set meydana getirmişlerdi. Diyorlar ki; işte ülkücüler şöyle.” Ne yapsınlar peki? Bana bir anlatsınlar, ne yapmaları gerekiyor? Devlet karışmıyordu geniş çapta, çok az müdahale ediyordu. Komünizmin Türkiye’ye gelmesini ben açıkça söyleyeyim, net olarak ülkücüler engellediler. Net olarak yani, aksini söyleyen buraya gelsin konuşun. Başka da ciddi anlamda mücadele veren kimse yoktu. Ciddi anlamda göğüslerini siper ettiler çocuklar, maşaAllah. Binlerce şehit verdiler, binlerce, bir tane iki tane değil. Ondan sonra da arkasından, 12 Eylül’de zindanlarda, çocuklara akıl almaz işkenceler yapıldı. Buna rağmen devlete küsmediler onlar, böyle bir durum var. Deccaliyet yutacaktı memleketi, alenen yutacaktı. Onun için bunlar böyle anlamazlıktan gelmek bilmem ne, işte şahsı-ı manevi, şu bu falan, bunlar ayrı mantıklar. Yıllar sonra da oturup o çocuklara, o gençlere böyle suçlayıcı üslupta bulunmak da çok vicdana uygun bir hareket değil, samimi bir hareket hiç değil. Sen korusaydın o zaman, biz senin elini öpseydik. Sen de yapmıyordun, yan gelip yatıyordun o zaman.
ALTUĞ BERKER:Kaddafi’nin oğlu dediniz Hocam, resmi var. “Bekamız için son Libyalı’yı bile öldürürüz” demiş.
ADNAN OKTAR:“Bekamız için son Libyalı’yı bile öldürürüz.” Yani hepinizi kazırım, diyor. Bakın, bütün milleti yok ederim, diyor. Nerenin bekası? Milleti yok ediyorsun sen. Milleti olmayan bir devlet olur mu? Milleti olmayan bir vatan olur mu? Milletin yok, milleti yok edeceğim diyorsun sen. O da psikopatlığı babasından öğrenmiş, Avrupa mafyasıyla içiçe. Avrupa’daki it-kopuk takımıyla içiçe. Onları topluyor, oralarda buralarda alemler, eğlenceler, uyuşturucu, kokainli mokainli toplantılar, adamın keyfi kaçtı. Ağzının tadı kaçtı. Kaddafi dedi ki; neyim var? İşte bir gömleğimiz, bir ceketimiz, hiçbir şeyimiz yok, dedi. İngiltere’deki mal varlığını bir açıkladılar, katrilyonlarla var, sırf İngiltere’de. İsviçre’deki mal varlığı daha açıklanmadı. Norveç’teki mal varlığı daha açıklanmadı. Müslümanları böyle uyuşturan çok fazla ekip var, Cübbeli başta olmak üzere. Tam uyuşturucu görevi yapıyor. Müthiş uyuşturuyor. Mesela, günaha girme bu hatalıdır diyeceğine, tekrar etme, Müslüman tekrar etmez diyeceğine, “tövbe edersin biter” diyor. Bu ne demektir? Devam et anlamına gelmez mi bu? Ayeti söylesene. Allah diyor ki; “Müminler büyük günahlarda ısrar etmezler” diyor. Bunu söylemen lazım, söylemiyor. 570 sene; 570 sene ne yaparlar bu adamlar o zaman Müslümanları? 570 sene değil, 570 saniye beklenecek durum var mı? İtalya’da bak, adamlar, İtalyanlar da bunlardan çekiniyor, Libya’dan. Çünkü çıkarları var orada, bayağı tesisleri bilmem neleri var, çıtları çıkmıyor. Hiçbir yerin çıtı çıkmıyor; Amerika dayılık yapıyordu daha önce oraya buraya, onun da çıtı çıkmıyor. Sadece seyrediyorlar. Bak bütün Avrupa, bütün dünya seyrediyor şu an psikopatlığı, kimsenin gıkı çıkmıyor. Adam, var mı aksini iddia eden, diyor. Yok baba haşa, estağfirullah ne haddimize, diyorlar. Adam mafya raconu kesiyor adeta. Var mı aksini söyleyecek, bana kabadayılık yapacak, bana kafa tutacak adam var mı, diyor. Dünyadan kimsenin çıtı çıkmıyor, hiç kimse bir şey diyemiyor. Duyan varsa bana söylesin, hiç kimse bir şey diyemiyor. Halbuki sinek kadar adam, ne oluyor lan desen, konu biter, acayip korkar. Bütün mesele oraya girmekte, direkt kulağından tutup o ininden çıkartırsın, hiçbir şey olmaz. Tabii, mesela bir tümen askerle çıkılsa, kanı iliğine karışır, anında kaçar. Yapacağı hiçbir şey yok. Ama Türk İslam Birliği oluşmadığı için, Türk İslam Birliği orduları olsa, mesela en az 30 milyon kişilik falan ordu demektir, en az 30 milyon kişilik. Ne yapıyorsun lan psikopat denilse, telefonla bile sorulsa, estağfirullah ağabey diyecektir. Ne diyecek başka? Derhal hiza olacaktır. Velevki deli bile olsa, psikopat bile olsa, hiçbir şekilde bir şey yapamaz. Ama Müslümanların başı olmadığı için, böldükleri için paramparça, işte şahs-ı manevi bunu yapıyormuş demek ki. Şahs-ı manevinin insanlara getirdiği sonuç bu işte. Şahs-ı manevici kardeşlerimize ithaf olunur, baksınlar. Müslümanların başı olmayınca bu oluyor. Müslümanların başı olsa, adam bir kere böyle bir psikopatlığa hiç giremez. Böyle bir olay olmaz. Mesela Müslümanların başında bir lider olsa; devlet olarak Libya tabii ki devlet olacaktır, milli devlet olur. Hükümet de milli hükümet olur, kendi zenginliklerini kendi kullanır, bunlar çok güzel. Ama çakallık yaptığında, bütün İslam aleminin lideri olarak Hz. Mehdi (a.s.) hesap sormak konumundadır, ne oluyor, diyecektir. Ne oluyor dediğinde de, konu bitecektir. Ama olmaz ki! Zaten yapamaz. Hz. Mehdi (a.s.) olsa hiç yapamaz, başlangıcından yapamaz. Onun için Müslümanları uyuşturan bütün takım, yaptıkları marifeti seyretsinler. Envai çeşit uyuşturan hanımlar var. Başörtülü falan geliyor, küp gibi gidiyor pazardan yiyecekleri alıyor geliyor, hem Mehdiyet’e karşı, hem İttihad-ı İslam’a karşı. Ama ben çok koyu Cübbeli taraftarıyım, diyor. Al sana Cübbeli, hayırlı olsun buyur, sonucu bu oluyor işte. 570 sene sana geniş açı vermiş oluyor adam. Şahs-ı manevicilerle de elele zaten Cübbeli. Çünkü aynı kafada, o da Hz. Mehdi (a.s.) karşıtı, o da Hz. Mehdi (a.s.) karşıtı. O da İttihad-ı İslam’a karşı, o da İttihad-ı İslam’a karşı. İttihad-ı İslam’ı adamlar fitne olarak görüyor. Rezalet paçalardan akıyor. Müslümanların birlik olmasını fitne olarak, büyük bela olarak görüyor. Müslümanların parçalanıp perişan olmasını, mahvolmalarını da gayet normal görüyor. Görüyorlar, bir kısmı.
