SUNUCU:‘Adnan Oktar’la Gece Sohbetleri’ Programımıza Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Buyrun.
ALTUĞ BERKER: Bugün, sizin getirdiğiniz çözüm yollarından birini, Sayın Başbakan Erdoğan ‘Kaddafi konusundaki çözümler’ olarak getirmiş Hocam. Libya’ya NATO müdahalesinin yanlış olacağını söylerken, Kaddafi’ye zorlu bir şeyler yaptırılamayacağını ve kendisine cazip teklifler sunulması gerektiğine inandığını söylemiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Dediğimin bir başka türlü açıklaması. Aynısı diyebilirim.
ALTUĞ BERKER: MaşaAllah. Mısırlı yetkililer iki Amerikan savaş gemisinin Akdeniz’e geçmek üzere Kızıldeniz yönünden Süveyş Kanalı’na gireceğini açıklamış. Bu gemilerde iki bin deniz piyadesi bulunuyormuş. Pentagon da bu bilgiyi doğrulayarak, ihtiyaç olması durumunda kullanmak üzere gemileri yola çıkardığını açıklamış. Amerika Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ise Kaddafi’nin hemen istifa etmesi gerektiğini ve Libya’ya müdahalenin gündemde olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi Kaddafi’nin söz dinlemesi lazım. Bilmiyorum, Kaddafi’yle nasıl bağlantıya geçilmesi gerekir? Vakit de dar olduğu için biraz acele edilmesi gerekiyor, Dışişleri Bakanımız tabii ki daha iyi bilir ama. Buradaki elçilik ne durumda? Onların konumu hakkında bir bilgi var mı? Libya Büyükelçiliği buranın.
ALTUĞ BERKER: Onunla ilgili hiç basına yansıyan bir şey olmadı Hocam. Hep tahliyeyle ilgilendiler herhalde bu güne kadar.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, niye tahliye olsun? Libya eğer kontrol altına alınırsa, Kaddafi mesela Türkiye’ye getirilse, Türk askeri oraya gitse konu biter. Yani oradan vatandaşları tahliye hem müthiş bir ekonomik çöküntü ve zarar demektir, hem de Libya açısından da çöküntü ve zarar demektir. Çok riskli bir şey bu, çok tehlikeli bir şey. İki tarafa da zarar verir. İşgalin kapısı sonuna kadar açılıyor. Şimdi Libya petrollerine zaten Amerika eskiden beri iştahla bakıyor. Irak petrollerine işgalle bakıyordu, orası halloldu. Şimdi Libya petrolleri var, şimdi oraya iştahla bakıyor. Buna gerek yok. Amerika her konuda ortaya çıkıyor ama nedeni bir kere haklı hale getiriyor. Şu an Amerika haklı konumda. Eğer Türkiye asker göndermezse haklı konuda. Çünkü orada bir katliam devam ediyor. Biz diyoruz ki vatandaşlarımızı aldık, getirdik. Peki, diğer insanlar ne olacak? Oradaki genç kızlar, kardeşlerimiz, çocuklar ne olacak? Orada katliam devam ediyor. Bilmiyorum, tabii dış politikada neler oluyor, neler bitiyor, istihbaratımız yok detaylı ama bana son derece makul geliyor. Çünkü Libya halkının desteğini almak çok önemlidir bir operasyonda. Kaddafi‘yi alıp buraya getirirsek Kaddafi‘nin taraftarları bir kere bizi destekleyecektir. Çözücü olduğumuz için de karşı taraf da destekleyecektir. Libya halkının tamamının desteğini almış oluyoruz. O zaman konu biter, son derece rahat olur. Ama Libya halkının bir kısmının desteğini alırsak bu olmaz. Yarım olur. Bana diyorlar ki; “kardeşim, niye Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsediyorsun?” İşte buyrun. Hz. Mehdi (a.s) olsa konu bitecek. Hz. Mehdi (a.s) ne yapacaktır? Askere de gerek duymaz Hz. Mehdi (a.s). Sadece Kaddafi’ye ne yapması gerektiğini söyler, oradaki halkın neler yapması gerektiğini söyler, konu biter.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Ermenistan‘la ilgili bir haber vardı. Ermenistan’ın başkenti Erivan‘da toplanan on binlerce muhalif iktidarın erken seçime gitmesini, aksi durumda halk protestolarına başlayacakları uyarısını yapmış. Ermenistan basınında yer alan bilgilere göre muhalif lider Levon Petrosyan, on kişinin yaşamını yitirdiği 2008 yılındaki kanlı gösterilerin yıl dönümünde meydanları dolduran kalabalığa konuşarak üst düzey devlet yetkilileri ve Başbakan Sarkisyan’ın görevden alınmasını istemiş.
ADNAN OKTAR: Diyorum ki Ermenistan Türkiye’nin kontrolünde olsun, Türk İslam Birliği içinde olsun diyorum; “ne biçim konuşuyorsun?” diyorlar. Buyrun, şimdi orada da olay çıkacak, karışacak. Kardeşim gerilim olmaz, fitne olmaz. Türkiye’nin lider olması konuyu bitirir. Bir de bizim çok yetenekli elemanlarımız var. Devletimiz çok tecrübeli bir devlet ve Osmanlı tecrübesi de var. Dış ülkeleri yönetmek, yönetim Türkiye’nin ustalığı olan bir konudur. Çok tecrübelidir Türkiye bu konuda. Herkes memnun olur, herkesin hoşuna gider. Bir de Türkiye çıkarcı değil. Nereye gitse hep kendinden harcar Türkiye. Bir ülkeye gidip de çıkar sağladığı görülmemiştir. Kimsenin ne petrolüne göz diker, ne başka imkanına göz diker. Mazlum bir ülkedir Türkiye. Onun için Mehdiyet’in, Türk İslam Birliği’nin hızlandırılmasının ne kadar acil olduğunu Allah ısrarla gösteriyor. Bakın, geç kalınırsa, Amerika Libya‘ya yerleşirse işin yoksa uğraş. Çıkmazlar bir daha, çok uğraştırırlar. Şimdi haklı konumda görünüyorlar. Çünkü katliam var. Bir an önce bu dediğim olayın oluşması gerekiyor. Kaddafi‘nin Türkiye’ye getirilmesi ve konunun halledilmesi.
ALTUĞ BERKER: Şakir Tarım, Milli Gazete’den; “Erbakan Hocamız’ın bütün mücadelesi Türkiye’nin tarihi görevini yerine getirmesi ve yeniden insanlığa öncülük etmesi içindi” diyerek, “kendisini sadece Türkiye’nin değil, tüm insanlığa karşı sorumlu hissediyordu” demiş. Türkiye’nin ve tüm insanlığın Hocamız’ın sevgisine çarpıldığını ve hocamızın İslam Birliği’ni savunduğunu, Müslümanların öncülüğünde yeni bir dünya kurulması istediğini, dünyanın huzur ve barışının buna bağlı olduğunu inandığını söylemiş, inşaAllah. Ayrıca var olan başarıları hiç bir zaman kendine ait görmediğini ve her zaman Milli Görüş’ün başarısı olarak tanımladığını söyleyerek son anına kadar davasını asla unutmadığını söylemiş.
ADNAN OKTAR: Tabii ki hayırla yad etmek çok güzel, sevgiyle yad etmek çok güzel ama Erbakan Hocamız‘ın ruhunun şad olması için, hepsinin başında Allah’ın razı olması için Resulullah (s.a.v)’in söylediği, Allah’ın emri olan ve Erbakan Hocamız‘ın ısrarla üzerinde durduğu İttihad-ı İslam’ın, Türk İslam Birliği’nin oluşması gerekiyor. Ve mutlaka bir lider etrafında toplanmaları gerekiyor. Ama şefkati, samimiyeti, sevgiyi esas alan, böyle bağnaz değil. İşte şu tarikattan, şu cemaatten; işte şu Yahudi, şu Ermeni, asalım, keselim, böyle anormal, psikopatça üslup kullananlardan olursa olmaz. Çünkü İslam’ın koruyucu kanatları çok önemlidir, koruyucu olmak. Allah’ın kullarının hepsine karşı şefkatle yaklaşmak; çünkü her insan potansiyel Müslümandır. Hepsine karşı şefkat gösterilmesi lazım. Allah diyor ayette; “siz de daha önce dalaletteydiniz,” değil mi?
ALTUĞ BERKER: “Ateş çukurunun kenarında.”
