ALTUĞ BERKER: Buyrun Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Said Özdemir Hocamız’ı dinleyelim biz. Öyle olayları en güzel anlatanlardan birisi o, Said Özdemir Hocamız.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah.
VTR: Said Özdemir Hocamız ile Sohbet.
ADNAN OKTAR:Evet. Ne diyorsun Berker Hocam, Hocamın anlattıklarına?
ALTUĞ BERKER:MaşaAllah Hocam. Elhamdülillah. İttihad-ı İslam’ın en çok üzerinde duran sizsiniz, Allah’ın izniyle inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Müslüman arkadaşlarımız, Müslüman kardeşlerimiz, inanan kardeşlerimiz bu konuya çok akılcı bakacaklar, gayet samimi bakacaklar. Ben ne ilave yapıyorum ne çıkartma yapıyorum, bayağı candan olayı anlatıyorum. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) detaylı anlatmış. Anlattıklarının çıkıp çıkmadığını teknik olarak, akılcı olarak, samimi olarak inceliyoruz. İncelediğimizde olayların birer birer çıktığını görüyoruz. Yani ben mesela, Kabe’de baskın olmasını nasıl kapatayım, ne diyeyim? Yani Müslüman bunu nasıl örtbas eder ve neden örtbas etsin, niye gizleyelim? Diyor ki Peygamber Efendimiz (s.a.v); “Hz. Mehdi (a.s.) devrinde Kabe’de baskın olur” diyor. Tam Hicri 1400’de Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış zamanında Kabe’de baskın oldu ve Hac engellendi; Kabe’nin tarihinde ilk defa oldu, bir kere oldu bu olay, ilk defa. Çok büyük bir olay. Bunu bir Müslüman’ın örtbas etmesi için bir mantık olması gerekiyor. En başta Allah’tan korkmaması gerekir. En başta Allah’tan korkmaması gerekir. Allah’tan korkan, Resulullah (s.a.v.)’i seven, samimi bir Müslüman’ın böyle bir gerçeği gizlemesinin anlamı ne, ne için gizlesin? On beş gün arayla Ay ve Güneş tutulmaları hayret edecek şekilde Ramazan ayında oldu. İki kere üst üste oldu. Bu niçin gizlensin? Fırat’ın suyu, Fırat Nehri’nin binlerce yıllık tarihinde hiç kesilmemiştir, ilk defa kesildi. Bu neden gizlensin? Peygamberimiz (s.a.v) diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışının büyük alametleridir bunlar” diyor. Bakın bir küçük alametleri var, bir de büyük alametler. Büyük alamet artık gözümüzün önüne gelmiş, gözümüze yapışıyor nerdeyse. Bunu görmezden gelmenin anlamı ne? Cübbeli Hazretleri bunu örtbas etmeye çalışıyor, kapatmaya çalışıyor bu gerçekleri. Bir tane, iki tane, on tane, yirmi tane değil. İmam-ı Rabbani, İbn-i Hacer-i Mekki’nin, ‘El Kavlul Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyyil Muntazar’ isimli eserine dikkat çekiyor. O kitapta bu konular çok detaylı anlatılıyor. İmam-ı Rabbani’nin kendi zamanında “Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadı” demesinin nedeni; ne deccal çıkmış, ne süfyan çıkmış, ne İslam alemi paramparça olup perişan olmuş, ne Müslümanlar başsız kalmış; ortada hiçbir şey yok ve en önemlisi; bunlar da en önemli konular fakat Hz. Mehdi (a.s.)’ın büyük alametleri çıkmamış. Büyük alametler çıkmayınca, “Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadı” demesinden daha normal ne olabilir? Yani yirmi beş - otuz sene geçtiği halde Hz. Mehdi (a.s.)’ın büyük alametleri yoksa, deccaliyet yoksa, dinsizlik dünyayı kaplamamışsa, Müslüman alemi paramparça olmamışsa “Hz. Mehdi (a.s.) çıkmamış” demek aklı başında her insanın söyleyeceği sözdür zaten; aksini kimse söyleyemez ki. Fakat İmam-ı Rabbani devrimizde olsa; İslam alemi paramparça olmuş, yüzde doksan dokuzu insanların dinsizliğe sürüklenmiş, böyle büyük bir fitne meydana gelmiş, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışının büyük alametlerinin tamamı oluşmuş, deccalın zuhur ettiğini herkes görüyor, Cübbeli ağlayarak anlatıyor, “bütün İslam alemi paramparça” diyor ve Müslümanlar başsız kalmış. Peki, böyle bir ortamda İmam-ı Rabbani’ye sorulsa; “efendim bütün hadisler çıktı. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in söylediği kuyruklu yıldızların ikisi de çıktı. İki uçlu dediğiniz kuyruklu yıldız, hadislerde belirttiğiniz, bu da çıktı. On beş gün arayla Ay ve Güneş tutulması da oldu. Kabe’de baskın da oldu. Fırat’ın suyu da kesildi. Irak işgal edildi, Afganistan da işgal edildi. Diğer küçük alametlerin tamamı çıktı ve diğer büyük alametlerin de tamamı çıktı efendim. İslam alemi kan ağlıyor, param parça ve fitneye düşmüş ve Müslümanlar başsız. Bu durumda, sizce Hz. Mehdi (a.s.) çıkmış mıdır, çıkmamış mıdır?” denilse, ne diyecek? “Hz. Mehdi (a.s.) çıkmıştır” diyecek tabii. İkinci bir açıklaması var mı bunun? O zaman Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hadislerinin tamamını reddetmek gerekiyor o zaman. Yani yüzlerce hadisi reddetmek gerekiyor, ya hepsini kabul etmek