ALTUĞ BERKER:Tevbeyle ilgili bir ayet okuyacağım Hocam. Kasas Suresi, 67. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Ancak kim tövbe edip iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık kurtuluşa erenlerden olmayı umabilir.”
ADNAN OKTAR:Ayeti bir daha oku. Bak Cübbeli iyi duysun.
ALTUĞ BERKER:“Ancak kim tövbe edip iman eder ve salih amellerde bulunursa, artık kurtuluşa erenlerden olmayı umabilir.”
ADNAN OKTAR:Bak tövbe ediyor, iman ediyor, doğru yola geliyor, bir daha o hatayı yapmıyor. Salih amelde, yani samimi oluyor. Salih demek, samimi demektir. Dürüst, gerçek Müslüman oluyor, “o zaman umabilir,” diyor Allah. Olur da demiyor Allah, umabilir diyor, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Seyyid Muhammed Adnan Oktar Hocam.” Adnan Hocam deseniz yeterli. “Size bir ilim adamı olarak hastalığımla ilgili bir soru sormak istiyorum.” Allah Allah, beni de şimdi havaya sokuyorsunuz. Şimdi hem ilim adamı, hem tıp ilminde de alim, oh maşaAllah hem de profesör, yok yok biz talebeyiz. Ama tıptan az çok anlarım. Ağabeyimin tıp kitapları vardı, böyle kütüphane doluydu. Meraklıydı o da bayağı alıyordu. Gece-gündüz onun kitaplarını okuyordum, çok hoşuma gidiyordu. Farmakolojiden tut bilmem patolojiden çık. “Allah-u Teala’nın herşeyin şifasını verdiğini biliyorum ama ben bulamadım.” Herşeyin şifası var, öyle bir şey yok, onu yanlış anlıyorlar. Hastalıkların şifası vardır, birçok hastalığın vardır ama, bazı hastalıklar da ölümcül hastalıktır. Ölüm de bir şifadır. Çünkü hastalık komple kökünden bitmiş oluyor ve adam cennete gitmiş oluyor. Yepyeni, gıcır gıcır sağlıklı bir bedenle gitmiş oluyor. Ne kulağı ağrıyor, ne gözü ağrıyor, ne bacağı ağrıyor, mis gibi tertemiz bir ortama gitmiş oluyor. O da bir şifadır. “Takıntı hastasıyım. Takıntı derken; iğne, zımba teli, cam kırığı v.s. gibi cisimleri görünce rahatsız oluyorum, beni rahatsız ediyorlar. Sekiz yıldır psikiyatri tedavisi görüyorum, yani ilaç alıyorum. İlaçlar vücudumun kimyasını bozuyor. Son bir yıldır ellerim kollarım uyuşuyor, bir tuhaf oluyor. Acaba Muhammedi bir reçete var mı? Yardımcı olursanız sevinirim. Allah razı olsun saygılarımla.” Canın ne tatlı senin kereta, nedir ismin senin bakayım. İsmini de yazmamış çete. Velevki iğne, zımba teli, bunu yuttuğunu hissediyorsun, hisset ne olur? Delikanlı adamsın, kolun kopsun isterse, biraz kabadayı ol, delikanlı ol, ne olacak yani? Bu ne kibarlık ya? Yutsan ne olur ayrıca? Allah Allah. Farzedelim yutsan ne olur? Hz. Ali (r.a.) onyedi yerinden yaralandı, yine gitti Hayber Kalesi’nin kapısını söktü, kapıya dayandı. Bu kibarlık nedir böyle? Hastalık kibarlığı var, bir şey oluyor, öksürüyor aman aman verem mi oldu, kanser mi oldu, falan. Bir şey olmaz, korkma. Hayır olsa ne olur ayrıca? Allah öyle takdir ettiyse, öyledir. Hayır vardır, inşaAllah. Bu takıntı aşırı kibarlıktan ve aşırı hassasiyetten kaynaklanıyor gördüğüm kadarıyla. Delikanlı, böyle mücahid ruhlu olursanız, Allah’a kendinizi tam teslim ederseniz, canınız tatlı olmazsa hiçbir şey olmaz. Kardeşim 30 seneden beri doktora gitmiş değilim. Bizim çocuklar çok çok ısrar ettiler geçenlerde gittik bir check-up yaptırdık. EvelAllah evelAllah tepeden tırnağa çelik çıktık maşaAllah. Evet seni dinleyelim şimdi.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Amerika’daki konferanslarımız devam ediyor Hocam bildiğiniz gibi, inşaAllah. Oradan resimler vardı. Yoğun konferans proğramlarımız var arka arkaya, inşaAllah. Geçtiğimiz günlerde Pensilvanya’da Zubaida Vakfı’nda sizin de canlı bağlantıyla katıldığınız bir konferansımız olmuştu. Önümüzdeki günlerde konferansların gerçekleşeceği bazı eyaletler: Illinois, Wisconsin, California, Georgia, Florida, Virginia, New Jersey. 2 Mart’ta Teksas Üniversitesi’nde bir konferansımız var, inşaAllah. Fatih bu konferansta size temsil ederek Darwinizm’in çöküşü konusunu anlatacak. Sizin kitaplarınız dağıtılacak konferansta da, inşaAllah. Bu konferans sırasında sizin de onlara yapacağınız kısa bir konuşmayı, mesajınızı yayınlamak istiyorlar.
