SUNUCU:‘Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri’ programımıza Samsun Aks Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ALTUĞ BERKER: Yeni bir haber Hocam, Kaddafi’nin Chavez’in barış planını kabul ettiğine dair. Arkadaşı olduğu söyleniyor. Uluslararası bir komisyon kurulmasını önermiş. İsyan ettiği söylenen Libya halkıyla Kaddafi’nin aynı masaya oturup görüşmeleri için. Ortadoğu’dan, Güney Amerika’dan, Avrupa’dan oluşan bir komisyon. Kaddafi kabul etmiş ama galiba isyancıların lideri kabul etmiyormuş aynı masaya oturmayı.
ADNAN OKTAR: Biraz da şefkatli davranmak lazım. Bu konuda tek bir açıklama olmasını da makul görmüyorum. Adamlar buna gıcık olmuşlardır tabii; birçok insan şehit edildi, birçok insan vefat etti, bunu sorumlu görüyorlar. Dolayısıyla buna karşı bir öfke vardır. Bu öfkenin dengelenmesi gerekiyor. İşin doğrusu Türkiye’nin yapması gerekiyor. Bizim elimizde de şu an bir imkan yok, biz sadece fikir olarak söyleyebiliyoruz. Yapabileceğimiz bir şey yok. Ne diyelim? Uluslararası komisyon; Avrupa’dan. Bir kere sırf İslam ülkelerinden olması lazım. Türk devletlerinden ve İslam ülkelerinden olması lazım. Bir kere Müslümanlığı bir kısım insanlar yanlış biliyorlar, yanlış yaşıyorlar ve yanlış anlatıyorlar. Meydana gelecek sistemi de yanlış biliyorlar. O yüzden de bir tedirginlik oluyor. Tabii biraz kritik bir olay olduğu için Türkiye de bu olayın içine pek girmek istemiyor olabilir. Çok daha büyük olaylar, daha büyük badireler meydana gelebilir diye çekiniyorlar. Aslında Allah’a sığınıp bütün samimiyetleriyle ortaya çıkabilirler. Hiçbir şey olmaz. Türkiye ve Chavez beraber olsunlar. Biri sol ülke, biri Türkiye; biri NATO ülkesi, biri onlara karşı olan bir şey. Olabilir, makul ülkeler. Diğer İslam ülkelerinden de toplanabilir. İsyancıların lideri, o ne istiyor, onu da bilmiyoruz. Aslında ona da bir bakmak lazım, inşaAllah. Bir de, o da hiç ummadık bir şey çıkabilir, iyi bir şey de olabilir, bilmiyoruz. En iyisi Libya’nın buradaki elçiliğiyle görüşmek. Ondan detaylı bilgi almak gerekiyor. Olay nedir, ne değildir gibisinden. Türkiye ile Chavez? Çok iyi olur, Türkiye Chavez’le birlikte… İran? İran’dan biraz tedirgin olurlar. İran değil de Türkiye olabilir. Rusya olabilir. Rusya rica edilirse devreye girebilir. Çok makul olur. Rusya, Chavez, Türkiye. Ama NATO da tedirgin olabilir, bu sefer de acayip bir şey var zannedecekler. Halbuki hayır işlemi ama. Diplomatlar teknik yönünü çok iyi bilirler, onlara danışmak lazım. Veyahut Türkiye tek başına delikanlıca ortaya çıkıp halledecek. En güzeli o olur bence, Türkiye’nin tek başına ortaya çıkması olur.
ALTUĞ BERKER: Eski Adalet Bakanı Ebu Celil isyancıların lideri.
ADNAN OKTAR: Eski Adalet Bakanı...İşte çözüm o, Kaddafi’yi alıp buraya getirecekler, Türkiye’ye, sakinleşecekler, bir koalisyon hükümeti olacak. O adam da gelsin, Ebu Celil midir nedir o arkadaş, o da gelsin. Daha doğrusu ılımlı ve sevecen bir ortam olması lazım. Demokrasi bir kere şart. Laiklik bir kere şart. Bunların oluşması gerekiyor. Ve sevecen, ılımlı bir ortam. Türkiye’nin de garantörlüğünde. Başka türlü olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İman hakikati gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Allah hepsinde ayrı ayrı bir şekerlik ve tatlılık yaratıyor, maşaAllah.Dün müydü, televizyonda, bir hanzo hayvana tekme atmış sahada, baykuş; hayvanı öldürmüş. Klasik hanz, başka açıklaması yok. Zavallı hayvan orada ölmüş. Müthiş bir gaddarlık. Tekme attığı anı da gösteriyordu.
Şeytandan Allah’a sığınırım, Vakıa Suresi 56. ayet; “Çevrelerinde ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır;” Allah onlarda ölümsüzlük meydana getiriyor bir süre sonra. “Ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dönüp dolaşır.” Demek ki cennet ehli genç, gençlerden oluşuyor. “Kaynağından (doldurulmuş) testiler, ibrikler ve kadehler,” bu da evrimle olmadığı belli. “Ki bundan ne başlarını bir ağrı tutar, ne de kendilerinden geçip akılları çelinir.” Alkolün etkilerinden bahsediyor Allah; baş ağrısı ve akılların çelinmesi. Bu ikisi de yoktur diyor Cenab-ı Allah. “Arzulayıp-seçecekleri meyveler,” hem istekleri olacak, ona karşı bir arzu duyacaklar diyor Allah, hem de seçecekler diyor. Seçme özgürlükleri var. “Canlarının çektiği kuş eti.” Bıldırcın, şu, bu falan şimdi lüks olarak olmuş oluyor, orada bir güzellik olarak onlara sunuluyor. “Ve iri gözlü huriler,” hurinin ilk önemli yönünü Allah vurguluyor; gözleri, bakışları. Aklı başında bir insan için göz en çok haz alınan yerdir. En güzel sevgiyi ifade eden, tutkuyu ifade eden; dostluğu, sıcaklığı, yakınlığı ifade eden yerdir. “Sanki saklı inciler gibi;” inci gibi düzgün, parlak, göz alıcı ve hoş. Ama inciye ayrıca Allah dikkat çekmiş. Mesela kadında inci hakikaten çok uyumlu bir takıdır. Garip bir şekilde kadına yakışır inci. Altın da yakışır, inci de yakışır. Cennetten içimizde kalan bir içgüdü o. Normalde bir sebep yok. Garip bir şekilde hatırlıyoruz onu. İnciyi hatırlıyoruz. Cennetten hatırlıyoruz, inşaAllah. “Yaptıklarına bir karşılık olmak üzere (onlara sunulur).” Allah’ın rızasına uydukları için onlara sunuluyor. “Orada, ne 'saçma ve boş bir söz' işitirler, ne günaha sokma.” İnsanlar konuşurken, adamlar boş konuştuklarında ne kadar sıkılıyoruz, değil mi? Zırvaladıklarında çok sıkıcı oluyor. İsabetli ve güzel konuştuklarında hoşumuza gidiyor, içimiz açılıyor. Konuşmalarının çoğunda da günaha sokma oluyor konuşma, o yüzden insanlar tedirgin oluyor, dinleyemiyorsun. Bunlar yok diyor Allah, olumsuz konuşmalar yok diyor. “Yalnızca bir söz (işitirler:) "Selam, selam."” Yani “güvenlik, güvenlik.” İnsanın en çok ihtiyacı olan duygu güvenliktir. Güven duyma. Mesela eşinde insan güven duymayı çok ister. Güven bütün beynini, kaslarını, her yerini gevşetir. Sevginin yolu sonuna kadar açılır güvende. Güven olmadığında müthiş kasılır insan. “"Ashab-ı Yemin", ne (kutludur o) "Ashab-ı Yemin."” Allah böyle bir Müslümanlar topluluğuna ‘Ashab-ı Yemin’ diyor, isimleri o; ‘Ashab-ı Yemin.’ “Yüklü dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),” kiraz zaten kasasında da çok güzel ama ağacında da çok güzel. Bilmiyorum gördünüz mü? Vernikli gibi pırıl pırıl parlıyor. Kıpkırmızı, içi sulu. O kırmızılık beta karotenden kaynaklanıyor. A vitaminin ham hali. C vitamini ve bütün vitaminler var. Tadı da çok ideal ve asitliği de çok ideal. Mesela insanlar kola içiyorlar, asitliğine dikkat ediyorlar. İnsanların ruhunda böyle bir içgüdü var, hafif asitli olmasını istiyorlar yiyeceğin. Meyvede de o var. Allah hoşumuza gittiği için öyle yaratmış. “Dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),” yani çok çok fazla dolu. Bir kiraz ağacında az az kiraz görürsek hoşumuza gitmez ama çok çok fazlaysa, dalları da büküldüyse, dolu doluysa, o çok hoşumuza gidiyor. Mesela elma ağacı çaka çaka elma doluysa o çok zevklidir ama azsa olmaz. Onun için insan hep doyuruculuk ister. Saç olduğunda, insan eşinde saçının gür olmasından hoşlanır. Cılız saç hoşuna gitmez. Bakışlarının keskin ve dolu dolu olmasını ister. Fersiz bir bakış istemez. O doluluğa Allah dikkat çekiyor. “Dalları bükülmüş kiraz (ağaçları),” ağacın gücünü gösteriyor, doyuruculuğunu gösteriyor. “Üstüste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,” bükülmüş ve sarkmış, bunlardan amaç; alınması kolay. Mesela ağaç vardır ama ağaca tırmanman gerekir. İnsan onu yapmaz, yapamaz. Ama sarkmış ağaç daha da güzeldir, dünyada hoşumuza giden bir şeydir. Ben çocukluğumda bir kere Amasya’dan geçerken görmüştüm. Elma ağaçları otobüsün camlarından içeriye giriyordu neredeyse, elmalar sarkmış, otobüse sürünüyordu. Bak çocukluğumdan o manzara gözümde kaldı, çok güzel olduğu için, etkilendim, hoşuma gitti, aklımda kaldı. “Üst üste dizili meyveleri sarkmış muz ağaçları,”kiraz ve muz insanların en beğendiği meyvelerden. “Yayılıp-uzanmış gölgeler,” hep gölgeyi ararız biz yazın. Gölge çok hoşumuza gider. Çadır şemsiyeler, kabin gibi şeyler. “Durmaksızın akan su(lar);” zaman zaman bir dere kuruduğunda o bizim hiç hoşumuza gitmez. Gürül gürül akmasını isteriz. Derenin suyu azalsa bile hoşumuza gitmez. Ama gürül gürül aktığında çok hoşumuza gider. “Ve (daha) birçok meyveler arasında,” kim bilir nasıl meyveler. Bazen İstinye Park’a gidiyorum, hiç görmediğimiz bazı meyveler getiriyorlar. Çok ilginç, ilk defa görüyorum. Bakıyorum, tadı da şahane. Biraz portakala benziyor, biraz şeftaliye benziyor, değişik yani. “Kesilip-eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).” Kesilmeyen, eksilmiyor ve yasaklanmayan. İnsan bir eğlence olduğunda onun bitmesini istemez, bir güzellik olduğunda kesilmesini istemez. Çocukken biz oyun oynardık, akşam olurdu, biz rahatsız olurduk oyunun bitmesinden. Herkes “Üzüm, herkes evine düzüm düzüm” derdi ama bu beni rahatsız ederdi, gitmek istemezdim. Oyun devam etsin isterdik. “Kesilip-eksilmeyen,” mesela biz yiyeceğin de kesilip eksilmesini istemeyiz. Güzel konuşmanın kesilmesini istemeyiz, güzel bir müziğin bitmesini istemeyiz, güzel bir kokunun bitmesini istemeyiz, değil mi? Güzel olan hiçbir şeyin bitmesini istemeyiz. Allah ne diyor bakın; “kesilip-eksilmeyen” diyor. Bu çok hayati bir şeydir, büyük bir nimettir. Hiçbir şekilde kesilmiyor. Koku olsa bile bir süre sonra dünyada mutlaka kesilir, yiyecek olsa biter. “Ve yasaklanmayan,” hepsi helal. “Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler).” Basık olması değil, yüksek olması çok önemli. Yüksek olunca kuş bakışı her yeri görürsün. Hem dinlenirsin hem de güzel olur. En kaliteli evler de, dünyada beğenilen evler de dikkat ederseniz çok yükseklere yaparlar evleri ve müthiş manzarası vardır, manzarası çok önemlidir. Manzarası olduğunda zaten evin değeri çok artıyor. Manzaralı ev anlamında söyleniyor burada, bakın; “Yükseklere-kurulmuş döşekler (sedirler).” Bu döşeklerden kasıt; helaliyle beraber sevişeceği yerler olduğu için söyleniyor bu. Bir kısım dangallar utanıyor bundan ama doğrusu budur. “Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.” Tamamen yeni bir yaratılışla, hücreleri yeni. Oradaki huriler ve kadınlar yeni bir yaratılışla yaratılıyorlar. Burnu çok güzel, gözleri çok güzel, ağzı çok güzel ama vücudunun hiçbir yeri hiçbir şekilde kirlenmiyor. Ne kulağı kirlenir, ne saçı kirlenir, ne burnu, ne dudakları, ne vücudunun hiçbir yeri kirlenmez. Cennetin bir özelliğidir bu. Onun için Allah buna dikkat çekiyor. “Gerçek şu ki, Biz onları yeni bir inşa (yaratma) ile inşa edip-yarattık.” Çünkü vücut fonksiyonları değişiyor, tamamen değişiyor yaratılış şekli. “Onları hep bakireler olarak kıldık.” Onurlu bir kadın insanı çok daha etkiler. Sıcak, sevgi dolu bir kadın çok daha etkiler, helaliyse. Ama onursuzsa insan otomatik olarak ona karşı bir sevgi duyamaz. Değer vermesi gerekiyor, saygı duyması gerekiyor. Değer verip saygı duyulmadığında Allah ruhumuza öyle bir güç vermiş, etkilenemiyoruz, etkilenmeyiz. “Onları hep bakireler olarak kıldık. Eşlerine sevgiyle tutkun (ve) hep yaşıt.” Bir kere “sevgi,” bir; sevginin önemine Allah dikkat çekiyor. Sevgiye ne kadar önem verdiğimiz belli. Ve “tutkun,” “sevgiyle tutkun,” tutkunun önemine Allah dikkat çekiyor, yani derin bir sevgi. “(Ve) hep yaşıt.” Yaşıt olunca daha da güzel oluyor. Genç ve yaşıt olması olumlu bir güzellik olduğu için Allah onu belirtiyor. “"Ashab-ı Yemin" olanlar için. (Bunların) Birçoğu geçmiş (ümmet)lerden, birçoğu da sonrakilerdendir.” İyi insanlara Cenab-ı Allah bu nimetlerini açıklıyor. “Birçoğu da sonrakilerdendir.” Allahualem Hz. Mehdi (a.s) ve Hz. İsa (a.s) devri bunlar da. Allah ‘Ashab-ı Şimal’den bahsediyor. Onu da sonra anlatacağım.
ALTUĞ BERKER: İsyancıların lideri Ebu Celil haberinde Kanada’da yaşayan Libyalılar Türkiye’nin müdahil olmasını istemişler. “Osmanlı’dan sonra Müslümanların bir değeri kalmadı” demişler. Türkiye’nin müdahil olmasını istiyorlarmış. ‘Kanada’da gösteri’ başlığı altında bunlar. Türkiye’nin Libya, Ortadoğu ve tüm dünyadaki cesur girişimlerini takdirle izlediklerini söylemişler.
ADNAN OKTAR: Bakın, çok önemli;“Osmanlı İmparatorluğu’nu kaybettikten sonra ne kanımızın, ne canımızın değeri kalmadı” diyor. “"Ne zaman Osmanlı gitti o zaman biz de kanı ve canı ucuz hale geldik diye konuştu"” diyor. Daha ne desin adamlar? Daha ne desin bu insanlar? Türk gençliği olarak, Türk Milleti olarak bu sese net kulak vermemiz lazım. Bunda bir şey yok. Ya Allah Bismillah deyip bir tümen askerimiz gidecek, bu kadar. Ama Libya’nın çağırması lazım, meşruiyet kazanması için. Çünkü ben geldim diye gelemez. O Amerika’nın modeli o. Amerika çağırmadan gelen bir mantık içerisinde. “Selamun Aleykum,” çat kapı geliyor adam. “Seni kim çağırdı hemşerim?” diyoruz. “Hiç ben kendi kendime geldim” diyor. “Ne istiyorsun?” “Eve gireceğim de onun için geldim” diyor. Bu sarhoş mantığı, zil zurna içer adam, ne yaptığını bilmez, onlar yapar bunu. Aklı başında insan bunu yapar mı? Libya muhalefeti de, iktidarı da Türkiye’yi garantör olarak, müdaheleci olarak, resmi olarak istesin. Çağırsın. Bu kadar. Bir tümen asker bol bol yeter. Türkiye hakem olsun, ortalığı bir sakinleştirelim, bir şey yok. Ama Kaddafi de dediğim dedik, çaldığım klarnet demeyecek. Kafasının dikine gitmeyecek, laf söz dinleyecek, inşaAllah.
