SUNUCU:Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri programımıza, Aksu Tv, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper Tv ve Radyo, Kütahya Destan Tv ve www.HarunYahya.Tv internet sitemizden devam ediyoruz.
ALTUĞ BERKER:Zaman Gazetesi’nden Ekrem Dumanlı, iddia edilen Ergenekon davasının, son dalgasında yeniden bazı gazetecilerin tutuklanmasının ardından, özellikle Doğan Grubu yazarları, Fethullah Gülen Cemaati’nin karşısında olan herkesin tutuklandığı ve iddia edilen Ergenekon davası bahane edilerek, cemaatin ve AK Parti’nin tüm muhaliflerinin teker teker devreden çıkartıldığı yolunda yazılar yazıyorlar. Ekrem Dumanlı da; “bunun böyle olmadığını, geçmişte örneğin Cumhuriyet Gazetesi’nden Hikmet Çetinkaya’nın veya Saygı Öztürk’ün böyle aleyhte yazılar yazdığını ama onlara bir şey olmadığını, dolayısıyla son yapılanların kendileriyle ilgili olduğunu” söylemiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Bunu açıklamıştım daha önce. Fethullah Hocamız’ın talebelerini ben biliyorum. Bu işler çok karışık işler, o tip işlere girecek insanlar değiller. Öyle bir şey yok. Devlet, gerçekten görevini yapıyor, o kadar. Sistem böyle yani böyle bir yapı var. İddia edilen Ergenekon terör örgütü de hakikaten çok tehlikeli, hakikaten çok kötü. Yani Türkiye’ye kan kusturuyorlar. Biz rahat değildik, hiç kimse rahat değildi. Yani sokağa çıkılamıyordu, hatta sokaktan adamları alıp götürüp, öldürüyorlardı. Mesela yolda giderken, “Selamun Aleykum” diyorlar, “Aleykum Selam buyurun”, “biz polisiz” diyorlar, “evet buyurun, kimlik göster” diyoruz, hep beraber gidiyoruz, gidiş o gidiş. Şimdi böyle hayat olur mu? Böyle rezalet olur mu? Devlet, hükümet işte bunu durdurdu, olay bu başka bir şey yok inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Başbakan Erdoğan, Samsun’da yaptığı konuşmada; bazı CHP’lilerin ‘biz İsrail ile ilişkilerin bozulmasına müsaade etmezdik’ dediğini hatırlatarak, “tabii bunlar Gazze’deki kardeşleri, İsrail tarafından bombardımana tutulup öldürülürken, sustular. Ama Müslüman Türk milletine bu yakışmaz. Çünkü biz, tarih boyunca hep mazlumların yanında olduk. Tarih boyunca Osmanlı, Hindistan’da bir kişi katlediliyor, öldürülüyor diye imdat istendi. Osmanlı, donanmasını yola çıkaracağını söyledi. Biz böyle bir ecdadın torunuyuz. Nasıl sessiz kalırdık? O zaman Gazze’de öldürülen kadınları, çocukları sineye çekerdiniz, nitekim de çektiniz. Mavi Karadeniz gemisine yapılanları ve Kudüs’te yapılanlara da ses çıkarmadınız. Neymiş, ‘ilişkileri bozulmasın diye’ sesleri çıkmamış. Eğer İsrail ile ilişkilerin bozulmasını istiyorsa, hay hay deriz, bu kadar basit” demiş.
ADNAN OKTAR:Tabii ki biz bütün bölgelerin rahat olmasını istiyoruz. İsrail’in, Türk İslam Birliği içerisinde yerini alması, bütün sıkıntıları ortadan kaldıracaktır. İsrail’in güvenliği açısından da, Filistin’in güvenliği açısından da, anarşi ve terörün tamamen ortadan kalkması açısından da, mükemmel bir sistem olacaktır Türk İslam Birliği, bunun acil bir ihtiyaç olduğu belli. Yoksa biz onlara küselim, onlar bize küssün, onlarla aramız açılsın, bunlarla aramız açılsın, biz bunu istemiyoruz. Hiçbir ülkeyle aramızın açılmasını istemeyiz ve hiçbir ülkenin de zulmüne müsaade etmeyiz. Yani zulmü makul göremeyiz, tabii ki zulme karşı tavır almak farzdır. Allah’ın emridir inşaAllah.
“Değerli Hocamız, sizi keyifle dinlemeye devam ediyoruz. 2012 yılının sırrı nedir? Dini olsun, din dışı olsun, her çevrede bu yıldan bahsediliyor. Saygılarımla Turgut Kulu.” Turgut kardeş biz de seninle beraber, 2012’yi seyredeceğiz, göreceğiz. Ebru Hocam da görecek, Beril Hocam da görecek, muhtemelen yine buralarda oluruz. Kardeşlerimiz “Hocam, hakikaten harikaymış” diyecekler inşaAllah.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Muhterem Hocam, ben bir konu hakkında bilgi almak istiyorum. Siz değerli Hocam; ‘İslam’ın dünyaya belirli bir süre hakim olacağını ve bu süre sonunda, dünyada dinlerin kalmayacağını, dinsizliğin hakim olacağını ve bunun akabinde kıyametin kopacağını’ söylemiştiniz. Peki bu dinsizliğe tekrar neden olan sebep nedir? Sizleri ve değerli talebelerinizi çok seviyoruz. Ankara’dan, Süleyman Has.” Şimdi halihazırdaki durumdan da bunu anlayabiliriz. Mesela Bediüzzaman’ın devrindeki alimler, çok ihlaslı ve çok heyecanlılar. Süleyman Hilmi Tunahan, Bediüzzaman, Abdülhakim Arvasi, hepsi. Ama onların vefatından sonra daha durgun bir dönem oldu, daha teknik, modern ama ruhu biraz daha azaltılmış bir stil gördük. Birbirleriyle uğraşan insanlar, birbirlerine çirkin sözler söyleyen insanlar gördük. Mesela şu dönemde eğer biz müdahale etmemiş olsaydık, Darwinizm, dünyada çok güçlü ideoloji olarak hakimiyetini arttırmış olacaktı. Yani sathi laflarla konu hallolmaz. Diyor ki adam; “madem Darwin’in dediği doğru, o zaman sokakta yarı maymun, yarı insan adamları görelim. Neden göremiyoruz?” diyor. Yani bu lafı adamın ağzına tıkarlar. Böyle münasebetsiz bir cevap olmaz. Bu mantık değil. Bilimsel, akıllı bir cevap veremeyip de, böyle sathi mantıklar ortaya koyarsan, mağlup olursun. Nitekim mağlup oluyorlar. Ve alimlerin, hocaların büyük bir bölümü Darwinizm’i kabul etmişti, dindarlara da kabul ettirmeye başlamışlar, hatta Türkiye Gazetesi bile geceli gündüzlü Darwinizm’i anlatmaya başlamıştı. Diğer kanallarda da görüyorsunuz. Haber7.com, direkt Darwinizm’in sesi gibi sürekli anlatıyorlar. Eğer biz ağırlık koymasaydık, Türkiye’nin yüzde 95’i şu an belki Darwinizm’e teslim olacaktı. Şu an tam tersi, yüzde 95 Yaratılışçılık hakim. Emek verilerek oluyor. Yani iradeli, kararlı bir öncü olmadığında, insanlar zayıf yaratılmıştır, dinsizliğe kayabiliyorlar. İnsanlar genellikle elliye ellidir. Elli bir yapmak, irade kullanmakla olur. Yani iradede öncü olması gerekiyor. Mesela Hz. Mehdi (a.s)’ın görevi, o elliye elliyi, yüzde 51’e çevirmektir. İnsanların büyük bir bölümü tereddüt ederler, karar veremezler, ‘ahiret var mı, haşa Allah var mı, din doğru mu, Peygamberimiz (s.a.v.)’in sözleri doğru mu, Ahir zaman doğru mu, Hz. Mehdi (a.s) doğru mu, deccal doğru mu’ diye şüpheleri olur, kuşkuları olur. Hz. Mehdi (a.s) gibi, Hz. İsa (a.s) gibi imanı güçlü insanlar, bu dengeyi düzeltirler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında da mesela sırf Kuran inse ama Peygamberimiz (s.a.v.) olmasa, çok büyük felaket olurdu söyleyeyim. Yani Kuran’ı kabul eden insanların sayısı çok az olabilirdi. Peygamberimiz (s.a.v.) bizzat öncü, örnek olduğu için, çok hızlı yayılmıştır. İmanı güçlü, kararlı insanlar, çok güzel örnek olurlar. Dinsizin de, dinsiz kararlılığı olduğunda, onun da sürüklediği büyük kitleler oluyor. Mesela Marx, Darwin, Lenin çok kararlı insanlardı, böyle kişilik olarak da çok kararlılardı, milyonları arkalarından sürüklediler. Dindarlarda da, çok kararlı olduğunda onlar da, inananları yanlarına çekiyorlar. Yani sistemi Allah böyle yaratmış. İnsan, telkine açık bir varlıktır, zayıftır insan. Bakın Kuran’da Allah bunu özellikle belirtmiştir; “İnsan zayıf olarak yaratıldı” diyor Allah. Mesela gayet neşeli bir insana, neden bugün hüzünlüsün desen, adam birden eciş bücüş olur, bir acayip hale getirirsin adamı, büyü etkisi yapar. Rengin solmuş, bugün bitkin gördüm seni yorgun gördüm dersin, adamı bir nevi felç edersin. Yani bir kişinin açıklamasıyla çökebilir. İki veyahut üç kişi açıkladığında, dümdüz olur. Yani üç kişi söylese, büyü etkisi yapar. İnsan böyle bir varlıktır. Onun için Hz. Mehdi (a.s)’ın vefatından sonra, Hz. İsa (a.s)’ın vefatından sonra, Müslümanlar başsız kalacaktır. Mesela insanlar, Cübbeli’nin elinde kalsaydı, hem Allah esirgesin çok şiddetli bir istibdat olurdu, çünkü Mehmet Talu Hocam’a bile tahammülü yok