SUNUCU: Kaçkar Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV sitemizden devam ediyoruz. Bu akşam Bulgaristan’dan Dani isimli konuğumuz da aramızda.
ADNAN OKTAR: Evet şeyhim, meydanı açın.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Erbakan Hocamız’ın Mecliste yaptığı bir konuşması vardı eğer uygun görürseniz, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bakayım.
VTR: Sayın Erbakan’ın Meclis’te yaptığı konuşmadan bir bölüm.
ADNAN OKTAR: Evet, Erbakan Hocamız’ın bu konuşmasını net olarak alalım, başka bir kaynağı vardır, oradan yayınlayalım. Dünya tatlısı benim Erbakan Hocam. Aleyhinde birçok yazılar çıkıyor, daha çok seviyoruz. Aleyhinde ne kadar çok yazı çıkarsa, o kadar çok severiz. O kadar çok değerli olduğu ortaya çıkar, ne kadar aleyhinde yazı çıkarsa. İblis, Erbakan Hocamız’dan hoşlanmaz. İt kopuk hoşlanmaz. Namuzsuzlar hoşlanmazlar, dolandırıcılar hoşlanmazlar, dinsiz imansızlar hoşlanmazlar, Darwinistler, materyalistler hoşlanmazlar. Bir kısım cahiller hoşlanmazlar. Hocamızın derinliğini, güzel ahlakını anlamayan, manevi derinliğini, ruhtaki güzel özellikleri bilen bir insana, derinliği bilen insan denir. Bu vasfı olmayan bir adam, Erbakan Hocamız’ı anlayamaz. Dolayısıyla Hocamız’ın sevilmesinin en önemli nedenlerinden biri de, bu muhaliflerinin tavırlarıdır. O zaman da biz bu sebepten o kadar çok sevmiştik. Bakın çocukluğumdan beri hiç unutmam. Günaydın Gazetesi’nde; çok az haber insanın aklında kalır, hiç unutmuyorum. Günaydın Gazetesi’nin alt kısmında, küçük bir fotoğraf, Erbakan Hocamız konuşma yapıyor. Gençler Erbakan Hocamız’a gülüyorlar, gençler güldü, diyor haberde. Erbakan Hocamız da; “gülün gülün, son gülen iyi güler” diyor. Bakın kaç yıl oldu unutmuyorum. O zaman Milli Selamet Partisi’ydi adı, aklımda kaldı ve daha çok sevmeme neden oldu. Yine bir komşudaydık, televizyon seyrediyordum. Bir belgesel hazırlamışlar, ülkücüler konuşma yapıyorlar. Hatta böyle çok iyi hatırlıyorum, o alanda atla gezinenler var, böyle atla halkın hoşuna gitsin diye gösteri yapıyorlar. 25-30 yaşlarında falan ülkücü bir genç; namaz kılan yobaz değildir, oruç tutan yobaz değildir, camiye giden yobaz değildir, diyor. İlk defa duymuştum, acayip hoşuma gitmişti. Hiç unutmam, aklımda kaldı öyle bir belgesel. Rahat bir 30 sene olmuştur, daha da fazla 35 sene olmuştur.
ALTUĞ BERKER: Erbakan Hocamız’ın defni sırasında da Hocam, imamın kendisiyle ilgili; “Peygamberimiz (s.a.v.)’in 14 asır önce haber verdiği, kurtların kuzulara saldırması gibi, İslam alemine saldırıldığı bu içinde yaşadığımız dönemde, İslam Birliği için gayret eden Hocamız’a Rahmet eyle Ya Rabbi. Yeniden büyük Türkiye’yi, bu güzel topluluğu kurmayı nasip eyle Ya Rabbi. Yeniden bir dünya kurmayı bu güzel insanlara nasip eyle Ya Rabbi. Hocamız’ın kurduğu bu yolda mücadelemizi sabit eyle Ya Rabbi. Irak’ta, Filistin’de, Gazze’de, Mısır’da, Libya’da, Afganistan’da, Çeçenistan’da sıkıntı içinde olanların gözyaşlarını gider Ya Rabbi. İslam alemine zafer ver Ya Rabbi.” Diye duası ile defin edilmiş Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Atomun, yüzde 99,99999 diye devam ediyor, boşluktur. Geri kalan yüzde 0,1’den çok daha az kısmını ise, atom altı parçacıkları olarak nitelendirdiğimiz proton, nötron ve elektronlar oluşturur. Proton ve nötron atomun içinde kenetlenmiş durumdadırlar ve çekirdeği oluştururlar. Çekirdeğin hacmi, atomun hacminin 10 milyarda biri kadardır. Bakın, çekirdeğin hacmi, atomun hacminin 10 milyarda biri kadardır. Bu durumda görüntü nasıl oluşsun? Madde mecburen saydam oluyor. Biz bütün olarak görüyoruz. Madde normalde saydam..
ALTUĞ BERKER: İddia edilen Ergenekon davası kapsamında, Oda TV’de yapılan araştırmalarda ele geçirilen bir belgede, Deniz Baykal’a ikinci kez kaset şantajı yapılması talimatı bulunan bir yazı ele geçirilmiş. Deniz Baykal, Halk TV’nin Soner Yalçın’a devri konusunda ikna olmazsa, yapılmak üzere, diye yazılıymış.
ADNAN OKTAR: Kardeşim bana orada dediler ki; Deniz Baykal’ı tenzih ederim de, bazı liderler, bazı kişiler, iddia edilen Ergenekon örgütüne karşı, iddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı ılımlı gidiyor, niye böyle oluyor Hocam, dediler. Ben de dedim ki; bu herifler tehditçi ve şantajcı takımı, bunu da göz önünde bulundurmak lazım dedim. Ben bu olay ile bağlantılı olarak söylemiyorum, genel mantık olarak söylüyorum. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün böyle bir yönü var, şantaj yönü var ve çok yaygın. Generallerin kızlarını, bir başkasının karısını veyahut bizzat kendisini videoya alıp, onlara şantaj yapma tarzında bir stilleri var. Bir tane, iki tane, on tane, yüz tane değil. Eğer bunlar böyle tepetaklak yakalanmasaydılar, bu şekilde derdest edilmeseydiler; ama ben tabii yargılananları tenzih ediyorum, çünkü sonucun ne olduğunu bilmiyoruz. Genel konum açısından söylüyorum, bunlar bu tip çirkin şantajlara devam edeceklerdi ama şu an bir şey yapamıyorlar.
“Azerbaycan’da sürekli, Ermenilerle kardeşliğimiz konusunda yazılar çıkıyor. Bugün yine var. Facebook’ta yorumlar ve tartışmalar çok fazla. Hocam bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?” diyor. Şimdi adamlar şöyle istiyorlar; Ermenistan’a girelim, ne kadar çoluk çocuk, kadın varsa hepsini teker teker doğrayalım, adamlar ferahlayacaklar, bunu istiyorlar. Bunun adı kepazelik ve zulümdür, ne alakası var? Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in devrinde nasıl şefkatli davrandık onlara, Osmanlı Dönemi’nde nasıl şefkatli davrandık, nasıl Ermeni generaller vardı, Paşalar vardı, Ermeni Paşa. Mehmetçiği ona emanet ediyorduk, Paşa’ya emanet ediyorduk. Tümen Komutanı, Kolordu Komutanıydı Paşalar. Ne oldu da birdenbire bu kafa meydana çıktı. Zulüm yapanın tabii ki karşılığı olur, cezasını alır ama zulüm yapan kimse, o. Bir milletin tamamı bu şekilde nefretle anılmaz, çok ayıp yapıyorlar. Bu faşist kafayı, bu azgın kafayı, bu deli kafayı atacaklar, bu deli kafadan kurtulacaklar. Mesela bir aileden, bir adam cinayet işliyor. Psikopat adam gidiyor, oğlunu vuruyor. Ne alakası var? Mazlum çocuk. Onu yapan o mu? Kim yapıyorsa sen onun yakasına yapış. Ermenilerden de kim katilse, onun yakasına yapışılması lazım. Mazlum insanlara karşı tavır alınmaz. Orada tertemiz anneler var, mazlum çocuklar var, genç kızlar var, delikanlılar var, coşku ile yaşıyorlar. Ne istiyorsunuz onlardan? Ermeni düşmanlığı tamamen aptalcadır, başka bir açıklaması yoktur. Otuz kere anlattım, gene anlattırtıyorlar.
