SUNUCU:Sohbetimize Hocamız’la birlikte devam ediyoruz, inşaAllah. Hoşgeldiniz Hocam.
ADNAN OKTAR:Hoşbulduk. Sizler de hoşgeldiniz, sefa geldiniz, lütfettiniz. Şeyhim nasılsın?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, Allah’a çok şükür, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Münafıkların kafasına kafasına, nurla düzeltici dokunuşlar, inşaAllah. Ne anlatalım, ne konuşalım?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Saadet Partisi’nin başına Sayın Profesör Doktor Mustafa Kamalak Hocamız geldi, inşaAllah. Kendisi Anayasa Profesörü, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Yakışır, hem de nur ala nur.
ALTUĞ BERKER:Evet, kendisi Anayasa Mahkemesi’nde davalarda her zaman savunan Hocalarımızdan.
Zeki Ceyhan Ağabeyimiz’in bir yazısı vardı bugün, “İflahı mümkün olmayanlar” başlıklı bir yazı. Normalde sağlığında Hocamız’a demediğini bırakmayan kişilerin, vefatından sonra adeta yaptığı yanlışlığı itiraf edercesine, kendisi için haksızlığa uğramış bir lider demekten çekinmediklerini, ancak başta Taha Akyol ve Emin Çölaşan olmak üzere, bir kısım gazetecilerin hayatları boyunca Erbakan Hocamız’a karşı olmakla kalmayıp, vefatından sonra bile kendisi hakkında aleyhinde yazılar yazdıklarını söylemiş. Keza Taha Akyol’un, Milli Görüş hareketinin sona ereceğini söylediğini, halbuki cenaze namazının bu kafadaki kişilere büyük bir ders niteliğinde olduğunu yazmış. Kuşkusuz bu konuları anlamak nasip meselesi, ancak biz kimseyi bugüne kadar çekememezlik ve kıskançlık içinde olmadık, dileriz onlar da olmaz, ama herkes kendisine yakışanı yapıyor, ifadeleri ile yazısını sonlandırmış, Hocam.
ADNAN OKTAR:Taha Akyol halkın içine giren, dindarlarla görüşen, insanlarla görüşen bir insan değil. Hürriyet Gazetesi’nin alt katına iniyor. Orada bedava çay içiyor, sandviç yiyor. Üst kata çıkıyor, yine orada ıhlamur içiyor, artık orada ne bulursa onlardan yiyor. Bazen Aydın Doğan Ağabey’inin yanına gidiyor. Hayatı, dünyası bunlardan ibaret, çok dar. Ufku da geniş değil. Zamanında bu, Efendi Çiçek, Cemil Çiçek’le aynı mekanda yetişmiş, aynı kafa, aynı mantık. Oradan da Aydın Doğan’ın eline geçti bu, Aydın Doğan da geri kalanını tamamladı. Ufku çok dar. Dolayısıyla içinde böyle bir İslam coşkusu, bir İttihad-ı İslam coşkusu, Türk-İslam Birliği olsun, Büyük Türkiye olsun, böyle bir coşku yok içinde. Bu, zamanı kurtarma peşinde. Hürriyet Gazetesi’nden atmasınlar onu, Hürriyet Gazetesi’nde kalsın, maaşı devam etsin, saçını yandan tarasın, efendi efendi giyinsin, kravatını falan takıp gelsin Hürriyet’e. Sabahın 9’unda sabah bülbülü gibi anında orada oluyor, hemen şakımaya başlıyor orada. Dolayısıyla o biraz şaşırıyor, yani insanlar niye böyle aşkla, İttihad-ı İslam’ı istiyor, Türk-İslam Birliği’ni istiyor, niye Milli görüş var, bir mana veremiyor. Yani niye onun kafasında değiller? Bir de acayip bilmiş. Bir şeyden haberi olmayan bilmiş, o tarz. Şimdi hayretler içerisinde seyretmeye devam ediyor. Bunun zaten klasik kafayı taktığı adamlar var, kişiler var, şahıslar var. Bir; İttihad-ı İslam’ı isteyen, Türk-İslam Birliği’ni isteyen herkes. Ama bunların içinde en etkili gördüklerini, özellikle kendisine bir hedef haline getiriyor, en başta ben. Yıllardan beri hazret uğraşır, yıllardan beri, 86’lar, 87’lerden beri. İkincisi; Erbakan Hocamız. Onun cenazesini görünce haset etti, çok ağrına gitti Milli Görüş’ün şahlanması. Şimdi bizimle ilgili de elindeki, ayağındaki bütün imkanları kullandı, kendi kafasınca. Sükunetle bekliyor. Bir süre sonra bu güzelce abdestini alacak; ben size söyleyeyim, bu yaşar, inşaAllah. Gelip Hz. Mehdi (a.s.)’ın elini öpecek. Hz. İsa Mesih (a.s.)’ın elini öpecek güzelce, inşaAllah. Bunu da göreceksiniz. Öyle nezaketli konuşur ki o, hayret edeceksiniz. Sanki kırk yıllık evliya gibi konuşacaktır, gözünüzde canlandırabilirsiniz, inşaAllah. Fatih Altaylı, bu. Bu kadar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Oğuzhan Asiltürk Ağabeyimiz’in bir mesajı vardı. Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi Oğuzhan Asiltürk, Erbakan Hocamız’ın ölümünden sonra Parti’nin başına oğlu Fatih Erbakan’ın geleceği iddialarına cevaben, Fatih Erbakan evladımız, çocuğumuz sayılır. Çok kıymetli bir genç, güzel çalışmaları var, birikim sahibi fakat yeterli tecrübeye sahip değil. Bunu Erbakan Hocamız’a da söyledik. Hocamız, Fatih’in genel başkanlık için biraz daha tecrübe kazanmasını arzu etti. Biz de Erbakan Hocamız’ın arzusunu yerine getireceğiz. Fatih’in de böyle bir teklifi yok. Başka bir genel başkan seçeceğiz demişti, Hocam. Nitekim Mustafa Kamalak Hocamız seçildi, ama Milliyet haberi verirken; “Saadet Partisi Fatih Erbakan’ın üzerini çizdi” başlığıyla vermiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi bin kişi vardır, sen çizersin, üstünü çizdiğinde bu olacak anlamına gelir. Diğerlerini çizmediğine göre, onun üstünü çizdiğine göre olacak olan odur, anlaşılmayacak bir şey yok, inşaAllah. Artı çarpı işareti koydun mu ne demektir? Öyle değil midir usul? Yüz kişi varsa, yüz aday varsa sen bir tane çarpı koyarsın, bu seçilecek anlamına gelir. Fatih Erbakan, daha önce de söyledim, benim açıklamam da aynı yönde, Hocamız’ın açıklaması da, herkesin kanaati de o yönde. Tabii tecrübesi yeni yeni oluşuyor, ama samimiyeti, candanlığı çok güzel. Sırada bir çok ağabeyler var, değerli ağabeylerimiz var. Çünkü bu fikir, dava, bu liderin vefatı ile bitecek bir olay değil; liderin vefatıyla daha alevlenecek bir davadır, böyledir. Büyük davalar, lideri vefat etti mi daha da alevlenir, daha gelişir, öyledir. Olmayan davalar lideriyle beraber yok olur. Büyük davalar liderin vefatıyla dal budak salar.
