ALTUĞ BERKER:İyi akşamlar, sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam Asu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, www.HarunYahya.Tv, Ankara Beypazarı Seyelan Tv, Çorum Kanal 19, Mardin Kanal 47, Mersin İstiklal Tv, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Uşak Egem Tv’den canlı olarak yayınlanan Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza hoş geldiniz. Bu akşam konuğumuz, Türkiye’nin meşhur sanatçılarından Ağabeyimiz Mahmut Tuncer, hoş geldiniz.
MAHMUT TUNCER:Estağfirullah, hoş bulduk efendim.
ADNAN OKTAR:Şeref verdiniz, lütfettiniz.
MAHMUT TUNCER:O şeref bizlere ait, o şeref bizlere ait, sağolun.
ADNAN OKTAR:Sizleri çok seviyoruz; çünkü Anadolu’nun o sıcak sevimliliğini, candanlığını çok açık, güzel herkese hissettiriyorsunuz. Doğal insansınız maşaAllah.
Hadi bakalım Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam, ne haddimize af buyurun Hocam. İngiltere’de konferanslarımız başladı, inşaAllah bugün malumunuz. Bugün, şu an da ikinci konferansımız devam ediyor. İngiltere’de bayağı haberler çıkmış.
ADNAN OKTAR:Dinleyelim bakalım ne varmış haberlerde.
ALTUĞ BERKER:İngiltere’de heyecanlanmışlar, sizin konferanslarınızın çıkacağı duyulunca. İnşaAllah, BBC de dahil olmak üzere bir çok yerde haber var. Örneğin The Guardian’da haber var.
ADNAN OKTAR:BBC ne diyor?
ALTUĞ BERKER:Okuyayım Hocam inşaAllah. BBC’de yine aynı konudan bahsediliyor The Guardian’daki, The Guardian’ı okuyorum: “Londra Leiden Camisi imamı Doktor Hüsami Hasan, evrimi savunuyormuş. ‘İslam ile evrim uyumludur’, diyormuş. Bu nedenle de ölüm tehditleri alıyormuş” güya, demagojik bir üslup kullanmışlar. Bu bilgiyi verdikten sonra hemen sizin İngiltere konferanslarınızın başladığını yazmışlar Hocam, inşaAllah. BBC’de de aynı üslupla; “Türkiye’de ünlü İslami yaratılışçı Harun Yahya’nın Pazartesi günü yani bugün, Londra’da konferansları başlıyor” diye BBC’de haberler devam ediyor Hocam, inşaAllah, bu şekilde.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:“Ünlü yaratılışçı Harun Yahya, Türkiye’den öğretici Harun Yahya’nın Londra konferans turu Pazartesi günü başlıyor” diyor. Heyecanlanmışlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Darwinizm’in kalesi, Darwinizm’in doğduğu yer; yani deccaliyetin doğduğu yer. Orada da konferans yapınca haliyle heyecanlanıyorlar demek ki. Ama bu ilk değil bizim, bu kaçıncı. İngiltere tamamen düzelinceye kadar, eksiklerini giderinceye kadar anlatıma devam edeceğiz. Bilimle, akılla ikna ederek, güzellikle konuları açıklayacağız.
ALTUĞ BERKER:Şu anda Islamic Centre of England’da şu an devam ediyor ikinci konferansımız. Her gün hafta sonuna kadar inşaAllah devam edecek. Yarın Wolverhampton’da, sonra Manchester’da, Dundee ve Glasgow’da konferanslarımız devam edecektir, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Evet, yer gök inliyor.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam, vesilenizle.
ADNAN OKTAR:Özellikle İngiltere çok önemli. İngiltere, Fransa, Amerika buralarda ağırlıklı olarak faaliyetlere devam edeceğiz, Darwinizm ile ilgili.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Amerika’da da konferanslarımız devam ediyor. Oradan da Teksas’daki konferanstan görüntüler gösteriyorum. Üniversitede, Teksas’ta üniversitede verilen konferanstan, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Güzel. İkna edilmesi çok önemli tabi, yavaş yavaş, sakin, aklı başında, delillere dayandırılarak, samimi bir üslupla anlatılması gerekiyor, çünkü karşı taraf sürekli tek yanlı anlatmış. Bizim de akılcı olarak anlatmamız gerekiyor. Kitaplarla, belgelerle. Duygusal değil, romantik değil, akılcı, gerçek delillere dayalı olarak anlatıyoruz. En önemli yerlerden başlıyoruz. Bir de fazla demagojiye de girmiyoruz, konuyu genişletmiyoruz. Demagojiyi hiç kabul etmiyorum, demagoji yok. Karşı tarafın silahı demagojidir. Bizde samimiyet, dürüstlük, candanlık, doğru delil, kolay delil, kolay anlaşılırlık.
MAHMUT TUNCER:Hocam gerçeğe daha yakınlaştırıyor, değil mi?
ADNAN OKTAR:Evet, karmaşık anlatılacağına hiç anlatmasak daha iyi. Çünkü bilimsellik adına karmakarışık anlatılırsa, halk anlamaz. Öyle kolaylaştıracaksın ki, yedi yaşında çocuk dahi anlayacak. Bizim yaptığımız öyle, üniversite profesörünün de anlayacağı gibi, çocuğun da anlayacağı gibi. O şekilde anlattığımız için çok başarılı oluyor.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Soner Yalçın’ın dün Hürriyet Gazetesi’nde hazırladığı, tutuklu şu anda Soner Yalçın ama daha önce herhalde Hürriyet Gazetesi’ne vermiş, evrimci ilim adamları diye. Erbakan Hocamız’ın hatırlattığı; “Müslüman ilim adamları” şeklinde.
ADNAN OKTAR:Soner Yalçın’ın bu yazısı en az iki yıllıktır. Çok eski, arşivden çıkma yazı. Yani yeni bir yazı değil, çok eski. Güya Darwinizm konusunda ayaktayız, yıkılmadım ayaktayım, dertlerimle başbaşayım gibisinden bir mantık yürütüyorlar. Darwinizm ile bizim, doğrudan, birebir savaşımız var bütün dünyada. Bütün dünyaya karşı tek başına bir mücadele veriyoruz ama bütün dünyada da bir panik var. Yenilmişliğin paniği var, gururlarına yediremiyorlar. Çünkü üniversiteler bunların, akademiler bunların, enstitüler bunların, basın bunların, televizyon bunların, büyük bölümü bunların, yani yüzde doksan dokuzu bunların. Ama biz bunların, burada, onların milyonda biriyiz nerdeyse, çok rahat ezebiliyoruz onları. Bunlara ızdırap veren bu. Başetmemiz, onları ezmemiz, etkisiz hala getirmemiz ve bu kadar küçük bir kuvvetle, büyük netice almamız bunları çok şaşırtıyor, acayip hayret ediyorlar. Çünkü gerçeğin gücü öyledir. Bediüzzaman da diyor: “Mesela evin içine binlerce kişi dolu olsa, adamlar dese ki ‘güneş yoktur’, birisi perdeyi hafiften açsa, güneş bir parça görünse geri kapatsa, artık konu bitmiştir. İstediği kadar içerdekiler, güneş yok desinler, kıymeti yoktur” diyor. “O bir kişinin söylemesiyle bile konu biter, hepsinin kanaati gelir” diyor. Şimdi bizim yaptığımız da bu. Biz güneş var dedik, konu bitti. Çok büyük netice aldık ama telkin çok önemlidir. Din telkinle kaimdir. Din, telkinle güçlenir, kaim hale gelir. Mutlaka telkin gerekir ve aralıksız telkin gerekir. Telkin yaparken de, samimi olunması gerekiyor. Çünkü samimiyet, bulut gibidir, insanın üzerinden kayar gider, duman gibi kayar, insanların üstünden gider. Sürekli tutulması gerekiyor samimiyetin. Gerekirse her on dakikada bir, on beş dakikada bir insanın toparlanması gerekir. Çok çabuk unutulur samimiyet. Hemen insan sokağın stiline gidebilir, insanların stiline gidebilir, yapmacıklığa gidebilir, doğal olmayan üsluba doğru gidebilir ama kendisini toparlarsa, kendisini toparladığında, ‘beni konuşturan Allah’ der. ‘Ben kaderde Allah’a teslim olmuş, Allah’ın Ruhuyum’ der. ‘Allah beni Ruhundan yarattı, ben bir hiçim’ der. ‘Allah’ın gariban bir kuluyum. Benim kaderimi Allah yaratıyor, beni Allah konuşturuyor, benim konuşacak bir gücüm olamaz, sesi ben yaratamam, sesi ben duyuramam, bütün güç kuvvet Allah’ındır. Ben Allah’ın söylediklerini, bana ilham ettiklerini aktarıyorum’ diyecek. Allah’ın verdiği güçle, inşaAllah. Dolayısıyla o zaman güzel konuşur, doğru konuşur, kalplere de etki eder. Çünkü kalplere etki ettirecek de Allah’tır. Anlatırsın etkilenmez adam, boş boş durur. Ama kalplere etki eden de Allah olduğu için, bu bir duadır yani samimiyet bir duadır. Sürekli samimi olmak bir ibadettir, mühim bir ibadettir samimiyet. Mesela namaz kılıyor, ne kadar sürer namaz? 10-15 dakika sürdüğünü düşünelim, ama samimiyet sabahtan akşama kadar devam eden bir ibadettir, sürekli diri tutulması lazım. Allah ayette; “ancak samimi olan kullarım kurtulur” diyor. Bu durumda samimiyetin ana konu haline getirilmesi gerekiliyor. İbadet olarak ana konu haline getirilmesi gerekiliyor. Samimiyet de sık sık insandan gideceğine göre; unutulursa gider, sürekli bu ibadetin içinde olması gerekiyor, bir zikirdir bir nevi, çünkü Allah’ı zikrederek samimiyet duruyor, devam ediyor, inşaAllah. Allah’ı zikretmekle samimiyet iç içedir, beraberdir, ayrı değildir. Samimi olan adam, Allah’ı anmadan samimi olamıyor. Allah’ı anarak samimi olabilir. Dolayısıyla da zikirdir yani sürekli Allah’ı zikretmektir. Makbul bir ibadettir samimi olmak, çünkü Allah ayette diyor, şeytandan Allah’a sığınırım “ancak Allah’ın samimi olan kulları kurtulur”. Yani hepsini onun içine almış Allah, samimiyetin içine almış. Bir tek samimiyet, çünkü samimi olan, helale harama da dikkat ediyor, güzel ahlaka da dikkat ediyor, Allah’ın emirlerine de dikkat ediyor, hepsine dikkat eder. Tevazu içindedir, mahviyetini bilir, şirkten kaçınır, yapmacık olmaz, dürüst olur, gerçekleri gizleyemez, gerçeği açıkça söyler, yalan söyleme gücü olmaz, Allah’tan korkar, yalan söylemekten çekinir. Bütün Peygamberler çok samimiydiler. Allah hep dikkat çekmiştir Kuran’da, dikkat edin “Allah’ın samimi bir kuluydu” diyor Allah onun için mesela, “ihlaslıydı” diyor Allah, ihlas, o da samimiyet demektir. “Salih” diyor, mesela “salih Peygamberler” yine samimi demektir, salih. Birçok kelime vardır, aynı anlama gelir hepsi, hepsi samimiyet üstüne kuruludur. Dolayısıyla, samimi olduğunda, insanın beyni açılır, etki gücü artar, hikmet gelir, hikmetli konuşur ve etkileyici konuşur. Bizim de bu kadar sarsıcı olmamızın nedeni, inşaAllah samimiyetimiz. Avrupa’da başkaları da yapıyor konferans, Darwinizm ile ilgili çok konferanslar yapıldı, kimsenin umurunda bile değil, dinlemiyorlar, adam da gelmez, etkisi de olmuyor. Allahualem pek samimi olmuyor, yapmacık oluyor. Mesela Darwinistler’in yaptıkları konferanslar oluyor, Darwinizm’i savunan, kimse gelmiyor. Çay verelim size, tatlı verelim diyorlar, yine gelmiyorlar. Türkiye’de kaç defa yaptılar, biz fotoğraflarını çektik, bomboş, hiç kimse gelmemiş. Defalarca yapıldı, kimse gelmedi.