ADNAN OKTAR: “Ateş çukurunun kenarındaydınız. Allah sizi aldı kardeşler etti” diyor. Kardeşim, sen daha önce dalalette olduğuna göre başkası da olabilir. Ne var onda? Sana insanlar nasıl şefkatle yaklaştılar ve Müslüman olduysan yine aynı şekilde karşısındaki insana da şefkatle yaklaşması lazım. Allah bizim acı çekmemizi istemiyor. “Allah size azap etsin de ne yapsın?” diyor Allah. Allah’ın istediğini bizim sadece iyi olmamızdır, mutlu olmamızdır. Güzel ahlaklı olmamız, sevmemiz birbirimizi. Dünyanın mamur ve güzel olması. Allah “anormallik yapmayın” diyor. Adamlar ısrarla anormallik yapıyor. “Kan dökmeyin” diyor, kan döküyorlar. “Kavga çıkarmayın” diyor, kavga çıkarıyorlar. “Samimi olun” diyor, samimiyetsiz oluyorlar. Halbuki samimi olmak çok şahane bir şeydir. Acayip zevkli, dünyanın en büyük nimetlerinden birisi samimi olmak. Kafan rahat olur, üslubun rahat olur, güzel konuşursun, sevilirsin, seversin, gergin olmazsın. Hepsinin üzerinde Allah’ın rızasını kazanırsın. Allah onun için sürekli salih olmanın, samimi olmanın üstünde durur. Demin biraz gecikmemizin nedeni Şeyh Nazım Hocamızın vekillerinden Şeyh Ahmed Yasin Hocamız’ın talebeleri geldiler. Ve bir de o sevimli oğlu geldi. Dünya tatlısı, acayip nurlu. Bize pek mübarek bir hediye getirdiler. Büyük bir ikramda bulundular. Resulullah (s.a.v)’in sakal-ı şerifini getirdiler. Sakal-ı şerifi gözlerime sürdüm, öptüm, alnıma koydum. Hakikaten bir ferahlık duydum. Çok seviyorum Peygamberimiz (s.a.v)’i. Güzel bir ziyaret oldu. Allah razı olsun. Hocamız’a da buradan teşekkür ediyorum. Allah onun ömrünü uzun etsin, hayır, bereket versin. Dünyada, ahirette kardeş kılsın, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hocam, BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak, KCK’nın eylemsizlik kararını kaldırdığını hatırlatarak, kanlı günlerin geldiğini ve bundan sonra dökülen her damla kanın ve bu topraklarda yaşamını yitirecek her canın sorumlusunun AK Parti ve Sayın Erdoğan olduğunu söylemiş. Ayrıca direne direne demokratik, özerk Kürdistan’ı kuracaklarını, kimsenin kendilerini durduramayacağını belirtmiş. Başbakan Erdoğan da bu konuya cevaben; “benim terör örgütü üzerinde söyleyecek lafım hiçbir zaman pazarlık mealinde olmaz” diyerek terör örgütüyle pazarlık yapılmayacağını açıklamış. “Her seçim öncesi bu tür tehditleri savurmak sadece demokratik iradesini kullanmak isteyenler üzerinde bir baskı oluşturmaktadır. Başka bir şey değildir. Hükümet olarak yasalar bize neyi emrediyorsa halkımızın huzuru için ne gerekiyorsa yapacağız” demiş.
ADNAN OKTAR: Gece gündüz söylüyorum, her gün söylüyorum. İttihad-ı İslam olsa, Türk İslam Birliği olsa bu arkadaş, bu hanım bunu konuşabilir mi? Önüne gelen kabadayılık ediyor kardeşim; birlik, beraberlik olmadığı için; Türk İslam Birliği oluşmadığı için. Yazık oradaki Kürt kardeşlerimize de yazık. Bak adam oradaki insanların yaşantısını bir düşünün. Mardin’de yaşamak, Diyarbakır’da yaşamak ne kadar zor? Siirt’te yaşamak ne kadar zor? Gece yarısı mesela sen civar kasabaya gitmek istiyorsun, mümkün mü? Ama şu an biz istesek buradan Kadıköy’e falan, istediğimiz yere gidiyoruz. Aynı şekilde olması lazım. Huzur yok, güvenlik yok. Güneydoğu’daki bizim aslanlarımız, o koç yiğitlerimiz de Hz. Mehdi (a.s)’ı bekliyorlar, Türk İslam Birliği’ni bekliyorlar. Güneydoğu’ya, “size kurtuluş getireceğiz” diyorlar. Ne getireceksiniz? “Komünist idare yapacağız” diyorlar. Yaptığınız eziyet yetmiyor mu? Bir de üzerine komünist idare getirip mahvedeceksiniz oradaki insanları. Orada tertemiz anneler var, dedeler var, başörtülü kardeşlerimiz var. Ne alaka? Ve sık sık bu konuşmalarla da milleti rahatsız ediyorlar, böyle gerilime düşürüyorlar. Allah’ı seven, milletini seven, devletini sevenin Türk İslam Birliği’ni savunması lazım ve çok acele etmeleri lazım. Her geçen olay aleyhimizde olabilir. Mesela Libya’da her geçen dakika akan kanın sorumluluğu Türk İslam Birliği’ni oluşturmayanların boynuna olur. Binlerce insan şu an katlediliyor Libya’da ve her yerde, dünyanın her tarafında insanlar katlediliyor. Duyarsız olmak haram olur. Birisi öldürülürken seyredersen sen sorumlu olursun.
ALTUĞ BERKER: Ben Kazım Güleçyüz Ağabeyimiz’in bir yazısı vardı, ondan bahsedeyim Hocam. Yeni Asya yazarlarından Kazım Güleçyüz Ağabeyimiz Erbakan Hocamız’ın Başkanı olduğu Milli Nizam Partisi döneminde partiye bazı Nurcuların da girdiğini ancak bazı sorunlar nedeniyle Nurcu kardeşlerimizin partiden ayrıldığını ve bu noktadan sonra Yeni Asya ile Erbakan Hocamız arasında zaman zaman üslubun sertleştiği bir tartışma dönemi yaşandığını anlatmış. Ancak 90’lı yılların başlarında Erbakan Hocamızın Yeni Asya’yı ziyaret ettiğini, Başbakan olarak konutta verdiği davete Mehmet Kutlular Hocamızın da iştirak ettiğini ve aradaki sertliklerin yumuşayarak bir helalleşme iradesinin ortaya çıktığını belirtmiş. Siyaset kaynaklı gerilimlerin zaman zaman tırmanabildiğini, ancak bu durumun hem dünyada hem de ahirette asıl olan kardeşlik bağlarına zarar verebildiğini ve insana Üstad’ın da dediği gibi “şeytandan da, siyasetten de Allah’a sığınırım” dedirten dehşetli haller yaşatabildiğini söylemiş. Yazısını “oysa fani dünya böyle kavgalara değmiyor” diye bitirmiş.
ADNAN OKTAR: Kazım Güleçyüz, ben tutuklandığımda, 99’da tutuklandığımızda hocam dedi ki, Kazım Güleçyüz hocamız; “Mehdiyet konusunu açtı, öyle konular açtı” dedi, yani özetle “Allah belasını verdi” dedi. “O yüzden tutuklandı” dedi. “Bu konuları açmasaydı, Mehdiyet konusuna girmeseydi bunlar başına gelmezdi” dedi. Bu sözün hemen akabinde, çok kısa bir süre sonra Mehmet Kutlular Ağabey tutuklandı. Gün saymaya başladılar. Her gün, işte şu gün, şu gün diye. Anladılar ki olay bambaşka. Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmekten değil, bahsetmemekten oluyor. Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsetmekten dolayı insan hapse girmiyor, bahsetmemekten dolayı girebilir, inşaAllah. Nitekim Ankara’daki Yeni Asya Gazetesi’nin yöneticisi olan bir ağabey var.
ALTUĞ BERKER: Cevher İlhan mıydı?
