SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ programımıza Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR:“Esselamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhterem hem imani ilmi ve dili ile yiğit pehlivan saygıdeğer Hocam. Öncellikle Hakk’ın rahmetine kavuşmuş olan efsane mücahit Başbakanımız Prof. Dr. Necmettin Erbakan’a Allah rahmet eylesin, cennetinde güzel makamlar eylesin, inşaAllah. Ailesine, milletime başımız sağolsun dileklerimi iletirim Hocam. Sizden bir ricam olacak; Rabbimin bir emaneti olan yavrum kızım Habibe” ne güzel ismi varmış “ciğerparem rahatsız. Bu üçüncü kez oluyor. Doktorlar şizofren diyorlar.” Şimdi bir şey diyecektim doktorlara, yanlış teşhis koyduklarıyla ilgili. “Kızım da bu teşhise çok üzülüyor, hayal de görüyor, halüsinasyon. Hem duanıza, hem tavsiyenize ihtiyacım var. Ne yapmam lazım? Kızım gözümün önünde eriyor Hocam. Programınızı titizlikle takip ediyorum. Not: Hocam yayınlarınızda altyazılar biraz açık renkli olsun lütfen. Yazılar çok zor okunuyor.” diyor. Doğru söylüyor. Ona daha uygun bir teknik kullanın. Yarın herhalde değiştirirsiniz, o doğru söylüyor. Yaşar kardeşimiz Almanya’dan yazmış. Kaç yaşında çocuk? Sen bize bir detay versene Yaşar. Çok detaylı bilgi ver, bizim de danışacağımız değerli doktor kardeşlerimiz var, teknik olarak çok detaylı biz onu yurtdışına da sorarız. Kendi kanaatimizi de bildiririz. Ama sen daha çok benim kanaatimi istiyorsun anladığım kadarıyla. Ama detaylı bir bilgi alayım ben önce, inşaAllah.
“Esselamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Muhammed Adnan Hocam, sizi bize gönderen Allah’ımıza sonsuz hamdü senalar olsun, inşaAllah. Hocam maşaAllah yine şeytanların başını nur balyozuyla paramparça ediyorsunuz.” Doğru söylüyorsun. “Elhamdulillah. Hocam sizi Allah için çok seviyorum. Allah sizden ebediyen razı olsun, inşaAllah. İttihad-ı İslam’da inşaAllah iyi gelişmeler var, başımıza güzel insanlar gelsin. MaşaAllah siz konuştukça manen ufkumuz genişliyor, inşaAllah. Bir arkadaşım Cübbeli’nin kitap ve CD’sini bana hediye olarak getirdi. Kitaba baktım sizin eserlerinizi taklit etmiş kapak tasarımında falan. Başlık olarak da ‘Hz. Mehdi (a.s.) Muhakkak Gelecek Fakat Bu Yüzyılda Değil’ diye de başlık koymuş Hocam. Bu adam ne yapmaya çalışıyor? Hocam ben eserlerinizi yıllardır takip ediyorum. Arkadaşım çok şiddetli ciddi Cübbeli’yi savunuyordu, ona Mehmet Talu Hocamız’ın Hz. Mehdi (a.s.)’la ilgili videolarını gösterdim, çok şaşırdı ikna olacak, inşaAllah. İnsanların bazıları bu adama körü körüne inanıyorlar mıdır Hocam? Allah feraset ihsan eylesin. Erbakan Hocamız’a Allah’tan rahmet ve mağfiret diliyoruz. Oğlu Fatih Erbakan’ı çok seviyoruz, inşaAllah. Hocam bize de dua edin, inşaAllah. Hocam ben de sizin eserlerinizi alıp dağıtmak istiyorum. Bu cehde iştirak etmiş oluruz, inşaAllah. Allah sizden ebediyen razı olsun” diyor Ferit Çakmaker kardeşimiz. Cübbeli, Mehdiyet’in tanınmasında çok müthiş hizmeti oldu. Mesela Aydın Doğan’ın takımının da çok büyük hizmeti oldu. Onlar, Cübbeli ve Aydın Doğan ekibi koro halinde; Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek, diyorlar. O zaman insanlar dedi ki, bir fevkaladelik var, durduk yere bunlar bu konunun üzerinde durduğuna göre, ‘gelmeyecek, gelmeyecek’ demek ki, Hz. Mehdi (a.s.) ya geldi, ya gelmek üzere, o zaman bir olağanüstülük var, biz bu konuyu bir inceleyelim, dediler. İnceleyince Mehdiyet’i tam kavramış oldular. Onun için Cübbeli tam aksiyle karşılık almış oldu.
İran’la ilişkilerimizi sormuşsunuz Selim Can Menemencioğlu. İran arslandır arslan.
“Sayın Hocam cinlerin musallat olma durumunda ne yapmak gerekir?” Ne yapacaksın? Allah’a sığınacaksın. Cinin bir gücü yoktur, Allah’ın gücü vardır. Cinin müstakil gücü nasıl olsun? Cin garibanın garibanı, Allah’ın yarattığı bir varlık. Allah ne derse onu yapar. Bütün güç kuvvet Allah’ındır, ayrı olduğuna inanırsan şirk koşarsın, olmaz. “Bir cin diğer bir cini durdurabilir mi?” diyor. Durdurur tabii. Nasıl Müslümanlar küfrü durduruyorsa, mümin bir cin de kafir cini durdurma gücüne sahiptir, Allah’ın dilemesiyle Abdullah kardeş. Bazen kız arkadaşların yanında konuşuyorum cinlerden acayip korkuyorlar. Bu nedir kardeşim, “ayy!” falan diye böyle acayip sesler çıkartıyorlar. Allah’ın kulu, ne var onlarda bu kadar acayip karşılamaları.
ALTUĞ BERKER:Sayın Erbakan Hocamız’la ilgili yazılar vardı bugün; Mehmet Altan bir yazısında; Milli Görüş kavramının temelinde kutsal metinlerin, yani dinin inancın yer aldığını, dolayısıyla içinde demokrasinin pek bulunmadığı bir görüş olduğunu yazmış. Bunun sebebinin de, “kişinin referansı kutsal metin olunca yaşama farklı bakar, dünyadaki sosyolojik gelişmelerin ürettiği evrensel değerler olunca çok daha farklı bakar” mantığıyla açıklamış. Din ile demokrasi arasında bir bağ bulunmadığına vurgu yapmış. Bu nedenle Milli Görüş taraftarlarının ve dindar kesimin aslında demokrasiye çok yakın değilken, 28 Şubat sürecinden sonra mecburen yakınlaşmaya başladığını, dolayısıyla Milli Görüş anlayışının da bu süreçten sonra kırılmaya uğradığını söylemiş. Ak Parti’nin çizgisinin ise demokrasiye daha yakın olduğunu belirtmiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi Mehmet Altan solcudur ama zeki çocuktur, kültürlüdür. Şimdi böyle dar görüşlülük ona yakışmadı. Demokrasi ne zaman ortaya çıktı? Zamanı belli. Din ne zamandan beri var? Çok çok öncesinden var. Demokrit miydi o, bir vatandaş vardı demokrasiyi ortaya çıkartan zat? Bu nereden öğreniyor? Bir kaynağı var, bir kitap var okuyor. Demokrasinin kaynağı yine kutsal kitaplardır. Demokrasi ne demek? İnsanların fikirlerinde özgür olması, yani kalben bir rahatlık, suhulet, ferahlık olması, insanların eziyet çekmemesi. Allah’ın bizden istediği budur. Özgür, sevinç dolu bir ortam. Gerçek demokrasi budur. Gerçek demokrasiyi de Hz. Nuh (a.s.)’ın Kitab’ı, Hz. İbrahim (a.s.)’ın Kitab’ı, suhufları bunlar öğretmiştir dünyaya. Marks, sosyal adaleti Tevrat’taki Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili detaylı açıklamalardan öğrenmiştir. Hz. Mehdi (a.s.)’