MAHMUT TUNCER:Rüşvet verdikleri halde gelmiyorlar.
ADNAN OKTAR:Evet. “Açık büfe var, çay var” diyor. Adam hiç olmazsa ona tamahen gelir zannediyorlar. Adam öyle bir eziyet çekiyor ki, “ben size vereyim çayı, oradaki sandviçler sizin olsun, yeter ki gelmeyeyim” diyor. Çünkü en zor şey nedir, biliyor musun? Yalan dinlemektir. Doğru olmayan bir şeyi dinlemek insanı çok sıkar. Yalancı dinlemek çok ızdırap vericidir. Ben Türkiye’dekileri tenzih ediyorum. İnsanın içini en çok sıkan, rahatsız eden şeylerden birisi de budur. Samimiyetsiz bir insanı dinlemek, doğru olmadığını bile bile, bir şeye ikna etmeye çalışan birisini muhatap almak çok zordur, onun için de konferanslarına kimse gitmiyor. Ama biz gittiğimizde, mutlaka delil gösteriyoruz, mutlaka samimi bir anlatımımız var. Hedefimiz samimi, anlatımımız samimi, çünkü hedefimiz ne? İnsanlar birbirini sevsin diyoruz. Yahudi’si, Hıristiyan’ı, müşriki, Budist’i, hepsi Müslüman olsun diyoruz, ama zor olarak değil, zorlayarak değil, sevgiyle, şefkatle, merhametle, dostlukla, isteyerek ve severek. Bütün dünya kurtulsun istiyoruz, bütün dünya barış içinde olsun diyoruz, demokrasi olsun diyoruz, bütün devletler özgür olsun, bütün milletler özgür olsun, bütünlüklerini korusunlar yani üniter yapılarını korusunlar, bölünmesinler, parçalanmasınlar, huzur içerisinde yaşasınlar, biz bunu istiyoruz. Birbirlerine yardımcı olsunlar, destek olsunlar, kimse kimseyi üzmesin, bu çok kolaydır, aksi zordur. Ama Darwinizm hallolmadan, bu bela hallolmuyor işte. Darwinizm’in olduğu yerde mutlaka, felaket, acılar, belalar oluyor, ızdıraplar oluyor, inşaAllah. Buyur Berker Hocam.
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Muhterem rahmetli Erbakan Hocamız ile ilgili daha önce çıkmış bir haber vardı, yazı Ahmet Altan’ın kızı Sanem Altan; “O cenaze günlerinde, son iki gündür, o günlerde Erbakan Hocamız ile ilgili öğrendiği bilgilerin kendisini çok şaşırttığını ve onu hiç tanımadığını fark edince tuhaf bir üzüntü duyduğunu” söylemiş. “İstanbul Teknik Üniversitesi’nin gelmiş geçmiş en zeki öğrencilerinden olmasına ve motor alanında dünya çapında projelerinin bulunmasına rağmen, yani bu meslekte çok ilerleyebilecekken neden itildiği, küçümsendiği ve askere boyun eğen adam olarak bilindiği, siyaseti seçtiğini çok merak ettiğini” söylemiş. “Buna değen neydi?” demiş. “İnancı mıydı acaba?” diye sormuş. “Ancak cenaze törenini izlerken, eğer dünyaya yepyeni bir motor armağan etseydi, milyonlarca insan böyle cenazesine katılır mıydı?” diyerek, “belki yanılıyorum, ancak Erbakan’ın siyaseti seçmesinin altında bu sorunun cevabı yatıyor olabilir” demiş.
ADNAN OKTAR:Bu sevimli Sanem bayağı güzel ahlaklı, çok nezih, kaliteli bir insan. Çok dürüst, candan üslubu. Daha önceki yazısını da biliyorum. Allah’ın ona bir lütfu, maşaAllah. İnşaAllah babası da daha iyi olur. Gerçi o da çok dürüst bir insan ama inşaAllah daha dindar olur, daha candan, daha samimi olur, daha vicdanına uyar. Ama helal olsun Sanem’e, maşaAllah, çok güzel. Üslubu da güzel, kendi de güzel, huyu da güzel, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir de Ertuğrul Özkök’ün bir yazısı vardı, bu günlerde Hocam, rahmetli Erbakan Hocamız ile ilgili. Ertuğrul Özkök; “Sayın Demirel’i, Erbakan Hocamız ile ilgili bazı sorular sormak için telefonla aramış. Sorduğu sorulardan biri, 28 Şubat sürecinde Erbakan Hocamız’ın istifasını, Sayın Demirel’e getirdiği gün neler konuşulduğuyla ilgiliymiş. Sayın Demirel o günü şöyle anlatmış:” ‘O gün kendisine iki soru sordum. Önce, neden istifa ediyorsun? dedim.’ “Gerginlik var, gerginliği düşürmek için.” dedi. “İkinci sorum şuydu: Sana istifa et diyen var mı?” ‘Hayır, yok’ dedi. Ayrıca 28 Şubat sürecinde eğer Erbakan Hocamız kararlara imza atmasaydı, hükümet bunalımı olacağını ve hükümetin düşeceğini” söylemiş, Ertuğrul Özkök.
ADNAN OKTAR:Erbakan Hocamız, çok nezaketli, çok ince düşünceli, çok hürmeti, saygıyı iyi bilen bir insandı. Gerilimden şiddetle kaçınan bir insandı. Sakin, tutarlı ortamda, sevgiyi, huzuru, zenginliği, güveni savunan bir insandı. Dünya tatlısıydı, dünya iyisiydi. O en zor şartlarda, en çetin şartlarda, en sakin ortamı sağlamayı hedefledi. Çok büyük olay çıkarttılar normalde onun zamanında, çok büyük olay çıkacak gibiydi, büyük bir felaket olabilirdi. Tansu Hanım’la her ikisi, ortalığı yatıştırdılar. İddia edilen Ergenekon terör örgütünün en azgın dönemiydi, en eli kanlı, en psikopat dönemiydi. O zor ortamda, onlar da zor şartlarda görev yaptılar, çok zor şartlarda görev yaptılar. Ama Hocamız, tabii Allah rızası için gayret eden bir insan. Bu dünyada bir karşılığın peşinde olmadı o, nitekim bak şu an ahirette, inşaAllah cennette. Dolayısıyla bütün ömrü çileyle geçti, zorluklarla geçti. Dediler ki; “bir eli yağda bir eli balda.” Hayatının her dönemi çileyle geçmiştir Erbakan Hocamız’ın. Tam bir dava adamıdır, çok muhterem, mübarek bir insandır. Bütün Anadolu’nun, bütün Türkiye’nin sevdiği bir insandı. Ben canı gönülden Cumhurbaşkanı olmasını istiyordum, nasip değilmiş Hocamız’a. İnşaAllah, Allah ona ahiret makamı verdi.
Mahmut Tuncer Hocam, memleket neresi, Hocam?
MAHMUT TUNCER:Benim memleket, Şanlıurfa.
ADNAN OKTAR:Urfa’dan aslanlar çıkar, maşaAllah. Yukarıda da konuştuk. Hz. İbrahim’in diyarı, fakat Üstadımız’ın da, Bediüzzaman Said Nursi’nin de mekanıdır Urfa. Urfalılar, yiğit ve çok güzel insanlar, maşaAllah. Bütün Güney Doğu Anadolu hep öyledir, bütün Anadolu’muz öyledir.
MAHMUT TUNCER:Hocam sözünüzü şekerle kestim, Bediüzzaman Hazretleri’nin ahirete göçtüğü o otelde, iki sene çalıştım.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
MAHMUT TUNCER:Onun odası dururdu, Perşembeyi Cumaya bağlayan gece odayı insanlara vermezlerdi. Kalırdı öyle.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, Palas; hayret çok güzel. Demek ki sahibi dindar, maşaAllah.
MAHMUT TUNCER:Sonradan da, hiç vermemeye başlamışlar. Bizim o çalıştığımız dönemlerde, Perşembe, Cuma akşamları vermiyorlardı. Hatta orda derlerdi, takunya sesleri falan, bizim Urfa’dahaphap derler, geldiğini söylerlerdi o Perşembe akşamları. Ondan sonra da hiç vermediler. 27 numara durur orada hep.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah, elhamdülillah. Üstadımız diyor ki Sungur Ağabey’e; “senin hayatın boyunca, seni hep takip edeceğim, yanında olacağım” diyor, inşaAllah. Hakikaten çok olağanüstü bir insan Bediüzzaman Hazretleri, çok metafizik bir varlık, değişik bir insan, çok çok değişik bir insan, çok muhterem bir insan. Ne güzel sizin de orada görev yapmış olmanız, maşaAllah. Bayağı hoş bir şey.
MAHMUT TUNCER: Bayağı hoş çok hoş bize de nasip oldu onun odasını...
ADNAN OKTAR: Elhamdülillah, sahibi kimse kardeşimiz, Allah ondan razı olsun. O hürmetine, sevgisine karşılık inşaAllah, Allah ona çok güzel karşılıklar nasip etsin, sevaplar nasip etsin, hayırlar nasip etsin inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, Bediüzzaman Hazretleri siz daha iyi biliyorsunuz Hocam, şöyle diyor; “Bir değil, yüz değil, belki bin defa; gecede, hiç düşünmediğim halde gördüğüm bazı adamlar veyahut söylediğim meseleler, o gecenin gündüzünde az bir tabir ile aynen çıkıyordu” diyor.
ADNAN OKTAR: Bu çok acayip Bediüzzaman’ın bu yönü Allah’ın hikmeti. Bir kere çok dürüst bir insan ben birçok şeyh efendi bilirim. Kendini harika göstermek için doğru konuşmazlar. Harikaları varmış gibi işte olağanüstü olaylar Kâbe’nin üstünden bağıranlar mı dersin, fakat Bediüzzaman hiç öyle bir şeye tenezzül etmiş bir insan değil. Bütün anlattıkları da doğru yani yüzde yüz doğru olan sözleri söylüyor. Mesela; bu sözü net doğru onu bir daha oku bakalım.
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah başından okuyorum Hocam. “Rüya-yı sâdıka benim için hakkalyakîn (Mârifet mertebesinin en yükseği. En yakînî bir surette hakikatı müşahede edip yaşamak hali.) derecesine gelmiş. Bir değil, yüz değil, belki bin defa; gecede, hiç düşünmediğim halde gördüğüm bazı adamlar veyahut söylediğim meseleler, o gecenin gündüzünde az bir tabir ile aynen çıkıyor. Demek en cüz'î hâdisat (en küçük bir olay) vukua gelmeden (meydana gelmeden) evvel hem mukayyeddir (kayıtlıdır), hem yazılmıştır. Demek tesadüf yok, hâdisat (olaylar) başıboş gelmiyor, intizamsız değillerdir.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah, maşaAllah.