“Selamun Aleykum saçının bir teli bize baharı anımsatan canım Hocam.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Allah’ım ne sevimliler bunlar. “Bu mübarek saçlarınızı omuzlarınıza dökmeniz ve siyah giyinmeniz üzerinizde bir haşmet ve bir heybet oluşturup Efendimiz (s.a.v)’in hayalimizdeki görüntüsünü adeta hissettiriyor bize” diyor. Yani “onu hatırlatıyor bize, canım Hocam” diyor. “Kova çağının yıldızı, kalp ehli canım Hocam ledün-i ilminizden çok faydalanıyoruz. Gül kokulu hakiki bir şifa vesilesi oluyor, inşaAllah. Yalnız ayetleri açıklarken en heyecanlı yerinde, “bazı ayetlerin anlamını gelecekte göreceksiniz” demiyor musunuz, işaret parmağınız şakağımızda kalakalıyor” diyor. Yani açıklamamı istiyor herhalde. “Mesela Kehf Suresi’nde Hz. Musa (a.s) ve arkadaşının sığındığı kaya. O sırada balık canlanıp suya atlamıştı. Bu hangi kaya, gelecekte anlayacağız dediniz.” Nasıl söyleyeyim? Yani bildiğim bir şey var ama olmaz şu an. “Sonra Nur Suresi 35. ayette kandil, zeytin ağacı, sırça kelimelerinden bahsederek altı-yedi tabakalı bu kelimelerin sırları var dediniz. Biz yine gözlerimiz havaya dikili bakakaldık” diyor. Aman ne şeker bunlar, maşaAllah. Kandil, zeytin ağacı ve sırça yani camdan oluşmuş bir ev, bir bölüm, bir cam, bir şey.
“Canım Hocam Huruf-u Mukatta’ları ne zaman açıklayacaksınız acaba? Bunları unutmadık. Heyecanla sizi takip ediyoruz, inşaAllah. Size iştiyakımız bülbülün güle, aşıkın maşuka iştiyakı gibidir canım Hocam” diyor bir hanım kardeşimiz, maşaAllah. Çok çok güzel hitabeti, sevgisi de çok güzel. Allah şevkini, sevgisini artırsın, cennette kardeş etsin, inşaAllah. Allah hidayetini daim etsin, inşaAllah. Allah aşkına şu Mehdilik şeyinden bir vazgeçin, gözünüzü yiyeyim canım kardeşlerim. Ben hem tedirgin oluyorum hem de zaten dine uygun bir şey değil. Ben hiçbir şekilde Mehdilik iddiasında değilim ve asla da kabul etmem öyle bir şeyi. Aklı başında bir adamım, oturup öyle delice bir iddiayla ortaya çıkmayacağım belli. Ama şimdi benziyor, benzeyebilir tamam. Ben de benziyorum, oturup yalan söyleyecek halim yok. Ama benzeyen yüzlerce, binlerce insan gösterebilirim. Mesela bilmiyorum yani yakışık alır mı da, Şeyh Ahmed Yasin Hocamız benziyor. Seyyid, boyu posu da benziyor, orta boylu oluşu benziyor, birçok şeyi benziyor. Şimdi o Hz. Mehdi (a.s) mı olmuş olur? Benim benziyor olmam Hz. Mehdi (a.s) olduğumu mu gösterir? Riskli bir konu, acele etmeye gerek yok. Çıkar, Hz. İsa (a.s) ile namaz kılarlar, biz de deriz ki kalben, zannı galiple “Allahu alem herhalde o” diyeceğiz. Bu kadar. “Herhalde, Allahualem” diyeceğiz. Ama onun dışında olmaz, o şekilde. Yani bana Hz. Mehdi (a.s) denilince ben çok mutlu olurum değil, yani ben tedirgin oluyorum ve rahatsız oluyorum. Yapmayın öyle şeyler. Değil mi? Çünkü haram olan bir şey, benim haramdan mutlu olmayacağım belli, tedirgin olacağım belli. Ama “hüsn-ü zan ediyoruz” dersin, o olur. Herkes birbirine hüsn-ü zan edebilir, bu bir iltifattır. “Hocam, veli olmanıza hüsn-ü zan ediyoruz” diyebilir, “evliya olabilirsiniz, inşaAllah” denir, hüsn-ü zandır, değil mi? “İnşaAllah, Hz. Mehdi (a.s) misali olursunuz” der, hüsn-ü zan eder, bunlar olur. Yani herkes birbirine hüsn-ü zan edebilir. Ben herkesin Hz. Mehdi (a.s) olmasını isterim, inşaAllah.
Ahmet Nadis, beni sevdiğin belli, yani benim bazen sert üslubum oluyor, bundan alınmayın. Bazı kardeşlerim “Hocam sinirlendiniz” diyor. Sinirlenmiyorum öyle, üslup olarak öyle. Bakıyorum hakikaten keskin ve yırtıcı bir yüzüm var. Ama normalde konuştuğunuzda ben öyle birisi miyim?
SUNUCU:Değilsiniz.
ADNAN OKTAR: Bayağı şefkatliyim ben, bayağı mülayimim, öyle bir şey yok. Ne diyorsun?
SUNUCU:Kesinlikle değilsiniz.
“Esselamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sevgili Hocam, maşaAllah ben sizi kendimden çok seviyorum.” Elhamdulillah. “Son aylarda sizin programlarınızı takip ediyorum. Sizin yüzünüzü görmeden uyuyamıyorum.” Benim de sevdiğim olsa ben de öyle olmasını isterim, inşaAllah. Ne güzel. Allah sevgini artırsın, öyle olması lazım zaten. “Sevgili Hocam, Ahir zamanın Mehdi’si ve Hz. İsa (a.s) ile ilgili bilgim çok arttı. Müslüman arkadaşlarıma çok rahat bu konuları anlatabiliyorum, inşaAllah. Lütfen Allah’ın O’na hizmet edebilmem için benim kalbimi açması için dua edin. Çünkü ben hedefin materyalist dünya değil ahiret olduğunu anladım. Lütfen benim için dua edin. Sizi görmeye gelebilir miyim Hocam? Size olan sevgimi kelimelerle açıklayamıyorum. Sadece sizi çok sevdiğimi ve sizin gibi kimselerin dünyada az olduğunu söyleyebiliyorum” diyor. Bak değiştiriyorum orayı biraz, çünkü “olmadığını” diyorsun. Olur mu? Hz. İsa (a.s) var, Hz. Mehdi (a.s) var, şeyhlerimiz var, mürşitler var, hoca efendiler var. Değil mi? “Saygı ve sevgilerimle, Danimarka’dan Helmand Obeyt.”