gerekiyor. Cübbeli, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in yüzlerce hadisini reddedip, İmam-ı Rabbani’nin arkasına sığınmaya çalışıyor. Yani Peygamberimiz (s.a.v)’e karşı İmam-ı Rabbani’yi kullanmaya çalışıyor. “Peygamberimiz (s.a.v) böyle söylüyor ama İmam Rabbani de böyle söylüyor. Ben İmam-ı Rabbani’nin arkasına sığınıyorum” diyor. Bir kere İmam-ı Rabbani’nin arkasına sığınması ve Peygamberimiz (s.a.v)’e karşı bir strateji oluşturması çok anormal bir hareket. İmam-ı Rabbani, Peygamberimiz (s.a.v)’e hayran bir insan, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’e bağlı bir insan, aşkla seven bir insan. Peygamberimiz (s.a.v)’in hadislerinin tamamı çıktığında ağlayarak sevinçle ifade ederdi İmam-ı Rabbani Hazretleri olsaydı. Ama kendi zamanında hiçbiri çıkmayınca Resulullah (s.a.v.)’a gönderme yaparak, hadislere gönderme yaparak; “gelmedi” demiştir. Cübbeli ne yapıyor? İmam-ı Rabbani’ye gönderme yapıyor. Peygamberimiz (s.a.v)’in yüzlerce hadisini önemli görmüyor. Peygamberimiz (s.a.v)’i de orada önemli görmüyor, açıklamasını. İmam-ı Rabbani’nin böyle dediğini ve yanlış anladığı bir konudan dolayı, bakın İmam Rabbani’nin sözü öyle olmadığı halde, amacı o olmadığı halde İmam-ı Rabbani’nin arkasına sığınıp kendince ümmeti yanlış yola götürmeye çalışıyor. Bir kısım adamlar da ona inanıyor veyahut inanıyor gibi görünüyorlar. Bak, Mehmet Talu Hocamız, büyük alim; baktı bütün hadisler çıkmış, büyük alametler çıkmış, İslam alemi paramparça. Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkmaması mümkün olmadığı için, yani mümkün değil çıkmaması, kesin olduğu için çıkması; Bediüzzaman’ın açıklamaları, ulemanın açıklamaları, Menzil’deki o büyük mürşitlerin açıklamaları; hepsi bir araya gelince, Şeyh Nazım Kıbrisi’nin açıklamaları bir araya gelince, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktığını açıkladı. Ama bak dedi ki ayrıca; “ben” dedi, “bu konuyu Mahmut Hocamız’a açıkladım, o ‘hayır’ demedi” dedi, “‘inşaAllah’ dedi” dedi. “Alametleri açıkladım, olayları açıkladım, hepsini açıkladım. ‘Efendim Hz. Mehdi (a.s.) çıktı, hayattadır’ dedim” dedi. “O da; ‘inşaAllah’ dedi” dedi. Bu ne demektir?
ALTUĞ BERKER: Tasdik.
ADNAN OKTAR: Tasdik, değil mi? Ama Cübbeli şimdi oradaki konumu iyi değerlendiriyor, kendince. Şimdi çok kurnaz olduğu için müthiş bir sistem meydana getirmiş. Bir kere avantajları var; Fatih Altaylı’nın desteğini almış, Aydın Doğan’ın desteğini almış. Mahmut Hocamız’ın, yaşlılıktan kaynaklanan; her insanda olur, güçsüzlüğü var. Yani hem konuşma güçsüzlüğü var, hem beden güçsüzlüğü var. Ondan da istifadeyle, biraz da diyor ki; “çenem kuvvetli” diyor ya böyle, onun üstünde de bazı durumlar var. Etrafında oluşturduğu ekibinde baskı gücüyle orada bir kontrol meydana getirdi kendince. Ama destekleyene dikkat edin; Fatih Altaylı ve Aydın Doğan’ın desteğini alıyor. Yani bu çok acayip bir şey. Aydın Doğan’ın bütün takımının desteğini alıyor, olduğu gibi. Fatih Altaylı’nın bütün takımının desteğini alıyor. Onları da arkasına alıp böyle bir ortamda faaliyete başladı. Şimdi Mahmut Hocamız buna karşı tavır almış olsa, bunun ne yapacağı da belli değil. Yani nasıl bir tavır koyacağı belli değil bunun, yani o topluluğa o camiaya karşı nasıl bir tavır koyacağı. Çünkü sıkıştığında her şeyi söylüyor, konuşuyor, diyor; “ben” diyor, “ödlek korkak adamın birisiyim ben” diyor. Rahat adam yani, öyle bir şeyi yok. Mesela, ne bileyim, başka şeyler de var ama şimdi tek tek söylemeyeyim. Dolayısıyla köşeye sıkıştığında, Mahmut Hocamız’ın buna tavır koyması konumunda o insanlara, o topluluğa kendisi ve etrafındaki o küçük ekibiyle ne yapacağı belli değil. O yüzden kimse de ses çıkaramıyor buna karşı. Mesela Lalegül FM’den o büyük müceddidin, o büyük alimin, Mehmet Talu Hocamız’ın yazılarını çıkartıyor. Kimse bir şey diyemiyor; “tamam” diyorlar. Başka bir şey oluyor, tavır koyuyor adam, kimse bir şey diyemiyor. Mahmut Hocamız’ın gençliği devresi olmuş olsaydı, bu adım atamazdı. Yani nefes dahi alamazdı, böyle bir şey olmazdı. Şu anki ortamı çok iyi değerlendiriyor, çok teknik değerlendiriyor, özellikle etrafındaki ekibiyle. O ekibinin de kendine has özellikleri var. Ve çok iyi de tanıdığı için o çevreyi, oradaki insanların zaaflarını da çok iyi bildiği için, eksikliklerini çok iyi bildiği için, fazlalıklarını iyi bildiği için, her şeyi çok iyi bildiği için muazzam bir kontrol meydana getirmiş durumda. Ama biz tabii yanlış ve eksik yönlerini vurgulamaya devam ediyoruz. Çünkü Türk İslam Birliği’ni engelleme konusunda akıl almaz bir kararlılığı var ve Müslümanları pasifize etmede müthiş üstat. Onları psikolojik olarak adeta eziyor.
