SUNUCU:İyi akşamlar sayın dinleyicilerimiz ve izleyicilerimiz bu akşam Çay Tv, Kanal Avrupa, Mavi Karadeniz Radyo, www.Harunyahya.Tv, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstikbal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri Programımıza hoşgeldiniz. Nasıl başlamak istersiniz Hocam?
ADNAN OKTAR:Allah rahmet etsin bizim mübarek, mücahit Hocamız Cenab-ı Allah’ın yanında inşaAllah cennete gitti. Bugün sabah onu düşündüm Allahualem cennete gitmiştir. Böyle büyük dava adamı şu an dünyada benim gördüklerim içinde yok, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Türk İslam alemine yaptığı büyük hizmetlerle tarihe geçmiş mücahit insan Prof. Dr. Necmettin Erbakan. Türkiye siyasi tarihine damgasını vuran Sayın Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Sinop Kadı Vekili Mehmet Sabri ile Kamer Hanım’ın oğlu olarak dünyaya geldi. İlköğrenimine Kayseri’de başladı. İstanbul Erkek Lisesi’ni birincilikle bitirdi. Çok küçük yaşlarda namaza ve oruca başlayan Sayın Necmettin Erbakan Hocamız, daha sonraları büyük İslam alimi Mehmet Zahit Kotku Hazretleri gibi devrin önemli ilim ve irfan ehlinden istifade etmiş ve manevi olgunlaşma sürecinde bu büyük zatların terbiyesinde yetişmiştir. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Fakültesi’nden 1948 yılında mezun oldu. 27 yaşında İTÜ’de Doçent oldu. Yaptığı araştırmalar Alman ilim çevrelerinde büyük yankı uyandırdı. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra, Alman üniversitelerinde ilk Türk bilim adamı olan Sayın Necmettin Erbakan, 1965’te Profesör ünvanı aldı. 1967’de TOBB Genel Sekreterliği’ne seçildi. Aynı yıl merhum Nermin Erbakan Hanımefendi ile (1943-2005) evlendi. 1969’da Konya’dan bağımsız milletvekili oldu. 1970’de Milli Nizam Partisi’ni kurdu. 11 Ekim 1973’de Milli Nizam Partisi kadrosuyla Milli Selamet Partisi’ni kurdu. 1974-1978 döneminde üç ayrı koalisyon hükümetinde Başbakan yardımcılığı yaptı. 1973 seçimlerinde Milli Selamet Partisi 48 milletvekili çıkardı. Bu dönemde, Kıbrıs Harekatı’nın yapılmasını savundu, harekattan sonra Kıbrıs’ın tamamının ele geçirilmesini savundu. 1982 Anayasası gereğince 10 yıl siyaset yapma yasağı aldı. 1987’de halk oylamasıyla tekrar siyasete döndü. 1983’de kurduğu Refah Partisi, 1995 seçimlerinde 158 milletvekili ile birinci parti oldu. DYP ile kurduğu Refahyol hükümetinde 28 Haziran 1996’da Başbakan olarak göreve başladı. Koalisyon hükümeti Başbakanı olarak görevde olduğu 1996-1997 arası bir yıllık döneminde Türkiye ekonomisi yüzde 7.5 oranında büyümüştür. Ayrıca Türk-İslam Birliği’nin ilk adımlarından biri olan ve 8 Müslüman ülkeyi biraraya getiren D8 oluşumunu kurmuştur. 2001 yılında Sayın Recai Kutan başkanlığındaki Saadet Partisi’ni kurdu. 17 Ekim 2010’da tekrar kendi kurduğu Saadet Partisi’nin Genel Başkanlığı’na geldi. Tüm hayatını İslam ahlakının yayılması, Türk-İslam Birliğinin kurulması ve Müslümanların birlik olmaları için büyük bir fikri mücadeleyle geçiren kıymetli dava insanı, mücahit Necmettin Erbakan Hocamız’ın, değerli ailesine Milli Görüş camiasına ve tam Türk İslam alemine başsağlığı ve kendisine Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyoruz. Mekanı cennet olsun inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah Hocamız’ın güzel hizmetini kaldığı yerden diğer dava arkadaşları devam ettirecek inşaAllah. Özellikle Fatih’ten çok şeyler bekliyoruz. Sevimli Fatih’ten çünkü babası bayağı iyi yetiştirdi Fatih’i. Görgüsü, terbiyesi, ahlakı çok mükemmel, kişiliği de çok güzel eğitimi de iyi, maşaAllah. Ya Allah Bismillah haydi bakalım, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Erbakan Hocamız’ın Türk İslam Birliği’nin önemi ile ilgili açıklamaları da var uygun görürseniz, inşaAllah.Türk İslam aleminin en büyük dava adamlarından Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız’ın Türk-İslam Birliği’nin önemi ile ilgili bazı açıklamaları. “İlmi tesbitler ve tarihi gerçekler, insanlığın kurtuluşu için tek çarenin İslam dini olduğunu gösteriyor. Tek millet olan ırkçı emperyalizme karşı, İslam ümmeti birlik olmalıdır. Fakir-fukarayı düşünmek bir Müslüman olarak vazifemizdir. Bunu temin etmek için de, Adil Düzen gerekir. O itibarla, bir yandan tek bir ümmet olduğumuzu dikkate alarak, İslam Birliği’ni bir an evvel kurmamız gerektiğini idrak etmemiz lazım. Müslüman toplumların batılı toplumlar karşısında özgür, eşit ve bağımsız olabilmeleri yer altı ve yer üstü servetlerini sömürüden koruyup refah ve kalkınmalarını gerçekleştirmeleri, ancak İslam Birliği ile mümkündür”. Gazete haberi var. “Tek yol İslam Birliği”. “Yeryüzünde yaşamakta bulunan her biri farklı tüm inançlar, kültürler, ırklar, diller, renkler, toplumlar, bireyler bir arada kimse kimseyi dışlamadan, yok saymadan, asimile etmeye çalışmadan ötekileştirmeden hakkaniyete riayet ederek yaşamak durumundadırlar. Bütün bunlar yeniden büyük Türkiye liderliğinde İslam Birliği temelinde, yeni bir dünya ve Adil Düzen kurulması ile mümkündür. Kendimizi kurtarmak yetmez. Bir Müslüman olarak bütün insanlığı kurtarmakla mükellefiz. Huzur, barış, refah ve adalet dolu bir saadet dünyasını kurmakla yükümlüyüz. Yanlışın yerine doğruyu, çirkinin yerine güzeli, kötünün yerine iyiyi, sömürünün yerine adaleti, kaosun yerine huzuru, kavganın yerine kardeşliği hakim kılmak için gece-gündüz çalışmalıyız”. Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamız’ın Darwinizm aldatmacası ile ilgili sözleri. “Totaliter rejimlerdeki tüm baskılar, materyalizm ve Darwinizm felsefesinin bir soncudur. Darwinizm’e göre, kuvvetli ırkların zayıf ırkları yok etmesi doğanın bir gereğidir. Tekamül için ortada bir düşmanın olması ve bu düşmanla devamlı savaşılması hayatın kanunudur. Bu yüzdendir ki, bütün totaliter rejimlerde diktatörler hep bu yanlış zihniyetin etkisi altında kalmış, bu zihniyetin egemen olması için gayret göstermiş, materyalizme saparak maneviyatı yok etmeye çalışmıştır. Ama bu asrın sonunda meydana gelen ilmi gelişmeler, Darwinizm ve materyalizmin artık geçerli olamayacağını ortaya koyarken, diğer yandan insanlığın yaşadığı zulümler esasen temeli düşmanlık ve savaş olan materyalizmin itibarını ortadan kadırmış, temeli şefkat, sevgi, kardeşlik, huzur ve kısaca barış olan maneviyatçılığı ön plana çıkarmıştır”. Prof. Dr Necmettin Erbakan Hocamız’ın liderliğini yaptığı Adil Düzen’in temel ilkeleri şunlardır: 1- Yeryüzünde savaş değil, barış. 2- Gerginlik değil, diyalog. 3- Sömürü değil, işbirliği. 4- Çifte standart değil, adalet. 5- Kibir-tekebbür değil, eşitlik. 6- Bir arada hakka riayet ederek yaşamak.
ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamız’ın bu anlattıkları Mehdiyet’in temel unsurlarıdır. Hadislere bakın hadislerle aynıdır. Mehdiyet’te geçen bütün detayları olduğu gibi aktarmış. Barış, kardeşlik, adalet, İttihad-ı İslam, bütün İslam aleminin birleşmesi, savaşlara karşı olmak. Erbakan Hocamız’ın çok bereketli bir üslubu vardı. Ben onu duyunca o zaman, içimde hoş bir his duymuştum. Ben hep Türkiye’nin sanayisi yavaş yavaş gelişir, dışa bağımlıdır, montaj sanayi vardır, öyle bilirdim çocukluğumda. Erbakan Hocam çıktı, “ağır sanayi hamlesi yapacağız” dedi. Benim çok hoşuma gitti, ağır sanayiyi kendimiz kuruyoruz. Koca koca fabrikalar aklıma geldi. Hakikaten de dediğini yapıyor. Çünkü azim meselesi bu. Mesela “Kıbrıs’ın tamamını alalım” demişti. Başbakan olsaydı alırdı, Allahualem. Başbakan yardımcısıydı Kıbrıs Barış Harekatı’nı yaptıran Erbakan’dır. Yani Ecevit’i ikna eden odur. Ecevit’in pek niyeti yoktu, Erbakan Hocamız ikna etti. Yani aşağı yukarı bütün o harekatı yönetti diyebilirim. Paşalarımızla konuştu, Ecevit’le konuştu. Bayağı kararlı bir tavır koydu, Kıbrıs’ın ilgili kısmının alımasını sağladı. Fakat mübareğin, rahmetlinin asıl amacı tamamen alınması ondan sonra bir pazarlık yapılmasıydı. Mesela dediği yapılmış olsaydı şu an çok daha elimiz güçlü olacaktı, daha kolay konumda olacaktık. Neyse vardır bir hayır. Mesela Erbakan Hocam dedi ki; “yüz bin tank, yüz bin top imal edeceğiz” dedi. O zamanlar bazıları; “nasıl olacak bu iş” gibi böyle bir şey dediler. Ki normal yani Türkiye gibi bir ülke, çünkü bütün İslam aleminin lideri tabii ki öyle muazzam bir askeri güce sahip olması gerekiyor. Mesela yüz bin tank abartılı gibi görünüyor ama çok makul. Yani herhangi bir ülkenin bile on bin- on beş bin tankı var. Yüz bin tankı kendimizin imal etmesi güvenlik açısından önemli. Bayağı başarılı güzel bir çalışma yaptı. Makamı inşaAllah cennet olsun. Benim kanaatim şu an Resulullah (s.a.v.) ile cennet sofrasında yemeğe oturmuşlardır. Çok tatlı, çok güzel bir insandı. Çok sevdiğimiz bir insandı. Biz onu severdik, o bizi severdi. Benim kitaplarımı hep tavsiye eder, hep toplantılarında, meşhurdur Erbakan Hocamız’ın Harun Yahya kitapları. Israrla ben hiçbir liderde kitap tavsiyesi görmedim. Şu kitabı okuyun, böyle aydınlanın dediğini görmedim. Nereye giderse Anadolu’ya da gitse, elinde mutlaka kitaplar. “Mutlaka bu kitapları okuyun, alın, dağıtın, anlatın herkese” diyordu. Bütün camia bilir, inşaAllah. Şimdi Fatih inşaAllah, Sultan Muhammed Fatih gibi ortaya çıkmasını bekliyoruz artık, inşaAllah. Onun tek erkek evladı onu çok güzel yetiştirdi, maşaAllah. O da aman kendine dikkat etsin, Allah onu korusun kollasın. Çünkü değerli bizim için, çok önemli, Erbakan Hocamız’dan bize emanet. Özellikle cenazede de çok dikkatli olmak lazım. Çünkü küçük bir camide yapılacak cenaze. Gerçi devlet tabii ki gereken önlemleri alır. Fakat cahili var, cüheylası var. Çok özenli çok dikkatli olmak lazım. Bizim söylememize de aslında pek gerek yok ama içim rahat etsin diye söyledim.
