SUNUCU:İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz ve dinleyicilerimiz. Bu akşam www.HarunYahya.TV, Mavi Karadeniz Radyo, TV Kayseri ve Samsun AKS’dan “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza hoş geldiniz..
ALTUĞ BERKER:Fatih Altaylı’nın bir yazısı var Hocam; Hocamız’ın gıyabında. Vefatı sırasında burada olmadığını, ancak olayları ve yazıları takip ettiğini söyleyerek, estağfirullah: “’Kör ölür, badem gözlü olur’ atasözünde olduğu gibi, daha öncesinde Erbakan Hocamız’ı beğenmeyenler, partisinden ayrılıp yeni parti kuranlar, ‘büyük adamdı Hocamız’ şeklinde ağlaşıp durdular günlerce,” demiş. Ayrıca, eğer seçime girseydi, cenazesine katılanlar kadar oy alamayacağını iddia etmiş. Yazısında, kendince Erbakan Hocamız’a yönelik bazı eleştiriler sıralamış, ancak dinimize saygı olarak uygun olmayan, imalı bir üslup kullanarak bu eleştirileri dile getirmiş. Örnek vermemi ister misiniz, Hocam?
ADNAN OKTAR:Ne diyor? Örnek ver.
ALTUĞ BERKER:Hocamız’ın dini, siyasete alet etmenin öncülüğünü yaptığını, tarikatların siyasete egemen olmasına vesile olduğunu söyleyerek, “eğer bunlardan memnunsanız ruhuna Fatiha okuyun, mezarı başında Yasin okuyun, ya da mezarı başında bir hatim indirtin rahmetlinin ruhuna, ancak o hatim sadece onun ruhuna gitmez, Cumhuriyet’in ruhuna da gider, el-Fatiha,” cümleleriyle yazısını bitirmiş. Ayrıca tüm yazı boyunca, Hocamız’ a hitaben adam ifadesini kullanmış.
ADNAN OKTAR:Ama bak, Cübbeli’ye ne diyor? Çok şeker adam, çok şeker bir insan, acayip seviyorum, diyor. O da ona baba diyor. Arkadaşlar da bunu anlamıyor, bir de utanmadan Erbakan Hocamız’ı sevdiklerinden bahsediyorlar, Milli Görüş’ü savunduklarından bahsediyorlar, buradaki olayın acayipliğini göremiyorlar. İşte Fatih Altaylı bu, bu kafadaki adam. Nerede gerçek dindar varsa, anti-Darwinist, anti-materyalist varsa ona karşı tavır alıyor, üslup olarak tavır alıyor. Benimle de on iki yıldan beri geceli gündüzlü uğraşır; kendi kafasınca, kendi mantığınca. Avukatıyla şununla bununla yeni yeni davalar açar, bir şeyler yapar, bilmem ne yapar, elinden geleni ardına koymuyor. Cübbeli de ona, baba baba diyerek, peşinden gidiyor. Şimdi Erbakan Hocamız’la ilgili neler diyor? Sen birer birer söyle bakalım.
ALTUĞ BERKER:Dini, siyasete alet etmenin öncülüğünü yaptığını söylüyor.
ADNAN OKTAR:Erbakan Hocamız dini siyasete alet etmiyor. O, dindar bir insan, dindarlığının gereğini yapıyor. Dindarlığını gizleyemez, dindarlığını yaşıyordu. Bir insan namaz kılıyorsa ve siyasete atıldıysa, artık ben namaz kılmayayım, bu yanlış anlaşılır, diyemez. Oruç tutuyorsa, bundan vazgeçemez. Allah’tan bahsediyorsa, artık ben Allah’tan bahsetmeyeyim, diyemez. Normal hayatını siyasette de devam ettirmiştir, olay bundan ibaret. Dindar bir insandır, o yüzden çok sevilmiştir. Konu bu, devam et.
ALTUĞ BERKER:Tarikatların siyasete egemen olmalarına vesile olduğunu söylemiş.
ADNAN OKTAR:Daha önce masonluk hakimdi, komünistler hakimdi ve hepsinin üzerinde, iddia edilen Ergenekon terör örgütü siyasette çok etkendi. Mesela Cübbeli’yi çıkarıyor, Müslümanlığı öğrenmek için mi çıkarıyor, Müslümanlıkla kendince bir eleştiri mantığı getirerek, karşılaşmak mı istiyor? Ve Cübbeli ile eğlenmek için mi çıkarıyor onu, bir eğlence unsuru olarak mı çıkarıyor, gerçekten dini bilgiye ihtiyacı olduğu için mi çıkarıyor? Bunları bize söylemesi lazım, değil mi? Başka ne vardı?
ALTUĞ BERKER:Başka, bu yazısında başörtüsü sorunu ve başka sorunların da kaynağında olduğunu ifade ediyor, kendince.
ADNAN OKTAR:Cübbeli bu adamı akladı, kendi cemaatine de aklatıyor. Övüyor zaten, tombulu da, ikisini de övüyor, ama Müslümanlara da, dindarlara da söylemediğini bırakmıyor birçok kişiye, görüyorsunuz. Alevilere ayrı, Şiilere ayrı, Bektaşilere ayrı, herkese ayrı bir bakış açısı var ve değişik üslubu var. Şiilere karşı, Caferilere karşı pırasa gibi doğramaktan bahsediyor. “Hz. Mehdi (a.s.) gelecek, onları pırasa gibi doğrayacak” diyor. Barış insanı değil, sevgiyi savunan bir insan değil, merhameti, şefkati savunan bir insan değil, değişik. Fatih Altaylı da onun emrinde, o da Fatih Altaylı’nın emrinde, ittifakla gayret ediyorlar.
ALTUĞ BERKER:Hürriyet’te Mehmet Yılmaz’ın yazısı Hocam, iddia edilen Ergenekon örgütü davası kapsamında tutuklanan gazetecilere bağlı olarak, bazı hukuk kurallarına dikkat çekmiş yazısında. Şöyle diyor; hazırlık soruşturmasının gizliliğinin korunmasında gereken özenin gösterilmediğini, gizli kalması gereken telefon konuşmalarının, ya da soruşturmayla doğrudan alakası olmayan birçok bulgunun gazetelerde yayınlandığını söyleyerek, bu durumu eleştirmiş. Ayrıca, “sanıklar ve avukatlar da ne ile ve hangi deliller nedeniyle suçlandıklarını bilmeliler, yoksa kendilerini nasıl savunacaklar?” diye sormuş. Bu soruşturmada bazı temel hakların ihlal edilmesine, savcıların ve hakimlerin yanı sıra, tüm gazetecilerin de dikkat etmesi gerektiğini hatırlatmış.
ADNAN OKTAR:Bunlar biz yargılanırken ne 86’da, ne 99’da böyle bir hassasiyet içinde değillerdi. Bilakis, çok güzel olduğunu, çok isabetli olduğunu, çok doğru hareket ettiklerini, gelişmelerden de çok memnun olduklarını söylüyorlardı. Mutluluklarını anlata anlata bitiremiyorlardı, Şimdi tavırları değişti.
ALTUĞ BERKER:11 Eylül ile ilgili, yeni fotoğraflar, görüntüler yayınlanmış. Onları gösterebilir miyim?
ADNAN OKTAR:Tamam.
ALTUĞ BERKER:Daha önce yayınlanmamış görüntülermiş bunlar.
ADNAN OKTAR:Evet, Hz. Mehdi (a.s.) zamanında tozlu dumanlı büyük bir fitneden bahsediyor Peygamberimiz (s.a.v.), işte kastedilen bu. Hem çok büyük bir toz var, tonlarca toz var, tonlarca da duman var. Bir de bu iki binanın çökmesi de mucize, normalde çökmemesi lazımdı.
ALTUĞ BERKER:Bir görüntü vardı Hocam, eğer uygun görürseniz? Libya’da Kaddafi’nin ölüm emrini verdiği bazı askerler, kendi emirlerini uygulamamışlar. Halkı öldürme emrine uymayan kendi askerlerini öldürmüş,
ADNAN OKTAR:Kardeşim söyledim işte, Kaddafi Türkiye’ye getirilip, Türkiye’nin müdahalesiyle olayın yatıştırılması durumunda Türkiye, İslam aleminin, Türklük aleminin yıldızı haline gelir. Dünyada çok büyük bir konuma gelir, çok muhteşem bir konuma gelir, bayağı güzel olur.
ALTUĞ BERKER:Hocam Richard Dawkins, bizim İngiltere’deki konferanslarımızı konu edinmiş. Daha evvel BBC’nin yaptığı haberleri o da almış yapmış. Şu anda, İngiltere’de konferanslarımız devam ediyor. O da ondan etkilenmiş Hocam.
ADNAN OKTAR:Ne diyor?