Tebriz Ahmetli, Florida’dan yazıyor. “Selamun Aleykum Adnan Hocam. Sizi çok seviyorum ve hep izliyorum. Bir an olsun sizin konuşmalarınızı kaçırmak istemiyorum. Bazı zamanlarda ben bilgisayar olmayan ortamlarda oluyorum. Mesela; okul sınıfında, yolda giderken, arkadaşlarla olduğumda, benim yanımda hep I-phone’um olur. Yakınlarda yeni Ipod almayı düşünüyorum. Benim size bir sorum bir program geliştirebilir misiniz? I-phone ve Ipodlarla sizi canlı izleyebilelim”. Var mı böyle bir şey? Şu an böyle bir sistem işliyor mu bizde? İzleyebiliyorlar, zaten varmış böyle bir sistem. “Bazı televizyon kanalları mesela; Al Jazeera, Kanal D, ATV kanallarını ben telefonla canlı olarak her yerde izleyebiliyorum. Allah sizi korusun sevgilerimle, saygılarımla Tebriz Ahmetli”. Şu an izleyebiliyorlar öyle mi? Bu ayın sonunda I-phone’dan başlıyor. I-phone, Ipod bunların hepsini izlenecek hale getirin, kardeşlerimiz izleyebilsinler.
Nahl Suresi, 77.ayet, şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. (Kıyamet) Saatin(in) emri de yalnızca (süratli) göz açıp kapama gibidir veya daha yakındır. Şüphesiz, Allah herşeye güç yetirendir”.Hocam 77. ayet kıyameti anlatıyor. Bu ayetin ebcedini merak ediyorum, inşaAllah. Ayet numarası iki 7’den oluşuyor. Acaba Hz. Mehdi (a.s)’a, Hz. İsa (a.s)’a işaret ediyor olabilir mi? Selam ve hürmetlerimle Gülcan Karakaş”. Bakalım ebcedlerine, şeytan’dan Allah’a sığınırım. “Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. (Kıyamet) Saatin(in) emri de yalnızca (süratli) göz açıp kapama gibidir veya daha yakındır. Şüphesiz, Allah herşeye güç yetirendir.” Tamam bakacağım. Berker’im seni dinliyoruz.
ALTUĞ BERKER: Estağfirullah Hocam, muhterem Erbakan Hocamız’ın Türk gençliği, dün bir maçta olmak üzere yad ediyor. Cenazesinde açıkça görülmüştü, inşaAllah. Sevgilerini dile getirmeye devam ediyorlar. Nitekim Beşiktaş-Trabzon maçı dün bu devam ederken, Beşiktaş taraftar grubu, Çarşı grubu kapalı tribünde üzerinde Erbakan Hocamız’ın resmi “mekanın cennet olsun Hocam” duasının yazılı olduğu dev bir pankart açmışlar.
ADNAN OKTAR: MaşaAllah helal olsun Çarşı grubuna, helal olsun Beşiktaşlı gençlere aferin çok güzel yapmışlar. Tebrik ediyorum hepsini maşaAllah mübarek olsun, güzel.
ALTUĞ BERKER: Mehmet Yılmaz’ın bir yazısı vardı bugün “İddia edilen Ergenekon davasıyla ilgili olarak telefon dinlemelerinin tek başına delil olarak yeterli olmadığı, hukuken ancak kısa süreli dinleme yapılabildiği, bu süre içinde telefon dinlemeye neden olan suç ile ilgili bir dava açılmadıysa, dinleme kayıtlarının imha edilmesi gerektiği” gibi bazı kanuni hatırlatmalar yapmış. “Ayrıca Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ın ayrı hücrelere konması konusunda eleştirmiş. Bu durumun henüz hakkında kesinleşmiş bir hüküm bulunmayan insanlara eziyet ve kötü muamele anlamına geldiğini” söylemiş. Adalet Bakanımıza da imalı bir uyarı yaparak “gücü elinden giden kişiler nasıl hatırlanır bilirsiniz. Sadullah Ergin’i uyarmak isterim. Ki bu tür uygulamalardan vazgeçilmezse ileride kendisi böyle hatırlananlardan biri olacak” demiş.
ADNAN OKTAR: Allah, Allah bu nedir böyle? Örtülü bir üslupla sürekli tehdidi andıran bir konuşma yapıyor. Biz daha önce 1986 yılında benim hiçbir suçum yoktu. Ben zaten sonradan da berat ettim. 9 ay hücrede tutuldum. Bu hazretlerin haberi vardı hepsinin 9 ay çıtları çıkmadı. Gayet durumdan memnundular. İsterseniz o günkü gazeteleri göstereyim. 10 ayda akıl hastanesinde tuttular. Gayet durumdan memnundular. En azılı akıl hastaları içerisinde Aydın Doğan’ı alıp götürseler öyle bir muamele yapsalar bunlar ne yaparlar? Aydın Doğan’ın çocuklarını alıp götürseler böyle muameleyi yapsalar, bunlar ne yaparlar? Yeri, göğü birbirine katarlar, değil mi? Bak bende olduğunda, memnuniyetlerini dile getiren yazılar bir hayli çıktı o zamanlar elinize sağlık der gibi, bu 1999’da da tutuklandığımda, bunlar neredeyse zil takıp oynayacaklardı. Ben bunlara teker teker yazı yazdım hepsine, bu da dahil bir çoğuna hatırladığım kadarıyla buna da gönderdim. El yazısıyla yazdım, “Bakın” dedim, “bu tip bir kafada olmayın, bu tip bir mantıkta olmayın yanlış, mazlumun ahını almayın” dedim. “Allah gün gelir sizin de ayağınıza dolandırır” dedim. “Böyle bir yapıyı, böyle bir mantığı desteklemeyin” dedim. Hemen hemen hepsinde mektuplar var. Bende mektupların kopyaları da var. İnkar ederlerse kopyalarını da göstereyim. Tek tek hepsine el yazısıyla gönderdim, uyardım. Gün geldi, uyardığım her adam içeri girdi aşağı yukarı, tek tek, isim isim vereyim isterseniz. Hepsi girdi içeriye Allah’ın bir sistemi var. Herkes samimi olacak, candan olacak, dürüst olacak. Kendisine yapılmasını istemediğini, başkasına da yapılmasını istemeyecek, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: “Oda Tv’den çıkan belgelerde, iddia edilen Ergenekon davasından yargılanan sanıkların arasında bir itiraf furyasının çıkmasının son derece tehlikeli olduğu, böyle bir durumda bütün sanıkların aynı anda çözülebileceği tehlikesine dikkat çeken dokümanlar ele geçirilmiş. Aynı zamanda davanın sanıklarından Yalçın Küçük’ün, Oda Tv yetkililerine gönderdiği bir yazıda; bölücü örgüt ‘PKK’nın amaçları doğrultusunda bir yayın politikası izlenmesi’ talimatını verdiği anlaşılmış, ayrıca Balyoz ve Poyrazköy gibi soruşturmalarda tutuklu bulunan muvazzaf subayların serbest bırakılması için şehit cenazelerinde provokasyon yapılması ve şehit cenazelerinin bu konu için bir fırsat olarak kullanılması gerektiği yönünde bilgilerin yer aldığı belgeler bulunmuş.”
ADNAN OKTAR: Evet, onun bir internet kanalı var. Oda Tv, hafta sekiz gün dokuz benimle ilgili haber çıkarırdı, durur durur çıkarırdı böyle. Tabii bizim gönlümüz istiyor ki; iddia edilen Ergenekon örgütü bir an önce ortadan kaldırılsın, taraftarları da samimi itiraflarda bulunsunlar. Bu kişiler de zorluk içinde kalmasını istemem tabii ki, ben kimsenin zorda kalmasını acı çekmesini istemem. Ama böyle zalim bir örgütün, böyle acımasız bir örgütün de devam etmesi, bütün Türk milleti için en büyük tehdit olmuş olur. Yani içteki düşman, en tehlikeli düşmandır. Münafık bir sistem, en tehlikeli yapıdır. İddia edilen Ergenekon terör örgütü, Türk milletine düşman olan, Türk milletini yok etmeyi amaçlayan, Türk gençliğini çökertmek isteyen, Türkiye’yi 22’ye bölmek isteyen, çok acımasız bir mafya yapılanması, uçsuz bucaksız bir mafya yapılanması. Bu kahpe, alçak yapılanmaya karşı devletin kendini savunması, devletin doğal hakkıdır. Devletin kendini savunma refleksi vardır. Ama bunlar yapılırken ben tabii sonuçta bu sistemin durmasını, zulmün durmasını amaçlıyorum. Yoksa şahısların acı çekmesini, mağdur olmalarını istemem. O benim hoşlanacağım bir şey değil.
ALTUĞ BERKER:Rahmetli Tahir Büyükkörükçü Hocamız’ın cenazesine, yüz binlerce kişi katılmış inşaAllah Hocam. Resimleri var.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: 89 yaşında hayatını kaybeden değerli Hocamız için, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez bir konuşma yapmış.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah Konya yıkılmış. MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Ebediyete uğurlayanlar arasında, Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu, Sayın Bülent Arınç, Melih Gökçek gibi isimler de bulunuyormuş.
ADNAN OKTAR:Ama Hocamız da dünya tatlısıydı, maşaAllah. Çok efendi ve çok şahane bir alimdi. Allah rahmet etsin, inşaAllah. İyi, güzel olmuş. Hükümetten gelenler olması güzel. Melih Gökçek de güzel yapmış. Diyanet İşleri Başkanımızdan da Allah razı olsun. Çünkü hakikaten çok önemli ve çok değerli bir insan. Rahmetli Hocamızın ahir zamanla ilgili bir konuşması vardı, onu yayınlayalım.
VTR- (Büyük İslam Alimi Tahir Büyükkörükçü Hazretleri’nin Ahir Zaman Konulu Vaazı)
ADNAN OKTAR:Tahir Büyükkörükçü Hocam, yine Hz. Mehdi (a.s)’ın bu yüzyılda çıkacağına inanan büyük alimlerdendi. “Hz. Mehdi (a.s)’ın zuhur ettiğini” söyleyen büyük alimlerden birisi de odur. Çok değerli bir insan. Geride kalanlara, ailesine Allah uzun ömürler versin. Hepsine hidayet, sağlık, sıhhat, ferah, kalp ferahlığı versin. Cenab-ı Allah cennette kardeş etsin.
Mahmut Tuncer Hocam, bugün imzalı kasetlerinden verecek inşaAllah. Çok güzel Hocamızın sesi maşaAllah.
MAHMUT TUNCER:Allah’ın bize bir hediyesi Hocam.
ADNAN OKTAR:Evet, Cenab-ı Allah’ın tecellisi olarak oluyor tabii ki. Fakat sizin terbiyeniz çok güzel, üslup ve adabınız tam böyle Osmanlı değil mi? Adap, edep, nezaket, saygısı, hürmeti çok şahane. Bu unutulan bu güzel ahlakı, benim güzel milletim yeniden diriltecek, Türk milleti bütün dünyaya öğretecek. Urfa’dan gelen muhterem bir kardeşimiz, müthiş bir adap, edep var. Yukarda üslubunu da gördüm son derece nezaketli, son derece efendi, tavrı güzel, hitabeti güzel, her şeyi çok güzel. Adap, edep ve terbiye son derece önemli bir konudur. Avrupa’da edep, adap uçtu. Terbiye de uçtu, ahlak zaten yerle bir. İşte milletimiz, yeniden onlara bu güzelliği öğretecekler. Doğal öğretmenler onlar, tabii öğretmenler, inşaAllah çok güzel olacak.