adamın. Yani ona bile tahammülü yok, artık düşünün nasıl bir ortam olacağını, biz artık ne olurduk düşünemiyorum, arkadaş çevremiz ne olurdu düşünemiyorum. Yani tahayyül edersiniz. Bir de onun hurafeleri ortaya konacaktı, yani Cübbeli’nin hurafeleriyle bir insanın dindar kalması, akılcı bakın, mümkün değildir. Yani büyük bir ihtimalle toplumun büyük bir kısmı dinsiz olacaktır. Aksi çok çok zor. Ya beynini donduracak, diyor ki Cübbeli; “böyle düşünmeye gerek yok, beyninizi dondurun” diyor. Hatta bunun için çirkin bir söz ediyor, diyor ki; “kocakarı imanı olması lazım” diyor. Yani yaşlanmış, şuuru biraz kapanmış, fazla düşünemeyen, yaşlı bir hanımın lakayıt hali. Yani durgunlaşmış insan kafası arıyor. “Böyle din düşünülür” diyor. “Yani din, tefekkür edilerek, düşünerek, araştırılarak bakılması gereken, inanılması gereken bir sistem değildir, kafa uyuşturularak dine inanılır” diyor. “Araştırmayacaksın, düşünmeyeceksin, kafanın sigortası atar” diyor zaten, anlatıyor. Nasıl bir kafa varsa bilemiyorum sigorta konusunda nasıl oluyorsa. Dolayısıyla Hz. Mehdi (a.s)’dan sonra bir beklenti olmayacağı için, insanlarda psikolojik bir çökme oluyor. Din her zaman Cenab-ı Allah imtihanda ortalı yaratır. Dinsizliğe de açık kapı bırakır Allah, dindarlığa da açık kapı bırakır. Yani elliye elli yaratır Allah imkanları. Bastıran dindar yapar, bastıran dinsiz yapıyor. Biraz gayret edeni dindar yapar. Mesela nemrut zamanında, nemrut bastırmıştır, toplum dinsiz olmuştur. Firavun biraz bastırmıştır, toplumu dinsiz yapmıştır. Mesela Darwin çıktı, hafif bir bastırmayla bütün dünyanın yüzde 99’unu dinsiz yaptı. Bu, insanların zayıf yaratılmışlığının açık delilidir. Hz. Mehdi (a.s) da çıkıp, aksine çok iradeli ve kararlı bir insan olduğu için dengeyi değiştiriyor Allah’ın dilemesiyle. Allah onları vesile ediyor. Dünyada çok küçük bir azınlık, dünyada her zaman, dünya tarihinin toplamında, belki binde birlik bir azınlık, Allah’a iman etmiştir. Yani dünya tarihinde insanların binde dokuz yüz doksan dokuzu dinsiz olmuştur. Toplamına baktığımızda çok az dindar toplum olmuştur. Koskoca insanlık tarihinde iki kere dindar dünya hakimiyeti var. Onun dışında Müslümanlar hep azınlık yaşamışlardır. Küçük topluluk olarak yaşamışlardır. Küfür her zaman kalabalık olmuştur. Onun için cehennem doymuyor, ayette de var; “daha yok mu der” diyor Allah cehennem için. Yani muazzam insan kitlesi cehennem için yaratılmıştır. Cennette de insanlar vardır, fakat azdır. Fakat cehennem, cennet için yaratılmış bir olay aslında. Yani cehennemden ziyade, Cenab-ı Allah için, cennet önemlidir inşaAllah. Yani cehennemin vasfı ayrıdır. Orada ibret alma, ibret vardır ve adaletin tahakkuk ettiğini görme vardır. Biz cehennemde, Allah’ın adaletini görürüz. Yani zalimlerin, ehli zulmün karşılığını almasından dolayı, Müslümanlarda psikolojik rahatlığa sebep olur, içinde bir ferahlık olur. Mesela zulmetmiş, acı çektirmiş, annesini, babasını asmış kesmiş adamları Müslüman cehennemde gördüğü vakit, içinde ferahlık oluyor, Allah’a karşı sevgisi artıyor, Allah’ın adaletini görmüş oluyor. Adaleti sağlayan insanlara karşı her zaman kalpte bir sevgi oluşmuştur. Yani filmlerde bile bilinir. İnsanlardan birisi adaleti sağladığında, Cüneyt Arkın mesela filmlerde adaleti sağlar, o filmin kahramanı olur. Tarihi filmlerde de öyle, Kara Murat gelir, adaleti tesis eder, insanların hoşuna gider. Yani filmlerde, romanların hepsinin kökeninde, adaleti sağlayan insana karşı sevgi meydana gelir. Hz. Mehdi (a.s) da, adaleti sağlayan insandır dünyada, ahireti de Allah, vesilesiz adaleti sağlamış oluyor. Dolayısıyla insanların bozulması çok kolay olacaktır. İslam’ın hakimiyeti de çok kolay olacaktır. Şimdi biz anlatıyoruz, aslında zorlu bir mücadele değil bu görüyorsunuz, karşımızda tamam varlık var ama Allah Cübbeli gibi birini çıkarıyor, çok zayıf ve güçsüz bir rakip çıkarıyor Allah. Mesela güçlü bir rakip çıkarabilirdi. Çok zor badirelerden geçebilirdik. Mesela Allah, Darwinizm’i çok güçlü yaratabilirdi. Onların da göstereceği fosilleri olabilirdi, hakikaten ara fosile benzeyen fosiller olabilirdi. Proteinler hakikaten kolayca meydana gelecek gibi olabilirdi, hücrenin yapısı daha basit olabilirdi ama Allah öyle yapmamış. Mesela proteini imkansız hale getirmiş meydana gelmesini. 350 milyonun üzerinde fosil, yaratılışı ispat edecek şekilde yaratmış Allah. Yani bizim elimizi o kadar güçlendirmiş ki, kahredici bir güce sahibiz, acayip bir güce sahibiz. Karşımıza çıkarttığı insan mesela cahil insanlarda yani din cahilleri de hakikaten çok güçsüz, acz içinde insanlar çıkartmış ve güçsüz cılız bir fikir olarak karşımıza çıkıyor gerici akım, gerici düşünce. Mesela anlattım ya, “deccalin eşeğinden” bahsediyor, “300 metrelik eşek, yirmi kilometrelik birisi, Atlas Okyanusu’nda adada oturuyor” diyor. Şimdi bu düşünceyi alt etmek çok kolaydır. Dolayısıyla biz zorlanmıyoruz bunu alt ederken. Hz. Mehdi (a.s)’ın çıktığını anlatırken zorlanmıyoruz, o kadar çok delil vermiş ki Allah. Mesela Hz. Mehdi (a.s) çıktığında iki tane delil olabilirdi, bir tane olabilirdi, üç tane olabilirdi. Bu güçsüz olurdu yani bayağı zorlanırdık. Ama öyle yapmamış Cenab-ı Allah, 150’nin üzerinde delil meydana getirmiş. Bir de belgelerle ispat edeceğimiz gibi yapmış, bir de bütün dünyaya bunu ispat edeceğimiz internet sistemi, televizyon sistemi, radyo sistemi vermiş elimize. Yani elimizi de o kadar güçlendirmiştir ki, dünya çapında internet sistemi, muazzam bir güç bu. Hz. Mehdi (a.s) öncüsü için, Hz. Mehdi (a.s) talebesi için, muazzam bir imkan bu. Mesela şu an uydu yayınındayız, televizyonda dünyanın hemen hemen her yerinden alıyor. Muazzam bir güç. Radyolarla yayınlıyoruz, yüzlerce internet sitesi bizi yayınlıyor aynı anda. Yani uçsuz bucaksız bir güç. Anlatırken de karşı taraf, o kadar zavallı bir üslup kullanıyor ki, o kadar acz içinde ve o kadar güçsüz ki, yani o fikri ezmek, kül yığınını üflemek gibi oluyor, gayet kolay oluyor. Mesela Yaratılış Atlası’nı hazırladık, obüs mermisi gibi, acayip bir güç. Halbuki ortalı bir eser olabilirdi. Biz böyle kalın bir eser hazırlardık ama uzun uzun anlatırdık, biraz demagojiyi andırabilirdi. Yani insanların zihnini yoran, ağır bilimsel görünümlü, insanların anlayamadığı, etki gücü az olan bir kitap olabilirdi. Ama baştan sona resim ve belge, yazılı kısımları da çok net ve çok anlaşılır, ispat materyalleri de çok net. Adamların eline geçtiğinde, adam felç oluyor yani ne yapacağını bilmiyor. Çünkü normalde Darwinizm’i yıkmak, eğer ilmi, uzun anlatımlara dayalı olursa, adeta imkansız gibi bir şeydi. Yani mümkün görünmüyordu. Fakat bu vuruşla, hiç ummadıkları bir vuruş oldu bu, bununla yerle bir olmuş oluyor. Ama tam anlamıyla yerle bir oluyor. Mesela konferanslar düzenliyoruz, hiç ummadıkları bir şey ve çok çok etkili oluyor. Avrupa’nın aklının ucundan geçmezdi böyle bir şey olacağı. Yani Türkiye’den birileri gelecek, bunları böyle yerle bir edecek, paspas gibi çiğneyecek, tahayyül etmezlerdi. Bakın bizim irademiz, yani birkaç kişinin iradesi, üç beş kişinin iradesi, bütün dünyaya yansıyor. Mesela biz konferans verdikten sonra, oradaki gençler de konferans vermeyi öğrendiler, onlar da zincirleme konferanslar veriyorlar. Onlardan gören başka kişiler, onlar da konferanslar veriyorlar. Yani bu manevi güç dalgalanması, birbirleriyle bağlantılıdır. O dalga ona, o dalga ona, o dalga ona etkiler, zincirleme yayılır. Dolayısıyla daha başlangıç 2011, düşünün 10 yıllık bir süre içerisinde, muazzam bir atak gelişecektir. Bu yıla kadar Allah, hep tahkimatla vakit geçirmemize neden oldu, tahkimat yaptık. Kitapları hazırladık, konferans tecrübemiz arttı, internet ağı gelişti, televizyon