ALTUĞ BERKER:BBC’deki konular Hocam: Bir imam var, o evrimi savunuyormuş. O imam tehditler alıyormuş güya, demagoji yapmışlar biraz. Bu bilgiyi verdikten sonra, sizin İngiltere’deki konferanslarınızın başladığını yazmışlar. Dawkins de o bilgileri almış, kendi sitesinde yazmış Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Ne hikmetse Darwinistler hep böyle mağdurlar, tehdit edilirler, okullardan atılırlar, hep acı çekerler. Halbuki Darwinizm dünya çapında devletler tarafından resmi olarak savunuyor. Bütün dünya üniversitelerinde; bakın Arabistan dahil, Suriye dahil, Mısır dahil, bütün dünya üniversitelerinde resmi ideoloji olarak Darwinizm okutuluyor, mecburi, kanuni, kanunen mecburi olarak okutuluyor. Ve üniversitelerde de Darwinizm’in zıttına bir adam çıkıp da bir konuşma yapamıyor, yaptığı an okuldan atılıyor. Bilakis, yaratılışı savunanlar tehdit ediliyor dünyada, bu herkes tarafından biliniyor. Fakat burada tam aksini yapıp, kendilerince demagoji tarzında bir politika izliyorlar. Bunun doğru olmadığını cümle alem biliyor, fiilen yaşayarak görüyoruz. Nerede yaratılışı savunan birisi varsa, bil ki üniversitenin kapısına konulmuştur. Hiçbir şekilde ona, orada kalma hürriyeti vermezler. Ve Darwinizmin geçersizliğini üniversitelerde anlatmak mümkün değildir, hiçbir üniversitenin tarihinde yok. Bir üniversite profesörü çıkıp kürsüde Darwinizm geçersiz diye bilimsel olarak açıklayamaz, anlatamaz. Kamboçya, Vietnam, Fas, Tunus, Cezayir, Amerika, Rusya, Çin, hiçbir yerde yapamazsın. Her yerde resmi devlet korumasındadır, Darwinizm, Darwinist felsefe ve Darwin’in ideolojisi; işte her türlü takımı, devamı. Mesela bakın, tek bir proteinin oluşması için, 60 ayrı protein, enzim gerekiyor. Tek bir proteinin oluşması için 60 ayrı protein gerekiyor. Bu proteinlerin bir tanesi bile eksik olursa, protein oluşmuyor. Yani proteinin oluşması için, protein gerekiyor; 60 ayrı protein gerekiyor, bunlardan bir tanesi olmadığında, oluşmuyor. Tek bir proteinin oluşması için DNA gerekiyor, DNA sarmalı gerekiyor. Protein sentezinin yapıldığı yer olan ribozom gerekiyor, proteinin oluşması için ribozom şart; ki ribozom son derece karışık, teknik özellikleri daha hala çözülemeyen olağanüstü bir fabrika; ribozom gerekiyor. Proteini taşımak için RNA gerekiyor, ribo nükleik asit. Hücre çekirdeği gerekiyor. Enerji üretimi için mitokondri gerekiyor, mitokondrinin teknik yapısı o da daha çözülemedi, olağanüstü karmaşık bir yapısı var mitokondrinin. Sitoplazma gerekiyor proteinin oluşması için. Bütün bu organellerin tamamı da zaten büyük bir oranda proteinlerden oluşuyor, tamamında protein olması gerekiyor. Ayrıca protein oluşması için hücre gerekiyor, hücrenin kendisi gerekiyor, çünkü bunları muhafaza etmek için hücreye ihtiyaç var. Hücre içinin de belli bir sıcaklık ve PH ayarında olması gerekiyor, yoksa enzimler harekete geçemiyor, ısının ve PH’ın uygun olması gerekiyor. Aminoasitler ancak enzimlerin yardımlarıyla birleşip proteinleri oluşturuyorlar, yani proteinin oluşması için yine proteinin aminoasitlere yardımcı olması gerekiyor ayrıca. Enzimler olmadan kendi kendilerine birleşemezler, birbirlerinin yanlarından gelip geçerler. Şekerlerle ve diğer moleküllerle ise hemen bağlanırlar. Çok hassas bir yapısı olduğu için protein molekülünün, anında bozuluyor. Mesela yanında şeker bulunsun, başka bir madde bulunsun, başka bir kimyasal madde bulunsun hemen onunla birleşir, yani molekül yapısı bozulur ve şiddetli zehirlere dönüşür. Mesela bir protein en az 10 bin atomdan oluşuyor, 10 bin atom. Yani 10 bin tane harfi çok düzgün olarak tek tek hepsini ilgili yerlere yerleştirmen gerekiyor. O 10 bin harften bir tanesinin yeri oynağında, bütün sistem çöküyor, olduğu gibi çöker, protein diye bir şey kalmaz. Hepsinin yerli yerinde olması gerekiyor. Enzimlerin bir kısmı yok edici görevdedirler. Çamurlu suda bir protein oluşmuş olsa, mesela bir protein koysan bile çamurlu suya; hazır proteini koysan bile, yok edici bir enzim gelip hemen proteini parçalıyor veya kimyasal madde veyahut orada buluna oksijen veyahut herhangi bir mineral, madde, bir şey olduğunda protein parçalanıyor. Çünkü çok hassas bir maddedir protein, çok iyi izole edilip korunması gerekiyor. 10 binin üzerinde atomun çok muntazam dizilişiyle meydana geliyor. Bunu da ancak hücre içerisinde bu saydığım sistem yapabiliyor. Bunun oluşması, pratik olarak böyle bir şeyin tesadüfen oluşması, 1’in yanına 950 tane sıfır koyarsanız o kadarda bir ihtimal diyor. Kardeşim, 1’in yanına 950 trilyon sıfır koysan yine böyle bir sistem oluşmaz. Hiçbir şekilde oluşmuyor, mümkün değil. Yaratılmanın dışında oluşması imkansızdır. 10 bin tane harfin, çok düzgün, protein tarafından düzenlenmesi gerekiyor, 60 protein tarafından düzenlenmesi gerekiyor; 10 bin tane harfin. Kelimesi kelimesine ilgili yerlere oturacak. Dantel gibi örmesi gerekir. Halıyı nasıl ilmek ilmek örüyor, öyle örmesi lazım. Herkesin tam yerinde durması gerekiyor, her atomun kendi yerinde durması gerekiyor. Bakın tekrar söylüyorum, arasından bir tanesini çekersen bütün sistem çöküyor. Dolayısıyla bakın Darwinistler daha protein safhasında çökmüş vaziyetteler, konu bitiyor burada. Onun için, yok işte bizi tehdit ediyorlar, ne ile tehdit edecekler seni? Sen zaten zırva anlatıyorsun, neyini tehdit edecek senin? Zırva yasak mı memlekette? İstediğin gibi anlatırsın, sabaha kadar zırvala, kim seni dinler? Mübarek, öyle bir şey anlatıyormuş ki, öyle büyük hakikatler anlatıyormuş ki, duyanın etkilenmesi ve darmadağın olması kaçınılmaz olduğu için, artık tehditle durduruluyormuş. Sen ne diyeceksin çıkıp? Protein tesadüfen oldu diyeceksin; atıyorsun. Atış niye yasaklansın? Sadece atışçı olduğun anlaşılır o kadar, başka bir şey olmaz, serbest atışçı. Atış şampiyonu olursun o kadar.
ALTUĞ BERKER:Bu yazıda referans olarak kullandıkları Müslüman yazar, resmini gösteriyorum şu anda, İnayet Buglavala. Bu kişi size gelmişti Hocam. Üç saat kadar evrim konusunda direnmişti. Evrim savunucusu, Müslüman bir yazar. Siz de çok güzel cevaplar vermiştiniz. Evrim konusunda iddialarının ne kadar temelsiz olduğunu göstermiştiniz.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, Mısır’dan da gelmişlerdi, Ezher Üniversitesi’yle bağlantılı adamlar geldiler. Biz Mısır’da hem evrimciyiz, hem Müslüman’ız. Sen nasıl böyle evrime karşı oluyorsunuz, dediler. Önce gayet kolay halledeceğini zannetti, sonra kulaklarından pullar falan dökülmeye başladı, yanakları pençe pençe oldu hazretin. Dümdüz ettim, baklava hamuru gibi böyle, Allah’ın izniyle konu bitti. Boş alanda at koşturuyorlar, erbabın eline geldiklerinde kurumuş hurma gibi dökülüyorlar, evelAllah.
ALTUĞ BERKER:Şimdi Dawkins’in o sözüne binaen haberler çıkmaya başladı, siz daha iyi bilirsiniz Hocam. “Dünya dışı yaşamın izini bulduk” diye. Dawkins en son uzaylılara atmıştı açıklamasında.
ADNAN OKTAR:Ne bulmuşlar Dünya dışında?
ALTUĞ BERKER:Güya uzaylı böceklerin izine rastladıklarını, yani böcek değil de, onların içinde bakteri benzeri bir şey görmüşler. Ne kadar doğruysa, bakteri de var mı yok mu, bilmiyorum. “Oksijen varlığında fotosentez yapabilen bakterilere benzerlik gösteren mikroskobik fosiller tespit etmişler.”
ADNAN OKTAR:Tamam, güzel, Cenab-ı Allah yetmiş bin alemden bahsediyor. Demek ki uzayda canlılar var, ne güzel. Ama biz de diyoruz ki, bu canlıları yaratan Allah var diyoruz, ne fark eder? Biz dünyadaki proteini de, uzaydaki proteini de soruyoruz; dünyadaki canlıyı da, uzaydaki canlıyı da soruyoruz. Her ikisinin de yaratılışla yaratıldığını söylüyoruz. Onlar, tesadüfen oldu diyorlar. Tesadüfen olması matematiksel yönden, teknik yönden, bilimsel yönden imkansız. Biz de bunu gösteriyoruz. Deminki esmer kardeş Islam Channel’dan gelmiş. Şimdi sanki uzayda insan bulununca, kurtulacaklarını zannediyorlar. O zaman Allah’ın varlığı daha da pekişmiş olur, çünkü Allah uzayda da insan yaratıyor. Hem dünyada, hem de uzayda aynısından yaratıyor. Bu ne demek? Harika değil mi bu? Biz, tesadüfen olamaz, diyoruz, o kadar. Siz de tesadüfen olamaz, diyorsunuz. O zaman nasıl yaratıldı, diyoruz. Uzaydan geldiler, diyorsunuz. Aynı şey değil mi? Ha sen dünyadan adamı uzaya götürdün, ha uzaydan buraya getirdin, ne fark eder? Uzaydakilerin de proteinle bağlantısını teknik olarak açıklayamazsınız, diyoruz. Fosilleri teknik olarak açıklayamazsınız. Biz nereye baksak yaratılışı görüyoruz, bilimsel açıdan.
ALTUĞ BERKER:İnşaAllah Hocam. Darwinist diktatörlükten bahsediyordunuz Hocam her zaman. İnternette de sizin hazırlattığınız sitede en son, İngiltere Kraliyet Akademisi Eğitim Direktörü Micheal Riess’i görevinden uzaklaştırdılar. Ve birçok yaratılışı savunan bilim adamlarını da üniversitelerden attılar, Hocam.
ADNAN OKTAR:Kardeşim, İsrail’de de adam Bilim Bakanı’ydı, Allah yarattı dedi diye, Darwinizm’e karşı diye adamı görevinden aldılar. İsrail de din devleti diyorlar. Nerenin din devleti? Dine karşı bir devlet var İsrail’de. Masonların dindarları var, onlar başımızın tacı. İslam’a inanıyorlar, Kuran’a inanıyorlar, Kuran’a sevgileri var, onlar başımızın tacı. İsrail’de de Museviler var, Müslüman kardeşlerimiz var, Hristiyanlar var. Hristiyanlardan da “la ilahe illAllah” diyenlere karşı şefkatimiz derin, Musevilere karşı da şefkatle bakıyoruz. İnşaAllah, dua ediyoruz Muhammedi olmaları için. Ama Ehl-i Kitap’tır, Ehl-i Kitap saygısı gösteririz. Peygamberimiz (s.a.v) zamanında nasıl onlara hürmet edildiyse, nasıl saygı duyulduysa aynı hürmeti, saygıyı duyarız.
“Sayın Hocam, iki yıldır sizi takip ediyorum, bu konuda beni bilgilendirirseniz sevinirim. Her şeyi Allah’ın tecellisi olduğu için sevdiğinizi söylüyorsunuz. Kafirlerde Allah’ın tecellisi var mı? Yoksa tecelliden maksat, Allah’ın gösterdiği görüntü mü?” Nermin Onay Hanım söylüyor. Şimdi bizim kafirin bedenine karşı bir şefkatimiz olur. Bedenini Allah yaratıyor, bedeninin bir suçu yok, beyninin de bir suçu yok. Oradaki fikri biz beğenmiyoruz, inancı beğenmiyoruz, inancına buğz ediyoruz. Bizim bedenine bir şeyimiz yok, nefsine, ruhuna da bir şeyimiz yok, inancına. Ruhu, Allah’ın ruhu, bedenini Allah yaratıyor, bizim ona bir şey dediğimiz yok; inancındaki bozukluğa buğz ediyoruz, buğz etmemizi istiyor. Tabii ki Allah’ın tecellisidir, Allah yaratır onu da.