ALTUĞ BERKER: Hocam bugün CNN Türk kanalında bir tartışma programında, Mehmet Metiner tutuklanan gazetecilere uygulanan muameleler hakkında konuşuluyordu. Özellikle de YARSAV eski başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu; demokrasinin yara aldığını, söylüyordu. Bunun üzerine Mehmet Metiner; “yıllardır hukuk sürekli yara alıyor, Müslümanlar tutuklanıyor. Yeni Şafak basıldı, Nokta Dergisi basıldı, Başbakan tutuklandı, 28 Şubat’ta Müslümanlara neler yapıldı, Başbakanın arkadaşları işkence gördü, o zaman kimsenin sesi çıkmıyordu, yapılanları alkışlıyordunuz.” demiş.
ADNAN OKTAR: Şimdi benim dediğimi, benim adımı çıkartarak aynısı ile tekrar etmiş Mehmet Metiner. Daha dün anlatmıştım, daha önceki zamanlarda da anlatmıştık. Doğru söylüyor tabii ki.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam. Mümtazar Türköne’nin CHP ile ilgili bir yazısı vardı. Yazısının başlığında; “CHP tek parça kalabilecek mi?” diyor. Yazısında da; CHP’nin içinde, darbeleri ve iddia edilen Ergenekon örgütünü savunan daha faşizan bir yapı olduğunu, bir de Sayın Kılıçdaroğlu’nun temsil ettiği özgürlükçü ve eşitlikçi bir yapı olduğunu söyleyerek, bu iki kesimin CHP içinde çatıştığını söylemiş. Sayın Kılıçdaroğlu’nun sürekli birbiri ile çelişkili demeçler vermesinin sebebi de budur diyerek; “ne kadar uğraşırsa uğraşsın, bu iki zıt uçtan bir sentez gerçekleştirilemez. Bu nedenle CHP’nin önünde iki alternatifi var. Ya ileride ikiye bölünecek, ya da AK Parti iddia edilen Ergenekon terör örgütünü yok ederek, Klılçdaroğlu belini büken bu yükten kurtulacak ve CHP özgürlükçü, eşitlikçi bir parti olacak.” diye açıklama yapmış.
ADNAN OKTAR: Tabii ki gönlümüzün istediği o. CHP’nin üzerindeki iddia edilen Ergenekon terör örgütünün baskısının kalkmasını çok istiyoruz. Bunlar CHP’nin üzerinde bir bela. Zamanında bunlar bazı yerlere girmişler ve şantajcılar. Baksanıza daha hala karışık olaylar oluyor. Dolayısıyla ben Kılıçdaroğlu’nun, Sayın Kılıçdaroğlu’nun çok dürüst bir insan olduğuna eminim. Üslubundan, konuşmasından anlaşılıyor. CHP kadroları da, tertemiz, kaliteli, klas insanlar, güzel insanlar, diğer partililer gibi. Biz de onların iktidara gelmelerini çok isteriz. Bir süre de onların yönetmelerini çok isteriz. Ama Türk-İslam Birliği’ni savunmak şart. Darwinist düşünceye, materyalist düşünceye tavır almak şart. İddia edilen Ergenekon terör örgütüne tavır almak şart. Böyle olduktan sonra bizim milletimiz hizmet yarışında öne geçmek isteyen insanlara karşı hep sevgi duyarlar. Ben iyilik yapmak, güzellik yapmak istiyorum, diyor. Öbürü de diyor ki; ben daha güzel bir şey yapmak istiyorum. Buyur gel, ne güzel, Allah razı olsun.
ALTUĞ BERKER: Hocam Sayın Kılıçdaroğlu hakkında daha evvel söyledikleriniz ile ilgili bir şey gösterebilirmiyim? Söylediklerinizin gerçekleştiği 1300’ü aştı. Siz Sayın Kılıçdaroğlu için; “Benim gördüğüm, Kılıçdaroğlu Beyefendi bu dindar görünümünü daha da pekiştireceğini tahmin ediyorum. Göreceksiniz bu daha da artacaktır. Dindar yönünü daha çok memleketimize gösterecektir.” diyorsunuz. Haberlerde; “Dinsiz parti algısı değişmeli, Ergenekon’dan uzak durulmalı” beyanatını vermiş Sayın Kılıçdaroğlu.
ADNAN OKTAR: Kılıçdaroğlu hakikaten çok dürüst bir insan, bayağı nezih bir insan. Mesela çok ayıp, diyorlar ki; kanında Ermeni kanı var, sana ne! Rum kanı olur, Türk kanı olur, Azeri kanı olur, her kan mübarektir, her kan. Her kan Hz. Adem (a.s.)’ın kanıdır, Hz. Adem (a.s.)’dan gelen bir kandır, tertemizdir. Faşist kafayla, zalim kafayla, Darwinist kafayla bakanlar için bu böyledir. Ermeni kanı, Ermenilerle biz yüzyıllardan beri kardeşçe iç içe yaşıyoruz. Nur gibi insanlar, tertemiz insanlar, kimseye bir zararları yok, zorları yok, daha önce de söylemiştim, bunlar çok ayıp. Bakın daha önce de söyledim, bunu söyleyen adamın; isterse masrafını ben vereceğim, genetik kodlarına baktıralım. Eğer onun kanında da Rum kanı da, Ermeni kanı da, Arap kanı da çıkmazsa, gelin bana ne söylerseniz söyleyin. İllaki vardır. Binlerce yıllık geçmişi içerisinde mümkün mü? Bir soyun karışmaması, saf bir ırkın kalması mümkün mü? Teknik olarak zaten imkansız, mutlaka öyle olur.
“Please” lütfen diye başlamış. “Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Mehdiyet çağında, Kuran ahlakının hakim olduğu dünyada, kadının sosyal hayattaki yeri ne olacak, ne değişecek, neler aynı kalacak? Merak ediyorum Hocam.” Önce onu bir anlatayım güzel Nurdan. Sevgi hakim oldu mu, kurallar hep kendinden normale döner. Bütün kanunlar güzel uygulanır. Mesela sevgi varsa, coşkun bir sevgi varsa; farzedelim Meclise milletvekili seçeceksin. Kadın sevgisi zaten insanın gönlünde; aman dersin, çok fazla kadın olsun, çünkü çok güzel varlıklar. Mesela Meclis dolu dolu kadın olsa, acayip güzel olur. Bir düşünün, kafanızda bir canlandırın, ne kadar hoş bir şey. Mesela kadın Cumhurbaşkanı, kadın Başbakan, gayet güzel, bu bir hoşluktur. Kadınlar çok latif varlıklardır, çok temiz, sıcak, sevecen, toplumdaki o nuraniyeti sağlayan varlıklardır. Onlar gizli sevgi öğretmenleridir. Kadının olmadığı bir toplum çok anormal olur, Allah vermesin. Onlar huzur ve şefkat öğretmenleridir, dengeyi sağlarlar, sessiz sedasız toplumu düzenlerler. Bütün toplumda bir ahenk, bir denge meydana getirirler. Allah onları öyle güzel yaratmıştır, melek gibi varlıklardır. Ama sevgi gözüyle bakmadın mı, her şey bambaşka olur, her şey bambaşka bir çizgiye girer. Mesela farzedelim bir arazi var, on kişi almak istiyor. Sevgi olmadığı zaman birbirlerini vururlar. Arbede çıkar, olay çıkar. Sevgi olduğu zaman ise, aman sen al, aman sen al diye birbirlerine rica ederler. Bu böyledir, bunun usulü budur. Mesela Osmanlı Dönemi’nde bir güzel ahlak örneği verilir; bakın sevginin nasıl olduğunu göstermek açısından. Osmanlı Dönemi’nde esnaf dükkanlarını açıyor. İlk müşteri geliyor, bir yerden alış-veriş yapıyor. İkince kere başka birisi geliyor, gene aynı yerden alış-veriş yapmak istiyor. Adam diyor ki; komşum daha hiç alış-veriş yapmadı, isterseniz ondan alın. Oraya gönderiyor. Bakın işte bu sevgidir, nezakettir, efendiliktir, bu bereket getirir, güzellik getirir. Çünkü bunda şefkat var, merhamet var, koruyup-kollama var. Ahlaksızlık oldu mu, ne der? Sen en iyi yeri buldun, bunların hepsi çok kötü der, sen devamlı bize gel, der. Dedikodularını yapar, kötüler; yani en hafifinden anlatıyorum.