ın sosyal adaletini, Kral Mesih’in sosyal adalet anlayışını, dinsiz sosyal adalete çevirmek istemiştir. Karl Marks hem anneden, hem babadan hahamdır. Dolayısıyla Tevrat’tan öğrendiklerini hayata geçirmeye kalkmıştır, kendi kafası değildir. Demokrasiyi de kutsal kitaplardan öğrenmişlerdir. Allah bizim özgür olmamızı ister. Mesela ben demokratım, ama Kuran’dan öğrendim ben demokrasiyi. Demokrasi anlaşılsın diye, başka kelime karşılığı yok da onun için söylüyorum. Şimdi sandalyenin karşılığı nedir? En fazla iskemle falan dersin, işte sandalye. O özgür düşüncenin adı demokrasi bilindiği için, Kuran’da demokrasi olarak geçmiyor ama Kuran onu bize tarif ediyor. Bizim mutlu olmamız, sevgi dolu olmamız, kafamızın rahat olması, psikolojik olarak baskı altında olmamamız, Kuran bizden bunu istiyor. Bunun adı demokrasidir. Komünistler Rusya’da demokrasi getirdiler, nasıl demokrasiydi? Tam bir kepazelikti, tam bir acı sistemi ve şiddet, panik sistemiydi, dehşet sistemiydi. Komünistler demokrasiyi en şiddetli savunan adamlardı. Hep demokratik bilmem ne cumhuriyeti; nerenin demokrasisi? Sürünüyor halk. Çin’de halka bir bakın, böyle bakıyor adamlar, gözleri ayna gibi adamların, bitmiş. Öyle demokrasi olur mu? Demokrasinin ölçüsü insanların yüzüdür. İnsanların yüzünde bir neşe varsa, huzur varsa, sevinç alameti varsa, orada demokrasi vardır. İnsanların suratı asıksa, orada demokrasi yoktur. Konu budur, ölçüsü budur, ondan gerisi hikaye. Onun için Mehmet Altan burada yanlış bir teşhis koyuyor. Mühim olan sevilen, seven, dostluğun, kardeşliğin olduğu, özgürlüğün olduğu, şiddetin, acının olmadığı bir ortamdır. Bunu sağlayan sistem işte İslam’da var. Açsın Mehdiyet’e baksın, Mehdiyet’in bütün detaylarına baksın, bize nefis bir hayat, nefis bir ideal, nefis bir ortam sunuyor. Buna demokrasi denir işte. Biz komünist modeli demokrasi istemiyoruz. Avrupa tipi demokraside de insanlar mutlu olmuyorlar. Avrupa’da kimse kimseyle dost değil. Mesela oğlan çocuğu veya kız çocuğu 18 yaşına geliyor evden ayrılıyor, babasını, atasını, kimseyi tanımıyor, muhatap dahi olmuyor, adam yerine dahi koymuyor. Yaşlı amcalar, yaşlı dedelerin hepsi huzur evine doluşuyorlar. Muhatap dahi olmuyorlar onlarla. Demokrasi bunu getiriyor işte. Ve suratlarında en ufak bir neşe ifadesi yok, mutluluk ifadesi yok. Bazen Fashion TV’yi açıyorum, böyle neşelenmiş havalar falan, parmaklarıyla çeşitli işaretler yaparak, elinde bir şişe var zırt pırt onu gösteriyor, ışıklar yanıp sönüyor falan, kardeşim sen nihayetinde zehir gösteriyorsun, ne gösteriyorsun yani, neyine neşelensin adamlar? Sen parayı vermesen o genç kızlar orada o neşeyi gösterecekler mi sana? Tombul bir adam var orada, ikide bir onu çıkartıyorlar falan. Hiçbirinde gerçek neşe olduğunu görmedim. Hiçbir yerde sevinç yok. Hepsi suni ve çok ürkünç ortamlar, kimin ne olduğu belli değil, abuk sabuk vakalar yani, bayağı tedirgin edici bir ortam. Adam orada nasıl mutlu olsun? Orada demokrasi olsa kaç yazar, ne olur yani? Demokrasi insana hakikaten derin bir neşe getirmesi lazım, derin güven getirmesi lazım, kafa dinçliği olması lazım, gönlünün ferah olması lazım. Burada yok. Ne demek demokrasi o zaman? İslam işte benim dediğim pozitif unsurları, güzel unsurları getiriyor. Bu da Mehdiyet’le gelir. Milli Görüş Mehdiyet’in aşamalarından bir aşamadır. Mehdiyet’e zemin hazırlayan sistemin adıdır Milli Görüş. Ve bunu herkes biliyor, bilmeyen yok. Erbakan Hocamız’ın aşkı İttihad-ı İslam’dı, başka da bir şey yoktu. Oğlu Fatih de, o da koç yiğittir. Fatih’i bütün kardeşlerimiz böyle canı gönülden desteklesinler, sevsinler. Fatih çok akıllı, yaman bir delikanlıdır. Biz ondan çok şey bekliyoruz. Ve çok büyüyecek Saadet Partisi. O mantık da çok büyüyecek, bunu da göreceksiniz.
ALTUĞ BERKER:Cengiz Çandar bugün Hürriyet’te; Erbakan Hocamız’ın ömründe gördüğü en kibar, en zarif insan olduğunu, kendisine en zalim haksızlığın 28 Şubat sürecinde yaşandığını, bu dönemde medyanın neredeyse tümünün, yazılı basının ve televizyon kanallarının çoğunun ele geçirildiğini, inanılmaz bir beyin yıkama faaliyetiyle aylarca psikolojik harekat yapıldığını, kamuoyunun beyninin bu yolla zehirlendiğini söylemiş. “Bu post modern darbenin hedefi ise Sayın Erbakan’dı. Ancak Erbakan Hoca bugünkü cenaze töreni ile 28 Şubat’ın tabutunun kapağını örttü. 28 Şubat’ın cenazesi artık kalkabilir. Erbakan Hocamız’ın ruhu şadolsun,” sözleri ile bitirmiş yazısını.
ADNAN OKTAR:Cengiz Çandar delikanlıca yazmış, helal olsun. Cengiz Çandar’da bir dürüstlük eskiden beri vardır ruhunda. Devlet terbiyesi vardır üzerinde, bu çok dikkat çeker. Bu Yiğit Bulut, o, nadir de olsa koç yiğitler, delikanlılar var memlekette. Ve hakikaten Allah bunlara etkili olma gücü de veriyor, maşaAllah. Solcudur Cengiz Çandar, ama delikanlı çocuk. Bana hiç farketmez, mason da olabilir, dürüst olması önemli. Dürüst olduktan sonra bir nevi Müslüman’dır, potansiyel Müslüman’dır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir televizyon haberi vardı Hocam; “Babamın tek amacı İslam Birliği’ni kurmaktı.” Tek amacı İslam Birliği’ydi, diye.
ADNAN OKTAR:Fatih’e helal olsun. Yalnız Fatih’in muhalifleri de çok olur, Fatih’in dostlarının çok olması lazım, koruyanı çok olsun. Ben şahsen sonuna kadar yanındayım Fatih’in. Ama çok özenli olsunlar, çünkü Hocamız’dan bize emanet o, gittikçe de olgunlaşıyor, daha bilgisi, görgüsü, kültürü artıyor iyi oluyor, inşaAllah.
“Esselamun Aleykum.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu “Nurlu, Kuran ahlakını elbise edinmiş, üzerine giymiş, onun kokusu mis gibi kokan, onunla bakan, onunla konuşan, Allah’ın kulum dediği Resulullah Efendimiz (s.a.v.)’e hakiki ümmet, biz talebelerine esaslı Hoca, Ahir zamanda ilmin ve şefkatin kapısı vesilesi, en çok övgüye layık, en sevilen, en halim selim, çok basiretli, çok merhametli canımız Hocamız.” Aynı zamanda Erbakan Hocam’a ithaf ediyorum ben bu konuşmayı. Ve Şeyh Nazım Hocam’a, Bediüzzaman’a. “Bu övgüler sizin için yeterli değil, ancak bir kısmını diğer maillerime ayırdım, inşaAllah. Canım Hocam kurabiyeleri o kadar hoş yiyorsunuz ki, ben de hemen mutfağa koşup önüme birkaç kurabiye getiriyorum, sizinle birlikte yemeye başlıyorum. Yalnız ben sizin gibi çatalla yiyemiyorum. Kurabiyeler kuru olduğundan ya uçuyorlar, ya kaçıyorlar. Ne kadar marifetlisiniz canım Hocam. Nasıl onlara sabırla çatalla yiyorsunuz, maşaAllah. Allahualem siz bir tanesini kibar kibar sabırla yerken, ben birkaç tanesini o anda yiyorum” diyor. Sevgisinden, böyle coşkusunu anlatan samimi bir yazı yazmış, maşaAllah. Canımız, güzelimiz bir kız arkadaşımız, inşaAllah. Gerçi tanımıyorum bu hanımefendiyi ama, çok seviyor demek ki beni, maşaAllah. Ben de onu çok seviyorum.