“Selamun Aleykum Sayın Hocam. Siz, Hz. Mehdi (a.s.) için o hem siyasi, hem kumandan olduğunu söylüyorsunuz. Ama son sohbetlerinizde onun siyasetle ilgili olmayacağını söylüyorsunuz. Bunu tam açıklar mısınız? Kafam karıştı. Çünkü ben Hz. Mesih (a.s)’ın kim olduğunu tahmin edebiliyorum, ama onun siyasi gücü var. Saygı ve sevgilerimi iletirim, Hocam.” diyor. Kim olduğunu tahmin ediyor, Allah Allah. Hz. Mesih (a.s.)’ı nasıl tahmin edebiliyormuş, karıştırdı mı acaba Hz. Mehdi (a.s.) ile Hz. Mesih (a.s.)’ı? Bediüzzaman; “Hz. Mehdi (a.s.) siyasete karışmaz” diyor. Hz. Mehdi (a.s.)’ın asıl görevi sevgi, şefkat ve merhamettir, ama sevgi siyasette etki eder. Nasıl etki eder? Dürüst siyaseti getirir, akılcı siyaseti getirir, merhametli siyaseti getirir. Mahkemelere etkisi olur, dürüstleşir mahkemeler, daha mükemmel olur, daha iyi olur, daha sevgi dolu olur. Ticarete etkisi olur, ticarete dürüstlük gelir, ticaret daha candan olur. Bu anlamdadır siyaset. Yoksa rejimleri değiştirmek, sistemleri değiştirmek, Hz. Mehdi (a.s.)’ın öyle bir görevi yok. Hz. Mehdi (a.s.)’ın görevi, güzel ahlakı, sevgiyi vermektir; şefkati, merhameti öğretmektir. Mesela acımasızlık varsa bir siyasetçide, o acımasızlık gider, sevgi hakim olur kalbine, merhametle bakar. Mesela eğer bir siyasetçi çıkar peşindeyse, Allah’tan korkup çıkar peşinde olmaz. Güzel ahlaklı olacağı için, bütün imkanlarını halka hasreder. Bu anlamda siyasete etkisi olur Hz. Mehdi (a.s.)’ın, doğrudan siyasetin içinde olmaz. Rejimleri değiştirmek, siyasete girmek, böyle bir sorunu yok Hz. Mehdi (a.s.)’ın. Çünkü dinde sorlama yoktur, insanlar istedikleri inanç içerisinde olurlar, inşaAllah.
“Bismillahirrahmanirrahim, cesaretimi mazur görürseniz soru sormak istiyorum, Hocam. Geçmişte Akşemsettin Hazretleri (k.s.), günümüzde Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretleri dikkat çektikleri için, İstanbul’un ikinci manevi fethi ne zaman ve nasıl vuku bulacak, inşaAllah? Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebeleri arasında yer almak için nasıl çalışmalıyız? Allah’ın selamı üzerinize olsun, Allah ihsan makamından ayırmasın, Allah çalışmalarınızı ziyadesiyle bereketlendirsin.” Nihat Aydın, Kayseri. Şu an mesela İstanbul manen fethediliyor, devam ediyor. İstanbul’a sevgi hakim oluyor, şefkat hakim oluyor, dürüstlük, kardeşlik, koruma hisleri ve insani bütün güzel hasletler yayılıyor. Fetih budur, manevi fetih budur. Dolayısıyla insanların kalbinin şenlenmesi, açılması, kalplere neşe gelmesi, güzel ahlaklı olunması fetihtir, kastedilen fetih budur. Beyinlerin güzel hale gelmesi, ruhların güzel hale gelmesi, insanların pozitif hale gelmesidir. Öbür türlü, kafasını gözünü yararak, odunla falan insanları hizaya getirmek değildir. Zor kullanıldığında nefret ortaya çıkar, insanlar münafık olur. Yani bir insanı şiddetle hizaya getirdiğinde, o insan ömrü boyunca senden nefret eder. Kinle yapar artık ondan sonra. Mesela adamı bazı şeylere mecbur etsen; şöyle duracaksın, yanımdan geçerken şunları yapacaksın, şunu yapmayacaksın, yapmazsan şunu yaparım dersen, adam senin her dediğini yaptığında seni nefretle hatırlar, öfkeyle hatırlar ve bu bir kine sebep olur. Ama sevgiyle olursa, şefkatle olursa her yaptığında seni sevgiyle, muhabbetle hatırlar. Dolayısıyla da İslam’da, dinde zorlama yoktur. Allah açıkça ayette söylüyor “dinde zorlama yoktur”. Şeytandan Allah’a sığınırım “Doğruluk, sapıklıktan ayrılmıştır, sizin dininiz size, bizim dinimiz bize” diyor Cenab-ı Allah. Açık, dinde zorlama yok. Yani, zorla rejim değiştirmek, zorla fikir değiştirmek, zorla siyasi görüş değiştirmek, Müslümanlıkta böyle bir şey olmaz. Müslümanlıkta sadece sevdirmek ve güzel ahlak vardır, muhabbet vardır. O kişi, Allah’ı, Kuran’ı çok severse, İslam’a çok bağlanırsa tabii ki inancında, ibadetlerinde bir değişiklik olacaktır, olur, ama kendi gönlüyle ve severek yaparsa bu makbul olur, zorlamayla değil. “Mümin olan gönüller, hayır söze amin der. Şeyh Nazım Hocamız’a, Allah’ım sağlık ve de uzun ömür ver. İlim dünyasında nice lal-ü mercan delelim, ol biat töreninde, mübareği görelim.” Cevval Yürekli, Erdemli Mersin, diyor. İnşaAllah, Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı bağlılığı Müslümanlar bir süre sonra tabii göstereceklerdir, sevgilerini göstereceklerdir. Hz. Mehdi (a.s.) bir kalp insanı, sevgi ve gönül insanı olarak zuhur edecektir, inşaAllah. Şeyh Nazım Hocamız’a duaların da çok faydalı ve güzel olduğunu, hayır getirdiğini ben gördüm. Yine son olarak bir konuşması vardı Şeyh Nazım Hocamız’ın, yayınlayın, bakalım. Hem güzelliği artmış Hocamız’ın, hem sağlığı artmış, maşaAllah hem zindeliği artmış, duaya devam. Toplu dualar çok bereket getirir. Şeyhimize, Hocamız’a çok dua edelim, çünkü bayağı gençleşmiş, dinçleşmiş, maşaAllah çok iyi olmuş.
VTR: Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi Hazretleri Sayın Adnan Oktar’ı anlatıyor. (3 Mart 2011, Kıbrıs)
ADNAN OKTAR:Bayağı iyi olmuş, maşaAllah bayağı dinçleşmiş. Kardeşlerimiz sürekli her gün dua etsinler, Hocamız daha dinçleşsin, inşaAllah. En az Hz. Mehdi (a.s.)’ın devrine kadar, Hz. İsa (a.s.)’ın devrine kadar, o devri de uzun uzun görsün, Hocamız. Allah neşesini arttırsın, sevincini arttırsın. Obüs mermisi dedim ya bu kitaplara, hoşuna gitmiş demek ki, bak o da top atışına benzetmiş. Obüsle, sahra topuyla nasıl mevziler dövülüyorsa; böyle ilimle de, ilim kitaplarıyla da, ilim mermileriyle de, yanlışlıkların dövüldüğünü ifade ediyor ve bu konuda da usta olduğumuzu söylüyor Hocamız, maşaAllah hüsn-ü zan ediyor. Allah sevgisini arttırsın. Darwinisleri, materyalistleri bu ilmi eserlerle, ilmi kitaplarla, bu obüs mermisi gibi kitaplarla hallaç pamuğu gibi atıyor, diyor. Ve atmaya da devam edeceğiz tabii, hallaç pamuğu gibi atacağız, ama sevgiyle, ilimle, bilimle ve şefkatle, inşaAllah.
ALTUĞ BERKER:Beş gün önce Mahkumlar Derneği’ne 3500 tane kitap göndertmiştiniz, onun resimleri var. Derneğin kitap ve giysi toplama aracı, kitap deposundan kitaplar yükleniyor, dergiler, minibüse yerleştiriliyor, inşaAllah.
ADNAN OKTAR:Hay maşaAllah, obüs mermisi bak işte bunlar, cepheye sevk ediliyor, inşaAllah. Sevgi cephesine, dostluk cephesine, inşaAllah.
Bir kısım kardeşlerimiz zannediyor ki, Hz. Mehdi (a.s.) çıkar, zoraki rejimleri değiştirir, sistemleri değiştirir; bu deccallıktır. Zulmetmek, insanları zorla hizaya getirmeye kalkmak, zorla adam etmeye kalkmak deccallıktır. Sevgi ve şefkatle ortaya çıkmak, sevgiyi ve şefkati öğretmek, bu Mehdiyet’tir. Ve insanların fikirlerine saygı duymak, düşüncelerine saygı duymak, değil mi? Mesela Hz. Mehdi (a.s.) çıktığında İran’da düşünce ne ise, o öyle kalır, Türkiye’de ne ise o, o şekildedir. Hiçbir rejime, hiçbir düşünceye Hz. Mehdi (a.s.) dokunmaz, inşaAllah karışmaz. Ama sevgiye, şefkate, merhamete, dostluğa, kardeşliğe üstattır, güzel ahlaka üstattır. O düşünce içerisinde, dinini yaşamak isteyen insanlar tabii ki çoğalacaktır, takva insanlar tabii ki çoğalacaktır, dinini titizlikle uygulayan insanlar tabii ki çoğalacaktır. İşte Mehdiyet bu, bu şekilde, inşaAllah. Sevgiyle olan Müslümanlıktaki gelişmelerin adı Mehdiyet’tir.
ALTUĞ BERKER:Hocam Vakit Gazetesi’nde bir haber vardı: “Tuncay Özkan F tipi hücreyi övmüş” diye. Geçtiğimiz günlerde tek kişilik bir hücreye konmuş; Ergenekon davasından tutuklu. Bunun üzerine bir kısım basında, hükümete ve yargıya yönelik eleştiriler yer almıştı. Tek kişilik hücrenin insanlara büyük zulüm olduğu yazılmıştı. Ama Tuncay Özkan 2000 yılında, tam bizim olayların hemen arifesinde, tek kişilik hücre cezalarının ne kadar gerekli ve önemli olduğunu, suçun engellenmesinde tek çözüm olduğunu anlatan yazılar yazmış, uzun uzun övmüş.
ADNAN OKTAR:Ben tutuklu olduğumda, buna bu tip haberler gidiyordu. O da, benim tutukluluğumu makul hale getirmek için, benim yaşadığım hayatı güzel göstermek için F Tipini övmüştü o zamanlar. Şimdi kendisi girdi F Tipine, aynı benim girdiğim yere o girdi, bas bas bağırıyor şimdi beni buraya niye koydunuz, diye. Ben girdiğimde F Tipine bayağı övüyordun, hayırlı uğurlu olsun, çok iyi oldu senin için, seni açar orası falan diyordun. Kendin girince basıyorsun feryadı, şimdi bu biraz acayip, değil mi? Ben gözaltındayken naklen yayın yapıyordun Kanal D’den, Adnan Hoca şunu dedi, Adnan Hoca bunu dedi, diye.