“Bir de Hocam, ben iman hakikati olarak gösterdiğiniz hayvanlara bayılıyorum, fakat bir tek örümceğin mucizesini takdir etsem de, kendisini şirin bulmuyorum, hatta tiksiniyorum diyebilirim. Allah-u Teala’nın yarattığı her şeyi sevmek lazımsa, ben günaha mı giriyorum? Aydınlatırsanız çok mutlu edersiniz. Şimdiden teşekkür ederim. Nurdan.” Hakikaten bazı hayvanlar tiksindirici. Allah, tiksinmeyi de bir ibret olarak yaratıyor, onu bilmemiz için yaratıyor. Tiksinilecek hayvandan tiksinmek mümkündür. Örümcekten de insan huylanır tabii. Ama örümceğin daha ziyade tehlikeli olmasından insanlar tedirgin oluyorlar, çünkü öldürücü tarzda zehirleyebilir insanı. Ama adamın yeteneği dehşet, şahane. Ben bazen yürürlerken görüyorum, dışarıya götürmek için kağıtla alıyorum, hemen asansör teşkilatını kullanıyor, aşağıya iniyor böyle. Tam götürürken eğer aşağıdan huylanırsa, aşağıda bir rahatsızlık olduğunu, aşağının tehlikeli olduğunu görürse, kudurmuş gibi sarkıttığı şeyi, o tutunduğu ipi yemeye başlıyor. Kardeşim ne zaman yersin, ne zaman tırmanırsın, ne zaman hallediyorsun bunu? İnanılır gibi değil, bu mucize. Yiyor diyorlar ama ben yediğine inanmıyorum, o süratle yenmez ki kardeşim. Adam sandviç yemeğe kalksa, bayağı vaktini alır, olacak iş mi bu? Bir de öyle biçimsiz bir pozisyon ki, o pozisyonda oturup onu yemesi ve aynı anda tırmanması ve o koca ağırlığını kaldırması çok büyük bir olay, çok acayip. Daha önce de anlatmıştım. Ben bahçede giderken bir örümcek gördüm, böyle bayağı besili. Bu kadar büyük ve tüylüsünü ilk defa görüyorum, dedim. Hani böyle tarantula falan var ya, Afrika’da falan oluyor. Bir cins mi acaba diye düşündüm, biraz tedirgin oldum. Hafifçe iteledim böyle, acaba örümcek ne yapacak gibisinden. Meğerse ekip akşam gezintisine çıkmış, yani üzerinde yüzlerce yavru vardı, bir anda çil yavrusu gibi dağıldılar, anne ortada kalakaldı böyle. Böyle ufacık köfteler, herbiri bir yana gitti. Annelerine binmişler, keyifleri de yerinde, annelerini de böyle taksi gibi kullanıp akşam gezintisi yapıyorlarmış meğer. O örümceklerin her biri ayrı bir yuva yapma tekniği biliyor, Allah vahyetmiş. Mesela ben hayvanı gördüm, gözümün önünde de yapıyor. O kadar düzgün çekiyor ki, böyle jilet gibi; o köşegenli olanlarda. Hepsini birbirine paralel çekiyor. Mesela böyle yana doğruysa, aynı ona paralel çekiyor. Aşağı doğruysa, yine aynı ona paralel çekiyor ve nefis bir düzgünlükte yapıyor. İnsanın gözünü alıyor oradaki ahenk ve düzgünlük. Böyle çok klas, jilet gibi oturtmuş, sırf ona mahsus bir şey. Bir kısmı mağara gibi yapıyor, nasıl yapıyorsa. İçeride bekliyor köfte gibi, mazaAllah biri bir düştü mü, kudurmuş gibi koşarak geliyor, artık garibimi düşünemiyorum. Sarıyor, sarmalıyor, kafasını o iplerle paket yapıyor falan, ondan sonra kurtulmasının imkanı yok; özel bir müdahale olmadıktan sonra, inşaAllah. Her birinde ayrı bir özellik var. Mesela bir kısmı sepet gibi bir şey yapıyor, adam beklemeye başlıyor. Oradan bir hayvan geçtiğinde, alıyor şak diye tepesine atıyor, onun içine alıyor ve alıp götürüyor. Bir başkası, böyle kapaklı bir yuva oluşturuyor, içeride bekliyor. Eğer herhangi bir durum olursa, anında kapağı açıyor, hayvanı yakalayıp içeriye çekiyor. Her birinde ayrı bir kurnazlık var. Allah her birine teker teker öğretmiş. Örümcekler için bunun bir bir kursu yok ki, gelsin kapak nasıl yapılacak diye öğrensin. Örümceklere kimse öğretmiyor, Allah öğretiyor. Nasıl bu kadar düzgün ağ örülür diye kimse öğretmiyor, küçücük yavru hiçbir şey bilmiyor. Yeni doğduğunda onu biliyor. Biraz geliştikten sonra jilet gibi onu çok güzel yapıyor. O örümcek ağı da öyle menem bir şey ki, her yere bulaşan bir şey. İnsan o olayın içerisine girse, kafası yapış yapış olur. Örümcek ağına sarılır, Allahualem kalır, hiçbir şey de yapamaz. Örümcek ağının kullanılması çok zor bir şey, hayvan çok rahat kullanıyor. Aslında yakından bakıldığında çok sevimlidir o. Zıp zıp zıplayanlar var böyle ordan oraya. Teleskop gibi bakıyor zaten o; büyütüldüğünde acayip şeker. Eğitimle oluyor, çocukluğumuzda öyle eğitiliyoruz. Biz çocukluğumuzda korkuyu bilmeyiz, küçük yaştayken bilmiyoruz. Sonradan öğreniriz korkuyu. Hangi hayvanlardan korkacağımızı öğreniriz, hangi hayvanlardan tiksineceğimizi öğreniriz. Küçük çocuklar, mesela hiç ummadığımız hayvanları ellerine alırlar severler, görürsünüz, bilmez. Sonrada, öğrendikten sonra da cinnet geçirir, acayip korkar. Eğitimle oluyor, onun için eğitirken sağlam eğitmek lazım işte.
ALTUĞ BERKER: Birkaç tane güzel resim gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Mesela çiçekler, bunları ayrı severim. Şimdi Mart geldi diye, bu çiçekleri göreceğim diye çok seviniyorum. Çiçekleri kaçırmamaya ben çok özen gösteriyorum, çünkü çok kısa ömürlü oldukları için doyasıya bakmak gerekiyor. O kısa dönemi en iyi şekilde değerlendirmek için vaktimi çok iyi ayarlıyorum. Tam o vakti en iyi şekilde kullanmam lazım. Mesela bazen 15 gün oluyor bunları ömrü, 10 gün oluyor ömrü, doya doya bakmak istiyorum. O tomurcuklar ilk çıktıkları zaman var ya, acayip zevkli. Böyle hafif kırmızılar oluyor yahut yeşillikler oluyor, o tazelik, o körpelik, o hoşluk, yani pek tarif edilecek gibi değil. Ufacık bir yaprak bile yeni çıkarken acayip tatlı oluyor. Pırıl pırıl, körpe, bebek tatlılığı oluyor üzerlerinde, bebek şekerliği oluyor. Mesela bakın bunlarda da öyle, bebek tatlılığı var üzerlerinde. Bir de güzel koku, kendi güzel, bir de kokusu güzel. Hediye üzerine hediye, güzellik üzerine güzellik, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir iki resim daha vardı Hocam. Örümcek ağları resimleri de var Hocam.
