SUNUCU1: “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza TV Kayseri, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve www.HarunYahya.TV internet sitemizden devam ediyoruz. Buyrun Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet. Önce annenin sorularından başlayalım.
SUNUCU1: İnşaAllah.
ADNAN OKTAR: Hoca Hanım’ın bana soruları var, onlardan bir tanesine cevap vereyim. Bakara Suresi 245. ayeti sormuş. “Allah’a güzel bir borç verecek yok mu?” Şimdi insanların Allah’a kendilerini hibe etmesi vardır, yani malını, canını, Allah’a hibe eder. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Ölümüm, hayatım, dirimim alemlerin Rabbi olan Allah içindir.” Bu ayetlerin devamı olan bir mantık var burada. Mesela ben 5 milyar, bir insana yardımda bulundum, ben bunu Allah’a borç olarak vermiş oluyorum. Allah onu borç olarak kabul ediyor. Allah, Ben bunu ödeyeceğim, diyor. Allah, rızasıyla ödüyor, yani sevgisiyle ve rızasıyla ödüyor, anlamı budur. Tabii inşaAllah Allah lütfederse de cennet.Cenneti de nasip etmiş oluyor. Ama tabii bizim amacımız cennet olmaz. Çünkü aşk, çok yüksek duygulara dayanan sevgiye denir, çok yüksek duygular. Karşılığı olan bir sevgiye aşk denmez, maddi karşılığı olan bir şeye aşk denmez. Aşk çok saf, çok arı, çok temiz duyguya denir, en asil duyguya denir. En asil duygu da Allah’ın rızası için Allah’ı sevmektir, inşaAllah.
“Bir hadiste deccal en büyük yalancıdır deniyor” diyor. “Niçin?” diye sormuş. Çünkü dünyayı bu derece, bu çapta aldatan hiçbir aldatıcı olmamıştır. Bakın Muhammed Raşid Erol Hazretleri ne diyor? “Dünyada insanların binde 999’u deccalin eline geçti” diyor. Bu muazzam bir aldatma gücü, çok dehşetli bir güç. İlimi ve fenni kullanarak, felsefeyi kullanarak bütün dünyayı aldattı. Üniversitelileri, devletleri, profesörleri, doçentleri, öğrencileri, aydın kesimi avucunun içine aldı ve siz tesadüfler sonucu oldunuz, dedi şeytan, deccal. Onlar da, ne kadar güzel konuştun dediler haşa, tam isabet buyurdun, dediler. Bu işte peygamberlerin binlerce yıldan beri insanları uyardığı olay, dev olay. Dünya tarihinde ilk defa oldu bu, hiç olmamıştır. Bin insandan 999’u deccalin eline geçti. Annen hakikaten çok muhterem, mübarek bir insan, birçok soruları var, maşaAllah. “Soru: Deccalin ilmi ile Hz. İsa (a.s.)’ın ilmi arasındaki fark nedir?” Çok güzel bir soru. Deccal mucizenin karşıtı olan istidrac gösteriyor, yani harika gösteriyor. Hz. İsa (a.s.) da istidracın karşılığı olan mucize gösteriyor; aralarındaki farktan. Hz. İsa (a.s.) sevgiyi savunur, deccal düşmanlığı savunur, insanların mücadelesini, çatışmasını savunur. Hz. İsa (a.s.) kanın durmasını ister, deccal kanın akmasını ister. Deccal maddecidir, Hz. İsa (a.s.) ruhu, ruhaniyeti savunur. Hz. İsa (a.s.) ahlakın güzelleşmesini ister, deccal ahlakın çökmesini ister. Deccal ailenin çökmesini ister, Hz. İsa (a.s.) aileyi destekler. Daha da sayabiliriz ama örnek olarak bunlar yeterli şu an.
ALTUĞ BERKER: Amerika’da Scientific American; Amerika’nın 150 yıldır en tanınmış bilimsel dergisi. Orada sizden bahsediliyor Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Benden?
ALTUĞ BERKER: Evet.
ADNAN OKTAR: Ne diye?
ALTUĞ BERKER: Başlık şöyle, “Ülke dışında evrim” diyor. Dünya çapında fen derslerinden yaratılışçılık evrimleşiyor, gelişiyor şeklinde. Almanya Dortmund Teknik Üniversitesi’nden Didmar Graf, “2007 yılında Belçika, Fransa, İspanya ve İsviçre’de pek çok okula Harun Yahya ismi ile tanınan ve Avrupa toplumlarının Müslüman kesimlerinde oldukça etkili olan, Adnan Oktar tarafından yazılmış Yaratılış Atlası ulaştı” diyor. Graf şunları ekliyor, “Almanya’daki Müslümanların çoğunluğu akıllı tasarıma veya yaratılışa inanıyorlar ve batı ülkelerindeki İslami nüfus arttıkça, pek çok evrimci uzman Müslümanların çoğunluk olduğu ülkelerdeki evrim eğitimi konusuna ilgi göstermeye başladılar”.
ADNAN OKTAR: Evet, yorumla, bir şeyler söyle.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam. Dünyadaki en etkili yaratılışçının siz olduğunuzu ve Avrupa’yı da Yaratılış Atlası ile dize getirdiğinizi bir şekilde ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Naçizane, naçizane. EvelAllah ben de daha bir şey yapmış değilim. Ben sadece daha kitapları hazırlıyorum, şimdi 4. cildi hazırlanıyor, baskıya hazırlanıyor, 7 cilt bu. Avrupa’ya da hafif bir dokundurma yaptık. Daha hallaç pamuğu gibi atacağız Allah’ın izniyle. Daha hiçbir şey yapmadık. Yani el mi yaman, bey mi yaman görecekler. İlimle, fenle, bilgiyle ve sevgiyle, inşaAllah.