“Esselamun Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Kısa bir süre önce makalenizi okudum. Arkadaşlarımla bir süredir evrim ve Darwinizm hakkında derin bir tartışma içindeyim.” Tartışmaya gerek yok ki. Proteinleri adamın önüne koyarsın, “arkadaşım bunu bana açıkla” diyeceksin. “Tesadüfen olur mu olmaz mı?” Molekül yapısını bir şema halinde önüne koy. Proteinin oluşabilmesi için hücreye ihtiyaç var, başka proteinlere ihtiyaç var. Diyorlar ki; “birinin yanına dokuz yüz elli tane sıfır koy, o kadar da bir ihtimaldir proteinin oluşması.” O kadar sıfır koysan yanına, 950’nin yanına sıfır koysan yine protein oluşmaz. Nerenin 950 sıfırı? Zaten pratikte sıfır demektir de onun anlamı. Fakat onun 950 trilyon misli sıfır koysan yine oluşmaz, yine oluşmaz. Çünkü bakın; “protein oluşması için yine proteine ihtiyaç var” ne demektir biliyor musun? Kilitlendi demektir, artık sonsuz mümkün değil demektir o. Mutlaka bir akla ihtiyaç var, iradeye ihtiyaç var, bir yüksek akla ihtiyaç var. “O bir ateist ve bir jeolog, bir de Müslüman olarak imani yönden bana meydan okuyor. Bu konuda cevap vermemizi istiyor.” Sen onu bana getir, evelAllah şöyle Kayseri pestili gibi ben onu bir düzelteyim. “Ben Jakarta’da yaşayan Müslüman bir jeoloğum. Bu konudaki yardımlarınız için çok teşekkürler” diyor kardeşimiz. Selam vermiş, Aleykum Selam diyoruz. Bir de bunları biraz, yani tabiri caizse adam yerine koyuyorlar, sanki normal bir şey konuşuyormuş gibi. O yüzden konu uzuyor. “Kardeşim” diyeceksin, “bir kere ne okudun, yani bilgin ne?” Bunların zaten bir şey de bildiği yok. Belirli noktalarda biraz demagoji tarzında bir şeyler öğreniyor; mesela Fransızca, Latince bazı kelimeler öğreniyor, birkaç sayfayı ezberliyor, gören de bir şey var zannediyor. Bir şey de bildikleri de yok; boş, fos mantar yani. Adam proteini atlamış, fosilleri atlamış bahçe duvarında takla atıyor adam. Kardeşim, en hayati konuları geçmişsin sen. Proteini geçmişsin, hücreyi geçmişsin, fosilleri geçmişsin, Darwinizmden bahsediyorsun. Olmaz. Bize demagoji yapmamaları için, lafı uzatmamak için en kestirme yoldan olayı neticelendirmek lazım. Yoksa bunlar nalbur dükkanı gibi, oradan onu bir çıkartır, buradan onu çıkartır, onunla uğraşılmaz, bütün ömrün boyunca uğraşsan uğraşılmaz. “Gel hemşerim, buraya otur” diyeceksin, “senin bak uçsuz bucaksız bir iddian var, değil mi?” diyeceksin, “ben sadece bir tanesini öğrenmek istiyorum, tek bir parçayı öğrenmek istiyorum, istirham edeyim” diyeceksin. “Nedir o?” diyecek. “Protein” diyeceksin, “bana proteini açıkla, bu konuyu hallet, ben sana bir şey demeyeceğim, konu bitecek” diyeceksin. Proteinde adam kara deliğin içine düşer, bir anda yok olur. Yani proteinin açıklaması yok. Mesela Meydan Larousse Ansiklopedisi’ni tesadüfen yapmak mümkün mü? Ondan daha imkansız. Meydan Larousse Ansiklopedisi’nden daha imkansız, onun tesadüfen olmasından. Bize demagoji yapmasınlar. Bak ağababaları geldi adam, göğe bakarak “uzaylılar yapmış proteinleri” diyor. İşte bu kadar. Darwinizmin tosladığı duvar bu. Uzaylılara kafasını çarptı adamlar.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam, bu sorumu okumadan sadece benim anlayacağım şekilde cevaplandırabilirseniz,” “Hocam bilindiği üzere Bediüzzaman Hazretleri Hz. Mehdi (a.s)’ın siyaset, diyanet ve saltanat alemindeki görevlerinden bahsediyor. Bu üç özellik acaba siyaset, diyanet ve son olarak da…” çocuğa ellemeyin Allah aşkına, şimdi onunla uğraşacaklar. Böyle ne sevimli insanlar. Ben o zaman şöyle söyleyeyim; çıkan Mehdi hem siyaset, hem diyanet, hem saltanat yönünde görev yapacaktır. Fakat İslam’ın dünya hakimiyetinde, dünyadaki rejimlerde bir değişiklik yok. Mesela Türkiye’deki rejim yine aynı şekilde, milli sınırları aynıdır, Arabistan’da aynıdır, başka yerde aynıdır. Hz. Mehdi (a.s)’ın yapacağı görev sevgiyi, şefkati, merhameti, dostluğu insanlara öğretmektir. Yani dinin özünü insanlara yaşatacak. Bütün mesele de budur; yani dinin özü yaşanmıyor, sevgi yaşanmıyor, merhamet yaşanmıyor. Mesela Libya’daki bu olay olmaz, başka yerdeki olay olmaz. Eğer fikirlerinde bir yanlışlık varsa insanlar severek düzelteceklerdir. Yani Hz. Mehdi (a.s)’ın zorlayıcı, baskı yapıcı bir yönü yok. “Kan akıtmaz, uyuyan kişiyi de uyandırmaz” diyor Peygamberimiz (s.a.v).
“Selamun Aleykum çok sevdiğim Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam Kuran’da Hz. Mehdi (a.s)’dan açıkça neden bahsedilmediği soruluyor.” Yani o zaman zaten çok büyük olay olur. Hz. Mehdi (a.s)’dan bahsedilmemesi Hz. Mehdi (a.s) için çok büyük bir stratejik kolaylıktır. Allah ona onu kolaylık olarak sağlamıştır. Bahsedildiğinde çok güç olur.
ALTUĞ BERKER: Ben sevimli köpekler gösterebilir miyim Hocam, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: İnşaAllah. Bir de güzel bakıyorlar bunlara, çok hoşuma gidiyor güzel baktıklarında, maşaAllah.
Neml Suresi, 79; “Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin.” Hak üzerinde olduktan sonra gönlün çok rahat olsun diyor Allah. Yani doğru yoldaysanız, dürüstseniz gönlünüz rahat olsun diyor Allah, tevekkül edin. “Gerçek şu ki, bu Kur'an, İsrailoğulları'na hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu aktarıp anlatıyor.” Demek ki İsrailoğulları, Ben-i İsrail ayrılığa düştükleri şeylerin doğrusunu ancak Kuran’dan anlayabilirler. Bak, ne diyor Allah; “Gerçek şu ki, bu Kur'an, İsrailoğulları'na hakkında ayrılığa düştükleri şeylerin birçoğunu aktarıp anlatıyor.” O zaman en sağlam kaynak olmuş oluyor Kuran, değil mi?Doğru bilgi alınmış oluyor. “Ve gerçekten o” Kuran, “mü'minler için bir hidayet ve bir rahmettir.” Hem hidayetinize vesile olur diyor Allah, hem de Allah’tan size bir rahmettir, güzelliktir. “Şüphesiz senin Rabbin, onların arasında Kendi hükmünü verecektir. O, güçlü ve üstün olandır.” Allah’ın sık sık “O güçlü ve üstün olandır” demesinin sebebi, Allah’ın güçlü olması, üstün olması insanların kalbinde bir ferahlık meydana getirir, insanın çok hoşuna gider, sonsuz güce sahip olması. Mesela az bir güç insanı rahatlatmaz, sonsuz güç insanı çok rahatlatır. Mesela bir devlete mensup oluyor insan, devletin ordusu zayıfsa psikolojik olarak o insanlarda güçsüzlük meydana getiriyor. Ekonomisi zayıfsa olumsuz etki yapıyor. Ama hem ekonomisi, hem askeri, her yönden güçlüyse o toplumda olumlu, bilinçaltında da, bilinç üstünde de güçlü etkisi oluyor. İnsanın ruhunda var, Allah’a sığınma ve Allah’ın gücünden zevk alma özelliği. Allah o güzelliği özellikle vurguluyor: “O, güçlü ve üstün olandır, bilendir.” Her türlü bilgi Allah’ta. “Sen, artık Allah'a tevekkül et; çünkü sen apaçık olan hak üzerindesin. Çünkü gerçekten sen, ölülere (söz) dinletemezsin.”Adam konuşuyor, halbuki ölü, yani bakıyor olması önemli değil, ölü oluyor adam. “Ölülere (söz) dinletemezsin.” Yani “ne yaparsan yap, söz dinlemezler” diyor Allah. “Ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da çağrıyı işittiremezsin.”Demek ki onlarda da bir kaçma özelliği oluyor, yani Müslümanlara yakın gelmez öyle insanlar. Ölülerin özelliğidir, kaçarlar. Yani bir zombi insanın yanına gelmez. Sen onun yanına gittiğinde senden kaçar. O onun zombi olduğundan, ölü olduğundandır. Buna işaret ediyor Allah. “Ve sen körleri” göremeyenleri, manevi körleri, “düştükleri sapıklıktan çekip hidayete erdirici değilsin.” Yani düştükleri sapıklığa Ben düşürdüm diyor Allah, “hidayet de vermedim, dolayısıyla sen hidayet veremezsin, onların tavrında bir değişiklik olmaz” diyor Allah. “Sen ancak, ayetlerimize iman edenlere (söz) dinletebilirsin.” Yani Kuran ayetlerine iman edenlere, Allah’tan korkanlara söz dinletebilirsin. “İşte Müslüman olanlar bunlardır. “O söz, başlarına geldiği zaman” ahir zaman, Hz. Mehdi (a.s) devri, “onlara yerden bir dabbe çıkarırız.” Yerden mamul bir canlı, “O da, insanların Bizim ayetlerimize kesin bir bilgiyle inanmadıklarını onlara söyler.” Tebliğ yapar, anlatır.