MAHMUT TUNCER:Bunlar tabii siz değerli üstadların sayesinde, büyüklerimizin sayesinde bunlar yerleşiyor. Yoksa genelde baktığın zaman, hakikaten bizim Urfa’ya da ben zaman zaman gidiyorum, orada da sanki böyle adetler, gelenekler, görenekler yavaş yavaş kayıyor gibi ama İstanbul’a, metropol büyük illere göre baktığında yine yirmi sene gerideler.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah bozulmamışlar.
MAHMUT TUNCER:Yirmi sene gerideler. Ama orada da her gittiğimde değişik değişik artık şeyler. Bizim zamanımızda kızlar erkeklerle el ele, kol kola gezemezdi. Şimdi gittiğinde bazen görüyorsun. Örf, adetler sahip çıkılması gereken şeyler aslında.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Küçük köylerde çok güzel kalıyor. Küçük köyler, kasabalar. Şehirlerde daha çabuk dağılabiliyor, fakat köyler, kasabalar öyle. Fakat Mardin’de, Siirt’te, Urfa’da yine de aşiretler, aşiret büyükleri o şeyi devam ettiriyorlar. Çok iyi koruyup kolluyorlar. Tarikatlarda da var o adap ve edebi muhafaza bayağı güzel. Şu ana kadar diri tuttular. Az bir şey kaldı, inşaAllah. Medet ya Hz. Mehdi (a.s) diyoruz Allah’ın izniyle, Allah’ın dilemesiyle, Cenab-ı Allah’ın yardımıyla, bu vakte kadar getirdiler. Bundan sonrası kolay Allah’ın izniyle, inşaAllah.
TARKAN YAVAŞ:Hocam siz daha iyi bilirsiniz, inşaAllah. Onlar da; “bizim görevimiz mevcudu muhafaza etmek” diye söylüyorlar, maşaAllah.
ADNAN OKTAR:Adap, edep çok güzel oluyor. Mesela insan bir sevdiğini gördüğünde ayağa kalkması, hürmet etmesi, sarılması. Büyüklere özellikle hürmet görünüşü çok şahane oluyor. Çok çok zevkli oluyor. Bizim Batmantaş köyü var dedemin her zaman anlatıyorum. Dedem gelirdi böyle meydanlıkta köylüler otururlardı. Böyle harman gibi yerde kenarda dizilirlerdi çömelerek otururlardı. Dedem bastonuyla oraya giderdi. Dedem genellikle beyaz takım giyerdi. Çok havalıydı dedem, bayağı yakışıklıydı görünüşü. Geldiğinde dedemi görür görmez hepsi birden ayağa kalkarlardı. Bir şey kopardı, böyle gürül gürül herkes ayağa kalkardı. Çıtını çıkarmazdı kimse, konuşmasını beklerlerdi. O konuşurdu, herkes dinlerdi. Ancak o söz verirse veyahut birine bir şey sorarsa o şekilde birisi konuşmaya girerdi. Yanında sigara içmek, ayak ayak üstüne atmak mümkün değil yani tahayyül dahi edilemez maşaAllah. Bunun görünüşü çok şahane oluyor. Acayip güzel oluyor. Yani kim olursa olsun, yaşı büyük bir insana hürmet edilmesi, çok heybetli ve güzel görünüyor. Bayağı güzel görünüyor. Mesela evde tavuk keserdi dedem sık sık tavuk pişerdi. Oğlak keserdi, tavuk keserdi. Mutlaka misafir çağırırdı, komşuları çağırırdı. İşte çağırın Aslan’ı gelsin, çağırın şunu gelsin. Halbuki mesela küçük bir tavuk nihayet bir ev halkı yiyebilir. Ama mutlaka konu komşudan insanlar çağırırdı, onlar da olsun diye. Sabah kahvaltıya mesela yemek yerken biz köyün tanıdıkları gelirdi, onları mutlaka davet ederdi. Bayağı zevkli çok güzel oluyor komşu ziyaretleri. Bunlar çok büyük zevktir. Sonradan bunları öldürdüler, bambaşka bir hale getirdiler. İnsanlar yalnız kaldı. Halbuki o hayat çok güzel. İnsanın ruhunu asıl dengeleyen, insanın asıl beğeneceği hayat odur. Birbirlerini ziyaret edecekler, birlikte namaz kılacaklar, sohbet edecekler, gönül alacaklar, birlikte yemek yiyecekler, büyüğe müthiş bir hürmet olarak, küçüğe çok büyük bir saygı olacak.
MAHMUT TUNCER:Hocam şimdi sözünüzü şekerle kestim. Benim rahmetlik babam kalkardı sabahleyin, duadan sonra çıkarken, tam böyle eşikten çıkarken derdi ki; “kurban olduğum Allah komşularımızın rızkını kendi üzerimden gönder.” Böyle diyerek evden çıkardı. O sizin dediğiniz şeyler olurdu sürekli orada.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Güneydoğu zaten şahanedir. Karadeniz, İç Anadolu oralara pek deccalin eli değmedi. Darwinist, materyalistler pek oralara girmedi, dolayısıyla onların büyük şehirlerde biraz etkisi fazla oldu. Tabii farkında değil onlar ama farkında olmadan o sistemin içine girdiler. Özellikle o büyük apartmanlarda, sitelerde oturan kimsenin, kimseden haberi bile olmuyor. Adam ölüyor haberi olmuyor veyahut altta bir şey oluyor, haberi olmuyor, bu güzel değil. Mehdiyet devrinde bütün bu güzellikler yeniden canlanacak. Sevgi, dostluk, kardeşlik, komşu hakları. Komşu hakkı mesela çok çok büyük bir olaydır, komşu apayrı bir olaydır. Onun ayrı bir hukuku vardır, komşu yok ki ayrı bir hukuku olsun şu an şimdi, öyle bir konu kalmadı. Detay detay komşu hukuku vardır. Komşuyla ilgili yüzlerce madde vardır. İnşaAllah bunlar yeniden güzellik olarak karşımıza çıkacak. Sahabeler, Peygamberimiz (s.a.v.)’de de bir şeyi beğendiklerinde, mutlaka o beğendikleri şeyi Peygamberimiz (s.a.v.) onlara hediye ediyordu. Ta eski ecdattan, Osmanlı’dan silsile olarak gelmiş. Güzel olan budur. Karşılıklı hediyeleşmek, koruyup kollamak gerekir. Bir hastanın yalnız başına evde kalması zordur. Farz edelim ayağı kırılmış. Akrabaları, tanıdıkları gelse, sevenleri gelse çok hoşuna gider, değişiklik olur. Her gelen yeni bir haber, yeni bir heyecan getiriyor. O yönüyle çok güzel.
ALTUĞ BERKER: Yeni Asya Gazetesi’nde Ali Ferşadoğlu “1989 yılında sosyalizmin ve komünizmin resmen ve sistem olarak çöküşünün ilan edildiğini ve bunun hürriyet havasının dünyaya doğal olarak da Orta Doğuya ve İslam alemine yayıldığını” yazmış. “Bediüzzaman’ın ise bu değişimi yüz sene öncesinden gördüğünü” söyleyerek yazısında Üstad’ın şu sözlerine yer vermiş, sizin daha önce anlattığınız, “yüz sene önce tamamen cemalini göreceksiniz. Eğer siz tembel kalıp da onun yolunu yapmazsanız, tembellik etseniz yüz sene sonra onun tam cemalini göreceksiniz. Zira sizinle İstanbul arasındaki mesafe bir aylıktır.” Bu alıntıyı kullanmış inşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Neyin cemalini görecekmiş?
ALTUĞ BERKER: O kendi yorumu. “Üstad” diyor; “sosyal alemin ve Avrupa tarihinin yüz sene sonra tabii akışı içinde dönüşeceğini görmüştür” diyor. “Ancak eğer biz üstadı dinleseydik yüz sene beklemeyebilirdik o nedenle onun şu anki siyasi öngörülerini anlar ve uygularsak sosyal çalkantılar durur, siyaset istikrara kavuşur” demiş.
ADNAN OKTAR:Şimdi Bediüzzaman ne derse çıkıyor muymuş, bunu mu anladık?
ALTUĞ BERKER: İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:Söylediği her şey çıkıyor. O zaman “hicri 1400 de Hz. Mehdi (a.s) çıkacak” diyor. Buna inanıyorlarsa, ona da inansınlar. “Yarım asır sonra hepsini darmadağın edecek” diyor. “2001’ileri veriyor, Darwinist ve materyalist sistemi çökertecek” diyor. “1545 gibi de kıyamet kopacak” diyor, “1506’ya kadar da açık galibane mücadeleniz devam edecek” diyor, “1506’ya kadar, ondan sonra bozulma başlayacak” diyor, “hicri 1506’dan sonra, 1545’e kadar. 1542’ye kadar, o çökme şiddetlenecek, 1542’den sonra, tam bir rezalet olacak, artık Müslüman kalmayacak 1542’den sonra, 1545 gibi Allah’ın izni ile kıyamet kopacak” diyor. Bediüzzaman’ın her dediği çıktığına göre, tamamı, teker teker yüzlerce dediği çıkmış mı verdiği tarihler? Çıkmış. Bu dedikleri de doğru çıkıyor hepsi, buna da inanacaklar. Belirli bir yere kadar inanıyorlar, kardeşimi tenzih ederim, ondan sonrasını durduruyorlar, öyle şey olmaz, “ondan sonrasına inanmam” diyor. Hz. Mehdi (a.s)’a kadar olan kısma kadar inanıyorlar, Hz. Mehdi (a.s)’dan sonrasına inanmıyorlar. Hz. Mehdi (a.s) sonrası da, Hz. Mehdi (a.s) devri de hepsi doğru, Bediüzzaman tamamını doğru söylemiş. İsteseler de, istemeseler de Allah nurunu tamamlayacak inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: İman hakikati gösterebilir miyim Hocam? Kelebek resimleri.
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER: Simetriye dair resimlerin bulunduğu.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah bak orada ne varsa orada da var. Bak diyorlar ki adamlar; “bu simetriyle oldu.” Peki “bu nasıl oldu” diyoruz. “O da bir şekilde simetriyle oldu” diyorlar. Bakın burada bir kırmızı varsa aynısıyla orada da burada bir plan olduğu açıkça belli bu demagojiyi bırakacaklar, simetrinin hiçbir açıklaması yok. Bakın milimi milimine, burada ne varsa, burada da aynısı var. Mesela bak şurada bir kırmızılık var, aynısı orada da var. “Bu kırmızılık tesadüflerle oldu” diyor. Bu? “Bu da tesadüf.” Bu? “Bu da tesadüfen oluşuyor.” Bu? Bu da milimi milimine simetrik, geometrik, düzgün mutasyon nasıl oluyor böyle bir şey? Bak müthiş bir simetri var hepsinde, tamamında simetri var.
MAHMUT TUNCER:Bunların bir tanesi, iki tanesi tesadüf olabilir de, hepsi mi tesadüf?