ALTUĞ BERKER:İbrahim Kiraz, Star Gazetesi’nde; Erbakan Hocayla 40 yıl boyunca alay edildiğini, çünkü bir zamanlar Türkiye’nin Batı medeniyeti karşısında geri kalmış, toplu iğne üretecek bir fabrikanın bile olmadığı, bir sente muhtaç bir ülke iken, Erbakan Hocamız’ın yeniden büyük Türkiye’den, İslam Birliği’ni kurmaktan, Türkiye’nin ağır sanayi kuracağından, mazlum milletlerin kurtuluşuna önderlik edeceğinden bahsettiğini ve büyük bir Türkiye hayal ettiğini söylemiş. “O zamanlar Türkiye’nin seçkinleri bu laflara gülüyorlardı, ancak şu anda tam olarak hedefe ulaşmasak da Erbakan Hocamız’ın hayallerinin mümkün olduğunu anladık ve kurduğu hayallerin gerçeğe dönüşebileceğinin işaretleri ortaya çıktı” demiş. “Türkiye’nin bugün geldiği noktanın Erbakan Hocamız’ın ve arkadaşlarının kurduğu hayallerin eseri olduğunu” söylemiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim şimdi hayal kurma falan, şimdi bunlar anlamıyorlar, İslam’ı anlamadıkları için şaşırıyorlar. Bir Müslüman’ın gönlündeki en büyük arzu Allah’ın rızasını kazanmaktır ve İslam’ın dünyaya hakim olmasıdır. Ben cennet gibi bir dünya istiyorum. İnsanların korku duymasını istemiyorum. Dünyaya aşkın hakim olmasını istiyorum. Sevelim, sevilelim dünyası olsun istiyorum. Gerginlik istemiyorum. Herkes birbiriyle mahkemelik kardeşim neredeyse, cayır cayır savcılar hareket halinde, mahkemeler hareket halinde, hapishaneler hareket halinde, ben böyle bir dünya istemiyorum. Ben hapishanelerin lokantaya çevrildiği, mahkemelerin böyle limonata içilen, konuşulan yerler olmasını istiyorum. Ve kimsenin kimseden korkmasını istemiyorum. Bu Allah’ın emri bize. Ben böyle bir hayat istiyorum, bu kadar, karmaşık bir şey yok. Benim bunu istemem son derece normal. Mesela hava sıcak olunca biz klimayı kapatıyoruz, bunaltıcı bir dünya istemiyorum ben. Güzel olsun istiyorum ve kimsenin de üzülmesini istemiyorum. Şakır şakır adamları vuruyorlar, asıyorlar kesiyorlar, bağıran çağıran, dehşet ortamı yaratıyorlar, ben bunu istemiyorum. Bunu istememek, işte bu İttihad-ı İslam, Milli Görüş, işte budur karışık bir şey yok.
Can Yıldız; “Saygıdeğer Adnan Oktar Hocam, Cübbeli Ahmet Hocamız’ı da yakın birgünde programınıza davet etseniz ve fikirlerinizi karşılaştırsanız, Ahmet Hocamız gelecektir eminim. Lütfen bunu yapın millet görsün, emin olun ortada yanlış tanıtma var. Karşılıklı yanlış bilgiler akıyor” diyor. “Adnan Hocam, sizinle Cübbeli Ahmet Hocamız’ın birbirlerini doğru anlamaları lazım, bunun için de beraber başbaşa tek bir program yeterli olacak eminim. İnşaAllah-u Rahman en kısa zamanda gerçekleşir, artık barışalım, birbirimize atıp tutmayı bırakalım, lütfen bu gerçekleşsin. Can Yıldız.” “Birbirimize atıp tutmayı bırakalım.” Atıp tutma; tamam tutma olayı var da, bizde atma yok. Kardeşim şimdi bir kere Aydın Doğan’ın takımıyla iç içe olan adam kim olursa olsun ben rahatsız olurum, mutlaka bir şey vardır. Şimdi ben bu adamı İttihad-ı İslam konusunda hizmet ettireceğim. Şimdi bu Mehdilik konusunda, İttihad-ı İslam konusunda net tavır almış durumda. Yani bu yüzyılda İslam’ın hakim olmasını istemiyor. Bu çok vahimdir benim için, vahim bir olaydır. Benim böyle bir adamla anlaşmam mümkün değil. Adam Müslüman aleminin birleşmesini istemiyor, İttihad-ı İslam’ı istemiyor, Türk-İslam Birliği’ni istemiyor. Gerekçesi de şu; “Sen böyle bir şey olduğunda Mehdiliğini ilan edeceksin” diyor. Kardeşim şimdi bunda mantık var mı, sana ne? Sen Allah’a teslim ol, Hz. Mehdi (a.s.) kim olursa olsun, Allah kimi takdir ettiyse o olsun. Niye dehşete düşüyorsun? Bakın sırf bana muhalefetinden, çok büyük bir suç işliyor. İttihad-ı İslam’ı istemiyor ve İttihad-ı İslam’a cephe aldı, Türk-İslam Birliği’ne cephe aldı. Benim konum bu kardeşim, yoksa elin garibanıyla benim ne alıp veremediğim var, zavallı bir insan, acıyorum. Binbir türlü rahatsızlığı olan, iki büklüm bir adam ama tahribatı çok büyük. Bir din adamının Türk-İslam Birliği’ni istememesi ne demek kardeşim? Bir de çok has bir cemaatin, tertemiz insanların içerisinde bunu yapıyor. Mahmut Hocamız’ın cemaati nur cemaatidir, tertemiz cemaat. Onların içerisinde kir meydana getiriyor, yanlışlıklar meydana getiriyor. Bir de rahat da durmuyor, gidiyor Mehmet Talu Hocam’la da uğraşıyor. Bakın onun yazılarını da çıkartmış Lalegül FM’den. Zorun ne, ne demiş, suçu ne onu söyle bana. “Hz. Mehdi (a.s.) geldi” demesi, suçu bu. Vay sen misin bunu diyen, çıkartıyor. Ve bu nasıl bir hakimiyet kurma ruhu? Demek ki bir tehlike var. Bir tek o değil, cemaatteki birçok değerli Hoca Efendi’ye de tavır almış durumda. Kendince bir projeler üretiyor ve bunu dışarıdan destekleyenler var. O mübarek cemaate yönelik bir mühendislik çalışması var. Tabii biz de burada oturup seyretmeyiz böyle bir şeyi. Nasıl Erbakan Hocam’a oyun oynandığında şahsım adına tepelerine bindim ve kafalarını paramparça ettim, fikirle, bilimle, sevgiyle, akılla ve dümdüz oldular. Erbakan Hocamız’ın anlı şanlı cenazesini de gördüler ve ne kadar sevildiğini de gördüler. Allah esirgesin Hocamız’ı bir köşeye koyacaklardı, unutturacaklardı güya; genel başkanlıktan alınmış, emekli olmuş bir insan, vefat edip gidecek böyle. Bakın Türkiye, dünya yerinden oynadı. İstanbul’da üç bin camide birden sela verildi, üç bin camide birden. Altmış ülkede gıyabi cenaze namazı kılındı, bütün dünya sallandı. Onların oyununa bak, bizim kurduğumuz sistemin, onların oyununu nasıl devirdiğine bak. Ben tek başıma kafalarını ezdim Allah’a çok şükür, elhamdulillah. Cübbeli gıkını çıkartmadı, aylarca seyretti Erbakan Hocamız’a yapılan saldırıyı. Sonra Erbakan Hocamız arslan gibi kükreyince, Erbakan Hocam’dan yana bir tavır göstermeye başladı. Sen bir şey mi diyeceksin Berker?
ALTUĞ BERKER:O söylediğiniz konunun haberi vardı, onu gösterecektim.
ADNAN OKTAR:Evet bakayım.
ALTUĞ BERKER:“Üç bin camide sela okundu” Erbakan Hocamız için.
