ALTUĞ BERKER:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Samsun Aks Tv, Tv Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seylan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal TV, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programına hoşgeldiniz. Ülkemizin çok büyük sanatçılarından Sayın Mustafa Keser Ağabeyimiz bu akşam konuğumuz. Hoşgeldiniz.
MUSTAFA KESER: Allah razı olsun. Hoşbulduk. Sağolun.
ADNAN OKTAR: Lütfetti, şeref verdi, kerem buyurdu, maşaAllah.
MUSTAFA KESER: Hocam Allah razı olsun. Dostlarla birlikte olmak bize şeref verir.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. MaşaAllah... Sizi bütün Türkiye seviyor, biz de çok seviyoruz; sanatınızı, candanlığınızı, samimiyetinizi, hoşsohbet olmanızı, hazırcevaplığınızı.
MUSTAFA KESER:İşte insanların etrafta bizi sevmelerinin baş olgusu bana göre bu. Sanatçılıktan bu önce geliyor.
ADNAN OKTAR:Evet, candanlığınız.
MUSTAFA KESER: Bizim gibi bu meslekte Hocam kaç tane adam var, otuz küsür yıl, evli barklı, çoluğuyla çocuğuyla? Bunlar önemli şeyler. İnsanlar bunu görüyorlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, evet.
MUSTAFA KESER:Televizyonda hani biz ‘aman efendim, yaman efendim’ deyip böyle sahtekar tavırlar içinde değiliz. İnsanlar bizim hakikaten samimi davrandığımızı hissediyorlar, görüyorlar. Yani ‘efendim sizler beni buraya getirdiniz’... böyle bu tür riyakarlıklarda hiç olmadım. Hayır ağabey, benim kırk sene anam ağladı. Kendi gayretimle, Allah’ın hikmetiyle buralara geldim gibi bir durum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUSTAFA KESER:Allah razı olsun.
ADNAN OKTAR: Tabii doğallık, samimiyet çok dinlendirici oluyor. Onun için ben Mustafa Hocamız’ın programlarından büyük keyif alırdım, çok hoşuma giderdi. Özellikle sohbeti, konuşması, halkla diyaloğu çok çok candan, böyle tam halkın içinden gelmiş, milletimizin insanı olarak, hakikaten böyle yapmacık hiçbir kelime kullanmaz, gayet doğal ve muazzam müzik biligisiyle tabii, neşesiyle. Bir de aşkla söylüyorsunuz siz, maşaAllah. İçinizden gelerek söylüyorsunuz.
MUSTAFA KESER:Hocam bağışlayın, şöyle bir şey var; ben bugüne kadar hiç laf olsun diye şarkı söylemedim. Şarkı söylemek çok ciddi bir iştir. Benim bir gençlerden müzik okulum da var. Biz lisedeyken biyoloji hocamız -hiç kitaptan işlemezdi, kendi hep notlarından işlerdi- ilk daha defterimizin sayfalarının en başında yazdırmış, bir insana saatte beş metreküp temiz hava lazımmış diye. Öyle bir teorisi vardı onun. Benim de ilk çocuklara yazdırdığım cümle şuydu; “Oğlum, şarkı söylemenin önce ne demek olduğunu bileceksiniz. Yani biri size; ‘şarkı söylemek nedir?’ dediği zaman tarifini yapabilmelisiniz. ‘Şarkı söylemek, musiki eşliğinde sohbet etmek demektir.’ Bu anlayışla şarkı söyleyeceksiniz. Yani bilin ki siz sohbet ediyorsunuz. Bunu sadece müzik eşliğinde yapıyorsunuz. O zaman sohbet esnasındaki edanız, tavrınız neyse şarkı söylerken de o olmalı.” Bu tabii bestelerle de ilgili Hocam. Yeni nesil bestekarlar, bestecilikten uzaktan yakından alakası olmayan birçok şahıslar var. Yani, beste nasıl yapılır, ne olur, hangi kriterler gerekli; bunları bilmiyorlar. Ama eski besteciler, örneğin Sadettin Kaynak’lar, Hacı Arif Bey’ler... yüzlerce sayabiliriz. Bunlarda eserlere baktığımızda korkunç bir güfte beste uyuşumu vardır Hocam. Yani gülen bir sözün üzerinde ağlayan bir melodi yoktur veya ağlayan bir güftenin üzerinde gülen bir melodi yoktur. Bunlar büyük bir uyum içerisindedir. Ama günümüze baktığımızda işte o çok bariz bir örnek olduğu için hep onu söylerim. “İki gözüm iki çeşme” deyip, oynuyor. “Haydi” bir de “hep beraber” deyip, milleti de buna alet etmeye çalışıyor. “İki gözüm iki çeşme”. Böyle iki gözüm iki çeşme olur mu? Siz hissedemezseniz karşı tarafa nasıl aktaracaksınız? İşte bunun bilinciyle -sizin de tespitiniz tabii ki yerinde bir tespit- o doğrultuda da söylediğimiz için alıcı buluyor Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah. Mustafa Keser Ağabeyimiz bir de bizlerle yukarıda sohbet ediyordu. MaşaAllah, Kuran’ı bir haftada öğrenmiş, elhamdülillah. Evet, çok güzel... Onu bir anlatırsanız Mustafa Hocam. Çok hoşuma gitti.
MUSTAFA KESER: Allah razı olsun Hocam. Ben Elazığ’ın Maden ilçesi, oralıyım. Uzun yıllar, yirmi üç yıllık da İzmirliyim. Uzun yıllar orada, İzmir Radyosu’nda çalıştık. Devlet sanatçısı olarak görev yaptık. Konservatuarda hocalık yaptım. Türkiye’de tek örneğim Hocam ben. Pavyondan yetişip, konservatuar bitirmeden konservatuarda hocalık yapan tek örneğim. Dediğim gibi her şeyin başı Yüce Allah’tır. O bize bu hasletleri vermiş. Biz de O’na ihanet etmeme adına, çalışmamızı cehd ile bunu daha geliştirip, bilgi beceri ile süslemeye çalıştık. Şimdi bunları yaparken, ben İzmir Radyosu’ndayken bir de -Allah rahmet eylesin- Cinuçen Ağabey’in vasıtasıyla… Cinuçen Tanrıkorur, üstadım.
ADNAN OKTAR:Evet, ünlü, çok ünlüdür.
MUSTAFA KESER:Çok Hocam. Onun şeyiyle biz zaten görevli gidiyorduk, Hz. Mevlana haftalarında ihtifaller dolayısıyla, grubu olarak. Orada bu vesile ile dini musikiye de bir aşinalığımız oldu. Uzun yıllar dini musikiyle de uğraştık. Küçükken bizi göndermişlerdi Kuran kurslarına ama işte hep küçüklerin kaçtığı gibi biz de küçükken kaçtık kenardan, kıyıdan.
ADNAN OKTAR:Çocukken.
MUSTAFA KESER: Cebimizde köşe bucak sokaklarda sakladık. Ama tabii bazı şeyler demek içte olunca onu bertaraf edemiyorsunuz, illa ki bir yerde su yüzüne çıkıyor. Uzatmayayım. Bir vesileyle ben Kuran-ı Kerim’i öğrenme ihtiyacı hissettim. Aldım bir alfabe, harfleri ezberledim. Kısmen bilirdik zaten ama. Harfleri kendi kendime... Tabii Hocam bunda müzisyenliğimin çok büyük rolü var. Yani müzisyen olmanın bunda çok büyük önemi var. Mesela biraz ilerisine gideceğim. Aldım tecvit kitabı, işte oradaki okunuş, birleştirmeler, mahreçler … Tabii müzik kulağı olduğu için şimdi mesela Cuma akşamı TRT1’de Kuran-ı Kerim okunuyor. Hemen ben Kuran-ı Kerim elimde, tak televizyon başındayım. Bakara Suresi 21’inci ayet, bilmem kaçıncı sayfa diye pat hemen açıyorum. Hoca oradan okuyor, ben ‘acaba o tecvit kurallarını nasıl uyguluyor?’ Bizatihi eser geçer gibi yani, meşk eder gibi. Oradan ‘demek ki bu tutuk, bundan sonra şu oluyorsa burada birleştiriliyor, bak o arada onu alıyor, okunmuyor’ gibi. Ama tabii bazı şeyler, özellikle musiki, pek tarifle olmuyor. Musikinin zaten diğer sanat dallarına göre zorluğu, bana göre zor. Daha doğrusu zorluğu şöyle; öğrenmesi kısa zaman fakat oluşumu uzun zaman alıyor. Çünkü pek görsel değil musiki, biraz izafi, yani soyut. İşte ben mesela talebeme diyorum ki, “evladım bak bura, burayı böyle yapacaksın.” Nasıl yani? Görünen bir şey yok. Ama bir heykel hocası, bir resim hocası, “bak evladım” diyor, “yeşille mavi karıştırırsan sarı, biraz yeşil ton elde edersin.” Bunu görüyorsunuz veya çekicini nasıl sallayacaksınız görüyorsunuz. Musiki böyle bir şey değil. Onun için oluşumu zor. Şimdi bir ayn olayını nasıl tarif edersiniz ki? Bunu duyması lazım. “Gırtlağını sıkacaksın.” Sıkarken boğulur muyuz, ölür müyüz, ne olur? Ama bunu bilmek lazım. Ve oradan takip ederdim. O sözün başına geleyim. İşte öğrendim hecelemeyi. Devamını bilmiyorum ya; “ne yapayım ben” dedim “acaba, nasıl bir strateji belirleyeyim.” İşin içinden çıkamayınca, bizim Cumalara gittiğimizde bizim mahallenin camiisinin hocasına gittim. “Hocam” dedim -o zamanlar televizyonlar yok, daha bizi kimse tanımıyor tabii- “ben” dedim, “İzmir Radyosu’ndan Mustafa Keser, ses sanatçısı, Hocam. Ben” dedim “Kuran öğrenmek istiyorum. Bana yardımcı olur musunuz?” “Hay hay ama” dedi, “sen de bana makam öğretirsen” dedi. Dedim, “Tamam Hocam, başım üstüne.” “Neyi öğrenmek istiyorsun?” dedi. Dedim, “Hocam ben neyi bilmediğimi bilmiyorum ki. Ben isterseniz size biraz okuyayım. Siz benim nerede olduğuma göre bana bir yol haritası çizin.” Biraz okudum. “Sen” dedi, “Kuran-ı Kerim’e başlayabilirsin sen” dedi, “Kuran’lık olmuşsun” dedi. “Kaç ay oldu” dedi, “öğreneli?” Dedim, “Hocam vAllahi işte yani bir hafta oldu.” “Yok canım, bir haftada olmaz.” dedi. “VAllahi Hocam,” dedim, “bir haftada olmadığına belki yemin edemeyebilirim ama on günü geçmediğine sana yemin edebilirim.” dedim. “Nasıl oldu?” dedi. Dedim; “Allah’ın hikmeti” dedim, “öğrendik.” Ondan sonra Kuran-ı Kerim’e başladık. Allah nasip etti, öğrendik. Birkaç defa da hatim indirdik. Öyle gitti. Huzurlu oluyor insan bazı şeyleri yapınca Hocam.