ALTUĞ BERKER:Profesör Mustafa Kamalak Hocamız’ın resmini de göstereyim.
ADNAN OKTAR:Hocamız nur yüzlü, Mustafa Kamalak Hocamız iyi bir insan. Profesör, çok kaliteli, değerli bir insan. Çok iyi olmuş. Gerçi geçici Genel Başkan olarak düşünüyorlar, ama bence bayağı muhterem, şahane insan, halim selim.
ALTUĞ BERKER:Bediüzzaman’ı gören ve ona hizmet eden son şahitlerden Mustafa Kırıkçı Ağabey, Hakk’ın rahmetine kavuştu, inşaAllah. Fatih Camiinde kılanan namaz sonrası dualarla ebedi aleme uğurlandı. Mustafa Kırıkçı Ağabey, Üstad’ı üç kere ziyaret etmiş ve hizmetinde bulunmuş. Kırıkçı Ağabey’in namazına, Hüsnü Bayram Ağabey, Mehmet Fırıncı Ağabey başta olmak üzere tüm dava arkadaşları ve kalabalık bir cemaat katılmış Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ama işte Ağabey’ler baştayken, bakın her zaman söylüyorum, büyüklerimiz baştayken İttihad-ı İslam’ı, Türk-İslam Birliği’ni oluşturalım, inşaAllah. Böyle bir sevgi yumağı olsun. Her devlet kendi içerisinde müthiş güçlenir o zaman. Pakistan ayrı güçlenir, Türkiye ayrı güçlenir, Azerbaycan ayrı güçlenir, ama ruh aynı olur, tek ruh çok beden, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hürriyet’ten Mehmet Yılmaz, Fethullah Gülen cemaatini kastederek; devlet içinde devlet olmayı heveslendikleri için, iddia edilen Ergenekon davasını bir hesaplaşma ve engelleri ortadan kaldırma operasyonuna çevirdiklerini söylemiş. Yargılanan sanıkların gizli tanık ifadeleri, tek başına kanıt sayılamayacak telefon konuşmaları ve hayali iddialardan dolayı beraat edeceklerini, tutuklu yargılananların ise suçsuz oldukları bilindiği için, bu yolla hapis cezasına çarptırıldıklarını, ancak yine Gülen cemaatini kastederek, bir gün kendilerinden sorulacağını söylemiş.
ADNAN OKTAR:Mehmet Yılmaz, bu pek ortalara çıkmıyor, sırf gazetede mi yazıyor? Televizyonda görmüyorum ben bunu. Şimdi bazen öyle tipler oluyor, mesela bir gürültü falan oluyor, cinler evi bastı, diyor. Günlerden beri cinler tavanı tekmeliyor, diyor. Mesela yukarıda işçiler çalışma yapıyorlar farz edelim, evi cin bastı, diyor. Fethullah Hocam’ın cemaati son derece mazlum, içine kapalı, halim selim bir cemaattir. O tip faaliyetler içine girecek, öyle bir tavır gösterecek bir cemaat değil. Tanımıyorlar da onun için böyle ifadelerde bulunuyorlar. En ufak bir kıpırtıdan bile tedirgin olan, hiçbir şekilde heyecana sebep olacak olaya girmeyen insanlar. Bizim için de dediler, sizinle uğraşıyor Fethullah Hoca, dediler. Hakikaten kuşku da duyabilir insan. En büyük ağabeylerden birini çağırdım, rica ettim Allah rızası için, bizim eve teşrif etti. Hocam biz bunları duyuyoruz, inanmıyoruz, ama kulağımla senden bir duyayım bu nedir, dedim. Gayet makul, çok güzel anlattı. Baktım, çok çok halim selim bir insan. Ne alakası var? Bakın bize varıncaya kadar düşman gibi gösteriyorlar. Bizi artık, düşünün. Kaç defa, yani on defa söylemişlerdir; sizlerle uğraşıyorlar, size komplo kuruyorlar, oyun hazırlıyorlar, emniyetin içinde adamları var, yargıda adamları var, kaç defa. Yok öyle bir şey. Ben görüştüm, konuştum, olsaydı bizzat kendim görürdüm, öyle bir şey yok. Yargı hakikaten samimi çalışıyor, yargının gereğini yapıyor, karışık bir şey yok. Polis de hakikaten polisliğinin gereğini yapıyor, başka bir şey yok. İlave bir şey olsa hemen görünür o, hatta çok sessiz ve sakinlerdir, öyle bir tavırları da yok; niye böyle diyorsunuz, niye böyle konuşuyorsunuz, gibi bir tavırları da yok. Normalde mahkemelerin böyle bir şey dedirtmemeleri lazım, yani kendilerine böyle bir sözü söyletmemeleri