ağı gelişti, Allah daha yeni ilmi silahlar elimize verdi, bilimsel silahları, bilimsel imkanları daha yeni bu yıl tam elimize geçti. Ve karşımıza cılız rakipler çıkarttı Allah. Ezin bunları diye önümüze koydu Allah. “Ben size ezdireceğim” dedi Allah, “size güç kuvvet vereceğim, siz Bana kendinizi bırakın, bütün dünyanın gözü önünde bunları ezeceksiniz” dedi Allah inşaAllah manen. Ve şu an bağırta bağırta eziyoruz, kimse durduramıyor. Durdurmaya çalışıyorlar, mahkemelere veriyorlar, davalar açıyorlar, bir şeyler yapıyorlar, iftiralar atıyorlar, o benim şevkimi daha da arttırır, herkes bilir beni, daha da coşkumu arttırıyor, heyecanımı arttırıyor. Bir tanesi de yine bir şey yapmış, iddia edilen Ergenekon terör örgütünü savunan bir tip şikayetçi olmuş, evlere şenlik, sonra anlatacağım yani yaklaşık on beş gün sonra anlatırım. Evlere şenlik, inanılır gibi değil. “Neden iddia edilen Ergenekon terör örgütüne böyle diyorsun” gibisinden bir üslup yani görülmemiş bir şey, bayağı şaşırırsınız. Mesela şimdi iki yaşında olan bir çocuk düşünelim, biz bu keratayı yaklaşık yirmi sene sonra evlendiririz, yirmi iki yaşında diyelim, onun çocuğunun yetmiş sene yaşadığını düşünelim, İslamiyet’in bozulma devresini, görecek. Yani şimdiki çocuğun oğlu, bozulma devrini görecektir. Onun oğlu da Kıyamet’i, Kıyamet devrini görecektir. Bediüzzaman’ı bazı insanlar pek anlamadıkları için, yani unutursak Bediüzzaman’ı, konuşmazsak, hem “Kıyamet gider” diye düşünüyorlar, hem “Hz. Mehdi (a.s) çıkmaz” hem de “konu kapanır” zannediyorlar. Öyle değil yani Bediüzzaman’ın dedikleri doğru. Hadislere dayandırıyor Bediüzzaman, öyle kaçmayla, göçmeyle vazgeçilecek bir durum yok. Bediüzzaman’ın 1545 ile ilgili sözü Allahualem doğru, Hz. Mehdi (a.s) ile ilgili sözü de doğru, “Hz. Mehdi (a.s)’ın 1400’de çıkacak” sözü de doğru, deccalle ilgili sözü de doğru, hepsi doğru. Bir kısım kardeşlerimiz, şaşar beşer Faruk Beşer’in peşinden gidince, Bediüzzaman’ın dedikleri olmayacak zannediyorlar. Faruk Beşer gibi 30 tane adam getirseler, yine kıyamet kopacak, yine Hz. Mehdi (a.s) çıkacak. Yani onun hiç vazgeçilecek bir durumu yok.
ALTUP BERKER:“Tek bir proteinin tesadüfen olamayacağını” anlatıyordunuz, bununla ilgili kısa bir film gösterebilir miyim?
VTR- Tek bir protein asla tesadüfen oluşamaz.
ADNAN OKTAR:950 milyon sıfır olsa, o kadar sayı meydana getir, milyonda bir ihtimal olsa, yine olmaz. Mümkün değil. Proteinin oluşması için, proteine ihtiyaç var ne demektir? Kilitlenmiş sıfır anlamına geliyor. Öyle bir sistem mümkün mü? Zaten Dawkins de çıkıyor, “uzaylılar yaptı” diyor. Adam konuyu kapatmış.
“Sevgili Muhammed Adnan Hocam, Afrika’da bir çocuk, emekleyerek bir kilometre ötedeki Birleşmiş Milletler kampına gitmeye çalışıyor, arkasındaki akbaba da, çocuğun ölmesini bekliyor, bu fotoğrafı çeken, fotoğrafı çeker çekmez oradan ayrılıyor ve çocuğa ne olduğunu kimse bilmiyor. Hocam sanıyorum fotoğrafı hatırlamışsınızdır. Ben, Hz. Mehdi (a.s) gelince, o aç insanların bu konumda olmayacağını ve ortalığın düzeleceğini, iyi olacağını düşünüyorum. Bunu çok görmek istiyorum” diyor. Dünyanın her yerinde rezalet, şimdi Libya’da olduğumuzu düşünelim, tam anlamıyla bir kabus, korku filmi gibi, kimin kimi öldüreceği belli değil. Şu an mahkemeler çalışmıyor, polis yok, asker yok, önüne gelen birbirini vuruyor ve bu aylarca da sürer benim kanaatim. Yani orada genç kızlar var, anneler var, insanlar var, yani Mehdiyet olmuş olsa, Türk İslam Birliği olmuş olsa, bu konu sevgiyle, şefkatle çözülür. Siyasi çözüm değil, sevgi çözümü konuyu halleder. Hz. Mehdi (a.s)’ın tek bir sözüyle hallolurdu. Diretiyorlar “şahs-ı manevi” diye, haydi bakalım şahs-ı maneviyle halledin. Cübbeli de “570 sene var” diyor. Şimdi Libya’nın 570 sene bekleyecek durumu var mı? İslam aleminin 570 sene bekleyecek durumu var mı? 570 sene sonra da bize müjde veriyorsun, tamam bekleyelim 570 sene inşaAllah, bizden sonraki nesiller de bekler inşaAllah, “570 sene sonra Roma’ya gelecek, bir tekbir getirecek İtalya’da ne kadar bina varsa yıkacak” diyorsun. Böyle bir Hz. Mehdi (a.s)’ın gelmeyeceğini herkes bilir. Diyorsun ki; “her yerden 24 ayar altın, beş metre çapında silindirler minare gibi gökyüzüne doğru çıkacak” diyorsun. Bunun olmayacağını herkes bilir. Dolayısıyla müminleri çok büyük bir ümitsizlik ve perişanlığa itiyorsun. Yani “300 metre boyunda bir eşeğe binmiş, yani 300 metrelik bir eşek, 30’ar metrede kulakları var, 20 kilometrelik de deccal üstüne binmiş olarak gelecek” diyorsun, bunun olmayacağını da herkes bilir. Ve Müslümanları ümitsizliğe, güçsüzlüğe ve acze doğru itiyorsun. Ve bu adamı da alkışlıyorlar konfetileri tepesinden serperek, portakal sandığından kendine taht yaptırıyorlar, çocuk gibi eğleniyor. Hazretin tahtını gördün mü?
ALTUĞ BERKER:Gördüm, maytaplı.
ADNAN OKTAR:Maytapla, Michael Jackson’ın var ya konserlerinde her yerde maytap falan, o da çocuk gibi kendini eğlendiriyor. “Bu asrın müceddidi Mahmud Hoca” diyor ama aslında o, onun olduğu kanaatinde değil, kendinin müceddid olduğu kanaatinde o. Çünkü Mahmud Hoca’nın öyle bir iddiası yok. Bunun iddiası var. Tabii ki o cemaatin müceddidi tabii ki Mahmud Hoca’dır. Peki İskender Paşa Cemaatinin müceddidi kimdir? Oranın lideri kimse, odur. Şeyh Nazım Hoca’mın talebeleri, Şeyh Nazım Hocamız’ı, asrın kutbu olarak biliyor. Bu ne demektir? Asrın müceddidi o, olarak düşünüyorlar. Mahmud Hoca’yı düşünürler mi? Öyle düşünseler zaten böyle bir şöz söylemezler. En büyük bir müceddid, en büyün bir müştehid olarak, asrın kutbu olarak, Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri’ni gördüklerine göre, samimi kanaatleri o. Dolayısıyla Mahmud Hocamız’ın müceddidliğini, asrın kutbu olarak kabul etmezler. Haklılarda yani öyle bir şey olsa zaten ona bağlanırlar. Şeyh Nazım Hocama bağlanmazlar. Veyahut Menzil Cemaati’nin bakın Gavs diyorlar. Gavs ne demek? Asrın en büyük velisi, en büyük imamı, en büyük müceddidi. Kendi mürşidlerini Gavs olarak gördüklerine göre, Mahmud Hoca’yı hiçbir şekilde, asrın müceddidi olarak görmüyorlar. “Ben ilan ettim oldu.” Böyle bir şey olmuyor. Keşke olsa, böyle bir şey yok. Her cemaat, kendi müceddidini, kendi hocasını Gavs kabul ediyor. Bunda da haklılar. Ben de mesela Şeyh Nazım Hocamız’ı çok sevdiğim için, asrın kutbu olarak onu görüyorum. Sevgi bu, gönül meselesi, benim kanaatim o. Fas’a git ayrıdır, Tunus’a git ayrıdır, Cezayir’e git ayrı, Pakistan’a git ayrı, herkes kendi alimini, hocasını asrın müceddidi olarak görüyor. Yani bunu bir şekilde ilan etmiş olmak, bir şeyi değiştirmiyor yani bir topluluk, diğer bir topluluğu, bir cemaat, diğer bir cemaatin hocasını, hiçbir zaman için asrın müceddidi olarak kabul etmez, etmiyorlar da, etmediklerini de görüyorsunuz. Çocuk gibi kendimizi kandırmaya gerek yok. Hz. Mehdi (a.s), bütün bu müceddidlerin, müçtehidlerin ve kutubların, hepsinin üstündedir. Şiilerin de, Caferilerin de, Alevilerin de, Sünni kardeşlerimizin de hepsinin müceddidi, müçtehidi, manevi kumandanıdır. Askeri kumandan değil, manevi kumandan. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’ın, siyasi yönü yoktur. O, kalp kumandanıdır, aşk kumandanıdır inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bu konuda şöyle söylemiştiniz Hocam; “Bediüzzaman, ‘siyasete girmez’ diyor” dediniz. “Siyasetle işi yok Hz. Mehdi (a.s)’ın, sevgi ile her işini hallediyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın falanca ülkenin rejimini kaldıralım, değiştirelim, böyle bir iddiası olmaz. Yahut sınırları şöyle çizelim, böyle çizelim, böyle bir iddiası olmaz. Sınırlar, devletler, rejimler aynısıyla durur, ahlak değişir, sevgi değişir, muhabbet, dostluk değişir, tek değişen odur.