ADNAN OKTAR:İşte onların kafasına göre tesadüf. Bak burada var, aynısı orada da var. Bak burada var yarım ay şeklin de, aynısı orada da var. Mesela burada var “Kelebekteki mavilik, bu tesadüfen oldu” diyor. Peki orada ki? “O da tesadüfen oldu” diyor. Bu kırmızı daire nasıl oldu? “O da tesadüf” diyor. Peki milimi milimine tesadüf o nasıl oluyor? “O da tesadüf” diyor. Kardeşim Allah seni ıslah etsin, Allah hidayet versin ne diyeyim ben sana. Ayrıca altın oranla yaratıyor Allah.
Efendim lütfettiniz şeref verdiniz, sizleri tanımmış olduk.
MAHMUT TUNCER:Esas bizlere büyük şeref verdiniz Hocam. Bizler de seni dünya gözüyle tanımış olduk, ne mutlu bize, kardeşlerimize de öyle.
ADNAN OKTAR: İnşaAllah cennette de Allah kardeş etsin. Dünyada kardeş etsin. Allah güzel günler göstersin bütün milletimize, sizlere de. Sizleri çok seviyoruz, herkes sizi çok seviyor. Allah yolunuzu açık etsin. Bütün Urfalılara da selam, bütün milletimize.
MAHMUT TUNCER: Bizler de sizleri çok seviyoruz.
ADNAN OKTAR:Ne yapıyoruz Berker’im?
ALTUĞ BERKER: Kısa bir aradan sonra devam ediyoruz.
SUNUCU:Programımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER: İran Cumhurbaşkanı yardımcılarından Ali Ağa Muhammed; “Türkiye, İran, Suriye, Irak arasında ortak vize uygulaması öngören ve Şamgen uygulama hususunda anlaşmaya varıldığını” açıklamış. “Artık insanlar bu dört ülkeyi tek bir vizeyle gezecekler. Ayrıca bu dört ülken ticaretini yükseltmek amacıyla, bir serbest ticaret bölgesi kurulmasında da mutabakata varılmış” inşaAllah. Vizelerin kalkmasını ilk zikreden sizsiniz Hocam, dört sene önce hiç kimsenin tahayyül bile edemeyeceği bir şey, şu an uygulanıyor Allah’ın izniyle maşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Cevval yürekli bir genç kardeşimiz yazı göndermiş. “Dolu dizgin Altın çağa koşuyoruz tek yüreğiz yer yüzüne çaldık maya tüm dertlere biz çareyiz” diyor inşaAllah. “Tüm kalpler Allah diyecek. Işığını görüyoruz, yer yemişini verecek, ilmek ilmek örüyoruz. Ulaştı bize o davet, tereddütsüz koşuyoruz. Siliniyor kin, adavetle, muhabbetle coşuyoruz” diyor. Aferin güzel olmuş.
ALTUĞ BERKER:“Kaddafi uçakla bomba atarak, elinden çıkan şehirleri, geri alıyormuş tekrar, bomba yağdırıyormuş kentlere.”
ADNAN OKTAR:Çok tehlikeli bir iş yapıyor ama çok yanlış hareketler yapıyor, Allah aklını arttırsın. Seni dinliyorum.
ALTUĞ BERKER: “Türkiye de, Libya’da vatandaşları mahsur kalan kırka yakın ülkenin talepleri doğrultusunda, Libya’dan on bin tane yabancı kişiyi tahliye etmiş” Hocam.
ADNAN OKTAR:Tahliyelerle olmaz. Mutlaka akılcı, demokratik bir çözüm gerekiyor. Konuşulsa, yazık iki taraf da çok büyük kayıplar veriyor, iki tarafa da yazık oluyor. Halbuki Türk İslam Biriliği’nin içinde, çok huzurlu kolay bir netice alınacakken Türk İslam Birliği’nin olmamasının bereketsizliğini, acısını, en şiddetli yaşayanlardan biri de Libya oldu. Herkes, her yer yaşıyor, şimdi de Libya bu acıyı yaşıyor. Türk İslam Biriliği olsa bu rezalet olur mu? Mümkün değil.
ALTUĞ BERKER: Ali Bulaç Hocamız bugünkü yazısında; “batılıların eğer Türkiye Avrupa Birliği’ne tam üye olursa, bu durumun bunun Avrupa Birliği’nin nüfus yapısında bozacağını düşündüklerinden” bahsederek, “Bush’un silah zoruyla elde edemediğini, Obama’nın Arap dünyasındaki ayaklanmalar, yumuşak güç ve model ülke gibi kavramlar üzerinden yapmayı düşündüğü söylemiş” Hocam.
ADNAN OKTAR: Evet ne diyorsun yorumla?
ALTUĞ BERKER:Estağfirullah Hocam. Allah’ın izniyle Mehdiyet, İslam Birliği’ni zikrediyorsunuz Hocam inşaAllah, olacak olan o Allah’ın izniyle, Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in müjdesi o yönde inşaAllah.
ADNAN OKTAR: İmam Rabbani Hazretleri 209’cu mektubunda, 452. sayfa mektubunda Mektubat-ı Rabbani de “Resulullah (s.a.v.)’in bu alemden göçü üzerinden,” vefat etmesinden itibaren, “bin kusur sene geçtikten sonra bir zaman gelir ki:” bin sene geçtikten sonra, “bir zaman gelir ki: Ondaki Hakikat-ı Muhammediye kendi makamında yükselir, Kabe’nin hakikati ile müttehid olur (birleşir). İşte o zaman Hakikat-ı Muhammediye namına Hakikat-ı Ahmediye ismi hasıl olur. Yüce Sultan Ehad Zat’ın dahi mazharı olur. Her iki isimde, bir müsemma (isim verilen) tahakkuk eder ki, önceki makam, Hakikat-ı Muhammediye’den yana boş kalır; ta İsa (a.s.)’ın nüzulüne kadar. Bizim Peygamberimiz (s.a.v.)’e ona salat ve selam, o dahi gelir, (İsa (a.s.) gelir); şeriat-ı Muhammediye’yle amel eder. O zaman dahi Hakikati İseviye kendi makamına yükselir, boş kalmış olan Hakikat-ı Muhammediye’de karar kılar” “Hakikati İseviye kendi makamına yükselir, boş kalmış olan Hakikat-ı Muhammediye’de karar kılar” diyor. İmam Rabbani’nin Mektubat’ı böyle çok önemli sırlarla doludur, zaman zaman onlardan anlatıyorum. Mesela diyor ki; “Resulullah Efendimiz (s.a.v); sahabeden sonra, tabiinin asrının hayırlı olduğunu; tabiinin asrından sonra dahi, teba-i tabiinin asrının hayırlı olduğu hükmünü vermiştir.” Yani sahabeler, sahabelere uyanlar ve sahabelere uyanlara uyanlar. “Asrının hayırlı olduğu hükmünü vermiştir. Anlatılan iki asrın bu tabakadan hayırlı olduğu, teyakkun etmiş, sağlama alınmış bulunuyor. Durum bu olunca kemalâtta, ashab-ı kiramla benzerliği nereden çıkıyor?” “Bu soruya şu cevabı verebilirim: Mümkündür ki, bu iki asrın daha hayırlı oluşu, şu itibarla olur: Allah'ın velî kullarının çok zuhuru, bid'at ehlinin azlığı, fısk ve masiyet erbabının nadirattan oluşu. Böyle bir şeyin oluşu dahi, bu tabakadan bazı evliya ferdlerinin; bu iki asırdaki evliya ferdlerinden hayırlı olmasına münafi değildir. Misal olarak, Hazret-i Mehdî'yi söyleyebiliriz.” Hz. Mehdi (a.s)’ın ne kadar eftal, ne kadar muhterem olduğunu, burada İmam Rabbani Hazretleri belirtiyor.
“Hocam bugün bari okunsun, lütfen Oktar Hocam, lütfen iletin Adnan Hocam’a daha fazla mesaj atmaktan yorulur oldum.” “Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Seyyid Adnan Hocam, Allah sizden bin kere razı olsun. Hocam bu program bana çok şey verdi, Allah’ın izniyle. Saat dokuzda dükkandan eve geldim, baktım ki programa bir saat var, sabredip programı bekliyorum. Daha önceleri sizi tanımadan evvel eve geldiğimde, bilgisayar başında saçma sapan işlerle vakit geçirirdim ama Allah’ın hikmeti ve gücü ile İslam’a, dinimize yararlı insan olacağım inşaAllah. Faaliyetlerinizde bulunacağım. Bir de burası gizli kalsın içinizden okuyun.” Tamam gizli okuduk. “Hocam sizden kitap istiyorum, sevgili Peygamberimiz (s.a.v), Hz. Süleyman (a.s) ve Ashabı Kehf kitaplarını istiyorum, lütfen yollayın Hocam. Bu programı Amerika’daki kız arkadaşıma tavsiye ettim, kendisi Panamalı Müslüman inşaAllah. Kendisine birkaç kez izle sonra bırakamazsın dedim inşaAllah. İzlemeye devam edecek. Faaliyetlerde yer almak istediğimi bir daha söylüyorum, adresim ve telefon numaramı veriyorum” diyor. Evet adresini vermiş, bu sevimliye abisi kitap gönderiyoruz, bak kitaplarını da saymış.
“Selamun Aleykum gül yüzlü, tatlı sözlü Hocam, canım Hocam” diyor. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. Hala sizinle yüz yüze görüşmemizin sarhoşluğunu üzerimizden atamadık, canım Hocam. Ömür boyu bu tatlı sarhoşluk devam etsin inşaAllah. Dün size bizi kabul ettiğiniz için şükranlarımı ileten bir mesaj atmıştım. Canım Hocam ne güzel gözleriniz varmış. Meftun olduk. İnternetten anlayamıyormuşuz, ne güzel simanız, ne güzel heybetiniz varmış canım Hocam. Ne güzel saçlarınız.” Uzun uzun yazmış maşaAllah. “Rüzgar gibi geçtiniz size doyamadık, yol boyu sizi konuşmaktan çenemiz yoruldu. Canım Hocam, o gün çocuklar gibi şendik. Değerli misafirlerinize selamlarımızı iletiniz.” Evet bir hanım kardeşimiz yazmış, maşaAllah.
“Yusuf Çetin. Değerli Hocam bir sorum olacaktı inşaAllah; İslam’ın şartları beş diye öğretildi bize okul kitaplarında, siz de ‘altı’ diyorsunuz sohbetlerinizde. Sorum bu, şart kelimesi olmazsa olmaz anlamına gelir. İslam’ın şartı beş ya da altı dediğimizde bunlardan birini yapmayan kişi şartları yerine getirmemiş olur ve İslam olmaz. O zaman İslam’ın şartı Allah’ı kabul etmek ve iman etmek diyebilir miyiz?” Tabii ‘La ilahe illAllah, Muhammeden Resullullah’ diyen Müslüman olmuş olur. “Bir kişi Allah’ı kabul ediyorsa Müslüman deriz, gerisi onun müminlik derecesidir. Namaz, zekat, hac, oruç, ibadet şekli değil midir, iyi akşamlar dilerim”, diyor. Doğru ama Türk İslam Birliği için, İttihad-ı İslam için gayret etmek, Müslümanların birleşmesi farzdır Kuran’da, çok önemli.