ADNAN OKTAR:Ben düşünüyorum, nefis okur Mustafa Keser Hocam hakikaten, değil mi? Ezan için de, Kuran için de çok çok güzel sesi, çok muhteşem, maşaAllah.
MUSTAFA KESER:Şimdi İzmir’deyken Hocam bizim hanımların, bizim hemşerilerin hanım mevlütlerini bana okuturlardı.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Çok çok güzel okuyordur, tahmin ediyorum.
MUSTAFA KESER:Şimdi mevlüde gidiyoruz. Tam mevlüdü okuyorum Hocam, bitiriyorum. “Ayşe Abla” diyorum, “bana müsaade, ben gideyim.” “Olmaz.” Hemen kapıya geçiyorlar. “Bize Maden Dağı Dumandır okumazsan olmaz.”
ADNAN OKTAR:Ama öyledir genellikle mevlütlerde.
MUSTAFA KESER:Memleketin türküsü, illa ki. “Abla” diyorum, “şimdi Kuran-ı Kerim okuduk, bırak şimdi Maden Dağı olmaz.” Öyle bir hoşluk, esprilerle de karşılaştığımız olurdu.
ADNAN OKTAR: Olur, güzel olur. Çünkü ölüm bir acı olay değil; Allah’a kavuşmuş. O, bir güzelliktir. Bir Şeb-i Arûz’dur, adı üstünde.
MUSTAFA KESER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benim üstünde durduğum, siz demin bir söz söylediniz ya, gerçek sanatçı kalmaması olayı, bu, ahir zamanın çok büyük bir felaketi. Bakın, sizin gibi sanatçılar, bu son nesil; Şekip Ayhan Özışık’lar, öbür büyük… Hiç çıkmıyor bir daha öyle, Allah’ın hikmeti, hiç. Mesela bak, bu, insanların dikkatini çekmiyor. Türk Sanat Müziğindeki o asalet, o ahenk, o ihtişam, kendine has bir hoşluğu ve ruha şiddetli etki eden bir güzel yönü var. Olmuyor bir daha, Allah’ın hikmeti. Onun için siz bu güzel neslin son güzel temsilcilerisiniz. Allah, ömrünüzü uzun etsin inşaAllah.
MUSTAFA KESER: Maalesef, keşke on beş tane daha olsaydı benden, bu kadar musiki anlamındaki mezbelelik olmazdı. Bizim, benim yani veya benim gibi bu işe emek vermişlerin, işe o şekilde bakan, o azim ve dirayet içerisinde olan insanlar pek çıkmıyor Hocam. Niye çıkmıyor bilmiyorum vAllahi. Mesela ben okula gidiyorum. Talebe bana soruyor, “Hocam ben ne kadar zamanda yetişirim?” Ben, “Üç beş sene sonra” diyorum, “biraz, hafif, biraz okur-yazar olmaya başlarsın.” diyorum, bir daha da görmüyorum o arkadaşı. Bakış açısı. Ben onların yaşındayken birlikte çalıştığımız… Ben uzun yıllar müzisyen olarak çalıştım Hocam. Ben asıl, ben Türkiye’de nadir müzisyenlerdendim. Benim ilk başlangıcım müzisyenliktir. Ben bütün telli sazları profesyonel olarak çalarım.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUSTAFA KESER: Sabite Tur’lar, Müzeyyen Senar’lar; yıllarca eşlik ettim, arkalarında tambur çaldım, keman çaldım, ud çaldım. TRT İzmir Radyosu’na ses sanatçısı olarak geçtikten sonra maalesef müzisyenlik biraz ikinci plana geçti. O zaman birlikte çalıştığımız üstatlardan sorardım; “Hocam ben ne kadar yılda yetişirim?” “Oğlum, on beş – yirmi yıl sonra biraz bir şeyler olursun.” dediler. “Olur.” dedim.
ADNAN OKTAR: Bayağı güzel konuşmuşlar.
MUSTAFA KESER: “Olsun hocam, ben çalışırım.” dedim. İşte ben, “on beş – yirmi yıl”a; “olsun hocam, çalışırım” bakış açısındayım, o bize gelenler üç – beş yıla topuklarına bakmadan kaçıyor. İşte bu azim, bu bakış açısı içinde olmayınca da maalesef ben ve benim gibi gerçek sanatçılar -sizin buyurduğunuz gibi- yetişmiyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi orada Mustafa Hocam çok önemli bir konuya... Bak, çile var. Çile olmadan güzellik olmuyor. Sanatçı da olmaz adam. Mesela bakın, dikkat edin, son kalan kaliteli sanatçılar hep acı çeken insanlardır, hep çile çekmişlerdir, zorluklardan geçmişlerdir. Mutlaka zorluğu tatmışlardır ve o çok şiddetli yansıyor üsluplarına, kişiliklerine. Çile çekmeyenlerde, acı çekmeyen, emek vermeyenlerde bir ruhsuzluk, bir boşluk, bir blok yapı oluşuyor. Yani sanata benzemiyor, bir şeye de benzemiyor. Bu da insanların pek o kadar dikkatini çekmedi. Bu çok vahim bir olaydır; gerçek sanatçı kalmaması, çok az olması çok vahim bir olaydır.
MUSTAFA KESER: Hocam, sanat, bir toplum için, biliyorsunuz, çok önemli bir şey.
ADNAN OKTAR: Tabii.
MUSTAFA KESER: Muhakkak ki bilirsiniz, 1789 Fransız İhtilali’nde bile perdeler kapanmamış, düşünebiliyor musunuz? İhtilalde bile tiyatrolar oynuyor. Böyle bir sanat anlayışı.
ADNAN OKTAR: Bir de sizin nesliniz, hem çile hem de hepsi, bakın o devrin bestekârlarının hepsinde Allah sevgisi çok yoğundur kalplerinde. Şekip Ayhan Özışık, öbürleri, bütün hepsinde bir bakın, mesela hayatlarına bakın, mutlaka bir dindarlık, bir Allah aşkı…
MUSTAFA KESER: Hocam, hepsi tekke musikisinde.
ADNAN OKTAR: Evet orada, evet.
MUSTAFA KESER: Tekke musikisini bilmeyen zaten Türk müziğini bilemez, yeteri kadar okuyamaz. Bu, toplumumuzun sosyal yaşantısında da var bu Hocam. Gençlere tabii bu işler bu şekilde aktarılmadığı için, işte bunu şeyle benzeş yapabiliriz; baba parası yiyen gençler o paranın hiç farkında bile değiller, o söylediğiniz çilelerden geçip de o paraya emek vermediği için. Geçen bir yerde çok nefis bir beyit öğrendim Hocam, keşke onu herkes, her ana-baba çocuğunun çıkış kapısının arkasına onu asmalı, çocuklar onu çıkarken okumalı. “Başarı için ömürlerinin bir bölümünü bedel olarak ödemeyenler” sizin buyurduğunuz şey yani, “başarı için ömürlerinin bir bölümünü bedel olarak ödemeyenler, başarısızlığın bedelini bir ömür boyu öderler.”
ADNAN OKTAR: Güzelmiş.
MUSTAFA KESER: Çok nefis bir laf. Yani bunu yazmalılar kapının arkasına, çocuklar her gün çıkarken onu okumalılar. Ama şimdi yeni yetişen gençlere bu aşı yapılmıyor Hocam. Yani hep en kısa zamanda tabir-i caizse -tabirimi bağışlayın- yol bulma, köşe dönme gibi bir durum söz konusu. Halbuki bedel ödemeden hiçbir şey olmuyor Hocam. İçinde Allah korkusu olmayan adamdan hiç hayır gelmez, hiçbir halta da yaramaz. Yani bu kesin yani bu, Allah korkusu olacak, olmazsa olmaz.
ADNAN OKTAR: Evet, o benim üzerinde durduğum bir konuydu, sizde de görünce çok iyi oldu. Anlatmak istediğim bir konuydu. Mesela bak benim Roman vatandaşlarım çok güzel insanlardır. Onlar çok çile çekerler, acı çekerler. Müzikleri nefistir onların.
MUSTAFA KESER:Hocam ben kırk beş senedir içlerindeyim.
ADNAN OKTAR:Evet, çok nezih, hem tevazuları çok güzeldir onların.
MUSTAFA KESER: Çok çok hatırşinastırlar. Hani konuşulur ya “beş kuruş için kavga ederler” falan filan. O ayrı konu. Yani biz “orta parası” diye addederiz, hani sahnede bahşiş. Onun için beş kuruş için kavga eder. Ama git evine Hocam, varını yoğunu döker sana. O beş kuruş için kavga eder, arkasını döner beş bin lirayı sana hiç acımadan, gözünü kırpmadan harcar. Yani o kadar -buyurduğunuz gibi- tevazulu, cömerttirler, çok iyi insandırlar.
ADNAN OKTAR: Çok sevgi doludurlar evet, çok sevgi doludurlar. O da müziğe yansıyor. Mesela çok aşkla söylüyorlar çok acı çektikleri için, çile çektikleri için. Allah işte onu vesile ediyor dünyada, bu Allah’ın bir sanatı. O olmadığında da Allah bize bunu gösteriyor. Bir boşluk oluyor. Yani mesela resim sanatçısı da oluşmuyor şu an. Mesela mükemmel bir mimari bir şey oluşturamadılar, yok. Beton yığını oluşturabiliyorlar dörtgen, beşgen.
MUSTAFA KESER: Hocam bakış açısı, o iman içinde olmazsa güzel eserler üretmek çok zor, çok zor.
ADNAN OKTAR: Evet, evet. Allah sevgisi, şefkat, merhamet, samimiyet, candanlık, çile çekmiş olmak, güzelin değerini bilmek, kolaylığın, iyiliğin değerini bilmek. Mesela ben Türk Sanat Müziği’nden parçalara bakıyorum; hakikaten o kadar candan ve asil bir üslupla söylenmiş ki. Mesela sonraki parçalara bakıyorum; hepsini tenzih ederim de epey bir kısmı, alakası yok yani, alakası yok. Oradaki asalet, soyluluk, candanlık, içtenlik, içli ruha bakıyorum; oradaki sıradanlık, basitlik, avamilik ve yüzeysellik çok vahim yani, çok çok farklı. Pek kıymetleri de bilinmedi. Mesela vefat ediyorlar, küçücük, gazetenin kenarında bir haber; “falanca vefat etti”. Çok büyük olay oldu. Çok değerli sanatçılar var. Haberimiz bile yok mesela yaşıyor mu, yaşamıyor mu? Yaşıyorsa gündeme getirsenize? Niye köşede unutulsun öyle bir insan? Mesela bu Necdet Tokatlıoğlu. Çok muhterem, çok nezaketli, çok çok efendi, asil bir insandır.
MUSTAFA KESER: Biliyorum, Allah rahmet eylesin.
ADNAN OKTAR:Evet, Allah rahmet etsin. Hiç esamesi olmadı. Bak sessiz sedasız kaybettiler insanı, yok oldu yani adeta.