ADNAN OKTAR:Tamam. “Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hayırlı geceler Hocam ben Almanya’dan Barış. İnşaAllah birgün programda Cübbeli Ahmet Hocamız’la birlikte görürüz.” Aman Allah esirgesin. “Benim iki tane sorum var; İmam-ı Rabbani’ye göre yüzün ilk çeyreğinden sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelmez, bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz? Ve İskender Evrenesoğlu bir şarlatan mıdır?” Yazık böyle denmez. Gerçekten bu kadar ağır üsluba gerek yok. Tamam anormal yönleri var İskender Evrenesoğlu’nun ama, biz Müslümanlar, en son uğraşacağımız Müslümanlardır, ilmi olarak. Cübbeli olağanüstü bir şahıs olduğu için ilgileniyorum. Benim onunla neden ilgilendiğimi siz on yıl sonra anladığınızda nefesiniz kesilecek, hayret edeceksiniz. Ehemmiyetli bir şahıs olduğu için, ahir zamanda ehemmiyetli bir şahıs olduğu için ilgileniyorum. Kendi cemaatinden de bunun farkına varanlar oldu, bir olağanüstülük olduğunu farkettiler. Zaten bakarsanız, eğer kör değilse bir adam, fevkâledeliği görür. Ciddi şekilde gözünde, aklında, ruhunda bir sorun yoksa, olay, adam bağırıyor, yanıyor böyle lamba gibi. Anlaşılır durumda. Ayrıca benim eleştirilerim Müslümanlara zarar gelmesin diye, benim onun şahsıyla bir alıp veremediğim yok. Bana ne ondan, elin garibanından. Onun fikriyle yaptığı tahribat sorun. “570 yıl bekleyin” diyor. Bakın adam gitti Libya’da koyun gibi doğruyor Müslümanları. 570 yıl dediğinde bu olur işte. Diyorsunuz ki; Cübbeli’ye bir şey deme. Cübbeli’ye bir şey demediğimde gidiyorlar Fas’ta, Tunus’ta Müslümanları doğruyorlar. Çünkü adam Mehdiyet’i durdurmayı kendine iş edinmiş. İskender Evrenesoğlu, gariban bir insan. “Sahte Mehdi midir?” Sahte biraz ağır bir söz ama Mehdi (a.s.) değil. Bir tebliğcidir, fakat sapkın anormal yönleri var, yanlış yönleri var, bu doğru. Bakın, “yüzün ilk çeyreğinden sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelmez.” Bakın işte Müslümanları bununla vurdular. Ve İmam-ı Rabbani’yi de, bu yanlış inancına, bu kavruk inancına, Müslümanları mahvetmeye yönelik inancına alet etti; İmam-ı Rabbani gibi mübarek bir insanı. Ve muazzam bir vuruş yaptı Müslümanlara ve müthiş bir tahribat yaptı. Biz bu tahribatı durdurmaya çalışıyoruz. “Yüzün ilk çeyreğinden sonra Hz. Mehdi (a.s.) gelmez” demek, marifet mi bu? Sen Peygamberimiz (s.a.v.)’in bütün hadislerine savaş açmış oluyorsun bunu demekle. Peygamber (s.a.v.)’e savaş açmış oluyorsun ve İmam-ı Rabbani’ye de savaş açmış oluyorsun sen. İmam-ı Rabbani’nin “yüzün ilk çeyreğinde Hz. Mehdi (a.s.) gelmez” demekteki amacı şu; deccal çıkmamış, süfyan çıkmamış, Hz. Mehdi (a.s.)’ın alametleri çıkmamış, ne desin peki? 25 sene geçmiş ne desin? Hz. Mehdi (a.s.) gelecek mi desin? “Gelmez” diyor, tabii gelmez, deccal yok ortada bir kere. Deccal yoksa zaten Hz. Mehdi (a.s.) gelmez. Süfyan yok, zaten gelmez. Alametleri çıkmamış, gelmez. Ama bu yüzyılda, deccal çıkmış, süfyan çıkmış, Hz. Mehdi (a.s.)’ın bütün alametleri teker teker hepsi çıkmış. Fırat’ın suyunun kesilmesi, 15 gün arayla ay ve güneş tutulması; bunlar Hz. Mehdi (a.s.)’ın küçük çıkış alametleri değil, bakın büyük alametleri. Cübbeli bunları gizliyor, oyun oynuyor, anlamazdan geliyorsunuz. Bir de diyorsunuz ki; “Cübbeli’yi al buraya getir.” Ne yapalım buraya getirip? Ne yapacağız adamı o kafada olduktan sonra, o düşüncede olduktan sonra? Bana niye demiyorsunuz; Mehmet Talu Hocamız’ı buraya getirin, niye demiyorsunuz? Onu bin kere cebinden çıkartır, büyük alim. Eğer dürüst isen, Mahmut Hocamız’ın yetiştirdiği en büyük alimdir. En büyük müceddidtir. Ben o camiayı canım gibi seviyorum, Mahmut Hocamız’ın camiasını. Kaç defa elini öptüm Mahmut Hocamız’ın. Ayağının tozu olmam ben onun. Mahmut Hocamız da aynı kanaatte, Mehmet Talu Hocamız da ve oradaki birçok mübarek büyük alim de aynı kanaatte ki, Hz. Mehdi (a.s.) gelmiştir. Bir tek Cübbeli bu kafada. Sen de bana, sus diyorsun. Nereye kadar susayım ben? Müslüman aleminin helak olmasını mı bekleyeyim? Böyle adamlarla Müslümanların şevkini, heyecanın kırıp, şahs-ı manevicileri bir yandan, Cübbeli bir yandan, iki taraftan çapraz kola aldılar Müslümanları. Ben de buna karşı mücadele veriyorum. Şaşacak bir şey yok bunda. Hz. Mehdi (a.s.)’ın alametlerini sık sık sayıyoruz, hepsi çıkmış. Cübbeli anlamazlıktan geliyor. Hatta köşeye sıkıştı, diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) koyu esmerdir.” Bakın panikten. Baktı ki cilt rengi, Hz. Mehdi (a.s.)’ın cilt rengiyle uygun, ondan çıkaracak ya, bakın çocuk gibi, akla bakın. Bana karşı yapacağı mücadele için hadisleri değiştiriyor. Ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişini, İslam aleminin kurtuluşunu engellemeye çalışıyor, sırf beni engelleyecek diye. Kafaya bakın. Bir de diyor ki; “Yemin etsin Hz. Mehdi (a.s.) olmadığına, ben Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini söyleyeceğim” diyor. Bu ne biçim paniktir böyle? Defalarca yemin ettim, daha nasıl yemin olur böyle bir iddiam olmayacak diye? “Hz. Mehdi (a.s.)’