lazım. Ama buna rağmen halim davranıyorlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sayın Başbakan da bugün söylediğinizden bahsetmiş Hocam. “Başbakan Erdoğan, iddia edilen Ergenekon terör örgütü ile ilgili operasyonlara yönelik eleştirilere, İstanbul Adalet Sarayı’nda cevap verdi.” Sayın Erdoğan bu konuya cevaben, biz savcı da değiliz, hakim de. Birileri gibi avukat da değiliz diyerek, herkesin sorumlu davranmasını, yargıya yardımcı olmasını söyleyerek, yargının yasalar ve yetki çerçevesinde tasarrufta bulunduğunun altını çizmiş. Medyaya ve muhalefete hitaben, bırakalım yargı en hızlı şekilde işini yapsın, suçlu ile suçsuzu birbirinden ayırsın diyerek, vicdan ve cüzdan arasında sıkışmış olan yargıyı bağımsız bir yapıya kavuşturmaya çalıştıklarının altını çizmiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi tabii hakimlerimiz de delikanlı bizim, maşaAllah. Aslında bu kadar baskıya rahatsız olabilirlerdi, acayip yıldırmaya çalıştılar. Mermi göndermeler, evlerinin yakınında silah sıkmalar, geceli gündüzlü bazı gazetelerin baskısı yıldırabilirdi, maşaAllah oralı dahi olmuyorlar hiç, o yönden güzel. Benim gördüğüm, bizim hakimlerimiz dürüst, kanunlar ne diyorsa onu yapıyorlar. Çok nadir vakalarda; hakikaten iddia edilen Ergenekon terör örgütünün etkisine girmiş yargı mensupları olabiliyor, bu doğru, ama çok çok fazla değil, nadir. Mesela emniyette de var, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün elemanı hakikaten olabiliyor, böyle vakalar var. Ama bu tehlikeyi Mehmet Yılmaz’ın görmemesi hayret ve ben şaşırıyorum. Bunun çocuğu yok mu, ailesi yok mu, etrafı yok mu? Adamlar diyor ki; “bir gecede üç milyon insanı şehit edeceğiz biz.” Yüz binlerce silahlı adamımız var, biz hazırız, diyorlar. Veyahut işte 48 saat sürecek, diyorlar; çeşitli görüşleri var. Şuraları şuraları bombalayacağız, büyük olaylar çıkaracağız, diyorlar. Bakıyorsun malzemeler çıkmış, bir orduyu donatacak kadar da malzeme çıkıyor. Peki biz buna ne diyelim? 150 yıl önce diyelim, yaklaşık o kadar diyeceğiz, bunlar o devirden itibaren muntazam olarak suikastlere ve cinayetlere devam etmişler, kesintisiz. Mesela lise yıllarında, Nihat Erim’i vurdular, derlerdi. Arkasından bir daha haber gelirdi, şunu vurdular. O kadar alışmıştık ki, bekliyorduk artık. Mesela 15 gün gibi bir vakit geçti mi, şaşırıyorduk ne oldu acaba gibisinden, artık mutat hale gelmişti. Şakır şakır adam vuruyorlardı, gayet muntazam, periyodik aralarla; bir sağdan bir soldan, bir sağdan bir soldan. Bir manyak yapının varlığını ben o zaman anlamıştım. Ben dedim ki; komünist derin devlet. Ben iddia edilen Ergenekon terör örgütünü 20 yıl önce kitabımda yazdım, 20 yıl önce. İddia edilen Ergenekon terör örgütüne yönelik operasyonlar başlamadan 20 yıl önce kitabımda, böyle bir yapılanma var diye yazdım. Ama ben iddia edilen Ergenekon terör örgütü olarak geçirmedim gazete ilanlarında, komünist gizli derin devlet olarak geçirdim ve köşe yazıları yazdım. Hatta arkadaşlarımız da ilanlar verdiler, tam sayfa ilanlar verdiler; komünist derin devletin azgınlığının durdurulması için. En sonunda hükümet müdahale etti. AK Parti; olabilir, yani bir çok hatası, kusuru olabilir, yanlışlıkları olabilir, ben o yönlerini savunmuyorum, ama bu konuda Cumhuriyet tarihinin en büyük icraatini yapıyor, helal olsun. Delikanlılıklarını da tebrik ediyorum, cesaretlerini de tebrik ediyorum. Cumhuriyet tarihinin en büyük olayıdır bu, en büyük operasyonudur. PKK’dan daha tehlikelidir iddia edilen Ergenekon terör örgütü, çünkü PKK’yı kuran örgüttür o.