Bak diyor ki Arifan Dergisi’nde; Cübbeli’nin dergisi, “Hz. Mehdi (a.s.) çıktı” diye başlık atmış, “diyerek Resulullah (s.a.v.)’e muhalefet edenler”. Allah Allah. “Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadı” demek, Peygamber (s.a.v.)’e uymak oluyormuş; “Hz. Mehdi (a.s.) çıktı” demek, Peygamber (s.a.v.)’e muhalefet oluyormuş. Peygamberimiz (s.a.v.); “müjdelenin” demiyor mu “Hz. Mehdi (a.s.)’la”?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
SUNUCU: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s.)’ın alametlerini saymıyor mu, anlatmıyor mu? Sen anlatıyor musun Peygamberimiz (s.a.v.)’in alametlerini? Anlatmıyorsun. “Fırat’ın suyu kesildi” dedin mi sen hiç?Diyor musun? Demiyorsun. “Kabe’ye baskın yapıldı” dedi mi hiç Cübbeli? Duydunuz mu siz?
ALTUĞ BERKER: Hayır.
ADNAN OKTAR:“On beş gün arayla güneş ve ay tutulmaları oldu” dedi mi?
ALTUĞ BERKER: Hayır.
ADNAN OKTAR: Demiyor. Peki, bu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini kapatmak, anlatmamak, örtbas etmek; Peygamberimiz (s.a.v.)’e muhalefet bu değil mi? Muhalefeti yapan sensin. “Muhalefet edenler” diyor, “ya ruhen hastadırlar ya da bir yerlere hizmet etmektedirler.” Bediüzzaman da o zaman ruh hastası onun dediğine göre, Şeyh Nazım Hocamız da, haşa, ruh hastası, Mehmet Talu Hocamız da ruh hastası, Menzil’in büyük mürşitleri, Muhammed Raşit Erol Hazretleri de ruh hastası. Sabaha kadar sayacağım mürşitler hepsi ruh hastası; bir tek ruhen sağlıklı olan Cübbeli kalmış oluyor, onun dediğine göre haşa. Aklını başına alacak. Bu dergiyi ele geçirmiş olması, toplulukta bir yerleri ele geçirmiş olması onun son derece aleyhine. O zannediyor ki; “çok büyük bir şeyler yapıyorum”, “başarılı bir şeyler yapıyorum” zannediyor. Her şey aleyhine oluyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerini, yedi bin yılla ilgili hadisleri sen çıktın Fatih Altaylı’nın programında bildiğin halde hadisi doğru söylemedin. Dedin ki; “yedi bin yılla ilgili hadis yok” dedin. Açıkça reddettin. Sonra biz uyarınca, “doğru söylemiyorsun” diye her yerde anlatınca mecbur oldun, dedin ki; “böyle bir hadis vardır” dedin. Ama hiç bahsetmiyorsun, sekiz tane hadis var. “Yedi bin yıldan beş bin altı yüz yıl geçmiştir” diyor, İmam-ı Hanbel bildiriyor. Hanbeli mezhebinin kurucusu, büyük müceddid, büyük müçtehit ve hadis alimi, büyük, muhterem bir insan bu gerçeği bildiriyor, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu hadisini bildiriyor. Hiç ağzına alıyor musun bu hadisi, söylüyor musun? Söyleyemiyorsun. Yedi bin yılla ilgili hadisleri söyleyebiliyor musun? Söyleyemiyorsun. Yedi binden beş bin altı yüzü çıkaramayacak kadar senin imkanın, aklın yetersiz değil, biliyorsun; fakat anlamazlıktan geliyorsun. Dolayısıyla bak kendince uyanıklık yapıyor. Onun meşhur yöntemi. Bir tane hadis koymuş, diyor ki; “Abdullah ibni Amr (r.a.)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur; “Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında başında bir bulut parçası bulunacaktır ki, onda bulunan bir melek; ‘dikkat, işte bu şahıs Hz. Mehdi (a.s.)’dır, ona uyun’ diye nida edecektir.” İmam-ı Rabbani, Mektubat ve Taberani’de. Şimdi böyle bir hadisin olmadığını, yani bu hadisin doğru olmadığını ve meleğin alenen görünemeyeceğini, Hz. Mehdi (a.s.)’ın alenen görünmesinin imtihan sırrına münafi olduğunu kendisi çok detaylı sonra anlattı. Peki, bu hadisi niye koyuyorsun o zaman? Ya o anlattıkların doğru değil, ya buradaki mantık doğru değil. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bu konudaki hadisleri çok fazla. O hadislerden bir tanesini seçmiş. Rivayetlerde diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında başında bir bulut olacaktır” diyor; fakat başka bir rivayette; “sarığın içinden” diyor bak; “sarığın içinden bir şahıs çıkarak; ‘falanca kişi Hz. Mehdi (a.s.)’dır, ona uyun’ diyecek” diyor. “Şahıs.” “Melek” demiyor; “şahıs”. Bazı raviler melek olarak almışlar; ama bazı rivayetlerde de şahıs olarak çıkıyor. Hadislere uygun olan, Kuran’a uygun olan şahsın çıkmasıdır. Yani hadislerin içerisinde eğer bütün bu hadislerin içinde bir seçim yapacak olursak; biz, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden, ayete uygun olanı seçeriz. Cübbeli de ne diyor, kendisi de ne diyor? “Hiçbir şekilde bir melek görünemez” diyor, “görünmez” diyor. “Aklın ihtiyarını kaldırır” diyor “imtihanı kaldırır” diyor, açıklıyor. Yayınlayalım bak görelim.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanındaki meleğin görünmeyeceğini söylüyor.