Kuran’da bizim anladığımız bu dabbet-ül arz, bilgisayar. Çünkü dabbe gözle görülmeyen, hafif hareket eden canlılar için de kullanılıyor. Zor fark edilen, mesela elmanın çürüğünün gelişmesi gibi, alkolün vücutta gelişmesi gibi veyahut televizyon ekranındaki hafif kıpırtılar gibi böyle gözle görülmesi zor olan hareketler için de kullanılan bir kelime dabbe. Hareket eden bir şey, hareketli cisim anlamında da kullanılıyor. Tank için de mesela dabbabe deniyor hatırladığım kadarıyla. Yani genel olarak canlılar için kullanılıyor fakat hareket eden cisimler için de kullanılıyor. Yerden mamul, topraktan mamul. Şimdi buna bakıyoruz, bilgisayara; geniş çapta kum, silisyum kullanılıyor. Silisyum, alüminyum kullanılıyor, mesela dış kabuğunda özellikle alüminyum. Titanyum kullanılıyor; bakır, demir, çinko kullanılıyor. Yerdeki bütün maddeler kullanılıyor imalinde. Şimdi yerden mamul mü? Yerden mamul. İnsanlara hitap ediyor. Açıyoruz hitap ediyor, konuşma duyuluyor, değil mi? Televizyon ekranı gibi oluyor bastığında, mesela bir kanala girdiğinde konuşmaya başlıyor. Mesela insan yüzü gibi oluyor yüzü, oradaki insan yüzünü görebiliyoruz, insanların yüzünü görüyorsun. “Yüzü insan yüzü gibidir” diyor. İnsan yüzünü görüyor muyuz? Görüyoruz. “İnsanlara hitap eder” diyor. Hitap ediyor. Eğer hadislerle geliştirecek olursak, “domuz gözü gibi gözü vardır” diyor. Bakıyoruz üstte küçük bir tane gözü var, ufak, değil mi? Oradan görüyor insanları, inşaAllah. “Fil kulağı gibidir” diyor. Açıp kapanıyor, fil kulağı gibi yassı, o yönüyle de tamam. Bağlantılarından bahsediyor, yani böyle sakal gibi bir bağlantı sisteminden bahsediliyor. Bilgisayarın kablo sistemi bütün dünyayı ince ince sakal tüyü gibi veya saç tüyü gibi sarmış durumda. Fakat şimdi bak en can alıcı yerlere geçiyoruz. “Dabbe hitap ettiğinde dünyanın öbür ucunda olan insan duyar” diyor ve “bütün evlere girer” diyor dabbe, “her eve girer” diyor. Bilgisayar her eve girdi mi, girmedi mi? Girdi. “Her evde insanlara hitap eder” diyor, “insanlara hitap ediyor” ve “kuyrukludur” diyor, “kuyruğu çok uzundur” diyor. “Yüzlerce kilometre kuyruğu vardır” diyor. Bu kablo sistemleri, internet kablo sistemleri yerin altında yüzlerce kilometre kuyruk oluşturuyor, denizin altından geçiyor, oradan oraya, her yerde. Dünyanın her tarafını örümcek ağı gibi kuyruğunun saracağını görüyoruz hadislerde. Bunun da aynı şekilde kuyruğunun dünyanın her tarafını sardığını görüyoruz. “İnsanlara hitap eder” diyor, hitap ediyor ve imani konuları anlatacağı söyleniyor, bu da var. Dolayısıyla ‘dabbe’nin bilgisayar olduğunu anlıyoruz. Mesela debib, ekran üzerinde bir hareketlilik var, kıpır kıpır bir hareketlenme var; ince detaylara girildiğinde küçük küçük kare parçalarından oluşuyor. Orada bir hareketlenmenin sonucunda bir resim, görüntü meydana geliyor, orada ki debelenme ve hareketli olması da oluşmuş oluyor. Mesela “kulağı vardır” diyor, duyuyor konuştuğunu, başka yere naklediyor. Görüntüyü naklediyor, sesi naklediyor, değil mi? Başkasının sesini sana getiriyor ve hitap ediyor insanlara. “Tukellimum“ diyor, “insanlara hitap eder, “nasa hitap eder” diyor. Allah’ın dediği oluyor ama bizim hiç tahmin etmediğimiz şekilde oluyor. Mesela cennet de öyle; biz cennete gideceğiz, inşaAllah; insanlar cennet deyince tabii, altından kapılar var, halbuki ışıktan kapısı var, belki bizim hiç bilmediğimiz bir cisimle karşılaşacağız. Mesela cehennem deyince biz çölü andıran bir yer olarak düşünürüz, uçsuz bucaksız bir şey; hiç tahmin etmeyeceğimiz bir yer olabilir. Mesela “bedeninizi yepyeni bir teknikle yapacağım” diyor Allah, “yepyeni bir yaratılışla yaratacağım.” Biz hiç bilmiyoruz; burnun sistemi nasıl olacak, gözün sistemi nasıl olacak bilmiyoruz. “Fizik kanunlarını değiştireceğim” diyor Allah. Bilinen fizik kanunlarını değiştireceğim” diyor. Nasıl bir sistem kuracağını o zaman anlamış olacağız. Mesela zamanda kilitleniyor insan, sonsuz hale geliyor, hiçbir şekilde ölmüyor, bunu da göreceğiz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Peygamber Efendimiz (s.a.v) Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili bir hadisinde canilik ve zulmün arttığı bir dönemde çıkacağını buyurmuş. Şöyle; “Hz. Mehdi (a.s) insanlarınkötülük, canilik ve zulümden bıktığı ve hiçbir gaib (gizli yaşayan) onun kadar aziz ve sevgili olmadığı bir zamanda kıyam edecektir” buyuruyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehdiyet doğru, dediğim doğru, inşaAllah. Ama sistemlerde öyle sarsılmalar, insanların hayatlarında ciddi sarsılmalar; öyle bir sistem yok, onu söyleyeyim. İnsanların güzel bildiği, güzel olan birçok şey Kuran’dan kaynaklanır zaten. Mesela laiklik, yani din özgürlüğü, inanç özgürlüğü yine Kuran’dan kaynaklanır. Bakın, “sizin dininiz size, bizim dinimiz bize,” şeytandan Allah’a sığınırım, ayet.“Dinde zorlama yoktur,” ayet. Kafirlere Allah hitap ediyor; “sizin dininiz size, bizim dinimiz bize.” Bu demokrasi ve laiklik değil mi? Karışmıyorsun, adam kendi dinini yaşıyor, sen de kendi dinini yaşıyorsun. “Dinde zorlama yoktur.” Şiddet kullanamıyorsun; adam asarak, keserek dini yayamazsın, kabul ettiremezsin, bu. “Dinde zorlama yoktur.” “Hayır, dinde zorlama vardır” diyemezsin ki bu ayetten sonra. Var işte, açık. Demokrasinin de, laikliğin de kaynağı Kuran’dır. Dolayısıyla böyle bağnaz kesimden bazı kişilerin dediği tarzda bir İslam anlayışı olmayacak. İnsanların çok hoşuna giden, ruhuna hitap eden halde Allah Kuran’ı yaratmıştır. Kuran’ın hükümleri de insanların hoşuna gidecek şekilde yaratılmıştır. İnsanların canını yakacak bir hüküm yaratmaz Allah. İnsanların seve seve yaşayacağı gibi yaratmıştır İslamiyet’i, inşaAllah. İnanmıyorsa, inanmıyordur adam. Allah kafirlerden bahsediyor, müşriklerden bahsediyor, o zaman ne oldu o adamlar? Var demek ki, oluyor. Biz onlara dua ederiz, şefkatli davranacağız; onların korunup, kollanmasını da bizim üstümüze bırakıyor. Allah diyor ki; “müşrikler bir yerden bir yere giderken can güvenliklerini koruyun” diyor. Can güvenliğini korumak ne demek, biliyor musun? Polis mesela bizim can güvenliğimizi korurken şehit oluyor, asker şehit oluyor; bizi koruyor diye, değil mi? Sivil vatandaşa bir şey olmuyor ama polise oluyor. Orada diyor ki Cenab-ı Allah; “siz orada müşrikleri geçirirken canınız pahasına, canınızı verin ama o insanların canına bir şey olmasın” diyor. Bu ortaya çıkıyor, ‘koruyun’un anlamı budur.
ALTUĞ BERKER: Ayet okuyorum söylediğiniz konuyla ilgili. Otuzuncu surenin, otuzuncu ayeti; şeytandan Allah’a sığınırım; “Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır.”
ADNAN OKTAR: MaşaAllah.
“Değerli Muhammed Adnan Hocam, Allah’ın selamı ve bereketi üzerinize olsun. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. Hocam Fatih Altaylı’nın Hz. Mehdi (a.s)’ı ve Hz. İsa (a.s)’ı göreceğini ve hatta elini öpeceğini söylediniz.” Evet ama önce elini, ayağını yıkayacak, ağzını da yıkayacak Fatih Altaylı, ondan sonra öpecek. Yani abdest alacak diyelim, öyle anlasın, kafası karışmasın. Hz. İsa (a.s)’ın da, Hz. Mehdi (a.s)’ın da, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’nin de elini öpeceğini söylediniz.” Evet, abdest alacak, ellerini öpecek. “Sizin geleceğe dair söylediğiniz her şey aynen gerçekleşiyor, bunlar da gerçekleşecek, inşaAllah. Ama Hocam en çok ilgimi çeken şey şu oldu; siz Erbakan Hocamızı çok sevmenize ve hemen her programda kendisine övgü dolu sözler söylemenize rağmen hiçbir zaman kendisinin Hz. İsa (a.s)’ı veya Türk İslam Birliği’nin oluştuğunu göreceğini söylemediniz. Kendisi geçtiğimiz gün vefat ettiler.” Bu dikkatini çekmiş. Ayrıca ben Erbakan Hocamız’ın vefatından bir gün önce ölümden bahsettim. Ölüm konusunu da ben nadir işliyorum, ölüm konusunu çok detaylı anlattım o gün, dikkat ettiniz mi?