ADNAN OKTAR:“Selamun Aleykum değerli Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam size iki kere yazdım ama okumadınız” diyor. Çocuklar Allah aşkına bana böyle sürekli sitem etmeyin. Yani ne yapabilirim ki? Binlerce mail geliyor, onları bilgisayarla otomatik seçiyorlar, onların içinde olanları da gönderiyorlar, okuyorum. Tevekküllü olun inşaAllah. “Bu defa suallerimi okuyup, cevaplandırırsanız memnun olurum. Hocam benim iki sualim var inşaAllah. Bir; Hz. Mehdi (a.s)’ı, Hz. İsa (a.s)’ı sabırsızlıkla bekleyen birisiyim. Ben, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi sayılabilir miyim? Yoksa Hz. Mehdi (a.s)’ın talebeleri, yalnızca Hz. Mehdi (a.s)’ın yakın talebeleri mi sayılır?” Mesela ben Hz. Mehdi (a.s)’ı görmedim ama ben, Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesiyim. Kendimi Hz. Mehdi (a.s)’ın talebesi kabul ediyorum. Çünkü Hz. Mehdi (a.s)’ın yapacağı her şeyi yapmaya çalışıyorum, her türlü gayreti yapmaya çalışıyorum. Darwinizm’e karşı mücadele edecek, ben de yapıyorum, tebliğ yapacak, ben de yapıyorum, ne yapacaksa ben de yapıyorum. Görememiş olmam hiçbir şeyi değiştirmez. Hz. Mehdi (a.s)’ın, beni vazife başında bulması çok önemlidir. Ayrıca insanlar sevdiklerini tabii Hz. Mehdi (a.s) olarak görürler. Onda da bir şey yok. İddia edilmedikten sonra, bu bir iltifattır. Bediüzzaman ziyade hüsn-ü zan eskiden beri vardır diyor. Ta sahabe devriden beri var. Hep zannetmişlerdir, şu Hz. Mehdi (a.s) olabilir, bu Hz. Mehdi (a.s) olabilir demişlerdir ve “her devirde Hz. Mehdi (a.s) çıktı” demişlerdir. Bakın 1300 seneden beri bu denmiştir. Yani çıktığını ummuşlardır hep. Bediüzzaman diyor ki; “1400 sene sonra gelecek bir hakikati, asırlarında çıkacak zannetmişlerdir” diyor. Cenab-ı Allah’ın hikmeti bu böyle, hep böyle zannetmişler. Her devirde, büyük ulemalar üstelik, büyük müceddidler, müçtehidler hep bu kanaatte olmuşlardır, kimse de onları tekfir etmemiştir, sapkınlıkla da suçlamamıştır, saygı duymuşlardır. Ve şeyhlerini, mürşidlerini de Hz. Mehdi (a.s) gibi görmüşlerdir Allahualem diyerek, ben de saygı duyarım. Net iddia olmadıktan sonra, bir mahsuru yok.
ALTUĞ BERKER:Fosil gösterebilir miyim Hocam inşaAllah
ADNAN OKTAR:Evet.
ALTUĞ BERKER:Lampris balığı, 110 milyon yıllık Lampris balığının fosili.
ADNAN OKTAR:Lampris balığı, 110 milyon yıllık. Ne şeker şey bu, renkler acayip güzel. Bordoyla altın rengi karışık, şahane bayağı güzel.
ALTUĞ BERKER:350 milyon yıllık Trilobit. 350 milyon yıllık, kompleks gözlere sahip, mükemmel, hiç değişmemiş.
ADNAN OKTAR:“Adnan Hocam, benim ilgimi çeken, bu kadar okumuş, normal hayatında kolay ikna olmayacak 300-400 kişiyi nasıl ikna edebildiniz?” diyor. Arkadaşlarımdan 300-400 kişiyi ikna etmişim, onu anlatıyor. “Doğal yetenek mi? Yoksa bir formülü var mı? İş hayatında çok önemlidir bu ikna olayı ve varsa formülü öğrenmek istiyorum” diyor. “Merakımı çekiyor bu durumunuz” diyor, “Berk Kürekçi.” Samimiyim, doğru anlatıyorum, yani benim bir çıkarım yok. Allah için candan anlatıyorum, delillendiriyorum, makul, mantıklı olanı anlatıyorum. Yani böyle uçmuyorum. Şimdi ben durduk yere desem ki; “Hz. Mehdi (a.s) çıkacak, bir tekbir getirecek, bütün binalar yerle bir olacak” desem, bu benim dinlenecek bir adam olmadığımı gösterir. Ama ben makul ve doğru olan, hadislere uygun olan, Kuran’a uygun olan, adetullaha uygun olan doğru olanları samimi olarak anlatıyorum. Doğru ispatlıyorum da ayrıca. Hakikaten samimi inandığım içinde anlatıyorum ve ben eleştiriye de açığım. Mesela adam bana gelsin, deccalin 300 metrelik eşeğini tarif etsin, Atlas Okyanusu’nun neresinde, hatta Atlas Okyanusu’nda arayalım, istiyorsa helikopter tutalım, masrafını da ben karşılayacağım, deccal neredeymiş, hangi adadaymış bulalım. “20 kilometrelik deccal duruyor” diyor Cübbeli şu an. Cübbeli’yi de bindirelim helikoptere, o arkadaşlar da binsinler, kaç tane istiyorlarsa helikopter tutacağım söz, madem koordinatlarını, yerini biliyor Cübbeli, bulalım şu deccali, videoya alalım, insanlar da görsünler nasıl bir şeymiş. Eğer doğru söylemiyorsa, o zaman artık herkesin vicdanına bırakıyorum.
ALTUĞ BERKER:“Hz. Mehdi (a.s)’ın geliş alametlerinden biri de; koyun postuna girmiş, cahil alimlerin ortaya çıkması olduğunu” söylüyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Şöyle söylüyor Ebu Nuaym Makal kaynağında; “Çünkü onlar Allah’ın yasaklarına irtikap ettiklerinde, nasılsa Allah kerimdir, bizleri affeder demedikçe” diyor ahir zaman için, “çünkü onlar kalpleri canavarlaşmış, kuzu kılığına girerler.” Bir başka hadis-i şerifte, Taberani de, Ebu Hakim Ebu Zer’de; “Canavar ruhlu insanlar, koyun kılığına girecekler” diyor inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Şimdi birinci okuduğun hadis çok çok önemli, o kadar dikkat etmemiştim yani duymamış da olabilirim, bir daha oku.
ALTUĞ BERKER:“Çünkü Allah’ın yasaklarına irtikap ettiklerinde, nasılsa Allah kerimdir, bizleri affeder demedikçe” diyor “çünkü onlar kalpleri canavarlaşmış, kuzu kılığına girerler.”
ADNAN OKTAR:Selamun Aleykum Adnan Oktar Bey. İki aydır yazıyorum ama bana cevap yok” diyor. Aman Allah’ım hep böyle. Ne yapayım bilmiyorum ki. “Benim sualim bunlardır; Hz. Hızır (a.s)’ın gayb olduğu dağ nerede? Hz. Mehdi (a.s)’ın Azerbaycan ile ilgili ne biliyorsunuz? Allah’ı seviyorsanız, yetiştirin Hocama. Sait Nazım” isimli kardeşimiz. Hz. Mehdi (a.s)’ın devrinde, Azerbaycan’da kan akacağı, Azerbaycan’ın işgal edileceği belirtiliyor. Malum Ermeniler tarafından işgal edildi Azerbaycan. Bu da tahakkuk etmiş oldu. Hz. Hızır (a.s) bir kere gayb olmaz. Gayb olduğunu zannettiğin yerde, orada hazırdır. Hz. Hızır (a.s), dağın içinden geçer gelir. Bir anda zaman ve mekan değiştirir. Geçmiş zamana geçer, ileri zamana geçer. Bir anda sehpa haline gelir. Bir anda aynanın içinden geçer, gider. Bir anda bakarsın yakışıklı bir delikanlıdır, bir bakarsın yaşlı bir dede görünümünü alır. Bazen bir kuş şekline girer. Hz. Hızır (a.s)’ın gayb olma diye bir konusu yok.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hayırlı geceler.” Allah hepimize hayır nasip etsin. “Size Erbakan Hocamız’ın gözüyle bakarak tanıdık. İçimden hep geçiriyorum, sizin gibi bir değeri, kendi gözümüzle tanımak nasip olmadı. Bunun sebebi de bizim bir Altuğ Berker olamamaktan kaynaklanmaktadır” diyor. Hocam bayağı meşhursun maşaAllah. “Rabbim sizin talebeniz olmayı nasip etsin. İbrahim Aktan, Kütahya-Tavşanlı’dan” yazıyor kardeşimiz. Tanışırız, gelirseniz, ben ikiden sonra genellikle müsait oluyorum ama bir kere görüşürüm, onu da söyleyeyim inşaAllah, çünkü çok kalabalık oluyor, bazen de işim oluyor ama bir kere görüşmekte fayda var.