“Selamun Aleykum, Allah’ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. Size bir fotoğraf yolluyorum.” Seyyid Abdülbaki, Necmettin Erbakan, Seyyid Feyzettin Efendiler berabermiş. Aydın Yıldız, Menzil’den gönderiyor. Menzil’in aslanlarından. Erbakan Hocamız’ın nasıl sevgi dolu bir insan olduğunu gösteren delillerden biri de budur. Herkese karşı şefkatli ve sevgi doludur. İddia edilen Ergenekon terör örgütüne karşı mücadele etmek, vatanseverlik görevidir; dinsiz, dindar kim olursa olsun. Hay maşaAllah, çok güzel. Erbakan Hocamız ortada, inşaAllah, bayağı güzel. Seyyid Abdülbaki Hazretleri, Necmettin Erbakan ve Seyyid Feyzettin, maşaAllah. Bir aradalar çok güzel. Dergahta, Menzil’de. Erbakan Hocamız’ı güzel yastıklarla da beslemişler Hocamız’ın etrafını. Rahmetli Hocamız, maşaAllah. Dünya tatlısıydı Erbakan Hocamız, maşaAllah, çok güzel. Hocamız niye seviliyordu böyle? Herkese kucak açtığı için, herkesi sevdiği için, herkesi bağrına bastığı için ve Erbakan Hocamız’ın çok mühim bir özelliği vardır, delikanlıdır. Bir tek Allah’tan korkar. Titrek, ürkek, rüzgar gülü gibi şekil alan bir yapısı yoktur. Hakkı hak olarak, açık açık söyler, net olarak söyler.
ALTUĞ BERKER:Zaman Gazetesi’nden Nedim Hazar; iddia edilen Ergenekon örgütünün karanlığına sığınan bazı gizli mihrakların, basın özgürlüğü, demokrasi gibi kimsenin itiraz edemeyeceği kavramları kullanarak, Türkiye tarihinin bu en önemli davasını boşa düşürmeyi planladıklarını ve bu planları yapanların bu işte hala aktif olduklarını düşündüğünü söylemiş. İddia edilen Ergenekon örgütüne mensup odakların, bu son gazeteci yürüyüşünde olduğu gibi, samimi gazetecilerin arasına sızarak insanları kışkırttıklarını ve dava düşürülene kadar bu tip yürüyüş ve mitingleri organize edebileceklerine dikkat çekmiş.
ADNAN OKTAR:Dava düşürülene kadar?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam.
ADNAN OKTAR:Nasıl düşürülecekmiş? Bu tip korkular olmasın, bu laflara gerek yok. Türkiye çelik gibi ayakta. Türkiye’nin polisi var, askeri var, halkı var, değil mi? Bu tip üsluplara gerek yok. Ama bakın şu çok önemlidir, benim kendi vicdani görüşüm olarak. Ben iddia edilen Ergenekon terör örgütü mensupları yakalanıp tespit edildiklerinde, anlaşıldıklarında; şu an yargılanıyorlar, şu an bir şey diyemeyiz onlara, örgüte mensuptur mensup değildir demiyoruz, bilmiyoruz, anlaşıldığında, ben onların canı yansın, mahvedilsinler, benim böyle bir inancım yok; ben bu örgütün ortadan kalkmasını istiyorum. Bu adamlar bir araya toplansınlar desinler ki, “arkadaşlar biz özür diliyoruz, biz böyle bir rezalet çıkardık, hata yaptık birbirimizden korktuk, böyle bir kepazelik yaptık, böyle bir vicdansızlık, ahlaksızlık yaptık, hakikaten katliam hazırlığı içerisindeydik. Yüz elli yıldan beri de sel gibi kan akıttılar; bizden evvelkilere de yaptılar bunu, biz de devamını getirdik. Allah bizi affetsin, milletimizden de özür diliyoruz” desinler, olayın şekli başka bir şekle girer. Ama böyle, yok yok bir şey yok, havası verirlerse olay tam tersine katlamalı gelişecektir. Ben bizzat kendim şahidim, iddia edilen Ergenekon terör örgütü 1986’lardan beri bize yapmadığı zulmü bırakmadı, Allah koruyor bizi. Defalarca suikastler, oyunlar, baskılar, komplolar; nefes aldırmazlardı. Kaç defa bakanlığı uyardık, komplo üzerine komplo, nefes aldırmadılar. Basından ayrı saldırı; iddia edilen Ergenekon terör örgütüne mensup, onun sempatizanı olan gazeteciler kudurmuş gibi bize saldırıp, iftira atarlardı, herkes bilir. Akıl almaz komplolar yaparlardı. Kardeşim bak bir parça ortalık duruldu, bir parça; yine de gizli gizli devam ediyorlar, ayrı mesele. Şu anda da oyunları devam ediyor, iddia edilen Ergenekon terör örgütünün bize yönelik oyunları şu anda da devam ediyor, ama eski şiddete değil. Eski şiddeti mesela yüz ise, şu an ondur etkisi, ama vazgeçmiş değiller. Zaten vazgeçmediklerini görüyorsunuz siz, dışarıya baktığınızda da görüyorsunuz. Ben, sırf bu nedenden bile, bu melanet örgüt ile mücadele eden kim olursa olsun onu desteklerim, solcu da olsa desteklerim, sağcı