ALTUĞ BERKER:Siz söylemiştiniz onlara mektupla Hocam.
ADNAN OKTAR: Ona da yazdım el yazısıyla, onda da mektubum var. Bak böyle yapmayın, böyle etmeyin, gün olur devran döner aynı şekilde siz de bu olaylarla karşılaşırsınız, aynı olaylar sizin de başınıza gelir, dedim. Böyle bir yapıyı, böyle bir tavrı övmeyin, böyle bir hareketi tasdik etmeyin, buradaki tavrın adalet üzerine olması için gayret edin, dedim. Tabii mahkemeleri tenzih ediyorum, benim mahkemelere bir sözüm yok.
“Esselamu Aleykum, Muhammed Adnan Hocam” Ve Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berakatuhu. “Ben Londra’dan kardeşiniz Fatma Ramjin. Geçen gece konferansınıza katıldım, çok hoşlandım. Dr. Oktar ve Cihat çok iyi anlatıyorlardı.” Orada onlar şu anda, değil mi Oktar’la Cihat?
ALTUĞ BERKER:Evet Hocam, İngiltere’deler.
ADNAN OKTAR:Hadi bakalım, nefeslerine kuvvet. “Umarım en yakın zamanda onları tekrar görürüz. Hocam, ben sürekli sizi, HarunYahya.TV’den takip ediyorum. Hocam, Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesi olmak için ne yapmalıyım? Sevgili Hocam ellerinizden öpüyorum. Çok teşekkürler.” Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesi olmak için, aşık olacaksın, sevgi insanı olacaksın, muhabbet insanı olacaksın, zulümden kaçacaksın, yardımsever olacaksın, iyi niyetli olacaksın, samimi olacaksın. Güzel olan herşeyi üzerinde topladığında Hz. Mehdi (a.s.)’ın talebesi olursun, inşaAllah.
Evet, Rebi Semizoğlu “Hz. Mehdi (a.s.) hakkında en doğru bilgiler, Nazım Kıbrısi Hazretleri’ndedir, zira kendisi kutubtur. Şu an dünyadaki en büyük manevi makamı temsil etmektedir.” Benim dediklerimi aynen tekrar ediyorsun kardeşim, bu da doğru. Biz başından beri söylüyoruz, Şeyh Nazım Hocamız kutubtur. Ama Hz. Mehdi (a.s.) ile ilgili sözlerinin manevi derinliği vardır, bazen müteşabih anlatır Hocamız, bazen kapalı anlatır. Onların da çözülmesi gerekir, yani doğrudan zahiri anlamı üzerinde değildir bir kısmı, inşaAllah. Başka ne var filmlerimiz? Bakayım.
VTR: Cübbeli zorluklara karşı dayanıksız olduğunu şöyle anlatıyor.
ADNAN OKTAR:Cübbeli’nin bu üslubu çok çirkin ve çok yanlış. Hz. Mehdi (a.s.)’ı asan kesen bir insan olarak gösteriyor ve Müslümanlığa da, Mehdiyet’e de çok büyük zarar vermiş oluyor. Ahir zamanı, insanların gözünde bambaşka gösteriyor. Hatta bunu bile kesecek derecede, Cübbeli’yi de kesecek derecede bir insan olarak gösteriyor. O merhamet insanını, o şefkat insanını, o aşkı, tutkuyu öğreten insanı, o engin sevgisini bütün dünyaya yayacak olan insanı, eli kanlı bir insan olarak göstermeye kalkıyor. Çok büyük zulüm yapmış olur, çok büyük yanlışlık yapıyor. Hz. Mehdi (a.s.) her zaman insanların fikirlerine, düşüncelerine saygı gösterecek, demokratik ruha sahip bir insandır. Çünkü zor olduğunda mutluluk kalmaz, baskı olduğunda mutluluk kalmaz. Nerede olursa olsun, çocuğa bile sokağa çıkmayacaksın denildiğinde, çocuk müthiş öfkelenir, değil mi? Çocuğun sevgisi bir anda gider, acayip tasalanır. Baskı, azap getirir; hürriyet sevinç getirir. Hz. Mehdi (a.s.) hürriyetçi olacaktır. Dolayısıyla Cübbeli’nin bu sözleri çok yanlış. Peygamberimiz (s.a.v) açık açık söylüyor; “Hz. Mehdi (a.s.) damla kan akıtmaz, uyuyan kişiyi uyandırmaz, insanların burnunu dahi kanatmaz” diyor, çok açık. Kendisi de söylüyor ayrıca, değil mi? Birçok açıklamasında Hz. Mehdi (a.s.)’ın şefkatinden, merhametinden, uyuyan kişiyi dahi uyandırmayacağı, insanlarının burnunu kanatmayacağını kendisi anlatıyor hadislerden.
ALTUĞ BERKER:Karıncayı incitmez, diyor.
ADNAN OKTAR:Karıncayı dahi incitmez, diyor. Sen bunu anlatan adamsın, arkasından beni kesecek, diyorsun. Olur mu öyle şey? Bu zulüm olur, oradaki ifade başka, oradaki ifade başka. Madem hadislere göre anlatıyorsun, hadislere göre anlat, değişiklik yapma, ilave yapma, değiştirme.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın hiç kan akıtmayacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Bak görüyor musun? Bunu hadisten söylüyor, orada da beni kesecek diyor ve böyle kan dökücü bir görüntü vererek, insanların kafasında İslam’a, Müslümanlara ve Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı, Peygamber (s.a.v.)’in o mübarek torununa karşı çok acayip bir izdifham, acayip bir düşünce geliştiriyor. Dürüstçe konuşsana, samimi olarak söylesene Peygamberimiz (s.a.v.)’in hadisleri açık. Bunu söyleyeceği yerde, doğrusunu söyleyeceği yerde bambaşka şeyler söyleyip insanların kafasını bambaşka bir çizgiye getiriyor. Bir daha yayınla o yayını, deminkini bir daha tekrar edeceğiz.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın hiç kan akıtmayacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Bakın görüyor musunuz? Bunu hadisten söylüyor, orada da diyor ki; “Hz. Mehdi (a.s.) beni kesecek.” Ve kan dökücü bir Mehdi görüntüsü vererek, insanların kafasında İslam’a, Müslümanlara ve Mehdiyet’e karşı, Peygamberimiz (s.a.v.)’in o mübarek torununa karşı çok acayip bir izdifham, acayip bir düşünce gelişmesine sebep oluyor. Dürüstçe konuşsana, samimi olarak söylesene, Peygamberimiz (s.a.v.)’in bu hadisleri açık. Bunu söyleyeceği yerde, doğrusunu söyleyeceği yerde, bambaşka şeyler söyleyip, insanların kafasını bambaşka bir çizgiye getiriyor. Bir daha yayınlayın o dediğini.
VTR: Cübbeli, Hz. Mehdi (a.s.)’ın hiç kan akıtmayacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Bizim ruhumuz sevgi ile rahatlar, sevgi olmadığında hasta oluruz, insanlara bitkinlik gelir. İnsanları en açan şey iman, samimiyet ve sevgidir. Bu eksikliğinde, insan hasta olur, dengesi bozulur. İnsan ruhen ve bedenen çöker, bambaşka bir şekle girer. Dünya da çöküyor, insanlar da çöküyorlar. Dünyadan sevgi alındığında, dünya divane olur artık, dünya biter. İman gittiğinde, samimiyet gittiğinde, sevgi gittiğinde dünya maddi ve manevi çöküyor, kıyamet kopuyor ondan sonra, Allah esirgesin. Onun için Hz. Mehdi (a.s.) dünyaya samimiyeti, sevgiyi ve imanı getiriyor. İmanın, samimiyetin, sevginin öğretmenidir Hz. Mehdi (a.s.). Allah bu sebeple de Kıyamet’i durduruyor, yoksa normalde Kıyamet hicri 1400’lerde başlayacaktı. Hadiste Peygamberimiz (s.a.v.) söylüyor: “Kıyamet’in kopmasına bir gün dahi kalsa Allah o günü uzatacak, Ehl-i Beyt’imden, benim soyumdan Hz. Mehdi (a.s.)’ gönderecek ve dünyayı mamur edecek” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) çok açık anlatmış. Kıyamet’in durmasına vesiledir Hz. Mehdi (a.s.), inşaAllah.
SUNUCU:Kısa bir aradan sonra yayınımıza tekrardan devam edeceğiz.
Programımıza devam ediyoruz.
ADNAN OKTAR: “Sayın Hocam, programınızı ilgiyle izliyor ve çok başarılı buluyorum. Allah kabul etsin, bundan 5-6 sene önce ben bir camiide müezzinlik yapıyordum; 15-16 yaşındaydım.” Bütün cemaat kardeşimizin ezanını, kametini beğeniyorlarmış. “Yine bir gün müezzinlik yaptıktan sonra, cemaat içinden yaşlıca bir dede yanıma kadar gelip, bana bağırdı. Bunun üzerine ben de kırılıp, bir daha müezzinlik yapmadım, fakat normal namazıma devam ettim. Ancak bana bağıran o yaşlı dedeyi bir daha hiç görmedim. Acaba o kimdi, iblis olabilir mi? Ahmet Metin.” İblistir tabii, başka ne olacak? Ben de biliyorum, camiilerde öyle bunak dedeler olur, hakikaten çocuklar gelir, onlara bağırır çağırırlar, kovalarlar, bilinir o yani. Hemen hemen her camiide çıkar o. Her camiinin böyle bir-iki tane bunağı çıkar. Oraya gelen hanımlara bağırırlar, çocuklara bağırırlar. Hatta ben hatırlıyorum bayram namazına gelmişlerdi, adam müezzine, hocaefendi bağırıyor diyor ki; Ramazan ayı boyunca oruç tutmadınız, bir de utanmadan buraya namaz kılmaya gelmişsiniz, diyor. Ahmak, akılsız, öyle tipler oluyor. Onları kaale almak, şeytanı kaale almak olur. Şeytanı kaale almakta Müslüman’a yakışmaz, öyle tipler kaale alınmaz, değer verilmez.