ALTUĞ BERKER: Kısa bir görüntüsü var Erbakan Hocamız’ın.
- VTR- Erbakan Hocamız: “Herkes bilsin ki Allah nurunu tamamlayacaktır”.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah görüyor musun coşkuyu, iman coşkusunu, MaşaAllah. Diyorum ki; büyüklerimiz başımızdayken İttihad-ı islam’ı gerçekleştirelim. 10-20 yıllık bu dönem çok kiritik. Demek ki bir bildiğim var ki söylüyorum. Şeyh Nazım Hocamız Allah ömrüne bereket versin, ama yaşlı, mesela diğer Mahmut Hocamız ileri yaşlarda. Onlar bizim başımızdayken elimizde fırsat varken kolayca İttihad-ı İslam’ı oluşturabiliriz. Herkes istiyor çünkü, bütün İslam alemi istiyor. Bir tek karar verilecek o kadar.
Şimdi Libya’yı ablukaya aldılar. O deli de ortalığı karıştırdı Libya’da, şimdi salak gibi ortada kaldı. Amerika, İngiltere falan onlar da uyanıklar bunun mallarına el koydular. Şimdi ne kadar mal varlığı var açıklamıyorlar. Katrilyon hesabıyla mal varlığı var. Bu deli olduğu için hırsı da çok fazla Libya’nın bütün malını-mülkünü alıp kaçırdı. Mala da doymuyor; Amerika’da, İngiltere’de, İsviçre’de muazzam malı ve parası var. Ama böyle sayılacak gibi değil. Şimdi bunu benim kanaatim Allah esirgesin öldürecekler anladığım kadarıyla. Orada gürültüye getirtecekler. Malına mülküne de el koyacaklar. Çünkü bu açıklamıyor malını mülkünü, kendisi söylemiyor, ağrına gittiği için, çünkü anlatsa hırsız konumuna gidecek. Onun için açıklayamıyor. Dışişlerimiz daha iyi bilir ama bir teklif götürsünler, bunun kafası çalışmıyor, kafası tamamen durdu. Bu olaydan dolayı olan aklı da gitti. Alıp bunu Türkiye’ye getirsinler, Kaddafi’yi. Yani Tükler bayağı şefkatli insanlar. Ortalık bir durulsun, oğlu da üslubu bir kaldırsın, yeni bir hükümet kursunlar orada. Değişik ama Türkiye’nin de biraz kontrolünde olacak gibi. Kaddafi”yi tamamen devreden çıkaran gibi değil. Bir ara hükümet bir geçiş hükümeti kursunlar, benim kanaatim. Türkiye bu adamın malını mülkünü falan bir netleştirsin o buradayken. Alsın Libya halkı kendi malını kendi kullansın. Şimdi bütün parası hepsi gidecek bunun, yağma edecekler. Aklı da olmadığı için aklı tamamen gitti. Oğlu da dehşet içinde ne yaptığından haberi yok, o da sapıttı. Ağız, burun, kafa gitti onun da. Böyle bir olay beklemiyordu. Tam anlamıyla dehşete düştü. Böyle halim, selim, sakince bir kere paralarını çeksin İngiltere’den. Amerika’dan da çeksin, İsviçre’den de çeksin. Libya’ya göndersin paraları, ortalık bir sakinleşsin. Türkiye’nin de sözünü dinlesin deliliği bıraksın. Sakince bir manevi lider olarak geride kalsın. Evinde otursun, hiç olmazsa Libya’nın malını-mülkünü kurtaralım halkın, milletin parasını kurtaralım, onlara da el koyacaklar. Manevi liderlik ona yeter. Evinde otursun bir hükümet kurulsun. Oğlu da çekilsin çok şüpheli onun durumu şu an. Yani kimse istemez onu. O da bütün Libya’nın malını mülkünü aldı. O da yurt dışına çıksın. Kaddafi Libya’da kalsın, lider olarak bence. Ama önce bir Türkiye’ye gelsin ortalık bir durulsun. Çünkü bu aylarca yatışmayacak bir şey, hemen yatışmaz. Bir ortalığın sakinleşmesi için Türkiye’nin devreye girmesi gerekiyor. Türkiye’ye gelenler de, o beş bin kişiyi geri götürelim Libya’ya. Daha Türkçesi Türkiye Libya’ya bir kontrolör konumuna gelsin. Bir şey yok bunda, bizim Libya’nın malında mülkünde gözümüz yok. Ama oraya giden kardeşlerimiz, Türklerin de menfaatleri çok haleldar oldu, çok acayip oldu. Şirketlerini falan da orada yağmaladılar, acayip bir durum var. Türkiye garantör ülke olarak gitsin. Garantörlüğünü kabul etsinler bir imza anlaşma yapalım. Ortalık bir sakinleşsin, malı mülkünü korusun. Öbür türlü çok büyük talan olacak, çok büyük rezalet çıkacak. Hem kan akacak hem çok büyük olay çıkacak gibi görünüyor. Kan gövdeyi götürür çünkü dengeli kuvvetler. Muhalifler de dengeli bu delinin taraftarları da dengeli. Elliye elli gibi kırar geçirirler birbirlerini. Çok tehlikeli bir durum bunu da o arada öldürecekler anladığım kadarıyla, bu deliyi de. Türkiye’nin devreye girmesiyle bu ikna edilebilir, telefonla konuşulabilir. Aklı falan da gitmiş vaziyette şu an. Sayın Davutoğlu daha iyi bilir ama bir halim selim, sakin konuşup Allah’tan dinden bahsederek bir ayağı yere bastırılabilir, sakinleştirip. Bizim hariciye memurları Türkiye’ye getirsinler. Değil mi? Orada da hükümet bir sakinleşsin. Türkiye’nin müdahale etmesi şart yoksa çok başı bozuk bir şey var. Çünkü karşı taraf kabul eder, muhalifler kabul eder; Türkiye’nin müdahilliğini, garantörlüğünü kabul ederler. Kaddafi de kabul ederse sorun kalmaz, hakem konumunda olur Türkiye. Türkiye’nin hakemliği olursa iş biter. Bu naçizane fikrim tabii ki. Bunun bir an önce uygulanmasında çok büyük fayda olduğunu düşünüyorum. Yoksa o gariban Libya halkı perişan olacaklar, çok fakirler. Sokaklarda görüyorum sürünüyorlar, çok kötü durumdalar. Onlara bir iyilik güzellik olsun, bir rahatlık olsun.
ALTUĞ BERKER:Hocam Libya ile ilgili bir haberi okumadan Taha Akyol’un bir cümlesi vardı onu size okumak istiyorum. Sayın Necmettin Erbakan Rahmetli Hocamız hakkında konuşurken; “Adil Düzen gibi son derece hayali aşırı romantik fikirleri olduysa da” diye başlayarak konuşmasına devam etmiş.
ADNAN OKTAR:Bu ne garip insan. Bu Efendi Çiçek’in arkadaşı, Cemil Çiçek’in oda arkadaşı, yıllarca beraber yaşadı. Aynı kafada, ikisi de aynı kafadadırlar. Bir garip insan, acayip adam. Ne olduğu da belli değil. Kendini ülkücü gibi gösterdi, bir sağcı gösteriyor, bir solcu gösteriyor. Karmakarışık, ne olduğunu da insan anlayamıyor. Erbakan’ın; “Adil Düzen” dediğinin ne olduğunu herkes bilir. Kuran ahlakıdır, Adil Düzen’den kastedilen budur. “Ne olduğu belli olmayan” diyor, ne kadar ayıp. Bildiğin halde neden anlamazlıktan geliyorsun, dürüst olsana. Adil Düzen’i açıkladı Erbakan Hocamız. Kendi kendine ben peygamberim demedi ki, Erbakan Hocamız. Kuran ahlakının adına “Adil Düzen” diyor. Mevcut kanunlara göre biz Kuran ahlakına göre davranıyoruz diyemez. Laik sistem olduğu için. Onun yerine “Adil Düzen” diyor. “Ne olduğu belli olmayan” diyor, ne demek bu laf? Nasıl belli olmaz? O vatandaşın ne dediğine pek önem vermesinler. Şimdi bu kafayla da muhtemelen bizim Fatih’e takacak. Erbakan’dan sonra sıra ona gelir, kanaatim. Erbakan Hocamız’ın başarısını gördü. Erbakan Hocamız’ı engellemeye çalıştı ama gürül gürül o iktidara geldi. Yani manevi iktidara geldi bizce. Fakat şimdi de bence oğlu Fatih Erbakan’a teksif olacak, Aydın Doğan ve ekibi, görürsünüz. Fatih de çok delikanlı dimdik ayakta dursun. Bütün millet seni seviyor, bütün Müslümanlar, herkes sever, herkes de destekler gönlü çok rahat olsun.
ALTUĞ BERKER: Libya ile ilgili Birleşmiş Milletler de Kaddafi’nin arkadaşı ve de Dışişleri Birleşmişler dahili temsilcisi Muhammed Şalgam. Bu toplantıda güvenlik konseyi Libya’daki vahşeti durdurması için göreve çağırmış. Uluslararası camiaya seslenmiş ordan. Libya için ağlamış, orada diğer kişiler de ona sarılmışlar.
ADNAN OKTAR:Kaddafi’nin sevdiği birisi de olabilir, bu deliyle bağlantı kurabileceği. Gerçi imanı zayıf ama yine de onun manevi bir lider vardır sevdiği beğendiği, sözünü dinleyeceği bir kişi vardır. Onun kanalıyla da olabilir, bu deliyi biraz yatıştırıp, alıp getirmek gerekiyor. Çünkü çok enaniyetli; gururdan, kibirden delirmiş vaziyette. Aklı gitti eskiden beri öyle gurur ve kibir onun ana özelliği. Denenebilir, tehlike akılcı anlatılıp ne kadar riskli bir durum olduğu. Çünkü dış güçlerin bunu öldürmesi an meselesi. Çok kolay herhangi bir subaya, birisine çok kolay yaptırabilirler. O zaman karışıklık daha da artabilir. Bence bir an önce böyle bir şey olsa iyi olur gibi geliyor bana, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sayın Başbakan da bugün Libya’ya yaptırım uygulama hazırlığında olan uluslararası kamuoyunu zeten zor durumda olan Libya halkının daha da zor duruma düşeceği gerekçesi ile eleştirmiş. Libya’ya uluslararası toplumun petrol kaygısı ile değil insani değerlerle yaklaşmasını istemiş. Yaptırımların mahiyetinin son derece önemli olduğunu ve halkı zor durumda bırakmaması gerektiğini, Libya vatandaşlarına zarar verecek her türlü müdahaleye karşı olduklarını belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Yaptırımdan gaye o işte. Yiyecek, içecek hiçbir şey göndermemeyi düşünüyorlar. Çok kötü bir yöntem bayağı kötü bir yöntem. Sonra işte çare bulamadık diyecekler ve o deliyi öldürecekler benim kanaatim. Bütün malına mülküne de el koyacaklar. Türkiye benim bu dediğim modeli yaparsa yani Dışişleri Bakanlığı olarak yapılırsa, naçizane, iyi olur diye düşünüyorum. Daha iyi bir fikri olan varsa söylesin.