Zeynep Hatun yazmış. “Muhammed Adnan Hocam” diyor. Cübbeli taraftarı bir kardeşimiz, muhtemelen akrabası veyahut yakını olan bir hanımefendi. Neden Mehmet Talu Hocam onu cebinden çıkarır; hani böyle diyorum ya, niye böyle diyorsun, diyor. Halk arasında bu bir temsildir, güzel bir temsil, yani ilminin büyüklüğünü, yüceliğini göstermek için anlatılan bir üslup. Hakikaten de öyle, yani Mehmet Talu Hocamız olgun, aklı başında, halim selim, böyle cıvıklıktan uzak, laubalilikten uzak bir insandır. Lafını, sözünü bilir ve adabı ve edebi de çok bilir, nezaketi çok iyi bilir, her yönden mükemmel bir insan. İlmiyle, efendiliğiyle herkes tarafından sevilmiş bir insan ve bütün ömrünü ilime, irfana adamış bir insan. Bu insan diyor ki, ben Mahmut Hocamız’la görüştüm, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkış alametlerini anlattım, hayatta olduğunu söyledim, yani bu kanaate vardığımı söyledim, diyor. O da inşaAllah dedi, diyor. Cübbeli ne yapıyor? Aforoz yapıyor kendi kafasınca. Biz bunu eleştiririz tabii ki. Hz. Mehdi (a.s.)’ın alametlerini sayıyor ve ben dış alametlerden, hadis-i şeriflerden, Peygamberimiz (s.a.v.)’in anlatımlarından Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktığını anladım, diyor ve müjdeliyor müminleri. “Mehdi ile müjdelenin” hadisini, Peygamberimiz (s.a.v.)’in talimatını yerine getiriyor, emrini yerine getiriyor. Sen Peygamberimiz (s.a.v.)’in emrini nasıl yerine getirirsin gibisinden Cübbeli de atağa geçiyor. Biz susalım mı, ne yapalım? Tabii ki cevap vereceğiz. Bir tek ona karşı değil ki. Özetle; biz Cübbeli’nin bu faaliyetlerine engel olmasaydık, plan tutacaktı. İlmi yönden yaptığı taktik ve teknikleri halka ve insanlara açıkladım ve böylece bütün sistemi gitmiş oldu. Yoksa Fatih Altaylı bir adamın elinden tuttuysa, Aydın Doğan bir adamın elinden tuttuysa, büyük bir olay var demektir, büyük bir plan var demektir. Çok büyük bir plan vardı, Allah yerle bir etti bu planı. Şu naçiz kardeşinizi de bir yönüyle vesile etti. Eğer Fatih Altaylı desteklemiş olmasaydı, ben böyle bir tavır içinde olmazdım. Yani olayın asıl nedeni budur, Fatih Altaylı’nın ve Aydın Doğan’ın desteklemesidir. Mesela profesör Numan Kurtulmuş’u da, Numan Kurtulmuş olayında da, eğer Aydın Doğan desteklemiş olmasaydı, ben şahsım adına onu eleştirmezdim, bir şey demezdim. Ama Erbakan Hocamız’a bu kadar galiz sözler söylediği halde Aydın Doğan ekibi, gıkını çıkarmayıp, haklısınız efendim mantığıyla yanlarına yaklaşınca ben eleştirdim. Cübbeli’de de, Cübbeli’nin kafasında birçok insan var. Cübbeli beni ilgilendirecek bir adam değil, yani hiç kaale dahi almam. Ama Aydın Doğan destekleyince, o zaman dedik ki bir fevkaladelik var, fevkaladelik üstü fevkaladelik var. O yüzden ben devreye girdim. Yoksa böyle acayip laflar eden adamlar o kadar çok ki, hangi biriyle uğraşacaksın. Zaten öyle bir şeyle uğraşılmaz, doğrudan hak anlatılır, hak olan anlatılır. Benim stilim budur, oturup tek tek, fert fert ilgilenmem. Hiç gördünüz mü bende şu alim, şu alim diye oturup uğraştığımı? Bir tek şu ekipten birkaç kişi küfre gitmesinler diye, durumları galiz olduğu için, acıdığım için, Allah rızası için birkaç tanesini birkaç kere uyardım. Madem Mehmet Talu Hocamız’dan bu kadar rahatsız oluyor, Mehmet Talu Hocamız’ın bütün konuşmalarını yayınlayalım. Berker’le yapılanı, daha önce yapılanı. O mübarek yüzünü ısrarla göstereceğiz biz. En az üç yıl, beş yıl yayınlarım onu söyleyeyim, inşaAllah.
VTR: Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri, ahir zamanda olduğumuzu anlatıyor.
VTR: Mehmet Talu Hocaefendi Hazretleri, Hz. Mehdi (a.s.)’ın şu anda hayatta ve görev başında olduğunu söylüyor.
ADNAN OKTAR: Bir de Cübbeli’nin karakterini, aklını, kişiliğini ve o topluluk üzerindeki etkisini görmek açısından; olumsuz etkisini görmek açısından, Mehmet Talu Hocamız’a gösterdiği tavır yeterlidir. Demek ki bunun eline imkan verilse, Müslümanlar kim bilir ne hale gelecek. Aleviler nasıl olacak, Bektaşiler nasıl olacak, diğer Müslümanlar, bizler nasıl olacağız, halk nasıl olacak, başı açık hanımların konumu nasıl olacak, diğer insanların konumu nasıl olacak bir düşünün. Bak Mehmet Talu Hocamız gibi yüzde yüz takva olan bir insana; nerdeyse öyle diyebilirim. Bu kadar mükemmel, Mahmut Hocamız’a bu kadar sevgi dolu, tasavvuf ehli, bu kadar değerli, derin bir alime böyle bir muamele yapan adam, diğer insanlara ne yapar bir düşünün. Ama bak Fatih Altaylı’nın elini öpüyor, ona acayip hürmetli. Fakat Mehmet Talu Hocamız’a cephe alıyor. Neden? Sırf Hz. Mehdi (a.s.) geldi dediği için, bu kadar, suçu bu. Fatih Altaylı’nın da kucağına oturuyor, o da Hz. Mehdi (a.s.) karşıtı olduğu için. Burada anlaşılmayacak bir yön kalmış mı? Daha hala anlamıyoruz diyorlar. O sevimli Zeynep de daha hala anlamadıysa, artık ben ona ne diyeyim?
“Tevrat’ın tahrip edildiğini bildiğiniz halde, Hz. Mehdi (a.s.) konusunda oradaki bilgilere nasıl itibar ediyorsunuz? Saygılar. Mustafa Sevinç.” Tevrat tahrip edildi tamam, tahrip değil tahrif, tahrip değil. Tahrif edilmesi doğru. Her şey yanlış anlamına gelmez. Çünkü Allah Kuran’da Tevrat’a gönderme yapıyor, Tevrat’a gönderme yapıyor. Tamamı tahrif edilmiş olsa, Kuran Tevrat’a gönderme yapar mı? Allah, açın-bakın var, diyor. Dolayısıyla kardeşimizin burada bilgisinin eksik yönleri olduğu anlaşılıyor. Tevrat’ın büyük bir bölümü tahrif edilmemiştir, büyük bir bölümü de tahrif edilmiştir. Biz tahrif edilmemiş bölümlerini hatta kitap haline getirdik. Kuran’la tam mutabık olan çok fazla hüküm vardır Tevrat’ta. Namazdan bahseder, oruçtan bahseder, zekattan bahseder, sevgiden, şefkatten, merhametten bahseder, dostluktan, affedicilikten bahseder, ahiretten bahseder. Nasıl tahrif edilmiş oluyor bu hükümler? Biz Kuran’daki hükümlerin aynısını Tevrat’ta görünce nasıl tahrif edilmiş deriz. Dolayısıyla Tevrat’a Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili olan kısımlarına da Peygamberimiz (s.a.v.) gönderme yapıyor. Var mı sende o hadisler?Önce ayeti oku, sonra hadisleri de okuyalım.