ADNAN OKTAR:Kardeşim elveda der gibi hep böyle resim yayınlarlar, ben gıcık oluyorum böyle şeylerin yapılmasına. Ne gerek var bunlara? Zaten o bizim içimizde, Hocamız. Yani ruhu duruyor, düşüncesi duruyor. Şu an zaten, inşaAllah cennette Hocamız. Nedir bu hareketler? Bilmiyorum, belki bir uç fikir ama hoşlanmıyorum ben o tip şeylerden. Ayrılmış değil ki, ruh olarak içimizde Hocamız, nedir yani? Şu an genel merkezde otursa ne farkeder, oturmasa ne farkeder. Fikirlerini aynen uyguluyor muyuz, sözlerini aynen duyuyor muyuz, düşüncelerini aynen duyuyor muyuz, ne farkediyor? Hocamız bir tanedir, dünya tatlısıdır. Bak mesela ben Saadet Partili değilim, ama haksızlığa, zulme karşı ben delikanlıyım, o konuda Allah’ın delisiyim. On binlerce kişiyi karşıma aldım ben, hiçbir çıkarım yok benim, siyasi çıkarım da yok, maddi çıkarım da yok; bu Numan Kurtulmuş olayında. On, hatta yüz binlerce insanı karşıma aldım Erbakan Hocamı korurken. İftihar ederim, iftihar ederim, isterse milyonlarca kişi karşımda olsun. Bir kişi için yüz bin kişi karşımda olsa kabul ederim. Haksızlığa bende tahammül yok, kabul yoktur, ben böyle bir şeyi seyretmem. Adamlar bana karşı olur, işte Numan Kurtulmuş’un ekibi bana karşı tavır alacaklar bilmem ne falan, vız gelir tırıs gider hiç takmam. Cübbeli böyle mühendislik hesabı peşindeydi, ince hesaplar peşindeydi. Benim öyle ince hesabım yok. Dolayısıyla Cübbeli’yi zaten İslam’a, Kuran’a zorla hizmet ettiriyoruz. Koyun Cübbeli’nin bir konuşmasını da yayınlayalım, Can Yıldız’ın da içi açılsın, inşaAllah.
VTR: Cübbeli, “Hz. Mehdi (a.s.)’ın Yardımcıları Arap Değil, Türklerden Olacak” Diyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi Mehdiyet’i bu kadar mükemmel olarak anlatan bir hoca olmayabilir, acayip güzel anlatıyor. Ama en istemediği de şey, en dehşete kapıldığı şey ve en hoşlanmadığı şey, Allah ona yaptırıyor işte bunu. Bunları zamanında söylemiş, on yıl önce, onbeş yıl önce söylemiş, ama şu an hiçbir şekilde söylemek istemez. Binlerce kere, İslam hakim oluncaya kadar söylettireceğim buna. Sesi de çok güzel, Kuran’ı güzel okuyor, çok şahane okuyor. Bak ben hakka hak derim, doğrusu bu, mükemmel okuyor. Bu konudaki ilmi de çok güzel, Hz. Mehdi (a.s.) konusundaki ilmi. Doğru, hepsi doğru anlattıklarının. Bir tek şu şeylerde biraz, Hz. Mehdi (a.s.)’ın burnunu uzun yapmaya kalktı; olmadığı halde, mesela burada dürüst davranmadı. Rengini koyu esmer yaptı, burada da dürüst davranmadı. Ama öbür dediklerinin çoğu doğru, inşaAllah. Biz hakka hak. Ama Can’ın iyi niyetli olduğuna inanıyorum, güzel. Sen kardeşimizsin, dürüstçe samimiyetle yazdığını gördüm, yani öyle arkasında bir şey yok, inşaAllah.
“Sayın Hocam, ben öğretmen bir bayanım. Benim sizinle mutlaka özel görüşmeye ihtiyacım var. Sizden başka dostum olmadığına inanacak kadar yakın hissediyorum kendimi, tahmin edemeyeceğiniz bir durumdayım, sizinle mutlaka görüşmeliyim. Allah’a emanet olun. Yalnızca sizin programda uyuyabiliyorum” diyor, ne güzel. Demek ki içinde bir ferahlık oluyor kardeşimizin. Tamam 02:00’den sonra müsait oluyor, buraya gelebilirsiniz kardeşlerimize bilgi verirseniz, inşaAllah.
Ali Gürbeden. “Selamun Aleykum nuru dünyayı aydınlatan, canımız Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Senin Risale-i Nur Külliyatı okumandan memnun olmuş kardeşimiz, Ali Gürbeden. Acayip Nurcu oldu. Ben bunun kadar hızlı okuyamam hakikaten, maşaAllah.
SUNUCU:MaşaAllah
ADNAN OKTAR:Sözler’i bitirdi, maşaAllah. Bir de çok dikkatli okuyor, maşaAllah. “Hocam ne okuyayım?” dedi, Risale-i Nur oku, dedim. Çünkü orada samimi bir mücadeleyi görecektir, samimi insan ruhu görecektir. Ama bak bu öylesine söylenmiş bir söz değil, çok koyu samimi bir insan ruhu görecektir. Çok samimi bir mücahidin ruh halini görecektir. Bir deli aşığın, Allah’ın deli aşığının üslubunu görecektir. Dürüst, ama alabildiğine dürüst bir Müslüman’ın üslubunu görecektir. Model açısından çok önemli bu, yani çağımızda olması açısından. Diyorlar ki: “Risale-i Nur’u Türkçeleştirsek”. Kardeşim o ruh gider, o üslup gider, olur mu öyle şey? Bambaşka bir şey olur o zaman o. Mesala Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili konularda o kadar vurucu ve o kadar müthiş bir şeydir ki, yani gözüyle gördüğünü çok açık anlıyoruz üslubundan. Bak mesela Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri için; “her ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar” diyor. Risale-i Nur toplantılarında bunu okurken çok hoş bir ahenk meydana gelir. Bu üslupta, Risale-i Nur’un özel ahengi vardır. Müthiş zevklidir bilen bilir, acayip zevklidir, çok güzel anlatır Bediüzzaman. Böyle sahtekar bazı hocalar gibi duygusallık falan, öyle adilikler, basitliklerle arasındaki müthiş fark acayip coşku verir. Alabildiğine dürüstlüğün, alabildiğine net imanın, samimi imanın üslubu vardır. Mesela cenneti bir tarifi var yani bayağı acayip.
“Selamun Aleykum Hocam. Ahmet Yesevi hakkında ne düşünüyorsunuz?” Kardeşim ne haddime benim Ahmet Yesevi hakkında hüküm vereceğim. Ahmet Yesevi şahtır, şahlar şahıdır. Çok büyük bir alim ve büyük mutasavvıftır. İmam-ı Rabbani hakkında ne düşünüyorsunuz, der gibi bir söz oluyor, bizim ne haddimize, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Zaman Gazetesi’nde bir haber vardı bugün; Başbakan Erdoğan Libya’daki krizin sona ermesi için yaptırım ve NATO müdahelesi çağrılarına karşı çıkarak, “NATO’nun Libya’da ne işi var?” demiş. NATO’nun ancak mensubu olan ülkelerden birine karşı herhangi bir müdahale yapılması halinde, böyle bir konuyu gündeme getirebileceğini, Libya konusunda böyle bir yetkisinin bulunmadığını belirtmiş. “Biz Türkiye olarak buna karşıyız, böyle bir şey konuşulamaz, böyle bir şey düşünülemez” diyerek, “yönetimlerin yanlışlığının faturası halklara ödetilmemelidir. Libya halkının cezalandırılması anlamına gelecek her türlü yaptırım ve müdahale, büyük ve kabul edilemez sıkıntılara sebep olabilir” demiş.
ADNAN OKTAR:O zaman Türkiye’nin gitmesi gerekiyor. Türkiye gidecek. O deliyle görüşsünler, aklı gitti çünkü onun. Allahualem çizdi kafayı.
ALTUĞ BERKER:Bugün de gülüyordu bayağı.
ADNAN OKTAR:Allahualem gitti kafası, panik halde o. Şefkatli bir şekilde birisi, bir devlet görevlisi; tabii yukarıdan birisi, çok enaniyetli çünkü, çok gururlu; gururundan delirdi zaten, böyle şefkatle konuşup, bu konuda onu ikna etmek lazım. Bizim arslanlarımız, koç yiğitlerimiz, 4 gemi mesela bir tümen askerimiz giderse, konu biter. Havadan da indirme yapılabilir ayrıca, havadan da uçaklar indirirler, inşaAllah. Ama alkışlarla karşılanacak, inşaAllah. Uygun adım böyle güzel Libya caddelerinde bizim arslanlar bir görünürlerse, namlular yere doğru, namlular halka doğru değil yere doğru, konu biter. O deliyi de alıp buraya getirsinler, daha önce de söyledim. Onun gururunu okşayacak şekilde, yine ölünceye kadar manevi lider sensin deyip, hükümetin tamamını değiştirip, olduğu gibi değiştirip, Türkiye’nin garantörlüğünde olay tamamen yatışıncaya kadar dengeyi Türkiye’nin sağlaması gerekiyor. Bu olayı Türkiye’ye teslim edecekler, başka türlü olmaz, inşaAllah. Bilmiyorum, burada elçi de vardır ama onlar da korkudan iyice perişan durumdadır. Herkes kasıldı, onların ekibi tamamı kasıldı, adamlar şimdi ne yapacaklarını bilmiyorlar, çünkü Kaddafi gitti, kafa gitti. Dışişleri Bakanımız bizim çok mübarek bir insan, çok değerli bir insan, çok güzel halledebilir. Onu bir ara ülkeye çağırabilirler, bir yere çağırabilirler, yakın bir yere. Hayat garantisi vermek lazım ailesine ve kendisine. Canı derdine de düştü o, iyi olur öyle olursa, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Ahmet Yesevi Hazretleri’nin ahir zamandaki bazı cahil alimleri anlatan şiiri var uygun görürseniz.