da olsa desteklerim. Ben AK Parti’yi her yönden başarılı buluyor değilim, böyle bir şey yok. Ama Cumhuriyet tarihinin en büyük olayıdır bu ve en büyük olayın üstüne sükunetle gidiyorlar. Bence hükümetin de özel olarak yaptığı bir şey de yok, şamata yapıyorlar. Başbakan telefon açıp hakimleri tek tek uyarıyor değil ki. Hiçbir hakimi aramamıştır Başbakan şu ana kadar. Kimseye de bir şey dediği yok. Dava takır takır kendinden gidiyor, emniyet kendinden faaliyetlerine devam ediyor, kimsenin müdahale ettiği falan yok. Hele Fethullah Hoca’nın cemaati, yani ben ona gülüyorum, uzaktan yakından alakaları yok, çok iyi biliyorum ben onları. Geçen günlerde, nerede bu Fethullah Hoca’nın talebeleri diye bir baktım, mahallede aradım bulamadım. Bizim çocuklardan birkaç kişi; Hocam biz zamanında onların yurdunda kalmıştık dediler, onları buldum, hayali bir yapılanma, böyle bir şey yok. Zaman Gazetesi çok fazla basıyor, ama işin doğrusu, mesela sevenleri elli tane alıyor, yüz tane alıyor. O kadar halk tabanında geniş zemin bulunan bir yapılanması yok Fethullah Hocamız’ın, öyle bir şey yok. Toplam, en fazla toplasan, mesela İstanbul’da benim kanaatim, haydi 50 bin kişi çıksın, en fazla 50 bin kişi çıkar İstanbul’da, öyle bir şey yok. Koskoca, mesela Kadıköy’e git, çok az sayıda Fethullah Hocamız’ın talebesi bulabilirsin sen. Ama kaliteli çocuklar, kaliteli insanlar, kendilerini güzel eğitiyorlar, sempati duyabilir sevebilir. Mesela onun okulunda, kursunda okuyabilir, ama alakasız oluyorlar. Hatta geçenlerde bana Ankara’dan genç bir kız geldi, Hocam ben sizi çok seviyorum, dedi. Buyur dedim, baktım ülkücü. Nerede kalıyorsun, dedim. Fethullah Hocamız’ın yurdunda kalıyorum, dedi. Ayrıca onları eleştiriyor da, eleştiriyor da, ama onların yurdunda da kalıyor. Soracak olursan diyecekler ki, Fethullah Hoca cemaatinde, öyle bir şey yok. Solcu gençler de gidip evlerde kalıyorlar, sağcı gençler de gidip kalıyorlar, herkes kalıyor. Allah rızası için onlara bakıyorlar. Dolayısıylü onun şamatası doğru değil, olsa en azından uyarırız, niye üzerinize vazife diyebiliriz. Çünkü bu devletin görevidir, sivil bir uzantının yapabileceği bir şey değildir bu. Ama basın yönüyle iddia edilen Ergenekon terör örgütüne tavır alıyorlar; bir tek onlar değil ki, ben de tavır alıyorum. Aklı başında herkes tavır alır zaten iddia edilen Ergenekon terör örgütüne. İddia edilen Ergenekon terör örgütüne tavır almamak mantıklı bir şey mi? Bir cinayet örgütüne, bir devlet içerisinde yapılanmış, dünyanın en büyük mafya yapılanmasına tavır almamak mantıklı bir şey mi? Ne yapalım? Evde elimiz kolumuz bağlı, bizi doğramalarını bekleyelim adamların? Tabiî ki nefsi müdafaa yapacağız, tabiî ki kendimizi savunacağız. Ne yapacağız? Demokratik yönde yapacağız bunu. Ben ne yaparım? Oyumu bu adamlarla mücadele eden hangi parti varsa, oyumu gider ona veririm, budur. Veyahut dilim döndüğünce de sözlü olarak bu mücadeleyi desteklediğimi söylerim. Bunun dışında ne yapacağım ben? Aslında benim mahkemeye müdahil olma hakkım var, müdahil dahi olmadım. Devletin savcısı olduğu için gerek duymadım. Benim müdahil olma hakkım var, çünkü ben çok büyük haksızlıklara uğradım. Müthiş mağduriyetim var benim iddia edilen Ergenekon terör örgütünden, gidip şikayetçi mi oldum? Olmadım, müdahilliğim de yok, müdahil değilim. Ama müdahil olsam, hakkım var benim. Olmadığıma göre, diğer şahıslar da öyle bir tavır içerisinde değiller.
ALTUĞ BERKER:Sayın Başbakan Erzincan’da şöyle demiş: “On yıllardır Türkiye’nin kalkınması engellemek için çeşitli kirli senaryolar devreye sokuldu. Alevilik, Sünnilik üzerinden nifak sokmaya çalıştılar. Gericiye ilerici dediler, aramıza nifak sokmaya çalıştılar, bunlara boyun eğmedik. Türkiye son sekiz yıldır büyük ilerleme kaydetti” demiş, inşaAllah. Biraz önce gösterdiğimiz resmin rengi açılmış hali Hocam.
ADNAN OKTAR: Bakın maşaAllah, bahsi geçen şeyh efendiler. Mübarek eski dervişler ve Erbakan Hocamız, maşaAllah. Erbakan Hocamız coşku ile bir şeyler anlatıyor, konuşması mutlaka Türk-İslam Birliği üzerinedir.