ADNAN OKTAR: Cevher İlhan, evet. O; “Adnan Hoca’nın tutuklanması öyle zannedildiği gibi öyle bela olarak gelmiş falan değil” dedi özetle. Ayette de var, “eğer bizimle beraber olsalardı başlarına bunlar gelmezdi” diyorlar müşrikler. “Böyle başına bela gelmesinin sebebi bizden ayrı olmaları” diyorlar. “Gittiler Peygamber’e uydular, mücadele ettiler, mücahitlik yaptılar. Sonunda da Allah belalarını verdi. Halbuki bizimle beraber evde otursalardı hiçbir şey olmazdı onlara” diyorlar müşrikler. Cevher İlhan Ağabey bu ayeti hatırlatıyor hatırladığım kadarıyla. Bu konuda Kazım Güleçyüz’e cevap vermişti o zamanlar. Kazım Güleçyüz Ağabeyimiz Hz. Mehdi (a.s)’ın gelişini şahs-ı manevi olarak açıklar ve hiçbir zaman için İttihad-ı İslam’da bir lider olacağını anlatmıyor. İttihad-ı İslam’dan da pek bahsetmiyor. Ama çok değerli bir ağabeyimiz, çok seviyorum, çok emeği geçti. Tavizsiz Risale-i Nur’a bağlıdır, Bediüzzaman’a bağlıdır. Ama gönlümüz ister ki İttihad-ı İslam’ı istesin, Türk İslam Birliği’ni istesin. Ana konuyu, Bediüzzaman’ın en önemli konu dediği konuyu en önemli konu edinsin ve Müslümanların da mutlaka bir lideri olması gerektiğini söylesin. Desin ki, “ben olacağım Müslümanların lideri,” ayağının altını öpeyim, peşinden gideyim, kabul ediyorum. Müphem bırakıyorlar. Yani lidersiz bırakıyorlar Müslümanları. “Sen olamazsın, ben olamam, şu olamaz” diyor. Kardeşim kim olacak? Benim zaten bir talebim yok. Sen ol, Mehmet Kutlular Ağabey olsun. Kim olursa olsun. Ayağını öpüp, peşinden gideceğim. Ne onu kabul ediyorlar, ne onu kabul ediyorlar, ne onu kabul ediyorlar, Müslümanları sahipsiz bırakıyorlar. Bak, Libya’da Müslümanları boğuyorlar. Fas’ta, Tunus’ta, Cezayir’de, Mısır’da, her yerde boğuyorlar. Müslümanlar da seyrediyor. Şahs-ı manevicilerin temposu devam ediyor. Şahs-ı manevi aşağıya, şahs-ı manevi yukarı. İşte bak şahs-ı manevi böyle Müslüman alemini paramparça ediyor, sonuç da bu oluyor. Lider olsa Müslümanlar böyle olur mu? Mehmet Şevket Eygi Hocamız bak kendini parçalıyor, maşaAllah. Her gün yazıyor neredeyse; “mutlaka Müslümanların bir lideri olması gerekir” diyor. Bu sefer diyor ki “Mehmet Şevket Eygi kendisini İmam-ı Kebir kabul ediyor,” yani Hz. Mehdi (a.s) kabul ediyor, “o yüzden bunu söylüyor” diyor. Nasıl konuşacağız peki o zaman? Ne diyelim? Kim İttihad-ı İslam’ı isterse, diyorlar ki; “Mehdilik iddia ediyor.” Peki, nasıl konuşalım, ne diyelim? “İttihad-ı İslam’ı istemiyorum mu” diyelim? “Türk-İslam Birliği’ni istemiyorum mu” diyelim? “Müslümanların bir başı olmasın mı, diyelim? De kardeşim, “ben başı olmak istiyorum” de; kabul, bir şey demiyoruz. Onu da demiyorsun. Allah hidayet versin, Allah akıllarını açsın.
ALTUĞ BERKER: Şöyle bir şey söylemiştiniz Hocam, şahs-ı manevi konusunda; “Şahs-ı manevi psikolojik tatmin meydana getiriyor. "Sen İslam’ı istiyor musun?" diyor, "istiyorum" diyor. "Hz. Mehdi (a.s) ’ı da istiyor musun?" diyor, "istiyorum" diyor. "Nasıl bir Hz. Mehdi (a.s)?" "Şahs-ı manevi." O da tamam. Ama biliyor ki öyle bir sistemde asla ve asla İttihad-ı İslam olmaz. Dolayısıyla keyifli kaçmaz. Bütün mesele onlarda bu konuyu geçiştirme oluyor. Geçiştirmenin en iyi yolunu bulmuşlar. En şeytani, en kurnaz yolunu bulmuşlar. Bu yöntemle Müslümanları 150 yıldan beri oyalıyorlar” dediniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Göğe ve Tarık'a andolsun.” Demek ki gökten bir şey ‘tarık’. “Tarık'ın ne olduğunu sana bildiren nedir?” diyor. Allah bir kere ‘tarık’ kelimesinin üzerine dikkat çekiyor. “(Karanlığı) Delen yıldızdır.” Açıkça anlıyoruz ki Mehdiyet’e işaret ediyor. Zulümatı, deccaliyeti delen yıldız. Zaten Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinde de aynı ifadeler geçiyor. Parlak bir yıldıza benzetiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v). “Üzerinde gözetleyici-koruyucu bulunmayan hiçbir nefis (kimse) yoktur.” Yani şu anda da bizim üzerimizde hem gözetleyici hem koruyucu olan varlıklar var. Hepsi o şekilde yaratılmıştır. Nasıl beynimizin içindeki ruhu göremiyoruz ama beynimiz bizi yönetiyorsa, beynimizin içindeki ruh bizi yönetiyorsa, üzerimizdeki ilave ruhlar da yine bize yardımcı olmak için Allah tarafından yaratılıyor. Beynimizin içindeki ruhu görme imkanımız yok. Aynı şekilde omuzlarımızın üzerindeki ruhu görme imkanımız da yok. Hz. Mehdi (a.s) ’ın da üzerinde Cibril (a.s) vardır. Onun koruyucusudur Cibril (a.s), onun yanındadır, görünmez. Mikail (a.s) vardır, görünmez; İsrafil (a.s) vardır, görünmez. Ayet aynı zamanda ona bakıyor. “İnsan bir baksın, hangi şeyden yaratıldı?” Şimdi bu emre göre hangi şeyden yaratıldığımızı elektron mikroskobu da dahil her şeyi kullanarak araştırmamız farz olmuş olur bu ayete göre. Bak, “insan bir baksın, hangi şeyden yaratıldı?” Bu ayetin kapsamında hücre, kromozomlar, hepsi dahildir. Atomun yapısına kadar analiz etmek durumundayız, bu ayetin hükmü yerine gelmesi için. “Dökülüp atılan bir sudan yaratıldı.” Spermin de incelenmesi için yine aynı şekilde elektron mikroskoba ihtiyaç var. “Bu su, bel kemiği ile kaburgalar arasından çıkar.” Yani insanın bedeninden çıkar anlamına geliyor. Bel kemiği ve kaburgalar, insanın ana çatısını oluşturan bir yapı bu. Yani “insanın vücudunun içinden çıkar” diyor Allah. “Şüphesiz (Allah), onu yeniden-döndürmeye güç yetirendir.” Birçok anlamı var fakat öldükten sonra yeniden dirilten anlamı da var. Mesela İslam yıkılıyor, yeniden İslam’ı hakim ediyor Allah. Yeniden İslam’ı döndürüyor. “Buna da güç yetirendir” diyor Allah. “Sırların orta yere çıkarılacağı gün,” 9. ayet. Bu, ilk anlamı şudur; biz ahirete gittiğimizde küfür yaptığı bütün melanetleri ortaya dökmüş olacak, yani küfrün yaptığı hiçbir şey gizli kalmıyor. Tamamı görülecek. İkinci anlamı; Mehdiyet devrinde küfrün, dalaletin, deccaliyetin bütün sırları ortaya çıkacak. Gizli arşivlerde sakladıkları bütün bilgiler ortaya dökülecek demektir. Mesela iddia edilen Ergenekon terör örgütünün sırları gibi. “Artık onun ne gücü vardır, ne yardımcısı.” Öldüğü an tek başına olmuş oluyor. Ne maddi gücü var. Mesela bankadaki paraları, fedaileri, şunu, bunu falan, “hiç kimse yok” diyor Allah. Tek başına gelir. Bir de, “ne de yardımcısı.” “Hiç kimse yanında olmayacak” diyor Allah. Tek gelmelerini söylüyor Allah. Yani küfür için bu müthiş bir tehdittir. Sürekli Allah tek olarak muhatap oluyor. “Dönüşlü olan göğe andolsun.” Şimdi bunun anlamı çok açık. Gök nasıl? Dünya dönüşlü, Dünya kendi etrafında dönüyor. Aynı zamanda Güneş’in etrafında dönüyor. Güneş Samanyolu Sistemi içinde dönüyor. Samanyolu Sistemi ana sistem içerisinde dönüyor. Ne diyor Allah; “dönüşlü olan göğe andolsun.” Her yerde bir dönüş var, dönme var. Buna dikkat çekiyor. “Yarılan yere de.” 12. ayette, “yarılan yere de. Şüphesiz o (Kur'an), ayırdeden bir sözdür.” Yani küfürle, İslam’ı ayırt ediyor. “O, bir şaka değildir.” Yani boş biz söz değildir. “Doğrusu onlar, hileli bir düzen planlayıp kuruyorlar.” Müslümanların aleyhine bir oyun hazırlıyorlar. Allah; “Ben de bir düzen kurup hazırlıyorum” diyor. Mehdiyet işte, deccaliyete karşı hazırlanan düzen. Bak, “Ben de bir düzen kurup hazırlıyorum. Sen kafirlere bir mühlet ver, az bir süre tanı” diyor. Ben de süre tanıyorum; 10 yıl, 10 yıl tanıyorum. Bak, Allah diyor; “az bir süre tanı” diyor. 10 yıl, inşaAllah. Allah’ın dilemesiyle, inşaAllah. Ahir zamana bakan yönüyle söylüyorum. Tabii Peygamber Efendimiz (s.a.v) de o zamanlar onlara az bir süre tanıdı. Aynısıyla oldu. İslam bölgeye hakim oldu. İkinci, üçüncü, dördüncü anlamları var. Ben ilk anlamlarını anlattım, inşaAllah.