ın burnu uzundur” diyor. Nerede uzun? Bir tane bana hadis göster. Özellikle Arapça kullanılan kelime, küçük, hafif kalkık burun, ortası hafif bombeli burunlar için kullanılan özel Arapça bir kelime var, o kullanılıyor. Nerede öyle uzun burun? “Koyu esmer” diyor panikten. Öbür konuşmalarında da “ak paktır alnı, buğday rengidir” diyor. Hani koyu esmerdi? Bizim bunlara karşı suskun olmamız diye bir konu olmaz. İskender Evrenesoğlu; her halükarda bu insanın İslam’a faydası oluyor. Oturup bununla uğraşmanın alemi yok. İman hakikatleri anlatıyor. Hakikaten acayip bir insan doğru, hakikaten çocuk gibi kafasına balkabağı gibi bir şey geçirmiş kocaman, bembeyaz giyinmiş böyle, kendini böyle gizemli göstermeye çalışıyor, ışıklar mışıklar resimler çektiriyor, kafasının üzerinde ışıklar gösteriyorlar. Kurnazlık da yapmış olsa, her halükarda yine imanı zayıf olanların imanını güçlendirmek için yapıyor. Gerçi anormal haraketler ama, dinsiz imansız da olabilirdi bu, Darwinist-materyalist de olabilirdi, bunu yapıyor. Sapkın, sapkın yönlerini açıklarız işte, kalan yönlerini de Müslümanlar değerlendirir, hayır yolda değerlendirir. Anormal yönlerini açıklıyoruz zaten. Ama bu kadar ağır üsluba gerek yok. Hiçbir Müslümana böyle laf söyletmem, şu Müslüm Gündüz dahil olmak üzere, hiçbirisine. Gariban insanlar bunlar, yanlış anlamış olabilir, yanlış yorumluyor olabilir. İyi niyetli oldukları belli bunların, büyük bir bölümünün. Ve bir kısmı da hakikaten meczub, yazık günah değil mi? Meczub, ne yapsın? Allah onu öyle yaratmış. Aklına yatmıyorsa gitme. Bir de kimi zorluyor adam? Gırtlağına çökmüyor ki Evrenesoğlu, yanıma gel demiyor. Severek hoplaya zıplaya yanına gidiyorlar. Allah’ın takdiri işte, oluyor. Hz. Mehdi (a.s.)’dan önce sahte Mehdiler çıkacak. Ama sahte de demeyelim de, işte Mehdi olmayan Mehdiler diyelim. Veyahut diyelim, sahte geçiyorsa rivayetlerde sahte Mehdi dersin, niye demeyelim?
MaşaAllah, bu İrem ne güzel yazılar yazıyor böyle. Ama o söz, orada bir hata var o sözde, onu ayrı özel bir yazı olarak göndereceğim sana. İyi niyetle söylenmiş bir söz ama yanlış. Kuran’da hiçbir ayet yok olmamıştır Nurdan, iyi huylu, güzel Nurdan. Kuran’ın ayetlerinin eksik olduğunu söylemek küfürdür. O Amerika’da bir sapık vardı o söylüyordu onu, ona inanma, öyle bir şey yok. Veyahut başkaları da söylüyor olabilir bilmiyorum. Kuran bütündür, Allah koruyacağını söylüyor Kuran’ı. Hiçbir şekilde bozulmamıştır Kuran. Olduğu gibi duruyor. Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Güneri Civaoğlu’nun çok ilginç, zoraki bir yazısı vardı. “İslam Piramidi” başlıklı yazısında diyor ki; Arapların, Türkiye’nin model ve lider ülke olmasını asla kabul etmeyeceklerini söylemiş. Müslümanlar arasında hiyerarşik bir yapı bulunduğunu, bu yapıya göre piramidin alt katmanlarında İranlılar, Boşnaklar, Türkler ve diğer ırklara ait Müslümanların olduğunu, piramidin en üstünde ise necip ırk, yani soyu temiz olarak adlandırılan Arapların olduğunu söylemiş. Ancak Araplar arasında da Peygamberimiz (s.a.v.)’in mensup olduğu Kureyşliler’in uzantısı olan nesillerin daha makbul olduğunu belirtmiş. Dolayısıyla Türkler’in lider olma iddiasının Arap aleminde tepkilere yol açacağını ve bu iddiadan Türkiye’nin vazgeçmesi gerektiğini, zaten Amerika’nın da buna izin vermeyeceğini söylemiş.
ADNAN OKTAR:Güneri Civaoğlu’nun böyle ilginç eski model bir jaguarı vardı, stil olarak yabancı olmadığın bir stil yani.
ALTUĞ BERKER:Biliyorum görmüştüm Hocam evet.
ADNAN OKTAR: Evet bildiğimiz stil. O kendine bayılır, öyle kendine göre böyle bir bakış açısı var, çok klas olduğu kanaatinde, çok isabetli düşündüğü kanaatinde. Bir kere onunla röportaja gitmiştim. Baktım bacak bacak üstüne atmış, böyle bir artistik hareketler falan yapıyor, sonra bir toparlandı. Önce böyle tersti, sonra şeklini, şemalini düzeltmişti. Fakat bu eskiler ne hikmetse böyle daha hala böyle İslam’ı tanımadıkları halde, Kuran’ı tanımadıkları halde böyle ahkam yürütebiliyorlar. Bu da Darwinist, materyalist ama Darwinizm’in D’sini bilmez. Ne ara fosillerden haberi vardır, ne proteinlerin yapısından haberi vardır. Öyle çocukluğunda bunlar böyle birkaç dergi karıştırıyorlar, birkaç gazete karıştırıyorlar, Darwinist oluyorlar, ondan sonra bunlar öyle sabit Darwinist kalıyorlar. O devirden kalma böyle antika düşünceye sahip, antikadan hoşlanan bir tip. Türkiye İslam aleminin lideri. Arap Milleti de necip bir millettir, Türk Milleti de neciptir, bütün milletler neciptir. Allah’ın yarattığı her şey neciptir. Necip olması, ahlakıyla orantılıdır. Arap Milleti necip derken, ahlaksız bir Arap necip anlamına gelmez ki. Ahlaklı, güzel huylu bir insan neciptir. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in soyu olduğu için saygı duyarız, sevgi duyarız ama imanlı olmak şartıyla. Necip olmak ahlaka, takvaya bağlı olan bir şeydir, genetik özellikle alakası yok onun. Bir kere dedem bunu öğrenecek, değil mi?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Güneri Dede bunu bir öğrenecek. Allah, ırklar arasında bir üstünlük kabul etmiyor Cenab-ı Allah. Peygamberimiz (s.a.v.) diyor: “Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takva iledir.” Bitti. Dolayısıyla orada bir necip ırk, genetik üstünlük iddiası yok, fakat ahlak üstünlüğü iddiası vardır. Ahlaklı olursa Arap güzeldir, ahlaksızsa Arap ahlaksızdır o kadar, karmaşık bir şey yok. Cahilliği bırakacak, kendi kendine de oradan buradan Marksist adamların veyahut solcuların kitaplarından okuduklarıyla böyle ahkam kesmeyi de kessin. Yanlış bir şey olduğunda gelip sorsun, danışsın. Paldır, küldür yazıya gerek yok. Şimdi uzun uzun dedikleriyle muhatap olmak da istemiyorum. Güneri Dede artık bundan sonra herhalde bu dediklerime özen gösterir. Olmayan iddialarla ortaya çıkmasın. Kimsenin öyle bir şey dediği yok. Bir cahil ortaya çıkıp bunu söylemiş olabilir. Mesela necip Türk kavmi der adam, ahlaksız bir Türk, ahlaksızdır. Necip olması için güzel ahlaklı olması lazım, bu kadar. Hep, bütün kavimlerin hepsi Hz. Adem (a.s.) soyundandır, hepsi neciptir. Allah’ın yarattığı kullardan necip olmayan olmaz ırk olarak. Aşağılık bir ırk yoktur dünyada, hepsi neciptir.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah. Ahmet Hakan bugün korkmuş galiba Hocam.