ALTUĞ BERKER: Hocam bir kitabınızı tanıtmak istiyorum inşaAllah. ‘Komünist Çin’in Zulüm Politikası ve Doğu Türkistan.’ Bu kitabınızda; Çin’in Doğu Türkistanlı Müslüman kardeşlerimize yaptığı zulümleri fotoğraflarıyla, belgeleriyle anlatıyorsunuz Hocam inşaAllah. Tamamı kuşe kağıt olan bu kitabınızda, kardeşlerimizin kurtuluşlarının çözüm yollarını anlatıyorsunuz. Kardeşlerimizin bu kitabı alıp okuması ve çevresindekilere dağıtması, zulüm gören Müslümanların kurtulması için bir vesile olur inşaAllah. Almak isteyen kardeşlerimiz www.globalkitap.comsitesine kayıt olabilirler veyahut 0 216 444 444 1 nolu telefonu arayıp isteyebilirler, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Beril ne anlatayım?
SUNUCU 2:Sevgi-şefkat konusunu anlatabilirsiniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Biraz şu Cübbeli’nin dergisinden de anlatayım, sonra da onu anlatayım. Cübbeli’nin, Kasr-ı Arifan diye bir dergisi var. İçinde faydalı yazılar da var. Cübbeli sevinsin göstereyim dergisini. Şimdi onun dergisinden biraz ders yapalım. “Hz. Mehdi (aleyhi Rıdvan)’dan önce süfyanı ashab ve arec elkin lakaplarında zorba hükümdarlar çıkacaktır” diyor. Tabii bu kişilerin tespiti biraz zor, Allah biliyor bu insanları. Ondan önce zorbaların çıkacağını anlıyoruz, fakat süfyan ayrıdır. Süfyan daha detaylı anlatılmıştır. Rivayetlerden anladığımız kadarıyla, süfyanın Hafız Esad olduğu anlaşılıyor. Mesela 12. maddede diyor ki; “Mehdi (aleyhi Rıdvan)’dan önce Şam Meliki ve Mısır hükümdarı katledilecek. Şam’da Ehl-i Mısır’dan bazı kabileler esir olacaktır.” Cübbeli açıklıyor; “Yakın tarihte Ortadoğu’da Irak hükümdarı Saddam dışında ne Şam’da, ne Mısır’da hiçbir hükümdar katledilmemiştir.” Hükümdar demek; Başbakan demektir. Bu devrin Başbakanı demektir. Şam’da ve Mısır’da hükümdar olan Başbakanlık yapmış, yüksek idarede bulunmuş kişiler katledildi. Bu bilinen bir konu fakat Cübbeli’nin genel kültürü buna müsait olmadığı için, dar bakış açısıyla bu konuların hiçbirini açıklayamamış. Mesela Halley kuyruklu yıldızından bile haberi yok. “Benim parlak bir kuyruklu yıldızın çıktığından haberim yok” diyor. Nasıl görmezsin sen? Bütün gazeteler yazdı, her yer yazdı. Cübbeli’ye, Halley Kuyruklu yıldızıyla ilgili gazete haberlerini de gösterelim. O devirde çıkan televizyon haberlerini, gazete haberlerini gösterelim, onu biraz anlasın. Mesela diyor ki 11. maddede ; “Şevval ayında kabileler arasında çete savaşı, Zilkadde ayında şiddetli sıcak bir günde büyük kargaşalar yaşanacaktır. Zilhicce ayında Hacılar yağmalanıp, ne kadar insan öldürülecektir ki, cemre, şeytan taşlama yerinde akan kanlar sel halini alacaktır.” Kabe’de kan akma olayını herkes biliyor, gazetelerde yazdı. Fakat Cübbeli’nin bundan haberi yok. Kabe’de kan akıtılması çok önemlidir, o konuyu işlemiyor, ondan beri. Mesela çete savaşı demiyor, çete savaşını kendi anlatmış. Kendine göre şekillendiriyor. Şevval ayında olay hakkında bilgi Berzenci’nin Kıyamet Alametleri kitabında çok detaylı var. Cübbeli buna ilaveler yapmış, eksiltmeler yapmış, çok net burada. Biz bunu açıkladık, İran ile Irak arasındaki savaşın tarihine tam denk gelen bir şey Şevval ayı, Zilkade ve Zilhicce, biz bunu açıkladık.
VTR- İran-Irak Savaşı, Hz. Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alametlerindendir.
ADNAN OKTAR: Şimdi bakın Cübbeli, burada kapsamlı olarak konuyu öğrenmiş oldu. Mesela bu hadisi değiştirmiş ilaveler, ekler yapmış, halbuki Berzenci Hazretleri, hadisi olduğu gibi almış, hadisin olduğu gibi alınması durumunda, yaptığımız açıklama tam, birebir oturmuş oluyor. Ve belgelerle delillerle açıkladım. Cübbeli, hadislere uymaması için, hadislere küçük küçük ilaveler yapıp, çıkartmalar yaparak kendince kurnazlık yapıyor. Her gördüğüm yerde yakalarım kulağından. Mutlaka açıklarız yani boş yere böyle taktiklere girmesin. Kabe baskınıyla ilgili olan hadisin açıklamasını görelim. O hadisi de gizlemiş, onu da anlatmamış. Öbür hadisi anlatıyor. Asıl Hz. Mehdi (a.s)’ın çıkışıyla ilgili asıl büyük hadisi anlatmamış.
VTR- Kabe’de Kan Akıtılması, Hz. Mehdi (a.s)’ın Çıkış Alametlerindendir.
ADNAN OKTAR: Şimdi biz burada çok kapsamlı, detaylı hadislere ilave de yapmadan, ek de yapmadan, Cübbeli gibi çıkartmalar yapmadan, ilave de yapmadan bire bir delileriyle anlatıyoruz ve şerh etmiş oluyoruz. Müteşabih olanları da açıklıyoruz, tam anlamıyla mutabık hale geliyor. Cübbeli bu konuda dürüst olacak, istediği kadar kendi kafası, kendi zekası, kendi mantığıyla bir şeyler yapmaya çalışsın, bizim milletimiz bayağı akıllıdır, gerçekleri görür. Nitekim de onun söylemlerini önemli görmüyorlar, ne Osman Ünlü’nün, ne onun. Akılcı, samimi bakıldığında, ahir zamanda olduğumuz çok açık görülür, büyük alimler de bunu çok açık görüyorlar. Nitekim Muhammed Raşit Erol, çok büyük bir alimdir, büyük bir mürşittir. “Hz. Mehdi (a.s) gelmiştir” diyor. Mehmet Talu Hocamız bakın hem alim, hem kalp ehli, müceddid ayarında ve müçtehid ayarında bir alim, ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) geldi, hayatta” diyor. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) gelmiştir” diyor. Onun halifeleri ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s) gelmiştir” diyor. Diğer Kadiri olsun, Şazeli olsun veya diğer başka alimler, Pakistan alimleri, Irak alimleri hepsi aynı kanaatteler. Şimdi Şam Meliklerine ait, Cübbeli’ye cevap mahiyetinde bu filmi yayınlayalım.
VTR- Şam ve Mısır Meliklerinin Öldürülmesi.
ADNAN OKTAR: Şimdi Cübbeli, Peygamberimiz (s.a.v); “krallar öldürülecek” deyince o taçlı kral zannediyor, arkasında peleriniyle falan. Halbuki başbakanlar, devletin en yüksek kademesindeki insanlar kastediliyor. Müteşabih hadisleri çözmeyi de akıl edemiyor, bilmiyor. Onu olduğu gibi çıplak anlamıyla alıyor, dümdüz anlamıyla alıyor. O zaman çok ilginç neticeler ortaya çıkıyor. Cübbeli’ye göre zaten “Hz. Mehdi (a.s) bir tekbir getiriyor, binalar, apartmanlar, fabrikalar, tesisler, hastaneler hepsi çöküyor, yerle bir oluyor. Allahu Ekber demesiyle yerle bir olur” diyor. Böyle bir Mehdi hiçbir zaman için gelmez. Böyle bir Mehdi’nin gelmeyeceğini kendisi de bilir. Allah’ı anarak, küfür kaleleri, dalalet kaleleri, yanlış fikri savunan kaleler yerle bir olacak, bu anlamdadır. Allah’ı anarak, yerle bir edecek anlamına geliyor. Mesela “Hz. Mehdi (a.s), denizin kenarına gelir, bir anda deniz kurur” diyor. “İnsanlar da farkına varmazlar” diyor. “Hz. Mehdi (a.s), Adriyatik denizi kenarına bir gelir, tekbir getirir yahut tekbir getirmeden, deniz bir anda yok olur” diyor. “Akdeniz’in suyu cam gibi donuyormuş. Hz. Mehdi (a.s), talebeleriyle gelir, denizin ortasında kamp kurarlar, yemek yerler” diyor. “İtalya’nın, Arnavutluk’un bütün o Adriyatik Denizi’nin yanında ülkelerin hiç birinin haberi olmaz” diyor. “Sabah kalktıklarında deniz yok olmuş derler” diyor. “Hz. Mehdi (a.s) da gelir, bir tekbir getirir, ne kadar bina varsa, apartmanlar, tesisler hepsi aşağı iner” diyor. Hz. Mehdi (a.s) ve talebelerine tank-top hiçbir şey etki etmez” diyor. Böyle bir Hz. Mehdi (a.s) anlayışı var, böyle bir Hz. Mehdi (a.s) çıkmayacağından o emin. Hatta Bediüzzaman diyor; “İmanı zayıf, enesi kavi, bir kısmı da inkar cihedine gitmiş” diyor. Cübbeli inkarı da bu yöntemle yapıyor. Bir kısmı hadislerin tamamını inkar ediyor, bu da imkansızı anlatarak neticeye varıyor. Çünkü anlattığı Mehdi’nin hiçbir zaman çıkmayacağını bilir o, adı gibi emin. Onun için sürekli geriye atma politikası izliyor. Yani önce bir kendi zamanından çıkarabilse, bütün meseleyi orada görüyor. Çünkü kendi aklıyla, kendi zekasıyla açıklayamayacağını anlamış yani şerh edemeyeceğini anlamış, bir de kendi dışındaki bir Mehdi’yi de asla kabul etmez zaten. Yani olursa kendi olacak, olmazsa da olmaz. “Donmuş damarlarım, benden Hz. Mehdi (a.s) mı olur” diyor. Yani sağlık durumum el vermiyor Hz. Mehdi (a.s) olmak için, bana müracaat ettiniz ama durumum müsait değil, münhal değilim” diyor, “müsait olsaydım Mehdilik yapardım” diyor. “Maalesef şu an böyle bir durumu deruhte edemeyeceğim, o yüzden 570 yıl geriye alalım” diyor, o anlatıma göre de zaten Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmesi mümkün değil. Baksana burada da anlatıyor; “Onun zamanında yeryüzü sütunlar gibi büyük altın madenlerini dışarı çıkaracaktır.” Onu da anlatıyor, Süleymaniye’deki camilerin ana direkleri var ya, yaklaşık 4,5-5 metre çapı var, “Hz. Mehdi (a.s) zamanında, onun gibi minare boyunda altın, yeryüzünden Müslümanların bahçelerinden fırlayacak” diyor. Yani 100-150 metre, tavana doğru fırlayacakmış altınlar yerin altından.” Mesela şimdi biz buradan çıktık, bahçeye aşağı indik. Orada nerede bir toprak alan varsa birden bakacağız, Süleymaniye sütunları gibi som altınlar saf altından “öyle ki kafandan takken düşer” diyor. “Onun kafasından kayıp aşağı düşeceğini” söylüyor. “Kafasını diktiğinde öyle bir dikecekmiş ki, sütunun sonu gelmiyor tabii, som altın, Pakistan, İran, Fas, Tunus, Cezayir, Libya her yerden böyle altın fışkıracakmış. Milyarlarca ton altın, insanlar da o altından meşgul oldukları için Hz. Mehdi (a.s)’ın yanına gitmeyeceklermiş. Bütün dikkatlerini o altına vereceklermiş. Biz bu altını bırakıp gitmeyiz” diyeceklermiş. Şimdi bunu çocuk gibi bir mantıkla bunu anlatıyor. Bir kere öyle bir şey olsa, aklın ihtiyarı kalkar bir, canlı adam kalmaz iki, her bahçede arabalar, evler, ocaklar her yer birbirine girer değil mi? Miyarlarca ton altın yer, gök böyle, çocuk gibi bunu büyük bir zevkle anlatıyor, heyecanlanıyor. İnanıyor mu hakikaten bilmiyorum ki onu anlatırken yani rüya aleminde yaşıyor adeta, çocuk gibi. Bir kısmı da onu dinliyor hala, bu nasıl oluyor diye sormuyorlar da. Hem de “24 ayar saf altın çıkacak” diyor. “Yerin altından