Şeytandan Allah’a sığınırım. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Kehf Suresi, “Hamd, Kitab'ı kulu üzerine indiren ve onda hiçbir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.” Hamd ettiğimizde sadece Allah’a hamd ediyoruz. Yani insana hamd edilmez. Hamdolsun sana denilmez. “Bana aittir” diyor Allah, hamd edilmek. Bak, “Kitab'ı kulu üzerine indiren,” Peygamberimiz (s.a.v)’in üzerine iniyor. Fakat “onda hiçbir çarpılık kılmayan Allah’a aittir.” Son derece mükemmeldir Kuran diyor Allah. Kusursuz bir mükemmellik vardır diyor. “Dosdoğru (bir Kitap'tır) ki, Kendi Katından şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak.” Bak, “dosdoğru (bir Kitap'tır) ki, Kendi Katından şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak,” insanlar korkutulmadıktan sonra, korku olmadıktan sonra ne sevgiyi normal yaşayabiliyorlar, ne normal ahlak gösterebiliyorlar. Allah’ın hikmeti, illaki cehennem korkusu olacak, illaki Allah’tan korkacak yoksa normal dengeli olamıyorlar. Egoistliğe, bencilliğe çok yatkın insan. Diyor ki mesela; “ben Allah’ı çok seviyorum” diyor. Güzel. Peki, ahlakın bozuk, niye oluyor? Çünkü Allah’tan korkmuyorsun. Mesela aşktan, tutkudan bahsediyor. Bakıyorsun aşkı, tutkuyu bilmiyor. “Çok seviyorum” diyor. Bilmiyor, niye? Çünkü Allah’tan korkmuyor. Allah’tan korkmayan aşkı, tutkuyu bilemez. “Ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için,” “samimi olan müminlere müjde vermek için, “(onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.” Bize verilen müjde ne? Nur Suresi’nde de belirtiliyor; dünya hakimiyeti ve ahirette de cennet. “Şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır.” Sevap vardır.“Onlar orada ebedi olarak kalıcıdırlar.” Bir içgüdüdür, ebedi yaşamak isteriz. Allah, cennette ebedi kalacaksınız diyor. Zaten teknik olarak var olan bir görüntünün, var olan bir sesin yok olması mümkün değildir. Sonsuza kadar yok olmaz. Mesela ben şu an konuşuyorum ya, bu konuşma ve görüntü aslında teknik olarak mümkün değildir yok olmaz. Yani var olan bir şey yok olmuyor. Çünkü mutlak yokluk olması gerekiyor. Mutlak yokluk da teknik olarak mümkün değildir. Biraz düşünen bunu anlar. Mesela bir ses diyelim, aynı zamanda o bir cisimdir, ses; bir şeydir. Hiçbir şekilde kaybolmaz sonsuza kadar. Hiçbir hatıra kaybolmaz, hiçbir konuşma kaybolmaz. Ama Allah dilerse gösterir, dilerse göstermez. Ama kaybolması mümkün değildir. “Bu Kuran, "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarıp-korkutur.” Yani “Hristiyanları uyarır” diyor Allah. Demek ki Hıristiyanlara yönelik bir kitap Kuran aynı zamanda. Onları uyarıp, korkutuyor. “Bu konuda ne kendilerinin, ne atalarının hiçbir bilgisi yoktur.” Yani doğrudan yalan söylüyorlar diyor Allah. “Bir bilgiye dayalı değil” diyor. “Ağızlarından çıkan söz ne kadar büyük. Onlar sadece yalan söylüyorlar” diyor Allah. Ki dünyanın büyük bölümünü kasıp kavuruyor biliyorsunuz teslis inancı, Allah çocuk edindi inancı dünyayı perişan ediyor şu an. Hristiyan alemini mahveden bir düşünce. “Şimdi onlar bu söze (Kur'an'a) inanmayacak olurlarsa Sen, onların peşi sıra esef ederek kendini kahredeceksin (öyle mi)?” Peygamberimiz (s.a.v) acayip üzülüyor onlar iman etmiyorlar diye. Hristiyanlara da anlatıyor, dinlemiyorlar. Peygamberimiz (s.a.v) de çok çok şiddetli üzülüyor ama hastalanacak dereceye geliyor. Bak, Allah diyor; “kendini kahredeceksin öyle mi?” Çünkü çok şiddetli üzüntü insanı Allah esirgesin öldürebilir. Sakatlanma ve ölmeye sebep olabilir. Allah ona dikkat çekiyor. Yani “böyle bir şey yapma” diyor Allah. Çünkü kaderde olduğu için bunu tabii karşılamasını istiyor Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in, bu durumu. “Şüphesiz Biz, yeryüzü üzerindeki şeyleri ona bir süs kıldık.” Mesela bardak bir süs, tabak süs, dağlar süs, insanlar süs, kadınlar süs, kaşlar süs, gözler süs, burunlar süs. “Hanginizin daha güzel davranışta bulunduğunu deneyelim diye” diyor Allah. Deneme derken tabii bizim Allah ne yapacağımızı bilir. Bize bizi gösteriyor, ne olduğumuzu görüyoruz. Çünkü mesela bak ben sizin güzel ahlakınızı görünce sizi daha çok seviyorum. Sizi tanımazsam sevemem. Hep detaylarla insan seviyor. Mesela karakteriniz, dürüstlüğünüz, yalan söylememeniz, temizliğiniz, şefkatiniz, insancıl olmanız, olgun olmanız sürekli beynimizde bilgi olarak birikiyor. Her bilgiye ayrı bir muhabbet oluşuyor, her bilgiye ayrı bir muhabbet oluşuyor. Onun sonucunda canı gönülden sever hale geliyoruz. Yoksa bir tutam saça, etten oluşmuş bir çift buruna, etten oluşmuş bir çift göze bir sevgi olmaz. Yani manevi birçok unsur bir araya geldiği için çok seviyoruz. Bir de ısrarlı olunca bu, mesela ısrarlı sadakat ve sevgi, saygı, güzel ahlak görünce sevgi katlanıyor. Mesela iki, dört, sekiz, on altı devam ediyor. Müthiş bir tırmanış gösteriyor, zamanla orantılı olarak. “Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.” Şimdi ebcedine bakın, hayret edilecek bir şey. Tam 1545 tarihini veriyor. Bediüzzaman’ın kıyametin kopuş tarihi olarak verdiği tarih. Net 1545. Bak, “Biz gerçekten (yeryüzü) üzerinde olanları kupkuru-çorak bir toprak yapabiliriz.” Bu kıyamette oluyor zaten. “Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?” İki grup genç gibi görünüyor bu Kehf ve Rakim. Kehf zaten öyle de, Rakim’in de ben ikinci bir gençlik grubu olduğunu düşünüyorum. Biri Hz. Mehdi (a.s)’ın, biri Hz. İsa (a.s) ’ın talebelerine işaret ediyor Allahualem. “O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: "Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).” Mağaradan kasıt nedir? Kapalı bir mekan. Çünkü bu gençler cihat yapıyorlar yani dini yayıyorlar. “İşimizden bize doğruyu kolaylaştır.” Çünkü mağaranın içinde bir faaliyet olmaz. O zaman aktif, canlı bir faaliyet var. Bu ayet doğrudan Mehdiyet’e bakan bir ayettir, inşaAllah. Kehf Suresi baştan sona Mehdiyet’i anlatır. Küçük bir genç grubu vardır önce, bir araya geliyorlar; annelerinden, babalarından ayrı kalıyorlar. Zor şartlar altındalar. Sonra onların olaylarının arkasından Hızır (a.s) kıssası var. Bir devlet kuruluşu mevzu bahis. Hızır (a.s) zaten devlet kuruluşlarında hep ortadadır, görevdedir. Bak, burada bu ayette de bunu görebiliriz. 