ADNAN OKTAR:Niye?
ALTUĞ BERKER:İki gün önce beraat ettiği bir davada evrak karışıklığı olmuş. Hukuki bir hata nedeniyle sabah 5’te otelin odasından gözaltına almışlar. Ahmet Hakan kısa sürede bunun bir çile olduğunu, polisleri karşısında görünce çok korktuğunu, soğuk terler döktüğünü, bir süre soluksuz kaldığını ve bir titreme geldiğini, ilk aklına gelenin iddia edilen Ergenekon davasından dolayı olduğunu yazmış.
ADNAN OKTAR:Aşağı yukarı tahmin ediyorum.
ALTUĞ BERKER:Gazeteci Mehmet Yılmaz da bu olayla ilgili şöyle demiş: “Tanınmış kişiler sabahın normal saatinde telefonla aranarak karakola çağırılabilir, bunu böyle yapmak art niyetliliktir.”
ADNAN OKTAR:Kimseye özel muamele olmaz. Devlet kime ne yapacağını, ne edeceğini bilir ve herkese aynı tavır gösterilir. Öyle şey olmaz. Benim ellerim arkadan kelepçeli götürülmüştüm. Adam mı kestim ben, ne yaptım? Banka mı soydum ben, ne yaptım? O zaman alkışlıyordunuz. Hürriyet Gazetesi de sürmanşet kapaktan verdiniz büyük bir sevinçle. Zil takıp oynayacaktınız neredeyse sevincinizden. Günlerce, haftalarca yayın yaptınız manşetten, Adnan Hoca’nın çiftliği bilmem ne falan diyerek. Hayatımda gitmediğim yer. Silivri’de bir çiftlik vardı, yemin ediyorum hiç hayatımda gitmedim, bilmiyorum.
ALTUĞ BERKER:Ben şahidim Hocam.
ADNAN OKTAR:Değil mi?
ALTUĞ BERKER: Evet. Bir de yandı diye haber yapmışlardı.
ADNAN OKTAR:Hayır olsa ne olur ayrıca, çiftliğe gitsem ne olur? Şanımıza yakışır, gayet güzel, inşaAllah. Ama Hürriyet Gazetesi hiç böyle saf havalarına girmesin. Bana ne zaman bir zulüm yapıldıysa, neredeyse zil takıp oynamıştır Hürriyet. Akıl hastanesine kapatıldığımda da, onu da o zaman kapaktan vermişti, “Adnan Hoca deli çıktı” diyerekten. Göbekten böyle, sürmanşet, birinci haber olarak vermişlerdi, acayip sevinmişlerdi. Böyle on tane deli olsa İslam dünyaya hakim olur mu Berker?
ALTUĞ BERKER:Tabii Hocam, inşaAllah, Allah’ın izniyle.
ADNAN OKTAR:Ben deliyim doğru da, Allah’ın delisiyim ben, inşaAllah. Onu da askeri hastane bozdu, onu da yazmadılar. Beni mesela 14A koğuşuna kapattılar, en azılı delilerin, cinayet işlemiş delilerin içerisine. Hürriyet onu böyle iftiharla verdi kapaktan. Ne oluyor demedi. Nasıl bir aydını, bir insanı; daha hüküm de yok üstümde, ceza da verilmemiş, ceza verilmediği halde nasıl böyle tımarhaneye kapatırsınız demedi. Sevinçle haberleri verdiler. Mesela 99’daki operasyonda, eğer o anda deprem olmasaydı, televizyonlarda da büyük bir sevinçle; Aydın Doğan’ın televizyonlarında, sevinçle veriyorlardı. Deprem başladığı için deprem birinci haber oldu, biz ikinci haber olmuş olduk. Bu tip olaylar tabii bizim şevkimizi daha da artırıyor. Heyecanımızı daha da arttırır. Ne zaman tutuklansam Hürriyet’tekiler hep sevinmişlerdir. Mesela daha önce de DGM’ye gönderilmiştim; bütün gazeteciler dolmuştu DGM’nin salonuna tutuklanacağım diye, takipsizlik bir aldık, hepsi bir anda böyle fıs diye sönmüşlerdi.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam. Kokain komplosunda da beraat ettiniz, yazmadılar. Baştan kapaktan yazdılar.
ADNAN OKTAR:Evet, “Adnan Hoca kokainman çıktı” diye başlık attılar. Beraat ettim, tek haber çıkartmadı. Madem Hürriyet bu kadar dürüst, bu kadar iyi niyetli, bu kadar adaleti savunuyor, bunlar ne peki bunlar?
ALTUĞ BERKER:Tabii, evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Mahkemesi devam eden ve hakiminde kuşkulu bulduğunu gördüğünüz halde, kokain davasında oturdunuz “Adnan Hoca kokainman çıktı” diye defalarca haber yaptınız. Bir kere, iki kere, üç kere değil, defalarca. Beraat ettim; kokainin emniyette yiyeceğime karıştırılarak verildiği anlaşıldı. Onu niye haber yapmadınız? O yok. Mesela Ebru Şimşek olayında da, Ebru Şimşek’in söylediğinin iftira olduğu mahkemede anlaşıldı. Beraat ettim; böyle bir iddianın olmadığı teknik bilirkişi raporuyla da ispat edildi. Haber yaptı mı Hürriyet? Yapmadı. Yapmaz, çünkü işlerine gelmez. Şimdi de adaletten, hukuktan, şundan, bundan bahsediyorlar. İnandırıcı olmak istiyorlarsa tarafsız olacaklar, samimi olacaklar.