ADNAN OKTAR: Baksana kardeşim. Şimdi bir adama desen ki, al sana ağ, gel şunu yap desen, yapılacak iş mi bu? Bakın şu paralelliği görüyor musunuz, jilet gibi. Bağlantı yerleri son derece keskin ve düzgün. Bakın görüyor musunuz? MaşaAllah. Kendileri de gidip ortada oturuyor, dükkanı açıyor böyle ve müşterinin gelmesini bekliyor. İşte yakından böyle görünüyorlar, teleskop gibi bakıyor. İşte ağı böyle balık ağı gibi hazırlıyor, alıp tepelerine geçiriyor. Bunu akıl etmesi, bunu bilmesi çok acayip bir olay. Bunları seyretmek çok güzel oluyor. Köy çok güzel bir şey, köy hayatı çok önemli, bu yönde bir politika izlenmesi lazım. Mutlaka böyle kır alanların olması lazım, bakir alanların olması lazım. İnsan eli değdiğinde ben biraz rahatsız oluyorum, doğal olacak, her yer doğal olacak. Onların doğal hayatlarını görmek lazım. Mesela karıncaların doğal hayatlarını göreceksin, böceklerin doğal hayatlarını göreceksin. Çocukken acayip seviyordum karıncaları seyretmeyi, onlara ekmek falan vermeyi. Şekerden çok hoşlanıyorlar, bayılıyorlar şekere.
ALTUĞ BERKER: Hocam bugün Hürriyet’te, Ertuğrul Özkök yazısında şöyle demiş. Hiçbir zaman doğru partiyi desteklemediği yönünde bir açıklama yapmış. “Bin kere söyledim, şöyle bir özelliğim var, oy verdiğim parti kazanmaz. Bindiğim dalı keserim. Gençliğimden beri oy verdiğim hiçbir parti seçimi kazanamadı. Sanmayın ki hesap hatası, elim ya uğursuz, ya da iktidar olacak partiye oy vermeye gitmiyor. Yine buna bakıp sanmayın ki içimde münafık bir deccal oturmuş, oraya-buraya mazoşist raconlar kesiyor.” demiş.
ADNAN OKTAR: Benim gördüğüm bizim programları çok titiz ve özenli takip ediyor, seçtiği kelimelerden anlaşılıyor. Daha önce de söyledim, bunlar ne derse tersi olur, dedim. Aynısını söylemiş. Aydın Doğan ne yaparsa, tersidir. Taha Akyol ne derse, tersidir. Bunun da, ne derse tersi olur.
ALTUĞ BERKER: Hz. Hüseyin (a.s.)’ın temsili bir resmi vardı, gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR: Bakayım. Güzel olmuş. Canım benim, maşaAllah. Mübarek dedemi şehit ettiler. Hz. Hasan (r.a.)’ı da, Hz. Hüseyin (r.a.)’ı da, Hz. Ali (r.a.)’ı da. Bu yobaz takımı her devirde beladır, her devirde.
“Hocam şu an kampüsten sizi izliyoruz yine” diyor gençler. “Anlattıklarınız da derslerimiz kadar önemli diye düşünüyoruz.” Doğrusunu söylemek gerekirse derslerden daha önemli işin doğrusu, tabii. “Hocam sizden feyz alarak cümlelerimizde uygun olarak inşaAllah kelimesini kullanmam tepki çekiyor nedense. İçerisinde Allah kelimesi geçen bir kelime için gösterilen bu tepkiyi anlamış değilim ve üzülüyorum.” Bunun sebebi şu; daha önce ben çocukluğumda da duyardım, bu işler inşaAllah ile, maşaAllah ile olmaz, derlerdi. Böyle inşaAllah ve maşaAllah’ın aleyhinde çok konuşma yapıldı, inşaAllah ve maşaAllah’ın anlamı anlatılmadı. Mesela adama diyoruz ki; bu gün bize gelin. İnşaAllah, diyor. İnşaAllah deyince, gelmem ama bir bakalım, anlamına geliyor insanlara. Halbuki inşaAllah demek; Allah’ın izniyle, tamam olur fakat Allah’ın izniyle olur, anlamındadır. MaşaAllah, Allah ne güzel yaratmış anlamındadır. Bu konular Türk filmlerinde falan çok işlendi. MaşaAllah, böyle çirkin bir üslupla kullanılmıştır. Böyle kötü komedi filmlerinde, kötü üçüncü sınıf filmlerde özellikle böyle mahcup edici konuşmalarda kullanılan bir kelime gibi gösterilmiştir. Dolayısıyla bilinç altı böyle yıkanmıştır ama şu an inşaAllah, maşaAllah’ın dünya hakimiyetinin anahtarı olduğu anlaşıldı. Ve Kehf Suresi’nde belirtiliyor iki kelime de; inşaAllah ve maşaAllah’ın açıklaması. Kehf Suresi, zaten dünya hakimiyetini anlatan bir suredir, Mehdiyet’i anlatan bir suredir.
ALTUĞ BERKER: Hocam, bir kitabınızı tanıtmak istiyordum, ‘Kuran’dan Cevaplar.’Hocam bu kitabınızda İslam ile yeni tanışan ya da Müslüman olup, dinimizi yaşamaya başlayan kardeşlerimizin aklına gelen sorulara verilen cevaplar, Kuran’dan verdiğiniz cevaplar var. Sizin kitaplarınızın en önemli özelliği, mutlaka Kuran ayetleri ile anlatmanız, maşaAllah. Bu kitabı sadece kargo masrafını vererek, kardeşlerimiz ücretsiz olarak temin edebilirler. Bunun için 0216 444 444 1 numaralı telefonu aramaları yeterli, inşaAllah. Yayınevi kitabı ücretsiz veriyor, sadece kargo masrafını karşılamanız yeterli, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Umut Alemdağ, Bursa-Mudanya’dan yazıyor. “Hocam, bir konuda araştırma yaparken, elime Ahmet Hulusi denilen hocaefendinin kitapları geçti. Dinin gerçekleri hakkında birçok fikri olduğunu gördüm, ne diyorsunuz?” diye bana sormuş. İşin doğrusu o kadar incelemedim. Mesela diyor ki; “Hocam Ahmet Hulusi diyor ki; gerçek anlamı ile cehennem, günümüz pozitif ilminin tasdik ettiği şekli ile güneştir. Ancak ne var ki, güneşin cehennem olması, gözümüzle gördüğümüz atom üstü boyutu ile değil, onun ikizi olan atom altı ışınsal boyutu itibariyledir. Dünya tüm içindekilerle birlikte gelecekte Mars’ı da içine alacak şekilde büyüyecek olan güneşin içine girecek ve orada buharlaşacaktır. Dünyadan cennetler diye anlatılan yıldızların, bir alt boyuttaki ışınsal alemde var olan sonsuz zevk ortamına giremeyenler, burada ebedi olarak güneşin içerisinde hapis kalacaklardır. Semum, yani zehirleyeci radyasyon olarak tarif edilen güçlü güneş ışınının insanları, manyetik astral bedenini sürekli rahatsız edip, büyük azaplar çektirecektir. Şeytaniyet vasfı ile anlatılar cinler dahi buradadırlar ve güçsüz insan ruhları ile top gibi oynarlar.” diyor. Şimdi bu açıklamalar ayetlerde ve hadislerde yok. Zannediyorum tahmin ediyordur, yani böyle olabileceğini tahmin ediyordur. Çünkü Kuran asıldır, Allah her türlü bilgiyi Kuran’da bize bildiriyor. Kuran’da böyle bir bilgiyi göremiyoruz, hadislerde de yok. Dolayısıyla kendisi bir fikir olarak geliştirmiş. Bu felsefe olur, inanç olmaz, felsefe olur. “Hocam Ahmet Hulusi diyor ki; ibadet adı altında Resul (s.a.v.) tarafından bize ulaştırılan her çalışma, tümüyle fiziksel ve bilimsel gerçeklere dayanır. Kesinlikle yukarıdaki, ötemizdeki bir Tanrı’nın gönlünü hoş etme amacına dönük değildir. Evreni yoktan var eden akıla, Allah’ın insanın hiçbir ibadetine çalışmasına ihtiyaç yoktur. Aldığım gıdalar nasıl bedenimin bir ihtiyacını karşılama amacına dönükse, ibadet adı verilen çalışmalar da, senin ölüm ötesi yaşamının ihtiyaçları ile ilgilidir. Beyin göçünün bir tür ışınsal yapı olan bedenine, yani ruhuna yükseleceği bilgi ve enerji ile ilgilidir.” diyor. Evet, bu hoca efendinin yazdığı konularla ilgili