59. Ayet; bu ayetle başlıyor; “İşte ülkeler,” dünya ülkeleri; Türkiye, Malezya, Filipinler, “ve onların halkları, zulmettikleri zaman onları yıkıma uğrattık.” O devleti yıkıyoruz, yani orada ayaklanma meydana getiririm diyor Allah. Bir şekilde yıkarım. Sistemlerini yıkarım diyor Allah. “Ve yıkımları için bir buluşma zamanı tespit ettik.” İşte bu Hızır (a.s)’ın buluşması. Bak, “yıkımları için bir buluşma zamanı tespit ettik.” Bu buluşma olduktan sonra yıkım oluşuyor. 60. ayette başlıyor bakın. 59. ayette bu konu, 60’da başlıyor şimdi. “Hani Musa genç yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği yere kadar gideceğim.” Yani İstanbul.“Ya da uzun zamanlar geçireceğim. Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca,” iki, iki, her zaman söylediğim söz. Bak “böylelikle ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca,” Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayı iki, ikidir. Sarayın inşaat tarihi, başlangıcı, 2 Şubat’ta başlamıştır. Hz. Süleyman (a.s)’ın sarayına ilk harç o zaman konulmuştur.“Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca,” yani İstanbul’a ulaşınca, “balıklarını unuttular.” Yani biz tabii ikinci aşamadan tefsirini, açıklamasını yapıyoruz. “Balıklarını unuttular; (balık) denizde bir akıntıya doğru kendi yolunu tuttu.” Yani balık çağı geçiyor. Yerine ne geliyor? Kova çağı geliyor. “Bir akıntıya doğru kendi yolunu tuttu.” Yani zamanın akışı içerisinde o çıkıyor. Yorgunluk da, “çok yorulduk” diyor. Bak, diyor ki 62. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım; “(Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde,” bak, “geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki:” ‘genç yardımcısı’, burada tabii Hz. İsa (a.s)’a işaret ediyor. “"Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk." (Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda,"” bakın, “kayaya sığındığımızda balığı unuttum.” Bu hangi kaya, hangi kayalık mevki bakacağız sonra, ilerde bileceğiz. “Balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı.” Demek ki şeytanın insanların beynine etki etme gücü varmış. Unutturabiliyormuş. “O da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu." Hayret edilecek tarzda kendi yolunu tuttu. Tabii ikinci anlamı, zahir anlamlarına devam ediyorum. Üçüncü anlam olarak; balık, balık yağı vücudu en güçlendiren gıdadır. Yani ona da işaret var. “(Musa) Dedi ki: "Bizim de aradığımız buydu." Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.” Bazen bir işaret olur, oradan anlaşılır ne olacağı. Mesela dışarıya çıkmak istersin ayağın bir tökezler. Bir şey vardır, yani bir fevkaladelik vardır. Tam kapıyı açacaksındır, ani şiddetli bir rüzgar çıkar. Kalp ehli anlar ki gitmemesi gerekiyor. “Bir şey var” der, işaretten işaret çıkarır. Ama ben bunu tabii herkese tavsiye etmem. Ama bilen için bir işaret vardır. “Dedi ki: "Bizim de aradığımız buydu."” “O işaretten ben anladım” diyor. “Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.” Bu sefer de geriye doğru gidiyorlar, vazgeçiyorlar ileriye doğru gitmekten. “Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve Tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz,” ledün ilmi öğrettiğimiz, “kullarımızdan bir kulu buldular.” Ki ebcedi 2010 tarihini veriyor. “Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?" Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."” Şimdi bak bana da yazı yazıyor gençler, kardeşler; “Hocam şuna şunu niye şöyle dedin? Buna bunu niye böyle dedin? Hayrettir sen böyle bir konuyu çok açık bildiğin halde niye böyle diyorsun?” diyorlar. Ledün ilminden kaynaklanıyor. “Hocam, şu tavrı neden gösterdin?” diyorlar. Ledün ilminden kaynaklanıyor. Mesela “Erbakan Hocamız 28 Şubat’ta niye o kararların altına imza attı. Takva bir Müslüman bunu yapar mı?” diyor. Ledün ilminden kaynaklanıyor. “Fethullah Hoca neden Erbakan Hocamız’ın aleyhinde galiz bir ifade kullandı?” diyorlar. Ledün ilminden kaynaklanıyor. Mesela Fethullah Hoca’nın birçok sözü ledün ilminden kaynaklanır. Erbakan Hocamız’ın birçok sözü ledün ilminden kaynaklanır. Ama zahir bakanlar uğultu çıkarıyorlar anlayamadıkları için. Kardeşim, senin aklın nerede, bu insanların aklı nerede? Nereden biliyorsun o kadar zahiri insan olduklarını? O kadar yüzeysel düşündüklerini nereden çıkarıyorsun? Çok kapsamlı ve derin düşünüyorlar. “İnşaAllah, beni sabreden bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim.” Mürşide karşı yapılacak tavır budur. Hiçbir işte karşı gelinmez. “Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma."” Çünkü bu kalp burkucu olur ve ilme yakışan bir şey olmaz. “Ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar.” Çünkü birisi kuşkulandıysa bir şeyden, zaten olgun bir insan onu anlar kuşkulandığını ve onu ona açıklar zaten. Onu ona sormasına gerek yok. “Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deldi.” Gemiyi parçaladı, yani gemiyi hurda hale getirdi veyahut belirli bölgesinde tahribat meydana getirdi. “Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın."” Hıdır, yeşil demektir. El Hadra, Hz. Mehdi (a.s)’ın da gözünün rengidir, inşaAllah. El Hadra, oradan geliyor. Şimdi mesela biz Hz. Hızır (a.s)’ın faaliyetlerini biz söylesek insanlara, Hz. Hızır (a.s)’a karşı bayağı cephe alan insan olabilir. Onun için Allah birçok perdelerle yaratmış. Mesela bir trafik kazası oluyor. Giderler garibim şoförü dövmeye kalkarlar. Şoför öldürmez onu. Gider doktora saldırıyorlar bu sefer. Doktor da öldürmez. Azrail (a.s)’a diyorlar, “o niye can aldı” diyorlar. Azrail de öldürmez. Allah öldürür. Ne zaman öldürüyor? Daha o doğmadan ölmüştür. Her çocuk daha doğmadan ölür. Allah Katında ölmesi bitmiştir. Daha babası dünyaya gelmeden o çocuk zaten ölmüş oluyor. Kaderinde öyle. Allah öyle yaratıyor. Bu ahir zamanda olacak olaylardan bir tanesi. Bunu bilenler bilirler, yani 71. ayetteki bu olay birçok insanın kaldıramayacağı bir olaydır. “Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"” Demek ki ledün ilmine tahammül bir hayli güç. Ledün ilmini uygulan bir insana tahammül bir hayli güç. Hz. Mehdi (a.s)’a talebe olmak bu yüzden çok güç. O yüzden 313 kişiler. Ana nedeni ledün ilmidir. Hz. Musa (a.s) gibi Ulu’l azm bir Peygamber Hz. Hızır (a.s)’a talebe olamıyor. Daha üçüncü soruda bitiyor talebeliği. Bu kadar zordur.