“Hayırlı akşamlar Hocam. Hacizli, icralık satıştan ürün almak doğru mudur? Ağlayanın malı hayır getirmez gibi birtakım söylentiler var, bu konu hakkında bizleri aydınlatır mısınız?” Şimdi adamın evine paldır, küldür giriyorlar, ‘ver bakalım şu buzdolabını, çamaşır makinesini’ ne var ne yoksa hepsini alıp götürüyorlar, adam yere hasır bir kilim seriyor, onun üstünde oturuyor. ‘Şimdi bunlar satılık’ deniyor, ben olsam almam. Niye alayım? Olay normal mi? Orada vicdanen kabul edilecek bir durum var mı? Bakın Cenab-ı Allah Kuran’da ne diyor? “Borçluysa, borcu ödeyemeyecek durumdaysa, affedin” diyor Allah. Yakışan budur kardeşim. Adamı alıp paldır küldür hapse sokturmanın alemi nedir? Ne işine gelir yani gencecik çocuğu al, hapse sok, adam yatsın da yatsın. Ödeyecek durumda olsa, adam o hallere düşer mi kardeşim? Adam niçin hapishaneyi istesin? Ödeyemediği için giriyor hapishaneye. ‘Yok yatsın hapishanede’ diyor. Neden, boyun bir karış uzayacak mı? Adamın hapishanede ne işi var? ‘Allah için sadakam olsun’ de, ‘helali hoş olsun’ de, helalleş, ver imzayı hapishaneden çıksın. Adamın hapishanede ne işi var kardeşim? Hapishanede yıllarca yattırıyorlar. Benim bunu aklım almıyor. Bırak da belki bir şeyler kazanır, kendini de kurtarır, sana da belki bir şeyler verir oradan, borcunu öder. Kim ister iki yıl, üç yıl, beş yıl para için hapiste yatmayı? Ben bunun mantığını anlamıyorum. Mesela diyor ki; ‘çok sıkışık durumda birisi var, evini satıyor, hadi gözün aydın, beş yüz bin liralık evi, yüz bin liraya satıyor, sıkışmış adam, tam vakti’ diyor. Olur mu öyle şey? Beş yüz bin ise vereceksin beş yüz bini o kadar, öyle alınır başka türlü alınmaz. Durumdan istifade olur mu? O evde insan nasıl vicdanı rahat oturur? Dehşet verici bir şey bu, çok anormal bir hareket. Hatta bilakis eğer imkanın, gücün varsa, biraz da üstüne ödersin. Ve ne kadar sıkıştığını gösteriyor o onun. Bir insan evini durduk yere satar mı? Özellikle hastalıktan dolayı satışlar çok büyük bir rezalet bu. Adam kanser hastası oluyor, tedavi olmak için evini satıyor, acil satıyor, mesela yüz bin liraya ihtiyacı var, beş yüz bin liralık evi yüzbin liraya satıyor, ‘hemen alalım koçum’ diyor. Bu iş mi şimdi bu? Bu nasıl bir vicdanla yapılabilir ben anlamıyorum, çok dehşet verici bir şey bu. Bir kere ben onu defalarca söyledim, kanser hastaları için, benim bu açıklamalarımdan sonra, hükümet yeni düzenlemeler yapıyor, maşaAllah, Elhamdülillah, o çok güzel oldu, ısrarla üstünde durdum, o oldu. Kanser hastalarından para almayacaklar değil mi?
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam.
ADNAN OKTAR:O güzel. Aylarca üstünde durdum, sonunda oldu elhamdülillah. Kardeşim zaten kanser çok zor bir şeydir, üstüne para alınır mı hastadan? Bilakis, adam işe gidemiyor, her şeyine yardım edeceksin. Çünkü çoluğunun, çocuğunun aç kaldığı, perişan olduğunu görürse adam, kanserde moral gücü çok önemlidir. Yani psikolojik olarak bünyesinin çok güçlü olması lazım. Dirençli bir bünyesi olması lazım kanseri yenebilmesi için inşaAllah. Onu gördüğünde adam, manen çöküyor. Çocukları açlar perişan oluyorlar, çöküyor. Moral yönünden desteklenmesi için, devlet desteği gerekir. Yani geliri neyse, aynısıyla devam ettirilmesi gerekiyor. Normal hayat şartlarında, ailesinin bakımı gerekir. Kanser hastalarının ayrıca devlet tarafından, ailesinin kontrol altına alınması veya korunması lazım. Yani bunu bir faciaya çevirmenin bir mantığı yok.
VTR-Libya’daki karışıklık (Hz. Hızır (a.s)’ın görüntüsü Allahualem).
ADNAN OKTAR:Bakın şurada görüyor musunuz? Halk onu bir esinti gibi gördüler, yakın oldukları için fark edemediler. Bir de arkasından iki tane ışık topu takip ediyor.
VTR-Şeyh Ahmet Yasin Bursevi Hazretleri, Gavs ve Seyda Hazretleri’nden Kendi Kulağıyla İşittiği Sözleri Aktarmaktadır.
ADNAN OKTAR:Değerli Hocamız Şeyh Haldun Efendi, Fransa’da, onun güzel konuşmaları var, onu dinleyelim.
VTR-Şeyh Nazım Hazretleri’nin Fransa Vekili Şeyh Haldun Hazretleri’nin, Sayın Adnan Oktar Hakkındaki Görüşleri.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız’ın, değerli vekillerinden, çok kıymetli, büyük bir alim, Şeyh Haldun Efendi, Hüsn-ü zannı içinde Allah razı olsun diyorum, teşekkür ediyorum. Sevgisi büyük, bizim de hocamıza karşı sevgimiz çok büyük. Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu.
“Selamun Aleykum Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Hocam Mısır ve Libya’daki gibi gelişmeler, Suudi Arabistan’da ve mübarek topraklarda olacak mı Hocam? Mekke ve Medine’de neler olacak? Benzer şekilde gelişmeler olabilir mi? Veya halk isyanı olmadan, yetkililer rejim değişikliğine giderler mi? Adnan Hocam, dualarınızı bekliyorum. Allah yardımcınız olsun, dua edin Hz. Mehdi (a.s)’ın sadık talebelerinden olayım. Allah’a emanet olun, Ömer Tekin.” Mekke ve Medine ile ilgili hadisler var ama orada tabii mübarek beldeler olduğu için, Kabe’nin bulunduğu yer, kutsal mekanların bulunduğu yer Mekke ve Medine, oradaki bir hareketlenme, bütün İslam alemini etkiler. Yani olayın etki gücü çok daha yüksek olur, dolayısıyla benim bildiğim, başta Türkiye olmak üzere İslam aleminden hiçbir ülke böyle bir şeye müsaade etmez. Yani o hamiyet-i İslamiye’yi çok tahrik edecek bir şey olur, ona o derecede müsaade etmezler. Kudüs’te Mescid-i Aksa ve Kabe, her iki konuda, İslam alemi çok hassastır. Dolayısıyla o anlamda bir olay, bilemiyorum yani biraz zor Allahualem. Yani o beldelere zarar verecek bir şey, özellikle bu dönemden sonra biraz zor olur. Geçmişte zaten belirtmişti Peygamber Efendimiz (s.a.v.), öyle bir olay oldu. Ama tabii yöneticilerin üslupları değişecek, mantıkları değişecek, o katılığı bırakacaklar. Yani Asr-ı saadet dönemine, sahabe dönemine döneceğiz. Dolayısıyla oradaki Vehhabi düşüncesinde değişiklik olacaktır. Zorla mı? Yok değil, severek, isteyerek. Onlar yani mantıklı, akılcı olarak olayları değerlendirip, o fikirlerini değiştireceklerdir. Bunu göreceğiz inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Şöyle söylemiştiniz inşaAllah; “Hz. Mehdi (a.s)’ın hareket kabiliyeti, sürati, olayları yatıştırması, İslam alemini birleştirmesi, imar etmesi dünya tarihinde görülmemiş bir süratte oluyor. Hz. Mehdi (a.s)’ın akıl almaz bir sürati var. ‘Sizin 20 yılda yaptığınızı, Hz. Mehdi (a.s) bir yılda yapar’ diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Bürokratik engellere takmıyor, gayet şefkatli, merhametli” dediniz Hocam inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hakan sormuş; “Hocam Hz. Mehdi (a.s) geldiğinde, devletlerin rejimlerinde, anayasalarında bir değişiklik olacak mı” diyor. Olmaz. Hz. Mehdi (a.s) siyaset yönüyle yanaşmaz. Sevgi, şefkat, merhamet ve dostluk yönüyle yanaşır. Hz. Mehdi (a.s) güzel ahlakı hakim edecektir. Yani hiçbir ülkeye, hiçbir devlete müdahalesi olmaz. Şunu şöyle yapın, bunu böyle yapın demez, halkın görüşüne saygı duyar, insanların görüşüne saygı duyar, her işi sevgidir Hz. Mehdi (a.s)’ın. Merhamet, sevgi ve adalettir. Yani insanların en çok ihtiyacı olan yönü tamamlayacaktır. Dünyada şu an sorun odur. Adalet, sevgi ve samimiyet eksikliği vardır. Bunu tamir edecektir inşaAllah. Bediüzzaman, onu ısrarla belirtmiş; “Hz. Mehdi (a.s) siyasete girmez, siyasete karışmaz” demiştir.
Ömer kardeşimiz; “Hocam çalışmak için Medine’ye gideyim mi?” diyor. Daha ne istiyorsun işte ne güzel, git. Eğer ihtiyacın varsa gidersin. Neden gitmeyesin?
ALTUĞ BERKER:Hindistan’da bir fuarda sizin eserleriniz, Malayalam dilindeki belgeselleriniz, Hindistan’daki Kitap Fuarında sergilendi. Bunlar birkaç ay öncesine ait. Malayalam dilindeki belgeselleriniz sergilendi. Ayrıca Darwinizm’in çöküşüyle ilgili panolar, pankartlar sergilendi.