ADNAN OKTAR:Evet, meleği görüyor muymuş? Bak “meleği görmüyor” diyor. Bir de yine meleklerin görülemeyeceğini anlattığı ikinci bir açıklaması daha var, onu da yayınlayalım. Cübbeli’nin insanları nasıl yanlış yola sürüklediğini bizzat kendi ifadelerinden görüntülemiş olalım.
VTR: Cübbeli, hadisi yanlış yorumlayıp meleklerin açıkça, insanların duyacağı şekilde “Bu Hz. Mehdi (a.s.)’dır diyeceğini söylemiştir. / Cübbeli, Flash TV’de ise insanların melekleri görmesinin imtihan ortamını kaldıracağını söylüyor.
ADNAN OKTAR:Evet. Bak, şimdi açtım; Ahmed İbn-i Hacer-i Mekki Hazretleri’nin El Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar. Açınca bak yirmi ikinci sayfa çıktı, tam o ilgili sayfa çıktı. Bakın Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? Yirmi ikinci sayfanın, yirmi ikinci maddesi: “Hiçbir tarafın ondan mahfuz kalmayacağı bir fitne zuhur edecek. Bu fitne kaldığı yerden hemen başka bir tarafa yayılacak”. Yani sürekli İslam aleminde ayaklanmalar, kargaşalar, olaylar çıkacak. “Ve bu durum bir münadinin”. “Bir münadi”. Melek değil. Münadi; seslenen, nida eden. Münadi; seslenen herhangi birisi demektir. “Bir münadinin semadan seslenerek” gökyüzünden, dünyayı kaplayan gökyüzünden seslenerek , “‘ey insanlar, emiriniz artık Hz. Mehdi (a.s.)’dır’ demesine kadar devam edecektir.” Şimdi radyo dalgalarıyla televizyon dalgaları semada oluyor. Bir münadi seslendiğinde, bir insan seslendiğinde bütün semayı ses dalgaları kaplıyor, bütün dünya seması. Zaten sema deyince belirli bir sema değil; çünkü “bu belirli bir bölgede, belirli bir yerde olacak” demiyor Peygamberimiz (s.a.v.). Bütün semayı kaplıyor, yani gökyüzünü kaplayan ses dalgaları. “Bir münadi” bir insan konuşuyor; radyodan, televizyondan, internetten konuşuyor. Radyo nereden yayıyor? Semadan yayıyor. Televizyon nereden yayıyor? Semadan yayıyor. “Semadan seslenerek; ‘ey insanlar, emiriniz artık Hz. Mehdi (a.s.)’dır’ demesine kadar devam edecektir.” Bir insanın hitabetinden bahsediliyor burada, melekten bahsedilmiyor. Bak, bu işine gelmediği için bu hadisi almamış. Çok uyanık. Derginin kapağına o hadisi koymuş. Çünkü onun imkânsız olduğunu bildiği için, onun kilitleyici olduğunu düşünüyor. Yani o cahil aklıyla, bu hadisle Müslümanların kilitleneceğini, dolayısıyla Mehdiyet’in savunulmasının imkansız olduğunu düşünüyor. Yani Peygamberimiz (s.a.v.)’in hükümlerini, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hükümleriyle çürüteceğini zannediyor. Kafası böyle işte, bu mantıkta. Halbuki Peygamberimiz (s.a.v.) ayrı ayrı açıklıyor.
Yirmi üçüncü hadiste; “Hz. Mehdi (a.s.) çıkarken başında bir sarık olacak.” Hz. Mehdi (a.s.)’ın başında; evinde sarık da sarabilir, başka bir yerde sarık da sarabilir; başında bir sarık olacak. Bu onun hükmünü oluşturur. Şimdi bak; “ve” diyor, ikinci bir yere geçiyor; “ve bir münadi” seslenen birisi var. Şimdi, başında sarık olması ayrıdır, Hz. Mehdi (a.s.)’ın başında bir sarık var, tamam; bir kere bile başına sarık sarmış olsa bu hadisin hükmü yerine gelir. “Ve bir münadi” bir insan; melek değil. “Bir münadi” seslenen. Melek olduğunda “melek” diyor Peygamberimiz (s.a.v.). Münadi; hitabeden, nida eden bir insan. “‘Bu Allah’ın halifesi olan Hz. Mehdi (a.s.)’dır, ona uyunuz’ şeklinde nida edecektir” konuşacaktır. Radyodan, televizyondan veyahut internetten hitap ettiğinde, bu dünyaya semadan yayıldığında bunun hükmü oluşmuş olur. Ne diyor bak buradaki hadiste de? “Semadan seslenerek” diyor. Bütün dünya semasını kaplayacak bir ses. Bak nitekim Cübbeli de konuşuyor, diyor ki; “her kavim” diyor, “kendi dilinden duyar” diyor. Mesela bak, biz burada konuşuyoruz; İngilizce ve Fransızcaya çevriliyor. Şeyh Ahmet Yasin Hocamız konuşuyor; Rusçaya çevriliyor, İngilizceye çevriliyor, Fransızcaya çevriliyor, birçok dillere çevriliyor. Bir başka kardeşimiz konuşuyor; sekiz, on dile çevriliyor. Her yerden bu yayılıyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktığına dair bir haber olduğunda biz bunu nida ediyoruz, bir münadi olarak açıklıyoruz. Şeyh Nazım Hocamız nedir? Bir münadidir. O açıklıyor; radyolardan, televizyonlardan her yere birçok yabancı dilde semadan yayılmış oluyor. Semadan yayılıyor. Her kavim kendi dilinden duyuyor. Tercüme ediliyor anında.