ALTUĞ BERKER:Bugün Ahmet Hakan yazısında Yiğit Bulut’un son derece korkak ve Başbakan’a yaranmaya çalışan menfaatçi bir kişiliği olduğunu iddia eden bir yazı yazmış. Yiğit Bulut’un herhangi bir olaydan korkması halinde Tayyip Erdoğan’a da hemen sırt döneceğini herkesin kendisini bu karakteri ile tanıdığını söylemiş. Kendisinin ise iddia edilen Ergenekon davasında yargılanmaktan ve Silivri’ye gitmekten korktuğu halde asla fikirlerinden dönmeyeceğini kafasının dikine gideceğini söylemiş.
ADNAN OKTAR:Kafasının diki nedir bilmiyoruz da Yiğit Bulut’la ilgili konuşması doğru değil. Dürüstçe konuşmamış Yiğit Bulut’un karakteri kişiliği eğitimi Türk milliyetçisidir. Sağcıdır Yiğit Bulut ama aklı başında sağcıdır. Modern sağcıdır ve Türk İslam Birliği’ni savunuyor, gençliğinden beri öyle olan bir insan. Onun için çok abuk bir ifade bu. Çok garip konuşmuş çok mantıksız. Sağcı bir insanın, Türk İslam Birliği’ni isteyen bir insanın, Büyük Türkiye ideali olan bir insanın ideallerinde değişiklik olmaz. Bu şiddetli bir duygudur. Bu zevki alan, bu güzelliği yaşayan bir insan bir daha bırakmaz bu düşünceyi. Ve o da bırakmıyor tabii ki. Dolayısıyla kimseye yaranmaya falan ihtiyacı yok. Tayyip Erdoğan’dan onun ne çıkarı var ki Başbakan’dan. Bana söylesin desin ki; para veriyor, imkan sağlıyor desin. Hiçbir çıkarı yok. Sıkıştığında bu tip bir üslup kullanıyor Ahmet Hakan kendini iyice küçük düşürüyor. Eskiden yine insan biraz Ertuğrul Özkök olsun, Ahmet Hakan olsun halk arasında beğeniliyorlardı. Lafı sözü dinlenir gibi düşünüyordu. Şimdi bunların ne olduğu ortaya çıktı. Kağıt gibi insanlar, insan fikirlerine değer vermiyor. Bomboş anlattıkları; o heyecanla, o panikle belli bir ideolojinin içinde mantıksız, tutarsız, son derece çelişik ve cahilce açıklamalar yapıyorlar ve hiçbir dedikleri de doğru çıkmıyor. Delilsiz de konuşuyorlar, duygusal; hırsına göre konuşuyor. O anda kafası neye kızarsa ona göre konuşuyor. Ertuğrul Özkök de geçen günler Tevrat’tan Hz. İbrahim (a.s.) ile ilgili kıssalar çıkarmış. “Ben bunu okudum, imanım gitti” diyor. Bir kere çok cahil Hz. İbrahim (a.s.) ile dinlerin başladığı kanaatinde. Yani bu komünistlerin, Marksistlerin, cahillerin genel kültürü olmayan insanların genel vasfıdır. Hep Hz. İbrahim (a.s.)’dan itibaren başlatırlar. Beş yaşındaki çocuk bile bilir. Hz. İbrahim (a.s.)’dan önce Nuh (a.s.) var, ondan evvel birçok Peygamber var. Nereden çıkarıyorsunuz? Zincirleme devam etmiştir. Hz. Adem (a.s.) vardır. Adem (a.s.)’dan sonra birçok Peygamber gelmiştir. Hz. Nuh (a.s.) gelmiştir. Hz. Nuh (a.s.)’dan sonra birçok Peygamber gelmiştir. Hz. İbrahim (a.s.) arada gelen Peygamberlerdendir. Hiç kesintisiz devam eden bir silsile var. Dolayısıyla oradaki kıssa da gayet güzel. Hatta biz bir gün evvel onun konusunu yapmıştık. Kuran’dan ben okumuştum. Değil mi? Karısının kısır olması, kendisinin de yaşlı olması halinde çocuğunun olması bu bir mucize olduğu için, harika olduğu için Kuran’da Allah bunu açıklıyor. Şimdi diyor ki; “ben şarap içiyorum, şarabın tadını iyi bilirim”. Şarap içtikten sonra bunları anlatmaya kalkarsan, bunları düşünmeye başlarsan şarap senin dikkatini dağıtır. Ondan sonra da böyle yazılar çıkar işte. Şarap değil de meyve suyu içsin, kayısı suyu içsin, üzüm suyu içsin o zaman yazılar tamamen değişecektir. Daha makul, daha hoş hale gelecektir.
ALTUĞ BERKER:Hilmi Yavuz Hocamız’ın bir yazısı vardı, Hocam bugün. Kadınların açık giyinmelerinin tecavüz olaylarının sebebi olarak gösterilmesi konusunda cevap mahiyetinde bir yazı yazmış. Yazısında kadınların ne kadar dekolte kıyafet giyerse giysin, erkeklerin nefislerine hakim olmak zorunda olduklarını söyleyerek Furkan Suresi’ndeki şu ayeti kerimeye dikkat çekmiş. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Nefsani hevasını tanrı edineni görmez misin?” Ayrıca Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in nefis terbiyesini büyük bir cihat olarak tarif ettiğini söyleyerek her insanın bireysel ruh terbiyesi ile mükellef olduğunu belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Hocamız nezaketli, çok saygılı, kibar bir insandır Hilmi Yavuz Hocamız, güzel demiş.
“Selamun Aleykum hocam”, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Öncelikle büyük imanlı çınarımız Erbakan Hocamız’ı kaybettik. Allah nur içinde yatırsın, mekanı cennet olsun. Sizin yetiştireceğiniz gençler inşaAllah böyle insanlar olur. Allah’a emanet olun, hocam. Hollanda’dan Adem”. Erbakan Hocamız böyle milyonlarca Erbakan yetiştirdi, maşaAllah. Başta oğlu Fatih olmak üzere. “İyi akşamlar Adnan Hocam programlarınızı beğeniyle izliyor ve arkadaşlarıma tavsiye ediyorum. Sizleri çekemeyen ve bir kısım aydın geçinen hocaları şiddetle kınıyorum. Darwinizm ve materyalizm sizin çalışmalarınızla tamamen çürüyeceğine inanıyorum. Allah gazanızı mübarek etsin. Saygılar ve selamlarla ellerinizden öperim. Mikail Bölükbaşı”. Biz de sizin ellerinizden öpüyoruz. Cahil öyle insanlar olabilir. Biz evelAllah lafın altında kalmayız. Yamukluk yaparlarsa cevabını veririz. Öyle bir sorun olmaz inşaAllah.
“Selamun Aleykum”, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Mübarek ellerinizden öperim”, biz de sizlerin ellerinizden öpüyoruz. “Gül yüzlü aslan Hocam inanır mısınız sizi bir gün izlemesem bir yanım eksik oluyor. Sizin sürekli takipçinizim. Sizin Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı için ve İttihad-ı İslam’ın oluşu için yaptığınız çalışmaları takip ediyor. Sizi izliyorum Allah sizden razı olsun. Sayenizde uyuyan bir kısım kişiler Tv’lerde dizi izlemeyi bırakıp. Sizin gelmesi yakın olan Hz. Mehdi (a.s.) ile alakalı röportajları izleyerek uyanıyorlar. Sırf Allah rızasını düşünerek içinde zerre kadar menfaati olmadan yaptığı çalışmaları takdir ediyorum. Sizin Darwinist ve materyalizt taraftarlarına attığınız o manevi tokadı görmek beni çok mutlu ediyor. Sizi çok seviyorum çalışmalarınızda başarılar dilerim. Uğur Coşkun /İstanbul”. Uğur telefon numarasını da vermiş isterse gelebilir.
“Selamun Aleykum, Adnan Hocam”, ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hayatınızı anlatan bir kitap yazmayı düşünüyor musunuz? Birçok insan sizi örnek alıyor ve sizin Allah yolunda ve Darwinizm’e karşı verdiğiniz mücadeleyi okumayı ve örnek almayı istiyor”. Beni örnek almasınlar olmaz Peygamberleri örnek alacaklar. Sahabeyi örnek alacaklar. Ben mesela sahabeleri örnek alıyorum yani ben yaşayan hiçbir insanı örnek almam. Kuran bize Peygamberleri ve sahabeyi örnek almamızı söylüyor. En güzel, en doğrusu budur. “Bir de Hocam Harun Yahya sitesinde ve diğer sitelerde gençlik yıllarınıza ait çok az resminiz var. Hocam ilkokul, ortaokul, akademi yıllarına ait resminiz varsa onları paylaşır mısınız? İstanbul’dan Emin Yüksek”. İlkokulda bir efe kıyafetiyle çekilmiş bir resmim var. Arkadaşlarımla çekilmiş resimlerim var. Bir-iki tane daha olabilir siteye resim koyabiliriz. Müthiş hoşuma gitmişti bana efe kıyafeti giydirmişlerdi çocukluk aklım. Acayip hoşuma gitmişti hemen sokağa fırlamıştım. Ankara Seymen kıyafetiydi. Çocuklukta insan ne kadar değişik oluyor, hayret. Allah’ın hikmeti hiç aklının ucundan geçmiyor, ben süper olduğunu düşünüyordum.
ALTUĞ BERKER:Hocam Budist hacıların secde ederken fotoğrafı var. Siz geçen gün Budist tapınakları ile ilgili bilgi verirken. Budizm’in hak din olup muhtemelen zamanla bozulmaya uğradığını söylemiştiniz. Buradaki resime göre Budist inanca göre secde edip ibadet eden insanların görüntüsü sizin söylediğiniz gibi Allahualem zamanla bozulan ve sapkınlaşan Budist inancında hak dinlerdeki ibadetlerden olan namaz hala yerini koruyor.
ADNAN OKTAR:Evet Hristiyanlıkta da var, Musevilikte de var. Aynısını Hristiyanlar da yapıyor, Museviler de yapıyor. İşte Ertuğrul Özkök gibiler kafaları böyle biraz karışıkken ve cahillikten kaynaklanan bilgisizlikle kafaları bulanıyor yani inançları da bulanıyor. Sormuyorlar da burunlarının dikine gidiyorlar. Sonucunda da manevi bunalıma giriyorlar. Yine bunalımda, yine tereddütler içinde. “Hacca gittim, imanım gelişir, Müslümanlığım artar diye. Orada daha da dengem bozuldu” diyor. Sen iman gözüyle bakmıyorsun ki büyüklük gözüyle bakıyorsun. Bir kere büyüklüğü kaldıracaksın, enaniyeti ve kibiri kaldıracaksın. Yani kendini beğenmişliği kaldıracaksın. Mütevazı ve mazlum olman lazım. Allah’a karşı boğun eğici olman lazım. Allah’ı teknik analiz olmaz. Allah’tan yana düşünülmesi lazım ve Allah’a hüsnü zanla bakılır, sevgiyle bakılır. Sen Allah’a haşa eleştirel gözle bakıyorsun. O zaman dengen gider tabii ki. Allah diyor; “tereddütler içinde bocalayıp dururlar” diyor. Tereddüt içinde bocalıyor. Hatta var hadiste de “Gündüz imanlı olur, gece imansız olur. Gece imanlı olur, gündüz imansız olur, bocalar” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). O da bak sürekli bocalıyor.