ALTUĞ BERKER:Taziye ziyaretleri halen devam ediyormuş Sayın Erbakan Hocamız’ın, inşaAllah. Parti teşkilatını son ziyaret edenlerden biri de, Cezayir’deki İslam Selamet Partisi’nin efsanevi lideri Abbas Medeni’nin oğlu Üsame Medeni’ymiş. Yaptığı konuşmada; Üstad Necmettin Erbakan’ın, bugün olacakları 20 yıl önceden görerek kendilerini ve tüm İslam alemini uyardığını, Hocamız’ın biyolojik olarak öldüğünü ancak fikirlerinin asla ölmeyeceğini, kendisinin İslam ümmetine karşı görevini yaptığını ve isminin tarihe altın harflerle yazıldığını, bunun için üzülmek yerine sevinmek gerektiğini söylemiş. Ardından da; “buradan size müjde veriyorum, inşaAllah zafer geliyor, bunu görüyoruz. Ama zor gelecek, engeller birer birer kalkıyor, zafer inşaAllah çok yakındır” demiş, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Bir hanım arkadaşımız ODTÜ Ankara’dan yazıyor. “İyi geceler Adnan Hocam, iyisinizdir inşaAllah.” Elhamdülillah. “Ben geçtiğimiz yıl ODTÜ Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’nü kazandım. Ancak sizin çok doğru bulduğum görüşlerinizi burada hakkıyla savunamıyorum. Hatta o derece ki, sizin o büyük eseriniz Yaratılış Atlası’nızın bir kopyası ne bölümümüzde, ne de okul kütüphanemizde mevcut. Sizden ricam bu önemli eserinizin bir kopyasını bana gönderebilir misiniz? Malum, Balıkesirli küçük bir esnaf olan ailemin geliri kısıtlı olduğu için, piyasada bulsam da alamam kitabınızı. Adresim aşağıda, bana yardımcı olabilirseniz çok ama çok teşekkür ederim” diyor. Şimdi bu sevimliye 4 tane obüs mermisi vereceğiz. 1. Cilt, 2. Cilt, 3. Cilt koliyle gönderiyoruz. EvelAllah onunla da artık ODTÜ’de paspas gibi çiğneyecek onları, Allah’ın izni ile. ODTÜ’de çok dindar gençler var. ODTÜ eskiden komünistlerin kalesiydi, çok müthiş bir işgal vardı. Hasan Tan oraya rektör olmuştu; hatırladığım kadarı ile, onun zamanında biraz denge düzelmişti. Biz o devirde oralarda bulunuyorduk. O zamanlar Hasan Tan oraya çok fazla sayıda ülkücü işçi aldı. Benim de oraya bir işim düşmüştü gitmem gerekti; imtihan için bir sebeple gitmiştim. Böyle altışarlı, yedişerli gruplar halinde geçiyorlardı. Mesela kimisi Çırpınırdı Karadeniz’i ıslıkla çalıyor, ama anormal kızdırıyordu tabii. Hafiften böyle Mehter Marşı mırıldanıyorlardı, acayip bir gerilim olmuştu o zamanlar. Ama ne var? Ne güzel çocuklar, Çırpınırdı Karadeniz çok güzel ve içli bir şarkıdır, bir hasreti ifade eder. Onda rahatsız olacak bir şey yok. Mehter de bizim milli musikimiz, çok güzel. O zamanlar çok gergindi, ama şu an Marksistler eski; yani o devrin azgın ve saldırgan tavrı içerisinde değiller, daha olgun, daha halim selim oldular, çok değiştiler. Konuşmalarında daha açık gibi geliyorlar bana. Kitap verilebilir, konuşulabilir. Bu sevimli hanıma, bu kız kardeşimize dağıtması için de kitap verebiliriz biraz, on tane de öyle o diğer kitaplardan verelim, önemli gördüğü arkadaşlarına orada dağıtabilir kitapları, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Azerbaycan’dan haberler var Hocam. Gazetelerde “Orta Doğu’da yaşanan olaylar, Azerbaycan’a sıçradı” şeklinde haberler yer alıyor. 11 Mart’ta Azerbaycan’da büyük bir eylem olacakmış. Büyük halk günü verilmiş bu eylemin adına. Tüm muhalifler destek veriyorlarmış gösterilere. Hükümet müdahale amacıyla şimdiden Bakü’ye asker sevkiyatında bulunmuş. Bir talep listesi açıklanmış şu şekilde; “Bir; acil bir şekilde sosyal, toplumsal ve politik reformlar yapılsın. İki; reformların hazırlanabilmesi için erken meclis seçimi kararı alınsın”. Üçüncü olarak; “Bakanlar kurulu görevden alınsın. Bakan ve bölge valilerinin mal varlıkları araştırılsın, yolsuzluk faaliyeti durdurulsun. Soruşturma sonuna kadar bulundukları görevlerden uzaklaştırılsın. Dört; sosyal adalet temin edilsin. Petrol ve diğer enerji kaynaklarından elde edilen milli gelirlerin adil bir şekilde paylaşımı için gereken adımlar atılsın. Memur ve emekli maaşları en az iki misline çıkartılsın. Fiyatların yapay bir şekilde yükselmesi önlensin. Beş; siyasi mahpuslar bir an önce serbest bırakılsın. Altı; Temel insan hak ve özgürlükleri üzerindeki sınırlandırmalar kaldırılsın.” Bu şekilde talepler varmış ve gösteriler yapılacakmış.
ADNAN OKTAR:Evet. Ama demokratik çizgiyi muhafaza çok önemli, makul olabilir o talepleri, çünkü biz Azerbaycan’daki o durumu bilmiyoruz, ama demokratik çizgiden hiç sapmamak lazım. Şiddet hiçbir şekilde olmaz. Makul, tutarlı, şefkatli bir politika izlenmesi gerekiyor. Çünkü Azerbaycan bizim canımız, biz Azerbaycan’da kargaşa istemiyoruz. Türk İslam Birliği’nin çok önemli öncü aslanları onlar, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir kitabınızı tanıtabilir miyim?
ADNAN OKTAR:Tanıt.
ALTUĞ BERKER: “Kehf Suresi’nden Ahir Zamana İşaretler.”Peygamber Efendimiz (s.a.v), Kehf Suresi’nin ahir zamanla bağlantısı bulunduğunu bildirmişti, inşaAllah. Bir hadiste; “kim onun (deccalin) cehenneminin belasına uğrarsa, Allah'tan yardım dilesin ve Kehf Suresi'nin ilk ayetlerini okusun. ‘Ki ateş İbrahim’e olduğu gibi bu ateş de o kimseye soğuk ve selamet olsun’” şeklinde bildirilmişti. Siz de bu kitapta tüm ayetleri tek tek açıklayarak anlatıyorsunuz, inşaAllah. Bu kitabı isteyen kardeşlerimiz www.GlobalKitap.Com internet sitesine kayıt olabilirler, ya da 0216 444 444 1 numaralı telefonu arayıp oradan alabilirler. Kitap evinden, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:“Tahir Büyükkörükçü Hocamız da Hakka yürüdü” şeklinde bir haber var. Onun şehadet haberi de geldi. Bakın söylüyorum, bu 10 ve 20 yıl çok kritik, diyorum. Cübbeli gibi tiplere ben bunu anlatmakta zorlanıyorum, ama aklı başında aydın kardeşlerimiz çok iyi anlıyorlar. Bakın büyük, dev bir mücahid daha Hakka yürüdü. Böyle büyük dava adamları teker teker ayrılıyorlar. Müslümanlar bir an önce ve süratle Türk İslam Birliği’ni oluşturmak durumundadır, inşaAllah. Hatta ben, bizim çocuklara dedim, Hocamız’la bir röportaj yapın dedim. Hasta, çok hasta, durumu müsait değil, dediler. Fakat tabii hayır var, inşaAllah. O da vazife başında, cihad halindeyken Hakka yürüdüğü için o da şehit hükmünde, inşaAllah. Çok değerli, çok muhterem bir insandı, Allah rahmet etsin. Allah geride kalanlara uzun ömür versin. Milletimize sağlık, selamet versin, iyilikler versin, güzellikler versin, inşaAllah.