ADNAN OKTAR:Tamam.
ALTUĞ BERKER:Divan-ı Hikmet’te şöyle diyor Ahmet Yesevi; “Âhir zaman şeyhlerinden söz edeyim, İman-İslam nedir bilmeden şeyhlik edermiş. İlim öğrenmez, amel işlemez, anlamını anlamaz, Âhiretde kara yüzlü olur imiş. Âhir zaman şeyhidüzeltir dış görünümünü. Zühd ve takva yoluna girmeyip bozar gönlünü. Keramet der gaflet uykusunda görünen düşlerini, Riya ile halka kendini satar dostlar. Nafile oruç tutar halklara şeyhlik satar, İlmi yok âmâdan beter âhir zaman şeyhleri. Başına sarık sarar, ilmi yok neye yarar. Oku yok, boşa yay çeker âhir zaman şeyhleri. Beline kuşak dolar, özünü adam sanar, Arafat’da kalakalır âhir zaman şeyhleri. Şeyhlik yüce makamdır, Allah’a ulaştırır, Aş vermez bağrı taştır âhir zaman şeyhleri.”
ADNAN OKTAR:Gerçek şeyhler ayrıdır, sahte şeyhler ayrıdır. Allah bize gerçek şeyhleri gösteriyor, Mahmut Hocamız olsun, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri olsun ve diğer mübarekler olsun. Çok güzel hizmet ediyorlar.
Kardeşimiz bize bir yazı yazmış; “Ben de Risale-i Nur’u okuyorum, okuyanlara tanıtıyorum. Sungur Ağabey gibi büyük ağabeylerin yanında sohbetlerinde kaldım. Anladığım şudur” diyor. Evet Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini, İttihad-ı İslam’ın olacağını belirtiyor kardeşimiz. Ama Hz. Mehdi (a.s.)’ın alametleri konusunda bizden daha detaylı bilgiler istiyor anladığım kadarıyla. Biraz şahs-ı manevi konusuna yeniden girelim. Evet o ara ara anlatmamız gereken bir konu. Gerçi en sıkı nurculardan sen varsın da.
ALTUĞ BERKER:Vesilenizle öğrendik, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakın şimdi Risale-i Nur’u okuyan bir kısım insanların bir kısmı dürüst, bir kısmı sahtekardır. Şimdi ben sahtekarların kafasına, manevi nurdan oluşan dev bir balyoz indiriyorum. Hiç bana üçkağıtçılık, sahtekarlık yapmasınlar, dikkatlice dinlesinler. Sözler sayfa 318, “İstikbal-i dünyeviyede (dünyanın geleceğinde)” bakın 1,4,0,0, ne yapıyor bunlar bir araya gelince?
ALTUĞ BERKER:1400.
ADNAN OKTAR: “1400 sene sonragelecek bir hakikati asırlarında karib (yakın) zannetmişler.” Hz. Mehdi (a.s.) ne zaman geliyormuş? Hicri 1400’de. Bakın çok net açıklamış. Bana hiç abiduk gubidik sahtekarlık yapmasınlar. Ben Bediüzzaman’ın açık ifadelerine göre hareket ederim. Yani böyle dili eşek dili gibi uzamış sahtekarların ifadesine göre hareket etmem. Bana hiç yalan söylemeye gerek yok, Bediüzzaman’ın söyledikleri açık. Nerede çıkacağını da açıkça söylemiş. Şimdi bak Sözler sayfa 359’da; “Mesela; merkez-i saltanat (İslam aleminin merkezi) o vakit Şam'da veya Medine'de olduğundan, vukuat-ı Mehdiyye (Mehdiyet’in vuku bulması) veya Süfyaniyye'yi (Hz. Mehdi ve Süfyan ile ilgili olayları) merkez-i saltanat civarında olan Basra, Kufe, Şam gibi yerlerde tasavvur (düşünerek) ederek öyle tefsir etmişler (açıklamışlar).” Nerede çıkıyormuş Hz. Mehdi (a.s.)? Eski merkez-i saltanat, İstanbul’da çıkıyormuş. Lamı cimi var mı bunun? Yok, çok net. Bir de bu sahtekarlar öyle bir sıkışmış durumdalar ki; farzedelim yalanla, dolanla, üçkağıtçılıkla Mehdiyet’i önlediniz diyelim, Hz. Mehdi (a.s.)’ı önlediniz, Hz. İsa (a.s.)’ı ne yapacaksınız sahtekarlar? Üç tane ayet var, Kuran ayeti var. Nereye gideceksiniz? Delirdiler bunlar, acayip bunalmış vaziyetteler. “Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracı harikalarıyla (hipnoz ve ruhlarla bağlantı tarzında sahte mucizeleriyle) kendini muhafaza eden ve herkese teshir eden (herkese etki eden, büyüleyen, aldatan) o dehşetli deccali yok edebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak” bakın, “harika ve mu'cizatlı (mucizeler gösteren) ve umumun makbulu (bütün dünyanın makbulu) bir zat olabilir ki;” ey şahs-ı manevici sahtekarlar burada ne diyor? Bir zat diyor. Bak, bir b,i,r “bir zat” nerede burada şahs-ı manevi? “Bir zat olabilir ki; O zat, en ziyade alakadar ve ekser insanların (çoğunun) peygamberi olan Hazret-i İsa Aleyhisselamdır.” Ey sahtekarlar nereye koyacaksınız bu sözü, Bediüzzaman’ın bu sözünü? Siz eşek dili gibi otuz kere tur attırsanız dilinize yine kurtulamazsınız, çok net açıklama. Saflığından, cahilliğinden yapanları tenzih ediyorum tabii, söylenecek bir söz olmaz onlara. Bak; “Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nuzülü (yeryüzüne inişi)” Hz. İsa (a.s.) şahs-ı manevi inmiyor, kendi iniyor, “inişi dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu” en azılı deliye söylesen bunu anlar. Kardeşim bu anlaşılmayacak bir şey mi? “Kendisi” diyor bak. “Kendisi İsa Aleyhisselam olduğu nur-u imanın dikkatiyle (ışığıyla) bilinir, herkes bilemez.” İlk geldiğinde anlayamazlar, diyor. Kendisi de bilmiyor Hz. İsa (a.s.). Şahıs olarak geliyor muymuş? Geliyor. “Hatta deccal ve Süfyan gibi eşhâs-ı müthişe (ürkütücü şahıslar), kendileri dahi kendilerini bilmiyorlar.” Deccal olduğunda kabul ediyorsun, süfyan olduğunda detay detay anlatıyorsunuz, bübüller gibi şakıyorsunuz. Anti-deccal, anti-süfyan olan Hz.Mehdi (a.s.) geldiğinde niye şahs-ı manevi oluyor birdenbire? Orada onların şahıs olduğunu kabul ediyorsunuz, burada nasıl oluyor birdenbire ruh haline getiriyorsunuz? Mesela bak; “İsa Aleyhisselam'ı nur-u iman ile tanıyan ve tabi olan” bakın İsa (a.s.)’ı nur-u iman ile tanıyor, “ve tabi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidinin (mücadele eden ruhani cemaatin) kemiyeti (sayısı), deccalin mektepçe ve askerce ilmi ve maddi ordularına nisbeten az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir.” Az ve küçük bir topluluk cemaati var Hz. İsa (a.s.)’ın. Bakın; “İsa Aleyhisselam'ı nur-u iman ile tanıyan” diyor. Burada şahs-ı maneviyi mi tanıyan, diyor. Bak, cemaati var ve Hz. İsa (a.s.) var. Burada istediğiniz kadar sahtekarlık yapın bunları gizleyemezsiniz. Ağababalarınız da gelse yine gizleyemezsizin siz. Ne Resulullah (s.a.v.)’in hadislerini kapatabilirsiniz, ne Kuran’ın hükümlerini kapatabilirsiniz. O sahtekar dedeler, Bediüzzaman diyor ki; “Ey ayaktaki cenazeler zombiler, ayaktaki ölüler, çekilin Nur talebelerinin önünden, çekilin Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin önünden yol açılsın” diyor doğru mu? Geçenlerde okuduk. Öyle eğlenceli ki bu sahtekarları sıkıştırmak. Bayılıyorum böyle şeylere, kovalamaca çok hoşuma gidiyor. En hoşuma giden olaylardan birisi, sahtekar kovalamak bayağı zevklidir, inşaAllah. Uyuz köpek gibi kovalıyorum bunları.