ALTUĞ BERKER:Sanatçılardan Seray Sever sabah namazı kıldığını beyan etmiş.
ADNAN OKTAR:Seray Sever aslan o maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Umreye gitmiş umrede beş vakit namazı kılıyormuş. Döndükten sonra da “sabah namazını devamlı kılıyorum” demiş.
ADNAN OKTAR:Aferin maşaAllah hem güzel hem akıllı, hem kültürlü; ben bakıyorum çok zeki bakışları. Bir kaç defa programını izledim, akışı mükemmel cümle kuruluşları güzel. Yüzünün mimikleri düzgün, güzel mimikleri var. Zeki ve kaliteli bir insan olduğu anlaşılıyor. Bir de kaliteden de hoşlandığını hissediyorum. Geçenlerde epey oluyor, İstinye Park’ın girişinde küçük bir kızla ingilizce konuşuyordu. Göz göze geldik acayip sevimli herhalde yabancı bir misafiriydi anladığım kadarıyla ona bir şeyler anlatıyordu. Ama nezih bir insan, güzel bir insan.
ALTUĞ BERKER:Bir haber vardı Hocam “bizi Kaddafi’den kurtarın” diye.
ADNAN OKTAR:Kaddafi çok gururlu bunu aşağılamak çok tehlikeli olur. Yani bunu ezmek değil de gururunu muhafaza ederek; çok aşağılayarak olursa bu delirir. Kendini de öldürür, herşey yapabilir, intihara kadar gidebilir. Herşeyi yapabilecek durumda. Gururunu koruyarak, biraz aklı selime davet ederek makul bir çizgiye getirip Türkiye’ye getirmek çok önemli. Buraya gelirse sakinleşir. Halim selim olur. Bir de manevi liderliğinin devam edeceğini söylemek çok önemli. Çok aşağılayıcı bulur yabancı bir ülkeye gitmeyi falan. Yani kovulmuş gibi çok ürkütür onu. Bir kere can güvenliği garantisi verilmesi lazım. Hem ailesine hem kendisine can güvenliği garantisi verilsin. Bir de onurunun korunacağı garantisi de verilmesi lazım. Onurunun aşağılanacağına dair bir bilgi alırsa ve hissederse panik olur. Panik olduğunda da delirir, delirdiğinde görüyorsunuz yaptıklarını. İyice aklı gidiyor, tamamen aklı gidiyor. Özellikle öyle kalıcı manevi lider olacağı ona söylenirse. Türkiye çok rahat yapabilir, bir sevenini bulmak lazım ona bir aracı. Ona lafı sözü geçebilecek birisi olması lazım. Şu an çünkü biraz delilikten kaynaklanan küstahlığa da çok yatkın. Yani böyle zırvalayıp abuk sabuk da konuşabilir. Ama bir aracı olup da sakinleşirilirse makul konuşacak hale gelebilir. Sinirlerini biraz yatıştırıp, değil mi? Onurunu koruyup o zaman aklı selimle biraz düşünüp kendine gelebilir. Ani olduğu için durum, bu da beklemiyordu tam kanaatimce, dehşete düştü.
ALTUĞ BERKER:Siz aynı uyarıyı Saddam için de yapmıştınız, Hocam. Sözünüzü dinleselerdi.
ADNAN OKTAR:Umarım dinlerler, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ortadoğu ülkeleri ve son gelişmelerle ilgili gösterim yapmak istiyordum Hocam, inşaAllah. “İslam aleminde yaşananlar Mehdiyetin gelişmesidir. Resulullah (s.a.v.) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır: ‘Benden sonra halifeler bulunacaktır. Halifelikten sonra emirler, emirlerden sonra krallar, krallardan sonra da zalim idareciler olacaktır. Daha sonra Ehl-i beytimden bir zat (Hz. Mehdi (a.s.)) çıkacak, yeryüzü zulümle dolduğu gibi onu adaletle dolduracaktır”. (Camiüssağir: 4768) (Nuaym b. Hammad, 75)
ADNAN OKTAR:Eğer dikkat edilirse çok çok büyük olaylar oluyor. Ben bir şey söyleyeceğim biraz şaşıracaklar ama Erbakan Hocamız’a işaret eden bir hadis var. Ama onu şimdi söylemeyeceğim daha sonra söyleyeceğim. Zamanı gelince söyleyeceğim. Gösterince “evet tam hakikaten mutabık” diyeceksiniz.
ALTUĞ BERKER:Tunus’ta başladı bu ayaklanmalar. İslam dünyası Üstad Hazretleri’nin de dediği gibi feveran etti adeta. Hocam siz de büyük olaylar olacağını söylüyordunuz. Arkasından Mısır’a geçti Mısır’da Hüsnü Mübarek ile ilgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisleri birebir aynen tezahür etti. Şimdi Libya’da aynı hareketlenme, Bahreyn’de aynı şekilde. Oradan Fas’a sıçradı, Fas’ta da monarşiye karşı istemler var.Yemen’de 23 milyon nüfusun yarısı açlık sınırında. Orada da hareketlenme oldu. Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Benden sonra fitneler görülecektir. Orada harb ve kaçmalar olur. Sonra ondan daha şiddetli bir fitne olur. İşte kesildi derken daha da artmaya devam eder. Fitnenin girmediği hiçbir ev ve dokunmadığı hiçbir Müslüman kalmaz. Bu durum soyumdan bir zat (Hz. Mehdi (a.s.)) çıkıncaya kadar devam eder”. (Nuaym b. Hammad, 75) “Hamiyeti islamiye’nin feveranı tüm Müslümanları, İttihad-ı İslam’ı istemeye, Hz. (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ı şevkle beklemeye İslam ahlakının hakimeyitini istemeye yönlendirilmelidir.
ADNAN OKTAR:“Esselamu Aleykum”, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam inşaAllah iyisinizdir?” iyiyiz elhamdülillah. “Hocam bundan evvel de ben sizlere mesaj yazdım ama bilmiyorum okudunuz mu? Sizden bir cevap gelmedi. Canınız sağolsun ben Azerbaycan/Bakü’den bunu yazıyorum. İsmim Rufat Osmanoğlu. Bugün buradaki konferansta iştirak ettim. İslam Terörü Lanetliyor” diye uzun uzun yazmış, maşaAllah. Orada sevincinden gözünden yaş gelmiş. “Sayın Hocam 25 Şubat tarihinde sohbetinizde Nur Suresi 35. ayeti okumuştunuz. Bu ayetteki kandil, zeytin ağacı, sırça bunları açıklar mısınız?” İşin doğrusu ben anlatırken birçok şeyi anlatmıyorum tabii ki. Çünkü çok dikkat çeker biraz da garip olacağı için anlatmıyorum. Yoksa ben buradaki kandilin neye işaret ettiğini söyleyebilirim. Zeytin ağacının da neye işaret ettiğini söyleyebilirim. Sırçanın da neye işaret ettiğini söyleyebilirim. Bir yönüyle ama, mesela birçok işaret olur, altı yedi tabakalıdır. Bediüzzaman’ın güzel bir sözü vardır. “Her dediğin doğru olsun. Ama her doğruyu her yerde herkese söyleme” der. Ben de her doğruyu her yerde herkese söylemiyorum.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyuruyorlar. Hz. Mehdi (a.s.) hakkında yanlış bilgiler öne sürerek günaha girenler olduğunu anlatıyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.). İmam Sadık’tan; Hz. Mehdi (a.s.)’ın kaybolduğu dönem aleni olarak ortaya çıkışından önceki dönem. Uzun olduğu için yalnızca tek bir grup kararlı kılacak. Başka bir grup henüz doğmadı diyecek. Başkaları diyecekler ki; ‘doğdu ve öldü’, diğerleri; ‘imam başkasının vücudunda yeniden geldi ve konuşuyor’ diyerek günaha girecekler.
ADNAN OKTAR: Bak aynısı yaptılar bu çok büyük bir mucizedir. Hz. Mehdi (a.s.) başkasının vücudunda dünyaya geldi ve konuşuyor diyen bir insan oldu hakikaten. Televizyonlarda da gösterdik. Müthiş bir mucizedir muazzam bir detay. Bir tane vaka var, hakikaten bunu söyleyen bir insan oldu.
-VTR- Mehdi (as)’ın başkasının vücudunda dünyaya geldiğini ve konuştuğunu söyleyen kişi
ADNAN OKTAR: Bakın Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mehdi (as)’ın gelişini engellemek için yapılan bütün demagoji çeşitlerini anlatmış. O demagoji çeşitlerinden bir tanesi de bu. Ve aynı Resulullah (sav)’in dediği gibi çıkmış. “Hz. Mehdi (a.s.) vefat edecek başkasının bedenine girecek” diyor. Bak adam da aynı şekilde diyor; “ Hz. Mehdi (a.s.) vefat edecek başkasının bedenine girecek” diyor. Aynısı, bak bir tane vaka var, Peygamberimiz (s.a.v.) bu kadar detaya kadar belirtmiş. Bire bir aynısı Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışını engellemek için şeytanın yaptığı oyunlardan biri de budur. Biri şahsi manevidir, biri 570 yıl, biri bin yıl sonra, biri ruh haline gelecek demektir ve ona benzer. Veyahut geldi geçti sözleri. Yada hiç çıkmayacak gibi sözler. Bunları zaten Peygamberimiz (s.a.v.) hadislerinde çok detaylı belirtmiş. Aynısı ile tahakkuk ediyor, görüyorsunuz.
Ne güzel Allah bize böyle bir imkan veriyor, her yere her türlü bilgiyi aktarabiliyoruz, elhamdülillah, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuş; Hz Mehdi (a.s.) baskıcı yönetimler tamamen feshedilinceye dek mücadelesine devam edecek” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Demek ki Allah onları teker teker devirecek. Bir alamet o da; şu an olduğu gibi.