MUSTAFA KESER:Çok güzel eserleri var.
ADNAN OKTAR: O kadar şahane insanlardı ki o bestekarlar. Mesela gazetelerde bakıyorum yine köşelerde. Yine söylüyorum; yaşıyorsa gündem yapsana gece gündüz? Çok önemli bir insan o. İnsanlar değerini bilsin. Son anına kadar değeri bilinsin. O saygıyı, o hürmeti görsün. Bu benim tabii bilinçaltımda kalan, beni rahatsız eden konulardan bir tanesiydi; o yüzden onu belirtmek istedim, Mustafa Hocamız’ı da görünce.
MUSTAFA KESER:Hep o dönüp dolaşıp İlahi duyguların yokluğuna bağlıyorum her şeyi.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii tabii. Mesela Münir Nurettin Selçuk, çok Allah sevgisi ile dolu bir insan, ortadan kayboldu adeta. Hiç ne bahsi oldu, ne anlatıldı, ne eserlerinin üstünde duruldu. O güzellikleri böyle yavaş yavaş, yavaş yavaş geriye doğru götürüyorlar ve kaybediliyor. Bu tarafa doğru getirdiklerine de bakıyoruz; çok çok ruhsuz büyük bölümü, yani esaslı bir bölümü. Tabii, iyi güzel olanları da var; çok çok, çok azınlıkta var. Çok ruhsuz. O da işte dinin dünyadan çekilmesinden kaynaklanıyor. Yani İslam ruhunun olmaması, Allah sevgisinin azalması, Darwinist ve materyalist ruhun insanları müzikte de, sanatta da, bilimde de, estetikte de nasıl kavurduğunu gösteriyor Allah bize. Bambaşka bir ruh meydana geliyor, yani materyalist ruh. Rusya’da da öyle olmuştu. Rusya’da müthiş sanat vardı. Gayet güzel müzisyenler çıkıyordu, sanatçılar çıkıyordu. Komünist düzen geldi, bambaşka bir yapı oldu. Buz gibi resimler yapıtılar. Yumruklar havada, soğuk soğuk resimler, buz gibi heykeller, buz gibi binalar; her şeyini batırdılar. Rusya’nın binlerce yıllık o sanatını, birikimini yok ettiler.
MUSTAFA KESER: Edebiyatta olsun, müzikte olsun olağanüstü insanlar oradan da yetişmiştir, tabii. Ne yapacağız Hocam, ne olacak yani bu?
ADNAN OKTAR: Çok güzel olacak. Allah bizi ahir zamanda yarattığı için, ahir zamanın güzelliklerini göreceğiz. Ahir zamanda sanatta, bilimde, estetikte, güzellikte bir altın çağ yaşayacağız. Sizin vaktiniz çok güzel, Hocamız da genç Allah’ın izniyle çok güzel günler göreceksiniz inşaAllah.
MUSTAFA KESER: Elmanın kurdu içinde Hocam, bakmayın genç göründüğümüze.
ADNAN OKTAR: Yok çakı gibisiniz maşaAllah.
MUSTAFA KESER: Bizim yaşımızda dut ağacı bile kalmadı, epey aştık.
ADNAN OKTAR: Ben, maşaAllah, ben çok seviniyorum, sizin de inşaAllah görecek olmanız beni çok sevindiriyor. Çok güzel günler göreceğiz. Hem Türk-İslam Birliği oluşacak.
MUSTAFA KESER: Çoluk çocuğumuz görsün de biz boş ver, neyse biz zaten ne olmuş olmuşuz.
ADNAN OKTAR: Yok yok, çakı gibisiniz maşaAllah. MaşaAllah. Çoluğunuz çocuğunuzla beraber inşaAllah. Allah uzun ömür versin. Biz size dua ediyoruz.
MUSTAFA KESER: Sağolun.
ADNAN OKTAR: Türkiye büyük lider ülke olacak. Bakın bütün dünya görüyor bunu, herkes görüyor. Türkiye’nin kontrolü olmadığı için Arap ülkeleri bak birbirine girdi. Libyası şunu bunu, her yer birbirine girdi. Türkiye’nin ağabeyliği için dünya yalvarıyor adeta. Bak “NATO gitsin.” NATO’nun ne işi var Libya’da? Müslüman ülke, ne işi var? Türkiye’nin gitmesi gerekiyor. Türkiye’nin ağabeyliği öyle bir ihtiyaç haline geldi ki artık, dünya yalvarır hale geldi. Bütün mesele Türkiye’nin bunu kabul etmesinde kaldı, inşaAllah. Türkiye Türk-İslam Birliği’nin lideri olduğunda dünyaya bilim neymiş, sanat neymiş, müzik neymiş, güzellik neymiş; merhamet, şefkat, tevazu, samimiyet neymiş, bu millet öğretecek. Mesela bir Mustafa Keser kolay kolay olmuyor Hocam, maşaAllah.
MUSTAFA KESER: Allah razı olsun Hocam.
ADNAN OKTAR: Sizin tevazuunuzu, mesela Almanya’ya gitsek biz bulabilir miyiz sizi gibi insan? Amerika’ya gitsek bulabilir miyiz? Mürşit terbiyesi var sizde, mürşit asaleti var. Güzel maşaAllah.
MUSTAFA KESER:Biz öyle yetiştik, bize öğle öğrettiler. Ben vAllahi, elinizden öper, üç tane oğlum var. Biri otuz iki yaşında, biri yirmi dokuz, biri de yirmi altı yaşında. Bizim mesela sanat camiasında olmalarına rağmen -Allah razı olsun onlardan, Allah cümlesininkini bağışlasın- daha bugüne kadar bize bir yüzümüzü yere eğdirecek bir şey yapmamışlardır. O delikanlılar akşam hava karadığında hepsi evdedirler. Bizim camianın içinde olmalarına… Hani diğer arkadaşların çoluk çocuğunu görüyoruz ne hallerde olduklarını; hepsini bir bardan bir oradan buradan topluyorlar. Ama işte nedir? Hani küçükken çocukların kulağına ezanla birlikte ismi okunur gibi o kundaktan beri ben onların kulağına okuyorum Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUSTAFA KESER:“Oğlum dininizi, Kitabınızı, Allahınızı bilin, dürüst olun; hiç başka bir şey istemiyorum sizden, başka hiçbir şey istemiyorum. Ben sizi ölünceye kadar bakarım; ister okuyun ister okumayın hiç önemli değil. Büyüğünüzü küçüğünüzü bilin, ahlaklı iyi insan olun.” Bütün kulaklarına yıllardır bunu okudum, Allah razı olsun, aşı biraz tuttu galiba. İşte bunları okursanız, anne-baba da okursa Hocam, görüyoruz yani çocuk, kız çocuklarını hepsini bir parça bir yerlerden topluyorlar. Anne baba demiyor ki “bu çocuklar nerede, bunlar ne yaparlar, ne ederler?” Bu nasıl bir ahlaki çöküntüdür, nasıl bir şeydir bilmiyorum. Ben şahsen aklım ermiyor, ermesine de ihtiyacım yok yani, ermesin, bizim erdiğimiz de bize yeter.
ADNAN OKTAR: Baba Osmanlı olunca maşaAllah, çocuklar da Osmanlı oluyor.
MUSTAFA KESER: Olması gereken Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
MUSTAFA KESER: Musiki terbiyesi. Hocam belki biraz aşırı olabilir ama bana göre sanat -teşbihimi bağışlayın- işlev itibariyle bana göre sanatın aynen Kuran-ı Kerim’le eşdeğerde bir işlevi var. Yani nasıl eş değerde? Hani çok basite indirgeyip de, Kuran-ı Kerim’i Allah-u Teala bize niye göndermiş? Bunu okuyalım, buna göre hareket edelim, iyi insan olalım. Hani netice itibariyle budur. Temelde tek cümleyle bu; iyi insan olsun insanlar. Kimseye zararı olmayan vasıflı insanlar yetişsin diye. Temelde budur. İşte sanatın da aynı din gibi işlevi bu. Hiçbir sanatçıdan it, uğursuz, hortumcu, gangster duydunuz mu? Yok. O adamın beynindeki fitne bölümü çarpıdır Hocam. Ben bugüne kadar hiç kimseye kazık atayım diye aklımdan hiçbir şey geçmedi. Ben, “acaba şu şarkının burasını nasıl yaparım?”, “şu sazımı biraz daha nasıl güzel çalarım?” ressam resmini, heykeltraş heykelini. Onun için keşke her ana-baba hem dinine, hem çocuğuna da bir sanat dalında yöneltse, inanın ki bu söylediğiniz, buyurduğunuz şeyler çok daha çabuk izale olacaktır, eksi şeyler.
ADNAN OKTAR: Zaten sanatçılık Allah aşkından geliyor. Deli aşık oluyorlar. Allah aşkıyla yanarak sanatçı olunuyor. Sizin ruhunuzda da o var. Yani Allah aşkından kaynaklanıyor. Kuran’ın ruhunda olanı siz uygulamış oluyorsunuz. Kuran zaten sanatı ister bizden, güzelliği ister, estetiği ister.
MUSTAFA KESER: Öyle bir korkunç musiki var ki Hocam Kuran-ı Kerim’in içinde.
ADNAN OKTAR: Muhteşem maşaAllah.
MUSTAFA KESER: İnsan böyle aya kalkıyor, El-Hakk diyorsun yani. Böyle bir şey olamaz. O, işte dedim ya, ben müzisyen oluşumun o okumaktaki adap üslupla ilgili çok büyük faydasını gördüm. O esreleri, ötre neyse bazen kaçırdığım zaman görmeden yanlış okuduğumu fark ediyorum. Nasıl fark ediyorum? Müzikal açıdan fark ediyorum. Orayı kısa geçmişim mesela, uzatmayı görmemişim; “bir şey oldu” diyorum. Müzikal olarak bana iyi gelmiyor. Yani olağanüstü bir orkestrasyon, olağanüstü bir melodi akışı o güftelerde, müthiş bir şey Hocam.
ADNAN OKTAR: Bu çok önemli ama şimdi bu Hocamızın dediği bir kanıt.
MUSTAFA KESER: Yani nasıl bir eser yaptığında bir yerini hatalı yaparsan, “ya burası böyle, biraz daha uzasa daha rahatlayacak bu kelime” diyorsun. Aynen benim yüzlerce tespitim var bu hususta. Şeyleri bile bulmuşumdur. Mesela dört elif uzatma işareti yok üstünde Hocam. Ama ben içimden orayı uzun okumak istiyorum. Yani iyi gelmiyor orayı kısa okuyunca. Başka bir Kuran-ı Kerim’e baktım orada uzatma işareti var Hocam. Mürekkep hatası. İşte bu, bu İlahi bir şey bu. İnsan, biz Allah-u Teala’nın sureti değil miyiz Hocam? O’dan bir eser değil miyiz? İşte bize o ruhu vermiş yani. Kaç tane ben matbaa hatasını bu şekilde buldum, yemin ediyorum.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, şimdi bakın Mustafa Hocam’ın dediği konu Kuran’ın bir mucizesidir. Fakat bu tarif edilemiyor. Şimdi Hocamız sanatçı olduğu için burada bak ispat imkanımız var.