benim fazla bir bilgim yok ama ilk anladığım kadarı ile; “defalarca söyledik ve yazdık ki, salat, oruç, Hac ve diğer teklif edilen, hep senin kendini geliştirmen içindir. Yukarıdaki bir Tanrı’nın gönlünü alman için değil.” Şimdi biz ibadetlerimize eğer Kuran’a göre bakacak olursak, ki Kuran’a göre bakıyoruz, sadece Allah’ın rızası içindir. Allah bunu Kuran’da açıkça belirtmiştir. Müminlerin amacının Allah’ın rızası olduğunu belirtmiştir. “Hepsinin üzerindedir Allah’ın rızası” diyor. Cennet için, yani herhangi bir rahat hayat için değil, bizim asıl amacımız Allah’ın rızasını kazanmak içindir. Allah’ın sevgisini ve hoşnutluğunu kazanmak için biz bunu yaparız, bu en asil sevgidir, en soylu sevgidir. Mesela biz birisini severken para karşılığı seversek, bizi eğlendirmesi için seversek, bizi mutlu etmesi için seversek, bu sevgi olmaz. Karşılıksız sevgi en yüksek sevgidir. Allah’ı da biz karşılıksız, sadece rızası için severiz, Allah rızası için severiz. Burada anlattıklarıyla bilmiyorum ne demek istiyor, benim anlattıklarım doğru olan budur. Güneşin cehennemle bağlantısı, Kuran’da buna ait bir bilgi yok. Hadislerde de buna ait bir bilgi yoktur. Uzayda milyonlarca güneş vardır, bir tane değil, çok fazla güneş vardır. Buradaki bizim güneşimizin bir özelliği yoktur, bir fevkaladeliği de yoktur. En küçük güneşlerden bir tanesidir. Çok büyük milyonlarca güneş var gökyüzünde, ucu bucağı yok. Dolayısı ile sadece buraya kilitlenen bir mantık, sadece Merih’e, Dünya’ya, Güneş’e kilitlenen bir mantık pek doğru olmaz, pek değil doğru olmaz. Çünkü Samanyolu sistemi içerisinde toz kadar bir yeri vardır, çok küçüktür Dünya’nın yeri, Merih’in de. Dünya Güneş’i de çok küçüktür diğer güneşlere nazaran. Dolayısıyla bununla ilgili bir ayet, hadis olmadığını göre, bunu bilimsel göremeyiz, felsefi görebiliriz. İmani, Kurani yönünden bilimsel yönü olmaz. Ama felsefi olarak, bir felsefe düşüncesi olarak olabilir. Şu yanlış; “ibadet adı altında Resul (s.a.v.) tarafından bize ulaştırılan her çalışma, tümüyle fiziksel ve bilimsel gerçeklere dayanır. Kesinlikle yukarıdaki, ötemizdeki bir Tanrı’nın gönlünü hoş etme amacına dönük değildir.” Tabii ki Allah’ın rızasını almaya yöneliktir, Kuran ayetleri o kadar çok ki ve çok nettir. Bu Kuran’da kesin hükümdür ve en asil sevgidir bu. Ben cennette rahat edeyim, bana sadece yiyecek versin, yoksa ben Allah’a ibadet etmem ama bana rahatlık verecekse, bana cennet verecekse ben o zaman Allah’ı severim dersen, bu zaten sevgi olmaz ki. Bu inanç da olmaz, Allah’a karşı derin bir sevginin anlamı da olmaz böyle bir şeyde, bu yanlış. Ama detaylı olarak ben bu kitabı okumadım, incelemediğim için burada anlatılan kadar bilgi veriyorum. Bir de kaynak verdiğinde, anlattığında Ahmet Hulusi Hoca Efendi, mutlaka ayetten, hadisten delil vermesi lazım. Şimdi ayet ve hadisten delil vermezse, olmaz. O zaman şahsi düşüncesi olmuş olur. “Burada özetle belirtmeliyim ki, ruh adı ile bilinen yapı, kişinin ana karnında 120’inci gününde üretilmeye başlanan hologramik esasla mikro dalga bedenidir ki, esas itibariyle beyin mahsulüdür. Her beyin dünyada kendi mikro dalga bedenini, yani ruhunu üretir.” Olur mu? Kuran’da Allah açıkça söylüyor; siz ruh aleminde, ilk daha dünya yaratılmadan önce Allah’a söz verdiklerinde; bütün insanların ruhu Allah’a söz veriyorlar. Peygamberler’den Allah söz alıyor, daha hiç biri dünyaya sunulmadan önce, ruhları varken. Sonra bedenlerine ruh veriliyor. Allah, bedene sonradan ruh verildiğini Kuran’da belirtiyor. Biz, daha ilk kainat oluşmadan, daha dünya oluşmadan Allah bütün insanlara; “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dedi, ayet var, Kuran ayeti. “Evet, Sen bizim Rabbimiz’sin” dediler. Hatta Allah diyor; “Senden, Nuh’dan, İbrahim’den, Musa’dan ve İsa’dan söz almıştık” diyor daha dünyaya gelmeden. Ruhlarından söz alıyor; mikro dalga, ne alakası var mikro dalga ile? O zaman bu maddecilik olur. Çünkü Marksist, materyalist felsefede önce madde vardır, maddeden ruh üretilir. Marksist düşüncenin, materyalist düşüncenin iddiası budur; madde ruhu üretir. Halbuki bizim inancımızda, ruh önceden vardır. “Allah, ruhumdan üfürdüm” diyor. Allah’ın ruhunu taşıyoruz biz. Mesela Hz. Adem (a.s.)’a Allah, “ruhumdan üfürdüm” diyor. Onu mikro dalga gibi beyini onu üretmedi, Allah “Ben üfürdüm” diyor. Benim Kendi ruhumdan üfürdüm, diyor. Ayet var, Kuran ayeti var. İnsanlara da Allah; “Ben ruh üfürüyorum” diyor, Kendi ruhundan veriyor ve Kendi ruhundan olduğunu söylüyor; “Ruhumuzdan üfledik” diyor. Madde ruhu yaratmaz. Buradaki anlatımda çok ciddi yanlışlıklar var, Kuran’a uygun değil. Her anlattığında, mutlaka Kuran’dan ve hadisten delil göstermesi lazım. Mesela ben bu anlattıklarıma Kuran’dan en az 100 tane ayet gösterebilirim. Bir felsefe olarak tabii saygı duyarız ama Kuran inancı içerisinde kabul edilebilecek bir inanç değil, olmaz, inşaAllah. Mesela dünyada bile bir kadın bir erkeği parası için severse, erkek de kadın da birbirlerinden nefret ederler, sevemezler, öyle şey olmaz, insanda bile olmaz. Onu insani vasıflarından dolayı, güzel ahlakından dolayı sevmek, sevgidir. Aşk denilen şey odur; ondaki derinlik, tutku, dürüstlük, sevecenlik. Biz Allah’ı varlığından dolayı çok seviyoruz. Yani sanatı, güzelliği, estetiği, her türlü güzelliğinden dolayı seviyoruz. Şimdi Allah bize cenneti vermezse, biz Allah’ı sevmeyecek miyiz, inanmayacak mıyız, ibadet etmeyecek miyiz? Yine ibadet ederiz, yine severiz. Mesela; Ben sizi cennete koymayacağım, derse Allah ne fark eder? Yine aynı ibadeti ederim, aynı aşkla yine severim, sevgim değişmez. O zaman ben seni sevmekten vazgeçtim, sana inanmaktan vazgeçtim, der miyim ben? Denir mi böyle bir şey? Bu iman mı, inanç mı bu? Çok çok yanlış, Allah esirgesin. Ruhu da Allah üfürdüğünü, ta Hz. Adem (a.s.)’dan itibaren, insanın yaratılışında ruhunu üfürdüğünü ve ruhun önceden yaratıldığını, ruhlar aleminde bizlerden söz aldığını, Kuran’ın ayetleri çok açık, sarih, reddedilmeyecek şekilde açıklıyor, yüzlerce ayetle açıklıyor Allah, inşaAllah. Ben aslında onunla da o kadar ilgilenmiyorum, İskender Hoca ile. Şimdi diyor ki; hocamız vahiy alıyor demedi, diyor. Allah Allah, açıyoruz interneti, orada, gelen vahiy kitabından bahsediyor ve sure, diyor. Şu sure indi, bu sure indi, diyor. Peki bu ne? Vahiy alıyorum, diyor. Yok, biz böyle bir şey demedik, diyor. Kardeşim sen bir kitaptan bahsediyorsun, Allah bana bir kitap indirdi diyorsun ve