ALTUĞ BERKER:Ben bir kitabınızı tanıtabilir miyim? “Dünya Hayatının Gerceği” kitabı. Allah’ın boş bir amaç için yaratmadığını anlatıyorsunuz, inşaAllah. Yaşlılık, ölüm insanın acizliği gibi konular çok etkileyici bir şekilde anlatmıssınız, maşaAllah. Resimlerde var tamamı kuşe kağıt çok önemli bir kitap, inşaAllah. Kardeşlerimiz hem kendileri okuyup hem de çevrelerindeki kardeşlerimize okutarak çok güzel bir hayra vesile olabilirler bu kitapla. Yayın evi kargo masrafını karşılayanlara ücretsiz hediye ediyor kitabı. Bunun için www.globalkitap.com sitesine kayıt olmaları veya 0216 444 444 1 nolu telefonu aramaları yeterli inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. Nur Suresi 26. ayet “Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara. İyi ve temiz erkekler iyi ve temiz kadınlara (yaraşır)”, it-kopuk takımından olan kadınlar, it-kopuk takımından olan adamlarla rahat anlaşabiliyorlar. Temiz kaliteli kadınlar da, akıllı, asil, Kuran’a, İslam’a sevgi dolu kadınlar da imanlı Müslüman erkekle anlaşabiliyor. Allah öyle fıtratlarını yaratmış. Öbür türlü bir tiksinme meydana geliyor, yapamıyorlar, olmuyor ve Allah zaten haram kılmış. “Onlarla muhatap olmayın. Onlar onlara, onlar onlara” diyor. Şeytandan Allah’a sığınırım. Nur Suresi, 11. ayet “Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur. Siz onu kendiniz için bir şer saymayın aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenenlere ise büyük bir azap vardır”. Demek ki Müslümanlar içerisinde de iftiracı, yalan söyleyen, üçkağıtçı tipler oluyor, olacak. Kuran ona işaret ediyor. Hatta “birlikte davranan bir topluluk (kendi içinizde de olabilir)” diyor Allah. “Siz onu kendiniz için bir şer saymayın aksine o sizin için bir hayırdır”, dedikodusu yapılan adam üzülüyor. “Beni rezil etti, benim aleyhime oldu” diyor. Halbuki Allah; “öyle değil” diyor. Bak ne diyor? “Siz onu kendiniz için bir şer saymayın”, “aleyhinize değil” diyor, Allah; “aksine o sizin için bir hayırdır.” Hem sevap kazanmanıza, hem yücelmenize, hem karşı tarafın ezilmesi yönünde bir durum olduğu için de oradan da bir berekete vesile olduğu için, hayır olur” diyor Cenab-ı Allah. Ahirette de Allah’ın rızasını kazanmış oluyor kişi bu konumdan dolayı, sabrettiği için. “Onu işittiğiniz zaman erkek müminler ile kadın müminlerin nefisleri adına hayırlı bir zanda bulunup, “bu açıkça uydurulmuş iftira bir sözdür” demeleri gerekmez miydi?” Özellikle Müslümanlar birbirlerinin aleyhinde bir haber duyduklarında hemen meraklılar, bir kısım Müslümanlar; “vay neler yapmış bak” gibisinden. Halbuki Allah diyor; “bir iftira duyduğunuzda size bir fasık haber getirirse ona inanmayın” diyor, Allah. “Araştırın, tahkik edin doğruysa inanın” diyor. “Onu işittikleri zaman erkek müminler ile kadın müminlerin hayırlı bir zanda bulunup”, bak “hayırlı bir zan”. Demek bir hayırlı zan var, bir de hayırsız zan var. “Hayırlı bir zanda bulunup, “bu açıkça uydurulmuş iftira bir sözdür” demeleri gerekmez miydi?” ‘yani güzelce de vurgulayın” diyor, Allah. Bu bir iftira sözüdür demiyor, Cenab-ı Allah, “açıkça, alenen, net “uydurulmuş bir iftira sözüdür demeleri gerekmez miydi”, güzelce vurgulayın diyor Allah iftira olduğunu. “Ona karşı dört şahitle gelmeleri gerekmez miydi? Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah Katında yalancıların ta kendileridir”. Dört tane şahit istiyor Cenab-ı Allah, salih, samimi, açık şahit. Bu kadınlar için de erkekler için de, islam alemimnde yaşayan, Müslümanlar içinde yaşayan insanlar için muazzam bir hayat garantisidir. Çünkü bir kadının en korktuğu şey kendisine cinsel iftira atılmasıdır. Çünkü bütün onurunu kıracak bir şey oluyor. Çok çekinir kadınlar bundan. Erkekler için de tabii zor bir şey ama kadınlar için daha da zordur. Cenab-ı Allah ne kadar mükemmel bir sistem kurmuş. “Ona karşı dört şahitle gelmeleri gerekmez miydi?” Dört şahit gerekiyor yoksa hiçbir şekilde aleyhinde konuşamıyor şahıs hiçbir şekilde. Suç oluyor, bayağı fiili, fiziki bir suç. “Şahitleri getirmediklerine göre, artık onlar Allah Katında yalancıların ta kendileridir”. Bir de bunlara bir daha inanılmıyor. Şahitlik yapamıyorlar çünkü Allah Katında yalancı oldukları için, sürekli olarak yalancı olarak biliniyorlar. “Eğer Allah’ın dünyada ve ahirette sizin üzerinizde fazlı ve rahmeti olmasaydı, içine daldığınız dedikodudan dolayı size büyük bir azap dokunurdu”, “Allah müthiş bir bela verirdim ama yapmadım” diyor. “O durumda siz onu (iftirayı) dillerinizle aktardınız” yani dedikodu yapıyordunuz o ona söylüyor, o ona söylüyor. “Ve hakkında bilginiz olmayan şeyi ağzınızla söylediniz”. Halbuki çok iyi net bilgiye sahip olması lazım şahitli, ispatlı bilgiye sahip olması lazım. “Ve bunu kolay sandınız”, ne var bunda dedikodu yaparız, alışmışız, herkes yapar gibi, kolay sandınız diyor. “Oysa o Allah Katında çok büyük (bir suç) tür” diyor, Allah, “öyle zannetiğiniz gibi değil” diyor Allah. “Onu işittiğiniz zaman “bu konuda söz söylemek bize yakışmaz, Allah’ım. Sen yücesin bu büyük bir iftiradır” demeniz gerekmez miydi?” En baştan bir kere “ne haddimize, biz böyle bir şeyi ağzımıza dahi almayız” diyorlar, “bu konuda söz söylemek bize yakışmaz, Allah’ım. Sen yücesin bu büyük bir iftiradır.” Bu bir iftiradır değil bak, büyük bir iftiradır, yani vurgu çok önemlidir konuşmalarda. “İftira atıyorsun” dersen, öyle değil. “Kardeşim sen ne yaptın, sen çok büyük bir iftira atıyorsun. Aklını başına al, çok büyük bir rezillik yapıyorsun, çok büyük bir acımazlık yapıyorsun, yaptığın olay çok büyük” denmesi gerekiyor. Kuran’da vurgu önemlidir, Cenab-ı Allah Kuran’da vurguya çok önem veriyor. Çünkü insanın beyni vurguda açılır. Mesela bir şeyde net kanaati varsa, o konuda muhalifse ama olay da çok önemliyse onun ehemmiyetini vurgulayacak cümleler kullanması gerekiyor. Kuran’da bu sürekli ortada olan bir gerçek.“Eğer iman edenlerden iseniz, bunun gibisine bir daha dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir”, yani dinsizseniz zaten dinsiz yapar ona bir şey yok. “Ama iman ehliyseniz, bunun gibisine bir daha dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir” diyor, Allah. Yani ikinci tekrarını kabul etmiyor, Allah. “Bir daha hiçbir şekilde yapmayacaksınız” diyor. Bak toplum düzeyinde ne büyük rahatlık bu. Dedikodu yok mesela, çok rahat edersin. Bir genç kıza iftira atılamıyor, atamıyorsun. Ne kadar güzel, insanın kafası son derece salim olur. “Allah size ayetleri açıklıyor. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” 22. Ayet;“Sizden faziletli ve varlıklı olanlar; yakınlara, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere vermekte” ihsan etmekte, yiyecek, para, pul kıyafet vermekte, “eksiltme yapmasınlar. Affetsinler ve hoşgörsünler, Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah bağışlayandır, esirgeyendir”. “Yakınlara”, yakın demek; her türlü yakın işte. Gördükleri akrabaları, arkadaşları yakınları. “Yoksullara”; yoksul hemen anlaşılır. “Ve Allah yolunda hicret edenlere”; adamın annesi babası it-kopuk, ahlaksız, çocuk mecbur olmuş akradaşlarının yanına gitmiş. Başka da bir çözümü yok mesela ensest ilişkiye giriyorlar adamlar. Yahut dinsiz imansız yapmaya çalışıyor. Ahlakını bozmaya çalışıyor, zor durumda kalıyor, başka arkadaşlarının yanına hicret ediyor, Müslümanların yanına. “Allah yolunda hicret edenlere ihsan etmekte eksiltme yapmasınlar” yani mesela az vererek, içinden çok dağıtmak geliyor ama diyor; “bu kadar da olmaz, az vereyim, idare etsin” diyor. “Öyle yapmayın, eksiltme yapmayın bolca ihsan edin” diyor Allah. “Affetsinler”; anormal bir şey yaptılarsa, bir söz söyledilerse affetsinler onu bir gerginlik konusu yapmayın. Yani kin ve nefret duymayın intikam alma içerisinde olmayın. Çünkü intikam insanı çökertir. Neşesini, şevkini, heyecanını hepsini kırar. İnsanı perişan eder. Yani ruh halini berbat eder. “Affetsinler ve hoş görsünler”; olabilir mesela abuk sabuk konuşabilir, hatalı bir şey yapabilir. Herşeye laf etmemek lazım. Yani galiz bir harama girmedikten sonra böyle herşeye takıntılı hale gelmek; şunu niye böyle yaptı, bunu niye böyle yaptı, onunla baş olmaz. “Allah hoş görsünler” diyor. “Allah’ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Ben o zaman sizi bağışlarım diyor. “Sen adamı bağışlamazsan Ben de seni bağışlamam” diyor o zaman Allah. Sen kendin bağışlamak istemiyorsun ama kendinin de bağışlanmasını istiyorsun. Olmaz, Müslüman affedici olacak. “Allah bağışlayandır ve esirgeyendir”.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam”, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhterem Muhterem Erbakan Hocamız’ı ne kadar sevdiğinizi biliyoruz, inşaAllah. Başınız sağolsun Allah rahmetiyle muamele eylesin inşaAllah. Saygılar, Zeynep”. Allah bütün milletimize uzun ömür versin. İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni görmeyi nasip etsin. Kalplerine inşirah, ferahlık versin. Erbakan Hocamız şu an Bediüzzaman’larla, Abdülkadir Geylani’lerle, İmamı Rabbani’lerle hepsiyle beraber Resulullah (s.a.v.)’ın sofrasında, inşaAllah. “Sayın Adnan Hocam Allah’ın selamı üzerinize olsun”, Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Değerli Sayın Necmettin Erbakan Hocamız’ın bu fani dünyadan gidişinden dolayı başınız ve başımız ve bütün İslam aleminin başı sağolsun. Umarız Allah Teala gerçek ve ebedi alemde yine beraber olmamıza izin verir. Saygılarımla sizi çok seven Süleyman Özturhan kardeşiniz. Ama ben sizi manevi babam olarak görüyorum, Allah Teala’nın dilemesiyle. Sizin vesilenizle kendimi buldum. Allah sizden razı olsun. Sizi çok seviyorum”. Selamun Aleykum” ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam Erbakan Hocamız’ın vefatı, tüm Türk dünyasına Türklük alemine başsağlığı diliyorum. Bütün İslam alemine başsağlığı diliyoruz. Mekanı cennet olsun, inşaAllah. Lamiye Muhammed Ali”.