“Sayın Adnan Hocam, sizden ve tüm çalışma arkadaşlarınızdan Allah razı olsun. Maalesef uzun yıllardan beri Nur talebesiyim deyip de, Külliyat’tan bir veya iki kitap okumuş olanları üzere gördüm. Birçoğunun ahir zaman alametleri ve şahısları konusunda bilgisi yok. Bu konularda söz açanları engellemeye çalışıyorlar, ama bilerek, ama bilmeyerek. Bu konularda derin dalmayın, işinize bakın deniliyor. Sizlerin delil göstererek yaptığı açıklamaları görmezden gelip, kendi çıkarları doğrultusunda değerlendiriyorlar. Vicdan ve merhamet sahibi olan her insan ise, yapılan hizmetlerin Allah rızası için yapıldığını görmesi gerekir. Bediüzzaman Risale’sinde; bizim düşmanlarımız cehalet, fakirlik ve ihtilaf, ayrılıktır, diyor. Bu üç düşmana karşı sanat, marifet ve ittifak silahıyla mücadele etmemiz gerektiğini bildiriyor. Mümkünse Üstad’ın bu sözlerinin izahlarını gelecek programlarınızda yapmanızı çok arzu ediyoruz. Murat Ermeç, Malatya’dan.” Ben İstanbul’a geldiğimde; Ankara’da da öyle, ama Ankara’da o kadar dikkatimi çekmedi de, İstanbul’a geldiğimde dikkatimi çekmişti. Hakikaten Hz. Mehdi (a.s.) konusunu açtırmıyorlardı, Hz. İsa (a.s.) konusunu da böyle geçiştirdiklerini gördüm. Demagoji tarzında, mantıksız açıklamalarla kapatmaya çalıştıklarını gördüm. Sonra dikkatlice Risale-i Nur’u inceleyince, Hz. Mehdi (a.s.)’ın net olarak hicri 1400’de geleceğini, Bediüzzaman’dan, kendisinden 100 sene sonra geleceğini söylediğini gördüm. Bir de Bediüzzaman’ın her dediği çıkıyor, bakın bu çok önemli. Bir kelime bir yerde bir şey geçiriyor, mutlaka oluyor; dediği bir kelime oluyor, mutlaka oluyor. Ama Hz. Mehdi (a.s.) konusunu yüzlerce sayfa anlatmış, çok kapsamlı anlatmış. Yani yüzde yüz emin olmasa böyle bir açıklama yapmaz, bayağı emin bir üslupla konuşuyor, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.)’ın geleceğini açıkça anlatıyor. Fakat Nur talebesi kardeşler, şimdi evlerde bir disiplin oluyor, bir mantık oluyor. Mesela bir Risale-i Nur dershanesinde; şu kişiye şöyle saygı duyulur, çay şöyle içilir, şöyle oturulur, şöyle yemek yenir, şu konular konuşulur, şu konular konuşulmaz, diye o evin açıklanamayan bir disiplini oluyor. Bazı ailelerin de bir disiplini vardır, bir kuralı vardır. O evlerde de arkadaşların bazı kuralları oluyor, disiplini oluyor, ama bu kurallardan en yaygın olanı; Hz. Mehdi (a.s.)’ın konusunun açılmaması, Hz. İsa Mesih (a.s.) hakkında da bilgi verilmemesi oluyor. Verilse de, demagoji şeklinde kapatılması oluyor. Orada demagoji şeklinde kapatıldığını gören insanın imanında zaaf oluyor o zaman, yani burada bir oyun oynandığını anlıyor, bir şey olduğunu anlıyor. Ben samimiyetsizlik olduğunu açıkça görüyorum, ben gördüm, mesela açıkça samimiyetsizlik olduğunu görmüştüm. Ama şimdi Mehdiyet’ten de bahsedince hakikaten çok büyük bir olay, yani 1980’lerde bir şahsın geleceğinden bahsediyor Bediüzzaman ve gelmiş geçmiş en büyük müceddid diyor. Şimdi Nur talebeleri beklediler; bir kısmı beklemiştir, yani Allahualem beklemişlerdir, etrafı da kontrol ettiler. Eğer çok yetenekli, onların dediği gibi hakikaten ezerek geçen, herkesi etkisine alan birisini görseler, muhtemelen bu Hz. Mehdi (a.s.) olur diyecekler anladığım kadarıyla. Ama adetullahta da böyle bir şey olmaz, yani Hz. Mehdi (a.s.) Müslümanların yardımı ile Mehdilik görevini yapıyor, Bediüzzaman öyle diyor. “Ulemâ ve evliyânın ve bilhassa Âl-i Beyt'ten milyonlar fedakar seyyidlerin iltihaklarıyla, o vazife-i uzmayı yapmaya çalışır.” diyor. Yani yalnız bırakılmış bir Mehdi inancı yok İslamiyet’te. Hissediliyor, yani nur-u imanla fark ediliyor, ona destek veriliyor, yardımcı olunuyor. Yardımcı olunduğunda Allah yolunu açıyor. Yardımcı olunmayınca ne oluyor? Yine başarılı oluyor, kaderi öyle çünkü, bu çok önemli. Hz. Mehdi (a.s.)’a adamlar tavır da alsa; ki bir kısım yobazların tavır alacağını söylüyor Peygamberimiz (s.a.v.), küfür de tavır alacaktır, buna rağmen başarılı olacaktır Hz. Mehdi (a.s.). Fakat en çok çekindikleri, Bediüzzaman’ın alelade bir alim konumuna gelmesinden korkuyorlar, yani Hz. Mehdi (a.s.)’ı müjdeleyen herhangi bir müceddid. Çünkü Mehdilik iddiasında biraz da gurur oluyor aslında; hakikaten ben gördüm bir kısım Nur talebelerinde, bir büyüklük, bir azamet, kendinden eminlik, insanlara üstten, tepeden bakmak, alaycılık. Dikkat ederseniz bazı konuşmalarda alaycı bir üslup görürsünüz. Mesela Hz. Mehdi (a.s.) beklentisini anlatırken, Hz. İsa (a.s.) ile ilgili şeylerde kendinden emin böyle üst perdeden bir üslup vardır bazılarında, bazı kişilerde. Şimdi Bediüzzaman’ı bir müceddid, geçmiş küçük Mehdilerden biri olarak gördüğünde, şahıs kendi gururunu da kaybediyor, kendi enaniyetini de kaybediyor. Gururu ve enaniyeti de önemli olduğu için, o büyüklük hissini bırakmaması için, Bediüzzaman’ın da Mehdiliğini bırakmaması gerekiyor. Çünkü Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olunca, gelmiş geçmiş insanlardan daha üstün olmuş oluyor; hadislere göre de öyledir. Yani bütün geçmiş ümmetlerden daha üstte oluyor. Hatta Peygamberimiz (s.a.v.), “sahabelerden de üstündür onlar” diyor. Onu da bildikleri için bakıyor, kolay da, evde sadece Risale-i Nur’dan okuyacaklar, çay içecekler, evlenecek, çoluğa çocuğa karışacak, hem okula gidecek, biraz da Risale-i Nur’dan okuyup hem büyük olacak, Müslümanların çok üstünde olacak, yani kaale almayacak birçoğunu, Hz. Mehdi (a.s.) talebesi olmuş olacak, hem de kolay bir yol olmuş olacak. Bu psikolojik olarak onu tatmin ediyor. Fakat Hz. Mehdi (a.s.) beklentisi olduğunda, bütün sistem gidiyor. Orada ağabey olarak gördüğü adamlar ikinci dereceye kalmış oluyor, Bediüzzaman’ı yine haşa kendi aklına göre ikinci dereceden görmüş oluyor, yani sıradan görünmüş oluyor. Dolayısıyla gücünü kaybedeceğine inanıyorlar. Ben Nur talebesi kardeşlerimle konuştum, bunu açıkça söylediler, bizim çekincemiz bu dediler. Bende böyle bir etki olmadı. Mesela ben Hz. Mehdi (a.s.) beklentisi içindeyim, Bediüzzaman’ı bayağı seviyorum ve değeri benim gözümde çok büyüktür Bediüzzaman’ın, açık açık da anlatıyorum, görülüyor. Son bin yılın en büyük alimi olarak görüyorum, metafizik bir yapısı var. Ama ben bu konudaki tabii pervasızlıklarını, bu konudaki örtbas etmedeki ittifaklarını bir kısmının hayretle karşılıyorum. Hem bu çizgide nasıl insan iman edebiliyor? Mesela orada dürüst olmadığını bile bile, samimi olmadığını bile bile nasıl devam ettiriyor? Ama ikinci ihtimal de şu aklıma geliyor, Hz. Mehdi (a.s.)’a inanıyordur, fakat Mehdiyet’i gündeme getirmenin riskli olacağını düşünüyordur. Hz. Mehdi (a.s.)’ın faaliyeti açısından riskli olacağını düşünüyor olabilir. Bir de herhalde bakıyorlar etrafa Hz. Mehdi (a.s.)’a benzeyecek birisi çıkacak mı acaba diye, izliyorlar. Eğer başarılı olursa, arkasından gideriz, diye düşünüyor olabilirler. Ama bu Kuran’a göre geçerli değil, Kuran ahlakına uygun değil bu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e sonradan tabi olanlar oldu, ama bu çok acı bir olay oldu onlar için. Dünyada, ahirette onlar için acı bir olaydır bu. O makamları mutlaka düşük olacak sonradan katıldıkları için. İlk başta olanlar gibi olmazlar. Mehdiyet’te de öyle, ilk başta olanlar çok makbuldür. Sonradan katılma; herkes katılır o zaman, öyle bir şey yok. Dolayısıyla esrarengizdir, kardeşlerimiz bu konuyu, yani bütün Müslüman kardeşlerimiz, dindar kardeşlerimiz hepsi bu konuyu büyük bir merakla incelesinler, hayret etsinler. Mehdiyet’i yalanla dolanla nasıl kapatıyorlar, nasıl bu konuda pervasızca yalan söylüyorlar, nasıl oyun oynuyorlar bunu böyle teknik olarak incelesinler, akılcı incelesinler. İnsanların nasıl zavallı hallere düştüğünü ve yalan söylerken her birinin ayrı ayrı, çok muhtelif yalanlarla bu konuyu nasıl örtbas etmek istediklerini sosyolojik bir inceleme gibi inceleyebilirler. Bakın Hz. Mehdi (a.s.)’