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam. MaşaAllah.
ADNAN OKTAR: Erbakan Hocamız’ın vefatından bir gün önce. Ben onu bilerek yapmıyorum, Allah ilham ediyor. Hatta dikkatlice bakarsanız, o konuşmayı izlerseniz kapsamı çok manidardır, anlatım şekli de manidardır, inşaAllah.
Hepiniz dua istiyorsunuz, zaten ben dua ederken mutlaka bütün Müslümanlara yönelik dua ederim. Çünkü başka türlü dua edilmez. Şahsa da insan dua eder ama “Ya Rabbi bütün Müslümanlara da bu nimetlerinden nasip et” denir, denilmesi gerekir, aksi dua olmaz zaten.
“Bakü’den kucak dolusu sevgiler. Canım Hocam, lütfen içinizden okuyun ve anlamını söyleyin.” Demek ki Aysel çok çok iyi olacaksın; İslam’ın, Kuran’ın sayesinde kurtuluşa ereceksin. Allah seni koruyacak. Bak, koruduğunu da görmüşsün, inşaAllah. Hayır, hep hayra gark olacağın anlaşılıyor; öyle yorumlanıyor, öyle görünüyor. Ben gerçi rüya tabiri bilmem ama anlamı o gibi görünüyor, inşaAllah.
“Esselamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.”Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Saçlarınız, sakalınız, heybetiniz muhteşem, inşaAllah” diyor. MaşaAllah. “Size üç sorum olacak izniniz olursa. Fatih Sultan Mehmet Han’ın kardeşlerini öldürtmesi ledün ilmiyle mi alakalı?” Dehşet verici bir şey. Ben Osmanlı’nın o yönünü asla kabul etmiyorum. Dehşet verici, her ne olursa olsun adam niçin öldürülsün? Gencecik çocuklar, gencecik insanlar. Tek açıklaması dehşettir, başka açıklaması yok. Bunu bana hiç kimse bir mantıkla açıklayamaz. Allah affetsin, çok büyük günaha girmişlerdir, çok büyük günaha. Devlete zarar vermesinden çekiniyorsan, alır bir adaya götürürsün, genişçe bir adaya. Başlarına da muhafız koyarsın, on kişi, yirmi kişi; orada onlara bakarlar, rahat yaşarlar. Niye öldürülsünler kardeşim? Ne dehşet verici bir şey. Gecenin yarısında, gecenin üçünde, “Selamun Aleykum, diz çök, abdest al, hadi seni öldürmeye geldik.” Böyle rezalet olur mu? Çok korkunç. Çok büyük günaha girmişlerdir. Allah affetsin. Kim yaparsa yapsın, olmaz öyle şey. Masum, sabi çocuk. Büyük adam olsa ne olur? Bir suçu yok ki. Ne yapmış? Dürüst, efendi insan; namazında, niyazında. “Bu devletin başına gelmen mevzubahis olabilir. Birileri öyle fitne çıkarmaya kalkabilir. Seni lider olarak görmeye kalkabilirler. Şimdi burada değil de, biz seni mesela Malta Adası’nda veya başka bir yerde”; Osmanlı o zaman her yere hakimdi, “böyle bir yerde tutacağız. Çok güzel bir evin olacak. Yirmi tane de muhafızın olacak, orada yaşayacaksın.” Bitti, bu kadar. Niçin öldürülsün? Benim aklım almıyor bu işi. “Murat Bardakçı’nın ortaya attığı bir iddia var; "Fatih Sultan Mehmet’e hocası Akşemsettin kızmış. Ondan bırakıp gitti" diyor. Doğrusu nedir?” Canım hocasıdır, kızar da. Hocasıdır yani, bu bir şey değil ki. O an küsmüş, darılmış olabilir. Yani olabilir o, garip bir şey değil.
“Müslümanlar Mehdiyet davası için uğraşırken, başlarına gelen hapis cezası, mahkeme durumları oluyor. Nasıl dayanabilir Müslüman?” Ne olurmuş, ne kadar büyük olay haline getiriyorlar. Kaç defa hapis yattım ben; gayet de güzel dinlendik. Püfür püfür havası da var. Esiyor böyle ne güzel. Kitabını oku, kimse karışmaz, görüşmez. Sessiz, sakin, nezih. Gardiyanlar çok efendi oluyor. Kantin geliyor, istediğin gibi yazıyorsun, bayağı liste var. Ekmek mi istiyorsun, et mi, hakikaten ne istiyorsan var. Televizyon var. Eskiden öyle bir olay yoktu ki. Şu an otel gibi, maşaAllah. Tabii bizim zamanımızda, Bayrampaşa’da ben yatarken, hurda bir küçük hücrede yattık. Demirleri falan paslanmış. 4-5 metrekare bir şeydi. Şimdikilerin canı tatlı, bazı vatandaşların, bazı arkadaşların. Acayip tatlı. Biz gıkımızı çıkartmadık, 9 ay hücrede kaldım. Kitaplarımın birçoğunu orada yazdım. Tımarhanede öbür kitabımı bitirdim. Daha hala tımarhaneden eski arkadaşlarım, “Hocam Selamun Aleykum.” “Aleykum Selam, nereden tanışıyoruz?” diyorum. “Tımarhaneden” diyor. Rezalet. Hapishane dilediyse Allah, orada da bir güzellik vardır. Niye o gözle bakıyorlar? Mesela şimdi hapishanede olmuş olsak, burası da küçücük bir yer. Mühim olan iman gözüyle bakılmasıdır, takva gözüyle bakılmasıdır. Mesela Kartal’da da öyle çok rahattım. Bayrampaşa’da da çok rahattım. İman gözüyle baktın mı öyle. Biz mesela Kartal’da iken normal bir hücredeydik. Koğuş mu diyeyim işte artık bir yer. Basın çok üstümüze geldi. İşte “Adnan Hoca çok rahat,” bilmem ne. Bu Aydın Doğan’ın takım; “otel gibi yer...”, hatta “cezaevine kadın da alıyorlar” falan dediler. Artık öyle anlayın. Güya gardiyan kılığında falan. Ben yok kadınsız duramazmışım, bilmem ne, ipsiz sapsız böyle. Yani hayal dünyası, öyle fantezilere kafaları açık ki, inanılır gibi değil. Uçuyorlar böyle bazı bir kesim. Onun üzerine benim bu sefer yerimi değiştirdiler. Bir koğuşa geldim, samimi söylüyorum, her yer zift karası, ben böyle bir şey görmedim yani. Yer zift, duvarlar da zift, her yer zift. Saatlerce temizliğiyle uğraştık. Neredeyse koli hesabıyla deterjan harcadık. Acayip uğraştım temizleyeceğiz diye. Sonra gıcır gıcır oldu. Gardiyanlar “Hocam, çiçek gibi olmuş, maşaAllah” dediler. “Ev gibi, ne güzel görünüşü falan” dediler. O bilmem, şey vardı, Tosun mu soyadı bir şey, bir adam, cezaevleri genel müdürüydü o zamanlar, sonra bu hukuk ile ilgili bir yerlere tayin oldu. Her neyse de o gelmişti, gözlüklü bir şahıs; paldır küldür kapılar mapılar açıldı birdenbire, tam ekip içeri girdiler. Ben tanımadım tabii. O kendini tanıtmıştı o zamanlar. Zannediyorum onun gelişi için bir hazırlık yapmışlar, öyle bir yer değişiklik olsun gibisinden. Ama bana fark etmez, her yerde ben sevinçli ve neşeliyim. Orada da insanlar görüyorlar beni, pürneşeydim. Gardiyanlar çok efendi, nezih insanlardı. Mesela ben geçiyorum, her gören bir ayağa kalkıyordu, önünü ilikliyordu böyle gardiyanlar. Öyle Anadolu insanları, tertemiz böyle, benim insanlarım dünya iyisidir. Yani yol boyunca, koridor boyunca, maşaAllah. Hangisi olursa olsun. Mesela sigara içiyor, sigarasını saklıyor, hemen önünü ilikliyor. Tertemiz Anadolu insanları, çok şahane. Annemle görüşüyorum, mesela bir saat normal görüşme, “Adnan Hoca beş saat görüştü” diye gazetede haber çıkıyordu. Sırf olay çıksın yani, beş saat. Nerenin beş saati? Normal saatli geliyor. Nereden biliyorsun sen beş saat, dışarıdasın sen. Gazeteci bak, dışarıda adam, benim beş saat içeride görüştüğümü söylüyor. Görüşsem ne olur ayrıca, değil mi? Sanane yani. İnşaAllah. Yani akla hayale gelmeyen şeyler. Yani içerde ben çok lüx bir hayat yaşıyormuşum. İddiası bu. Alışmışım ben böyle lüks hayata, orada da lüks yaşıyormuşum. Bu ne biçim bir dünyadır, bir kafadır böyle? Bana ne fark edecek? Köy odası da olsa hoşuma gider, saray da olsa hoşuma gider. Bana fark etmez, ben her yerde neşeli, sevgi dolu bir insanım.