MUSTAFA KESER: Ben daha matematiksel olarak bunların kaç tanesini tespit ettim Hocam. Bir baktım ki, “burada bir şey var, ben bir yerden daha bakayım” dedim. Başka Kuran-ı Kerim’e baktım; o dört elif böyle hafif kuyruğu çıkmış, iyi çıkmamış, uzun, “tamam ya” dedim “bak burada bu varmış” dedim. Kendi kendimi de müzikalite açısından dedim, “aferin sana iyi anlıyorsun.” Var Hocam bu yani.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah. Kuran’ın taklidi yapılamıyor, bu yönüyle. Başından sonuna kadar bir müzik var. Ama işte sanatçılar biliyor onu, sanatçılar tarif edebiliyor. Onun için Hocamız da üstat olduğu için bu konuşma bir delildir, çok önemli bir delil. Bunu kullanabilir Müslüman kardeşlerimiz.
MUSTAFA KESER: Bizatihi tespitim Hocam benim, boşuna konuşmuyorum. Bizatihi yemin ediyorum, tespitimdir bu benim.
ADNAN OKTAR: Bu uzman olanlar biliyor. Mesela Hocamız uzman olduğu için biliyor bunu. Mesela halktan herhangi birisine söylesek, “Kuran’da müzik var” desek. “Olabilir” der, yani kısmen anlar.
MUSTAFA KESER: Bunun daha ilerisini bir örnek vereceğim Hocam, bundan yıllar önce aynı bu benim tespitimle ilgili. Yabancı bir -şu an bağışlayın hatırlayamıyorum- ünlü bir müzikolog, yabancı bir müzikolog, Hıristiyan yani. Böyle bir müzikal eksiklik görüyor. Müzikal eksiklik görüyor ve Türkiye’ye geliyor. Başka Kuran-ı Kerim’den bakıyor. Rahatlıyor adam. Niye rahatlıyor? “Hah yahu” diyor, “ben” diyor, “Allah’ın böyle bir yanlış yapacağına ihtimal vermiyordum zaten.” diyor. Yani, “böyle bir müzik hatası yapacağına, böyle bir hata yapacağına” yani “Allah’a olan inancım” diyor, “sarsıldı; bunu, nasıl böyle bir yanlış yapar; evet, ben biliyordum Allah böyle bir yanlışlık yapmaz” deyip, kendi kendini rahatlatmış yani. Böyle bir tespit de okumuştum bir yerde.
ADNAN OKTAR: Şimdi Mustafa Keser Hocamız’ın bu delilini biz kullanacağız tabiî, bu çok önemli. Ama gerçek üstatlar, hakiki sanat üstatları bu konuda hepsi aynı şeyi söylüyor; “baştan sona kadar muhteşem bir müzik var” diyorlar, “Kuran’ın.” Yani okunuşunda bir ahenk var, taklidi yapılamıyor. MaşaAllah, elhamdülillah.
MUSTAFA KESER: Bunun içindir ki Allah kelamıdır Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bir delili de o.
MUSTAFA KESER: Bunun içindir Allah kelamı.
ADNAN OKTAR: Tabii, bir delili de o maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ben Erbakan Hocamız’ın –rahmetli- cenazesinden, inşaAllah...
ADNAN OKTAR: Allah rahmet etsin.
MUSTAFA KESER: Allah rahmet eylesin.
ALTUĞ BERKER: ... biraz resimler göstermek istiyorum.
MUSTAFA KESER: Allah rahmet eylesin.
ADNAN OKTAR: Canımız Hocamız, çok mazlum.
MUSTAFA KESER: Değerli bir insandı.
ADNAN OKTAR:Evet, çok güzel huyluydu maşaAllah.
MUSTAFA KESER: Bu ülkeye -kıymeti bilinir bilinmez- epey hizmetleri olmuştur. Bazılarını geçekleştirememiştir. Bugün hamleleri yapılan birçok işi adamcağız rahmetli, otuz kırk sene önce söylüyordu. Sanayi devrimidir, odur budur.
ADNAN OKTAR: Tabii tabii tabii, ağır sanayinin çok üzerinde durmuştu. Çok güzel teşhisler koymuştu. Bir de çok kibar ve nezaketliydi. Herkesi sever, böyle çekingenliği yok, cesur, delikanlı bir insandı.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah.
MUSTAFA KESER: İşte zülfiyara dokundurduğu için bazı rahatsız olan kesimler de vardı tabii. Bu ülkeye emeği geçenlerden, hepsinden Allah razı olsun, kim olursa olsun.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Paşalarımızın da katılımı vardı cenazeye.
ADNAN OKTAR: Çok güzel oldu. Yakışanı odur zaten, başka türlü olmaz, yakışanı oydu. Çok güzel oldu, maşaAllah. Allah rahmet etsin, cennette kardeş etsin Hocamıza inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Yurtdışından da çok gelen oldu.
ADNAN OKTAR: Evet, Kıbrıs’tan, her yerden gelen evet. Yetmiş ülkede yaklaşık, gıyabi cenaze namazı kılındı. Üç bin camide de, burada sela verildi İstanbul’da, üç bin camide aynı anda sela verildi, maşaAllah. Bak onlar da Milli Görüşçü maşaAllah, yurtdışından gelmişler.
MUSTAFA KESER: Hocam biz kendi değerlerimizin maalesef farkına varamıyoruz. Varıyoruz da es mi geçiyoruz? Mesela yine ben, tabii ben müzisyen olduğum için oradan şimdi örnek vereceğim bağışlarsanız, izniniz olursa.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, buyurun.
MUSTAFA KESER: Şimdi mesela ben yetmiş beş yılında İzmir Radyosu’na mahalli sanatçı olarak, bir imtihan o zaman açılmıştı. Ben on beş yıl bekledim imtihan açılsın radyoya gireyim. Ben radyoya yetişmiş sanatçı olarak girdim Hocam. Yani stajyer falan değil; yetişmiş sanatçı. O gün girdim ben ertesi gün radyoda şarkı söylemeye başladım. Ondan öncede öyle bir amatör imtihan açılmıştı, yani bir ayağımızı içeri atalım da nasıl olursa olsun. O zamanlar tabii her müzisyenin, sanatçı adayının ideali TRT idi, TRT’ye geçmek. Bizim de aynı doğrultudaydı. Neyse o imtihanı kazanmıştım. Ancak ne acı bir gerçektir ki, ben ayda bir veya iki ayda bir bant yapardım radyoya Elazığ yöresinden mahalli sanatçı. Sonra ben Türk Sanat Müziği yetişmiş sanatçı imtihanını kazandım. Yaptığım bantlar Ankara’ya denetime giderdi, ondan sonra yayınlanırdı. Ankara’dan denetimden gelirdi, “bant yayınlanamaz.” “Nedir gerekçe?” “Klasik nağme görülmüştür. Türk Halk Müziği değil de klasik alaturka, Türk Sanat Müziği nağmesi görülmüştür içinde” diye. Ben bozuk tavırla okumuşum. Türk Sanat Müziği adabıyla okumuşum Halk Müziğini diye “yayınlanamaz” diye gelirdi. Neyse ben bir daha aynı şekilde yine okurdum. Giderdi bu defa yayınlanır gelirdi falan filan. Şimdi bunu bundan yıllar önce ben ilkokul açtığımda bir gün baktım kapı çaldı. Böyle otuz-otuz beş yaşlarında, müzikologmuş oğlan, İzlandalı müzikolog. Türkçesi de bayağı iyi. Aksan bozuk ama Türkçe bayağı iyi. “Buyurun” dedim, “ben” dedi “George.” “Buyur George kardeşim.” “Hocam” dedi, “ben” dedi, “radyoya gittim” dedi, “ben Türk müziği ile ilgili araştırma yapıyorum” dedi. Her çeşidiyle; bağlaması nedir, tambur nedir, neyi nedir? Buna arkadaşlardan biri -tam hatırlamıyorum- demiş ki; “bak kardeşim sen burada kapı kapı dolaşma. Hani tamburcuya gidip tambur hakkında bilgi, udçuya gidip ud hakkında bilgi, Sanat Müziği’ne gidip Sanat Müziği ile ilgili, öbür taraftan Ahmet’e gidip onunla ilgili kapı kapı dolaşma. Ben sana bir isim söyleyeceğim.”
ADNAN OKTAR: Asıl üstada.
MUSTAFA KESER: “Oraya git, bu adam her şeyi bilir. Tek elden sana, sor ne istiyorsan anlatsın. Tamburu da sor anlatsın, mamburu da.” “Beni” dedi, “size gönderdiler.” dedi. “Buyur” dedim, “otur.” Oturduk. Bunlardan bahsederken, bakın Hocam o gün o kadar üzüldüm ki, o kadar üzüldüm. Hem kızdım sinirlendim, hem üzüldüm. Yani hani dedim değerlerimizin, kültürümüzün farkında olmamak meselesi. Ben tam; Türk müziği nasıl gidiyor? Şudur budur… Ben adamın bilgisinin derecesini bilmiyorum tabii, araştırıyormuş geziyormuş. Meğerse adam bizim kadar Türk müziğini biliyor, Türkiye’yi bizden iyi tanıyormuş o yaşta. Ben dedim ki böyle böyle anlattım. Dedim; “Mesela bizim musiki gerektiği yere oturmamıştır. Bizim mesela hastanemizde inşaat mühendisi hastanenin müdürüdür.” dedim. “Böyle adamları koyarlar. Hastane müdürü inşaat mühendisidir, işte kimya laborantının başında bir tane demirci ustası vardır. İşten anlamaz adamları getirir oraya koyarlar. Bizim musikimizde de böyle bir şey var. Mesela,” dedim, “bak” dedim, “sana bir örnek anlatayım.” Ben Halk Müziği’nden girmiştim. Bunu anlattım kendisine. Dedim, “Böyle böyle, ben Elazığlıyım” dedim. “Ben okurdum, adama giderdi” dedim, “geri gelirdi” dedim, “‘Türk müziği tavrı görülmüştür’ diye. Halbuki bilmiyorlar ki” dedim, adam benim, Hocam, lafımı ağzımda bıraktı. İzlandalı bu, George, “Mustafa pek doğaldır” dedi, “Elazığ” dedi, “Türk müziği sazlarıyla halk müziğini yapar. Klasik nağme görülmesi normaldir.” dedi. Bakınız, bunu İzlandalı biliyor; benim TRT’de, orada o denetim kurulunda olan arkadaş bunu bilmiyor. Hocam, Bizim Elazığ’da, bizde bağlama yoktur. Elazığ’da halk müziğini biz Türk müziği sazlarıyla icra ederiz. Yani kanundur, cümbüştür, kemandır; bunlarla icra edilir halk müziği.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, çok severim ben.