Sofya Muhammeyeva. Azerbaycan’dan. “Güzel Hocam seni her geçen gün daha da çok seviyorum. İyi ki seni tanıdık, maşaAllah. MaşaAllah, bana ve eşime dua edin. Sizin duanıza ihtiyacımız var. Bir de Turkan adında bir kardeşimize dua edin. Onun da çok ihtiyacı var, maşaAllah Hocam. Selam ve dua ile.” Allah size hidayet versin. En güzel nimet hidayettir. Allah derin iman versin, inşaAllah. “Hocam Ankara’da 1988’de sizinle konuşmuştuk hatırlıyor musunuz?” 1988’de Ankara. Evet, 87’de Ankara’daydım, 88’de de Ankara’daydım ama İlhan şimdi ben Ankara’da yüzlerce, binlerce insanla karşılaştım, detay da vermiyorsun. Nasıl anlayacağım? Biraz zor, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İman hakikatleri gösteriyorum Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Herifler mikadan yapılmış gibi gıcır gıcırlar, maşaAllah. Hepsinde simetri, hepsinde altın oran hakim, hepsinin tek bir kromozomunda bile milyonlarca özellikleri kodlu, maşaAllah. Ve milyonlarca seneden beri değişikliğe uğramamışlar. Bakın kanatlarında da müthiş simetri hakimiyeti var. Allah bunların yaratılışında geometriyi, simetriyi, matematik oranı kullanmış, maşaAllah ve hepsinde de altın oran mevcut, maşaAllah. Bunların hepsine ait elimizde çok fazla fosil var, değişmediklerine dair. Bayağı şeker hepsi. Uğur böcekleri çok şeker oluyorlar, şu var ya benekli. Ben o kanatla uçuyor zannediyordum. Bir de baktım onu kaldırıyor, o asıl süs kanadıymış onu kullanmıyor. Onun altında kanadı var, paraşüt gibi katlanıyor. Önce açıyor onun içerisine bir sıvı veriyor, kanatlar güzelce gerginleşiyor ondan sonra uçuyor. Sonra da o sıvıyı geri çekiyor. İçinde büzüyor, katlıyor falan bir şeyler yapıyor böyle bez gibi. Onu altına koyuyor, üzerine de ana kanadını kapatıyor, süsünü. Jilet gibi oluyor adam, ondan sonra da yürüyor. Bayağı tatlı bir şey, acayip şeker. Baharda ortaya çıkıyorlar, bayağı tatlılar, maşaAllah. Böcekler de ayrı tatlı hayvanlar, böcek sevgisi de önemli bir şey. Böceklerden insanlar tiksinir ama tiksinilecek böcekler tamam var, ama çoğu çok güzel, %99’u çok güzel. Karıncalar mesela acayip şekerler, koca kafalı falan çok tatlılar. Pıtır pıtır, kudurmuş gibi oradan oraya, hiç rahat durmuyorlar. On dakika yerlerinde durmuyorlar böyle. Bakıyorum kocaman bir ekmek parçasını almış, avuçlamış götürüyor böyle merkeze doğru. Bir kere böyle bir reçel vardı. Suyunu çekmiş biraz kurumuştu. Ben de bahçeye bıraktım onlar sebeplensinler diye. Acayip uzun bir kanal oluşturdular böyle, ama çok uzun bir kanal; yuvaları var. Tabii acayip zevkten dört köşe vaziyetteler. Şeker kristal parçalarını alıyorlar teker teker pıtır pıtır, kısa sürede oydular böyle helvacı kabağı gibi, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:“Karınca Mucizesi” isimli eseriniz var Hocam, inşaAllah. Birçok hayvanla ilgili mucizevi yönlerini anlatan iman hakikatleri eserleriniz var.
ADNAN OKTAR:Karıncaları ben çok seviyorum, çok şekerler. Allah onları koruyacak bir sistem de yapmış. Mesela ben yağmurda falan bakıyorum suyun içine düşüyorlar. Su çok güçlü aksa da, onun içinde boğulmuyorlar, mutlaka suyun üstüne çıkıyorlar, her halükarda suyun üstünde kalıyorlar. O, onların bir avantajı, maşaAllah, bayağı güzel. Ama bazen de kafam takılıyor, onlar bir yere takılıyor, mesela istesem kurtaracakmışım gibi oluyor. Mecburen işimi gücümü bırakıp kurtarıyorum kerataları. Ama temizlikleri çok güzel, gıcır gıcır böyle, vernikli gibi. Bir de çok uysal ve terbiyeliler. Çalışkanlıkları çok hoş. Bir de acayip temizler. Duruyor duruyor patisini siliyor siliyor, kafasını siliyor, yani temizlikte anormal titizler, maşaAllah. Tek tek her tarafını, sırtını ayrı siliyor. Sinek bile mesela, normalde sinek tiksinilen bir hayvan, ama acayip titiz temizlikte. Duruyor duruyor bir daha siliniyor. Mesela ilk bir yere konsun, hemen başlıyor. Patilerini birbirine sürüyor önce, sonra oradan tozlarını alıyor, sonra kafasını temizliyor, sırtını temizliyor. Allah hepsinin kalplerine ilham etmiş temizliği, maşaAllah. Ama bazı hanzolar tabii leş gibi geziyorlar. Müslüman temiz olacak, inşaAllah. Şeyhim buyurun.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Şöyle söylediniz: “Herşeyin arkasında Amerika görme olayı çok yanlış. İslam aleminde meydana gelenler Amerika’nın yaptığı bir olay değil. Amerika şaşkın şaşkın izliyor, öyle bir gücü yok. Ortadaki olaylar doğrudan Mehdiyet’le ilgilidir. Amerika bekleye bekleye tam Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı bir tarihimi beklemiş? Yapacaksa niye on yıl önce yapmamış? Niye yirmi yıl önce yapmamış? Bunlar Mehdiyet’in adım adım gelişmeleridir. Mehdiyet hurucudur şu anki hareketler. Kökeninde Müslümanlık yatan hareketlerdir, İslam inancı yatan hareketlerdir” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Bakın geceli gündüzlü böyle anlatıyorum, Allah insanlara büyük bir delil oluşturuyor. Benden başka da Mehdiyet’i bu kadar gündemde tutan yok. Ama şimdi bak Mehdiyet’i ve Hz. Mehdi (a.s.)’ı görecekler, bu anlattıklarım onlar için çok büyük bir nimet olacak ve çok bir heyecan duyacaklar. Çünkü bu kadar kapsamlı, detaylı anlatıyorum; bire bir hepsi çıkınca, nefesleri kesilecek. Ama tamamen çıktıktan sonra söylemiş olsaydım o, o kadar etkili olmayabilirdi. Ama bakın çok öncesinden söylüyorum, kesin hakim olacak diyorum, gelişmeler de şöyle olacak diyorum, aynı dediğim gibi teker, teker, teker hepsi çıkıyor görüyorsunuz. Şeyh Nazım Hocam da söyledi, insanların bir kısmı hikaye zannettiler. Dedi ki; “İslam aleminde, bütün Müslümanlarda müthiş bir hareket olacak.” dedi, yani böyle bir huruc olacak, dedi. O zaman dediler ki; o şeyhtir, bir cezbe halinde söyledi herhalde, zannettiler. Yedi ay önce söyledi, aynen dedikleri, tüm dediklerini tek tek saydı, saydığı bütün ülkelerde oldu dediği. Çok acayip bir insan Şeyh Nazım Hocamız, çok acayip. Olağanüstü bir insan, metafizik bir insan. Bir şeyde detay veriyor; mesela bir konuşması olmuştu benimle ilgili 87’de hatırladığım kadarıyla. Yavaş yavaş konuştu, insan normal sohbet zanneder ilk başlangıçta. Her kelimesi seçilmiş, çok titiz bir konuşma ama bayağı düzgün ve çok akıcı konuştu. Baktım bütün dedikleri doğru çıktı, hepsi doğru çıktı zamanla, hiç şaşmadı, bir tanesi şaşmadı. Doğru çıktı dediklerinin hepsi, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Madenciler geldiler geçen gün görmeye enteresan Hocam, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Geçenlerde o çocuğun o konuşması, Hocamızla konuşması saygıya uygun değildi, ondan rahatsız oldum. İnşaAllah bir gün onu telafi eder.