ALTUĞ BERKER: Enbiya Suresi 105. ayet. Şeytandan Allah’a sığınırım. “Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: ‘Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır’ diye yazdık.”
ADNAN OKTAR: Bir daha oku.
ALTUĞ BERKER: “Andolsun, Biz zikirden sonra Zebur'da da: ‘Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır’ diye yazdık.”
ADNAN OKTAR: Tevrat’ta ve Zebur’da Ben bu hükmü yazdım, diyor. Tevrat’ı ve Zebur’u açtığımızda biz bu hükmü buluyoruz. Kuran gönderme yapıyor, Cenab-ı Allah Kuran’da gönderme yapıyor, biz de görüyoruz. Dolayısıyla tahrif edilmemiş bir hüküm olduğunu görmüş oluyoruz.Tahrif edilmiş yerlere zaten itibar etmeyiz. İncil’de de tahrif edilmiş yerler vardır, Kuran’la tam mutabık olan yerler vardır. Tam mutabık olan yerler geçerlidir. Biz ona uymakla mükellefiz, tahrif olmamış yerlere, inşaAllah.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın Yahudiler’e Tevrat ile hükmedeceğini ve birçok Yahudi’nin Müslüman olacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Evet, bakın Cübbeli de söylüyor, demek ki hem Tevrat’ın orjinali bulunacak, ayrıca da Tevrat’ın; halihazırdaki Tevrat’ın Kuran’a uygun, hadislere uygun kısımlarının geçerli olduğunu anlamış oluyoruz, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Hadis söylemiştiniz, hadis okuyayım inşaAllah uygun görürseniz?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: “Hz. Mehdi (a.s.)’ın, Hz. Mehdi (a.s.) diye isimlendirilmesinin sebebi şudur ki: Gizli bir işe doğru yönlendirilecek, Tevrat ve diğer semavi kitapları Antakya’da bir mağaradan çıkaracak ve Yahudiler arasında Tevrat’la, Hristiyanlar arasında İncil’le hükmedecektir.”
ADNAN OKTAR: Evet. Demek ki Hristiyanlara karşı şefkatli olacak, Musevilere karşı şefkatli olacak. Başlangıçta onlara Tevrat’ın aslıyla hükmediyor, Hristiyanlara da İncil’in aslıyla hükmediyor. Hz. İsa Mesih (a.s.) geldiğinde de hepsi Müslüman oluyorlar. Evet, şimdi az önceki konulara geçebilirsin. Başka ne var?
ALTUĞ BERKER: Kaddafi kendi askerlerini kurşuna dizdirmiş Hocam. Halka ateş açma emrine uymayan kendi askerlerini önce dövdürüp, sonra kafalarına kurşun sıkılarak öldürülmelerini emretmiş.
ADNAN OKTAR: Önce dövdürüyormuş, sonrada kafalarına kurşun sıktırıyormuş. İşte tam derin devlet mensubu bir kişilik gösteriyor. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün bir uzantısı, Libya’daki uzantısı. Tam o kafa, tam o mantık, tam o zalimlik, tam o psikopatlık, tam o deli cesareti. Hesabını vereceğini bildiği halde, ahmakça bu cesareti gösteriyor. Belli ki sonunda yargılanacak; Allahualem asarlar onu sonunda. Yani çok çok akılsız, çok çok akılsız.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam.
ADNAN OKTAR: Saddam’ın sonu gibi olur Allahualem onun sonu da. Çok şefkatle, merhametle, sevgiyle, akılla hareket edeceğine, zulümle ve şiddetle hareket ediyor. Sonucunda da kendi de helak olacak Allahualem, çok çok akılsız. Evet.
ALTUĞ BERKER: İddia edilen Ergenekon terör örgütü dediniz Hocam. İddia edilen Ergenekon davası kapsamında, Oda Tv’den çıkan belgelerin detayları bir bir açıklanmaya başlamış Hocam. Yapılan açıklamalara göre, Oda Tv’de bulunan dosyalarda kamuoyunun Ergenekon davaları aleyhine yönlendirilmesi ve toplumsal olaylarda kargaşa ortamı oluşturulması için psikolojik harp taktiklerinin yer aldığı belirtilmiş.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku bakayım baştan.
ALTUĞ BERKER: “İddia edilen Ergenekon davası kapsamında Oda Tv’den çıkan belgelerin detaylı bir bir açıklanması yapılmış. Oda Tv’de bulunan bu dosyalarda, kamuoyunun Ergenekon davaları aleyhine yönlendirilmesi ve toplumsal olaylarda karmaşa ortamı oluşturulması için, psikolojik harp taktiklerinin yer aldığı belirtilmiş. Detay olarak bazı açıklamalar da var onunla ilgili Hocam. Gençlik harekete geçirilmeli, kitleyi yönlendirecekler iyi belirlenmeli, diyor burada. Protestolarda polis tahrik edilerek şiddete zorlanmalı. Sivil dikta, sivil darbe konuları sıklıkla ele alınarak karamsar tablo çizilmeli. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni tahrik edecek yayınlar yapılmalı. Ergenekon davasına bakan hakim ve savcılar ile polisi yakın takibe alalım, diyormuş belgelerde. Her türlü olumsuz tavır sergilenerek mahkemenin karar vermesi zorlaştırılmalı, yargı taraflı teması sürekli işlenmeli başlıklı yazılar ele geçirilmiş.
ADNAN OKTAR: Evet. Aylardan beri söylüyorum. Polise, devlete, mahkemelere, savcılara halkımızın tam destek vermesi gerekir. Bu yönde faaliyet yapan hükümete de, hükümetin bu yönüne destek vermeleri gerekir. Diğer yönlerini eleştiriyor olabilirler, ama bu yönüne destek vermeleri gerekir. Hakimleri tehditle yıldırma faaliyetleri daha önce olmuştu, biliyoruz. O zaman da cevap vermiştim. Mermi göndermişlerdi evlerine, o mermileri size yuttururum hukukla, kanunla, demiştim. Nitekim bir daha o densizliği yapmadılar.
ALTUĞ BERKER: Yapamadılar.
ADNAN OKTAR: Evet yapamadılar.
ALTUĞ BERKER: Ahmet Hakan da tam tersini söylüyor Hocam. İddia edilen Ergenekon davası ile ilgili tüm dünyanın ayağa kalktığını, gazetecilerin yürüdüğünü, Türkiye’nin Batı’da hedef tahtasına oturtulduğunu, bütün gazetecilerin köşelerinden isyan ettiklerini, ancak AK Parti’de müthiş bir sakinlik, sükunet, kayıtsızlık, tüm bu eleştirileri tınmayan bir tavır olduğunu yazmış. Hükümetin topu yargıya attığını, yargının kararını bekleyelim diyerek herkese sabır çağrısında bulunduklarını söylemiş. Bu sakinliğin sebebinin ise, AK Parti’nin oy oranından emin olmasına ve bu davanın oylarını azaltmayacağını düşünmesine bağlamış. “Ancak yakın zamanda bu kibirden kurtulsalar iyi ederler, yoksa hayat herkes için zorlaşacak” demiş.