ı örtmek için, birçok cemaatin içinde birçok kişi, ayrı ayrı yalan söylüyor. Onun yalanı ona uymuyor, onun yalanı ona uymuyor, yani yalanda ittifakları yok, bambaşka yalanlar uygulanıyor. Bunu incelemekten zevk alabilirler. Hakikaten bilmiyor gibi sorabilirler, ben Mehdiyet’i öğrenmek istiyorum diyebilir. Bilen biri olarak değil, bilmeyen biri olarak gidip sorsunlar. Hayretler içinde kalacaklardır yalanlarına, yani koskoca insanların; mesela 40 yaşında, 50 yaşında, 60 yaşında, 70 yaşında insanların nasıl yalan söylediğini ve gözlerini kaçırarak nasıl zora girdiklerini; eğer ustaca sıkıştırırlarsa, yalan söylerlerken nasıl ızdırap çektiklerini göreceklerdir. Ben mesela bir tanesini gördüm, televizyonda yayınlanıyor. Çocuklar soru sordukça; çok özür diliyorum, alenen zırvalıyor, perişan oluyor, dağıldı yani. Konuşmasını yayınlayabilirim bir gün, yani komaya girdi adeta. Bir türlü beceremiyor, daldan dala atlıyor, en sonunda fikrini tamamen değiştirdi şu an, yine Hz. Mehdi (a.s.) gelecek diyor ama, iyice karıştırmış olayı. Bu sefer de Bediüzzaman’ı Peygamber haline getirmiş. Yani Hz. Mehdi (a.s.) derken, bu sefer de Peygamber diyor Bediüzzaman’a, alenen Peygamber’dir, kitaplı Peygamber, diyor. Bu dağılmanın şiddetini gösteriyor. Bakın görüyor musunuz? Şeytan onlara Mehdiyet’i reddettirmek için bakın ne deliliklerin içine sokuyor ve ne anormalliklerin içine sokuyor, ne perişan hallere giriyorlar. Ve hakikaten de buz gibiler, içlerinde bir sevgi olmuyor. Bakıyorum ferleri gitmiş, şevkleri gitmiş, neşeleri gitmiş, Allah kalplerindeki o heyecanı öldürüyor, o mücadele azmini öldürüyor. Çok bitkin, bitap, son derece sakin, kendi aralarında oluşturdukları özel bir kıyafet modeli, ses modeli, vurgu modeli, anlatım modeli oluşturuyorlar, o da ortak takdir meydana getiriyor. Mesela şu kıyafette, şu üslupta ve hatta genizden konuşmalar, bıyık modeline kadar aynısı olduğunda; bir kısmı için söylüyorum tabii, hepsini tenzih ederim, az bir kısmı için söylüyorum, o adamı takdir ediyorlar. Ama böyle Mehdiliği açık açık özgürce anlatan birisi olduğunda, akıl almaz reaksiyon gösteriyorlar, sanki azı dişleri sökülecek böyle. Ne var yani, ne olur Mehdiliği anlatsa? Nihayet bir inanç bu. Kabul edersin veya etmezsin, ama dürüstçe söyle. Mesela Mehdi beklemek insanı niye tedirgin etsin? Ben Hz. Mehdi (a.s.)’ın çıktığına inanıyorum, ama nerde olduğunu bilmiyorum, kim olduğunu bilmiyorum, bu benim inancım. Ben bu inançtan hiçbir şey kaybetmiyorum, şevkim bayağı artıyor, heyecanım bayağı artıyor, hiç kimseye de bir zarar vermez. 1400 seneden beri Hz. Mehdi (a.s.) beklenmiş, kimseye bir zarar vermemiş. Ve her devirde Hz. Mehdi (a.s.) çıktı denmiş, buna rağmen hiç kimseye zarar vermemiş. Peki bu devirdeki paniğin anlamı nedir? Bu şiddetli paniğin anlamı nedir? Fatih Altaylı ayrı panik halinde, Aydın Doğan’ın takım ayrı panik halinde, Cübbeli ayrı panik halinde, Nur talebelerinin bir kısmı ayrı panik halinde. Bakın internet sitelerine, tek konu Mehdiyet paniğidir. Ana panik bu, başka panik yok, Hz. Mehdi (a.s.) paniği var. Mesela Cübbeli dergi çıkarıyor, sırf buna ayırmış, yani Hz. Mehdi (a.s.)’ın gelmeyeceğine ayırmış. Kasr-ı Arifan, şu. Bakın ne diyor üzerinde? “Mehdi Çıktı”. Şimdi yanlış anlaşılmaması için tabii altındaki açıklamayı okuyayım. “Diyerek Resulullah (sallallahu aleyhi ve selem)’e Muhalefet Edenler”. Şimdi Hz. Mehdi (a.s.) çıktı diyerek müjdelemek muhalefet mi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in emrini yerine getirmek mi? Peygamberimiz (s.a.v.) ne diyor? “Mehdi ile müjdelenin” diyor. Hz. Mehdi (a.s.) ile müjdelenmek, alametler çıkınca alametler çıktı demek, Peygamberimiz (s.a.v.)’in emrini yerine getirmektir. Şimdi ben Peygamberimiz (s.a.v.)’in alametlerini; yaklaşık 30 alameti, yani çıkan büyük alametler var Hz. Mehdi (a.s.)’ın; çıkışının büyük alametleri ve küçük alametleri var. Ben o alametlerin, yaklaşık 30 alametin ilk 15 alametini, 15 ayrı kitap haline getiriyorum şu an. Kuyruklu yıldızın çıkışını bir kitap haline getiriyorum. Kabe’de baskın yapılmasını bir kitap haline getiriyorum, bol belgeyle. Ramazan ayında ay ve güneş tutulmalarını bir kitap haline getiriyorum. Bütün hadislerle, detaylarla, ilgili ayetler, ebcedler bakımından hepsini açıklıyorum. Bu da çok faydalı olacak kardeşlerimize zannediyorum. Tabii bunu ayrıca VCD haline de getireceğiz, bu şekilde devam edeceğiz. Ama birdenbire tabii etkili olmuyor, yani insanların aslında ahir zamanda biraz da imanı zayıf oluyor. Bediüzzaman; “asıl hastalık iman zafiyeti” diyor. Nur talebelerinin bir kısmında da asıl dert bu oluyor, iman zafiyeti. İman zafiyeti olunca Hz. Mehdi (a.s.)’a da inanamıyor, Hz. İsa (a.s.)’a da inanamıyor, başka şeylere de inanamıyor. Ama mesela Hz. Mehdi (a.s.)’a şahs-ı manevi denilince, buna inanma onun için zor olmuyor. Şahs-ı manevi demek ne demek? Milyonlarca adam Mehdi olmuş oluyor, milyonlarca insan. Bu makul onun için, yani bir şey yok bunda, heyecanlanacağı bir şey yok. Bir de bir riski yok bunun. İmanı zayıf olan insanlar riskten çok kaçınırlar, canları çok tatlıdır istemezler. Bir de imanları zayıf olduğu için, inanılması zor olan şeyleri kendilerine göre kolaylaştırmaya çalışıyorlar. Mesela farz edelim cehennemi göremiyorsa, ne yapayım, cehennem güneştir, diyor. Güneşe bak, cehennem orada diyor. Onu kafasında kolaylaştırmaya çalışıyor iman zafiyetinden. Halbuki alakası yok, cehennemle ne alakası var? Cehennemde apayrı bir sistem var, detaylar var. Dolayısıyla kardeşlerimiz bu önümüzdeki yılları da dikkatli izlesinler. Hz. Mehdi (a.s.)’a karşı imanı zayıf olanlarla, imanı güçlü olan samimi Müslümanların bir mücadelesi olacaktır. Mesela bak Cübbeli ne diyor? İçinizde en bozuğunuz benim, korkak, ödlek bir şey olduk, diyor. Yani kendisinin korkak ve ödlek olduğunu söylüyor. En bozuğu benim aranızda diyor ve derin düşünme olmaz diyor, derin düşündüğünde insanın aklı gider, diyor. Düşünmeyeceksiniz, koca karı imanıyla yaşayacaksın, diyor. Şimdi böyle bir kafada, böyle bir mantıkta zaten derin bir tefekkür, geniş bir ufuk, delillendirme; bir delil çıksa da, Hz. Mehdi (a.s.)’ın delilini görme diye bir konu da olmaz. Mesela kuyruklu yıldızlar çıktı, diyoruz. Yok, çıkmadı, diyor adam. Ne diyeceksin? Bak Halley çıktı, ortada, bütün dünya gördü, gazeteler yazdı diyoruz. Yok, ben görmedim, diyor. Ne yapıyorsan yap. Yani adamın görmemesi yeterli oluyor. Onun taraftarları da diyor ki; Cübbeli görmemiş, o görmediğine göre yok, diyor o kadar. Mantığa bak. Bak iki yıl üst üste 15 gün arayla ay ve güneş tutulmaları oldu, takvim yapraklarını gösteriyoruz, yok ben görmedim, diyor. Artık takvim yaprağı gösteriyorum, ne yapayım daha bunun üstüne, değil mi? Gazetelerden gösteriyoruz, yok ben görmedim, diyor. Bak Fırat’ın suyu kesildi diyoruz, Fırat’ın tarihinde yok, Fırat Nehri’nin tarihinde yok. İlk defa, bir kere kesiliyor, yok kesilmedi, böyle bir şey olmadı, olduysa bana söyleyin, diyor. Kardeşim şimdi bunlarda mantık allak bullak olmuş, artık ne diyeceksin bu adama sen, değil mi? Şimdi böyle ama bizim anlattığımız insanların yüzde 99’u anlıyor. Yüzde 1’i anlamıyor diye anlatımı durdurmayız, sürekli anlatacağız. Mesela kitap haline getirmemin nedeni, bir kısım arkadaşlar kavrama güçlüğü çekiyorlar. Kavrama güçlüğü çektikleri için, bakın 15 ayrı alamete, 15 ayrı kitap hazırlıyorum kolay kavrasınlar diye. VCD haline getirtiyorum kolay kavrasınlar diye. Bak 15 gün arayla ay ve güneş tutulması oldu diyoruz, 20-30 kez tekrar ettikten sonra yavaş yavaş kavramaya başlıyor, doğruymuş diyor. Biz de bunu anlatacağız, başka türlü çaresi yok yani. Var böyle, eğitim metodudur bu, kavrayıncaya kadar anlatacaksın.
ALTUĞ BERKER: Biraz önce bahsettiğiniz konuyla ilgili, Hz. Mehdi (a.s.)’ın mutlaka başarılı olacağı ile ilgili bir hadis okuyorum, inşaAllah. “Dostları yiğit, şecaatli, salih, imanlı kişilerdir. Ona itaatte gayretlidirler. Nereye ve hangi işe yönelseler mutlaka zafere ulaşırlar.” diyor Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Hz. Mehdi (a.s.) ve talebeleri için, inşaAllah. Siz aynı olmaz demiştiniz Hocam öncekiler ve sonrakiler, o konuda da ayet okuyorum. Şeytandan Allah’a sığınırım. “İçinizden, fetihten önce infak eden ve savaşanlar (başkasıyla) bir olmaz. İşte onlar, derece olarak sonradan infak eden ve savaşanlardan daha büyüktür.” Diyor, inşaAllah. Risale Haber’de bugün yine dediğiniz tarzda bir haber vardı Mehdilik üstüne.