fışkıracak” diyor. Benim kanaatim biliyor o, böyle bir şey olmayacağını ama muhtemelen dinin insanlar tarafından haşa böyle uydurulmuş bir şey olduğuna inanıyor da olabilir bir ihtimal, insanları iyi hale getirmek için, düzeltmek için ortaya çıkarılmıştır, din adamları da halkı böyle yönlendirir. Şamanlar gibi, eski bazı din rahipleri gibi, insanlara böyle mutluluk vermek için bu tip şeyler anlatılır, onları yönlendirirler diye düşünüyor da olabilir bir ihtimal. Çünkü zayıf düşüncesi çok çok zayıf. Yani buna Cübbeli’nin; bayağı kurt gibi bir şey, çok uyanık bir şey; böyle bir şeye inanacağını ben zannetmiyorum. Kesinlikle inanmıyordur böyle bir şeye bu, bunun müteşabih olduğu belli “yeryüzü hazinelerini dışarı vurur” diyor hadiste, bu ne demektir? Petrol madenleri, diğer madenler, petrol rezervleri ortaya çıkar. Varsa yerin altında, altın da olabilir, gümüş de olabilir, bakır, kobalt ne varsa, hepsi çıkar, sanayi gelişir anlamındadır. Yani Hz. Mehdi (a.s) devrinde, yer altındaki zenginlikler süratle çıkarılacaktır ve kullanılacaktır. Hakikaten de şu an kullanılıyor. Afganistan’da orada burada var. Yeraltı zenginlikleri bakir halde duruyor. Hz. Mehdi (a.s) zamanında bu çok kapsamlı olarak çıkarılacak anlamındadır. Ama Cübbeli’nin anlatımı, bambaşka. Bir kere altın enflasyonu olur. Altın da bir işe yaramaz o durumda. Yani milyonlarca, milyarlarca ton altını millet ne yapsın? Millet evine de gidemez, yoluna da gidemez. Nereye baksan bütün İstanbul; Beykoz’a gidiyorsun altın dolu, oradan Adapazarı’na gidiyorsun altın dolu, Adana’ya gidiyorsun altın dolu yollar, bahçeler, bağlar, Çorum yolu kenarları sağı solu her tarafı altın, büyük dev sütunlar çıkmış. İran’a gidiyorsun, İran’ın bütün arazi boydan boya altın her yer, Pakistan altın dolu, Cübbeli de böyle tebessüm ederek, kafada takkeyle arabasıyla gidiyor düşünün. “Arkasından deccal çıkacak” diyor. “Şimdi Atlas Okyanusu’nda adada duruyor” diyor. “Amerika da tespit edemedi radarlarıyla, deccalin başı bulutlara değiyor şu an, o kadar büyük” diyor. “Yaklaşık yirmi kilometre, ayakları da denizin dibinde” diyor. Herhalde adam ayaklarını serinletmek için Atlas Okyanusu’nun dibine sallandırmış ayaklarını. Çocuk gibi. “Elinden, denizin dibinden balıkları alıyormuş yiyormuş. Eşek de orada anırarak geziyormuş orada, üç yüz metrelik bir eşeği varmış.” Koskoca kazulet gibi deccal, üç yüz metrelik eşek, hayvan nasıl taşısın. Hadi üç yüz metre olduğunu da düşünelim. “Eşeğin kulakları da otuzar metre” diyor. O da eşekte orada yayılıyormuş, Amerika’nın da haberi yokmuş bundan.” Ama Cübbeli; “ben biliyorum Atlas okyanusunda duruyor şu an” diyor. “Tespit edemiyorlar” diyor. Onun mantığını da veriyor, “anlayamazlar, fark edemiyorlar” diyor. “Ama ben biliyorum, duruyordu eşek de orada duruyormuş, deccal de orada duruyormuş. Sonra deccal eşeğine binecekmiş, yirmi kilometrelik kazulet herif bir gözü kör, alnında da kafir yazıyor, eşek anırarak gelecek”, tabii muhtemelen buraya İstanbul’a gelecek. Bu da en büyük alim en büyük müceddid olduğuna göre, bastonla ona girişecek. Bir şekilde merdivenle falan ona yardımcı olacağız Cübbeli’ye. Geçen gün de tırmanmıştı ya cenazede arada kalmıştı birileri çekmiş yukarıya. Muhtemelen buna da belediyeden vinç getireceğiz, deccalin eşeğine doğru vinçle tırmandırtacağız, çıkacak artık hem yanındaki meşrubattan içecek hem de elindeki sopayla girecek Allahualem, bir şeyler yapacak. Kardeşim inanılır gibi değil, bu adama nasıl inanıyorlar? Aklım hayalim duruyor, şaka gibi, inanamıyorum. Ne demek istiyorlar anlayamıyorum. Bir kişi gelsin bana, Allah rızası için anlatsın. Ben çok samimi bir insanım, doğru olan bir şeyin peşinden giderim. Desinler ki “bu adamın dedikleri çok mantıklı,” belki ben anlayamıyorum, bilmiyorum. Bu eşeği bana tarif etsinler ben anlayamadım yani. Atlas Okyanusu’nun ortasında ne işi var yirmi kilometrelik adamın? Bu nasıl bir şeydir? Ne menem bir şeydir kimse tespit edemiyor. Yani inanılır gibi değil. Önü arkası yok bu anlattıklarının, gelmiyor önü arkası. “Doğrusu bu benim anlattıklarım” diyor. Millet de bunun adına siteler kurmuş “mübarek ne güzel anlatıyor” diyorlar. “Sen yanlış anlatıyorsun” diyorlar. Bediüzzaman “geldi” diyor. Muhammed Raşid Erol Hazretleri “geldi” diyor. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri “geldi” diyor. Bütün ulema “geldi” diyor. Mehmet Talu Hocamız, hem müceddid, hem müçtehid çok büyük bir alim ve fetva alimi bakın fetva alimi. Fetva soruyor adamlar, söylüyor konu kapanıyor. O fetva alimi ne diyor? “Hz. Mehdi (a.s.) geldi, şu an hayatta” diyor. Yani hangi alim hangi hocaya sorsak aynısını söylüyorlar. Dolayısıyla alametlere de bakıyoruz, eğer akılcı ve samimi olarak baktığımızda, bütün alametlerin çıktığını görüyoruz. Ama hadisler müteşabih, kapalı tabii ki anlamları. Onların şerh edilip açıklanması lazım. Bediüzzaman diyor; “İlimde rasih olanlar Allahualem ve bil sevap diyerek, bu gizli hakikatleri izhar ederler” diyor. “Zahir anlamından çıkaramazlar” diyor. Tahakkukundan sonra amacın ne olduğu, gayenin ne olduğu anlaşılır diyor. “Ancak tahakkukundan sonra anlaşılır” diyor. “Tahakkukundan evvel anlaşılmaz” diyor. “Akla kapı açılır ama ihtiyari elinden alınmaz.” diyor. “Bu dünya imtihan meydanı” diyor. Öyle ki o müthiş deccal, kendisi dahi kendisini bilmez, imtihanın sırrından dolayı. Bu gizli hakikatleri ilimde rasih olanlar Allahualem ve bil sevap diyerek, zamanı geldiğinde tahakkukundan sonra izhar ederler” diyor. “Fakat bir kısım cahil ulemalar, bunları zahir anlamları üzerine anlatıp, hem ümmetin imanını kaybolmasına, hem de kendilerinin perişan olmasına sebep olurlar” diyor. “ve Müslümanları dalalete sürüklerler” diyor, açıklıyor Bediüzzaman. “Enesi kavi” enaniyeti kavi, kendini beğenen “ve imanı zayıf bir kısmı da tamamen inkar eder” diyor. Baktık aynısıyla oldu olaylar. Aynısıyla tahakkuk etti olaylar. Fakat Mehmet Talu Hocamız ehl-i vicdan, samimi bir insan, Allah’tan korktuğu için, bu riski de göze alarak, Cübbeli gibi bir adamı karşısına almayı kabul ederek, çünkü Cübbeli bayağı garip bir insan. Mesela böyle bir konuda, “Hz. Mehdi (a.s) geldi” dediğinde bir insanın yanına bırakmayacağını herkes bilir. Nitekim bütün ekibiyle, Mehmet Talu Hocamız’a karşı tavır aldı vargücüyle; Lalegül Fm’deki bütün yazılarını çıkarttırmış. Bunca senelik bir insanın hizmeti nereye gitti? Bunca senelik takvası, yerlere yatarak ellerini öpüyordun sen, acayip saygı gösteriyordun. Herkesin değer verdiği bir insan, hala da çok değer veriyorlar. Sadece ”Hz. Mehdi (a.s) geldi” demek seni neden bu kadar çileden çıkartıyor. Ve Mehmet Talu Hocamız’a karşı müthiş bir tavır aldı ama muazzam bir tavır aldı, işi gücü bıraktı onunla uğraşıyor şu anda da. Bunu destekleyen adamlar bunda bir gariplik, bir harikuladelik görmüyorlar mı? Şaşırtıcı değil mi bu? Ve bu insanın zekasına aklına güvenmeleri ve kendilerini bu adamın zekasına, aklına teslim etmeleri ne kadar haklı, ne kadar doğru? Allah rızası için gelsinler buraya, ben saygıyla hürmetle ağırlarım. Bu kişiye saygı duyan adamlar, kardeşlerimiz gelsinler, bana anlatsınlar buradaki mantığı. Ben dinden asla taviz vermem. Yanlış olan ne varsa söylesinler. Mesela bu milyarlarca, trilyonlarca ton ağırlığındaki altını bir açıklasınlar, ben anlayamadım. Bu, “her yerden fışkıracak sütunlar halinde” diyor. Bu deccalin eşeğini bana bir açıklasın. “Bir anda Adriyatik Denizi’nin kurumasını” bize bir anlatsınlar. “Akdeniz’in cam gibi donmasını” açıklasınlar. Kardeşim, Adriyatik Denizi’nin etrafındaki ülkeler, Adriyatik Denizi’nin yok olduğunu nasıl fark etmezler? Oranın polisi var, halk hep denizin kenarında yaşıyor bu insanlar. Deniz yokolsa fark etmez mi bu insanlar? İnsanlar yatın içinde oturuyorlar akşamlara kadar, bütün gazinolar hep denizin kenarında değil mi? Şimdi diyelim, biz Bebek’te otururken, Bebek oteldeyiz farz edelim, birdenbire deniz yok olsa boğaz içinde, fark etmez miyiz? “Görmeyecekler, fark etmeyecekler” diyor. Bir de bu deniz nereye gidiyor? Bir anda buhar mı oluyor? “Deniz donar” diyor. Yani “Akdeniz de donacakmış, Hz. Mehdi (a.s) ve talebeleri de orada kamp yapacaklarmış. Sonra da bir gelecekler İtalya’ya, Selamun Aleykum deyip, Allahu Ekber deyince, İtalya’da ne kadar bina varsa yerle bir olacak” diyor. “Binlerce, on binlerce bina un ufak olacak, hepsi çökecek” diyor. Ama “Hz. Mehdi (a.s) da aynı zamanda hapsedilecek” diyor. O kadar da acze düşüyor. Peki, cezaevine girince “Allah-u Ekber” der cezaevi yerle bir olur o zaman. Madem öyle bir gücü var nasıl cezaevine sokacaksın onu? Nasıl hapsedeceksin? Allah akıl fikir versin. Ona uyanlara da ben şaşırıyorum. Yani ne diyeyim ben onlara, rüya gibi, gözlerime inanamıyorum. Gayet de kendinden emin, dergiler çıkartıyor, bağırıyor çağırıyor. Hayır, Flash Tv’deki şahıslar da, gözlüklü bir insan var, bayağı aklı başında birine benziyor. Buna sormuyorlar mı “Bu nasıl oluyor Hocam, bir anlatsana altın sütunları, bir tekbir getirerek İtalya’daki bütün binalar yerle bir oluyor, bunun mantığı nasıl bize bir anlat” demesi lazım, sormuyor. Muhammet Raşit Erol Hazretleri, bayağı aklı başında çok değerli bir insan, bakın diyor ki; 1975’lerde “Hz. Mehdi (a.s) şu an genç “diyor. “Hz. Mehdi (a.s) geldi ve benden sonra Hz. Mehdi (a.s) çıkacak” diyor, hatta Ahmet Yasin Hocamız’a demiş “ Ben görmeyeceğim ama sen göreceksin Hz. Mehdi (a.s)’ı demiş. Bediüzzaman da, seyyid Salih Özcan Hocamız’a; “Ben görmeyeceğim ama sen göreceksin” diyor. Kardeşim bu kadar insan yalan mı söylüyor? Mehmet Talu Hocamız yalan mı söylüyor? Bir aklını başına alsana bu inadı, çocukça inadı bırak, aklını başına al, bir de makul bir düşün. Bu kadar düşünecek kadar aklın vardır herhalde.