ADNAN OKTAR: Örtülü bir tehdit, nezaketiyle. İddia edilen Ergenekon terör örgütü zulüm ve dehşet örgütüdür. 12 Eylül öncesinde sel gibi kan akıtıyorlardı, sel. Psikopat, şeytani bir örgüttür. Kandan zevk alan, kan kokusuyla yaşayan, manyak bir örgüttür, manyak bir yapılanmadır ve korkuyla taraftar sağlayan bir yapılanmadır. İnsanlar hep yalnızdır. Bir insana geldiğinde diyor ki mesela, bizim böyle devlet çapında dev bir mafya yapılanmamız var. Seni bu yapılanmanın içine alalım, hem yükselirsin, hem seni güzel mevkilere getiririz, ekonomik yönden de destek oluruz. Ama aksi durumda; resimleri gösteriyor, bak Nihat Erim’in sonu böyle oldu, Uğur Mumcu’nun sonu böyle oldu, Bahriye Üçok’un sonu böyle oldu. Kimse bunu durdurabildi mi diyor, durduramadı. Sen gariban bir insansın, diyor; silahı da çıkarıyor gösteriyor, masanın üstüne koyuyor. Şimdi burada seni vursam kim kurtaracak? Kimse kurtaramaz, diyor adam da. Tabii kendi kafasına göre haşa; Allah’a inançta zayıf olduğu için. Dolayısıyla onu da kendilerine taraftar yapıyorlar. Birçok insanı korku, yıldırma ve şiddet kullanarak, kimine de şantaj yaparak kendine taraftar ettiler. Bu kadar büyük yapılanmanın olması normalde mümkün değildi. Yargıda da muazzam bir yapılanma oluşturdular, yani şu an yargıda elemanları duruyor. Poliste de var elemanları, orada burada da var ve yeri göğü birbirine katıyorlar kendi kafalarınca. Buna karşı dik duruş çok önemlidir, çok kararlı olarak son anına kadar, son ferdine kadar mücadele edilmesi gerekir. Gevşeklik, atalet ve gaflet çok büyük bir felakete sebep olur, Allah esirgesin. Örgüt şu an debeleniyor. Sonuna kadar gidilmesi lazım ve asla taviz verilmemesi lazım. Hükümetin yaptığı nedir? Hukuka müdahale etmemedir. Niye müdahale etmiyorsun diyorlar hukuka. Demokratik, laik cumhuriyet, hukuk devletiyiz biz. Hukuk devletinde devlet, mahkemeye müdahale edemez. Polis, polislik görevini yapıyor, savcı savcılık görevini yapıyor, mahkemeler de kendi görevlerini yapıyorlar. Devletin kendini savunma refleksi vardır. Devlet kendini tehlikede görürse, savunur. Milleti yok etme, Türk Devleti’ni parçalama, Türk Milleti’ni lime lime etme düşüncesi var; 22’ye ayırma düşüncesi var ve üç milyon kardeşimizi bir gece içerisinde şehit etmeyi düşünüyor bu adamlar ve bunu açıkça söylüyorlar. Yapmışlar, yapmaya devam ediyorlarken durduruldu bu adamlar. Dolayısıyla diyor ki adamlar, biz ne yapıyoruz? Yani adam öldürmek onlar için bir konu değil, ne var bunda, gayet normal, diyor. Tabii seleksiyon oluyor, güçlülerle zayıfların bir mücadelesi var, diyor. Güçlüler hakim olurlar, bu kadar açık, diyor. Bu silahlara, bu bombalara ne diyorsunuz, diyorsun. Çok normal, onda da bir şey yok, diyor. Dolayısıyla iddia edilen Ergenekon terör örgütünü anlamazlıktan gelen bir yapı mümkün değil. Yani en başından baktığımızda, 150 yıllık bir örgüt yapılanması kan dökerek yoluna devam ediyor. Ama ben tutuklu olanları, yargılananları tenzih ediyorum. Ben onları bilmem. Çünkü bir kısmı beraat eder, bir kısmı mahkumiyet alır, başka türlü olabilir, biz bilemiyoruz. Ben, hala sinsice faaliyet yapan alçakları kastediyorum, kahpeleri kastediyorum ve onların yaptığı gövde gösterilerini kastediyorum. Yoksa ortaya konan diğer yapıyı kastetmiyorum.
ALTUĞ BERKER: Biraz önce bahsettiğiniz konuda bir hadis daha okuyabilir miyim, inşaAllah?
ADNAN OKTAR: Evet.
ALTUĞ BERKER: Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadislerinde Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhuru, Allah’ın vahyi olan tüm kitaplarda haber verildiği şöyle bildirilmektedir Hocam, inşaAllah malumunuz. “Naim buyurdu ki: ‘Ben Hz. Mehdi (a.s.)’ı Peygamberler’in suhufunda (sahifelerinde) Hz. Adem (a.s.), Hz. Şit, Hz. İdris (a.s.) ve (a.s.) ve Hz. İbrahim (a.s.) Peygamberler’e indirilen sahife şeklindeki kitaplarda şöyle bulurum. Hz. Mehdi (a.s.)’ın amelinde ne zulüm, ne de ayıp yoktur.’”