“Lütfen ismimi söylemeyin. Dinimi yaşıyorum diye eşim bana zulüm yaptı. Dayanamadım evden ayrıldım. Ama hala maddi ve manevi işkencesine devam ediyor. Boşanmak da istemiyor. Sadece bana kuyu kazmakla meşgul. Hocam, sizden dua istiyorum, inşaAllah.” Ben böyle hanım kardeşlerimizin dindar, güzel huylu insanlardan destek almasını her zaman söylüyorum. Geçenlerde bir hanımefendi vardı. Alçak psikopat kocası, köpek herif kadını feci şekilde dövmüş. Çok efendi görünümlü bir kadın, orta yaşlı bir kadın, o alçak köpek de yanında. Beraber resim çektirmişler. “Özür dilerim” diyor. Kardeşim belli ki arkası gelecek bunun, o derece feci şekilde dövüyorsa ve tehdit ediyorsa belli. Ölümle tehdit etmiş. Mahkemede de herhalde biraz böyle alttan alan bir üslup kullanmış. Hakim de bırakmış. Ama adam tehdide devam ediyor. Kardeşim bakın, tehdit varsa bunun şakası olmaz. Tehdit eylemle aşağı yukarı aynıdır. Çok önemlidir tehdit. Durduk yere psikopatlık yapmaz bir adam. Tehdit ediyorsa büyük bir ihtimalle yapacak demektir. Şimdi savcılığa şikayet edildiğinde, savcılık da benim bildiğim ciddi bir işlem yapmıyor. Karakola gidiliyor. Karakolda adamın ifadesi alınıyor, adam bırakılıyor. Pratikte böyle bir işlem yok yani. Ben bu konuyu sürekli eleştiriyorum. Gönül isterdi ki o hanımefendinin yanına bir bayan polis verilsin, çok sıkı koruma altına alınsın, değil mi? Makul olan budur. Bu yapılmıyor. Güvenilir insanları yardımcı olarak talep etmek lazım. Söylemek lazım. Mesela amcasına güveniyorsa ona; Müslüman, güvendiği birisi vardır, ona; Bir başkası, ona. Yani onun etrafında koruyucu bir hare oluşması gerekir. Bir kişiye değil, birçok kişiye haber vermesi lazım. İyi insanlara. Onlar da ittifakla onu koruması lazım. Bu çok önemli. Hatta öğretmen bir hanımı arkadan bir alçak kahpe satırla şehit etmişti, hatırlıyorsunuz. O hala içimde bir ukdedir. Kızcağız başka bir ilçeye gidiyor, yavrum söylesene, git oranın kaymakamına söyle, polise söyle, oranın delikanlıları vardır; ağır delikanlıları, git onlara söyle, hanımefendilere, annelere söyle. Dersin, “böyle bir durum var, böyle bir psikopat var,” resmini de ver, “gelir buraya, her şeyi yapabilir” de, bütün halk seni korur. Söylemiyorlar, kendileri halletmeye kalkıyorlar, o alçak da bak vurmuş arkadan çocuğu, indirmiş ve şehit etmiş. Şimdi bu hanımefendinin konumu da öyle olabilir. Maddi ve manevi işkence. Söyle, mesela paraya ihtiyacın varsa gönderelim. Bir akrabanın yanına yerleştirelim. Adamla konuşuruz. Bakarız; psikopatsa, hakikaten manyaksa, hakikaten kan dökücü, cins bir tipse, boşan, zor bir şey değil. Hakimle de konuşursun, kolaylık sağlar. Maddi yönden de, mesela amcanın yanı olabilir, güvenilir birisidir, oraya yerleştiririz. Para, maddi yönden ne olacak, bir kadının geçimi sağlanır. Tek bir kişi değil ama, birçok kişinin desteği lazım. Bilgi verirsen yardımcı olurum, inşaAllah. Çünkü illet oluyorum ben böyle bir şeye. Nasıl olur böyle bir şey kardeşim? Kadın bağırıyor, “Adam beni vuracak” diyor. Her yere bağırıyor. Gidiyor, karakola söylüyor, bilmem neye söylüyor, adam da göğsünü gere gere gidiyor, silahı alıyor, yağlıyor, mermiyi falan hazırlıyor, gidip o gariban kadının alnına sıkıyor. Feci şekilde dövüp, öldürüyor. Bütün millet de seyrediyor. Geçenlerde, epey oluyor, bir psikopat kadını habire bıçaklıyor, herkes seyrediyor böyle. Televizyonda gösteriyorlar. O adamı oradan almak zor mu yani bu kadar? Tut kulağından kaldır köpek herifi. Nedir bu? İnsan orada ne kadar ağır bir sorumluluk altında kalır; kadını öldürse, sen de katil gibi bir konuma düşmüş olacaksın seyrettiğin için. Senin farkın ne oluyor ondan? Canları ne kadar tatlı insanların? İnsan ömür boyu vicdan azabı çeker aksine, değil mi? Git, mesela “bir şey konuşacağım senle” dersin, kolay zaten, bunlar psikopat oluyorlar. “Tam senin dediğin gibi hareket edeceğim” de, tut kulaklarından sürükleyerek al götür. Bu kadar basit. Birçok koç yiğit delikanlı var. Ona güç yetiremeyecekler mi? Tut kolunu kaldır. Ne silahı, ne var bunda, bir şey yok ki. “Ne olur?” Zaten öldürüyor kadını. Daha tehlikeli ne yapsın? Öldürmek üzere zaten kadını, neyini bekliyorsun yani?
“Selamun Aleykum saygıdeğer Hocam. Ben İstanbul’dan Erol Bıyık. Hocam 21 yaşında bir gencim. Allah (c.c) sizden razı olsun. Size karşı çok farklı bir bakış açım vardı. Açıkçası programınızı izlemiyordum. Sonra bir iki kere izlemeye başlayınca gördüm ki ön yargılı davranmışım. Düşündüğüm gibi bir insan olmadığınızı gördüm. Daha doğrusu sizin dini kullanarak belli bir yerlere gelmeye çalışan insanlardan olmadığınızı gördüm. Hakkınızı helal edin. Hocam, gerçekten çok doğrucu ve çok samimi bir insansınız. Sürekli her gece programınız bitene kadar sizi izliyorum ve yaptığınız programları da beğeniyorum. Allah sizden bir kere değil bin kere razı olsun. Yüce Mevlam, yaptığınız hizmetleri kabul etsin. Hocam, benim bir sorum olacaktı; biliyorum rüyalar konusu pek haz ettiğiniz konu değil ama dün gece şakayla karışık demiştiniz ki; "beni rüya yorumcusu yapacaksınız" diye ama benim durumum çok farklı bir şey. Hocam, ben çok şükür vatanıma, milletime, dinime bağlı bir insanım. Beni ben yapan değerlerdir. Namusum, şerefim, onurum, gururum olarak görüyorum. İşte bu sevgimden dolayı ben sürekli şehit cenazeleri görüyorum rüyamda. Gördüğüm rüyanın da birkaç gün sonra gerçek çıktığını ve rüyamda gördüğüm olayların gelişini, şehitlerin isimlerini, her şey rüyalarıma geliyor ve olayların gerçeklere ulaşınca…” yani özetle “Allah daha önceden bildiriyor” diyor. Olabilir. Bediüzzaman’da da vardı bu özellik. Benim annemde de vardı. Dedem vefat etmişti. Gece, kış, Şubat ayı mıydı neydi, acayip soğuktu. Annem gece üç buçuk gibi kalktı. Biz gece üç buçukta kalkmayız normalde. Bütün ailece gözlerimi ovuşturarak kalktık annem kalkınca. “Ben İstanbul’a gideceğim” dedi gece yarısı. “Allah Allah, sen ne yapıyorsun gece yarısı? Kendine gel” dedik. “Yok, hemen gitmem gerekiyor, hemen gideceğim” dedi. “Ne oldu?” dedik, bir şey de söylemedi. Dedem ölmüş üç buçuk gibi. Hayret ettik. “Rüyamda gördüm, gideceğim” dedi. Böyle çok olayı var annemin. Çünkü bizzat gördüğüm için doğru. Mesela sel basacağını önceden görmüş, dedemi uyarmış. Yüksek dağa çıkmışlar, çok kısa süre sonra sel basmış. Yani bu zaten tarihi vaka. Olmuş olay. Hakikaten sel de basmış. Hakikaten insanlar orada şehit oldular. Onlar hakikaten kurtuldular, dağın yükseklerinde. Çok kısa sürede, yani sel basmasından kısa bir süre önce söylemiş ki ortada bir şey de yok. Başka yerde oluşan sel oraya gelmiş. Yani onların gördüğü bir olay yok orada, öyle bir ortam da yok, inşaAllah. Onun için kardeşimin dediğine de inanıyorum, doğrudur. Çünkü üslubu da dürüst. Yani öyle bir riyakar bir üslup da yok. Çıkarın da yok. Güzel. Allah sana lütufta bulunmuş. Nimet, Allah’a yaklaştırıcı bir hal. Oluyor bu. Yani rastlanan bir durum.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman Hazretleri de Hocam, daha evvel söylemiştiniz; “bir değil, yüz değil, belki bin defa gecede hiç düşünmediğim halde gördüğüm bazı adamlar veyahut söylediğim meseleler o gecenin gündüzünde az bir tabirle aynen çıkıyor” demişti.
ADNAN OKTAR:Bediüzzaman çok acayip, çok çok acayiptir.
Yaman Yunus, Yaman sana bir şey söyleyeyim, şimdi yazını okumayacağım. İyi olmuyor, yani zayıf olan bir insana ısrarla “iyisin, iyisin, iyisin” dersen o insan iyi olur. İyi olan bir insana da ısrarla “kötüsün, kötüsün, kötüsün” dersen, telkinle adamı delirtirsin, kötü yaparsın. Benim yaptığım doğru ve neticesini de alıyoruz. İnsan zayıf yaratılmıştır. Hep mükemmel insan arıyorlar. Kardeşim mükemmel insana bile tahammülünüz yok. Yani Mehmet Talu Hocamın ne suçu var? Bana söyleyin. Sadece “Hz. Mehdi (a.s) geldi” dedi diye Lalegül Fm’deki bütün konuşmalarını sildirtmiş Cübbeli. Bak, suçu sırf bu. Cübbeli gibi bir adamın devletin başında olduğunu düşünün, dünya cehennem demektir, Allah vermesin. Tam anlamıyla cehenneme dönecek demektir. Çünkü bakın Mehmet Talu gibi bir insana, böyle büyük bir müceddide, büyük bir alime, takva bir insana, Mahmud Hocamız’ın yetiştirdiği bu kadar büyük bir insana böyle bir öfke duyuyorsa ne söyleyelim? Bir tek o değil, başka bir hocaefendi daha var, ona da öfke duyuyor. Başka bir hocaefendi var, ona da öfke duyuyor. Dolayısıyla Yunus, şimdi senin dediğin gibi ben olmuş olsam müthiş tahribat olur. Bak, benim bu yöntemim Kurani’dir. Kurani yöntem. Bunun sonucunda muhteşem neticeler alıyoruz. Şu an senin orada rahat yaşamana bile belki vesile oluyorumdur, inşaAllah.