sureleri tek tek isim isim yazıyorsun. Allah’ın sana verdiği hükümleri yerine getirdiğini söylüyorsun, o vahye göre hareket ettiğini söylüyorsun, vahiy ile bütün günlük hayatını tanzim ettiğini söylüyorsun. Vahye göre hareket ediyorum ben, diyor. Allah bana söylüyor, ben de bunu yapıyorum, diyor. Her şeyini ona göre tanzim ediyorsun; ibadetlerini, hayatını, arkasından ben böyle bir şey demedim, yanlış anlıyorsun, diyor. Yanlış anladığımız falan yok, ortaya koyduğumuzda çark ediyorsunuz da ondan. Neresinin yanlış anlaması, çok net. Samimi olarak bakıldığında, anlaşılır. Bizim vahye ihtiyacımız yok. Bizim vahyimiz Kuran’ın içerisinde, Kuran bize yeterli olduğunu Allah, hemen hemen her sayfasında açıklıyor. “Kuran yeterlidir” diyor. Defalarca dersini de yaptık, sohbet de ettik ve “Kuran’dan sorulacaksınız” diyor Allah. Sadece Kuran’dan sorulacaksınız, diyor. Kuran’ın da ilk, sarih, muhkem anlamı esastır. Bir de işari anlamları vardır, işari anlamları bize hayatta derin perspektif sağlar. Daha derin bakmamızı, beynimizi geliştirir, daha akılcı bakmamızı sağlar, olaylardan hikmet çıkarmamızı sağlar. Ama mesela Kehf Suresi gibi sureler, diğer sureler, onlar ayrıdır. Orada muhkem ayet çok nadirdir, vardır, şöyle söyleyeyim aklınız karışmasın. Kehf Suresi’nde anlatılan olay, tekrar edecek bir olay anlatılıyor demektir. Yani geçmişle ilgili bir hikaye anlatılıyor, biz hikaye dinleyelim diye onu yapmıyor Allah. O olayın bir benzeri olacağı için, oradan derinlik çıkartmak, hikmet çıkartmak için oluyor. İlimde rasih olanlar onu çıkartabilir, hikmetleri çıkartabilir. Tabakalı olarak da çözülebilir, çünkü Allah, tabakalar halinde derin anlamları var, diyor ayetin, Kuran’ın. Biz bunu kendimizden çıkartmıyoruz. Birçok derin anlamları olduğunu Allah kendisi söylüyor. Mesela Yusuf Suresi’nde de, birçok hikmetler var diyor ama düşünenler için, araştıranlar için, diyor Allah, yani sizin çözebileceğiniz gibi. Hatta şöyle diyor Allah ayette; “Size ayetlerimi dış ufuklarda, dış alemde ve kendi nefislerinizde göstereceğim, siz de görüp, bilip, tanıyacaksınız” diyor. Bizim aklımızla onu çözeceğimizi söylüyor Allah. Oluyor mesela, bir alamet oluyor, görüyoruz. Bir alamet oluyor, yine görüyoruz.
“Selamun Aleykum zat-ı muhterem Seyyid Muhammed Adnan Hocam. Bazı Milli Gürüşçü adı altında site kurup, Sayın Erbakan’ı kullanan kişiler sizin çıktığını söylediğiniz yıldız..” yani uzun uzun anlatıyor. Kardeşim şimdi özetle şu; Hz. Mehdi (a.s.)’ın bir tane alameti yok ki. Alametlerinin tamamı çıktı, teker teker. Bakın Beydağ’da bir batma olacak, Beydağ ele geçirilecek, diyor. Bakın geçen günlerde o da oldu, artık isim isim oluyor, bölge bölge oluyor. Bir de asıl olan, İslam aleminin mahvolup parçalanmasıdır; Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alameti, en büyük alamet budur. Müslüman aleminin birbirine düşmesi, fitnenin her yeri sarması, müthiş bir çaresizlik, azap ve elemin İslam alemini sarmasıdır. En büyük alamet budur, hiç görülmemiştir. 1400 sene içerisinde Müslümanlar böyle bir felaket görmediler. Böyle bir parçalanmışlık, böyle bir fitne, böyle bir garibanlık görmediler, ilk defa oluyor. Bu Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı için ana alametler olarak zaten yeterlidir, net alamettir. Ama onun dışında, mesela Fırat’ın suyunun kesilmesi tarihte ilk defa olmuştur. Binlerce yıllık dünya tarihinde Fırat’ın suyu hiç kesilmemiştir. Bir tek Mehdi (a.s.) devrinde kesilmiştir. İki kere üst üste kuyruklu yıldız çıkması; bakın Lulin kuyruklu yıldızı binlerce yılda bir çıkıyor, yeni çıktı. Bir dahaki sefere bin küsur sene sonra çıkacak, Lulin Kuyruklu Yıldızı. Dolayısı ile bu olayların önü-arkası kesilmez, yani bu delillerin, bu açıklamaların. Bediüzzaman söylüyor; “çıkmış, çıkıyor, çıkacak ve daha da devam ediyor” diyor. O yüzden Cübbeli de çıksa, bir başkası da çıksa örtbas edebileceği gibi değil. Bir kere deccaliyetin yüzde 99 dünyayı kaplamış olması, en büyük alamettir. Mesela Muhammed Raşid Erol Hazretleri ne diyor? Yüzde 99,99’u dünyanın dinsiz oldu, diyor. Dünya tarihinde böyle bir olay var mı? Bakın Hz. Adem (a.s.)’dan beri böyle bir olay yok, ilk defa oluyor. Bu dünyadaki en büyük olaydır, dünyanın dinsiz olması. İşte bu deccaliyettir. Bu çıktı mı, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkmaması mümkün değildir. Karanlık varsa, mutlaka gündüz vardır, inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Seyyid Muhammed Adnan Hocam, nasılsınız, iyi misiniz?” Aleyna Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu, selamanı almadığım herkes için, Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu diyorum. Allah’a hamd olsun. “Hocam dün bir arkadaşımızın cinlerle irtibata geçip, kayıp eşyaları bulduğunu söylediniz. Bunu biz de yapabilir miyiz, nasıl yapıyor Hocam? Sizin oradaki abla ve ağabeylerimi ayrıca çok seviyorum. Canım Hocam, akrabalarımdan ve arkadaşlarımdan bazı kişilerin sizin hakkınızda çok güzel düşüncelere sahipler. Canım Hocam, sizden cennet, cehennem, şeytan, Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri, birkaç kitabınızı daha ücretsiz istiyorum.” Hocanı buldun, nazınız da geçiyor, biz zaten hayır diyemiyoruz, adresi de vermiş, mecburen gidecek. Tamam Lokman, kitapların geliyor. Lokman’ın kitaplarını gönderin, inşaAllah. Birçok kardeşimiz denedi, bir tane kız arkadaşımız çok yetenekli çıktı, bu cinlerle bağlantı kurmada. Çünkü görüntü görmesi beni ilgilendirmez, görüntü oluşabilir, birilerini görebilir, sesler duyabilir, koku alabilir, beni o hiç ilgilendirmez. Halüsinasyon da olabilir, benim için hiç önemi yok. Ama dedikleri aynen doğru çıkıyorsa, o zaman olayın şekli değişir işte. Adam ne diyorsa, kardeşimiz maşaAllah ne diyorsa, doğru çıkıyor. Mesela bu kalemi alın bir yere götürün saklayın, soruyor hemen cevabını alıyoruz. Bu şimdi harika, çok şahane. Bir de pek görülmüş bir şey değil bu, çok nadir görülen bir şeydir. Cinler genellikle hep yalan söylerler, ben ilk defa bu kadar uysal bir cin gördüm, ilk defa. Böyle olay çıkartmayan, iş çıkartmayan, insanı yormayan, yani duydum daha Türkçesi. Çünkü mutlaka arada yalan söylüyorlar, bunda yalan yok. Mesela bakın geçenlerde söylemiştim, bir arkadaşımız ticaret erbabı, bir belgesi kaybolmuş, çok zor durumda kaldı, bayağı ceza ödemesi gerekiyor. Sorduk, şurada, şu depoda, o hangarın şurasında dedi, elleriyle koymuşlar gibi gidip buldular. Yani bunun başka ne açıklaması var? MaşaAllah.