ADNAN OKTAR: Hz. Mehdi (a.s.) ile ani karşılaşmak şok etti. Onlar 2000’li yıllarda Hz. Mehdi (a.s.) ile karşılaşacaklarını ummuyorlardı, çünkü 1400 seneden beri bekleniyordu, geldi gelecek, geldi gelecek. Her asırda; sahabe döneminde bile, Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatından sonra Hz. Mehdi (a.s.) beklenmiştir. Hz. Mehdi (a.s.) çıktı diyenler de olmuştur, ama hiç kimse Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkması ile müjdelenenleri tekfir etmemiştir, cephe almamıştır. Sahabeler de demiştir, yani Hz. Mehdi (a.s.) şudur dememişlerdir ama, Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktığına kani olmuşlardır, yani bir süre sonra göreceğiz demişlerdir. Bu başka ne zaman olmuştur? Tâbiin zamanında, Tebbe-i tâbiin zamanında, Abdülkadir Geylani zamanında, İmam-ı Rabbani zamanında da hep Hz. Mehdi (a.s.) beklenmiştir. Birçok insan da, Hz. Mehdi (a.s.) çıktı ama biz göremiyoruz demişlerdir. Ama nasip bu yüzyılaymış, Cenab-ı Allah’ın takdiri buymuş, çünkü başka vakit de kalmadı. Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisine göre limit olan tarihe geldik, çünkü 7000 yıllık bir takvim veriyor Peygamberimiz (s.a.v.), bunun 5600 yılı geçti, diyor. Şimdi 7000’den 5600 yılı çıkardığımızda, 1400 ile 1500 kalıyor. Biz kaçtayız? 1432’deyiz. Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmeme durumu hadislere göre mümkün değil şu an, yani gelmemiş olması mümkün değil. Diğer hadisleri hiç okumamış dahi olsa bir insan, sırf bu 8 hadise göre Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmediğini iddia etmesi mümkün değil, ikinci bir yol yok şu an. Mutlaka gelmiş olması gerekiyor. O yüzden Cübbeli’nin telaşı, Fatih Altaylı’nın, Aydın Doğan’ın telaşı o yüzden. Vatan Gazetesi bilmem ne şu bu hepsi ayaklandılar, hepsi panik halindeler. Şahs-ı maneviciler panik halde, şunlar panik halde, bunlar panik halde, bir paniktir gidiyor. Ama Hz. Mehdi (a.s.) döneminde zaten böyle bir panik olacağını ve Hz. Mehdi (a.s.) yokmuş diyeceklerini Peygamberimiz (s.a.v.) açıkça belirtiyor zaten. O da oluyor şu an, Cübbeli bu görevi yapıyor şu an, Hz. Mehdi (a.s.) yokmuş diyenler ekibinden. Evet.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Muhterem rahmetli Erbakan Hocamız’ın talebeleri olan Anadolu Gençlik Derneği Genel Başkan’ı İlyas Tongüç, “emaneti biz devam ettireceğiz” diyor Hocam özet olarak. “Sonunda İslam alemi büyük sıkıntılarla karşı karşıyadır, bütün insanlık kendisini kurtaracak bir el ve irade beklemektedir.” diyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Bir daha oku da şu Cübbeli duysun.
ALTUĞ BERKER: “İslam alemi büyük sıkıntılarla karşı karşıyadır, bütün insanlık kendisini kurtaracak bir el ve irade beklemektedir.”
ADNAN OKTAR: “Bir el ve irade beklemektedir.” Hz. Mehdi (a.s.)’ın bundan daha açık bir anlatımı olur mu? Gayet sarih, gayet net anlatıyor. Bunu kim söylüyor? Anadolu Gençlik Derneği söylüyor, Erbakan Hocam’ın talebeleri söylüyor. Erbakan Hocamız yıllardan beri Hz. Mehdi (a.s.)’a zemin hazırlayan insandır ve emaneti Hz. Mehdi (a.s.)’a vermek için hazırlık yapmıştır, gayret etmiştir. Erbakan Hocamız bir siyasetçi değildi, manevi bir liderdi. Siyaseti sadece vesile etti, o kadar. Erbakan Hocamız’ın dünyadan bir hırsı yok, dünyayla bir alıp veremediği yok. Bütün ömrü çileyle geçti Erbakan Hocamız’ın, bütün ömrü hep mücadeleyle geçti, hep zorluklarla geçti. Dolayısıyla onun hırsı olması, dünyaya bağlanması diye bir konunun olmadığını herkes gördü. Onun ahvadı da, onun çoluğu çocuğu da, onun yolundaki talebelerinin de bir hırsı yok. Oğuzhan Asiltürk Hocamız, onun ömrü de hep çilelerle geçti. Fakir, malı mülkü hiçbir şeyi yok Oğuzhan Asiltürk Hocamız’ın. Allah yolunda mücadele eden bir insan, çok mübarek, muhterem bir insan. Şevket Kazan Ağabeyimiz nur gibidir, tertemizdir. Saçı başı bembeyaz oldu Allah yolunda, bütün ömrü çileyle geçti. Recai Kutan, Ahmet Tekdal, hepsi tertemiz insanlardır.
ALTUĞ BERKER: Mustafa Miyasoğlu da şöyle söylemiş. Muhterem Hocamız’ın, rahmetli Hocamız’ın cenazesinde toplanan 2 milyonluk cemaatin, dünyadaki İslam Birliği iradesini ortaya koyduğunu belirtmiş ve Erbakan Hocamız’ın bu ülkeye yaşattığı tecrübelerden faydalanan diğer partilerin, eninde sonunda Türkiye’yi İslam dünyasına öncü hale getireceklerini ifade etmiş.
ADNAN OKTAR: Evet, Türkiye milli vasfını koruyacaktır, milli sınırlarını koruyacaktır, rejimini koruyacaktır, laik, üniter yapısını koruyacaktır. Diğer devletler de aynı yapıda olacaktır. Ama sevgi, şefkat, merhamet, dostluk, arkadaşlık, yardımlaşma bütün İslam alemine hakim olacaktır, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah. Şu anda Tunus’un liderleri de aynı şeyi söylüyor Hocam. Şu anda yeni bir Tunus inşa etmek için gözler Türkiye’ye çevrilmiş. 1956’ya kadar Osmanlı döneminden kalma Türk Beyleri tarafından yönetilen Tunus, 55 yıl sonra yeniden Türkiye modeli üstünde tartışıyorlar ve Türkiye’nin benzeri olmak istiyorlar şu anda.
ADNAN OKTAR: Yani Mehdiyet’i kastediyorlar.