“Üçüncü kez gönderiyorum, lütfen Adnan Hocam’a iletin. Önemli, lütfen. Hocam okursa bekliyorum internetin başında.” MaşaAllah. “Sevgili Adnan Oktar, Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Adnan Hocam, Bala’dan ve Ankara’dan selam, sevgi ve saygılar.” Hemşerim. Babam da Bala’lı. Kafkasya’dan gelişlerinde Karadeniz üzerinden doğrudan Ankara, Bala’ya göndermişler, yüksek diye. Alçak yerlerde ölüyor Çerkezler, yaşayamıyorlar. Oralara göndermişler. Yani bir seyyid grubu, Çerkezlerle birlikte oraya gelmişler.
Fikri Emanet. Fikri söylediğim doğru. Ben öyle boş bir şey konuşmam; aklı başında, bir de çok detaylı düşünen bir insanım. Kılı kırk yararım. Yüzde yüz emin olmasam söylemem. Hz. Mehdi (a.s) da doğru, Hz. İsa Mesih (a.s) da doğru, İttihad-ı İslam da doğru, hepsi doğru. Hepsi de görecek. On yıl diyorum, bekleyemiyor musunuz on yıl? Otuz yıl beklediniz, bir on yıl daha bekleyin, inşaAllah.
Hud Suresi, 109, şeytandan Allah’a sığınırım; “Artık onların tapmakta oldukları şeyler konusunda, sakın kuşkuda olma.” İnsanlar bazen bir inanç ortaya sunulduğunda hemen kuşkuya kapılabilirler, “acaba doğru mu söylüyor?” diye. Mesela Darwinizm, materyalizm gibi. “Daha önceleri, ataları nasıl tapıyor idiyseler, bunlar da ancak böyle tapıyorlar.” Yani yeni bir inanç çıkmıyor hiç. Mesela Darwinizmi zannediyorlar ki modern bir inanç. Halbuki değil. Beş bin yıllık inanç. Çok eski bir inançtır. Eski bir pagan dinidir. Bakan da, “bak modern, yepyeni bir inanç” diyor. Öyle bir şey yok. Her inanç eskidir. Put inançları da eskidir, Darwinizm de çok eskidir. “Ataları nasıl tapıyor idiyseler, bunlar da ancak böyle tapıyorlar. Şüphesiz biz, onların paylarını eksiltmeksizin onlara ödeyecek olanlarız.” “Halkı, ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o ülkeleri zulüm ile helak edecek değildi.” Eğer halkı ıslah eden bir çalışma varsa, bir Mehdiyet çalışması varsa o ülkede helak oluşmuyor. 2020 tarihini veriyor ebcedi. Mesela Türkiye’nin 2. Dünya Harbi’ne girmemesinin sebebi Türkiye’de yapılan, Bediüzzaman’ın o devirde yaptığı yoğun tebliğ çalışmasıdır. Emr-i bi'l ma'ruf ve nehy-i anil münker yapmasıdır. Acayip ısrar ettiler Türkiye’yi 2. Dünya Harbi’ne sokmak için ama bir türlü sokamadılar. Heyet de toplandı, dünya derin devleti de toplandı ama Hızır (a.s)’ın sözüne kanaatleri geldi. Ve Türkiye’yi 2. Dünya Harbi’ne sokmadılar. Yoksa taş taş üzerinde kalmazdı Türkiye’de. Ta buralara kadar gelmişlerdi, yakınlara kadar. Ama hiçbir şekilde giremediler, gelemediler. Türkiye’nin 2. Dünya Harbi’ne niye girmediğini insanlar pek bilmezler. Yani diplomatik bir başarı falan, öyle bir konu yok. Doğrudan Hızır (a.s)’ın müdahalesi vardır. Ve sadece emr-i bi'l ma'ruf ve nehy-i anil münker yapıldığı için, tebliğ yapıldığı için, ön Hz. Mehdi (a.s) çalışması yapıldığı için, Mehdiyet öncüsü pişdar neferin çalışması olduğu için, Hz. Mehdi (a.s)’a hazırlık olduğu için Allah savaşa izin vermedi Türkiye’de. Bak, “Halkı, ıslah eden kimseler iken, Rabbin o ülkeleri zulm ile helak edecek değildi.” Ayet var, bu ayet uygulanmıştır. Kuran ayeti uygulanmıştır. Bediüzzaman da onu açıklıyor. Detaylı olarak açıklıyor.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam, kısa olarak iki sorum var. Çantacı Necmi Ağabey, 5-6 dakikada "Hz. Mehdi (a.s) gelecek" dedi. İzlemenizi tavsiye ederim” diyor. Bilgisayar mühendisi bir arkadaşımız yazmış, adresini vermiş. Sonra bir bakarsınız şu adrese. Çantacı Necmi Ağabey çok sevimli bir tip. Acayip şeker.
“Selamun Aleykum Sayım Hocam. Bugün yine sizi çok güzel gördük, maşaAllah. Güzel konuları aydınlatıyorsunuz.” Güzel konular anlatıyoruz, güzel insanların içindeyiz, güzel sözler duyuyoruz, güzel yaşıyoruz, güzel hedeflerimiz var. Sonsuz güzel Allah’a teslim olduk. “Hocam sizin konuşmalarınızdan çok etkileniyoruz. Her gece sohbetlerinizin tiryakisi olduk. Sizsiz olmuyor artık Hocam. Hocam, sizinle bir ayet paylaşmak istiyorum. Çok ilgimi çekti, açıklarsanız sevinirim Hocam. Ankebut Suresi; "Allah'ın dışında başka veliler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; bir bilselerdi."” Allah, Kuran’a sıkı sıkıya bağlanmamızı, samimi olmamızı ve güçlü hayatın ancak bununla mümkün olduğunu söylüyor. Allah’a tam teslim olan insan çok rahat edebilir. Yoksa Allah mümkün değil rahat vermez. Yani en güzel insana bakın, en zengin insana bakın, acayip sıkılır, bunalır. Çünkü Allah’a teslim olmadın mı, Allah mutlaka canını yakar, ikinci bir yolu yoktur. Mesela bardağa kafası takılır, bardağı halledersin, tabağa kafası takılır, onu halledersin, başka. Mutlaka canını yakacak bir şey bulur.
“Esselamu Aleyke ya Resululullah ya Habibullah, Resulullah (a.s)’ın torunu değerli Hocam” diyor Sedat kardeşimiz. Mustafa Nuhoğlu kardeşimiz diyor ki; “internette böyle kutsal isimlerle, güzel isimlerle bazı alçaklar video grupları, siteler hazırlıyorlar” diyor. Bu oyuna dikkat çekmiş. Hakikaten bu alçaklara bakıyoruz, işte hakikaten Türk Milleti’nin değer verdiği isim, mesela milli isimlerimiz. Bunların adına siteler açıp oradan Müslümanlara saldırıyorlar kahpeler. Biz de teker teker armut gibi toplatıyoruz hukukla, inşaAllah. Sonradan da gelip keratalar diz çöküp yalvarıyorlar, “yapma, etme Hocam” diye. İşte “babam var, ağabeyim var, dedem var.” Kardeşim, otuz kere söylüyorum, insan bilmez mi? Yani hukuk bilgisi diye bir şey yok bunlarda, sanki dağ başı burası. Sen istediğin gibi nasıl hakaret edersin? İstediğin gibi nasıl konuşursun, ipsiz sapsız hareketler yaparsın? Tek bir tane bile gördüğümde mutlaka tepelerine hukukla, kanunla binerim. Nitekim bak armut gibi toplandılar, teker teker. Şimdi mahcup etmek de istemiyorum, bilmiyorum ibret açısından faydası olursa ilan edip teker teker de göstereyim yani. Densizlik istemiyorum. Ama ben şakaya açık bir insanım. Sohbetten hoşlanırım, dostluktan hoşlanırım; alem olsun, eğlence olsun, iyi insanlar olsun, güzellik olsun, bunlar hoşuma gider. Ama densizliğe, düşmanlığa karşıyım. Yani benim illa fikrim de olacak diye de bir şey yok. Ben insanları seviyorum. Komünist de olsa şefkat duyarım ben. Arkadaş da olurum ama itlik istemiyorum. İşi, gücü bırakır uğraşırım kanunla, hukukla. Benim enerjim bayağı vardır. Bir de banyonun ta içine, dibine kadar kaçsa yine yakalar bulurum, onu söyleyeyim. Kaçtım, kurtuldum diye bir konu yok. Öyle yapıyorsa bak bunlar da olmazdı. Bilmiyorum ibret-i alem için bu kerataları ilan etsek mi teker teker? Savcılıktaki konumlarını, hepsini anlatayım. Armut gibi toplattım kerataları. Elhamdülillah. Ama insanları da tedirgin etmek istemiyorum ben; hır dursunlar, ben de onlara şefkat duyayım, inşaAllah. Özellikle dine, Allah’a, mukaddesata olan sözde, söz bir Allah bir ölünceye kadar yakalarını bırakmam. Yani şu an değil, ta ölünceye kadar yakalarını bırakmam. Yetmiş yaşına gelseler yine yakalarını bırakmam söyleyeyim. Kanunla, hukukla süründürürüm. Kanun, hukuk ne diyorsa yakalarına yapıştırtırım. Burası dağ başı değil. Ama şahsıma olduğunda hakikaten bir seferinde affediyorum. Yani acıyorum hakikaten. Mesela bana kök söktürüyor; iki saat gidiyorum savcılıkta ifade veriyorum, polise yakalattırıyoruz, uğraşıyorum, didiniyorum falan. Bakıyorum, hakikaten üzülmüş. İnsan acıyor. Normalde bana o kadar emek verdiriyor. Ben de ona en az o kadar emek verdirtmem gerekir. Ama yapmıyorum. Bir kalemde affediyorum. Ama bak, tekrar söylüyorum; dine, Allah’a, mukaddesata yönelik sözlerde, Allah adına yemin ediyorum, ömür boyu yakalarını bırakmam. Kanun, hukuk ölçüleri içerisinde. Ve kanunla, hukukla üzerlerine giderim, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. BBC’nin Türkçe internet sitesinde bugün evrimle ilgili bir haber vardı.