“Selamun Aleykum Sayın Muhammed Adnan Hocam”, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam sizi takip ediyor ve etrafımdakilere sürekli internet sayfanıza bakmasını öneriyorum. Sizi canı gönülden seviyorum ve takip ediyorum. Sayın Hocam Ortadoğu ve Kuzey Afrika’dan sonra Batı’da, Avrupa’da ne gibi olaylar bekliyor dünyayı. Enaniyetli Avrupa devletlerinde böyle büyük halk ayaklanmaları bekliyor mu? Hocam sizin Yahudi ve Hristiyanlara sahip çıkmanız bazı çevreler tarafından hiç hoş karşılanmıyor. Eskiden ben de anlamıyordum. Sizi takip ettikçe hikmetini anlıyorum, inşaAllah. Allah güç ve kuvvetinizi arttırsın kardeşiniz, Hakan Karagöz”. Hakan kardeş canım kardeşim şimdi düşünelim Allah vermesin şimdi mesela bir kardeşimiz, ben de olabilirim siz de olabilirsiniz bir başkası da olabilir. Yahudi bir ailede yetişsek, Yahudi olacaktık. Kimse de bize sahip çıkmazsa ne olacaktı durumumuz? Millet nefret edecek, aşağılayacak, bu hayat mı bu? Anormal bir hareket, değil mi? Yahut Hristiyan bir ailede de olabilir. Muhtelemelen Hristiyan olacaktık. Tabii ileriki yaşlarda insan düşünür ama öyle olma ihtimali de var. Hristiyan olarak da kalabilirdik, Allah vermesin. Allah bizi korudu mesela Müslüman bir aile içerisinde yetiştirdi hatta benim annem babam namaz kılmazdı. Ben öyle de kalabilirdim. Allah hidayet verdi kendim namaza başladım. Lisedeki arkadaşlarım, akademideki arkadaşlarım benim çevremde hiç öyle kimse yoktu. Güzel Sanatlar Akademisi’ni herkes bilir ne durumda olduğunu. İstanbul Üniversitesi Felsefeyi de aşağı yukarı tahmin ediyorlardır. Dolayısıyla bir Hrisiyan insana şefkat duymak ona İslam’ın güzelliğini göstermek, ona ancak dost olmakla olur, yakın olmakla olur. Dünya dostu olmakla olur. Sen ona nefretini, öfkeni gösterirsen, adama saygısız davranırsan, “bre kafir” dersen, “taşlar kayalar seni öldürmemi söyledi bana” dersen, “lanetlisiniz siz aşağılıksınız” dersen, ne olur adam? Adamın Müslüman olmasını sen imkansız hale getiriyorsun o zaman. Tamam lanetlenenler var. Ahlaksızlık yapan kimse, onlar lanetleniyor. Mazlum adamın niye lanetlenecek durumu olsun? Bilmiyor işte, sen güzel örnek olacaksın İslam’ı, Kuran’ı anlatacaksın. İslam’a yaklaştıracaksın sahabe döneminde Peygamberimiz (s.a.v.) öyle yaptı. Binlerce Musevi Müslüman oldu. Binlerce Hristiyan Müslüman oldu. Ama Peygamberimiz (s.a.v.)’in sevgisini, şefkatini gördüler, muhabbetini gördüler. Cübbesini çıkarıyordu onların altlarına seriyordu. Saygı hürmet gösteriyordu, hürmet sözleri söylüyordu. Şefkat sözleri söylüyordu, yiyecek ikram ediyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) onların yanına hicrete gönderdi Müslümanları, Hristiyanların yanına. Bunlar diyor ki; asalım-keselim biçelim, deli misiniz siz? Allah’tan korkun. Kuran ayetleri açık açık bu konuları anlatmıyor mu? Peygamberimiz (s.a.v.)’in hayatı bu konuları açık açık anlatmıyor mu? Tek bir ayete takılıp kalıyorlar. Öbür ayetler ne peki? Mesela “Yahudileri, Hristiyanları dost edinmeyin (veliler edinmeyin)” diyor, Allah. Doğru var ayet peki öbür ayetleri niye incelemiyorsunuz? Öbür ayetlerde Allah onu şerh ediyor, açıklıyor. Ayet ayeti şerh eder, ayet ayeti açıklar. Diğer ayetler onları açıklıyor. Mesela diyor ki, Allah; “Hristiyanız diyenleri size daha yakın bulursunuz” diyor, Allah. Peki bu ayet ne olacak? Mesela “onları la ilahe illAllah’a davet edin ve onlara sert söz söylemeyin onlara güzel söz söyleyin. Gönül alıcı söz söyleyin” diyor, Allah. Bu ayet ne olacak? Dost edinmeyin demek; adama küfretmek, hakaret etmek, aşağılamak, adam yerine koymamak anlamında değil. İdareci yapmayacaksın başına, onun dinine uymayacaksın. Onun şeriatına göre hükmetmeyeceksin. Kastedilen bu. Yoksa adamdan ne alıp veremediğin var? O da Allah’ın kulu sen de Allah’ın kulusun. O da Adem evladı, o da Adem evladı. Fikri yanlış. Kendi çocukları dinsiz, imansız olunca gayet güzel idare ediyorlar kendi çocuklarını. Fasık çocuklarını da çok güzel idare ediyorlar. Allah’a, dine inkar sözleri söylüyor kendi çocukları, kızları birçoğunun biliyorum. Şefkatle, hürmetle davranıyor. Benim evladım, işte bir tanem, gözümün nuru diye bahsediyorlar. Orada oluyor, orada nasıl olmuyor? Allah diyor ki; Ehli Kitapla evlenebilirsiniz. Hristiyan ve Musevilerle. Orada oluyor, orada nasıl olmuyor? Allah diyor ki; “Ehli kitapla evlenebilirsiniz, Hıristiyan ve Musevilerle. Evlendiğinde ey bre kafir sana evlilik teklif ediyorum mu diyeceksin, ne diyeceksin? Ey lanet seninle evlenmek istiyorum mu diyeceksin? Sevgilim diyorsun, aşkım diyorsun, değil mi? Evlendiğinde. Muhabbet gösteriyor, bir tanem diyor, canım ciğerim diyor, ne diyorsa diyor. Ömür boyu aynı yatakta beraber oluyorlar, aynı yastığa baş koyuyorlar. Aynı evde yaşıyorlar açık değil mi? Allah’ın hükmü değil mi bu ayet? Bu ayeti niye kabul etmiyorsunuz? Allah’ın lanetlediği; ahlaksız yapan bir grup var, onları lanetliyor Allah. Bütün çoluk-çocuk herkesi lanetler mi Allah? Bu çok sapkın bir inanç, çok sapkın bir düşünce. Mazlum, hiçbir şeyden haberi olmayan bir Musevi çocuğu Allah niye lanetlesin, bir genç kızı niye lanetlesin bir şey yapmamışken, değil mi? Diğer ayetleri yok saymalarından kaynaklanıyor bütün bu anormallikleri. Ayetlerin bütününü kabul etmiyorlar. Bir ayete takılıyorlar orada kalıyorlar. Şimdi bir Hristiyan idareci olsa dese ki; “benim dinime göre hareket edeceksin”. Ben o konuda onunla dost olmam. Yani onu kendime veli edinmem, vali edinmem, “kendinize veli edinmeyin” diyor, Allah. Vali edinmem kendime, idareci, yönetici yapmam. Olsa da kabul etmem hükmünü. Kastedilen budur. Yoksa lanetleyin, aşağılayın, dost olmayın, onlarla konuşmayın, muhatap olmayın, yemeklerini yemeyin, evlenmeyin anlamına gelmiyor ki bu ayet. Şimdi dost olmayın ayetini eğer yanlış anlarsan sen, Hristiyan kadınla evlenemezsin sen, Musevi kadınla evlenemezsin sen. Evlendiğinde sen onunla dost olmuş olmuyor musun? Allah diyor ki; “yemeklerini yiyebilirsin”. Evine gitmişsin sen, adamın evinde yemek yiyorsun. Dost olmuş olmuyor musun? Dünya dostu oluyorsun. Din dostu olmak ayrıdır, dünya dostu olmak ayrıdır. Dünya dostu oluyorsun. Din dostu olduğunda dinde mutabık olursun aynı konularda anlaşırsın, aynı hükümlere uyarsınız. O da dinde dostluktur, din hükümlerinde ittifak olmuş oluyor. Kastedilen budur. Bir adam geldi diyelim vali, Müslümanların üzerinde “ben sizin teslis inancını savunmanızı istiyorum”. Adam diyor ki; “ben savunmuyorum, ben Allah’ın birliğine inanıyorum” diyor. Bu konuda sen dost olmamış oluyorsun işte. O konuda itaat etmemiş oluyorsun, o konuda kendine vali etmemiş oluyorsun. Onun vesayetine girmemiş oluyorsun. Kenidinize onları veli edinmeyin, yani yönetici etmemek. Çünkü bakın o zaman öbür ayetlerin hükmü kalkmış oluyor, onların kafasına göre bakılırsa eğer. O zaman evlenemezsin sen evlendiğinde dost olmuş olmuyor musun sen? İnsan karısıyla dost olmaz mı? Ya dosttur ya düşmandır bir insan. Evlendiğinde o zaman düşmanla evlenmiş oluyor. O zaman gidip boğuşsun bari onunla o anlama geliyor. Olur mu öyle şey. Yanlış biliyorsam beni uyarsınlar, anlatsınlar. Ben öyle anlıyorum ayeti.
ALTUĞ BERKER:Biraz önce ayetleri okurken ayetlerde Allah’ın vurgularının öneminden bahsetmiştiniz, Hocam. Daha evvel de söylemiştiniz. Özellikle hakimiyet ayetlerinde “Andolsun’la” başlıyor çoğu ayet ve içinde “şüphesiz” diye devam ediyor. Allah İslam’ın dünya hakimiyeti ayetlerinde özel böyle dediğiniz anlamda vurgu yapıyor, Hocam. Kelimelerle yemin ederek başında ve şüphesiz diye.
ADNAN OKTAR:Bak tek yanlı böyle Hıristiyan ve Musevi düşmanı olan kardeşlerimiz bu ayetleri okusunlar ve anlatsınlar ben bekliyorum. Yani Allah diyor ki; evlenebilirsiniz Musevi ve Hristiyan kadınlarla evlenebilirsiniz diyor. Şimdi biz bunlarla dost olarak mı evleneceğiz, düşman olarak mı evleneceğiz bana bir söylesinler. Düşman olarak evleneceksek bana söylesinler. Dersin; “evet düşman olarak evlenmemiz gerekiyor”. Yemeğine gittiğimizde düşman olarak mı gitmemiz gerekiyor, dost olarak mı gitmemiz gerekiyor bana bir söylesinler. Kuran’da kastedilen vali edinmiyoruz, üstümüze yönetici edinmiyoruz, anlamı budur inşaAllah. Yoksa şefkat de gösteririz, merhamet de gösteririz, dostluk da yaparız, dünya dostluğu, din konusunda mutabığız demiyoruz ki ona. Gidiyorsunuz dinsiz-imansız adamla ticaret yapıyorsunuz. En ters tiplerle iç içe oturuyorsunuz, konuşuyorsunuz. Orada bir sorun çıkmıyor, demek ki saldırganlığa gerek yok. Onun inancı ayrı senin inancın ayrı, sana ne. Sen hürmetli, saygılı olmakla mükellefsin.