Bak, yirmi dördüncü hadis. Hadisler devam ediyor. İşine gelmemiş bak yirmi ikinci, yirmi üçüncüyü almamış. Yirmi dördüncü hadis; “Hz. Mehdi (a.s.), başının üzerinde; ‘bu Hz. Mehdi (a.s.)’dır, ona uyunuz’ şeklinde çağıran bir melek olduğu halde çıkacaktır.” Bu meleği nasıl açıklıyor kendisi? “Görünmeyecek” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanında melek var, tamam; ama bak sen açıklık getiriyorsun, diyorsun ki; “bu melek görünmeyecek” diyorsun. Demek ki melek alemine o melek ne diyor? “Bu Hz. Mehdi (a.s.)’dır, ona uyunuz” diyor. Çünkü binlerce, on binlerce melek Hz. Mehdi (a.s.)’a yardım ediyor. Meleklere nida eden, onlara duyuran bir melek gerekir. Onlara Hz. Mehdi (a.s.)’ın varlığını bildiren bir melek olması gerekir. O melek, diğer melekleri uyarıyor; “bu Hz. Mehdi (a.s.)’dır, buna uyunuz” diyor. Onlar da onun emrine giriyorlar. Ve on binlerce meleğin Hz. Mehdi (a.s.)’ın emrine gireceğini hadislerde Peygamberimiz (s.a.v.) belirtmiş. Ama meleklerin de başı var, melekleri de idare edenler var. Onlardan görevli olan melek, Hz. Mehdi (a.s.)’ın başı hizasında bulunup, diğer melekleri uyarıyor, hatırlatıyor ve onlar da onun emrine giriyorlar. Cübbeli’nin aklının sarmadığı olayın açıklaması işte bu.
Bak yirmi ikinci, yirmi üçüncü hadisleri almamış, yirmi dördüncü hadisi de yanlış anlayıp koymuş. Halbuki yirmi dördüncü hadisi zaten kendisi açıklıyor. “Hz. Mehdi (a.s.)’ın yanındaki melek görünmez” diyor. Bakın burada bu konuyu açıklayan üç hadis var, üçünü de açıkladım. Cübbeli’nin bir tanesini anlamadığı anlaşılıyor ve onu Hz. Mehdi (a.s.)’ı savunanlara, Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğini müjdeleyenlere karşı koz olarak kullanıyor, onları köşeye sıkıştıracağını zannediyor. Halbuki kendi konuşmasında kendisini tekzip etmiş zaten, inşaAllah. Onun için bu adamı iyi anlamaya çalışsınlar kardeşlerimiz, yani bunun konumunu iyi anlamaya çalışsınlar. Bunda bir fevkaladelik olmasa bu adama bu kadar sarılmazlar, Aydın Doğan bu kadar bunu desteklemez. Bir olağanüstülük var. Herkes dikkatini açsın, iyice dikkatini açsın. Bu adama çok dikkatli baksınlar, dikkatle kavramaya çalışsınlar, anlamaya çalışsınlar, dediklerimi de anlamaya çalışsınlar anlayamayanlar. Anlayanlar zaten anladı. Anlaşılmayacak gibi değil.
Hiç ummadığı bir şey oldu; Mehmet Talu Hocamız o cemaatte en sevilen insanlardandır ve en büyük âlimdir. Yani biliyorum, Cübbeli’yi cebinden çıkartır. O dedi ki; “Hz. Mehdi (a.s.) çıktı” dedi, “şu an hayatta” dedi. Beyninden vurulmuşa döndü. Bak, şimdi yine dergisinde de kapaktan vermiş. Birinci konu olarak vermiş Hz. Mehdi (a.s.) konusunu. “‘Hz. Mehdi (a.s.) çıktı’ diyerek Resulullah (s.a.v.)’e muhalefet edenler.” Sen de “çıkmadı” diye muhalefet ediyorsun. “‘Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadı, Hz. Mehdi (a.s.) yokmuş’ diye muhalefet edecekler” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hadiste belirtmiş. Sen bu hadisin muhatabısın şu an. “‘Hz. Mehdi (a.s.) yokmuş, Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadı’ diyecekler” diyor. “Şahs-ı manevi” demek aynıdır. Beş yüz yetmiş sene sonraya atmak aynıdır, Hz. Mehdi (a.s.) çıktığı halde. Bin yıl sonra geriye almak aynıdır. “Hz. Mehdi (a.s.) bir ruhtur, görünmez” demek aynıdır. “Hz. Mehdi (a.s.) vefat etmiştir. Başkasının ruhuna girmiştir, bedenine girmiştir” demek yine aynıdır. Bunlar hep Hz. Mehdi (a.s.)’dan uzak durmak için, Mehdiyet’i çürütmek için yapılmış teknikler ve taktiklerdir. Mesela bu hadisi de koymuşsun, Hz. Mehdi (a.s.)’dan kurtulmak için kendince uyanıklık yapıyorsun. Hâlbuki Hz. Mehdi (a.s.)’ın varlığını ispat eden bir delildir bu, meleklerin ona yardım edeceğini gösteren bir delildir ve bu meleğin görünmez olduğunu da kendin defalarca ve çok detaylı anlatıyorsun. Biz de açıklıyoruz, anlatıyoruz. Mesela şimdi Cübbeli bunları anlatıyor ama ben bunu ne kadar anlatırım? En az iki-üç yıl anlatırım. En az iki-üç yıl; yani “anlamadım”, “duymadım” kalmaz. Adım adım bütün dünyada, her yerde anlatırız. Konferanslarda da anlatacağız, her yerde anlatacağız. Cübbeli’nin tavrı ve kişiliğini insanlar, mesela özellikle Karadenizli kardeşlerimiz çok kapsamlı anladılar, herkes anlıyor. Anlatmaya da devam edeceğiz.