ALTUĞ BERKER:Hocam bir kitabınızı tanıtmak istiyorum. “En Büyük İftira Şirk” Birçok insan şirkin büyük bir sapkınlık olduğunu bilir. Putlara tapmak olduğu, taşlara tapmak olduğu sanılır ama siz burada çok detaylı, günümüzde gizli şirk tehlikesini de çok detaylı olarak bu kitapta anlatıyorsunuz, inşaAllah. Bu kitabı edinmek isteyen kardeşlerimiz sadece kargo masrafını karşılayarak kitabı ücretsiz olarak edinebiliyorlar. İnternetten, www.globalkitap.comsitesine kayıt olabilirler veya 444 444 1 numaralı telefonu arayabilirler, inşaAllah. Oradan, yayınevinden sipariş edebilirler. 0 216 444 444 1, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Mehdiyet konusunda, gevşek olan arsız, pişkin tiplere falan kardeşlerimiz hiç itibar etmesinler. İttihad-ı İslam’a önem vermeyen pişkin tiplere de hiç önem vermesinler. Cahilliğinden dolayı olanları kastetmiyorum, kötü niyetinden yapanları kastediyorum. Israrla devam etsinler. Israrla devam ettiklerinde, neticeyi güzel alacaklar, bunu görecekler, inşaAllah. Her şeyin onlara güzelleştiğini görecekler. Ama 2012’den itibaren, Hocam hakikaten bir fevkaladelik var, diyecekler. 2011’ler böyle ama 2012’lerde bayağı nefesleri kesilecek. 2013 hatta 2014, 2014 çok hayati bir dönemdir, 2017’ler. Hocam diyecekler yüzlerce, binlerce kez söylediniz hayrettir, takır takır hepsi doğru çıktı, diyecekler maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şu an 1300’ü aştı Hocam söylediklerinizin teker teker çıktığı.
ADNAN OKTAR:Şimdi yine şom ağızlara ve şom kafalara muhteşem, manevi bir darbe olmak üzere Mehmet Talu Hocamız’ın Hz. Mehdi (a.s.)’ın şu anda yaşadığına dair konuşmasını yayınlayın ki, ehli güruhat, ehli fitnenin şöyle kafası bir dümdüz olsun.
VTR - Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın şu anda hayatta ve görev başında olduğunu söylüyor.
ADNAN OKTAR:Bakın bu mübarek veli, bu mübarek insan, deccalin beynini paramparça etti. Vurdumuydu beynine, darmakeşan etti. Bu çok hayati ve çok tarihi bir konuşmadır. Bütün iblis ordusu darmakeşan oldu bu konuşmasıyla. Mahmut Hocamız’ın o mübarek cemaatini bambaşka görenleri, doğru çizgiye getirtti, bayağı güzel oldu. Bir de Amerika’daki konferans içinde konuşma yapacağım. Bir Şeyh Ahmet Yasin Hocamız’ın o güzel yüzünü bir görelim, bir de güzeller güzeli yine o mübarek seyyidimizi görelim, inşaAllah.
VTR - Şeyh Ahmet Yasin Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.) çıktığını inkar edenlerin doğru söylemediklerini anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Muhammed Raşit Erol Hazretleri de, büyük Nakşibendi şeyhi, büyük alim. Nasıl deccalin beynini paramparça etmiş? Bakın, Hz. Mehdi (a.s.) geldi ve bütün fitneyi ortadan kaldırmış. Şom ağızların kafasına manevi bir tokmak. Hadi bakalım aksini söylesinler. En muteber, en etkili insanlar bu gerçeği ortaya koyuyorlar. Hz. Mehdi (a.s.) gelmiştir, diyor bitti. Siz misiniz efendim, diyorlar. Ben değilim, şu an o genç diyor, inşaAllah. Şimdi o güzeller güzeli Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri Hocamız’ı görelim de, şöyle bir içimize bir ferahlık gelsin, inşaAllah.
VTR - Şeyh Nazım El Hakkani Hazretleri’nin Sayın Adnan Oktar ile ilgili Ocak 2011 tarihli sohbetinden.
ADNAN OKTAR:Ama şu deccal taraftarlarının nasıl beynine beynine vuruyor hocalarımız? Ne ızıdrap çekiyorlardır, ne acı çekiyorlardır. Allah hidayet versin de akıllansınlar, inşaAllah. Şimdi birde şahs-ı manevicilerin kafasına Fethullah Hocamız şöyle bir manevi nurdan tokmakla kafalarına bir vursun. Hz. Mehdi (a.s.)’ın şahıs olduğunu sahabeler nasıl bildirmiş, Peygamberimiz (s.a.v.) nasıl bildirmiş Fethullah Hocam’dan bir dinleyelim.
VTR – Fethullah Gülen Hocaefendi Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Evet, bundan sonra Fethullah Hocamız’ın talebeleri içerisinde de şahs-ı maneviciler varsa, akıllarını başlarına alacaklar. Bakın “yirmi küsür sahabe, fıkıh konusunda bile bu kadar detaylı bilgi vermemişler,” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın şahıs olarak bizzat geleceğini söylemiştir Peygamberimiz (s.a.v.)” diyor. Eğer şahs-ı manevi olsaydı; Peygamberimiz (s.a.v.) çok güzel ifade etme yeteneğine sahipti, şahs-ı manevi olarak gelecek, derdi. Şahıs olarak gelecek diyor ve eşkalini de belirtiyor. Kaşını, gözünü, boyunu, posunu hepsini belirtiyor. Bu konuda sahtekarlığa, yalancılığa gerek yok.