ALTUĞ BERKER: Siz onu bazı gazete sahiplerine yazmıştınız Hocam el yazınızla.
ADNAN OKTAR: Kardeşim, o çok manidardir. Bak, çok manidardır. Şimdi bu tutuklu olanlar var ya, bu iddia edilen Ergenekon örgütü olayında içeri alınlar, bunlara ben tek tek hepsine dedim; “gün olur devran döner, siz içeri girersiniz, bu kafada olmayın” dedim. “Zil takıp oynayan bir üslubunuz olmasın” dedim. Yani “böyle sevinç üslubu içerisinde olmayın” dedim. İmzalı olarak gönderdim. Hepsinde var benim mektuptan. Birçoğu da saklıyorlar. Yani Uğur Dündar’dan tut, hepsine gönderdim tek tek. O da söylüyor mesela. Duruyor onlarda mektubum, saklıyorlar. El yazısı olarak gönderdim. Dinç Bilgin’e, hepsine gönderdim. “Bak, siz de girersiniz” dedim. Yani uygun lisan-ı münasiple anlattım. Çok çok öncesinden bildirdim. Ama aynen dediğim gibi de oldu, inşaAllah. Ben onları alıp içeriye atmıyorum tabii. Allah götürüp getiriyor, inşaAllah.
İhlas Suresi; Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım; “De ki: O Allah, birdir.”En büyük dünyadaki fitnenin kaynağını bitiren açıklama. Çünkü teslis inancı mahvediyor bütün Avrupa’yı ve Amerika’yı. “Allah, Samed'dir (herşey O'na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır).”Bu insanların kalplerinde müthiş rahatlık meydana getiren bir nimettir. Cenab-ı Allah’ın bu açıklaması. “Her şey O’na muhtaçtır, daimdir,”hiç kesintisiz daimdir, “hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır.”“O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.”Hristiyanlara doğrudan cevap bu; Allah doğurmamıştır ve doğrulmamıştır. “Ve hiçbir şey O'nun dengi değildir.” Hiçbir şeye benzemez; hiçbir cisme, hiçbir örneğe benzemez. Allah’ın kendi kendini bildiği gibi biz Allah’ı hiçbir zaman için bilemeyeceğiz sonsuza kadar. Sadece tecelli olarak bileceğiz, tecellileri bileceğiz. Allah bu mühim konuya dikkat çekmiş. 112. Sure.
Felak Suresi’ni okuyalım, Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım; “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım.”Ebcedi 1934 yılını veriyor. “Yarattığı şeylerin şerrinden,”1941 yılını veriyor, tam ama 1941, bu çok acayip. “Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden,”1971. 12 Mart muhtırasının verildiği tarih, o zamanlar anarşi başlamıştı. Bediüzzaman bu ayeti açıklarken ayrı ayrı tarihlere bakıyor, ayetin bir kısmını alıyor; “bu Cengiz ve Hülagû fitnesi dönemine bakıyor” diyor. “Diğeri başka bir fitne dönemine bakar” diyor, “ikisini birleştirirsek Miladi 1971 olur, o tarihte dehşetli bir şerden haber verir” diyor. “Eğer şimdiki tohumların mahsulü ıslah olmazsa (düzeltilmezse) 20 yıl sonra tokatları dehşetli olacak” diyor. “20 yıl sonra anarşi başlayacak” diyor Türkiye’de. Aynısı dediği gibi başladı 1971’de. “Düğümlere üfüren-kadınların şerrinden,”yani fitne çıkaran kadınların şerrinden, “ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden Allah’a sığınırım.”Hased, hasedin çirkinliği; mesela kıskançlık güzel bir şey gibi gösteriliyor. Allah da diyor ki bak; “hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden.”“Şer odağıdır” diyor hasetçi, onun için hasedi kutsal görmemek lazım, değerli görmemek lazım. Mesela “ben çok kıskancımdır” diyor, sanki iyi bir şey söylüyormuş gibi. Kötü bir şey konuşuyorsun sen zaten. Bak, ne diyor Allah; “hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden Allah’a sığının” diyor. Bu konumda olur mu Müslüman? Ayrıca hased neyi değiştirir, hased etmek? Sadece kendini üzmüş, kızdırmış olursun. Karşı tarafa zarar veremezsin ki sen hasetle.
Nas Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım, “De ki: İnsanların Rabbine sığınırım. İnsanların malikine,” Allah’a sığınmak en zevkli nimetlerdendir; Allah’a inanmak, Allah’a sığınmak. “İnsanların (gerçek) İlahına; 'Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran' vesvesecinin şerrinden.”Deccaliyet ve şeytan. “Sinsice, kalplere vesvese ve şüphe düşürüp duran vesvesecinin şerrinden.” İnsanlara sürekli nefes almadan vesvese verir. “Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir (içlerine kuşku, kuruntu fısıldar); gerek cinlerden, gerekse insanlardan”insanlardan olan deccal olmuş oluyor “(olan her hannas'tan Allah'a sığınırım).”
Kafirun Suresi, Mekke’de indirilen bu sure 6 ayettir. Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla, şeytandan Allah’a sığınırım; “De ki: "Ey kafirler."”Yani inanmayanlar, “ben sizin taptıklarınıza tapmam.”Yani “sizin inançlarınıza tapmıyorum.” “Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz.”O kadar, tapmıyorsan tapmıyorsun. Bir şey demiyor Cenab-ı Allah. Bir şey deyin demiyor, “karşı atağa geçin” demiyor. “Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim”diyor zaten, ben de sizin taptıklarınıza tapmıyorum. “Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz.” “O halde bu durumda“sizin dininiz size, benim dinim bana.”Bitti. Nerede burada zor, nerede burada baskı, şiddet? Karışmıyorsun, muhkem ayet işte. Bu değiştirilemez, Kafirun Suresi’ni bir daha değiştiremezsin. Allah’ın hükmü, “dinde zorlama yoktur” ayeti de çok açıktır. Yok. Severek olacak, isteyerek, aşkla olacak. Zorla güzellik olur mu? Zorla bir kadın aşık olur mu eşine? Bir insan karısına zorla aşık olur mu? Sevgiyle olur bunlar, tutkuyla olur. Din de aşkla olur, tutkuyla olur. Zorla olmaz. Zorla olursa münafık edersin adamı.
ALTUĞ BERKER: Daha evvel siz göstermiştiniz, kuş evleri; köşklü, Osmanlı tarzı.
-VTR- Kuş evleri resimleri
ADNAN OKTAR: Tabii, bunlara çok iyi bakılması lazım. Kuşların konforu önemli. Evlerinin sık sık yıkanması gerekiyor bu kerataların.
“Esselamu Aleykum ve Rahmetullahi ve Berekatuhu.” Ve Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Allah’ın sevgili kulu Hocam,” şimdi şöyle diyebiliriz; “Allah’ın sevgili kulu olduğunu umduğum Hocam” diyecek. “Nurlu ellerinizden öperim.” Çünkü Cenab-ı Allah’ın bizi nasıl değerlendirdiğini ahirette anlayacağız. Yani bizden razı olup olmadığını. O zaman imtihan kalkar, razı olduğundan emin olursak imtihan kalkar. “Nurlu ellerinizden öperim.” Biz de sizin ellerinizden öperiz. “Bize sürekli bu dinsiz hocalarımız evrim diye bir şey anlatıyor, biz maymundan mı ne gelmişiz. Bu konuyu aydınlığa kavuşturur musunuz?” Bir kısmı dindar da oluyor ama ısrarla bu evrim konusuna kafayı takmış durumdalar. Evrim konusu çoktan hallolurdu da, Müslüman kardeşlerimiz çok yanlış bir stratejik uygulama yaptılar. Şimdi en galiz olanı, en büyük hata; “kardeşim, evrim diye bir şey mi var, nereden çıkarttınız?” diyorlar, “böyle bir şey zaten yok, bir kere bunu bırakın” diyorlar. Bu hata, bir. Bu alabildiğine evrim teorisinin kapısını açtı ve adamların muazzam yayılmasına sebep oldu. İkincisi; çok cılız, ipsiz sapsız cevaplar veriyorlar. Mesela “eğer maymundan insan olmuşsa şu an böyle devam etmesi gerekiyor nerede böyle adamlar” diyor. “Devam etmediğine göre teori de bozuktur, yanlıştır” diyor. En sıkı delilleri bu oluyor, böyle delil olur mu? Adamlar buna kulağı ile güler, olmayacağı belli bu delilin. Onun dışında da daha da pasif tedbirler var, yöntemler var. Bunların anlayacağı, bilimle karşımıza çıktıklarına göre, bilimle bu yalanlarını kafalarına nur olarak çarpmak.