ADNAN OKTAR:“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmeetullahi ve Berakatuhu. “Üstad’ım, Barış Manço’nun şarkı sözleri, şarkısında şunları söylüyor; ‘bize kalem tutmayı öğret, kırk yıl sana hizmet ederim, bana bir harf öğret yeter, kırk yıl sana hizmet ederim’ diyor. Evet güzel, demek ki tasavvuf yönü varmış. ‘Dört kapıdan geçemezsem, geldiğim gibi giderim’ diyor. Hiç belli olmuyor bazı insanlar. Yani dıştan tam anlaşılmaz ama iç dünyalarında, bazen ehli tasavvuf oluyorlar, çok derin bir imana sahip oluyorlar. Rahmetli Barış Manço da öyle bir insandı gördüğüm kadarıyla, maşaAllah. Rahmetli Barış Manço çok sevecen bir insandı, mülayim, dürüst bir insandı, Allah cennet nasip etsin inşaAllah.
ALTUĞ BERKER: Bir film daha göstermek istiyorum Hocam. Mekik çeken deniz aslanı.
ADNAN OKTAR:“Hocam, öncelikle size ve ekibinize, yaptığınız çalışmalarınızdan dolayı teşekkür ederim. “Özellikle ‘Cehennem Azabı’ ve ‘İman Edenlerin Yurdu Cennet’ siteniz çok güzel. Neredeyse Tv kanallarının birçoğu alkol, zina, cinayet, ateizm gibi konuları hoş bir şeymiş gibi bilinçaltına yerleştiriyorlar. Siz ise bu durumlara seyirci kalmayıp, insanları doğru yola çekmeye çalışıyorsunuz inşaAllah. Allah güzel ve huzurlu günler nasip etsin, yakın inşaAllah. Gerçeği görecek ve rüyalarından uyanacaklar insanlar. Hocam iki eserinizi ücretsiz aldım. Hakkınızı helal edin inşaAllah. Birçok kitabınızı alıp, okuyacağım. Ben de sizin gibi ömrümü İslam’a adamayı, uğrunda varımı yoğumu harcamak istiyorum. Bu konuda bana yardımcı olun lütfen. Hocam sizinle de görüşmeyi çok istiyorum. İrfan.” Telefonunu da vermiş İrfan. İrfan gelsin, gelebilir. Akşam 02:30 gibi gelirse iyi olur.
SUNUCU 2:Kıyamet anında olacak olaylardan ve bununla ilgili ayetlerden bahsedebilir misiniz?
ADNAN OKTAR:Kıyamet Suresi. Mekke’de indirilen bu Sure, 40 ayetten ibarettir. Şeytandan Allah’a sığınırım, Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla. “Hayır, kalkış (kıyamet) gününe and ederim.”Kıyamet deyice insanlar, parçalanma olarak biliyorlar, kıyamet kalkış anlamındadır. Kıyam-ayağa kalkma anlamındadır. “Ve yine hayır; kendini kınayıp duran nefse de and ederim.” İnsanların kendilerini eleştirmesi çok faydalıdır. Çok faydalı, dengeli ve tutarlı olur. Kendini övdüğünde, kusursuz gösterdiğinde hastalanır insan. Kendini eleştirdiğinde hem munis olur, sevilecek bir insan olur, hem de ruhen ve bedenen sağlıklı olur. “İnsan, onun kemiklerini Bizim kesin olarak bir araya getirmeyeceğimizi mi sanıyor? Evet; onun parmak uçlarını dahi derleyip-(yeniden) düzene koymaya güç yetirenleriz.” İstersem aynısıyla yaratırım diyor Allah.“Ancak insan, önündeki (sonsuz geleceği)ni de 'fücurla sürdürmek ister.” Fücur demek; Allah’a baş kaldırarak, fıtrat ve ahlak dışı davranışlarla devam ettirmek ister. Böyle bir şey vardır diyor. “Ancak insan, önündeki (sonsuz geleceği)ni de 'fücurla sürdürmek ister.” Yani “sonsuz geleceğini bozmak ister” diyor. "Kıyamet günü ne zamanmış" diye sorar.” Şimdi bakın ahir zamanda en çok sorulan sorulardan biri de budur.“Ama göz 'kamaşıp da kaydığı,” Bu ilk çarpışma anında, müthiş bir parlaklık olacağını gösteriyor Kuran. Yani muazzam bir aydınlanma olacağını söylüyor, bu çarpmanın şiddetiyle meydana gelen, enerjiyle meydana gelen parlaklık da olabilir. Magmanın bir anda gökyüzüne çıkması sonucunda meydana gelen bir durum da olabilir. Ama tabii ilk çarpmada müthiş bir enerji boşalımı olacağı için, muazzam bir parlaklık oluyor. Çünkü çarpmanın şiddetiyle çok yüksek bir ısı meydana geliyor. “Ama göz 'kamaşıp da kaydığı,' Ay karardığı,”Ayın kararması iki türlü olabilir. Biri gökyüzü tamamen dumanla, tozla kaplandığı için, ay görülmez hale gelebilir. İkincisi çarpmanın şiddetiyle, aya da bir çarpma olacağı için yani dünyaya çarpan parçalar aya da isabet edeceği için, ayın da o parlaklığı gider, parçalanır anlamında da olabilir. “Güneş ve ay birleştirildiği zaman;” Zaten buradan anlaşılıyor. Yani yörüngesinden çıkıp parçalanıyor, ayın kararması, güneş yutuyor ayı, güneşin yutmasından ay yok olduğu için, güneş bu olayı meydana getirdiği için, ay da kararmış oluyor. “İnsan o gün: "Kaçış nereye?" der.” Yani muazzam çok büyük güçte deprem meydana geliyor, alışılmış depremin dışında filmlerde var ya hakikaten kaçmak istiyorlar, arabasına biniyor ama yollar parçalanıyor, köprüler çöküyor, ‘hangi istikamete kaçsak doğru olur’ diye soruyorlar. Yani ‘güney yönüne mi kaçalım, kuzey yönüne mi kaçalım, nereden kaçarsak bu olaydan kurtuluruz’ diyecekler, halbuki dünyanın her yerinde olduğu için kaçacağı bir yer yok. “İnsan o gün: "Kaçış nereye?" der. Hayır, sığınacak herhangi bir yer yok” diyor Allah. Yani düz olan, depremin etkilenmediği, çarpmanın etkisiyle meydana gelen bu dehşetli durumu hissetmeyen hiçbir yer yok. O yüzden Allah ne diyor; “Hayır, sığınacak herhangi bir yer yok” diyor Allah. Ama ilk önce insanlar, sığınabileceği bir yer olacağını tahmin ediyorlar. Mesela telefon ediyor, ‘nereye gidebiliriz, ne yapabiliriz’ diye adamlara soruyorlar, yapacakları bir şey yok. “O gün, 'sonunda varılıp karar kılınacak yer (müstakar)' yalnızca Rabbinin Katıdır.” Yani “mutlaka o gün öleceksiniz” diyor Allah. “İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir.” Bakın o gün, önceden takdim ettikleri; olumlu yönde takdim ettiği ne var, hayırlı faaliyetler neler var, mesela fakirlere yardım etmiş, iyilik yapmış, ibadetlerini yapmış, helali harama dikkat etmiş, onlar takdim ettikleri, “erteledikleri şeylerle haber verilir.” Yapmamış ertelemiş, ‘sonradan yaparım’ diyor, mesela ‘namazı sonra kılarım’ diyor, ‘ibadeti sonra yaparım, şunu sonra yaparım’ diyor, bunları da ertelemiş, “ertelediği şeyler de haber veriliyor.” Yani “bunları yapmışsın ama bunları da ertelemişsin” diyor. O ellerine verilen o kutuda veyahut kristal mi diyeyim, belki galen kristaline benzer bir şey, bütün hayatları onun içinde var. “Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir.” Yani “insan kendinin iyi olup olmadığını, anormal olup olmadığını çok iyi bilir” diyor Allah. “Kendi eksik yönlerini gayet iyi bilir” diyor Allah. “Kendi mazeretlerini ortaya atsa bile.” Yani “kendisi yalan söylediğini bilir” diyor Allah. “mazeretlerini ortaya koysa bile.” Yani doğrusunu bilir. Eğer anormalse, yanlış yoldaysa, mazeret söyler ama doğrusunu da bilir” diyor Allah. Yani “mazeretinin geçersiz olduğunu kendisi de bilir” diyor Allah. “Onu (Kur'an'ı, kavrayıp belletmek için) aceleye kapılıp dilini onunla hareket ettirip-durma.” Yani “Kuran’ı ezberlemek için acele etme” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah.“Şüphesiz, onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak Bize ait (bir iş)tir.” “Ben onu sana ezberleteceğim, telaş etme” diyor Peygamberimiz (s.a.v.)’e Cenab-ı Allah, yani “aceleci olma” diyor. Her okuduğu zaten ezberinde kalıyor Peygamberimiz (s.a.v.)’in. Biliyorsunuz Peygamberimiz (s.a.v.) hafızdır, Kuran’ı baştan sona ezberden bilir. “Şu halde, Biz onu okuduğumuz zaman, sen de onun okunuşunu izle.” Yani “sana vahiyle ayet okunurken, sen sadece dinle” diyor Cenab-ı Allah. “Dilini oynatma” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.)’e vahiy geldiğinde, vahyi ezberinde tutmak için, tekrarlıyor ki, unutmamak için, tekrar tekrar söylemek istiyor, halbuki o anda da vahiy devam ediyor, onun için Allah; “sen hiç konuşma yani tekrar yapma sadece dinle, Ben onu sana zaten ezberleteceğim” diyor Allah. Bu tabii çok büyük bir mucize. Çünkü çok uzun bir ayet geliyor, yani normal bir insanın ezberlemesi mümkün değil, Peygamberimiz (s.a.v.)’in üstünden Cebrail (a.s) kalktığında, su gibi ezberlemiş oluyor. Hepsini biliyor yani hiçbir şekilde unutmuyor.“Sonra muhakkak onu açıklamak Bize ait (bir iş)tir.” Yani “şerhi açıklaması Bana aittir” diyor Cenab-ı Allah, “Ben sana açıklatacağım” diyor. “Hayır; siz çarçabuk geçmekte olanı (dünyayı) seviyorsunuz.” Dünyanın çarçabuk geçtiğini de son zamanlarda görüyoruz, hayat hızlandı, zaman hızlandı görüyorsunuz. Pazar geliyor, Pazartesi oluyor, bugün ne gün diyoruz Cumartesi oldu diyor, anında bitiyor. Hafta sonu hemen geliyor. “Ve ahireti terk edip-bırakıyorsunuz.” Yani “ahirete önem vermiyorsunuz” diyor Cenab-ı Allah. Genel olarak insanların hatasını, anormalliğini söylüyor. “O gün yüzler ışıl ışıl parlar.” İman edenlerin yüzleri parlak oluyor yani tozlu veya kirli değil, ciltleri pırıl pırıl parlıyor. “Rablerine bakıp-durur.” Yani Cenab-ı Allah, insan şeklinde tecelli ediyor, Allah’a bakıyorlar, büyük bir zevk ve nimet bu inşaAllah. “O gün, öyle yüzler vardır ki kararmış-ekşimiştir.” Yani ekşimekten kasıt; büzülmüş, kararmış, kötü ve çirkin, biçimsiz bir görünümü var. “Kendisine, beli büken işlerin yapılacağını anlamaktadır.” Yani “çok zorlu bir ortama gireceğini, acı çekeceğini, cehenneme gideceğini de anlamıştır” diyor. Yüzü kararmış, yüzü büzülmüş, acı çekiyor, anlıyor bir şeylerin olacağını yani çok büyük belaya uğrayacağını anlıyor. Fakat tabii bu ölüm anını anlatan ayetler, sen kıyameti anlatan ayetler demiştin, kıyameti yarın sana daha detaylı anlatayım.