İlker; “Selamun Aleykum Hocam.” Aleykum Selam. “Hocam dün akşam Flash TV de Cübbeli Hoca vardı ve Hz. Mehdi (a.s)’ın muhakkak geleceğini, ama bu yüzyılda gelmeyeceğini ve hiçbir alametinin çıkmadığını söyledi. Ben anlamıyorum, bu insan okumuş alim bir kişi, bunca alamet çıkmışken, bütün Ehl-i Sünnet alimleri 1400 senesinin başlarında Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkmasına işaret etmişken ve Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerine göre 1400 ve 1500 arasında her şeyin biteceği açıkken, bunu bildiği halde neden bunu anlamazlıktan geliyor? Ve neden İmam-ı Rabbani’nin oradaki sözünü, kitabındaki sözünü çarpıtarak Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerine karşı onu bir sığınak olarak kullanmaya kalkıyor?” diyor özetle kardeşimiz. Doğru söylüyor. Cübbeli hadis ile değil de, sadece ve sadece İmam-ı Rabbani’nin; işte yirmi beş yıl geçti, otuz yıl geçti, Hz. Mehdi (a.s) çıkmadı, demiş kendi zamanında. Bundan sonra çıkmaz, demiş. Ona kafasını bağlıyor, hadisi esas almıyor, Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerini esas almıyor. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerini esas alması lazım, sonra alimlerin sözü gelir. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisine göre; “yedi bin yıldır” diyor. 7000 yıllık bir tarih veriyor, “bunun 5600 yılı geçmiştir” diyor Peygamberimiz (s.a.v). Buradan anlıyoruz ki ümmetimizin ömrü 1400 ile 1500 arasında, o kadar, başka da vakit yok. Sekiz tane hadis var, bu sekiz hadisi hiç yerine koyuyor Cübbeli, hiç hükmünde onun için. Alametlerle ilgili hadisleri, onları da hiç yerine koyuyor. Fırat’ın suyunun kesilmesi, on beş gün arayla ay ve güneş tutulması; onu da inkar ediyor. Nerde bu, on beş gün arayla ay ve güneş tutulması olmadı, diyor. Takvim yapraklarıyla ispat ediyoruz, olmadı diyor. Ben bu adama ne diyeyim kardeşim? Fırat’ın suyu kesiliyor, Fırat’ın suyu kesilmedi, diyor. Fırat’ın suyu kesilmiş, gazetelerde yazdı, görüyoruz. Kabe’de baskın oluyor, Kabe tarihinde ilk defa kan akıtılıyor, Kabe’de kan akıtılmadı, baskın da olmadı, diyor. Hayal mi görüyoruz o zaman, gazeteler yalan mı yazdılar? Yüzlerce kişi orada şehit oldu, katledildiler, olaylar oldu, değil mi? Hac engellendi, gazetelerde sürmanşetten yazdı, yok olmadı öyle bir şey, diyor. Kuyruklu yıldızlar çıkmadı, öyle bir şey de yok, diyor. Irak’ın işgali? O sayılmaz, diyor. Afganistan’ın İşgali? O da sayılmaz, diyor. Kardeşim senin sorunun nedir? Hadisleri sen bir kere örtbas etmeye çalışıyorsun, örtbas edemezsin. Bakın dün bana Karadeniz’den gençler geldiler, Trabzonlu’ydu o gelen çocuklar.“Hocam biz önce Cübbeli taraftarıydık” dediler. Cübbeli’den taraftık dediler. “Fakat sizin açıklamalarınızdan sonra biz gerçeği anladık” dediler; beş tane delikanlı. Gerçekten anlayamıyoruz, hayret, nasıl böyle anlamazdan geliyor, nasıl bunları yapıyor? Siz söylemeseydiniz bunu anlayamazdık, bunun durumunu anlayamazdık. Allah razı olsun anladık, herkese de anlatıyoruz, aydınlatıyoruz, dediler. Beş tane Trabzonlu, hiç tanımıyorum gençleri. Ama bayağı mantıklı, akıllı çocuklar böyle. Hepsi de üniversite mezunu çocukların, Trabzon’un aydın gençlerinden böyle, çok hoşuma gitti. İmam Rabbani söylüyor ama, İmam Rabbani zamanında; şimdi vakit geçmiş doğru, ama deccal çıkmamış. İslam alemi gürül gürül devam ediyor, Osmanlı devam ediyor. İslam yaşanıyor, Halife var başta, Müslümanlar başsız değil. Ve en önemlisi deccal yok, deccal çıkmamış, süfyan çıkmamış. Cayır cayır İslam yaşanıyor ama zayıflamış. Fakat böyle bir alamet yok ve Hz. Mehdi (a.s)’ın alametlerinden sadece kuyruklu yıldız çıkmış, bir tane kuyruklu yıldız çıkmış, başkada hiçbir alamet yok, başka alamet yok. Bu durumda ne diyor İmam Rabbani? “Hz. Mehdi (a.s) çıkmadı” diyor; bu kadar süre geçtiği için, bu kadar vakit geçtiği için. Haklı, yüz yıl başından sonra yirmi beş, otuz sene geçtiği halde Hz. Mehdi (a.s) çıkmadıysa, bu alametler çıkmadıysa, deccal çıkmadıysa bunun bir delili olur. Delili