ADNAN OKTAR: Bir kere bir şey bir türlü anlatılamıyorsa, mesela şahs-ı maneviliği bir türlü kavratamıyorlarsa, bunda bir anormallik vardır. Daha önce İmam-ı Rabbani’yi biz anlamada zorluk çekiyor muyduk? Mesela İmam-ı Rabbani denen bir şahıs vardır çok netti, onun halifeleri, talebeleri vardı ve onların bir hizmeti vardı. Şahs-ı manevi, şahs-ı manevi diye gece gündüz kimse orada ortalığı birbirine katmıyordu, değil mi? İmam-ı Rabbani var, bu kişiler de onun talebeleri, diyorlardı. Başarılı olduğunda da Allah onu, İmam-ı Rabbani’yi vesile etti diyorlardı. Talebelerini ikinci dereceden söylüyorlardı. Şu an ne oldu böyle birdenbire Hz. Mehdi (a.s.)’ı ortadan yok etmeye çalışma faaliyeti var, bu nedir? Biz de tabii ki anlatacağız. Zannediyor ki arkadaşlar ben Mehdilik iddia edeceğim ve ediyorum, onun için bu kadar heyecanla bunun üzerinde duruyorum. Kardeşim defalarca yemin ettik, artık bu işi bu çizgiye getirmenin alemi yok. Çünkü bu adamlar böyle demesin diye, bunların mantığına göre benim Hz. Mehdi (a.s.)’ı anlatmamam gerekiyor. Hz. Mehdi (a.s.) anlatmamak ne demek? Türk-İslam Birliğini reddetmek demektir, çünkü şahs-ı manevi hiçbir zaman için lider olmaz ve hiçbir zaman için başarı kazanmamıştır şahs-ı manevi. Bana tarihte bir göstersinler şahs-ı manevi ile ne kazanılmış. Mesela Libya’da şu an şahs-ı manevi var, Libya kırıp geçiriyor birbirini. Lider olmadığı için kırıp geçiriyor. İslam aleminde de şahs-ı manevi var hepsi paramparça, hepsi birbirine düşmüş vaziyetteler, perişanlar. Nur talebelerinde de şahs-ı manevi var, paramparça Nur talebeleri, hiçbiri birbiriyle görüşmüyor, konuşmuyorlar, yani muhatap dahi olmuyorlar birbirleriyle. Şahs-ı manevi bu hale getiriyor işte, inşaAllah. Ama yüzde 99’u çok samimi, dürüst, iyi insanlardır biliyorum, tanıyorum, konuşuyorum. Belki iyi niyetle yapıyor, büyük bir bölümü iyi niyetle yapıyor, ama samimiyetsiz yapanlar bizim tabii asıl muhatabımız.
ALTUĞ BERKER: “Şirket-i Kutsiye” demiş Hocam bu yazıyı yazan kardeşimiz.
ADNAN OKTAR: Şirket, bak Mehdiyet’i şirket olarak alıyor. Adamlar alışmış şirkete, şirket aşağı, şirket yukarı. Nerenin şirketi? Şirket, şirk kelimesinden türeyen bir kelime şirket.
Mesela, “”Mehdi kırk yaşında olacak” diyor Muhbir-i Sadık (a.s.). Yani kırk yaşından sonra eski mesleğinden nedamet edip dergah-ı ilahiyeye dönecek. Seyyidinden kaçmış bir köle gibi yalvaracak; kırk yaşının getirdiği bir vakarla bizim dünyamıza karışmadığını ve karışmayacağını ilan edecek.” Bu ne demek yani? Bizim dünyamıza karışmayacak ne demek? Dünyaya hitap ediyor zaten, nasıl karışmaz? “İnsanlar ‘grip’ olduklarını zannederken, O ‘kanser' teşhisi koyacak. Elbette teşhisi farklı olanın, tedavi usulü de farklı olacak. Peki, biz neyi bekliyoruz? Kırk yaşına gelmeyi mi? Mehdi olmamız mümkün değil, fakat ‘talep eden’ de mi olamıyoruz?” “Mehdi olmamız mümkün değil, fakat talep eden de mi olamıyoruz?” “Muhyiddîn-i Arabî: "Mehdi ism-i Hâdi’nin, Deccâl ism-i Mudill’in mazhâr-ı kâmilidir" diyor. Vakti taayyün etmeyen bir bilmece, bir ümit ceşmesi bu. Mehdiyet bir şahs-ı mânevî, Mehdi onun bir mümessili.” Kardeşim tamam mümessili de, mesela İslamiyet şahs-ı manevi, mümessili Peygamber Efendimiz (s.a.v.). Ama çok büyük bir olay Peygamberimiz (s.a.v.)’in varlığı, değil mi? İmam-ı Rabbani tamam bir varlık, yani İmam-ı Rabbani’nin talebe topluluğu var, o, onun mümessili, ama İmam-ı Rabbani bir olay. Ama siz Mehdiyet’i örtbas etmek için bunu kullanıyorsunuz, Mehdi ismini ve Hz. Mehdi (a.s.)’ın varlığını yok etmek için bunu kullanıyorsunuz. Abdülkadir Geylani, Kadiri Tarikatı dediğinde hep Abdülkadir Geylani akla gelir. Şahs-ı manevisi ayrıdır, ama bütün sistem Abdülkadir Geylani üstüne kurulmuştur. Mesela bütün sistem İmam-ı Rabbani üstüne kurulmuştur. Gerek Hüseyin Hilmi Işık Hocamız’ın talebeleri olsun, Mahmut Hocamız’ın talebeleri olsun, İmam-ı Rabbani dendiğinde akan sular durur adeta. Şahs-ı manevi diyorlar mı onlara, hiç demişler mi? Bediüzzaman İmam-ı Rabbani’ye şahs-ı manevi dedi mi, Abdülkadir Geylani’ye şahs-ı manevi dedi mi? Nur talebeleri kendileri diyorlar mı? Hangisi diyor İmam-ı Rabbani’ye şahs-ı manevi diye? Abdülkadir Geylani’ye hangisi şahs-ı manevi diyor? Hep onların şahsını esas alıyorlar. Peki, Hz. Mehdi (a.s.)’da ne oldu da, birden bire Hz. Mehdi (a.s.)’ı yok etmeye çalışıyorsunuz, değil mi? İmkanları olsa ağızlarına almayacaklar, hiç konuşmayacaklar. Burada bir fevkaladelik var, yani deccalin, iblisin bir oyunu olduğunu ve bu oyunun da bir nevi onlara etki ettiğini, farkında olmadan onlara etki ettiğini bilmeleri lazım.
“Selamun Aleykum.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Seyyid Adnan Hocam, hayırlı geceleriniz olsun, inşaAllah. Allah’ın izniyle iyisinizdir, inşaAllah. Ekranlardan gördüğümüz kadarıyla sizi maşaAllah çok iyi görüyoruz. Allah bu sağlığınızın devamını getirsin, inşaAllah. Her akşam sizlerin sesiyle evimiz şenleniyor. Konuşmanız, sohbetleriniz bizim her geçen gün İslam’a bakış açımızı daha net ve daha sağlıklı bakmamızı ve görmemiz sağlıyor. Allah razı olsun sizden, inşaAllah. Konuşmalarım da inşaAllah bir yanlışlık yoktur efendim. Sizi bir ağabey gibi gördüğüm için size bu yazıları yazıyorum efendim. Ben 20 yaşındayım. Beni böylesine bir yaşta doğru yola ulaştırdığınız için sizden Allah binlerce kez razı olsun. Hakan Yılmaz.” Tamam, Hakan dediklerine bakacağım, inşaAllah. “Sadece bir bildirme. Selamun Aleykum. Zaman Gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce, Kon TV’de Erbakan Hocamız’ı ve Milli Görüş’ü konuşuyor.” diyor.
ALTUĞ BERKER: Geçen gün Barış Manço’nun tasavvufi yönünden bahsetmiştiniz Hocam. Mehmet Kırkıncı Hoca Efendi görüşmüş zamanında Barış Manço ile. Kendi internet sitesinde de bu bilgileri sunmuş ve beraber resimleri de var. Onunla bir konuşması olmuş ve sonra da Barış Manço ondan çok etkilenmiş, hayatının dönüm noktası olduğunu söylemiş. Ona hitapları var arzu ederseniz Hocam, inşaAllah.
ADNAN OKTAR: Mehmet Kırkıncı Hocamız, Fethullah Gülen Hocamız’ı da yetiştiren odur, Barış Manço’nun da imanlı bir insan olmasına vesile olmuştur ve bir çok ünlü kişinin de yine imanlı bir insan olmasına vesile olmuştur, inşaAllah.
“Selamun Aleykum Muhammed Adnan Hocam.” Aleykum Selam ve Rahmetullahi ve Berekatuhu. “Çağrı filmi yeniden çekilse ve yönetmeni de ben olsam, Hz. Hamza (r.a.) rolünü size verirdim değerli Hocam.” Allah, Allah. “Çok heybetli, çok karizmatik, sanki böyle Hz. Musa (a.s.)’ın devrinde yaşamış birisi gibisiniz. Siz sarık taksanız heybetiniz daha da göz alıcı olur. Bu iltifatları hak ediyorsunuz, sizi seviyoruz. Demek istediğim, sizi belli eden bir şey var. Siz de yüz kişi içinden direkt fark edilirsiniz. Sizi gördüğümüzde Allah’ı hatırlıyoruz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de: “Sizin en hayırlınız, görüldüğünde Allah’ı hatırlatanınızdır.” buyuruyor. Siz de öylesiniz, maşaAllah Hocam. Ellerinizden öperim Hocam. Acemi talebeniz Ersin.” MaşaAllah. Ersin bir hayli seviyor bizi demek ki, maşaAllah.