ALTUĞ BERKER:Hocam, ben yine film gösterebilir miyim? Sevimli köpekler.
ADNAN OKTAR:Ortalığı birbirine katıyorlar. Bir de hepsi de tombik. Acayip sağlıklılar maşaAllah. Çok şekerler maşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Sizin anlattıklarınızdan tekrarlıyorum Hocam, siz Yusuf Suresi’ni okumuştunuz; 93. ayette, şeytandan Allah’a sığınırım, "Bu gömleğimle gidin de, babamın yüzüne sürün. Gözü (yine) görür hale gelir. Bütün ailenizi de bana getirin." Ayetini okuduktan sonra, şöyle tefsir ettiniz; “Hz. Mehdi (a.s) bedeninin varlığının, insanların birçok hastalığına iyi geleceğini anlıyoruz. İnsanlar ruhi hastalıklardan da kurtulacaklar, dolayısıyla bedeni hastalıklardan da kurtulacaklar. Birçok hastalığın sebebi, psikolojiktir. Hz. Mehdi (a.s), insanlarda çok yüksek psikolojik moral meydana getireceği için, çok yüksek bir sevinç ve bahar havası meydana getireceği için, insanlardaki o şiddetli psikolojik baskı kalkacak, dolayısıyla çok sağlıklı hale gelecekler” dediniz inşaAllah.
ADNAN OKTAR:MaşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Bir de 96. ayeti okumuştunuz, şeytandan Allah’a sığınırım. “Müjdeci gelip de onu (gömleği) onun yüzüne sürdüğü zaman, gözü görür olarak (sağlığına) dönüverdi. (Yakub) Dedi ki: "Ben, size bilmediğinizi Allah'tan gerçekten biliyorum demedim mi?" Şöyle tefsir ettiniz: “Hz. Mehdi (a.s) devrinde, müjdeci olmak çok önemli. Peygamber Efendimiz (s.a.v.); ‘Hz. Mehdi (a.s) ile müjdelenin’ diyor. O müjde, insanların kalplerini açar, Mehdiyetle neşe geliyor, yeniden İslam’a kavuşmanın neşesi, yeniden imana kavuşmanın neşesi, insanlarda müthiş bir canlılığa sebep olacak. Buradaki ‘gömlek’ İslam’ın yeniden dönüşüne işaret eden bir olay. Peygamber Efendimiz (s.a.v)’in hırkası, gömleği çıktığında, bütün toplumda muazzam bir manevi inkılap olacak, buna işaret ediyor. Muazzam bir heyecan meydana gelecek ve toplum maddi manevi sağlığına dönecek inşaAllah” dediniz.
ADNAN OKTAR:Abese Suresi, şeytandan Allah’a sığınırım. Cenab-ı Allah; “Fakat 'kulakları patlatırcasına olan o gürleme' geldiği zaman,” O çarpmanın şiddetiyle, çok şiddetli bir gürültü olacak, çok şiddetli bir ses olacak, ilk çarpmanın etkisiyle onu belirtiyor Allah. Bir de enerji boşalımı meydana gelmesiyle, müthiş bir parlaklık meydana geliyor, ona da dikkat çekiyor Cenab-ı Allah. İki kere peş peşe dünyaya çarpma olacağını söylüyor. “Birinci çarpmanın arkasından, onu ikinci çarpma izleyecek” diyor Cenab-ı Allah.
Hakka Suresi, 14 “Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı, ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman.” Bakın “Yeryüzü ve dağlar yerlerinden oynatılıp kaldırılacağı,” dağlar hareketleniyor depremin şiddetinden, “ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman.” Bu ikinci çarpmada şiddetli bir durum meydana geliyor, orada da birbirine çarpıp, parçalanıyorlar. Şöyle anlatayım, dünyaya bir yıldız parçası çarptığında, normalde dünyayı delip geçiyor, çarpıyor, delip bu sefer spin atıyor, yeniden dünyaya bir daha vuruyor. Yani böyle olması da mümkün, fakat ikinci bir göktaşının vurması da mümkün. Yani spin atıp vurması da mümkün. Çünkü normalde fizik kanunlarına göre o devirde de eğer Cenab-ı Allah kıyamet anında da, bu fizik kanunlarını devam ettirirse, normal spin atması gerekiyor. Vurduğunda ikinci kere, bir daha vuruyor. O zaman darmakeşan oluyor. “Ardından tek bir çarpma ile birbirlerine çarpılıp parça parça olacağı zaman.
Naziat Suresi, 34 “Ancak o, 'her şeyi batırıp gömen büyük-felaket’ (kıyamet) geldiği zaman.” Her şeyi yani binaları, evleri, her şeyi batırıp, gömüyor, arazi dümdüz oluyor, tamamen her yer dümdüz oluyor.
Hac Suresi, 1 “Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının, çünkü kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir.” Yani “depremin şiddeti çok yüksektir” diyor Allah.
Vakıa Suresi, 4 “Yer, şiddetli bir sarsıntıyla sarsıldığı,” Yani alışılmış depremlere benzemiyor. Dağlar kum gibi eriyor. Yani gücü çok çok yüksek deprem oluyor.
Kehf Suresi, 47 “Dağları yürüteceğimiz gün” Dağ sabit kalmıyor, dağ hareket ediyor. “yeri çırılçıplak (dümdüz olmuş) görürsün;” yani ağaçlar hiçbir şey kalmıyor. Yeraltına geçtiği için sürekli hareket sonucunda, sadece düz, toprak arazi meydana geliyor, “onları bir arada toplamışız da, içlerinden hiçbirini dışarıda bırakmamışızdır.”
İnşikak Suresi, 3 “Yer düzlendiği” Onun üstünde Kuran ısrarla duruyor, “yer düzlenecek” diyor Allah. Uçsuz bucaksız bir düzlük. Ama eşya yok, dağ yok, tümsek yok, uçsuz bucaksız bir düzlük oluyor. “İçinde olanları dışa atıp boşaldığı,” Yani magmayı dışarıya atıp, boşaldığı, “Ve 'kendi yaratılışına uygun Rabbine boyun eğdiği zaman.”
Zelzele Suresi, 2 “Yer, ağırlıklarını dışa atıp-çıkardığı,” Yani ayette yine magmaya işaret ediyor. O anda Cenab-ı Allah “hepiniz seyredeceksiniz” diyor, ölü olanlar da seyredecek, diri olanlar a seyredecek diyor. Ölü olanlarda Allah’ın yaratacağı bir sistemle, muhtemelen televizyondan seyreder gibi seyredecekler. Küfür de bizzat gözleriyle seyredecek, o anda yaşayan olanlar da gözleriyle, bizzat seyredecekler. “Müminler taaccüp, hayret, Tahsin ve takdir ifadesiyle seyredecek” diyor Bediüzzaman. Yani “sevinç ve hayretle seyredecekler, küfür de dehşet ve azap içinde seyredecek” diyor. Hatta küfrün çektiği dehşeti belirtmek için, Cenab-ı Allah; “Sen onları sarhoş zannedersin oysa onlar sarhoş değillerdir”diyor (Hac Suresi, 2). Yani konuşma kabiliyeti de bozuluyor, hareket kabiliyeti de bozuluyor. Mesela yürümek istiyor, yürüyemiyor. Konuşmak istiyor, konuşamıyor. Abuk sabuk konuşuyor, garip sesler çıkarıyor. Mesela “kaçış nereye” diyor ama ondan sonra konuşamıyor yani konuşmaya başladıktan bir süre sonra konuşamayacak hale geliyor.
“Sevgili Hocam, sizin programınızdaki teknik hatalar bile güzel. Siz konuşunca, o durum bile hoş. Yani gülümseyerek izliyorum programınızı her zaman. Sizi çok seviyorum” demiş bir hanım kardeşimiz.
“Selamun Aleykum canım Hocam. Benim sizden isteğim olacak, benim mesleğim bilgi işlem. Konya’da, uygun görürseniz, sizin bilgi işlem konusunda, sizlere yardımcı olmak istiyorum. Benim beklentim, çabam Allah rızası içindir, saygılar ve sevgilerimle.” Güzel olur, iyi olur inşaAllah. Tabii internet siteleri kur, güzel ilmi çalışmalar yap, çok güzel olur.