Amerika’daki canımız kardeşlerimiz güzel bir toplantı yapacaklar Darwinizm ile ilgili, materyalizmin çöküşü, Darwinizm’in geçersizliğini anlatacaklar. Oradaki kardeşlerimizin hepsine başarı diliyorum. Allah yollarını açık etsin, Allah gayretlerini artırsın, şevklerini artırsın. Amerika’da özellikle deccaliyetin yerle bir edilmesi, Darwinizm’in ve materyalizmin yerle bir edilmesi çok hayatidir. Amerika’da resmi ideolojidir Darwinizm. Ama Darwinizm’e Amerika’daki vuruşumuz çok şiddetli oldu. Şu an Amerikan Darwinistleri bitkisel hayata girdiler, komaya girdiler bizim vuruşumuzdan sonra. Amerika’da artık ukalalık yapan yok, üst perdeden uçan da yok. Sadece hafif bir sincap inlemesi gibi sesler duyuyoruz, o kadar. Daha da devam edeceğiz, inşaAllah. Yalnız Amerika’daki kardeşlerimiz birbirlerine iyi sahip çıksınlar, cemaat ayrılıkları, mezhep ayrılıkları olmasın. Şiilere, Vahhabilere derin bir sevgi, Sünni, Şii ve Caferi kardeşlerimiz aradaki ayrılığı tamamen kaldırıp, deccalin kör gözüne manevi yumruğu bir vursunlar. Onun kör gözünü bir patlatalım. Sıkı sıkıya ahbap olsunlar, beraber güzel sofralar kursunlar, yemekler yesinler. ‘La ilahe illAllah Muhammeden Resulullah’ bu yeterli, bunda kardeşiz, bitti. Kıblemiz de bir, o zaman geriye bir şey kalmadı Allah’ın izniyle. Gönülleri çok rahat olacak. Cemaat ayrılıklarını da kaldıracağız. Tarikatler, Sufi olan kardeşlerimiz, Nur talebeleri dostça, kardeşçe bir araya gelecekler. Tartışma konularına girmemeleri lazım. İttifak edilen; Allah’ın birliği, iman hakikatleri, bunlarda ittifak edip, dostça, kardeşçe sohbet etmelerini istirham ediyoruz. Ayrıca Hristiyanlara şefkatli davranılması, sevgiyle davranılması, onların İslam ile tanışmaları ve İslam ile şereflenmeleri için bu şart. Musevi kardeşlerimize karşı da yine şefkatli, merhametli, kardeşçe, adilane, adaletle davranılması ve onları da koruyan, kollayan bir üslup içerisinde onlara yaklaşılması çok hayati. Böylece İslam’ın adaletinin bütün dünyaya hakim olduğunu herkese göstermiş olacağız. Dinsizlere karşı da yine şefkatli, yani onlara karşı acımasız, sert değil, şefkatli ve merhametli davranacağız. Böylece sevginin, merhametin dünyaya hakim olmasına vesile olacağız inşaAllah. Amerika’da konferans verecek kardeşlerimi kutluyorum, hepsini tebrik ediyorum. Oraya gelenleri de tebrik ediyorum. Orada anlattıklarını inşaAllah anlayan kardeşlerimiz de etrafındakilere güzel anlatırlarsa, deccaliyet buruşuk teneke gibi olacak, inşaAllah. Devam etsinler, hepsine hürmet ediyorum, selamlarımı iletiyorum.
ALTUĞ BERKER:Bir kedi ile timsahın küçük bir macerası vardı Hocam.
ADNAN OKTAR:Bakayım.
Furkan Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Dikkatli olun, göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır.” Demek ki şahsa ait bir mal yok. “O, üzerinde bulunduğunuz şeyi elbette bilir ve O’na döndürülecekleri gün yaptıklarını kendilerine haber verilecektir. Allah her şeyi bilendir.” Bize belki küçük bir kristal parçası gibi bir şey verilecek, bir hafıza. Bütün hayatımızı içine alan bir hafıza. Bütün konuşmalarımızı, bütün görüntülerimizi içine alan bir hafıza. Orada bizim bütün yapıp-ettiklerimiz bize gösterilecek, o kanalla. İman edenler sağ ellerine alıyorlar, iman etmeyenlerin sol ellerine veriliyor. Eğer sağ elindeyse, o rahat edebilir. Onun için Kuran kültürü çok önemlidir, Kuran bilgisi. Kuran’ı iyi bilen, ahirette de o yönüyle çok rahat eder. Çünkü mesela sağ eline veriliyor bilgileri ile ilgili o küçük kitap; kitap diyorum artık anlayın diye söylüyorum, bilgi hazinesi. O insan mutlaka cennete gidecek demektir. Mesela ön tarafında ışık varsa ve sağ tarafında da ışık varsa mutlaka cennete gidecek demektir. Allah; “kuvvetle ümit ederler” umut ederler, diyor. Ve hiçbir şekilde sıkıntı duymaz mümin ahirette. İnsan zannediyor ki, ölürken canı yanar veyahut korkar. Hiçbir şey olmuyor, onların hiçbirini hissettirmiyor Allah. Çünkü imtihanı bittiği için, imtihan bittikten sonra sıkıntı ve çilenin anlamı olmadığı için Allah durduruyor artık. Ahirette de öyle, imtihanı bitmiş, orada da herhangi bir korku, ürperti, tedirginlik yaşaması mevzu bahis olmuyor. Ama küfürün her anı bir acı ve azaptır, her anı. Canının alınması ayrı bir acıdır, ahirete gidişi ayrı bir acıdır, cehennemin kenarına oturtulmaları ayrı bir acıdır, sürüklenerek götürülmeleri ayrı bir acıdır. Sürekli aşağılanacaklar.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren Çay TV, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Evet bir ayet daha okuyayım. Nahl Suresi. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Her ümmet içinde kendi nefislerinden onların üzerine bir şahid getirdiğimiz gün, seni de onlar üzerinde bir şahid olarak getireceğiz.” İmamlar; mesela Hz. Mehdi (a.s.) ahir zamanda şahit oluyor Müslümanlara, Peygamberimiz (s.a.v.) şahit olacak, diğer Peygamberler şahit olacaklar, inşaAllah.“Biz Kitab'ı sana, her şeyin açıklayıcısı”bakın dikkat edin her şeyin açıklayıcısı “Müslümanlara bir hidayet, bir rahmet ve bir müjde olarak indirdik.” Demek ki Kuran’a güveneceğiz, Kuran’a dayanacağız, Kuran’la hareket edeceğiz, hurafelerden kaçınacağız, inşaAllah.
Makaleler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...