MUSTAFA KESER: Dolayısıyla bizde diğer yörelerdeki gibi hani işte ‘şu ayak’, ‘bu ayak’ tabirleri kullandım adamlara tekabül eden. Biz de hep makam tabirleri kullanır Türk müziği. Yani, “Acemaşiran Makamı”, “Uşak Makamı”, “Beyati Makamı” diye makam. Şimdi dolayısıyla bizde bağlama olmadığı için bizim Elazığ’ın musiki yapısı klasik nüvelidir. Bunu İzlandalı söyledi bana; ben, gözüm açıldı, böyle kaldım. Adam meğerse Elazığ’ı bile benden fazla biliyor. İşte geldik şeye dayandık. Yani bizim kendi değerlerimizin farkında değiliz Hocam. Gerek devlet adamları olsun, demin -Allah rahmet eylesin- Erbakan Hocamız’dan bahsederken söyledik. İşte biz de kendi değerlerimizin, kendi kültürümüzün, musikimizin farkında değiliz. Böyle böyle bizim -Allah rahmet eylesin ölmüşse, yaşıyorsa da Allah uzun ömür versin, duyuyorsa- Necati Borlak vardı Hocam, Türk Müziği Şube Müdürü, Türk Müziği Radyosu’ndayken. Şimdi bazen bantlarım, bizim kurum içi denetim tabii, kendi TRT sanatçılarının kurum içi bant denetimi, ‘yayınlanır’ veya ‘yayınlanmaz’ kararı gelir. Bir kaç defa benim bantta “yayınlanmaz, detone var” diye… Ben detone deyince delirdim. Hocam bende her şey olur, detone olmaz yani. “Kötü okudu” diyebilirsin, “yanlış okudu” diyebilirsin, “usulden kaçtı” diyebilirsin ama “detone oldu” dersen, böyle bir şey yok. Ben hayatımda hiç detonasyon, yani ses kayması, sesin çizgi halinde çıkmamasıdır bu detonasyon Hocam. Yani ses çizgi değil de bir yere hafif bir iner çıkar yine aynı yerine gelir veya çıkar iner; bu detonasyondur. Bu da biyolojik bir haldir. Bazen Hocam “detonem var, bunu nasıl düzeltirim?” Kansere çare var mı? Yok. Detone düzelmez. Bu fizyolojik bir rahatsızlıktır. Ses tellerindeki yetersizliktir. Bunu çalışmayla gideremezsin. Bende öyle bir şey yok. Meğerse Hocam, bu Necati Bey Kardeşimiz, bu alaturkacı, piyanist, Batı müziği piyanisti, Türk müziğinin t’sini dahi bilmiyor. Bu adam bizim Türk Müziği Şube Müdürümüz. Bizdeki Türk müziğinde kullandığımız koma sesler vardır, Batı müziğinde olmayan aralıktaki sesler vardır. Piyanoları gözünüzün önüne getirin, siyah tuş, beyaz tuş. Bir ses iki eşit parçaya bölünmüştür Batı müziğinde. O kadardır. Do, re tam ses; arası yarım burada, yarım burada. Bizim Türk müziğinde dokuz eşit parçaya bölünmüştür. Yani dokuz santimin her santimi kullanılır. Şimdi bu adamın kulağı o seslere alışkın olmadığı için, biz de uşak makamı, hüseyni, o sesler vardır. Biz o sesleri basarken adama detone gelmiş. Bizim yanlış ses bastığımızı zannetmiş. “Ya Necati Bey Kardeşim, bunlar detonasyon değil babacım. Bunlar Türk müziği.” “Ya öyle mi?” Ondan sonra bizim bantlar yayınlanır hale geldi. İşte böyle yani bu ahval.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
MUSTAFA KESER: Bağışlayın çok konuştum ama.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, biz üstadımızın kıymetini çok iyi biliyoruz. Sizleri çok seviyoruz, çok değer veriyoruz. Son kalan gerçek sanatçılardansınız. Bütün Türkiye’de çok seviliyorsunuz. Allah ömrünüzü uzun etsin. Çok güzel günler göreceğiz, Türk-İslam Birliği’ni göreceğiz.
MUSTAFA KESER: İçimde uktedir Hocam, benim yerime bir tane koyamadı bir genç gelip. Dediğim gibi gelişi falso. Daha kapıdan girer, “Hocam, ben ne zaman sahneye çıkarım?” diyor.
ADNAN OKTAR: Güzel insanlar yetiştireceksiniz.
MUSTAFA KESER: “Hangi kapıdan girdin?” diyorum. “Bu kapıdan.” “Dışarıdan kapat oğlum. Seni bir daha görmeyeyim.” diyorum. Bağışlayın, affedersiniz.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah. Sizin nezaketinizi, sizin samimiyetinizi, candanlığınızı öğrenen insanlar olacaktır. Ömrünüz inşaAllah uzun olacak, göreceksiniz. Çok güzel günler göreceğiz. Türk-İslam Birliği olacak. Boydan boya o coğrafyada Suriyesi, Azerbaycanı, Türkistanı... hepsi inşaAllah birleşeceğiz. Mehdiyet’in devrinde, Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın devrinde bir bayram havası gibi bir güzel çağ başlıyor, onu göreceğiz inşaAllah. Sizler de başlarımızın tacı olacaksınız o dönemlerde, inşaAllah.
MUSTAFA KESER: Biz görelim yeter Hocam, görelim yeter.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah. Siz o sanatınızla, o güzel tevazunuzla, nezaketinizle, candanlığınızla insanlara coşku vereceksiniz, can vereceksiniz dindarlığınızla, Allah aşkınızla. Bizler sizleri çok seviyoruz. Allah sizlere uzun ömür versin, çoluğunuza çocuğunuza sağlık afiyet versin. Devletimize, milletimize de güzel, uzun, başarılı bir faaliyet ve güç, imkan versin, inşaAllah.
MUSTAFA KESER: Allah’tan korkanlar gelsin başımıza Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
MUSTAFA KESER: O olmazsa olmuyor Hocam. Dönüyor, dolaşıyor, bumerang gibi iş geliyor oraya takılıyor.
ADNAN OKTAR:Ama millet de zaten Allah’ın izniyle öyle yapar, inşaAllah. Milletimizin güzel insanları, Elazığ’ı güzel, Erzincan’ı güzel, Erzurum’u güzel, her yeri güzel memleketimizin; güzel insanlar yetiştiriyorlar. Sizlerden çok memnun olduk. Bizleri çok ihya ettiniz, şerefyap ettiniz, lütfettiniz, kerem buyurdunuz, inşaAllah. Hocamızla arada sırada inşaAllah görüşürüz. Sohbetleriyle, Hocamızın o güzel sazını da dinleriz inşaAllah nasip olursa.
MUSTAFA KESER:Yarın bir gün bir iki sazımızla gelip böyle biraz gerek tasavvuf musikisinden gerek şeylerden örnekle de vererek söylediklerimizi Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi gibi icraatını da inşaAllah gösteririz; “bu demeye geliyormuş” gibi.
ADNAN OKTAR: Zaten istirham edeceğiz. Şimdi bir televizyon kanalımız kuruluyor. Arkadaşlarımız maşaAllah gayretliler, güzel bir kanal oluşturuyorlar.
MUSTAFA KESER: Beni getiren sevgili yeğenim, delikanlı bahsetti. Allah emeğinizi daim etsin, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mustafa Keser Ağabeyimiz zaten bizi orada yalnız bırakmayacaktır tahmin ediyorum, inşaAllah. Çok çok güzel olur, kanal onun yani inşaAllah. Güzel günler olacak; güzel çalışmalar olacak inşaAllah.
MUSTAFA KESER: Hocam benim bütün amacım, bize verilen -hep onu söylüyorum- Yüce Allah’ın verdiği hasletleri, bunları biz kendimiz geliştirdik. Bunlarla bu kadar ben uğraştım ettim, yani bunlar benimle mezara gidecek. Yazık günah değil mi ya ben bu kadar şeyler öğrendim?
ADNAN OKTAR: Değerinizi biliriz.
MUSTAFA KESER: Yok, yok aktaralım yani, bunları insanlara aktaralım. Yazık günah. Bunlar benimle beraber gitmesin. Bu kadar emek verdim. Yazık günah değil mi bu bilgi bizimle birlikte toprağa? Bunları aktaralım. Kimse yok, alan yok yani. O şimdi, o alıcı yetişmiyor Hocam. Yani o alıcıyı yetiştirmek lazım. O alıcıyı yetiştireceğiz ki işte bu ahlak, feraset içerisinde bunlar olacak ki, o zaman öbür o mezbele diye tabir ettiğimizi böyle elimin tersiyle itecek, kendine lazım olan güzellikleri alacak. Sevgiyi, Allah-u Teala’nın insana vereceği... Hocam, biz bugün o durumdayız. Yüce Allah’ın, bana göre, şu durumdaki belki bize ders olsun diye insanların içinden bu sevgisini almış Hocam.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, o dediğiniz doğru. Hz. Mehdi (a.s.) devrinde, ahir zamanda inşaAllah.
MUSTAFA KESER: En büyük şey Hocam, insanın sevgisini içinden alırsan geriye…
ADNAN OKTAR: Ceset kalır.
MUSTAFA KESER: Nedim’in mi, Nefi’nin mi; rahmetlinin bir şiiri var, Osmanlı İmparatorluğu’nun… Bağışlayın.
ADNAN OKTAR: Estağfirullah, sohbet ediyoruz. Estağfirullah.
MUSTAFA KESER: Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışıyla ilgili bir şiiri var. O büyük ihtişamlı dönemden yıkılıp o hale gelişini bir şiirle ifade etmiş. Osmanlı’yı zayıf, cılız bir eşeğe benzetiyor. “Bir eşek var idi zaif u nizar. Yük elinden” yani imparatorluğun “yük elinden katı şikeste vü zar.” Hani kurumuş, dökülmüş hesapta. “Sırtından alınca palağını,” o şaşalı “sanki it artığıydı kalanı.” İşte insanın içinden sevgisi giderse geriye it artığı kalır Hocam. Yani insanlıkla alakası olmaz.
ADNAN OKTAR: Evet, Osmanlı’nın bozuk olanlarını da eşeğe benzetmiş, güzel demiş. Bozuk olanı öyle.
MUSTAFA KESER: Tabii, imparatorluk anlamında “o kırıldı döküldü” diyor. O şaşalı yedi kıtaya hükmeden bir imparatorluk, “sırtından” diyor, “alınca palağını, it artığıydı” diyor, “kalanı.” Şimdi bizim dilimizi, bizi biz yapan vasıfları üstümüzden alırsanız Hocam, geriye ortaya it artığı kalır. Hocam, bağışlayın tabirimi.
ADNAN OKTAR: Çok güzel söylediniz.
MUSTAFA KESER: Dilini, dinini, imanını, ahlakını üstünden alırsan geriye ne kalır?
ADNAN OKTAR: Çok güzel günler göreceğiz. Onun içindeyiz, onu yaşıyoruz. Zaten sizlerin kıymetinin bilinmesi de, bu kadar sevilmeniz de onun alametlerinden bir tanesi inşaAllah.