Bir kardeşimiz sormuş Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin Nur talebelerine yönelik ve Risale-i Nur’a yönelik açıklamasının “bir ledün ilmi olduğunu söylediniz Hocam açıklar mısınız?” diyor. Evet ilmi batındır, ledün ilmidir. Mesela Fetullah Gülen Hocamız da rahmetli Erbakan Hocamız’ın aleyhinde galiz konuşma yapmıştı çok iyi hatırlıyorum. Erbakan Hocamız da ona karşı çok müşfik ve sevgi dolu bir konuşma yapmıştı. Bak Fetullah Gülen Hocamız, Erbakan Hocamız aleyhinde galiz bir konuşma yapmıştı. Söylüyorum, dikkat edin, bu bir ledün ilmidir ve batın ilmidir. Kalben çok sever Erbakan Hocamız’ı, Fetullah Hocamız. Gidin sorun özel sohbette. Canı gibi sever, bayağı da saygı duyar, çok hürmetlidir. Ama o bir ledün ilmidir. Neden? Ben her şeyi söyleyemem. Yani nedenini söyleyemem, gelsin özel sohbette söyleyeyim. Yani ledün ilminin bir kısmı da gizlilik gerektiren bir konuşmadır. İlmi batın olduğu gibi açıklanacak bir ilim değildir. Ben de konuşmalarımda ilmi batını, ledün ilmini kullanıyorum. Aklı başında olan ferasetle bakanlar görüyorlar. Ama kaz bakışıyla gören, göremez tabii. Basiretle, ferasetle bakan görür. Nitekim de göremeyince hoplayıp cıyak cıyak bağırıyorlar. Hocam niye böyle dedin diye? Kaz bakışıyla bakıyorsun, kaz gözüyle bakarsan olmaz. Ledün gözüyle, batın gözüyle bakacaksın, inşaAllah. Senin anlattığın o kadar açık aleni bir şeyi ben fark edemeyecek durumda olabilir miyim? Akılsız. Senin gördüğünü ilkokul çocuğu bile görüyor. Ben görmezlikten geliyorsam bir bildiğim vardır. Değil mi? Hopluyor havalara. Onları size öğreten de benim ayrıca. Beni konuşturmayın, vesile oldum, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Sinek kuşu var Hocam. Selçe parmağı büyüklüğünde saniyede seksen defa kanat çırpıyor. Geri geri uçabiliyor, U dönüşü yapabiliyor. Çok hareketli bir insan o kadar hareketli olsa vücut ısısı üç bin beş yüz dereceye kadar çıkar.
ADNAN OKTAR: Bunları sevmek çok zevkli oluyor, bir de bunların kalpleri motor gibi ötüyor.
“Bir gün Atatürk ile aynı ortamda bulunan bir zatın Türklerin dininin şamanlık olduğunu geçmişte şaman dinine sahip olduklarını söylemesi üzerine, Atatürk şöyle dedi. “Halen de şaman dinidir Türklerin dini” diyor. Atatürk’ün ilk sözü adama hitabı “ahmak” diyor. Önce olayı bir netleştiriyor, akıl ve beyindeki sistemin ne olduğunu söylüyor. Yani adam şaşırmasın, ne olduğunu tam bilsin diye tıbbi teshisi koymuş önce, rahmetli Atatürk. Mükemmel bir giriş ,bak ahmak diye başlıyor. “Müslümanlık Türk’ün milli dinidir. Müslümanlığı Türkler yaymışlardır ve Türkler kendilerini en geniş manasıyla anlamışlar ve benimsemişlerdir” diyor. Şahane konuşmuş ağzına sağlık. Başlangıç mükemmel tam böyle oturtmuş lafı. Ahmak adamın söyleceği laf bu olur. Ahmağa da çok güzel cevap vermiş. Ama önce konumunu vurgulaması şahane olmuş.
Fuzeyl b. Yassar şöyle der; “İmam Muhammed Bakır’ın şöyle buyurduğunu duydum. Resullullah’tan hadis ‘her kim zamanının imanını tanımadan ölürse cahiliyet ölümü üzerine ölmüş olur’”. Yani Hz.Mehdi (a.s.) zuhur ettiği halde anlamamazlıktan gelir vefat ederse cahiliye üzerine ölür diyor. Cenab-ı Allah’ın vahyi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e. İmam Sadık; “Hz. Mehdi (a.s.) kaybolduğu dönem aleni olarak ortaya çıktığı dönem uzun olduğu için bir tek grup kararlı kalacak. Başka bir grup, ‘henüz doğmadı’ diyecek”. Bizim Cübbeli gibi Cübbeli’nin üslubunu da Peygamberimiz (s.a.v.) bildiriyor. Öbürü ne diyor? Hz. Mehdi (a.s.)’ın ruhu insanın ruhuna girecek” diyor. Aynısını Peygamber Efendimiz (s.a.v.) söylüyor, değil mi? Başka bir grup yani Cübbeli ve onun kafasındakiler, “henüz doğmadı” diyecek. “Başkaları diyecek ki doğdu ve öldü” diyecek. Bir kısım Nur talebesi kardeşlerimiz gibi. “Diğerleri imam başkasının vücudunda yeniden geldi ve konuşuyor diyerek günaha girecekler” diyor. Bizim demin seyrettiğimiz vatandaş gibi. Demin okuduğun hadisti ama bir daha şerh etmekte fayda var. Kemalüddin cilt 2 bölüm 34, İmam Caferi Sadık’tan; “diğer amellerle, diğer ibadetlerle kıyaslandığında İmam-ı zaman (Hz. Mehdi (a.s.) zamanında) “Allah rızası için bir dirhem harcamak” yani Hz. Mehdi (a.s.)’a yardım davasına hizmet etmek. Kitaplar dağıtmak başka bir şey yani Mehdiyet içerisinde yapılan hizmette bir dirhem harcamak, “başka sebeplerden iki milyon dirhem harcamaya eşittir” diyor. “O kadar fazladır. İki milyon misli sevap olur” diyor. “Onun gelişi için (Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelişi için) dua edin şüphesiz bu bizim selametimiz içindir” kurtuluşa erişmemiz içindir. “Kaim Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında insanların imamları ile aralarında bir postacı olmayacaktır; yani bağlantı kurmada herhangi bir insan kullanılmayacak. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında mutlaka elçiler geliyor. Peygamberimiz (s.a.v.) bir şey söylediğinde gidip anlatıyorlar. “Ona gerek kalmayacak” diyor, ahir zamanda. Yani atlılarla haber götürme yahut yürüyerek insanlara giderek Hz. Mehdi (a.s.) şunu söyledi, bunu söyledi demelerine gerek kalmayacak. “O (Hz. Mehdi (a.s.)) insanlara dünyaya kendi mekanından seslenecek.” Kendi evinden seslenecek. Bütün dünyaya “onlar da konuşmasını dinleyecek hatta onu görecekler” diyor, Peygamberimiz (s.a.v.), detay veriyor yani benim zamanım gibi değil diyor. Kendi zamanında ulaklar var, elçiler var, postacılar var. İnsanlar atlarla gidip Peygamber (sav)’in dediğini etrafa yayıyorlar. Hz. Mehdi (a.s.) zamanında öyle olmayacak. “Hz. Mehdi (a.s.) evinden konuşacak insanların konuşmasını duyacaklar hatta görecekler” diyor. Bu ne? Televizyon ve radyo çok net değil mi? Bayağı açık. Aynısı oluyor şu an. Yani asrımızda bu teknoloji var, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Sayın Hocam”, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sohbetlerinizi ilgiyle izleyen bir öğretmenim. Az önce Erbakan Hocamız’ın Mehdiliğine işaret eden bir hadisin varlığına işaret buyurup sonra açıklayacağınızı ifade ettiniz. Oldukça heyecanlandım çünkü Hocamızı seven ve mücadelesine destek veren bir insanım. Hocam sabah okula gideceğim erken açıklayamaz mısınız? Allah’a emanet olun. Kamil Kurultak”. Kamil kardeş ben Hz. Mehdi (a.s.) olduğunu anlatan bir hadis var demedim. O mübareğe işaret eden bir hadis var dedim. İsterseniz yeniden dinleyebiliriz. Banttan dinleyebilirsiniz. Ama bir nevi de Mehdidir, Erbakan Hocamız. Milyonlarca insanın imanına vesile olmuştur, Kuran’ı, İslam’ı sevmelerine vesile olmuştur. Dünya çapında bütün Müslümanların manevi lideri olarak biliniyordu. Bu bir gerçek, bak dünya çapında bütün Müslümanların manevi lideri olarak biliniyordu. Bunu herkes de kabul ediyor. Mühim bir olay olduğu için hadiste de işaret ediliyor. Bunu söyledim böyle bir hadis var. Şimdi açıklamayacağım. Şimdi derken belki bir yıl sonra açıklayacağım, iki yıl sonra açıklayacağım. Hemen anlamında demedim, belki altı ay sonra açıklarım. Bilmiyorum ama şu an uygun bulmadım.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam”, o takıntılı olan delikanlı diyor ki; “Muhammedi bir reçete var mı? Diye sormuştum hocam. Sorumu cevaplandırdığınız çok teşekkür ederim. Cevabınız beni çok mutlu etti. Kendime gelmeme vesile oldu Allah razı olsun”. Tabii “yok cam yutmuş gibi hissediyorum”. Yutsan ne olur? Delikanlı adama on beş kurşun sıkıyorlar yine ayakta oluyor. Hz. Ali (r.a.) Hayber Kalesi’ni söktü, on yedi yerinden yaralanmıştı. Ağır yaralanmıştı kılıç yarası aslanlar gibi devam etti. Haberi bile yoktu mübareğin. Sahabelerin ayakları kopuyordu yine devam ediyorlardı savaşa. Sahabelerden birisi tam hatırlamıyorum ismini. Ayağı kopuyor attan inerken haberi yok basınca attan devriliyor. O zaman anlıyor ayağının kesildiğini yani o kadar delikanlılar. İnsaf sen cam yutmaktan falan bahsediyorsun. Cam yutsan ne olur zaten kerata. Hayalinden rahatsız oluyor. Fiilen yutsan ne olur hiçbir şey olmaz, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Hocam”, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Erbakan Hocamız vefat etti başımız sağolsun. Şimdi ne yapacağız? Rahmetli Erbakan Hocamız’ın cenazesine katılacağım” diyor. Güzel ama çok kalabalık olur cenaze çok çok kalabalık olacaktır. “Hocam gitti ben de peşinden gitmek isterdim” diyor, ama olmaz. Uzun ömür isteyeceksin. Olur mu o zaman? Çoluğu-çocuğu burada, kardeşlerimiz var, öyle şey olur mu? Allah’tan uzun ömür isteyeceksiniz, emaneti bizlere bıraktı Hocamız, Milli gençliğe bıraktı inşaAllah. Milli Görüş gençliğine bıraktı. “Ama Hz. Mehdi (a.s.)’ı göreceğim diye ölümü istemiyorum”, daha Hz. İsa (a.s.)’ı göreceksin daha çok şey göreceksin. “Anamız babamız sağ da olsa yetim, öksüz kaldık. Sizinle teselli oluyorum, Adnan Hocam. Allah ümmeti Muhammedi lidersiz bırakmaz Erbakan Hocamız Peygamberimiz (s.a.v)’e komşu olsun”, Allahualem öyle inşaAllah. “Yine de Erbakan Hocam yokken sanki dünyada bir şeyler eksik, Ömer Tekin”. Biz de canımız gibi seviyorduk ama emr-i Hak. Allah öyle dediğinde biz onda hayır ve güzellik buluruz. Neşe ile bakarız, sevinçle bakarız, Allah yanına aldı diye. Peygamberimiz (s.a.v.)’in sofrasına gitti diye sevinçle bakarız. O muazzam bir hizmet verdi, müthiş bir hizmet verdi. Olgunlaştırdı en son aşamaya kadar da getirdi, maşaAllah. Ayrıca bize emanet oğlunu bıraktı Fatih’i bıraktı, inşaAllah. Aynı zamanda kendinden bir parça. Fatih’e iyi bakmak lazım, onu koruyup kollamak lazım. Çok kaliteli bir delikanlı, çok sevecen, güzel huylu ve adabı, edebi çok güzel, aynı babası Erbakan Hocamız gibi. Ama ne olur ne biter bilemeyiz. Çünkü çok değerli ağabeylerimiz de var, büyüklerimiz de var. Hayırlısı bakalım inşaAllah.