ne? Bakıyor deccal yok, süfyan da yok. Kuyruklu yıldızlardan bir tanesi çıkmış, diğeri çıkmamış. İki uçlu kuyruklu yıldız çıkması lazım; önemli o, onu özellikle vurguluyor, o çıkmamış mesela. Bunu en önemli alametlerden biri olarak onu vurguluyor; iki ucu olan kuyruklu yıldız. Bu var ama bu o değil, diyor. İki uçlu kuyruklu yıldız gerekiyor, diyor. Kabe’ye baskın yapılmamış, Kabe’de Hac engellenmemiş, hiçbir alamet olmamış. Yirmi beş-otuz sene de geçince ne desin? Hz. Mehdi (a.s) çıkmayacak, diyor. Ben olsam o devirde, ne derdim? Ben de aynısını derdim, kim olsa aynısını der. Bundan daha makul ne olabilir, bunun aksini kim söyleyebilir? Ama İmam Rabbani bu devirde olsa; bütün alametler çıkmış, Peygamberimiz (s.a.v)’in hadisi açık. “7000 yıl, 5600 yılı geçmiş” diyor. Sekiz tane hadis var. İmam-ı Rabbani bu hesabı yapar, 7000’den 5600’ü çıkartır, 1400 ile 1500 kalır. Ne diyecektir? Hz. Mehdi (a.s) mutlaka bu yüzyılda gelecek diyecektir. Kuyruklu yıldızlar çıktı diyecektir, on beş gün arayla ay ve güneş tutulmaları oldu, Kabe’de kan akıtıldı, Hac engellendi, Afganistan işgal edildi, Azerbaycan işgal edildi, Irak işgal edildi, bütün hadisler gerçekleşti ve en önemlisi deccal çıktı der. Bakın, “dünyanın binde 999’u dinsiz oldu” diyor, Menzil’in o mübarek ve büyük şeyhi, o değerli alim açıkça bunu ifade ediyor ve “Hz. Mehdi (a.s) şu an hayatta” diyor. İmam-ı Rabbani de olsa aynı şekilde Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini söyleyecekti. Kim olursa olsun aynı şeyi söyleyecekti. Nitekim İmam-ı Rabbani’nin muhiplerinden, onu çok seven, ona aşkla bağlı olan Mehmet Talu Hocamız; Mahmut Hocamız’ın adeta sağ kolu gibidir, çok değerli ve büyük bir alimdir, Cübbeli’yi bin kere cebinden çıkarır, onun ilminin yanında Cübbeli’nin ilmi çok çok çok az, kıyas olmayacak derecede az; böyle bir insan ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) çıktı, şu an alenen hayatta” diyor. Muhammed Raşid Erol Hazretleri ne diyor, büyük Nakşibendi Şeyhi? “Şu an Hz. Mehdi (a.s) hayatta” diyor, bitti. Ondan sonra Cübbeli çıkmış, ben Fatih Altaylı ile beraber karar verdim, Hz. Mehdi (a.s) bu yüzyılda gelmeyecek, diyor. Aydın Doğan’la beraber karar verdim, bu yüz yılda Hz. Mehdi (a.s) gelmeyecek, diyor. Sen Aydın dedenle, Fatih ağabeyinle öyle yan yana oturmaya devam ediyor olabilirsin, aynı kafada olabilirsin. Ehl-i Sünnet uleması ittifakla ve Şia da ittifakla Hz. Mehdi (a.s)’ın geldiğini söylüyor.
Mehdiyet devri demek, demokrasinin, özgürlüğün, akılcılığın en güzel yaşandığı devir demek. Atatürk’ün vasiyetinin yerine etmesi demek. Atatürk ne diyor? “Türk İslam Birliği olacak.” Bütün İslam alemi birleşecek, ülkeler ayrı ayrı, devletler ayrı ayrı, rejimler ayrı ayrı kendilerini muhafaza ediyorlar, fakat manevi bir birlik oluyorlar. Bunun adına İttihad-ı İslam denir. Atatürk’ün vasiyeti, Peygamberimiz (s.a.v)’in de bize bildirdiği müjdedir, inşaAllah.
SUNUCU: “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza 00:30 dan itibaren Aksu TV, Gaziantep Olay TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz.
ADNAN OKTAR: Şeytandan Allah’a sığınırım Nahl Suresi 113;“Andolsun, onlara kendi içlerinden bir elçi,” bir Hz. Mehdi (a.s),“gelmişti, fakat onu yalanladılar; böylece zulümlerine devam etmektelerken azab onları yakaladı” diyor Allah. 2007 tarihini veriyor ebcedi, 2007. 116’cı ayette de diyor ki Cenab-ı Allah; “Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin.” Ahir zaman yobazlarına da işaret var burada, hani şu haram, şu helal diyorlar ya. Kaynak, hurafe. Kuran’da var mı? Yok. Neye göre? Kendi kafama göre, ben duydum, diyor. Nereden duydun? İşte hurafeden. “Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler.” Rezil rüsva olursunuz, diyor Allah. “(Bu dünyada olup biten) Pek az bir metadır. Onlara ise acı bir azab vardır” diyor Cenab-ı Allah.
Web siteleri
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Evrimcilerin İtirafları
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...Makaleler
Devamı ...