MUSTAFA KESER:Allah razı olsun Hocam. VAllahi gönlümüz o yöndedir Hocam, inşaAllah. Ağzınızdan bal akıyor. İnşaAllah olacak bunlar.
ADNAN OKTAR: Bunlar doğru. Osmanlı’nın kötü yönleri oldu. Onlar hakikatten eşek kafalıydılar. Güzel olan yönlerini de, onları da alacağız. Güzel kısımları var tabii. Osmanlı’nın çok muhteşem yönleri var, onları da alacağız. Çok güzel günler göreceğiz. Allah sizlere uzun ömür versin, güzellik versin, inşaAllah görüşeceğiz.
ALTUĞ BERKER:Kısa bir aradan sonra yeniden birlikteyiz inşaAllah.
SUNUCU:Programımıza devam ediyoruz. Buyurun Hocam.
ADNAN OKTAR: Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Bir haber vardı. “Sayın Başbakan Erdoğan, Erbakan için Kuran okuyor” diye. Onun görüntüleri de vardı Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bakayım. Erdoğan İmam Hatip mezunu, hafız; bilir.
-VTR- Başbakan Erdoğan Kuran okuyor.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, bayağı güzel sesi Başbakan’ın.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Güzel,kıraatı da çok güzel, bayağı hoş okuyor, maşaAllah. Elhamdülillah, maşaAllah. Hocam sen ilim kaynağısın, devam et.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Erbakan Hocamız’ın hikmetli sözlerinden okuyabilir miyim birkaç tane inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Oku oku.
ALTUĞ BERKER: Şöyle diyor Rahmetli Erbakan Hocamız, “Bizim davamızda kimse kendi için yaşamaz; herkes kardeşi için yaşar. Menfaati öldürmenin en kolay yolu budur. Namaz dinin direği, cihat ise zirvesidir. Biz siyaset değil, cihat yapıyoruz. Bir çiçekle bahar olmaz ama her bahar bir çiçekle başlar. İman varsa imkan da vardır. Milli Görüşçü asla vazgeçmez. Fırtınalara yön veren kelebeklerin kanat çırpışıdır. Hakkı üstün tutmak her zaman saadet getirir. Milli Görüş bu milletin inancıdır, tarihidir, kimliğidir, ruh köküdür.” demiş Erbakan Hocamız.
ADNAN OKTAR: Çok güzel söylemiş. Hocamız’ın o güzel, sevecen, samimi İslamlık anlayışını bütün dünyaya hakim edeceğiz. Söz bir, Allah bir. Allah’ın izniyle, inşaAllah. EvelAllah, yeri göğü birbirine katacağız. Ya olacak, ya olacak, Allah’ın izniyle. İkinci bir ihtimal yok, inşaAllah. Bediüzzaman yemin ediyor. “Allah adına yemin derim” diyor, “İslam Ahlakı hakim olacak, göreceksiniz.” diyor. Gördüğü şeyi anlatıyor, inşaAllah.
Şimdi benim konuşmalarımı böyle sevecen taklit yapan şeyler var internette. Bazıları çok çok güzel. Bir tanesini beğenmedim; böyle kıl bir tip yapmış, çok itici ve samimiyetsiz, sevgiden uzak. Sırf gıcıklık olsun diye yapmış. Ona kıl oldum yani hiç hoşlanmadım onunkinden. Ama öbürleri çok sevecen hakikatten bayağı güzel, çok hoş olmuş onlar.
ALTUĞ BERKER: Fatih Erbakan’la ilgili haber vardı ve Can Dündar da kendisiyle röportaj yapmış. Kendisine Erbakan Hocamız’ın hastane yatağının başucunda bulunan kiremidin nedenini sormuşlar, Fatih Erbakan’a. Fatih Erbakan, Hocamız’ın namaz kılmak için teyemmüm abdesti aldığını ve kiremidi bu amaçla başucunda tuttuğunu anlatmış. Yoğun bakımda yanına girdiğinde kendisinin “Elhamdülillah kiremidimiz burada duruyor” dediğini ve en ağır anında bile ibadetlerini aksatmadığını anlatmış. Ayrıca askerlerimiz cenaze törenine katılmasının insani bir vazife oluğunu, kendilerinden beklenileni yerine getirdiklerini, muhterem babasının Türkiye ve dünyaya yaptığı hizmetlerin bir karşılığı olduğunu söylemiş. Kendilerinin hiçbir zaman ordunun geneliyle bir sorunları olmadığını ve kendilerine teşekkür ettiklerini belirtmiş. Babasına resmi tören yapılmamasının kişisel bir tercih olduğunu ve dini bir törenin İslamiyet’in gereği olduğunu dile getirmiş. Vaktiyle yaşanan sıkıntılar ve siyaseten karşı kaşıya gelişlere rağmen cenazeye katılımın insani bir davranış ve güzel bir tavır olduğunu, cenazeye Pakistan, Tunus, Filistin’den pek çok özel temsilcinin katıldığını, özel bir vasiyetin olmadığını ancak zaten en büyük vasiyetin Büyük Türkiye ve yeni bir dünya kurulması için Milli Görüş’e bağlı kalarak çalışmalar olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Ben Fatih’i çok seviyorum. Çok değer verdiğim, Hocamızın bize emaneti. Çok zeki ve hakikaten çok şey beklediğimiz bir insan. İleride de çok güzel hizmetleri olacağını tahmin ettiğimiz bir insan. Fakat daha genç olduğu için, tecrübesiz olduğu için konuşmalarının nerelere çekileceğini -iyi niyetinden dolayı- bazen tahmin edemiyor, edemeyebilir. Onun için mutlaka Fatih’in çevresinde Akşemsettinler olması lazım. Yani en azından belirli bir dereceye kadar Akşemsettinler olması gerekiyor. Öbür türlü pek olmaz. Mesela bak çocuk bütün iyi niyetiyle dedi ki, “Benim babam cihadı savunuyordu. Ben de cihadı savunuyorum.” gibi konuştu. Şimdi duyan ne zanneder? Eline kılıcı alacak, tabancayı alacak sokağa düşecek. Kardeşim cihat nedir? Ceht, gayret demektir. Kitap okuyan, kitap dağıtan cihat ediyordur. Güzel konuşan cihat ediyordur. Kıtal ayrıdır. Katele kökenli kıtal. O, adam öldürmektir. Ama cihat adam öldürmek anlamında değil; gayret etmek anlamında, ceht. Şimdi böyle lafı sözü oraya buraya çekecekleri için, bunları da düzeltmek pek mümkün olmuyor. Mesela şimdi Fatih bunu söyledi ama bunun cevabını kimse vermiyor. Vermezler cevabını ve bunlar birikir. Şimdi, “cihada davet eden Fatih”, “milleti cihada davet ediyor.” Şimdi bir olur, iki olur, üç olur. Kafalarında bir izdiham meydana gelir ki çok kaliteli bir genç, çok sevdiğim bir insan. Akşemsettinler etrafında durması gerekiyor özetle Fatih’in belirli bir dereceye kadar. Öyle doğrusu olur, öyle güzeli olur. Öbür türlü Erbakan Hocamız dedi ki, “Kanlı mı olacak, kansız mı olacak?” Yıllarca bunu duyduk. “Kanlı mı olacak, kansız mı olacak?” Kastettiği kansız olması. Yani Mehdiyet’i kastediyor. Ama “kanlı mı olacak?” sözü, bir ilave bütün her şeyi birbirine kattı. Yani sırf “kansız olacak” sözüne kalmış olsa mana tamam. Mehdiyet’in özelliğidir. Mehdi-ül dem; kan durduran Hz. Mehdi (a.s.)’dır gerçek Hz. Mehdi (a.s.). Peygamberimiz (s.a.v.)’in belirttiği Hz. Mehdi (a.s.) odur, Mehdi-ül dem. Şimdi dilden çıkan herhangi bir söz bütün Müslümanları bağlıyor ayrıca. Yani biliyorsunuz, herkes duymuştur; “kanlı mı olacak, kansız mı olacak?” Devamlı, 28 Şubat’ta da o konudan aldı. “Kanlı mı olacak, kansız mı olacak?” Televizyonlarda sürekli o gösterildi. Erbakan Hocamız Mehdiyet’in bir desturunu söyledi, bir düsturunu söyledi. “İslam ahlakının hakimiyeti, İttihad-ı İslam kansız olacak.” Bunu demek istedi. Ama o cümle arkasından bunu getirdi. O yüzden her konuşma ve her demecin çok itinalı seçilerek söylenmesi gerekiyor. Her üslubun itinalı seçilerek söylenmesi gerekiyor. Tam dönemeçteyiz. Fatih, yaşı da küçük olduğu için, tecrübesiz de olduğu için... Ben şu an kendimde o cesareti buluyorum, söylerim. Yani ben onun ağabeyiyim. Eksiği, yanlışı olduğunda söyleyeceğim. Ama canım gibi de seviyorum, ömür boyu da koruyup kollayacağım, söz bir, Allah bir, şahsım adına. Kılına da dokundurtmam, inşaAllah. Ve üstadımızın, Necmettin Erbakan Hocamız’ın, şehidimizin bize emaneti. Ama dost susarsa, bu anormal bir şey olur. En ufak bir hatasını görürsem, söyleyeceğim. Hem de alenen söyleyeceğim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Ona nimet olur Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tabii, ben oturup millete malzeme verdirtmem. Ben onu yüksek yerlerde görmek istiyorum. Yani lider olarak görmek istiyorum. Onun gereği de budur, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Taha Akyol, gerçi dün bahsetmiştiniz ancak daha detaylı olarak Taha Akyol’un yazısından okuyabilir miyim Hocam? Bugünkü “Milli Görüş Güçleniyor mu?” yazısında birkaç noktanın üstünde durmuş. Bir, “Erbakan Hocamız’ın cenazesine katılanlar Milli Görüş’ün ‘seçmen kitlesi’ değildir, Milli Görüş’ün güçlenmekte olduğunu göstermez.” demiş. Böyle yedi tane madde var Hocam, kendi görüşlerini, daha doğrusu endişelerini Allahualem. “Bu muazzam katılım Erbakan’a duyulan saygının ifadesidir. Cenazeye vefa duygusuyla, bir müminin cenazesine katılmanın sevap olduğu düşüncesiyle, İslami siyasetin gelişmesinde Erbakan Hocamız’ın öncü rolüne duyulan saygı nedeniyle katılanlar böyle bir kalabalık oluşturmuştur.” demiş. “Dolayısıyla bu cenaze Milli Görüş’ün gücünü değil, toplumdaki dindarlık duygusunun ne kadar güçlü olduğunu gösterir.” demiş. Üçüncü olarak, “Milli Görüş güçlenmez, hatta karizmatik liderini kaybettiği için enerji kaybına bile uğrayabilir.” demiş. Dördüncü olarak, “2000’ler Türkiye’sinde artık Milli Görüş’ün İslam dinarı, İslam NATO’su, İslam Birleşmiş Milletler’i gibi hayalperest kurgularının hiçbir anlamı kalmamıştır. Nitekim 2001 krizi ekonomik gerçeklerin görülmesi konusunda adeta öğretmen olmuştur.” demiş. Beşinci olarak, “Dindarlar artık özgürlüklerini cihat kavramı ile değil, liberal demokratik kavramlarla savunmaya başladılar. Anadolu’da ticaretin gelişmesiyle artık faizsiz ekonomi gibi kurgular eski cazibesini yitirdiler.” demiş. Altıncı olarak, “Gelişen teknoloji sayesinde gençler yeni dünyanın Milli Görüş’ün ezberiyle hiç uyuşmadığını gördüler. AK Parti bunu görerek gömlek değiştirdiği için yüzde kırklık bir başarı kazandı. Şimdi cenaze törenine vefa adına katılan yüz binler, yaşamakta oldukları dünyaya sırt çevirip Milli Görüş gömleğini giyecek değiller.” demiş. Son olarak da, “Numan Kurtulmuş’un ve ittifak arayanların dikkatine yeni dünyaya yeni dil lazımdır.” demiş.