ALTUĞ BERKER: Evet Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Türkiye’yi durduk yere herkes niye model olarak alsın? Hz. Mehdi (a.s.)’ın ruhunu, Hz. Mehdi (a.s.)’ın gölgesini burada hissettikleri için. Ve niye bu kadar sene beklesinler? Bakın tam Hz. Mehdi (a.s.)’ın zuhur vaktinde bundan bahsetmeye başlıyorlar. Gerçek demokrasiyi, gerçek özgürlüğü, insan haklarını, her türlü güzelliği Hz. Mehdi (a.s.) devrinde göreceğiz, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışı, bağnazlığın ve yobazlığın da geri gelmeyecek şekilde sonu olacaktır. Hz. Mehdi (a.s.)’dan sonra kıyamete kadar bir daha gericilik kalmıyor, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Hocam sizin bir doğrunuza yine şahit oldum, inşaAllah. Ne zaman bir olumsuz veya yanlış zannettiğiniz bir söz söyleseniz, hemen arkasından Allah affetsin diyorsunuz, hemen düzeltme yapıyorsunuz, inşaAllah, maşaAllah.” Murat Gülcan, Amerika’dan yazmış. Tabii, vicdanen ben devam edemem. Bir şeyi yanlış yaptığımı anladığımda, yanlış bir düşünce, hatalı bir söz, yanlış fikir de olabilir, sehven ağzımdan çıkarsa, konuşmaya devam edemem. Çünkü vicdanım oraya takılıyor, vidan azabı çekerim. Tunus’un evrim geçirerek Türkiye gibi ülke olması yazıyor, diyor. Evrim. Tekamül, tekamül, mütekamil hale gelir, ne evrimi? Evril devril bilmem ne falan, öyle bir şey yok. Mütekamil hale gelir, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir kitabınızı tanıtmak istiyorum Hocam, inşaAllah. “Resulullah (s.a.v.)’in dilinden Cennet” Cenneti, Peygamber Efendimiz (a.s.)’in sahih hadisleri ve ayetlerle çok kapsamlı bir şekilde, çok güzel resimlerle anlatıyorsunuz Hocam, inşaAllah. Kardeşlerimiz ahiret yurdunu tefekkür etmek için, bu kitabı sadece kargo masrafını vererek yayınevinden ücretsiz olarak alabilirler, inşaAllah. Bunun için www.globalkitap.comsitesine kayıt olmaları veyahut 0 216 444 444 1 numaralı telefonu aramaları yeterli, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: “Selamun Aleykum değerli Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Sizi çok seviyorum.” Ben de sizleri çok seviyorum. “Sohbetlerinizi dinledikçe, izledikçe huzur doluyor içime, inşaAllah.” Ama bunu her insan söylüyor, maşaAllah. Hakikaten demek ki Allah kalplerine bir ferahlık veriyor, bir inşirah veriyor çünkü düşman olan bir kişide bile böyle bir üslup görmedim. Yani gelen binlerce yazıda hep aynı konu işleniyor, maşaAllah. Allah demek ki kalplerine bir ferahlık veriyor. “Biz de inşaAllah Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesi oluruz, bize dua edin. Ben de şehrimde İttihad-ı İslam için, Türk-İslam Birliği için çalışmalar yapıyorum. Herkese kıyamet alametlerinin birer birer gerçekleştiğini anlatıyorum. Mardin Merkezden, Mehmet Uncu.” MaşaAllah, Mardin bizim canımız. Mardin, Siirt, Urfa, Bitlis, Harran, canların yeri hep, maşaAllah. Bütün Türkiyemiz birbirinden güzeldir. İnsanları da, arazisi de, herşeyi, maşaAllah. Şimdi ben Şeyh Nazım Hocam’ın yine bir güzel yüzünü göreyim de, bir içim açılsın.
VTR: Şeyh Nazım El Hakkani Hazretleri’nin Sayın Adnan Oktar ile ilgili, Ocak 2011 tarihindeki sohbetinden.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, canımız Hocamız. Bakın bayağı candan, tertemiz bir insan. Allah ömrüne bereket versin, güzelliğine güzellik katsın, ilmini artırsın. Hocamla uğraşanlara Allah hidayet nasip etsin.
“Mehmet Emin Yanbeyi. Hocam bana ledün ilmi hakkında bilgi verir misiniz?” diyor. Ledün ilmini daha önce size anlatmıştım. Kehf Suresi’nde geçer, Hz. Hızır (a.s.) kıssasında anlatılan konudur. Şeytandan Allah’a sığınırım, 65. ayette, Cenab-ı Allah; kendisine bir rahmet verdiği, tarafından kendisine bir ilim öğrettiği bir kuldan bahsediyor Cenab-ı Allah. Hz. Musa (a.s.)’ın ona tabi olduğunu, fakat sen sabredemezsin diyor. Bakın; “Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."diyor, özel bir ilim. Onun için Hz. Mehdi (a.s.)’da da insanlar müthiş bir şaşkınlık içinde olacaklardır. Hz. Mehdi (a.s.)’ın üsluplarından; talebelerinin az olmasının nedeni, onun uyguladığı ledün ilmidir, yani bir yönü de odur. İnsanların ledün ilmine tahammül edemeyeceğini zaten Cenab-ı Allah söylüyor. Hz. Musa (a.s.) tahammül edemiyor, bakın Ulül-azm Peygamber olduğu halde üçüncü açıklamasında ayrılıyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebelerinin az olmasını nedeni, ledün ilmine tahammülü olan kişiler onun yanında kalacaklar, 313 kişinin sebebi budur, ledün ilmine tahammüllü olanlar. Ledün ilmine tahammülü olmayan gidecektir. İlm-i batının, ilm-i ledünün üstadıdır Hz. Mehdi (a.s.). Yoksa bu kadar büyük bir şahsın 313 talebesi olması zaten açıklanamaz. En küçük cemaat bile 313 kişi olmaz, değil mi? Demek ki ledün ilmini geniş çaplı uygulayacak, insanları bu çok şaşırtacak ve o yüzden ona muhalif olacaklar. Hz. Musa (a.s.) tembihli olduğu halde, çok nezaketli bir Peygamber. Buna rağmen bakın ona neler diyor. Mesela gemiyi deldiğinde diyor ki: “İçindekilerini batırmak için mi onu deldin?” Mesela çok şiddetli bir eleştiri. “İçindekilerini batırmak için mi deldin?” Şimdi bu durumda halktan birisi Hz. Hızır (a.s.)’ın talebesi olabilir mi? Olmaz, kabul etmez, çünkü her işi harikadır Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Hz. Hızır (a.s.)’ın da hemen hemen her işi harikadır. O yüzden Hz. Mehdi (a.s.)’a da talebe olmak çok zordur, Hz. Hızır (a.s.)’a da talebe olmak çok zordur. Bunu Kuran’ı inceleyen insanlar anlarlar, hadisleri inceleyen insanlar da anlarlar. Bakın, en cahil insanlara bakın, binlerce taraftarları var. En sapkın görüşlerin bile binlerce taraftarı var. Hz. Mehdi (a.s.) gibi gelmiş geçmiş en büyük veli, bütün Peygamberlerin müjdelediği insan, Allah’ın halifesi olarak tesmiye ediliyor. Hz. İsa (a.s.) ona tabi olup onun veziri oluyor, onun emrinde oluyor, nübüvvet yolundan ilerleyen, Hz. Cibril (a.s.)’ın, Hz. Mikail (a.s.) ve Hz. İsrafil (a.s.)’ın ulül-azm meleklerin, büyük meleklerin yardım ettiği, on binlerce meleğin de yardım ettiği, ahkamda masum olan bir insan, ilmin şehri, kendi zamanında ilmin şehri, ledün ilminin üstadı, vehbi ilimlerin üstadı; Allah’ın dilemesiyle, Allah’ın yaratmasıyla; böyle bir insanın 313 tane talebesi var ve hapse sokuluyor arkasından, çile çektiriliyor, azap ediliyor; olmadık iftiralara uğratılacaktır, olmadık azap edilecektir Hz. Mehdi (a.s.)’a. 313 talebesi oluyor, hatta 313 talebesinden de zaman zaman gidiyorlar, bir kısmı münafık çıkıyor. Hz. Ali (r.a.) söylüyor; “buğdaya musallat olan kurtlar gibidirler. Hz. Mehdi (a.s.) buğdayı temizler, kurtluları ayırır, yeniden kurtlanır. Yine ayırır, yeniden kurtlanırlar. En sonunda tertemiz buğdaylar kalır” diyor. Yani o 313 kişi de sabit değil. Gelen oluyor, giden oluyor, gelen giden, ama genellikle onu muhafaza ediyor. Müthiş çile ve azaptan geçecektir. Deccalin muazzam baskısına uğrayacaktır Hz. Mehdi (a.s.). Hadiste, deccal Hz. Mehdi (a.s.)’ı elinden ayağından zincirleyecek, diyor. Bakın, elinden ve ayağından zincirleyecek ve onu hapse atacak, diyor. Olmadık işkenceyi yapacak, ama her seferinde o, senin deccal olduğunu daha iyi anladım diyecek, diyor. Her seferinde güleryüzle karşısına gelecek, diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın işi zordur. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.); “Hz. Mehdi (a.s.)’ın işi zordur, çünkü biz putlarla savaştık, ben putla savaştım. Ona muhalif olanlar Kuran’la karşı gelecekler” diyor. O da Kuran’ı savunacak, ama ona karşı gelen münafıklar da Kuran’la ona karşı gelecekler, diyor. Kuran ayetlerini değiştirerek, tahrif ederek, dil eğip bükerek, hurafelerle karşısına gelecekler, diyor. O yüzden Mehdiyet öyle zannedildiği gibi kolay, yani bağlık, bahçelik, böyle çok huzur içinde bir hareket değildir. Çok zorlu ve çetin bir harekettir. Ama sonunda dünyaya huzuru, barışı, kardeşliği, şefkati, dengeyi, insancıllığı hakim edecektir. Sevgi öğretmenidir. Aşkın, muhabbetin, tutkunun öğretmenidir, Hz. Mehdi (a.s.)’ın özelliği budur. Bediüzzaman onu da ısrarla belirtmiştir; Hz. Mehdi (a.s.) siyasete girmez, siyasetle bir işi olmaz, diyor. Hz. İsa (a.s.)’ın yönü siyasettedir. Onu ayrı bir mektubunda yazmış. O mektubu yayınlanmamış, o yayınlanmayan mektubunu yayınlayalım. Hazırlayalım, yayınlayalım.