“Selamun Aleykum, muhterem ve mücahit Sayın Adnan Hocam”, Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Ümmetin başı sağolsun. Mücahit Erbakan Hocamız hakka yürüdü ama ümmet başsız kalmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefat ettiğinde mübarek bedeni defnedilmeden Hz. Ebu Bekir (r.a.) halife tayin edilmişti. Kıymetli Hocam, Erbakan Hocamız vefatından önceki toplatısında sizin kitabınızı masasına koyması kendisinden sonraki Milli Görüş yani Türk-İslam Birliği’nin oluşmasını istediğini gösteriyor. Ümmetin kurtulması için bizlere bu görev düşüyor” diyor kardeşimiz. Milli Görüş gençliği ülkücü gençlik bizim milletimiz şahane zaten hepsi Türk-İslam Birliği’ni istiyor. Gönülleri çok rahat olsun. Alparslan Türkeş de rahmetli vefat etti. Onda da insanların bir kısmı müteessir oldu ama ben hiçbir şekilde müteessir olmadım. Hayır var çünkü, çok mübarek bir gençlik bıraktı arkasında. Erbakan Hocamız da vefat etti. Ben müteessir olmam, sevinç duyarım. Müslüman sevinç duyar. Allah’ın yanına giden insandan biz sevinç duyarız. Allah’ın emrinden sevinç duyarız, güzellik buluruz. Allah hiçbir şeyi kötü yapmaz güzel yapar. Hayır gözüyle yapar. Doğumunda nasıl hayır varsa, hizmetinde nasıl hayır varsa, Allah’ın yanına almasında da hayır vardır. Bu bizde teessür meydana getirmez. Bu anormal bir inanç olur, çok mantıksız olur. Allah en güzelini en hayırlısını yapıyor. Zaten iki günlük dünya, zaten kıyamet çok yakın. Hepimiz gideceğiz yani biz kalacak mıyız? Biz de gideceğiz. Bediüzzaman diyor; “Hicri 1545 gibi kıyamet kopacak” diyor, herkes gidecek yani. Mühim olan İttihad-ı İslam’ı bir an önce tahakkuk ettirip inşaAllah, Hz. İsa Mesih (as)’ı kucaklayacak ortamı hazırlamak Hz. Mehdi (a.s.) ile sofrada beraber yemek yemek, onun sohbetini dinlemek, onun sevgisini içmek; bunlar çok güzel ve Resullullah (sav)’in manevi liderliğinde İttihad-ı İslam için var gücümüzle gayret etmek. Ne güzel bak Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in dünya hakimiyeti olacak. İttihad-ı İslam olacak, o zamanlar biliyorsunuz sadece dar bir bölgede İslam hakim olmuştu. Resullullah (sav)’in şanına yakışan oluyor şimdi, bütün dünyaya hakim oluyor. Resulullah’ın (s.a.v.)’in ümmeti bütün dünyaya hakim olacak inşaAllah, ne güzel. Hz. İsa (a.s.) da Resullullah (s.a.v.)’ın ümmetinden olacak. Çok çok güzel, inşaAllah. Erbakan Hocamız da mübarek muhterem bir insandı ama bir halifelik iddiası yoktu. Ama ben bütün İslam aleminin lideri olarak biliyorum. Benim kendi inancım öyle. Fakat geride bıraktıkları da çok değerli büyük insanlar. Erbakan Hocamız’ın dava arkadaşları dimdik ayaktalar. Bayağı da azimli ve kararlılar, maşaAllah. Ben üzülmüyorum, mesela Bürent Arınç Beyefendi öyle açıklama yapmış, öyle şey olmaz, üzüntü Allah doğru bir şey yapmadı anlamına gelir. Allah herşeyi hayırla ve güzellikle yapar. Ben Resulullah (s.a.v.)’in yanına gittiği için sevinç duyuyorum. Cennet sofralarına gittiği için sevinç duyuyorum. Ve şehit olduğu için de sevinç duyuyorum çünkü şehit oldu Erbakan Hocamız. Cihat halinde vefat eden herkes şehittir. Cihat halinde vefat etti mi, etmedi mi? Vefat etti, o zaman şehit oldu.
ALTUĞ BERKER:“İki güzellikten biri” diyor, Allah ayette.
ADNAN OKTAR:Şehide üzülmek şehitliği anlamamak demektir. Çok acayip bir şey olur, çok çok yanlış olur.
“Allah rahmet eylesin Erbakan Hocamız için. Otuz beş yıl Erbakan Hocamız ile birlikteydim. O bizi seviyordu defalarca ifade etti. Mükemmel bir insandı biz de onu seviyorduk. İnsan olarak çok muhteşem bir insandı. İnançlıydı ve inancını yaşıyordu. Doğruların peşindeydi ben şahsen onu çok seven ve bağlı kalan biri olarak Allah’ın takdiri olarak karşılıyorum. Bize istikamet veren bir insandı. Onunla birlikte hayatlarının sonuna kadar birlikte olmaya azmetmiş çok güzel bir kitle var. Hocamız siyaseti cihat olarak gören ve cihadın tarifini yapan bir insandı”. İşte bu yeterli, cihat halindeyken vefat eden bir insana ne denir? Cihad halindeyken Allah yanına aldıysa ona ne denir? Şehit denir. Şehit olduğuna üzüldüm diyorsa bir adam dini anlamıyor demektir. “İyinin doğrunun hakimiyetini korumak için çalıştı”. Uzun uzun Erbakan Hocamız’ı övmüş kardeşimiz. Çok güzel o bizim canımızdır. Erbakan Hocamız’ın özel, gizli bir yönü vardır. Hz. Mehdi (a.s.)’a ortam hazırlamak onun en büyük ideallerinden birisiydi. Yani o bilinir, birçok kişi bilir. Hz. Mehdi (a.s.)’a ortam hazırlayan birisi olduğunu ve bunu söylediğini yakınları bilir. Yani özel bir halidir onun, beyan ettiği bir halidir onun. Hz. Mehdi (a.s.)’a ortam hazırlamak. Bir delil söylerim konu biter ama söylemeyeceğim. Dikkatlice okuyan, inceleyen anlar hemen. Çünkü her halükarda siyasi bir parti olduğu için şu an olmaz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylediniz Hocam. “Muazzam olaylar meydana getiyor Allah Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul ettirinceye kadar. Hz. Mehdi (a.s.)’ı kabul ettirdikten sonra ömürlerde uzama oluyor. Depremler sakinleşiyor, seller sakinleşiyor, tusunamiler sakinleşiyor, bereket ve bolluk başlıyor, müthiş bir bereket bütün dünyayı sarıyor, Mehdi vesilesiyle. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ı indiriyor Allah. İki bin yıl sonra Allah ulül-azm bir Peygamberi indiriyor. Hz. Mehdi (a.s.)’a vezir yapıyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın önemini ve büyüklüğünü buradan çok iyi anlıyoruz. Allah katında Hz. Mehdi (a.s.)’ın büyük olduğunu görüyoruz. Nübüvvet yolundan geliyor, bir tek Hz. İsa (a.s.)’da vardır. İmam’ı Rabbani’de vardır ve Hz. Mehdi (a.s.)’da vardır. Aracısızdır herhangi bir şeyhi yoktur, Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Bir medrese eğitimi yoktur. Hz. Mehdi (a.s.) ümmidir Arapça da pek bilmez” demiştiniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir kere hatırlıyorum Şeyh Nazım Hocamız Erbakan Hocamız’ın bir toplantısına gitmişti. İnsanlar oturuyorlardı, “ayağa kalkınız” dedi. Herkesi ayağa kaldırdı. Çok şahane bir konuşma yapmıştı, internette de var, Şeyh Nazım Hocamız. Erbakan Hocamız çok severdi Şeyh Nazım Hocamız’ı. Derin bir muhabbetle severdi. O da bilinmesi gereken bir gerçek inşaAllah. Allah Erbakan Hocamız’a cennet nasip etsin, cennetin güzelliklerini nasip etsin. Allah geride kalan kardeşlerimize de derin bir şevk, derin bir heyecan. İttihad-ı İslam yolunda çok güçlü bir mücadele nasip etsin. Kalplerine inşirah, ferahlık versin. Üzülmekten Allah onları muhafaza buyursun. Çünkü Allah esirgesin çok yanlış bir şey olur. Biz üzülmüyoruz şehit olduğu için iftihar ediyoruz. Üzülme diye bir şey olmaz. Çok çok fazla başsağlığı maili gelmiş. Erbakan Hocamız’ın ne kadar sevildiğinin açık alameti. Binlerce başsağlığı yazısı geldi maşaAllah. Cenazede disipline çok özen göstersin kardeşlerimiz. Çünkü bakın illaki ön saflara gelmek istiyorlar ama bu çok müthiş bir eziyet olur. Oradaki mübarek insanlar; çünkü bir kısmı yaşlı insanlar geliyor. Hocamızı sevenler geliyor, büyük mürşitler, şeyh efendiler geleceklerdir. Onlara bir ferahlık olması için özellikle Fatih Cami’sinin çok ferahlandırılması lazım. Özellikle caminin caddeleri arkaya doğru istedikleri gibi genişletebilirler. İllaki önde olacağız diye bir şey yok. Allah her yerde namazı kabul eder. Lüzumsuz izdihamdan kaçınmak çok çok önemli. Yani şehrin gerilerine doğru safların açılmasında çok büyük fayda var. Fatih Camii tamamen ferah olsun. Çok çok rahat oradaki büyükler, müceddidler, müçtehid efendilerin rahat olması için. Bir de devlet erkanı da gelecek. Rahat olmaları açısında bu çok önemli. Çünkü herkes illaki tabuta yakın, cenazeye yakın arzusunda oluyor. El sürmek istiyorlar, bu olmaz. Bu çok müthiş bir izdiham ve fitneye sebep olur. Çok çok yanlış bir hareket olur. Niyet etmeleri yeterlidir. Dua etsinler yeterlidir. Tabii devletimiz de çok esaslı güvenlik tedbiri alacaktır, inşaAllah. Dolayısıyla Hocamız’ı da uğurlayacağız Allah’ın izniyle inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Nahl Suresi, 111. ayet “O gün herkes kendi nefsi adına mücadele eder ve herkes yaptığının karşılığı eksiksiz ödenir. Onlar zülme uğratılmazlar”. Erbakan Hocamız da bütün ömrünü İslam’a, Kuran’a vakfettiği için ve şehit olarak da vefat ettiği için inşaAllah makamı cennet, Allah’ın izniyle.
Basında Harun Yahya
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...