ADNAN OKTAR:Çoktan beri hoplamıyorlardı. Dansa başlamışlar. Geçen gün de söyledik ya; “bunların artık cik cik sesleri gelmiyor” diye.
ALTUĞ BERKER:Uzun zamandır türlerde hiç evrimleşmenin gözlemlenememesini teknolojinin çok büyük bir gelişme kaydetmesine bağlamışlar. İlginç yorumlarda bulunmuşlar. Örneğin; “giysilerle kendilerini soğuktan koruyorlar, iyi besleniyorlar, tıp geliştiği için ölüm oranları azaldı. Bunlar evrimi yavaşlattı” diyorlar.
ADNAN OKTAR:Şimdi kardeşim, öyle bir etraflarında daire çiziyorlar ki, öyle diyeyim yani, yani böyle parabolik daireler çiziyorlar sürekli. Bir cisim düşün, sürekli tur atıyor. Kardeşim, bir kere proteinler tesadüfen meydana gelemiyor. Konu bitmiş. Ayıp yapıyorsunuz. Yani bunların yüzünün derisi nasıl, ben anlamıyorum. Biraz kalın da utanma hissi zayıf oluyor bunlarda. Utansınlar. Ne fosiller, ne moleküler yapı bunların iddialarına imkan vermiyor. Böyle bir şey yok. Net yaratılış var. Hem de milyonlarca kez, sonsuz kez net olacak şekilde. Net.
ALTUĞ BERKER:Fosil gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet, göster.
ALTUĞ BERKER:50 milyon yıllık meşe yaprağı. 50 milyon yılki aynı haliyle günümüzde canlı. Hiçbir fark yok.
ADNAN OKTAR:Meşe yaprağı.
ALTUĞ BERKER:Damarlarına kadar.
ADNAN OKTAR:50 milyon yıl içerisinde çok ciddi değişiklikler olması gerekirdi, onların dediğine göre. Hiçbir değişiklik yok.
ALTUĞ BERKER:248 milyon yıllık balık, aynı günümüzde yaşıyor.
ADNAN OKTAR:248 milyon yıl. Şimdi bazı adamlar, bazı arkadaşlar hoplayabilir. “Nasıl oluyor bu? Doğru değildir” falan diye. Alsınlar, götürsünler, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde inceletsinler. Tam 248 milyon yıllık. Hatta ben yardımcı olayım, onlara arabayı ben tutayım. Merak eden varsa gelip incelesinler. Masraflarını da ben vereceğim, hepsini ben vereceğim. Sırf içleri rahatlasın.
ALTUĞ BERKER:Hocam, tohum örnekleri gösterecektim, inşaAllah. Çok büyük iman hakikati var tohumlarda. Sizin kitabınız var Tohum Mucizesi isimli, inşaAllah. Kardeşlerimize tavsiye ederim. Örneğin; Michigan Üniversitesi’nde 1879’da bir bilimsel çalışma yapılmış. Kavanozlara konulmuş. 101 yıl sonra tohumlardan bazıları filizlenmiş. Saklamışlar tohumları.
ADNAN OKTAR:101 yıl sonra. Ne şahane şeymiş onlar öyle.
ALTUĞ BERKER:Danimarka’da 1978’de yürütülen bir çalışmada toprağın içerisinde yapılan bir kazıda 850 yıl hareketsiz tohumların filizlendiği görülmüş.
ADNAN OKTAR:Bir daha duyayım. Yanlış duymadım, değil mi?
ALTUĞ BERKER:850 yıl Hocam. Hatta Hocam, bazı tohumlar 10 bin yaşındaki buzul tabakalarından çıkarılıp laboratuvara alındığında gerekli miktarda ısı ve nem sağlanmasıyla tekrar hayata dönebiliyorlarmış. “Gaybın anahtarları O'nun Katındadır, O'ndan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır.”
Siz daha evvel İsrailli ateistlerin dindar Musevilere eziyet ettiklerini söylüyordunuz, onlara karşı böyle bir fotoğraf var.
ADNAN OKTAR: Bak, İsrail askeri, dindar İsrailli çocukları nasıl dövüyorlar görüyor musun? Yumrukla evire çevire dövüyorlar. Hristiyanlara da böyle baskı var, Musevilere de baskı var, Müslümanlara da baskı var. Biz hepsini kurtarmak istiyoruz. Bu yumruğu havada yakalayacağız biz. Biz hiç kimseye yumruk atılmasını istemiyoruz.
ALTUĞ BERKER: Hocam, Bolivya’da toprak kayması görüntüsü vardı. Yüzlerce evi yutmuş.
-VTR- Bolivya’da toprak kayması
ADNAN OKTAR: Mesela bu insanlar İslam’a, dine uzak ama insan şefkatle, merhametle yaklaşıyor. Türk İslam Birliği olmuş olsa gidip orada evler yaparsın, imkan hazırlarsın, şefkatle bağrına basarsın; İslam’dan, Kuran’dan bahsedersin hepsi Müslüman olur ama “bre kafirler” diye başlarsan, “belanızı buldunuz” mantığıyla yaklaşırsan bu çok akılsızca bir hareket olur. Kuran’a, İslam’a uygun bir hareket olmaz.
Hiç derdine düşmesinler; Darwinizm diye bir konu olmaz. Bizim olduğumuz yerde bu konu bir daha doğmayacak şekilde ölmüştür. Boş yere çırpınıyor koskoca adamlar. Ben utanıyorum onların yerine. Hakikaten insan utanıyor onların yerine.
Nisa Suresi, 141. Şeytandan Allah’a sığınırım; “Onlar sizi gözetleyip-duruyorlar. Size Allah'tan bir fetih (zafer ve ganimet) gelirse: "Sizinle birlikte değil miydik?" derler.” Biz de sizinle beraberdik diyorlar. “Ama kafirlere bir pay düşerse:” yani onlar galip gelirlerse "Size üstünlük sağlamadık mı, mü'minlerden size (gelecek tehlikeleri) önlemedik mi?"” derler.” Biz Müslümanlara zaten karşıydık derler diyor. “Allah, kıyamet günü aranızda hükmedecektir. Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.” Bakın “Allah, kafirlere mü'minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.” Bu bir mucizedir. Deccaliyetin mutlaka yenileceğinin, Mehdiyet’in galip olacağının garantisi olan bir ayettir.
SUNUCU: Bizi yarın 22:00’dan itibaren Aksu Tv, Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım. “"Bugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim.”Müminun Suresi 111. Ayette. “Şüphesiz onlar, 'kurtuluşa ve mutluluğa' erenlerdir."” Allah dünyada da, ahirette de Müslümanlara kurtuluş vaat ediyor. “Siz onları alay konusu edinmiştiniz; öyle ki, size Benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüp duruyordunuz.” Mehdiyet yolunda, İslam yolunda mücadele eden insanlarla alay edilecektir. Allah’ın zikrini unutacaklardır bu insanlar ve Müslümanlara gülenler olacaktır. Erbakan Hocamız ne dedi; “son gülen iyi gülendir” dedi. “"Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?"” Yani orada, burada eğlenip boş hayat geçireceğinizi mi sanmıştınız diyor Allah; hepsi diriltilip Allah’ın huzuruna getirildiklerinde insanlar.
Evrim Sözlüğü
Devamı ...
Kuran Tefsiri
Devamı ...Bir Ayet Bir Açıklama
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Bedenimizdeki Ayetler
Devamı ...