“Sayın Hocam, ben Nakşibendi dervişiyim. Dabbet’ül arz bilgisayar değildir. Dabbet’ül arz yaklaşık 40 yıl sonra çıkacak olan bir varlıktır. Yani deccalin öldüğü sene ortaya çıkacaktır. İnsanlığın yeni düşmanı olacaktır. 50 yıllık bir ömrü vardır. İnsanları korkutacak, kötü telkinlerde bulunacak. Dabbet’ül arz Müslümanlara bir şey yapmayacaktır. Etkisi kafirlere ve münafıklara olacaktır. Bu bilginin kaynağı kalp gözü açık olan erenlerdir. Selamlar, Rebi Semizoğlu” diyor. Tamam, canım kardeşim, peki o zaman hadislere göre ben anlatayım, sen de bana bunu anlat. Dabbet’ül arz bir sesleniyor, dünyanın öbür ucundan duyuluyor. Bu nasıl olsun? Gök gürlemesi olsa yine gitmez. Atom bombası patlatsan yine o kadar ses gitmez. Dünyanın öbür ucuna ses gider mi? “Ses dünyanın öbür ucuna gider” diyor. “Bir adımda 7000 kilometre mesafe alır” diyor. Bu, bilgisayar hızı. Bilgisayarın ulaşım hızını gösteriyor. O hattan oraya gidiyor, oradan oraya gidiyor, oradan oraya gidiyor. Bunları gösteriyor. Ve dünyayı ağ gibi saracağından bahsediyor. Yerin altında olacak kuyruğu deniliyor. Yüzbinlerce kilometre uzunlukta kuyruğundan bahsediliyor, yeraltında. Bu nedir bu? Bilgisayarın dışında ne olabilir? Ve “her eve girecek” diyor. “Başı bulutlara değecek” diyor. “On binlerce kilometre uzunlukta olacak” diyor. Böyle bir varlık olduğunu farz edelim, onların dediği anlamda diyelim, bir bağırıyor Amerika’dan duyuluyor. Yüzbinlerce kilometre uzunlukta bir hayvan, başı da bulutlarda, her eve giriyor. Böyle bir varlığın İstanbul’a geldiğini düşünün, Marmara Bölgesi’ne geldi, bana tarif etsinler neler olur? Ev, ocak kalır mı? Apartmana daha yaklaşmadan apartmanlar çöker. Deniz, meniz, İstanbul Boğazı, hiçbir şey kalmaz ki. Marmara Denizi falan hepsi birbirine girer. Balıklar tepemizde hoplarlar. Dünya birbirine girer öyle bir varlıkta. Ve yıldırım hızıyla hareket ediyor, müthiş bir hızla hareket ediyor. “Bir adımda yaklaşık 7000 kilometre yol alır” diyor. O da anlamamız için tabii, ondan kasıt. Elektrik hızında hareket eder anlamında. “Müthiş bir hızda hareket eder” diyor. Ama bak “her eve girer ve her çarşıya girer” diyor. Şimdi Sultanahmet’teki bir çarşıya girdiğini düşün, kapalı çarşıya girmeye çalıştığını düşün, başı bulutlarda yüzlerce kilometre genişlikte bir varlık, kuyruğu da yüzlerce kilometre; “Selamun Aleykum” dedi, kapalı çarşıya girmeye kalktı. Ne olur orası? Esnafı teker teker gezecek. “İnsanları teker teker damgalar” diyor; adam kalır mı öyle bir şeyde? Benim dediklerim doğru; akılcı ve samimi. Dabbet’ül arzın tam açıklaması bu anlattığım. Bilgisayar, tam açıklaması. Her eve girmesi, mamul olma şekli, tek gözünün olması, kuyruğunun bütün dünyanın altını kaplamış olması, elektrik hızında olması, konuştuğunda dünyanın her tarafında insanların duyması, aynı anda duyması, bu ancak bilgisayarla mümkündür. Ve bunu da açıklıyoruz. Zaten adetullaha münafi. Allah’ın yarattığı kanunlara münafi o denilen şekil. Müteşabihtir, açıklamasını yaptım, anlamayacak gibi değil.
“Yanınızdaki bayanların başları açık” diyor. Türkiye’de hanımların, annelerimizin, kız kardeşlerimizin yüzde sekseninin başı açıktır. Tüm dünyanın da en az yüzde doksan beşinin başı açıktır. Başı kapalı kız kardeşimiz geliyor buraya, ondan razı mısınız? Ondan da razı değilsin sen. Onu da küfürle itham ediyorsun. “Çarşaf olması gerekir” diyorsun, onu da kabul etmiyorsun. Başörtüsü kurtarmıyor ki. Başörtülülere olmadık laf ediyorsun sen zaten. Bütün başörtülü hanımları fasıklıkla itham ediyorlar. Açıkça göstereyim kaynaklarını. “Öyle değil o, başörtüsünü hiç giyinmesin daha iyi” diyorlar. Defalarca söyledim. Peki, çarşaf giyince oluyor mu? Yok, yine fitneci, yine fasık diyorlar. Ne yapması gerekiyor? “Yüzünü de kapaması gerekiyor” diyor. Yüzünü kapatıyor kardeşimiz, kurtarıyor mu? Yine olmuyor, “dışarı çıktı” diyor, “yine fasık” diyor. Sizin bu üslubunuzdan yakayı kurtarmanın imkanı yok ki. Ne yaparsak yapalım kurtulamıyoruz, kurtulacak gibi değil. En iyisi siz benim sözümü dinleyin. Doğrusu şudur; başı açık kardeşlerimiz de doğru yoldadır, başı kapalı kardeşlerimiz de doğru yoldadır, çarşaflılar da doğru yoldadır, hepsi bizim canımız onların. Doğrusu budur.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren Kocaeli Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım, Ahzab Suresi; “Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin.” Yani her yerde Allah’tan bahsedin, kalben. Zikretmek sırf “Allah, Allah” demek değildir. Allah’ı düşünmek de zikirdir, Allah’ı kalbinden geçirmek de zikirdir. “Ve O'nu sabah ve akşam tesbih edin.” Mesela; “SübhanAllah, sübhanAllah, sübhanAllah” olur. “O'dur ki, sizi karanlıklardan nura çıkarmak için size rahmet etmekte;” karanlıklar demek, yani Darwinizm, materyalizm, deccaliyetten, “sizi nura,” İslam’a, Kuran’a, hakka, doğruya, “çıkarmak için size yardım etmekte, “melekleri de (size dua etmektedir).” “Melekler de size yardım ediyorlar” diyor Allah, “dua ediyorlar” diyor. “ O, mü'minleri çok esirgeyicidir” diyor Allah. Esirgeyici değil, çok esirgeyici. Ama mümin de Allah’ı çok sevecek, tevekküllü olacak, Allah’ı gücüne inanacak, Allah’ın gücünün dışındaki güçlere belini bağlamayacak. Sadece Allah’a inanacak, inşaAllah.
“Ey Peygamber,”ey Mehdi, ey elçi, “gerçekten Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik.” 2034 tarihini veriyor.“Biz seni bir şahid, bir müjde verici ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ve Kendi izniyle Allah'a çağıran ve nur saçan bir çerağ olarak (gönderdik).” “Bir ışık kaynağı olarak gönderdik, nur saçıyorsun etrafa” diyor Cenab-ı Allah.“Mü'minlere müjde ver; gerçekten onlar için Allah'tan büyük bir fazl vardır.” Şimdi biz müminlere nasıl müjde verelim, ne diyeceğiz? Diyeceğiz ki; “Müslüman olun, Allah’ın rızasını arayın, Allah sizi cennetle müjdeliyor.” Bir. “Allah size dünyada da rahatlık ve güzellik verir.” İki. Üçüncüsü de, diyoruz ki; “Allah’ı çok sever, şirk koşmazsanız Allah İslam’ı dünyaya hakim eder.” Her yönde hakim eder. Siyasette, hukukta, askeriyede, her şeyde hakim eder. Bunun anlamı şu; her yerde güzel ahlak hakim olur. Hukukta güzel ahlak hakim olur, askeriyede güzel ahlak hakim olur, ekonomide güzel ahlak hakim olur. Sevgi, muhabbet ve kardeşlik hakim olur, sevecenlik hakim olur, anlamı budur. “Kafirlere ve münafıklara itaat etme, eziyetlerine aldırma ve Allah'a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” Demek ki münafıkların ve kafirlerin vazifesi nedir? Eziyet edecekler. Müslüman ne yapacak? Tevekkül edecek ve aldırmayacak. Önemsemeyecek. “Vekil olarak Allah yeter.” Sadece Allah’a tevekkül edecek.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...