“Hocam, Selamun Aleykum.” Aleykum Selam. “Sizi her geçen gün daha çok seviyoruz ve anlattıklarınızı isabetli görüyoruz, inşaAllah. Hocam, Facebook’ta sizin videolarınızı paylaştığım ve yayınlarınızı önerdiğim için, Hz. Mehdi (a.s.)’ı savunduğum için, sizi sevdiğim için, en çok bazı yakınlarım tarafından dışlandım. Öyle hınçlandılar ki, kucağımda taşıdığım, ellerimle beslediğim, canım dediklerim beni karşılarına aldılar. Bu şekilde Mehdiyet’e az da olsa hizmet edebiliyorum ve şeytanı kızdırabildiğimi hissedebiliyorum, diyorum.” diyor. Hah bak işte uyanmışsın, aferin. Şimdi kuduz köpeğin kuyruğuna basarsan ne yapar? Kapar. Sen de deccalin kuyruğuna basıyorsun. Bastın mı, kapacaktır. Sen de ona hoşt diyeceksin. Sen de ilimle, fenle ona cevap vereceksin. Mehdiyet kolay değildir. Bakın bu on yıllık dönem çok çalkantılı ve zor geçecektir. Zor geçeceğini söyledim ve başladı. Daha 2011 girer girmez olaylar başladı. 2012 çok daha zordur, çok daha karmaşık olaylar olacak, inşaAllah. 2013-2014’te hep beraber yorumlayacağız, hep birlikte olacağız. Benim her yıl daha katlamalı olarak mücadele edeceğimi göreceksiniz. 2 ise bu 4 olacak, 4 ise 8, 8 ise 16, katlamalı. Daha çok abanacağız, daha çok bastıracağız, Türk-İslam Birliği kuruluncaya kadar bırakmayız, inşaAllah. İlimle, akılla, fikirle, bilimle, sevgiyle, aydınlatarak. Sapkın, yanlış düşüncelere karşı da şefkatliyim ben, tabii böyle kırıp-yıkıcı bir tavrım olmaz. Acıyorum ben Müslümanlara, çünkü ben hasmımı bilirim, kiminle uğraşacağımı bilirim. Ben oturup garibanlarla uğraşmam, ben direkt küfürle uğraşırım. Onlarla da akılla, fikirle, bilimle uğraşırım, aydınlatarak uğraşırım, onları da kazanmaya çalışırım. Bende yıkıcı kırıcı bir şey olmaz.
Rad Suresi, 42. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Onlardan öncekiler de hileli-düzenler kurmuşlardı; fakat düzen kuruculuğun (tedbirlerin, karşılık vermelerin) tümü Allah'a aittir.” Hepsini Ben yaparım, diyor Allah. “Her bir nefsin ne kazandığını O bilir. Bu yurdun sonu kimindir, inkar edenler pek yakında bileceklerdir.” diyor Allah. Ebcedi 1990 ve şeddeli olduğunda 2074 tarihini veriyor ki, İslam ahlakının en uç hakim olduğu dönem diyebilirim. En güçlü hakim olduğu dönem.
ALTUĞ BERKER: Deccaliyetten bahsettiniz Hocam, deccalin faaliyetlerine örnek olarak; Afganistan’da öldürdüklerinin çetelesini tutan bir ABD’li askerin yaptığı çizim. Deccalin herkese acı verdiğini gösteren başka resimler de var Hocam. Ağlayan ABD’li ve İsrailli askerlerin resimleri var.
ADNAN OKTAR: Bakayım. Ölen de ağlıyor, öldüren de ağlıyor, hepsi perişan vaziyetteler, deccaliyet bu işte.
ALTUĞ BERKER: Bir de işgale giderken iki ayrı uçak resmi var, Amerikalı askerler işgale giderken.
ADNAN OKTAR: Şu perişanlığa bak. Bakın giderken böyle, dönüşte de böyle. Bakın burada gidiyorlar, çatışmaya gidiyorlar. Dönüşü de böyle. Şimdi bu iş mi? Bu hayat mı? İşte deccaliyet bu. Mehdiyet o yüzden gerekiyor, Hz. İsa Mesih (a.s.) o yüzden gerekiyor. O yüzden deccal Hz. Mehdi (a.s.) çıkacak diye panik halde. O yüzden yüzyıllar sonrasına atmaya çalışıyorlar. Bir kısmı da, kafası çalışmayanlar da yahut cahil olanlar da bambaşka bir mantıkla farkında olmadan deccale dolaylı yoldan hizmet etmiş oluyorlar.
“Selamun Aleykum” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “İşleriniz rast gitsin. Allah sonuca gidebilmeyi ve muvaffak olabilmeyi nasip eylesin, inşaAllah. Hocam, Hz. Mehdi (a.s.) konusunda ekrana kilitlenip kaldık. Eşkalini tarif ettiniz, defalarca eşimle birlikte bu tarife ne kadar çok uyduğunuzu düşünür olduk. Dolayısıyla bu makama sizi o kadar çok yakıştırıyoruz ki…” Ama olmuyor bu, bunun beni rahatsız ettiğini söylemiştim, yapmayın böyle şeyler dedim. “Allah için sizi çok seviyoruz. Kızımız Zeynep de sizi çok seviyor. Saygı ve sevgilerle. Kenan Mutlu ve Dilek Hanım.” Yakıştırıyorsunuz, tamam da buna da gerek yok. Allah neyi takdir ettiyse o olsun. Hz. Mehdi (a.s.) kim olursa olsun biz razıyız. Bir sevdiğimiz, bir mürşidimiz, bir ağabeyimiz, bir büyüğümüz Müslümanların başına geçerse biz iftihar ederiz; bir manevi lider olarak, bir sevgi öğretmeni olarak, inşaAllah.
Hocalarımızdan birilerini dinleyelim, Cübbeli’nin biraz tansiyonunu çıkartayım. Fethullah Hocamız’ın Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili açıklamalarını önce bir yayınlayalım, önce biraz şahs-ı maneviciler biraz sarsılsınlar. Düşük tansiyon, iyi gelir o yüzden. Mesela tansiyonu 6’da ise, 7’ye çıkarsa iyi olur. İyilik oldun diye söylüyorum, yoksa başka bir şey yok.
VTR: Ferhullah Gülen Hocaefendi Hazreti Mehdi (a.s.)’ı anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin söylediği söz çok önemli, onu dinleyelim.
VTR: Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri diyor ki; Gavs Hazretleri ve oğlu Muhammed Raşit Erol Hazretleri, tam hidayetin Hz. Mehdi (a.s.) ile oluşacağını söylemiştir.
ADNAN OKTAR: Siz Hocamız’ın öbür filmini de yayınlayın istirham edeyim.
VTR: Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktığını inkar edenlerin doğru söylemediğini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Cübbeli ayılıp bayılıyordur bakın, Muhammed Raşid Erol Hazretleri benim bildiğim en büyük Nakşibendi şeyhidir şu ana kadar gördüğüm. En büyük çevresi olan ve en büyük taraftarı olan, etkisi de en yüksek olan kişidir. Bunun aksini kimse iddia edemez, bir kere bu biliniyor. Bakın bu mübarek insan ne diyor? 1975’teyken; Hz. Mehdi (a.s.) şu an hayatta ve genç ve faaliyet halinde, diyor. Cübbeli ne diyor? Hz. Mehdi (a.s.) gelmedi, diyor. Sana mı inanalım, Muhammed Raşid Erol Hazretlerine mi inanalım? Sana mı inanalım, Bediüzzaman’a mı inanalım? Sana mı inanalım, Şeyh Nazım Hocamız’a mı inanalım? Sana mı inanalım, Mehmet Talu Hocamız’a mı inanalım? Sabaha kadar sayarım. Sen kendi kafana göre bir şeyler söylüyorsun, kimse seni kaale almaz. Biz anlatırken kaynak ve delil gösteriyoruz. İmam-ı Rabbani’yi gösterirken de samimi değilsin. Çünkü İmam-ı Rabbani zamanında deccal ve süfyan çıkmadığı için İmam-ı Rabbani Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadı, dedi. Bu çok makul. Ama bu devirde, Hz. Mehdi (a.s.)’ın zamanında olduğumuzu sen kendin zaten delillerle anlatıyorsun. Deccalin çıktığını delillerle anlatıyorsun. Muhammed Raşid Erol Hazretleri; dünyanın binde 999’u deccaliyetin etkisi altında, diyor. Çok yüksek bir oran veriyor ve insanlar dinsiz oldu, diyor. Deccalin çıktığını söylüyor ve Mehdi (a.s.) da şu anda genç ve hayatta, diyor. Sen boş yere çırpınıyorsun Cübbeli denen vatandaş. Dolayısıyla seni sürekli bu şekilde tekzip eden konuşmalar yapacağız, reddiyeler tarzında. O arada da halkımız çok güzel bilgilenmiş olacak. Doğrusunu anlatmış oluyoruz. Ayrıca İmam-ı Rabbani’den sen sürekli delil vereceğine, Peygamberimiz (s.a.v.)’den delil versene. Sen İmam-ı Rabbani’yi Peygamberimiz (s.a.v.)’den daha öne alıyorsun, olmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in verdiği delilleri al, öne koy. Ayrıca İmam-ı Rabbani’yi de yanlış kavrıyorsun, yanlış anlıyorsun, İmam-ı Rabbani’nin arkasına sığınma şeklin de çok yanlış. İmam-ı Rabbani seni görse, kovalardı, Cübbeli’yi. Kaçacak delik arardı. Manen kovalardı tabii, oturup sopa atacak hali yoktu, inşaAllah.