ALTUĞ BERKER:Sami Efendi’yi gösterebilir miyim Hocam?
ADNAN OKTAR:Acayip sevimli, maşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Mahmut Sami Ramazanoğlu, muhterem İslam alimi Musa Topbaş Hoca Efendi ile sohbetinde, Altınoluk Dergisi’nde 1997 Şubat, sayı 132’de yayınlanan.
ADNAN OKTAR: 1997’de, Altınoluk Dergisi’nde.
ALTUĞ BERKER: Şöyle anlatıyor: “Mahmut Sami Hazretleri’nin bütün gayesi, Hz. Mehdi (a.s)’a kavuşup, hizmet etmekti. Böyle sabırsızlıkla bekledi, hatta bir ara 1978 yılında Medine’de Yusuf Amca’ya emanet altın vermiştir. Meğerse o altınları o büyük zat gelirse ona yardım etmek için, icap eden yere harcanmak için vermiş. O altınlar Cevdet Bey’de şimdi. O Hz. Mehdi (a.s) kabul etmeyecek, ısrarla evet sen O’sun denilecek. Hz. Mehdi (a.s)’ın bütün tabileri Aşere-i Mübeşşere meşrepli olacakmış,” Hz. Mehdi (a.s)’ın bütün tabileri yani cennet ile müjdelenen on sahabe. “Aşere-i Mübeşşere’ye bakıyoruz, hepsi değerli ama hepsinin meşrebi tamamen ayrı. Cenab-ı Hakk’ın ulviyetinin alameti, onlar da Türk olacaklar Allah’ın izniyle Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri” diyor. “Ben de efendim sizin de herhalde büyük bir vazifeniz olur dedim. “Yok yok nefer olarak çalışacağız” buyurdular. Bütün gaye ne baş ne alt olmaktır gaye hizmettir” diyor. Ümitle bekledi” diyor.
ADNAN OKTAR:Mahmut Sami Ramazanoğlu, çok büyük bir alim, çok büyük bir mürşit, çok değerli bir insan. Allah rahmet etsin. O da, Hz. Mehdi (a.s)’ın bu yüzyılda geleceğinden emin. Hatta altın veriyor torbayla “bunu ona ver” diyor. “Ben göremeyeceğim ama sen göreceksin” diyor. Yaşayan bir insana veriyor, genç bir insana veriyor. “Ben göremeyeceğim ama sen göreceksin” diyor. Cübbeli bunların hepsinin yanlış yolda olduğunu söylüyor. Ben bunu anlamıyorum, kardeşim hiçbir tane doğru söyleyen yok mu bunların içerisinde?” Hepsi yanlış doğrusunu ben söylerim” diyor. Berzenci Ağabey’den anlatıyoruz, “o da yanlış söylüyor” diyor. Suyuti’yi söylüyoruz, “o da yanlış” diyor. Peki sen nesin diyoruz? “Ben de ehl-i sünnetim” diyor. Sen ne biçim ehl-i sünnetsin? Ehl-i sünnet alimlerin hepsine “yanlış” diyorsun sen. Berzenci’nin anlattıklarına “yanlış” diyor, kıyametin vakti ile ilgili, Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleriyle ilgili açıklamalara “yanlış, kendi kanaatini söylüyor” diyor. Kendi kanaatini nasıl söylemesin? 7000 yıldan, 5600’ü çıkartmak kanaat mi bu? Peygamberimiz (s.a.v.)’in dediğini aynen tasdik mi? Nerenin kendi kanaati? Peygamberimiz (s.a.v.); “dünyanın ömrü 7000 yıl” diyor, takvim olarak, 7000 yıllık vakit veriyor Peygamberimiz (s.a.v.). Zaman dilimlerinden bir zaman dilimi veriyor. “Ben bu zaman diliminin, 5600. senesindeyim” diyor. 7000 yıldan 5600’ü çıkarttığında, 1400 kalıyor. 1400 ile 1500 arasında bitecek. Berzenci ne diyor? “1400 ile 1500 arası” diyor. Suyuti ne diyor? “1400 ile 1500 arası” diyor. Kendi kanaati mi? Peygamberimiz (s.a.v.)’in söylediğini tasdik. Cübbeli diyor ki; “bundan hesap çıkmaz.” Kardeşim, 7000 yıldan 5600’ü çıkartmak nasıl hesap olmuyor? Niye hesap çıkmasın? Hesap yapamıyorsan, biz sana yardımcı oluruz. Bak yedi yazacaksın, üç tane sıfır koyacaksın yanına, beş yazacaksın yanına altı yazacaksın, iki tane de sıfır koyacaksın, yanına eksi işareti, altını çiz. Çocuklarından da birini çağır yanına, “oğlum bunu buradan çıkart” desen, madem hesap yapamıyorsun, bak emek ver, bir süre sonra 1400 çıktığını göreceksin. Uğraş, kolay bir şey. “Hesap çıkmaz” diyor. Neden hesap çıkmasın ki bu hadis-i şeriften? Cübbeli biraz sert kayaya çattı ben söyleyeyim. Yakasını ilimle, bilimle, akılla bırakmam. Bu sene Bismillah yeni başlıyoruz, yıllarca devam edeceğim. Ben, bizim arkadaşlarımız, hepimiz devam edeceğiz. Ama sevgi ve şefkatle, acıyorum da benim bir şeyim yok, o zihniyet. Çünkü gayet güzel konuyu idare ettiklerini düşünüyorlar, Osman Ünlü, bu şahsı maneviciler, bunlar zaten halayın ortası, bu da halayın başı elinde mendille, onlar çalıyor, bunlar oynuyor. Biz o davulu patlatacağız akılla, nurla, bilgiyle inşaAllah. Böyle demagojiye müsaade etmem. Eğer yanlışım varsa, ben hepsine hürmet ediyorum, makul bir kardeşimiz gelsin, bana açıklasın. Ben akla mantığa uymayan bir şeyi kabul etmem. Hadis-i şerif’lere uymayan bir şeyi de kabul etmem, ayete uymayan bir şeyi de kabul etmem inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Cübbeli, “kuyruklu yıldız yok” diyordu, “onun resmini gösterelim” demiştiniz.
ADNAN OKTAR:Göster.
ALTUĞ BERKER:1986’da Cumhuriyet Gazetesi’nin haberi; “Halley kuyruklu yıldızının 1986’da geçtiğini gösteren, hatta uzay aracı ona yakınlaşıp resmini çekti.” 1406, 1986.
ADNAN OKTAR:Başka var mı Halley ile ilgili haber? Tek mi?
ALTUĞ BERKER: Birkaç tane daha var Hocam.
ADNAN OKTAR:O devirlerde gazetelerde çok fazla çıktı, o haberlerin hepsini gösterelim. Çünkü Cübbeli “ben göremedim” diyor. Sanki mübarek Halley teleskopu. Kendini teleskop gibi görüyor. Senin görmemen önemli mi? Görmek için ne yapacaksın? Kafanı yukarı kaldıracaksın. Belki rahatsız olduğu için kaldıramamış olabilir, yatar vaziyete getirsinler senin koltuğunu, baktığında görürdün. Kardeşim çok rahat görülüyordu Halley kuyruklu yıldızı 1986’da. Sen gördün değil mi? Çok açık görülüyordu kuyruğu da görülüyordu, uzun gidiyordu.
ALTUĞ BERKER:“Halley Kuyruklu yıldızı dün sabah dünyaya çok yakın bir mesafeden geçti.” 76 yılda bir geçiyor.
ADNAN OKTAR:Yalnız bu haberler çok fazlaydı, onların hepsini çıkaralım. Halley’i ayrı bir film haline getirelim. Çünkü Cübbeli bu konuda takılmış kalmış. “Ben parlaklığını göremedim” diyor. Nasıl göremedin, parıl parıl parlıyordu. Gözlük tak, bir yolu vardır. İlla görecek diye bir şey yok, bir rahatsızlığı olabilir, onun görememesi bir şeyi değiştirmez. Bak bu fotoğrafı. Kandilli Rasathanesi. Keşke o zaman Cübbeli’yi oraya götürseydik de, orada teleskopla bir baksaydı. Kiliseye gidiyor, insanlara “kiliseye gitmeyin” diyor. Kendisi gitmiş kiliseye geçenlerde filmi vardı. “Ne mermerler, şu sanata bak ya” diyor. Bayılmış kilisenin mermerlerine. Oradaki mermerlerin sanatı hoşuna gitmiş, insanlara da “sakın gitmeyin” diyor.
SUNUCU: Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza Aksu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.Harunyahya.Tv internet sitemizden devam edeceğiz.
Adnan Oktar'ın Sohbetlerinden Başlıklar
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...
Adnan Oktar Diyor Ki...
Devamı ...Evrim Sözlüğü
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...