ALTUĞ BERKER: Mustafa Özcan Ağabeyimiz’in bir yazısı vardı Hocam. “Dördüncü kutlu asra girerken” diyor. İbn-i Hanbel’den sizin daha önce söylediğiniz hadisi de nakletmiş. Şöyle diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Benden sonra hulefa (raşidin) gelecek, daha sonra onların yerini ümera (saltanat ve saltanatlar) alacak ve onların peşinden de mülük cebabire gelecek (zalim yöneticiler) ve sonra da Ehl-i Beytimden bir zat çıkacak, zulüm ile dolmuş dünyayı adalete taşıyacaktır.” Bu hadis-i şerifi diyor. “Şu an da bu üç devre Peygamber Efendimiz (s.a.v.), hulefa (raşidin) ve bir sonraki, dördüncü dönem de Mehdiyet’tir” diyor. Şu an da İslam dünyasında yaşanan, bu ‘zorba krallar’ ifadesiyle yaşadığımız bu olaylarda Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisi tecelli etmiştir ve şu anda Saadet Asrı (Fecr-i Sadık) 21. yüzyılın şafağında tulu etmektedir.” Yani Hz. Mehdi (a.s.)’nin alametleri çıkmıştır. “Bu gümbürtü onun ayak sesleridir” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir de şöyle bir uyanıklık tapıyor Cübbeli; “Hz. Mehdi (a.s.) çıksın, Mehdiliğini ilan etsin ”diyor. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadislerini sen hiçe sayıyorsun. Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor ısrarla? “Hz. Mehdi (a.s.); ‘ben Hz. Mehdi (a.s.)’ım’ demez” diyor. O da diyor ki; “Peygamber (s.a.v.) diyor ama” diyor, “ben dinlemiyorum” diyor, “Peygamber (s.a.v.)’i” diyor, “desin” diyor, “açıklasın” diyor. Hz. Mehdi (a.s.,) Peygamberimiz (s.a.v.)’e tabi olan bir insandır; Cübbeli’ye tabi olan bir insan değildir. Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediğine göre hareket eder. Bu da diyor ki; “hayır ben emrediyorum, desin” diyor. Bakın, şimdi birinci maddede ne demiş? “Bu başlığın hitabında göreceğiniz, kaynaklarda zikredilen hadis-i şerif ve rivayetlere göre Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkacağı dönemin bazı alametleri vardır. Bunların bir kısmını zikredecek olursak; bir, ‘yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolacaktır.’” Sen gece gündüz anlatmıyor musun, “yeryüzü, bütün her yer zulüm ve haksızlıkla doldu” diye?
ALTUĞ BERKER: Anlatıyor Hocam.
ADNAN OKTAR: Unutuyor mu ne konuştuklarını bu?
VTR: Cübbeli, Deccaliyet’in zuhur ettiğini anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Şimdi bu dediklerini unutmuş. Bak, diyor ki; “yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolu olacaktır.” Sen, bak, anlatıyorsun çok kapsamlı olarak. “Yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolu oldu” diyorsun. İslam tarihinde hiçbir dönemde Müslümanlar böyle bir konuma gelmemişlerdir, bu derece zulüm ve haksızlık hiç olmamıştır. “Arılar arı beyine sığındığı gibi, insanlar da Hz. Mehdi Aleyhi Rıdvan’a sığınacaklardır. On beşinci asrın başladığı otuz küsreden bu yana” diyor, bak şimdi Cübbeli’nin açıklaması “bütün insanların tüm sıkıntılarından kurtulmak için sığınacakları böyle bir dünya çapında tasarruf sahibi insan mevcut mudur? Mevcut ise bu kişi; ‘Ben Hz. Mehdi (a.s.)’ım’ demiş midir?” “‘Demeyecek’ diyor” diyoruz, “Peygamber (s.a.v.).” Daha hala “niye demiyor?” diyor. Demez, Hz. Mehdi (a.s.) demeyecektir. Dünya çapında insanların sığınması, Hz. Mehdi (a.s.)’a insanların bağlanmasından sonra olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın ilk başta kırk yıllık büyük bir mücadele devri var. Bediüzzaman diyor; “başlangıcında bidayeten kendisi dahi kendisini bilmez” diyor. “Belki murakkab ve havassı” yakın talebeleri” havassı imanın nuru ile tanıyabilirler” diyor. “Deccal dahi kendisini bilmez” diyor Bediüzzaman, “bidayeten” diyor, “başlangıcında.” Ahir zaman şahısları kendilerini bilmiyorlar. Diyor ki bu; “direkt ilan etsin” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) “o” diyor, “zorla kabul ettirilecek” diyor. “Hz. Mehdi (a.s.) kabul etmez” diyor, “bu iddiayı kabul etmez” diyor ve etmeyecek de zaten. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinden işine gelenleri alıyor, işine gelmeyenleri almıyor. İşine gelenleri de anlamıyor, yorumlamasını da bilmiyor. “Çıkışından önceki ramazanda gökler ve yer yaratıldığından beri hiç olmamış bir hadise zuhur edecek. Ramazanın ilk gecesi ay tutulacak, ramazanın ortasında güneş tutulacak. En bariz alametlerden olan bu hadisler bugüne kadar yaşanmış mıdır?” diyor. Takvim yapraklarıyla artık gösterdim. Anlatamıyorum bu adama. Ben ne diyeyim ben buna? Nasıl anlatalım? Yapıştıralım mı gözlerine, bilmiyorum ki. Bak, “ramazan ayında iki kere ay tutulacaktır ki bunun bir önceki maddeye ters düşmediği açıktır” diyor. “Bildiğimiz tarihlerde böyle bir olay gerçekleşmiş midir?” diyor. İki ramazan üst üste Ay ve Güneş tutulmaları oldu, hadis aynısıyla tahakkuk etmiş oldu; iki ramazan üst üste!
VTR:Ramazan ayında arka arkaya gerçekleşen Ay ve Güneş tutulmaları Hz. Mehdi (a.s.)'ın çıkış alametlerindendir.