Mert, “Hocam mailimin okunmasını istiyorum” diyor, tamam. Ama Mert, “neden mailim okunmuyor” diye sadece onu yazmış. Olmaz ki Mert, ne olduğunu söylemen lazım. 2000-3000 mail geliyor, aralarından seçiyoruz, yani otomatik seçiyoruz, rast gelirse okuyoruz, inşaAllah. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in devrinde sahabeler hep birlikte namazlarını eda ediyorlardı. Namazın nasıl kılındığını Peygamberimiz (s.a.v.) bütün sahabelere gösterdi. Bilal-i Habeşi Hazretleri 5 vakit ezanını okuyordu, sahabeler de namazlarını 5 vakit kılıyorlardı. Sünnete uygun namaz nasıl kılınır, sünnet namazı nasıl kılınır, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bizzat hayatı ile göstermiştir. Bunun tartışılacak bir yönü yok, araştırılacak bir yönü yok, bunlar çok açık ve sarihtir..
ALTUĞ BERKER: Geçen gün bahsettiğiniz bir konu vardı Hocam. İsrail’de ateist-siyonist yöneticilerin, dindar halka zulmettiklerine dair görüntüleri.
ADNAN OKTAR: Bakın mesela bu dindar bir Musevi, adamı havalarda uçuruyor görüyor musun? Ve acayip zulüm ediyorlar, acayip canlarını yakıyorlar. Bir de halk da fakir orada. Hz. Mehdi (a.s.)’ın onları da kurtaracağını Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerinde söylüyor. “Onlara Tevrat’ın aslı ile hükmedecek” diyor. “Hristiyanlara da İncil’in aslı ile hükmedecek” diyor.
ALTUĞ BERKER: Pakistan’da sel felaketinde namaz kılan Müslümanların görüntüsü.
ADNAN OKTAR: Bakın maşaAllah. Selde de fark etmiyor, her ne olursa olsun Allah’a boyun eğiciler. Şimdi Mehdi (a.s.)’ın gerekliliğini biz bu tablodan anlamıyor muyuz? Mehdi (a.s.)’a karşı nasıl üst perdeden ve alaycı konuşuyor Cübbeli görüyor musun? Böylece gördük ki Mehdiyet’e de inanmıyor.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, siz daha iyi biliyorsunuz, Allah hakkında konuşurken de öyle; o sakalla ilgili bir konu anlatıyordu, hatırladığım kadarıyla.
ADNAN OKTAR: Allah’la böyle çok laubali haşa, saygıya uygun olmayan, kafa tutar tarzda konuşulabileceğini söylüyor, yani gösteriyor, fiilen de anlatıyor. Çok yanlış, biz de sürekli onu uyaracağız. Ona uyan öyle 5-10 kişi var, onları da uyarmaya devam ediyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Denizler altından görüntüler gösterebilir miyim Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Evet, bakayım.
Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. Kehf Suresi’ni açmışım, 13. ayet. “Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi” bakın, “gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi.” Gerçek iman ayrı bir şeydir. Allah garanti vererek, kesin bir üslup kullanıyor. “Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.” Demek ki hidayet de artıyor. 14. ayet, “Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik;”- “kalpleri üzerine sabır ve kararlılığı rabtetmiştik.” Adam, ben çok sabırlıyımdır, diyor. Allah seni sabırlı yapıyor, bak açıklıyor Allah; “kararlılığı rabtetmiştik.” İnsan mesela, Allah esirgesin, Allah istemezse kararlı olamaz. Kararlılığı da Allah veriyor.
“(Krala karşı) Kıyam ettiklerinde”mücadeleye başladıklarında “demişlerdi ki: ‘Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; İlah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız,” net olarak kararlıyız, diyor. “(Eğer tersini) Söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız." Darwinist, materyalist düşüncede olursak, tersine çıkarız, diyor. “Bunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi?” Bakın hep deccallerle savaşan insanların mücadelesi var Kuran’da. Nereye dönsek bir Mehdi grubu hep deccallerle savaşıyor. “O'ndan başkasını ilahlar edindiler,” Allah’tan başkasını ilah edindiğinde, mecburen Mehdilik hareketi ortaya çıkmış olur. “Onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi?” Biz de adamlara diyoruz ki; bize delil getirin. Mesela fosil olabilir, proteinlerden olabilir, delil getirin.
“Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?" Banavahiy geliyor yahut hurafe anlatıyorum tarzında hareket edenlere de Allah, “daha zalim kimdir?" diyor, en zalimler olarak gösteriyor Allah. “Ve derler ki: "Rabbimiz Yücedir, Rabbimiz'in va'di gerçekten gerçekleşmiş bulunuyor." Biz de diyoruz ki; “Rabbimiz Yücedir, Rabbimiz'in va'di gerçekten gerçekleşmiş bulunuyor." Hz. Mehdi (a.s.) da çıktı diyoruz, Hz. İsa Mesih (a.s.) da geldi diyoruz. “Çeneleri üstüne kapanıp ağlıyorlar ve (Kur'an) onların huşu (saygı dolu korku)larını arttırıyor.” İnşaAllah diyoruz tabii. Çenelerinin üstüne gördünüz, böyle yüzü üzerine yatıp çenesi yere geliyor; Hristiyanlarda ve Musevilerde öyle bir secde şekli var, Kuran’da ona dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. 3000 yıldan beri öyle Musevilerde. Alnı değil de, çenesi yerde oluyor. Bakın ayette diyor ki: “Çeneleri üstüne kapanıp ağlıyorlar.” Hakikaten de öyle Museviler, ağlıyorlar çenelerinin üzerine kapanıp, onlarda bir ibadet. “(Kur'an) onların huşu (saygı dolu korku)larını arttırıyor.” Bakın şurada görüyor musunuz? İşte Kuran’ın söylediği bu, yüz üstü yatıyor bakın bu şekilde.
SUNUCU:Bizi yarın saat 22.00’den itibaren Aba TV, Kocaeli TV, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR: Evet, Kehf Suresi, Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla. Şeytandan Allah’a sığınırım.“Hamd, Kitab'ı kulu üzerine indiren ve onda hiçbir çarpıklık kılmayan Allah'a aittir.” Demek ki Kuran’da hiçbir çarpıklık, eksiklik yok. “Dosdoğru (bir Kitap'tır) ki, Kendi Katından şiddetli bir azapla uyarıp-korkutmak ve salih amellerde bulunan mü'minlere müjde vermek için (onu indirdi); şüphesiz onlara güzel bir ecir vardır. Onlar orda ebedi olarak kalıcıdırlar. (Bu Kur'an) "Allah çocuk edindi" diyenleri uyarıp-korkutur.” Özellikle Hristiyanları uyandıracağı, yanlış yollardan kurtaracağı açıkça belli oluyor. Yine söyleyeyim, bazen selam vermeyi unuttuğumuz kişiler oluyor, hepsine Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu, diyorum inşaAllah. “Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp-korkutucu olarak gönderdik. Onu bir Kur'an olarak, insanlara dura dura okuman için (bölüm bölüm) ayırdık ve onu safha safha bir indirme ile indirdik.” Yavaş yavaş anlayacakları gibi anlat, diyor Cenab-ı Allah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...