ALTUĞ BERKER:Bu konuda şöyle demiştiniz Hocam: “Deccaliyetin etkisiyle Müslüman kitleler adeta hipnoz altına alındı. Şahs-ı manevi diye ikna ettiler. İnsanların gözünün içine baka baka yalan söylüyorlar. Ve o samimiyetsizliği gören insanlar da iman zafiyetine uğruyor. Çünkü samimiyetsiz insanlar olduğunda, insanları dinsizliğe çekmede dinsizden daha büyük etki yapar. Ve dinsizin etkisinden daha şiddetli münafık etkisi yapar. İmanı zayıf insanın tahribatı da çok büyüktür.”
ADNAN OKTAR:Şimdi şahs-ı manevici sahtekarlara Bediüzzaman’ın manevi nur tokmağından yine indiriyorum. Bunların beynini böyle pestil gibi açıncaya kadar devam edeceğiz. Şualar sayfa 456, bakın dikkat edin. “Büyük Mehdi”nin dört ehemmiyetli vazifesinin” bu sahtekarlar kaç taneye indiriyorlar? Bire indiriyorlar. Bediüzzaman kaç tane diyor? Dört tane diyor. Biz kime inanalım? Bediüzzaman’a inanıyoruz değil mi? “Ve daha evvel gelip geçen küçük Mehdiler,” demek ki daha önce küçük Mehdiler gelmiş. Bediüzzaman da bu küçük Mehdiler’dendir. İmam-ı Rabbani, Abdülkadir Geylani, sayıyor Bediüzzaman zaten. “Büyük Mehdi’nin bir kısım vazifelerini bir cihetteicra ettiklerini,” bakın, “büyük Mehdi’nin bir kısım vazifelerini bir cihetteicra ettiklerini,” mesela sırf diyanet, sırf siyaset, sırf saltanat. Bediüzzaman sırf diyanet, mesela Mehdi Abbasi sırf siyaset, mesela daha önceki Osmanlı halifeleri saltanat, “ve kısmen icra ettiklerini ve şeriat-ı Muhammediye’yi ve hakikat-i furkaniyeyi” şeriat-ı Muhammediye (İslam’ın bütününü, Kuran’ın bütününü) ve sünneti ahmediyeyi ihya ile, ilan ve icra ile,” bakın ihya var, ilan etme var ve icra var Kuran’ı dünya çapında, “ile başkumandanları olan” burada nerede şahs-ı manevi var? Şahs-ı manevi başkumandan olur mu kardeşim? Bak, başkumandanları olan büyük Mehdi’nin kemal-i adaletini ve hakkaniyetinidünyaya göstermelerigayet makul olmakla beraber, gayet lazım, zaruri ve hayat-i içtimaiye-i insaniyedeki düsturların muktezasıdır.” Mutlaka olacaktır, diyor. Kardeşim başkumandan deyince şahs-ı manevi anlaşılır mı? Mesela Genelkurmay Başkanı, Başkumandan, şahs-ı manevi mi bu? Bir tane Genelkurmay Başkanı var. Bunlar, imanı zayıf, korkak, başımız aman belaya girmesin, aman işimiz gücümüz dağılmasın, Bediüzzaman devrindeki gibi başımız derde girer, iş çıkmasın, işte karımızla çoluğumuzla çocuğumuzla rahat yaşayalım diyen takım, inşaAllah. Kasten yapanları kastediyorum, cahilliğinden, bilgisizliğinden veyahut Hz. Mehdi (a.s)’ı koruma kastıyla yapanları tenzih ediyorum. Berker’im Şualar’dan sayfa 592 açıkla, anlat?
ALTUĞ BERKER: Sizin vesilenizle öğrendik Hocam, inşaAllah. “Büyük Hz. Mehdi (a.s)'ın çok vazifeleri var. Ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, mücadele aleminde, çok dairelerde icraatları olduğu gibi.” (Şualar, 456)
ADNAN OKTAR:Bir tane Mehdi (a.s)’ın dört alanda görevi var, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Üstad Hazretleri başka yerde söylüyor; “geçmiş bir nevi Mehdiler bu üç büyük görevden yalnız birini yaptıkları için, beklenen Hz. Mehdi (a.s) değillerdir, bir nevi, bir çeşit Mehdi’dir. Gerçek beklenen Hz. Mehdi (a.s)’ın dört vazifesi olduğunu ” söylüyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Berker’in tutulmasının nedeni o Risale-i Nur’un orijinalinden okumaya alışık, bunlar şerh edilmiş kitaplar olduğu için biraz tutuluyor. Bak Şualar 581; “Deccaliyet o kadar kuvvetlidir ve devam eder.” Şu anda da devam ediyor. Yalnız Hazret-i İsa (a.s.) onu (deccali) yok edebilir, başka çare olamaz." diye rivayet edilmiş.” Hadis var, diyor. “Yani, onun mesleğini ve yırtıcı rejimini bozacak, yok edecek; ancak semavi ve ulvi, hâlis bir din İsevilerde zuhur edecek ve hakikat-ı Kur'aniyeye (Kuran hakikatlerine) iktida (tabi olan) ve ittihad eden bu İsevi dinidir ki, (Kuran’a tabi olan) Hazret-i İsa (a.s.)'ın nüzulü (inişi) ile o dinsiz meslek mahvolur, yok olur.” Şimdi ben sahtekarlara mı inanayım, Bediüzzaman’a mı inanacağım, Peygamberimiz (s.a.v)’e mi inanacağım? Tabii ki Peygamberimiz (s.a.v)’e ve Bediüzzaman’a inanıyorum. Bakın o sahtekarlara bir açıklama daha Kastamonu Lahikası sayfa 50. Ne Mehdi (a.s) konusuyla baş edebilirler, ne Hz. İsa (a.s) konusuyla baş edebilirler. “Evet, hadis-i şerifin ifadesiyle Hz. İsa (a.s)’ın semavi nüzulü (gökyüzünden inişi) kâti (kesin) olmakla beraber,” şimdi en azılı sahtekarı getir bunu tevil etsin, kapatsın bakalım nasıl kapatacakmış. Kapanacak gibi mi bu söz? Nasıl kapatacaksın? Bak diyor ki; “Hz. İsa (a.s)’ın semavi nüzulü, (gökyüzünden inişi) kâti olmakla beraber,” kesin inecek diyor daha nasıl söylesin? Kastamonu Lahikası sayfa 99; “Tâ âhirzamanda hayatın geniş dairesinde (dünya çapında) Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yâni Mehdi ve şakirtleri, Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sünbüllenir." Hadi bakalım tevil ustası eşek dilliler, anlatın bakalım nasıl anlatacaksınız? Kapanacak gibi mi bu açıklama?. Bakın diyor ki; “Tâ âhirzamanda hayatın geniş dairesinde (dünya çapında) Risale-i Nur’un asıl sahipleri, yâni” bakın ‘yani’, bu kısmı çıkartmışlar, Bediüzzaman da bizzat el yazısı ile eklemiş, orijinali var. “Yâni Mehdi ve şakirtleri” kısmını çıkartmışlar Bediüzzaman da onu görmüş, kendi el yazısıyla şerh edip düzeltmiş, burası eksik diye. Bakın, “yâni Mehdi ve şakirtleri,” nerede burada şahs-ı manevi? Hz. Mehdi (a.s) var ve talebeleri var. Hz. Mehdi (a.s) ve talebelerinden ne oluşur? Tabii ki şahs-ı manevi oluşur. “Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir” hani gelmişti? Gelir diyor Bediüzzaman, gelecek diyor. “O daireyi genişlettirir ve o tohumlar sünbüllenir, bizler de kabrimizde seyredip Allah’a şükrederiz.” Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde ben kabirde olacağım, diyor. Anlaşılmayacak gibi mi bu? Yağcılık yapacağız, sahtekarlık yapacağız, şirin görüneceğiz diye kendilerini acayip aşağılıyorlar bir kısım ahmaklar, acayip aşağılıyorlar. Gençler de zehir gibi maşaAllah, hiçbiri inanmıyor tabii. Kendilerini küçük düşürüyorlar, kavrulup gidiyorlar, Allah akıllarını açsın. Hatta Bediüzzaman’ın o sözü çok manidar. “Ey canlı cenazeler, ayakta yürüyen ölüler, önlerinden çekilin Hz. Mehdi (a.s)’ın talebelerinin yol açılsın” diyor. Bunların böyle delilik yapacağını bilmiş demek ki. Sen Seyyid Salih Özcan Hocamız’ı bir konuştursana kafalarına manevi bir tokmak olarak bir insin mübarek Hocamız.