ADNAN OKTAR:Şimdi Cübbeli'nin verdiği dördüncü hadis; “Doğu cihetinde iki dişli (başlı) bir boynuz (sütun) doğacaktır.” Bunu İmam Rabbani çok kapsamlı açıklıyor. Peygamberimiz (s.a.v.) de çok kapsamlı açıklıyor. Mektubat’ında var. "Bir kuyruklu yıldız zuhur edecek" diyor, "iki uçlu" diyor, "iki boynuzlu" diyor. Yani "geliş istikametinde de, gidiş istikametinde de bir boynuz olacak" diyor. "Diğer kuyrukluyıldızların aksi istikamette gidecek" diyor, İmam-ı Rabbani. Yalnız Peygamberimiz (s.a.v.)'in hadisine dayandırıyor. "Ve çok parlak, münevver olacak" diyor. Diğer kuyrukluyıldızlardan çok daha parlak Lulin Kuyruklu Yıldızı. Yani makul bir parlaklığın çok üstünde parlak, diğer kuyrukluyıldızların tam aksi istikamete gidiyor ve iki uçlu, iki dişli. Çok parlak, iki tane boynuzu var. "İki boynuzlu" diyor zaten İmam-ı Rabbani. Bu hadis de aynısıyla tahakkuk etmiştir. Bunu da göster.
VTR:İmam Rabbani tarafından bildirilen Hz. Mehdi (a.s.)'ın çıkış alameti: Boynuzu andıran iki uçlu kuyrukluyıldızın çıkışı
ADNAN OKTAR:Evet, beşinci hadisi şöyle açıklıyor; "Doğu tarafında, dolunay gecesindeki ay gibi parlayan kuyruklu bir yıldız doğacaktır." Şimdi Cübbeli kendi akıl yapısıyla, kendi zeka anlayışıyla açıklık getiriyor, altına şerh koymuş. "Kuyrukluyıldızın doğduğunu iddia edenler, o yıldızın dolunay gecesindeki ay gibi parladığını ispat edebilecek midir?" Tam Cübbeli mantığı ve Cübbeli aklı. Yani böyle bir adamla benim muhatap oluyor olmam da ilginç tabii de yine cevap vereceğiz mecburen; çünkü birçok kişiye etkili olabiliyor, yanlış yollara gitmelerine sebep olabiliyor. Kuyrukluyıldız doğduğunda halk çıplak gözle, gündüz kuyrukluyıldızı görüyordu, gidişatı görülüyordu. Gece zaten çok çok net görülüyordu. Çıplak gözle görülüyordu. Gazetelerde de çıplak gözle görenlerin haberleri yayınlandı. Televizyonlarda da yayınlandı. O günün gazetelerinin tamamında vardı ve günlerce de devam etti Halley Kuyrukluyıldızı zuhur ettiğinde. Ondan önceki zuhurunda da halk zaten görmüştü. Yani alenen görülmüş oluyor. "dolunay gecesindeki ay gibi parlayan kuyrukluyıldız." Çok parlak anlamına geliyor. Çok parlak olduğu için zaten gördük biz de gökyüzünde. Ben bizzat kendim de gördüm. Herkes gördü. Gazeteler yazdı. Halk gördü. Millet gördü. Görmeyen kimse kalmadı. Bir tek Cübbeli; “ben göremedim” diyor.Git, gözlük al kendine, muayene ol, bak. O zaman görürdün yani inşaAllah. Senin göremiyor olman önemli değil ki. Yani şimdi başka bir şey söyleyecektim ama neyse. Velhasıl-ı kelam, Cübbeli bu tarz anlatımlar yaptıkça Mehdiyet çok daha iyi anlaşılmış oluyor, çok daha kapsamlı anlatılıyor. Fakat şu gariban haliyle oturup bizi böyle yanlış yollara götürebileceğini zannetmesi ve çok isabetli konuştuğunu da zannediyor, bu hallere gelmiş olması çok manidar. Eğer o böyle bir üslup kullanmış olmasa bu konular bu kadar iyi kavranmaz. Allah onu vesile ediyor ve dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğini bütün insanlar anlamış oluyor.
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Beklenen Hz. Mehdi (a.s.) da şefkati, sevgiyi, merhameti, demokrasiyi getirecek bir insandır. Demokrasi derken; Kuran’dadır gerçek demokrasi. Yani herkesin fikrine saygı göstermek, herkesin düşüncesine saygı göstermek esastır. Bediüzzaman da diyor; “siyasetle meşgul olmayacak Hz. Mehdi (a.s.)” diyor. Bu ne demektir? Rejimlere, devletlerin idarelerine, hükümetlere bir etkisi, bir müdahalesi mevzu bahis değil. Asıl olan ne? Sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, kardeşlik ve yardımlaşma duygularını pekiştirmesi ve dünyada bir cennet ruhu gibi, cennet ahlakı gibi güzel bir ahlakın yayılmasına vesile olması. Bunları göreceğiz inşaAllah. Evet, şimdi yine Cübbeli’nin darlandığı alimlerden Şeyh Ahmet Yasin Hocamız 1975 yılında Hz. Mehdi (a.s.)’ın genç olduğunu, hayatta olduğunu söylüyor. Ama kime dayandırarak söylüyor? Muhammed Raşit Erol Hazretleri’ne dayandırarak söylüyor. “Bizzat kulağımla duydum” diyor, “oğulları da, talebeleri de yanındaydı” diyor. “Bizzat onun kendi sözü” diyor. Zaten kitabında da söylüyor Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktığını. Yani Muhammed Raşit Erol Hazretleri’nin bizzat ifadesidir, şahsen beyan ettiği bir ifadesidir ki; “Hz. Mehdi (a.s.) gelmiştir.” Evet, onu da dinleyelim.