“Üstad’ım bugün Dünya Kadınlar Günü ne düşünüyorsunuz bu konuda? Erciyes Üniversitesi’nde bir öğrenciyim. Bir konferans vermek isterseniz üniversitemizde, çok memnun olurum” diyor Ramazan kardeş. Kadınlar, dünyanın en güzel, en tatlı varlıkları. Cenab-ı Allah’ın en büyük nimetidir dünyada, yani kadının üstüne nimet yoktur. Hem güzelliğiyle, hem huyuyla, hem varlığıyla dünyada nefasetin, temizliğin, sıcaklığın, barışın, merhametin, şefkatin, Allah’ın Rahman ve Rahim isminin tecellisidir kadınlar. Allah’ın verdiği en büyük nimettir kadın, bütün dünyayı huzura gark ederler. Sırf erkekler olsa dünyada, daha önce de söylemiştim, neler olacağını tahmin edersiniz, Allah vermesin. Ne kadar tatsız, tuzsuz ortam olur, Allah tabii korur Müslümanları imanla yine güzel bir dünya olur ama zayıf iman ortamında, çok büyük felaket olacağı belli, çok kötü olur. Yani sevgisizlik, şefkatsizlik, merhametsizlik diz boyu olabilirdi. Kadınlar güzellikleriyle, sıcaklıklarıyla dünyayı süslerler, dünyayı süsüdürler ama çok iyi korunup-kollanmaları lazım. Çünkü kadın, adale gücü olarak erkekten daha zayıftır, daha naif, daha naziktir, zor işlere sokulmaması lazım, onore edilecek, onların hoşuna gidecek işler onlara teklif edilmesi lazım, her şeyine dikkat etmek lazım, yemesine, içmesine, sağlığına. Sadece çok güzelsin demeyle olmaz. Onun güzelliği neyle olur? Uykusuna dikkat edeceksin, yemeğine dikkat edeceksin, sporuna dikkat edeceksin, sağlığıyla ilgili her türlü teknik çalışmaya özen gösterilmesi lazım. Mutluluğu çok önemlidir, neşesi önemlidir, sevinci önemlidir, aldığı gıdaların kalitesi çok önemlidir. Yıpratacak bir ortam olmamalıdır. Kadınlar çok naif varlıklardır, çok çabuk yıpranırlar, çok çabuk üzülmeye açıktırlar, daha duygusal oldukları için, çok daha alıngan olurlar, olağanüstü özen gerektirir. Hatta Allah ayette diyor; kadınlar için “çiçek gibi” diyor, güzel bir çiçek gibi. Asrımızda kadınların kıymeti o kadar bilinmiyor. Hz. Mehdi (a.s) devrinde değerleri çok bilinecektir. Hem hürriyetleri, hem de güzel yaşantıları o zaman tam olacaktır. Mehdiyet devrinde, toplumun her kesiminde kadınların hakimiyeti olacaktır. Kadınlar şu an toplumun ancak onda birine, bazı yerlerde yüzde birine hakim olabiliyorlar, etkili olabiliyorlar. O devirde, en az yarı yarıya olacaktır her yerde, her şeyde. Kadın sevgisi dünyaya yayılacaktır, onların kıymeti değeri daha çok bilinecektir. Dünyada en büyük nimet; imandır. Ama dünyevi nimet olarak yani elle tutulur, gözle görülür, maddi nimet olarak da en büyük nimet, kadındır. Mesela kız çocukları çok tatlı, çok şeker olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hadisi var; “onlar kendini zaten sevdirir” diyor, “çok sevimlidir onlar zaten” diyor. “Siz erkek çocuklarını sevmeye çalışın” diyor. “Kız çocuğu doğal olarak kendini sevdirdiği için, seveyim diye uğraşmanıza gerek yoktur, zaten sevdirir onlar, Allah onları zaten tatlı yaratmıştır” diyor inşaAllah. “Dengeyi sağlamak için, erkek çocuklarına karşı da, sevgide denge oluşturun” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Tabii kadınların iyi eğitilmesi önemli, genel kültürleri önemli, görgüleri önemli o konuda yardım etmek lazım. Çünkü kültürsüz bir kadın acı çeker. Maddi yönden de güçlü kılmak lazım. Maddi yönden güçsüz olduğunda, kendini korumada da güçlük çekiyor kadınlar. Yani eğer seviyorsa insan çocuğunu yahut karısını, kız kardeşini, eşini mutlaka onu maddi yönden de güçlü hale getirmesi gerekiyor. Bu hem psikolojik yönden olumlu etki yapar ona, hem de ne olur ne olmaz diye sebebe sarılma açısından önemlidir. Çünkü kendisinin geleceğiyle ilgili sebebe sarıldığına göre insan sevdiğinin geleceğiyle ilgili de sebebe sarılır. Tabii ki geleceğini Allah yaratır, her şeyde Allah’a tevekkül ederiz ama sebebe sarılma denen bir olay vardır. Yani tedbir. Tedbir, takdiri bozmaz. Ama tedbir alınırken, hanımlara öncelik tanınması gerekir. Özellikle hitaplarda çok özen göstermek lazım. Çünkü kadınlar çok zeki, çok akıllı varlıklardır. Yani detayları çok kapsamlı görürler. Erkekler olaya genel bakarlar, detaya pek girmezler. Yani bir lafın nereye gideceğini pek düşünmezler. Ama bir kadın, bir sözün nereye gittiğini, ne anlamlar taşıdığını, ses tonundan, vurgudan çıkarır. Mesela kadınlara karşı pek yalan söyleyemez genelde erkekler. Yalan söylediğini zannederler ama kadınlar onu mutlaka yakalarlar. Birçok erkek kadınları saf zanneder, kafası haşa az çalışır zanneder, kendini de çok akıllı ve zeki zanneder birçak erkek, kadınlar da bazen ses çıkartmazlar yani anlamazdan gelirler, halbuki onun ta ciğerine kadar bilirler. Yani neyi niçin söylediğini, nerede yalan söylediğini, nerede tedirgin olduğunu, korktuğunu, nerede zaaf içinde olduğunu hepsini bilir ama sezdirmediği için bir kısım erkekler, kendilerini acayip akıllı zanneder. Halbuki hakikat ortaya bir çıksa, çok gariban olduğunu anlarlar. Onun için akıllı bir kadın, çok büyük nimettir. Akıl, kadını çok güzel hale getirir. Akıllı, zeki bir kadın, tutkuyu, derinliği, aşkı çok iyi bilen varlıktır. Tutkuyu bilmeyen bir kadın, aklı zayıf olan bir kadın güzel de olsa, gücü çok zayıftır. Ama akıllıysa, zaten derin imanlıdır. Allah’ı bütün güzelliğiyle görebildiği kadar, Allah’ın ona verdiği lütuf kadarıyla görür. İmanın verdiği şefkati, merhameti, sıcaklığı, temizliği çok güzel yaşar. Konuşmaları makuldür, dengeli, tutarlı olur, sıkıcı olmaz, gönül alıcı olur, affedicidir, şefkatli, merhametli olur. Mesela gaddar bir kadın güzel olmaz. Yani çok zordur gaddar bir kadınla anlaşmak. Erkek için de aynıdır ama kadınlarla ilgili olduğu için konu, onun için anlatıyorum yoksa aynı şey erkekler içinde geçerlidir. Mesela akılsız bir erkek, kadını çok iter. Yani ne kadar yakışıklı olursa olsun, ne kadar gösterişli olursa olsun, hatta orta dereceli bir akla sahip bile olsa, kadınlar yine beğenmezler. Yani gerçekten çok zeki, akıllı olmasını ister. Zekilik değil bu. Yani matematik zekayla arasında çok büyük fark vardır. Akıllı insan nüktedandır. Konuşmasından, üslubundan, hazır cevaplığından anlaşılır. Aklı zayıf bir insanda, matematik zeka gelişmiş olsa dahi aklı eksik olabilir. Çünkü bir insan, ne kendine, ne de etrafındakilere zarar vermez. Ama zeki bir insan, hem kendine, hem de etrafına zarar verebilir. Akılla zeka arasında fark budur. Aklın oluşması için, insanın Kuran’a uyması gerekir. Kuran’a uymadığında akıllı olması mümkün değildir. Zeki olabilir ancak. Kuran’a tam uyan zeka, akıl haline gelir. Aklı an be an Allah yaratır. İnsan kendinden akıllı olmaz. Diyorlar ki adama; “ne kadar akıllı adam” diyorlar, öyle bir şey olmaz. Akıl, saniye saniye an an Allah tarafından yaratılır. Hazır kafasının içinde durmaz akıl. İnsanlar öyle biliyorlar. Yani akıl hazır duruyor, adam orada harcıyor zannediyorlar. Öyle bir şey yok. Akıl, imanından dolayı, güzel ahlakından dolayı an an verilir. Çünkü imanını kaybettikten sonra, Allah aklını elinden alıyor, deliye döndürür Allah. Bakın Müslümanlıktan dönen insanlara bakın, çok gariptirler. Yani tavırları, bütün konuşma şekillerine dikkat edin, münafıkları kastediyorum, perişandır mantık örgüleri. Dengeleri çok bozulmuştur. Hitabetleri, anlayış şekilleri, teşhis güçleri şaşırtacak derecede bozulmuş hale gelir. Birçok insan bunu görmüştür. İman eden insanlarda da akıl aniden geliştiği için, insanlar şaşırıyor. Diyorlar ki; “sana ne oldu böyle, güzelleşmişsin, sağlığın, sıhhatin artmış” diyorlar.
SUNUCU:Bizi yarın 22:00’dan itibaren, Gaziantep Olay Tv, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.Tvinternet sitemizden takip edebilirsiniz.
Bunları Biliyor Musunuz?
Devamı ...Ahir Zamana ait Yeni Bilgiler
Devamı ...Türk-İslam Birliği Gelişmeler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...
Makaleler
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...