VTR: Bediüzzaman’in Has Talebelerinden Seyyid Salih Özcan, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Her Üç Vazifeyi Birden Yapacağını Anlatıyor
ADNAN OKTAR: Şimdi şahs-ı manevici kardeşlerimiz bir manevi tokmak daha aldılar, inşaAllah. Bak Bediüzzaman diyor ki Kastamonu Lahikası sayfa 57’de; “hakiki beklenilen” bakın, “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât,” bunu söylediği tarihler asrımızı veriyor. Kendisinden bir asır sonra 2011’ler oluyor, inşaAllah. Bak; “hakiki beklenilen ve bir asır sonra gelecek o zât.” Dolayısıyla bu konularda sahtekarlık yapmaya gerek yok ama biz ağabeylerden birkaç tanesiyle konuşmuştuk, daha önce de konuştuk, çeşitli gerekçelerle gizlenmesi gerektiğini söylüyorlar. Ona bir şey diyemem, o ağabeyler benim başımın tacı. Mesela Bediüzzaman’ın has bir talebesi var ismini vermeyeceğim. Ben öyle bir sorumluluk alamam, demiş. Ben Hz. Mehdi (a.s.) şahıs olarak gelecek dedim mi, bana sorarlar, Hz. Mehdi (a.s.) kim derler, demiş. Biliyorum, şahıs olarak geleceğini biliyorum, Hz. Mehdi (a.s)’ın geleceği de belli ama bu çok büyük olay olur. Nerede Hz. Mehdi (a.s) deyince, ben zor durumda kalırım, o yüzden şahs-ı manevi demeye devam edeceğim, demiş. Tamam, amenna, kabul. Mesela yine ağabeyler gelmişlerdi, bizim evde toplanmıştık. Hz.Mehdi (a.s)’ın şahıs olarak geleceği çok açık, diyorlar. Biz de biliyoruz, çocuk olsa anlar onu, tabii ki şahıs olarak gelecek. Ama Bediüzzaman’a sevgide ve saygıda azalma olmasından çekiniyoruz dediler. Doğru mu?
ALTUĞ BERKER: Çok doğru.
ADNAN OKTAR: Sen var mıydın orada?
ALTUĞ BERKER: Vardım, hatta materyalizmi, Darwinizm’i de siz bitirdiniz mesela dediler, maddiyyun tabiiyyun taununu.
ADNAN OKTAR: Şimdi orada ağabeylerden bir tanesi vardı. Dedi ki; Bediüzzaman maddiyyun tabiiyyun taununu tam anlamıyla yerle bir edecek yani Darwinizm, materyalizmi bitirecek, diyor Hz. Mehdi (a.s). Mesela sen o görevi yaptın dedi. Bu açık, bu çok açık. Ama biz tabii oturup ne diyebiliriz, bu şekilde nasıl bir yorum yapalım, dedi. Tabii ki şahs-ı manevi olarak söyleyeceğiz, dedi. Ama mesela şöyle denilebilir, ben de diyorum. Ben mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın öncüsüyüm. Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi olarak Darwinizm’i, materyalizmi ben etkisiz hale getiriyorum. Talebesi yapamaz mı? Talebelerinden bahsetmiyor mu? Tamam, talebesi olarak ben bunu yapıyorum. Ne var bunda şaşılacak? Bu niye söylenmesin? Doğru mu?
ALTUĞ BERKER: Tabii çok doğru inşaAllah. Üstadın o sözünü okuyayım mı Hocam?
ADNAN OKTAR: Oku.
ALTUĞ BERKER: “İşte ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyet’i bırakan iki ayaklı mezarlar. Gelin neslin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz. Ta ki, hakikat-ı İslamiyeyi hakkıyla kainat üzerinde dalgalandıracak olan yeni nesil gelsin.”
ADNAN OKTAR: Bir daha oku.
ALTUĞ BERKER: “İşte ey iki hayatın ruhu hükmünde olan İslâmiyet’i bırakan iki ayaklı mezarlar.”
ADNAN OKTAR: “İki ayaklı mezarlar,” kardeşim ne kadar mükemmel anlatıyor olayı. Hakikaten o tiplere baksınlar, iki ayaklı mezardırlar. Sonra, evet.
ALTUĞ BERKER: “Gelin neslin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor.”
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) talebelerinin önüne çıkmayın, mezar sizi bekliyor, gidin evinizde ölümü bekleyin, diyor.
ALTUĞ BERKER: “Ta ki, hakikat-ı İslamiyeyi hakkıyla kainat üzerinde dalgalandıracak olan yeni nesil gelsin.”
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri, İslam’ı dünyaya hakim edecek yeni nesilden bahsediyor. Onun için o ‘karşısındaki’ falan takımı kenara çekilecekler, inşaAllah. Hayır bir de o zayıf zekalarıyla, o kıytırık akıllarıyla, kafalamaya kandırmaya çalışmıyorlar mı, insan gıcık oluyor. Akılsızın kendini akıllı gibi görmesi... Böyle ince şeytani bir zekaya sahip olsa, hiç olmazsa şeytani de olsa bir zekası vardır dersin, bunlarda zekanın kırıntısı bile yok. Çok aptalca ortaya çıkıyorlar. İnsanların aklına ve zekasına hakarettir bunların açıklamaları, deli kandırır gibi. Siz yolunuzda yürüyemiyorsunuz zavallı adamlar. Yalan söyleyenin de bir şeyi oluyor, o da yok üstünüzde. Ama nereye kaçsalar yakalarım. Hele bana, oturup bana yalan söyleyecek… İnşaAllah. Ama tedirgin olabilirler tabii buna bir şey diyemem, Hz. Mehdi (a.s.) konusunda tedirgin oluyor olabilirler.
ALTUĞ BERKER:Libya’daki tüm vatandaşlarımızın sağ salim ülkeye varmaları sağlanmış ve tahliyeler sona ermiş. Sayın Davutoğlu ikinci aşamada başta gıda olmak üzere Libya halkının ihtiyaçlarını gözeteceklerini açıklamış. Yaklaşık 18.375 kişi yurda getirilmiş. 1091’i yabancılardan oluşuyormuş, inşaAllah. Bir başka haber daha vardı. Bir Sırp diplomat yardım istemiş. “Biz de Osmanlıyız, bizim vatandaşları da tahliye edin,” demiş.