ALTUĞ BERKER:Muhyiddin Arabi şöyle anlatıyor Hocam; söylediğiniz gibi. “Hz.Mehdi (a.s.)’ın açık düşmanları fukaha, fıkh alimleri olacak, çünkü halk arasında bir imtiyazları kalmayacak. Hatta ahkam hususunda ilimleri de azalacak. Bu imamın (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) gelişiyle alimlerin hükümlerdeki anlaşmazlıkları da giderilecek. Şayet elinde kılınç, ilim olmasaydı,”
ADNAN OKTAR:İlim kılıncı, evet.
ALTUĞ BERKER:“Fakihler onun (Hz. Mehdi (a.s.)’ın) ölümüne fetva verirlerdi.”
ADNAN OKTAR:Yani Hz. Mehdi (a.s.)’dan o kadar nefret eden, karşı tavır alan azılı yobazlar olacak, inşaAllah. Ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıkışının en önemli alameti de; Hz. Mehdi (a.s.) çıkmadı, Hz. Mehdi (a.s.) gelmedi, Hz. Mehdi (a.s.) gelmeyecek nidalarının yayılmasıdır. En önemli alametlerinden biri de odur.
Atatürk’ün İslam Birliği ile ilgili, Türk Birliği ile ilgili sözlerinden anlat. Ondan bazı kişiler bayağı gocunuyorlar, çok rahatsız oluyorlar. Benim de hoşuma gidiyor onların gocunması. Atatürk’ü onlara çok iyi tanıtacağım, çok iyi anlayacaklar. Film olarak da anlatalım.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet. Sözlü de anlatalım, inşaAllah. Evet izleyelim.
VTR: Atatürk samimi bir Müslümandı.
ADNAN OKTAR:Atatürk’ün Türk Birliği ile ilgili sözlerini de bir yayınlayın. İslam Birliği ile ilgili de sözleri var, onları da hazırlayın, İslam Birliği ile ilgili sözünü.
VTR: Atatürk’ün 1933 yılında tarif ettiği Türk-İslam Birliği projesi. (Serdar Turgut’un Haberturk’teki konuşması)
ADNAN OKTAR:Evet. Türklük aleminin birleşmesi; bakın yalnız birleşme deyince, milli devletler duruyor, bakın bu çok önemli, rejimler duruyor. Bu manevi birleşmedir, sevgi birleşmesidir, NATO gibi, Avrupa Birliği gibi. Avrupa Birliği’nde nasıl devletler; kimse kimseye müdahale etmiyor, ama bir bağ var. Onun en yükseği, en güzeli, en kalitelisidir işte, olacak olan birleşme budur, inşaAllah. Atatürk’ün İslam Birliği ile ilgili sözlerini oku.
ALTUĞ BERKER:Atatürk şöyle söylüyor Hocam: “Bütün İslam aleminin manen olduğu kadar, maddeten de birlik içinde müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız. Bunun için de, bizim kendi hudutlarımız içerisinde bağımsız olduğumuz gibi, Suriyeliler ve Iraklılar da milli hakimiyete dayalı bağımsız bir güç olarak ortaya çıkabilmelidirler.” Hakimiyet-i Milliye yazısında Atatürk şöyle söylüyor Hocam: “Kararan İslam Güneşinin tamamen sönmemesi ve bir kez daha İslam dünyası üzerinde parlaması için Yavuz Sultan Selim’in ‘biz Müslüman gönüllerin Birliğini sağlamak için kendimizi harap etmiş bir milletiz” cümlesine yer vermiş yazısında Hocam.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, bakın “kararan İslam Güneşinin yeniden doğması,” işte bu Mehdiyet. Atatürk kararan İslam Güneşinin yeniden doğmasını isteyen mübarek, muhterem bir insan.
ALTUĞ BERKER:İman hakikati gösterebilir miyim Hocam, inşaAllah?
Hocam Haşmet Babaoğlu’nun güzel bir yazısı vardı, şöyle diyor: “’Kendi ile barışmak’ teriminin son zamanlarda moda olduğunu, ancak bunun bazı kişiler tarafından ‘vicdanını susturmak olarak algılandığını’” yazmış. Kendimle barıştım diyen bazı kişilere baktığını söylemiş Hocam. Sevinç yerine yüzlerinde üzüntü gördüğünü, yüzünün hırs çizgileriyle dolu olduğunu, herkese karşı nefret ve öfkeyle hareket ettiğini, olur olmaz herkesi aşağıladığını, ancak tüm bunları yaparken vicdanını susturmanın, kendisiyle barışmak olduğunu sandığını yazmış. “Halbuki insanın kendisiyle barışabilmesi için, manevi olgunluk arayışı içerisine girmesi gerekir. Bu sözde bir derinlik vardır. İçimizdeki hileciyi, yalancıyı, hurdacıyı kovuncaya dek, hatalarımızdan pişmanlık duyuncaya dek kendimizle barışamayız,” demiş.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Yıllardır kitaplarınızı kendisine gönderiyor arkadaşlarımız, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet çok değerli bir insan, çok akıllı ve samimi bir insan, maşaAllah. Uslübu da bayağı güzel. İman hakikatleri ile ilgili güzel film yayınlayalım.