“Peygamberimiz (s.a.v.) yabancı kadınlarla perde arkasında mı konuşurdu? Selamun Aleykum Hocam. Sizinle ilgili gerek bloglar, gerek facebook aracılığıyla yazılar ve videolar paylaşıyorum sürekli. Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’in yabancı kadınlarla perde arkasından muhatap olduğu veya yüzlerine bakmadığı söyleniyor bana sık sık. Bunu sizin sohbetlerinizde eleştiri olarak yöneltiyorlar bana. Peygamberimiz (s.a.v.) hakkında söylenen bu sözün aslı var mı? Peygamberimiz (s.a.v.) gerçekten tesettürsüz hiçbir kadının yüzüne bakmaz mıydı? Eğer öyleyse biz nasıl davranmalıyız? Yasin Çınar.” Peygamberimiz (s.a.v.) hanımların yüzüne bakmıyormuş… Perde arkasından… O zaman ümmetinin yarısını görmemiş demektir Peygamberimiz (s.a.v.), o zaman sahabelerin yarısını görmemiş, hanımların yarısını görmemiş. Peki, ayette diyor ki Cenab-ı Allah; “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de, artık bundan sonra yeni kadınlarla evlenmek sana yasak,, haram” diyor Allah. “Güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de” şimdi perde arkasından Peygamberimiz (s.a.v.)’in gördüğünü söylüyor kardeşlerimiz, yani bir mucize olarak görüyor olabilir. Ama ben böyle bir hadis duymadım. Yani alenen görüp, beğenip; beğendiği kadınlar için ayette ifade var. Bakın, “beğendiğin halde sana hanımlarla evlenmek yasaktır” diyor. Peygamberimiz (s.a.v.) kadınların yüzüne bakmazsa nasıl olur? Ümmeti ile muhatap oluyor, tabii ki bakar yüzüne. O ayet ne o zaman, anlamı ne oradaki ayetin? Bakın, “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de” diyor. Demek ki görmüş, güzelliğini de görmüş, fakat evlenmeyeceksin, diyor Allah. Yanlış anladıysam anlatsınlar bana ayeti. Peygamber ümmetini görmez olur mu, ümmetinin yarısını? Niye görmesin yani, niye yüzüne bakmasın? İnşaAllah. Öyle bir şey olmaz. Bütün Peygamberler ümmetiyle muhatap olur. Hz. İsa (a.s.) da, mesela fahişe kadınlarla da görüşüyordu, hepsiyle görüşüyordu, her türlü kadınla görüşüyordu. Normal insanlarla da görüşüyordu, çocuklarla da görüşüyordu; İncil’de de var görürsünüz. Hz. Musa (a.s.) da, mesela Peygamber kızlarıdır görüştüğü, Kuran’da belirtiliyor. Çobanlar var uzakta, kadınlar, mübarek annelerimiz görüşmüyorlar çobanlarla. Adamlar hanzo, adamlar öküz, anlamışlar, yanaşmıyorlar. Ama Hz. Musa (a.s.)’a bakıyorlar diyorlar ki bakın, “güvenilir ve güçlü birisi.” Kardeşim şimdi görmeden, konuşmadan güvenilir ve güçlü olduğunu nereden anlasın? Muhatap oluyorlar, zaten konuşuyorlar. Hz. Musa (a.s.) onlarla konuşuyor, onlar, onunla konuşuyor. İnsan, görmediği bir insanın, yani yüzünü görmediği, kim olduğunu bilmediği kadınların koyunlarını sular mı? Görmüş, onların ihtiyacı olduğunu anlamış, onlar da ona bakmışlar, görmüşler, değil mi? Bakın, “güçlü ve güvenilir” diyor. Demek ki dikkatlice görmüşler, bakmışlar; ayet bu, Kuran ayeti. Hz. Süleyman (a.s.) Sebe Melikesi Belkıs’ı getiriyor, sırtını mı dönüyor? Sarayı gezdiriyor. Zemin var, böyle havuzu andıran zemin, Hz. Süleyman (a.s.) özellikle çağırıyor gel diyor; onun havuz zannedeceğini biliyor. Kadın bacaklarını açıyor, ayaklarını açıyor suya gireceğim diye. Su değil halbuki cam, ama su gibi görünüyor, öyle özel olarak yapılmış kristalden. Anlaşılamayacak derece de mükemmel, müthiş bir teknoloji kullanılmış. Orada konuşuyor Sebe Melikesi ile Hz. Süleyman (a.s.), sırtını dönmüyor, yani yüzüne bakıyor. Yapmasınlar bunları, bunlar acayip laflar, acayip sözler. Kuran’ı baştan sona kadar reddeden üsluplar olmuş oluyor. Olur mu öyle şey? Yani ben bu ayetleri yanlış mı anlıyorum, yanlış mı yazıyor, yanlış tercüme mi? Açık işte, alenen yazıyor orada, net. Bakın hatta hanım orada ayaklarını suya gireceğim diye sıvıyor. Hz. Süleyman (a.s.) da orada konuşuyor, kadınla uzun uzun konuşması var Hz. Süleyman (a.s.)’ın. Peygamberimiz (s.a.v.) sahabe kadınlarla sürekli görüşüyor, konuşuyor. Olur mu öyle şey? Ayette ifade açık. Bakın diyor Cenab-ı Allah, “güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de” diyor. Güzelliği değil, bakın güzellikleri, birçok hanım tespit etmiş Peygamberimiz (s.a.v.). Evlenmeyeceksin, diyor Cenab-ı Allah. Görmeden güzelliğini nasıl görsün? İnşaAllah.
Mustafa Karaman Hocamız Nur talebesi, bakalım, dinleyelim Hocamız’ı
VTR: Nur talebelerinden Mustafa Karaman, Hz. Mehdi (a.s.)ın 3 vazifeyi bir arada yapacağını anlatıyor.
ADNAN OKTAR: Burada kardeşimiz, nihayet böyle normal konuşan Nur talebeleri olduğunu da görmeye başladık, maşaAllah. Dürüst, güzel konuşmuş. Hz. Mehdi (a.s.) bütün görevleri yapacak bir şahıstır, hepsini yapacaktır. Diyanet, siyaset, saltanat aleminde hepsinde görev yapacak. Ama bakın siyasetin ahlakını mükemmelleştiriyor Hz. Mehdi (a.s.), siyasete girmiyor, siyasetin ahlakını güzelleştiriyor. Diyanette de, orada da mevcut sistemin tam Kuran’a uymasını, Kuran ahlakına uymasını sağlıyor, inşaAllah. Çünkü Bediüzzaman bunu çok açık söylemiş; Hz. Mehdi (a.s.) siyasete girmez, diyor. Hz. İsa (a.s.)’dır dünya siyaseti ile ilgilenecek olan. Hz. Mehdi (a.s.)’ın siyasete manevi yönünün takviyesi çok önemlidir tabii. Merhamet, şefkat, adalet, dürüstlük, iyi niyet, candanlık, bu yönünü tamir edecektir Hz. Mehdi (a.s.), inşaAllah.
Atomun yapısı ile ilgili bir film… Evet, atomun yapısı, tabii çok harikadır. Filmi göster sonra ben konuşayım, inşaAllah.
VTR: Bilim adamlarına atomların gerçekte nasıl göründüğünü sorduk.
ADNAN OKTAR: Evet maşaAllah, bayağı güzel, açıklayıcı olmuş, zaten her zaman anlatıyoruz.
“Risale-i Nur Gençlik Kongresi’nin konusu İttihad-ı İslam olarak tespit edildi.” Hele şükür, maşaAllah. “Hayırlı akşamlar muhterem Hocam. Üstadımız’ın sürekli eserlerinde dile getirdiği ve bu zamanın farz vazifesi olarak gördüğü İttihad-ı İslam, 22 Nisan tarihlerinde Ankara’da düzenlenecek birinci Risale-i Nur Gençlik Kongresi’nde görüşülecek. ‘Yazarların Risale-i Nur perspektifi ile konuyu incelemeleri, İttihad-ı İslam önündeki engelleri ve muhtemel çözümlerin tartışmalarını, güncel konjonktürde bu gayenin gerçekleşmesinin pratikte yansımalarının müzakerisini ve aşağıdaki sorulara cevap bulunmasını hedeflemekteyiz’ diye bir bölüm bulunmakta. Sayın Hocam sizin eserleriniz ve sohbetlerinizi eğer arkadaşlar takip ederlerse, tüm bu sorulara en keskin ve en net cevapları alabileceklerini düşünüyorum. Koray Alptekin.”
Kemal Bahadır, İnci sözlüğün selamlarla bize sunduğu bir arkadaş. “İnci gibi program kutlarım” diyor. Söylüyorum, dinlemiyorlar. Diyorum ki, bakın kapalı bir üslupla yazın, anlaşılmasın.
“Sevgili Muhammed Adnan Hocam Hz. Süleyman (a.s.) ve Hz. Zülkarneyn (a.s.) 500 ay hükümranlık sürdürmüşler, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) 500 ay dünyaya hükmedecek, inşaAllah. Eğer Hz. Mehdi (a.s.) şu an...” diyor işte bir yaş vermiş orada, “yaklaşık işte 106 yaşına kadar yaşayacak diye hesapladım” diyor. İnşaAllah, bakalım göreceğiz. Hz. Mehdi (a.s.) çıksın, o zaman anlarız. Hz. Mehdi (a.s.)’ı göreceğiz önümüzdeki günlerde, inşaAllah. “Sevgili Muhammed Adnan Hocam lütfen okuyun.” diyor. Hocam okuyun lütfen diyor, Azerbaycan’dan yazmış. “Allah’ın selamı üzerinize olsun.” Aleykum selam “Muhammed Adnan Hocam, Allah’a hamd olsun bugün nur yüzünüzü gördük.” O kadar, soru yok. Ne şekerler böyle, maşaAllah. Özetle herkes çok samimi olsun, çok candan olsun. Böyle işine gelmediği için ıvır kıvır laflara gerek yok; dini konuları tenzih ederim. Veyahut Allah affetsin öyle demeyeyim çünkü dini konular olacağı için her halükarda. Son derece dürüst ve içten bir üslup kullanmaları gerekiyor. Bir kere Müslüman kardeşlerin, bazı insanların birbirlerini sevmemeleri çok anormaldir. Ben Nur talebesiyim, ama Şeyh Nazım Hocamı canım gibi severim, acayip seviyorum. Mahmut Hocamı çok severim, Muhammed Raşit Erol Hazretleri’ni çok severim, canı gönülden severim. Ben anlayamıyorum, mesela adam Nur talebesi oluyor, muhatap dahi olmak istemiyor. Veyahut o adam muhatap oluyorsa, öbürü başka bir tarikat mensubu oluyor, görüşmek dahi, muhatap dahi olmak istemiyor. Bu nasıl iştir ben anlamıyorum. Nur gibi insanlar, insan nasıl sevemez? Şeyh Nazım Hocam dünya tatlısı, acayip şeker, nur gibi, gördünüz üslubu. Bir daha gösterin Hocamı bir daha göreyim.
VTR: Şeyh Muhammed Nazım Kıbrısi Hazretleri Sayın Adnan Oktar’ı Anlatıyor. (3 Mart 2011, Kıbrıs)
ADNAN OKTAR: Bu güzeller güzeli Hocamız’a Allah Hz. İbrahim (a.s.) gibi, Hz. Musa (a.s.) gibi uzun ömür versin. Allah başımızdan eksik etmesin. Dünya tatlısı, bak gördünüz değil mi? Acayip sevimli, üslup şeker, tavrı çok güzel, son derece mütevazı, iyi niyetli, hayra yoran, sevecen, samimi, şefkatli, aydın. Kimya mühendisidir Hocamız biliyorsunuz, bir çok yabancı dil bilir; Arapça, İngilizce dahil olmak üzere. Genel kültürü de olağanüstüdür, müthiş genel kültürü vardır. Nezaket, adap, edebin üstadıdır. Mükemmel bir Osmanlı terbiyesine sahiptir. Saray terbiyesi vardır. Son derece nezaketli, efendi bir insandır. Allah ömrünü uzun etsin, sağlık sıhhat versin, kalbine sürekli neşe versin Hocamız’ın. Allah bizlerden ayırmasın, inşaAllah. Hz. Mehdi (a.s.) ile Hz. İsa (a.s.) ile birlikte aynı sofrada yemek yemeyi, Hocamız’la birlikte yemeyi Allah hepimize nasip etsin, inşaAllah.
SUNUCU: “Adnan Oktar ile Gece Sohbetleri” programımıza 00:30’da Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo, Tokat Turhal Süper TV ve Radyo, Kütahya Destan TV ve HarunYahya.TV sitemizden devam edeceğiz. Bizleri yarın 22:00’den itibaren Aksu TV, Kaçkar TV, Mavi Karadeniz Radyo ve www.HarunYahya.TV internet sitemizden takip edebilirsiniz.
Kuran Tefsiri
Devamı ...Dergiler
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...Kuran'ın Bazı Sırları
Devamı ...Adnan Oktar Ne Demişti Ne Oldu
Devamı ...Kısa filmler - Mutlaka izleyin
Devamı ...