ADNAN OKTAR:Daha hala Numan Kurtulmuş’un ceketinin koluna yapışmış, peşinden mi gidiyor, ne yapıyor o? Daha hala… Şimdi onun yedi maddesine ben on dört maddeyle bir cevap vereyim. Aslında tam karşılığı var ama şimdi sürekli seçiyorum yani. Şimdi Erbakan Hocamız’ın anlattığı Milli Görüş, Mehdiyet’in usturuplu anlatımıdır. Bu kadar. Başka bir şey yok. Şimdi mesela adam birisi der ki, ‘Kuran’ demez de, ‘şeriat’ der. Ama onu duyan irkilebilir. ‘Şeriat’ deyince çünkü eli palalı, gözü kanlı adamlar aklına gelebilir. Ama ‘Kuran ahlakı’ dediğinde, ‘Kuran’ dediğinde adamın aklına çok güzel, nezih şeyler gelir. Mehdiyet kavramı da bazı çevrelerde -Cübbeli kafasında- dehşet vericidir. Kan, irin, gözyaşı, toz duman... “Hz. Mehdi (a.s.) dediğin adamı kesecek” diyor. Baksana anlatıyor ya böyle. Ne, “beni de” mi “kesecek” diyor? Bir şeyler diyor, böyle. Habire kesme, doğrama. Pastırma makinesi gibi yani o böyle önüne geleni doğrayan bir üslubu var gibi. Mehdiyet’i çok usta ve güzel bir üslupla, siyasi parti olduğu için laiklikle çatışmadan anlatan bir üslubudur. Başka bir şey yok. O milyonlar, sokağa dökülen şahısların hepsi Hz. Mehdi (a.s.) ordusudur, tamamı. Hz. Mehdi (a.s.) talebesidir, gördüğün. Milyonda biri belki değildir. Bizim milletimiz, mesela bak demin burada Mustafa Keser vardı, sanatçı; çok muhterem insan. Biraz konuştum. Allah aşkıyla kalbi yanıyor. Mesela Kuran’a karşı çok sevgisi var, Peygamberimiz (s.a.v.)’e karşı sevgisi var; tevazulu, mütevazı, coşkulu, nezih bir insan. İstese de, istemese de Hz. Mehdi (a.s.) talebesi. Her güzel insan, her dost insan, her can insan, her sıcak tavırlı insan Hz. Mehdi (a.s.) talebesidir. Her iblis kılıklı, her haşin, kıran yıkan, acımazsız, merhametsiz, egoist, bencil, gaddar adam da istesin veya istemesin deccalın talebesidir. Bu, bu. Karmaşık bir şey yok. Bir buçuk milyan insan toplandı İstanbul’da, yaklaşık iki milyona yakındı Erbakan Hocamız’ın cenazesinde, mübareğin. Hz. Mehdi (a.s.) hurucuydu o. Hz. Mehdi (a.s.) heyecanıydı, Mehdiyet heyecanıydı. İstesin veya istemesin, bu. Bizim ordumuz da Türk-İslam Birliği’ni ister, devletimiz de Türk-İslam Birliği’ni ister, herkes Türk-İslam Birliği’ni ister. Aklı başında herkesin isteyeceği bir şeydir. Türk-İslam Birliği’ni istedin miydi ne istemiş oluyorsun? Mehdiyet istemiş olursun. Karmaşık bir şey yok. Ama dostça, sevgiyle, bağnazlıktan uzak. Bağnazlık ayrı bir kafadır. Yani deccalın ikinci koludur. Deccalın iki tane kolu vardır; bir sağ kolu, bir sol kolu vardır. Sağ kolu yobazlıktır, sol kolu da komünistliktir. İki koluyla insanları doğrar deccaliyet. Biz onun iki kolunu da dibinden kopardık işte. Özelliğimiz bu. İlimle, fenle, akılla kırdık kollarını. İki kolunu da kırdık yani. İki kolu da kıpırdayamıyor şu an. Olay bu. Karmaşık bir şey yok. Mesela bak benim canlarım kuzu gibiler, ne kadar tatlılar. Bu isteseler de, istemeseler de Mehdiyet demektir. Bir insan nezihse, sevgi doluysa, kimsenin canını yakmıyorsa, insanların mutluluğu için gayret ediyorsa, etrafının güzel olmasını istiyorsa, Allah’ı aşkla, coşkuyla seviyorsa, helale harama dikkat ediyorsa, Allah’ın Kitabı’na aşıksa, Allah’a aşıksa Hz. Mehdi (a.s.) talebesidir. Başka ne olur, değil mi?
ALTUĞ BERKER: Tabii, inşaAllah Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir hanım arkadaşımız çok güzel bir yazı yazmış. Ne kadar güzel ifadeleri var ya, Allah’ın hikmeti. Allah yazdırıyor. Ne kadar güzel, maşaAllah. Şimdi okuyacağım gibi de değil; çok coşkulu yazmış. Ben uygun yer arıyorum okuyabileceğim gibi. MaşaAllah. Fatmanur, bu aşık, maşaAllah, Allah aşığı. Coşmuş. Acayip güzel yazmış. Çok çok güzel, maşaAllah. Ama biraz tabii Allah aşkı ile coştuğu için bazı üslupları yanlış anlaşılabilir. Onun için tam okumuyorum ama muhteşem, çok güzel. Çok muhteşem hitabeti. Bak biraz sonra size göstereyim. Bayağı güzel.
“Ebu Abdullah Hüseyin Bin Ali (r.a.)’dan” Resulullah (s.a.v.), bütün kainatın Sultanı ferman ediyor. Resulullah (s.a.v.)’in fermanı. Diyor ki Resulullah (s.a.v.); “Hz. Mehdi (a.s.)’ın beş alameti bulunur. Bunlar; Süfyani, Yemani, semadan bir sayha, Beyda’da ordunun batışı ve günahsız insanların öldürülmesidir.” Bakın diyorlar ki kardeşlerimiz; “Hocam başka hangi alametler Hz. Mehdi (a.s.)’da zuhur ediyor?” Ben de diyorum ki, “Zuhur ettikçe size söyleyeceğim.” diyorum. Bak; “‘Beyda’da ordunun batışı.’ Libya’nın Beyda şehrinde polisler halkın safına geçmesiyle şehir, halkın kontrolüne geçti.” Yani karşı tarafın ordusu yok edildi, yani karşı taraf yok edildi. 18 Şubat’ta gazetede. Bak diyor ki hadiste, “Beyda’da ordunun batışı.” Hz. Mehdi (a.s.) devrinin özelliği. Bak bu, bu hafta oluştu, Beyda’da. Yani Müslümanlar’a, dindarlara saldıran ordu perişan oldu, geri çekildi. Ordu battı. Bakın ne diyor? “Beyda’da ordunun batışı, günahsız insanların öldürülmesi.” Libya’da insanların günahı var mı? Mazlumlar öldürülenler. Mazlumlar öldü. Bak o var. “Semada bir sayha.” Radyolardan, televizyonlardan, internetten haber yayılması. “Yemani.” Onu sonra anlatırım. Ve “Süfyani.” Meşhurdur zaten Süfyan. Zaten herkes bilir Süfyan’ı. Nur talebeleri bilirler, fakat iş Hz. Mehdi (a.s.)’ye geldi mi orada “şahs-ı manevi.” Orada “şahıs” diye uzun uzun anlatıyorsunuz destan gibi, değil mi? Peki Hz. Mehdi (a.s.)’a gelince ne oluyor? Birdenbire Hz. Mehdi (a.s.) yok oluyor. “Süfyan” diyor, “şahıs.” Hz. Mehdi (a.s.)? “O şahs-ı manevi.” Bırakın sahtekarlığı. Süfyan şahıssa, Hz. Mehdi (a.s.) da şahıs. Terbiyesizlik yapmayın. Aklı başında olun. “Süfyan Şam’da çıkar” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bakıyoruz tam; kafası gözü tarif etmiş Peygamberimiz (s.a.v). Hafız Esad’ı fotoğraf gibi çıkartıyor. Fotoğraf gibi Hafız Esad. Her yeriyle, her şeyiyle Hafız Esad. Bütün Arap ülkelerini batırdı. İslam sosyalizmiyle, Darwinist düşünceyle batırdı; ona işaret.
Sedat o kapalı olan Süleymancı Hanım kardeşimiz hakkında soruyor. Sedat, sana yakışmadı şimdi bak. Süleymanlı kardeşlere olmadık laflar söylemişsin. Ben kefilim, ben Süleymanlı kardeşlerimin kursuna da gittim, gördüm. Bir kere tam Türkiyecidirler, büyük Türkiyecidirler. Devlete sadıktırlar, millete sadıktırlar; anarşiden, terörden şiddetle kaçınırlar, fitneden çok kaçınırlar, kargaşadan çok kaçınırlar, uysal ve nezaketli insanlardır. Gıcır gıcır tertemiz giyinirler böyle grand tuvalet. Lacivert giyinirler, bir sır ama söylüyorum. Hep lacivert maşaAllah. Bilmiyorum şimdi ne yapıyorlar da. Ben hemen anlarım. Takkeleri de lacivert oluyor. Yürüyüşlerinden hemen anlardım yani “bu Süleymancı heralde” diye. Gerçi onlar “Süleymanlı diyin” diyorlar. Doğru, yani aslında hakikaten Süleymanlı denmesi lazım ama evet, Süleymanlı ama evet. Çok kişilikli oluyorlar ve çok azimli ve kararlılar. Mesela o Erbakan Hocamız’da da var, Nur talebelerinde de vardır, Süleymanlı kardeşlerimizde vardır, Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın talebelerinde vardır. Hayret ya, bir stil oluştu, bayağı kişilikliler ve hepsi devlete sadıktır, hepsi kargaşadan şiddetle kaçınırlar, bölünmeye karşıdırlar. Dolayısıyla o konu dert değil. Ben onları düzeltiyorum. Yani “eksik bazı yönler var” diyor, onu anlatıyor. Bak görüyorsun ben burada cayır cayır anlatıyorum, hallediyorum. Yani öyle bir sorun kalmıyor. Eksik bazı konular var, ben farkındayım, biliyorum ben. Yani nerede ne acayiplik olduğunu biliyorum. O kısmı biz telafi ettiğimize göre, gerisi nur gibi tertemiz. Bir bütünün, binlik bir parça düşünelim, bin parça. Bir parçasında bir bozukluk varsa, eksiklik varsa veyahut hastalık varsa dokuz yüz doksan dokuzu birden denize mi atılır? Ne yapılır? Tamir edilir, değil mi? O bir parçayı da tamir edersin, mükemmel olur. Dolayısıyla Sedat dediğimi anlamışsındır.
Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, Sayın Kılıçdaroğlu’nun da bir beyanatı vardı söylediğiniz yönde. “Doğu’da değişimle başarı birlikte formüle ediliyor.” diyor. “‘Dinsiz Parti’ algısı değişmeli, Ergenekon’dan uzak durulmalı.”
ADNAN OKTAR:Hay ağzına diline sağlık, hay ağzına diline sağlık. Ne güzel, ne güzel! Bak, şu ikisi benim istediklerim. Bak kaç günden beri söylüyordum, kaç günden beri ve benim istirhamımdır bu, ben söyleyeyim. Yani bu sadece benim istirhamımdır. Başka kimsenin istirhamı değildir. Bunu da söyleyeyim. Bunu yapan CHP baş tacıdır. Dindar ve iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’ne karşı tavır alan CHP ezer geçer, ezer geçer. Çok kaliteli yöneticileri, insanları çok kaliteliler. Bütün milletimiz bizim kaliteli. Partilerimiz bizim çok seçkin insanlardan oluşuyor. MHP de öyledir, CHP de öyledir, AK Parti de, Saadet de; nur gibidir bizim siyasetçilerimiz ama yeter ki o dediğim güzel ruhu yakalasınlar. Ama bu çok harikadır. Yani bakın bir daha söylüyorum; tamamen benim istirhamımdır bu, net. Bunu yaparsa Sayın Kılıçdaroğlu ki bu muhterem insanın korunması çok önemli. Bak, Deniz Baykal’ı koruyamadılar. Liderini koruyamayan bir sistem beni tedirgin eder. Koruyamadılar, çok efendi, dürüst bir insanı koruyamadılar. Mesela bu benim içimde bir uktedir. Her gördüğümde bir rahatsızlık duyuyorum. Açıkça söyleyeyim beni kızdırıyor bu, bayağı kızdırıyor. Mesela şimdi de Sayın Kılıçdaroğlu; bu çok dürüst ve samimi bir insan, tertemiz bir insan. Ama yalnız bırakılırsa, böyle kaşar bazı tipler var, hanımlarda da oluyor beylerde de oluyor, onlarla muhatap edilirse gücünü alabilirler, azaltabilirler. Ama etrafındaki gençler, CHP’li aydın gençler ki hemen hemen hepsi diyebilirim dindar, delikanlı çocuklar, milliyetçi çocuklar, sahip çıkarlarsa şahane olur. Çünkü iddia edilen Ergenekon Terör Örgütü’ne karşı Sayın Kılıçdaroğlu’na “haydi sen çık, delikanlısın!” Olmaz öyle şey. Etrafını sararsın, o da kükrer, değil mi?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:İnşaAllah. Ama şu an AK Parti bu konuda hakikaten başarılı, gayretli oluyor. Ama AK Parti ilanihaye, yani yüz yıl iktidarda olacak diye bir şey yok. Bir gün illa ki iktidardan gidecektir ve yerine başka bir parti gelecektir. Bu zaten demokrasinin bir gereği, sıhhatli olan da budur. Ama Allah aşkına şu konu, bu iki konu çabuk hallolsun. Bir, dindarlık; iki, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı tavır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam, sizin, ısrarla üzerinde durmuştunuz o zamanlar da inşaAllah. Başka bir haber vardı Hocam, biraz evvel söylediğiniz konuyla ilgili, “Libya’nın Beyda Şehri Devrimcilerin Elinde!”
ADNAN OKTAR:Aynısıyla hadiste belirtilmiş. Peygamberimiz (s.a.v.) isim veriyor tek tek. Cübbeli şerbetini içiyor, sakalını kaşıyor, turistik gezilerde; biz de bu faaliyetlerdeyiz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet Şeyhim, seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, Metin Münir’in bir yazısı vardı Milliyet’te, Sayın Erbakan Hocamız’la ilgili, rahmetli. Şöyle diyor; Erbakan Hocamız’ın dünyaya realite ile iplerini keserek geldiğini, imkansız rüyalar gördüğünü ve bu rüyaları son nefesine kadar görmeye devam ettiğini yazmış. İktidarda kalışlarının kısa süreli oluşunu hem kendisinin hem de Türkiye’nin şansı olarak nitelemiş. Dini inançlarla ve önyargılarla boyanmış görüşlerinin hem ekonomide hem de dış politikada dünya gerçeklerine ters düştüğünü ve başarısız olmaya mahkûm olduğunu, ihtiyar yoldaşlarıyla hayatının son döneminde de kazanamayacağı bir seçime hazırlandığını söyleyerek, “onu artık cennette pırıl pırıl beyazlar içinde, önüne çıkan her meleğe hak gelince batılın nasıl zail olacağını anlatırken hayal edebilirsiniz” demiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi boşa seviniyor ve çok kötü bir alay stili kullanıyor ve çok ilkel ve çok sıradan. Üslubu kendine çok hoş geliyor ama çok çok ilkel üslubu, bayağı ilkel ve seviyesi de çok düşük ruh olarak, üslup olarak oradaki konuşmanın. Bir kere Ebu Eyyüp El Ensari yaşlıydı. Hz. Osman (r.a.) yaşlıydı, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de yaşlıydı ama peygamberlik yapıyordu. Hz. Musa (a.s.) yüz otuz yaşında peygamberlik yapıyordu, Hz. İbrahim (a.s.) yüz yirmi yaşında peygamberlik yapıyordu. Yaşla, kiloyla ne alakası var mücadelenin, davanın? Yaşlı olmaları daha da kaliteyi artırır, tecrübeli insan demektir. Ayrıca genç istiyorsa da Fatih ortada işte. Aslan gibi Fatih maşaAllah. Fatih’in sakal sitili de güzel olmuş maşaAllah, iyi olmuş. Ağabeyine benziyor inşaAllah, maşaAllah. Fatih dünya iyisidir. Fatih’i herkes sevsin. Yani bir delikanlılık ruhuyla, tabii heyecanla konuşuyor ama pırıl pırıldır. Babası çok güzel yetiştirdi. Çok efendidir. Nezaketli, terbiyeli, vatanını milletini seven insan. Ama tabii ki onun etrafındaki Akşemsettinler Fatih’i en yüksek noktaya kadar taşıyacaklar inşaAllah. Evet, biz Fatih’i can-ı gönülden destekleyeceğiz inşaAllah.
Allah’ım ne sevimliler! MaşaAllah. Evet. “Benim Canım Muhammed Adnan Hocam” diyor. “İki gündür sizi canlı canlı tam izleyemedim. Mesaj attım. Mesajım okundu mu bilmiyorum. Bazen kısa yazmak için bazen de içimden geldiği gibi yazmak için cümlelerim düşük olabiliyor. Darılmayın bana olur mu?” diyor. Aşkla yazılan çok tatlı olur. O cümle düşüklükleri olur. Ben zaten dergi dili istemiyorum; aşk dili istiyorum, coşku dili, tutku dili istiyorum. Güzel olan odur. Ben de sarhoş gibi konuşuyorum, aşkla konuşuyorum, deli aşık üslubuyla konuşuyorum. Yani edebi yönden, teknik, edebiyat tekniği açısından değerlendirsen bambaşka bir şey çıkar. Ama sohbetlerim güzel, değil mi? MaşaAllah. Niye? Çünkü aşkla konuşuyorum, sevgiyle. Kafama ne gelirse, o anda Allah ne ilham ederse onu söylüyorum. Sen de aşkla yazıyorsun, çok güzel. “Diyorum ki kendi kendime, ‘Şu an bu yazı Hocam’a ulaşacak inşaAllah ama bir gün programınız bitecek. Belki de siz başka faaliyetlerle hizmete devam edeceksiniz.” Aslında programımız bitmez. Yani gittikçe televizyon imkanları genişler, radyo imkanları genişler. Çünkü benim yöntemimde bu mecburi bir metot, yöntem. Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında da ben devam edeceğim. Hz. İsa Mesih (a.s.) çıktığında da devam edeceğim. Bu durmaz. Benim milletimle sürekli bağlantı halinde olmam lazım, ta ki şehit oluncaya kadar. İnşaAllah Allah şahadet nasip etsin. Onun dışında vazgeçmek yok.
ALTUĞ BERKER:Hepimiz için inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hepimiz için tabii. “Size olan sevgimi, saygımı anlatmak istiyorum.” diyor. Daha da çok güzel sözler etmiş. Evet, Şeyhim buyur.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. İman hakikati resimleri gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Bakayım. Bak yüzündeki ifadeyi görüyor musun? İnsan şekerliği ve çocuk tatlılığı ve çocuk masumluğu var yüzlerinde. İnsana benzedikleri için bu kadar çok seviyoruz. Fakat korumasız oldukları için şefkatimizi alabildiğine tahrik ediyorlar. Bu sefer dayanılmaz bir sevgi oluyor.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Yarım saat sonra neredeyiz güzeller güzeli?
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza 00:30’da Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’den itibaren Aksu TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo ve HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Bir ayet okuyabilirim, değil mi? Taha Suresi, 25. Hz. Musa (a.s.) diyor ki: “Dedi ki: “Rabbim, benim göğsümü aç.” Heyecanlanınca insanın göğsü daralır. Tutkuda da olur o, heyecanda da olur. “Bana işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz”. Hayrettir mesela Hz. Mehdi (a.s.)’da da aynısı vardır. Dili zaman zaman tutulur Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Aynısı Hz. Musa (a.s.)’da da var. “Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Ailemden bana bir yardımcı kıl, kardeşim Harun’u” diyor, 30’uncu ayet. “Onunla beni kuvvetlendir. Onu işimde ortak kıl, böylece Seni çok tesbih edelim. Ve Seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun.”
ALTUĞ BERKER:Hocam, kısa bir sürede kitabınızı tanıtabilir miyim hemen inşaAllah?
ADNAN OKTAR:Tanıt.
ALTUĞ BERKER:Kanaldaki kardeşlerimiz de istifade etsinler. ‘Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.) Bu Yüzyılda Gelecek’ kitabınız Hocam. 1300 sayfa maşaAllah, çok kapsamlı. Ahir zamanda beklediğimiz kutlu şahıslar Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın bu yüzyılda geleceğini tüm delilleriyle, tüm alametleriyle anlatıyorsunuz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Evet, Cübbeli’yi gerçi biraz fıtık edecek ama inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Kitapevi yarı fiyatına veriyor. 444 444 1 inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Makaleler
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...