ADNAN OKTAR:Kardeşim tahliyeye ne gerek var? Türk askeri gitsin. Buraya adamları biz niye getirdik ben anlamıyorum. Ortalığı yatıştırsınlar, kimse de gelmesin, herkes işine gücüne devam etsin. Orada asayişin sağlanması önemli değil mi? Oradaki Libya halkına yazık değil mi? Onları öldürecekler. Oradaki kızlar, çocuklar, gençler, onlar ne olacak? Biz kendimizi kurtardık, Sırpları da kurtardık, Fransızları da kurtardık, Libya’daki garibanlar ne olacak? Kardeşim şimdi bu iş mi? O deliyle konuşup, sakinleştirip Türk askerini oraya sevketmeli. NATO askerinin orada ne işi var? NATO askeri gönderelim diyorlar. Bizim askerimiz gidecek, Trablusgarp’ta Bingazi’de yeri göğü inletecekler böyle, değil mi? Her şey vatan için diye inşaAllah, o ayakla böyle yeri göğü inletecekler, konu bitecek. Namlular yerde, inşaAllah. Bu kadar. O garibanın da çok gururu kırıldı, çünkü delirttiler. Zaten deliydi, iyice aklı gitti. Burada biraz dinlendirirler, mesela Türkiye’ye getirsinler buraya. Artık Ankara’ya mı alırlar, İstanbul’a mı alırlar, biraz kendine bir gelsin. Sonra manevi lider olabilir, bir şey olmaz, dursun. Çoluğu çocuğu var onları da garantiye almak lazım. Çünkü ondan yana tarafta adamlar da var, sakinleştirmek lazım. Adamları niye çekelim kardeşim? Bütün şirketlerimiz falan her şey orada. Libya’dan biz niye gelelim? Bütün millet niye gelsin? Ekonomisi, her şey çöker o zaman Libya’nın. Biz geldikten sonra zaten oraya şimdi NATO girecek arkasından, bunda beklenecek bir şey yok. Anormal bir şey de yok. Kaddafi iftiharla kabul eder Türk askerini, bunda şaşıracak, itiraz edilecek bir şey yok. Ve Libya askeri de alkışlarla karşılar. NATO askeri oldun mu, çatışma başlar söyleyeyim. Kan gövdeyi götürür, onlar onlara, onlar onlara. Yani böyle bir şeyi kaldırmaz Libya halkı. Alenen işgal olarak kabul ederler onu. Ama Türk askeri gelirse aşkla, şevkle, sevinçle, alkışlarla karşılarlar. Hiç tereddüt edecek bir şey yok. Ondan sonra dört gemiyle, beş gemiyle askerimizi götürsünler; havadan da gidebilir. Ondan sonra gayet kolay, olmayacak bir şey yok. Her şeyle de ilgilenirler Libya’da, bayağı rahat ederler. Ben olsam öyle yapardım. Şahsım adına, bir vatandaş olarak onu düşünüyorum. Öbür türlü çok yazık olur. Libya’nın bütün malını, mülkünü, parasını falan tarumar ederler. Şimdi oraya NATO askeri gelse, çoğu it kopuk, kimi cinsi sapık, kimi ahlaksız, o Libyalı kızları, çocukları falan kullanırlar, mahvederler. Geri kalanını da batırırlar, Libya da bir daha sırtını kaldıramaz Allahualem. Akılcı bir hareket olmaz o. Beklemeye değmez. Çünkü bekleyince adamlar diyecek, kardeşim orada çoluk çocuk ölüyor. Siz kendinizi kurtardınız, öbürlerini de kurtardınız ama Libya halkı perişan, çoluk çocuk öldürdüler. Seyredelim mi deseler ne diyeceğiz? Ne denebilir? Haklı olurlar adamlar. Çünkü birinin kurtarması şart. Sen NATO’yu bekle, sevmiyorsan, beğenmiyorsan o zaman sen git diyecektir. Ben de gitmiyorum, sen de gitme, o zaman ne olacak? Boğsunlar mı adamları? Olmaz. Mutlaka Türk askerinin gitmesi gerekiyor. Acayip anlı şanlı olur, destan yazarlar, muhteşem olur. Bir de şöyle Mehter Takımı’nı götürseler yok mu yani? Ceddin Dedenler şöyle, inşaAllah Trablusgarp’ın caddelerinde, yani o gün biter olay, konu kapanır kökünden. Yani şart, nereye gidersek şart. Ekmek su gibi şarttır Mehteran. Dinleyelim, hadi bakalım.
VTR: MEHTER MARŞI
ADNAN OKTAR:Olay bu kardeşim, bu kadar, İnşaAllah.
“Hocam hayırlı akşamlar” diyor, hayırlı akşamlar. “Erbakan Hocamız’ın seyyid olduğunu dün akşam sizin ağzınızdan öğrendik.” Erbakan Hocamız’ın bizzat kendi açıklaması var seyyid olduğuna dair, anlatıyor şeceresini. Şimdi ona güvenmeleri lazım, açıklamaya güvenmeleri lazım, çok detay detay anlatıyor. “Ümmetin adeta insan seli oluşturduğu, elleri üzerinde ebediyete uğurladık Efendimiz (s.a.v)’e komşu eylesin. Hepimizi orada buluştursun. Bu kadar harikayı üzerinden bulundurmasının açıklaması Ehl-i Beyt olmasıyla anlaşıldı. Fatih Erbakan Hocamız, Hocamız’ın emaneti. Cenazedeki konuşmasıyla kendini ilk defa cemaate göstermiş oldu.” Fatih koçyiğittir. Yakışıklı delikanlıdır, klastır, moderndir, milliyetçidir, Atatürkçüdür, çok aklı başındadır, Ehl-i Sünnettir. Her türlü güzel özellik üstündedir. “Hocamız’a Allah’tan rahmet diliyoruz. Miras bıraktığı yolda bitmez tükenmez enerjiyle koşmaya Allah bize nasip eylesin. Bilecik Osmaneli’nden, İmam Hatip Abdullah Aydın ve arkadaşları” diyor. Zeynep Hanım bize bir yazı yazmış. Ankara’dan Sefa yazmış. Sefa bizi çok sevmiş. “Hocam diyor sonradan öğrendim. Ne olur özrümü kabul edin” diyor. Canım ne alaka, yani olur olur. İnsanlar bazen gıcık oluyor, bir şey oluyor falan, tanımaz bilmez, olabilir. Tanıdıktan sonra sevmiş işte, güzel, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Birbirini seven hayvanlarla ilgili resim göstereyim, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bak hepsini de Allah birbirinden güzel yaratıyor. Hepsinde simetri var, hepsinde geometri kullanmış Allah, hepsinde altın oran var, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:‘Kuran Fihristi’ isimli kitabınızı tanıtıyorum Hocam, inşaAllah. Burada Kuran ayetleri konularına göre tasnif edilmiş. 764 tane konu başlığı var ve tam bir fihrist. Harfe göre bulunuyor, örneğin; namaz kelimesi, n harfindi açıp, onunla ilgili bütün ayetleri bulabilirler
ADNAN OKTAR:Evet önemli bir kitap bu, doğru. Bunu internetten de indirebilirler. Ama kütüphanelerinde de bulunsun kardeşlerimizin.
ALTUĞ BERKER:Yarı fiyatına veriyor bunu yayın evi isteyen kardeşlerimize. 444 444 1 nolu telefondan arayabilirler. Ya da www.globalkitap.com sitesine de kayıt olabilirler.
ADNAN OKTAR: Ne şahane telefon numarası tam akılda kalacak gibi, değil mi? Hocam sen en iyisi kapanış konuşmasını yap, ben de bir ayet söyleyeyim.
SUNUCU:Bizi yarın 22.00’dan itibaren Samsun AKS, TV Kayseri , Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bismillah. Teğabün Suresi. Şeytandan Allah’a sığınıyoruz. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Mallarınız ve çocuklarınız sizin için ancak bir fitne (bir deneme)dir.” diyor Allah. Bakın “mallarınız ve çocuklarınız” insanların en çok kafalarını taktıkları konulardan bir tanesi, bazı insanların. “Allah ise, büyük ecir (en güzel karşılık) O'nun Katında olandır.” Amacınız sadece Allah’ın rızası olsun, diyor. Dünyada mallarınızı, çocuklarınızı, eşlerinizi putlaştırmayın, diyor Allah. Ana hedef haline getirmeyin. “Öyleyse” diyor bakın Allah, “güç yetirebildiğiniz kadar Allah'tan korkup-sakının.” En son iradenizle, en son dikkatinizle. “Dinleyin ve itaat edin. Kendi nefsinize hayır (en büyük yarar) olmak üzere infakta bulunun.” Yani fakire fukaraya insanlara dağıtın. “Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa;” egoist bencil olmazsa “işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır.” Egoist bencil olmayan insan o kadar tatlıdır ki, o kadar dinlendiricidir ki. Egoist bencil insan da çok zordur. Çok zordur, çok ızdırap verir. “Eğer Allah'a güzel bir borç verecek olursanız,” yani verdiğiniz her para Allah’a borç olarak veriyorsunuz, Allah size onu kat kat ödeyecek, diyor. Mesela yardım, yiyecek, ne olursa. “Onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah Şekûr'dur (şükrü kabul edip çok ihsan eden), Halim'dir (cezayı vermekte acele etmeyendir).” Şükrü kabul edip ihsan eden Halim, mülayim.
ALTUĞ BERKER:Kelebeklerde simetri Hocam.
ADNAN OKTAR:Görüyor musun? Burada ne varsa orada da var. Mesela burada açsa kanadını görünecek. Zaten kanadını açsa da bu şeklini alır. Ama öbür eşlerinde de, hepsinde de Allah hem altın oranı, mesela burada ne varsa orada da var. Bunu mutasyonla açıklayamazsın. Bakın bu çizgi neredeyse aynısı orada da vardır. Mutasyonda bozuk olur. Bu gelir burada olur. Öbürü olur bambaşka bir şekil olur. Karmakarışık olur. Böyle bir düzgünlük olmaz. Bak renk şahane. Acayip süslenmiş. Hangi bayan istemez şöyle bir kıyafeti, değil mi? Şahane. Allah bunları süslemiş böyle. Hepsinde bak ne varsa orada da var orada da var, maşaAllah. Cennette bir de bunlar konuşuyorlar. Şimdi burada dilsiz bunlar, inşaAllah.
Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...