VTR: İman hakikatleri (Meyve ve sebzeler ve hayvanlar)
ADNAN OKTAR:Allah kalbimizde bunlara karşı ne kadar derin sevgi meydana getiriyor hayret, değil mi? Çok garip bir duygu, insan hep böyle sarılıp sevmek, ama bayağı bir sevmek istiyor. Müthiş şekerler. Her biri birbirinden tatlı, maşaAllah. Meyvelerin, sebzelerin güzelliği de apayrı bir alem. Bediüzzaman da öyle, kendi zamanında üzüm geldiğinde onu salkımıyla böyle asarmış, uzun uzun seyredermiş, ondan sonra yermiş. Saatlerce dururmuş öyle asılı olarak, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Siz daha iyi biliyorsunuz Hocam, inşaAllah. “Tulumba tatlıcıkları” diyormuş üzümü severken.
ADNAN OKTAR:Evet, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Hocam Ayşe Arman bir yazısında, Zülfü Livaneli ile yaptığı röportajını aktarmış. Şöyle bir soru sormuş Livaneli’ye. “Ölümü, ne sıklıkla ölüm aklınızdan geçer, ya da geçer mi?” diye bir soru yöneltmiş. Zülfü Livaneli de soruya cevaben; “geçmez olur mu, ama son zamanlarda ölümü uyku gibi algılamaya başladım.” Nietzsche’den bir alıntı yapmış. “Nietzsche: ‘Ben varken ölüm yok. Ölüm varken ben yokum’ diyor ya, öldüğüm zaman onun bilincinde olmayacağım ki, yeter ki bir idam mahkumu gibi beklenen, süründüren, acı çektiren bir ölüm olmasın, aniden gelsin” şeklinde cevap vermiş.
ADNAN OKTAR:Öldüğü an çok keskin bir görüntü ile birden boyut değiştirdiğini görecek. Yani önündeki görüntünün kalktığını görecek. Fakat küfür ehli ise müthiş azap çekecekler, çok şiddetli azap çekecekler. Eğer iman ehli ise, o andan itibaren cennet ortamında olmuş oluyor. Sürekli huzur içinde olmuş olacak. Ruhun varlığını açıkça gördüğü halde, bunu farketmiyor olması düşünülemez. Kuru inada da gerek yok, akıllı düşünsün. Göz görmüyor, ruh görüyor. Burun koklamıyor, ruh kokluyor. Göz sadece elektrik akımı oluşturur, o kadar. Yani dışarıdaki görüntüyü elektrik akımına çevirir, zayıf bir elektrik akımı olarak beyine verir. Burun da öyle, burun koklamaz. Burun, kimyasal maddelerden aldığı titreşimleri elektrik akımı olarak beyine verir. Parmak da dokunmaz, parmak uçlarının aldığı elektrik akımını getirir, beyine zayıf bir elektrik akımı olarak bırakır. Duymada da bu böyledir. Kulak duymaz, bütün kulaklar sağırdır. Oradaki sesi elektrik akımına çevirir, zayıf bir elektrik akımı olarak götürür beyine bırakır. Beyinde de ilgili merkezler alırlar, şuura getirirler. Şuur da şu kadarcık bir yer, şu kadar. Şuurdaki bu zayıf elektrik akımlarını; hepsi bir araya geliyor bakın, karışmıyor bu elektrik akımları birbirlerine, karışmıyor; ruh, bu elektrik akımlarını olmayan burnuyla koklar, olmayan gözüyle tam renkli 3 boyutlu görür; 3 boyutlu olarak, olmayan kulağı ile 3 boyutlu stereo olarak da duyar, olmayan parmağı ile de hisseder. Ruh diye işte biz buna diyoruz. Gerçek insan budur. Dolayısıyla beden ayrıdır, ruh ayrıdır. Bunu öldüğü vakit bütün açıklığı ile anlayacaktır. Hatta ölen kişi diyor ki; “eyvahlar bize, vaad edilen doğruymuş.” İlk söyledikleri şey bu, “eyvahlar bize” diyorlar. Onun için akılcı, samimi, önyargıdan uzak, kendini sıkmadan candan bakarsa bu gerçeği hemen görür, hemen. Yani kolay, rahatça anlaşılabilecek bir gerçektir bu. Allah, insanları bunu çok rahat anlayabilecekleri şekilde yaratmıştır. Nasıl biz suyu çok rahat anlıyoruz, ekmeği çok rahat anlıyoruz, nefes almayı çok rahat anlıyorsak, ruhu da bu kadar kolay anlarız. Yeter ki samimi olsun, kendini sıkmasın, önyargıyla yaklaşmasın.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren Asu TV, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.TV’den takip edebilirsiniz.
ADNAN OKTAR:Şeytandan Allah’a sığınıyorum. Kehf Suresi, 65. ayet. “Kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.” 2010’dur bakın bunun tarihi, Mehdiyet’e bakması açısından düşünsünler. Hz. Mehdi (a.s.) ile Hz. Hızır (a.s.) adeta iç içedir ve ledün ilmi Hz. Mehdi (a.s.)’da yoğun olarak zuhur ettiğini anlatmıştım, edecektir inşaAllah. Diyor ki mesela.“(Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin." O duvarı yapması konusunda da. “Dedi ki: ‘İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.’” Bakın; “sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin.” İnsanlar ne yapacaktır? Hz. Mehdi (a.s.)’ın uygulamalarına sabır edemeyecektir, o yüzden talebeleri çok az oluyor. Ama sonra açıklıyor. Neden, neyi, ne için yaptığını açıklıyor. Hz. Mehdi (a.s.) da neyi neden yaptığını sonradan açıklayacaktır, yani Kuran’ın işareti budur. Mesela burada bu sözü şu amaçla söyledim, şu hareketi şunun için yaptım. Sonunda demokratik, sağlıklı, zinde güzel bir dünya oluşacak, bütün insanlar mutlu olacak. Dinsizi de mutlu olacak, dindarı da mutlu olacak, Hristiyanı da mutlu olacak, Musevisi de mutlu olacak. Ama bunun için akıl, derinlik ve aşk lazımdır ve Allah’a derin iman ve derin Allah korkusu lazımdır. Allah Hz. Mehdi (a.s.)’da bunların hepsini bir araya getirmiştir. 82. ayette de duvar geçiyor; “şehirde iki öksüz çocuğundu.” Hz. İsa (a.s.) ve Hz. Mehdi (a.s.)’a işaret var, inşaAllah.
Basında Harun Yahya
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Güncel Yorumlar
Devamı ...Makaleler
Devamı ...Basında Harun Yahya
Devamı ...