VTR: Şeyh Ahmed Yasin Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktığını inkar edenlerin doğru söylemediğini anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Şimdi Cübbeli Muhammed Raşit Erol Hazretleri’ne bir şey diyemiyor tabii. Çünkü onun ağzını damgalar. Bak mesela o; “Hz. Mehdi (a.s.) çıktı” diyor. Gidip cevap versene Cübbeli Hazretleri! De; “Muhammed Raşit Erol Hazretleri yanlış söylüyor” de. Bak kitabında da söylüyor burada açıkça ve Gavs Hazretleri babası da söylüyor. Bakın, Gavs Hazretleri! Diyorlar ki; “Gavs Hazretleri’ne sorulmuş; ‘efendimiz bu kadar cezbe ehli, muhabbet ehli, Vird ehli vardı. Şimdi hepsi gevşemişler ve tembellik içindedirler. Bu niçin böyle oluyor?’ Gavs Hazretleri buyurmuş; ‘evet, artık hidayet kalmamış da ondan. Bizimkisi bu zamanda Vallahi bir idaredir, aldatmaca gibi bir şey. Çünkü tam hidayet şimdi Hz. Mehdi (a.s.)’ın elindedir’” diyor. Cübbeli, cevap versene! De; “Gavs Hazretleri yanlış söylüyor” de, “Muhammed Raşit Erol Hazretleri yanlış söylüyor” de, “Bediüzzaman yanlış söylüyor” de. Diyemezsin, diyemezsin. Dolaylı yoldan cevap vermeye çalışıyorsun. Bütün ulema ittifak halinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın geldiğinde. Bir tek sensin. Mehmet Talu Hocamız’ı bir tek dişine uygun bulmuş; oturup ona cevap veriyor. Mehmet Talu Hocam’a sen oturup etrafındaki adamlarınla kendince müdahale edeceğini ve durduracağını zannediyorsun ama o bir aslandır, senin şamatanla durmaz. Nitekim de durmadı. Bak, gürül gürül anlattı ve senin bütün oyunlarını bozdu, tepene geçirdi ve gerçek görüşü ortaya koydu ve Mahmut Hocamız’ın da gerçek görüşünü ortaya koymuş oldu. “İnşaAllah” demesi ne demektir? “Tamam” demektir. Çünkü öyle bir şey olsa der; “öyle bir şey yok, yanlış biliyorsun” der, “doğrusu budur” der. Şimdi, “Hz. Mehdi (a.s.), efendim çıkmıştır, alametleri tamam inşaAllah” dediğinde, o da; “İnşaAllah” diyorsa nedir?
ALTUĞ BERKER:Tasdiktir inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Tasdiktir, değil mi? Bunu Mehmet Talu gibi büyük bir alim söylüyor. Ama sen oradaki topluluğu ele geçirdiğin için, yani kendince bir yöntem ve stil geliştirdiğin için böyle bir çıkış yapabiliyorsun. Ama bak, diğer alimlere de cevap vermen lazım senin, değil mi? Veremezsin. Sen kendince sırtını Fatih Altaylı’ya dayamışsın, Aydın Doğan’a dayamışsın ve kendi topluluğun içerisindeki bir kısım bazı kişilere dayamışsın, bir şeyler yapmaya çalışıyorsun ve Mehdiyet’i daha da geliştiriyorsun. O konuştuğu şahıs da anlamış bunun durumunu Allahualem. O günkü konuşmasında onu köşeye sıkıştıran ve onun konuşmalarındaki garipliği sezmiş bir üslubu vardı. Onu da bir yayınlayalım inşaAllah. Artık pek, yani o şahıs bile uyandığına göre diğerleri de uyanıyorlar demektir inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:En başta söylediğiniz hadisi okuyabilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Muhammed B. Resul Al - Hüseyni El Berzenci, Kıyamet Alametleri, s. 164. “Başında bir sarık bulunacak, bu sarığın içinden bir adam çıkıp Hz. Mehdi (a.s.)'ı göstererek şöyle haykıracak: 'İşte Allah'ın halifesi Hz. Mehdi (a.s.)! Ona uyunuz!'”
ADNAN OKTAR:“Sarığın içinden” Cübbeli’nin sarığı gibi bir sarık değil buradaki sarık; bu, gerçek sarık. Sarmış kafasına, göğsünden sarkıyor, başından sarkıyor ve sarığın içinde bu insan. Bu insan diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) çıktı, ona uyunuz.” Biz bunu görüyoruz şu an zaten. Bu da tahakkuk etti, bu da oluştu. Hz. Mehdi (a.s.)’ın varlığı insanlar için büyük bir nimet olacaktır. Amerika için de bir nimettir, Rusya için de bir nimettir, Çin için de bir nimettir, bütün İslam ülkeleri için bir nimettir. Hiçbir ülkenin siyasetine karışmaz, politikasına karışmaz Hz. Mehdi (a.s.). Sadece sevgiye karışacaktır, muhabbete, dostluğa, kardeşliğe. Onda üstattır, onda muhabbet ehlidir. Sevgiyi, aşkı, tutkuyu, kardeşliği, yardımlaşmayı insanlara öğretecektir.
ALTUĞ BERKER:“İnsanlar onun sevgisinden içerler” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.), maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah.
SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza 00:30’da TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.Tv sitemizden devam edeceğiz. Bizi yarın 22:00’den itibaren Asu TV, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tv’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Evet, Kuran’dan bir ayet okuyayım. Ya Allah Bismillah, şeytandan Allah’a sığınırım. 157’nci ayet, Araf Suresi. Şeytandan Allah’a sığırınım.“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici olan elçiye uyarlar;” ebcedi 2025 tarihini veriyor. İslam’ın dünya hakimiyeti, Hz. Mehdi (a.s.)’ın ve Hz. İsa (a.s.)’ın görevlerine başladıkları tarihi veriyor. Bak, “Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları” Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitap ediyor ayet; ama ikinci anlamına baktığımızda, Tevrat ve İncil’de Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceği çok detaylı anlatılıyor, çok kapsamlı anlatılıyor. Tevrat’ta yüze yakın hüküm var Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın da ümmi olacağını biliyoruz. “Haber getirici olan elçiye uyarlar.” Hz. Mehdi (a.s.)’a insanların uyması, Hz. İsa (a.s.)’a insanların uyması anlamına geliyor inşaAllah.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Marşlar/Fasıllar
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Sokak Röportajları
Devamı ...